Ana Sayfa Blog Sayfa 1001

Êlih’te 7 yaşındaki kız çocuğu ölü bulundu

Êlih’in Beşevler Mahallesi’nde bir kız çocuğunun cansız bedeni bulundu

Êlih’in (Batman) Beşevler Mahallesi’nde 7 yaşındaki bir kız çocuğunun cansız bedeni kömürlükte bulundu. Edinilen bilgiye göre, teyzesinin evine ait kömürlükte 7 yaşındaki kız çocuğunu hareketsiz gören akrabaları durumu yetkililere bildirdi.

Olay yerine sevk edilen sağlık görevlilerinin yaptıkları incelemede kız çocuğunun hayatını kaybettiğini belirledi. Çocuğun cenazesi, otopsi için Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna götürüldü.

Polis ekiplerince çocuğun babası şüpheli olarak gözaltına alınırken, soruşturma başlatıldı.

ÊLIH

 

#Êlihte #yaşındaki #kız #çocuğu #ölü #bulundu #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Sibel Tekin hakkında tahliye kararı

Hedef gösterilerek ‘Örgüt üyeliği’ suçlaması ile tutuklanan belgesel yönetmeni ve akademisyen Sibel Tekin hakkında tahliye kararı verildi

Kalıcı yaz saati uygulaması için belgesel çekimi görüntüleri gerekçe gösterilerek 17 Aralık’ta tutuklanan Belgesel yönetmeni Akademisyen Sibel Tekin hakkında tutukluluğuna yönelik itirazlar değerlendirilerek verilen ara karar veren mahkeme Tekin’in tahliyesine karar verildi.

Tekin’in bu akşam Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden serbest bırakılması bekleniyor. Tekin, hakkında açılan dava kapsamında 23 Şubat 2023’de hakim karşısına çıkacak.

ANKARA

#Sibel #Tekin #hakkında #tahliye #kararı #Yeni #Yaşam #Gazetesi

HDK Kadın Meclisi sonuç bildirgesini açıkladı

HDK Kadın Meclisi yayınladıkları 12’nci Genel Kadın Konferansı’nın sonuç bildirgesinde, ‘Tipçi, tek dilci, heteronormativ erkek anlayışa karşı meclislerimizle seçim faaliyetinin lokomativ gücü olacağımızı deklare ediyoruz’ dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi, “İsyanımız erkek egemenliğine, ısrarımız özgür ve eşit yaşama” şiarıyla 28 Ocak’ta gerçekleştirdikleri ve Kadın devrimcilerden Maria Suphi ve Jîna Eminî’ye atfettikleri 12’nci Genel Kadın Konferansı’nın sonuç bildirgesini açıkladı.

Erkek egemen sistemin tüm dünyada “işbirliği” yaparcasına kadınlara ve ezilen halklara dönük saldırılarını arttırdığına dikkat çekilen bildiride, kadınların Rojava’da kadın devrimine ve İran’da Jîna Emînî’nin katledilmesinden sonra başlayan protestolarda yapılan katliamlara ve buna baskılara rağmen yükselen “Jin, jiyan, azadî” ve “Zan, zendegi, azadi” sloganlarıyla gerçekleşen isyana ve direnişe vurgu yapıldı.

 Erkek-devlet şiddeti arttı

Bildiri de ayrıca, Afganistan’da Taliban rejiminin yönetime el koymasıyla kadınların yaşam hakkının elinden alınmaya çalışıldığı hatırlatılarak, emperyal ve patriarkal güçlerin bu duruma sessiz kalmasına tepki gösterildi. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen ilk ülkenin Türkiye olduğunun hatırlatıldığı bildiride, “AKP-MHP erkek iktidarı, bu dönemde toplumu dizayn etmeye çalışan politikalarında erkek-devlet şiddetini başat unsur olarak kullanmakta, sivil erkeklerden üniformalı erkeklere kadar pek çok biçimde erkek-devlet şiddetini arttırarak sürdürmektedir. İpek Er, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Gülistan Doku, Rabia Naz, Hande Kader ve daha niceleri AKP-MHP bürokratlarının ve kolluğunun bire bir katıldığı ve üstü alenen örtülen emsal kadın cinayetleridir” ifadelerine yer verildi.

  Anayasal değişikliğe karşı çıkıyoruz

“Öldürülmeyi, işkence edilmeyi, yok sayılmayı reva gören AKP-MHP iktidar bloku tüm kurum ve kuruluşlarıyla kendi faşizan uygulamalarıyla kadın kazanımlarını alaşağı etmeye çalışmaktadır” denilen bildiride, “Bu faşist blok, kadınları araçsal ihtiyaçları söz konusu olduğunda hatırlayıp bugünkü Anayasa değişikliği tartışmaları ile kadınları karşı karşıya getirmenin yanında, kadın bedenini anayasa konusu halinde ele alarak bedenlerimiz üzerinde ‘bir kez daha’ söz sahibi olma cüretine girişmektedir. Bizler; HDK Kadın Meclisleri olarak, anayasa değişikliğine tam da saydığımız nedenlerle karşı çıkıyoruz” denildi.

“Erkek egemen zihniyetlerine göre oluşturmaya çalıştıkları ‘makbul kadın’- ‘makbul aile’ duvarlarından kadınların isyanı, LGBT+ların onurları taşar, sel olur” denilen bildirgede, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride de dikkat çekilen bildiri de, tecridin tüm toplumsal alanlara yayıldığı ifade edildi.

Toplum tecrit altında

Bildirinin devamında, “Toplumsal eşitlik ve onurlu barışın kurucusu olabilecek Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit politikasının tüm toplumu tecrit altında tutmaya dönüştürüldüğü ortadadır” denildi.  HDP’ye yönelik saldırılara da değinilen bildiride, “Biz kadınlar olarak demokrasi mücadelesinin temel aktörü olan HDP ile birlikte direndiğimizi ve bu karanlık mafya-devlet ağının HDP’yi yargılamaya gücünün yetmeyeceğini bir kez daha deklare ediyoruz” denildi.

‘Kadınlar kazanacak’

“Önümüzde bizleri bekleyen Türkiye seçimleri var. Bu seçimlerde ne faşist blokun kurumsallaşmasına, ne bizleri yok sayacak sistem restorasyoncularına mahkum, mecbur değiliz. Emekten, özgürlükten, eşitlik ve demokratik bir coğrafyadan yana olan Emek ve Özgürlük İttifakı ile kendi yolumuzu, kendi sözümüzü, ‘üçüncü yol’u yaratacak, tek tipçi, tek dilci, heteronormativ erkek anlayışa karşı meclislerimizle seçim faaliyetinin lokomativ gücü olacağımızı deklare ediyoruz” diyen kadınlar bildirgelerin, “Sokakta, işte, her yerde, her evde bizler hep varız! Bütün bu tarihsel ve andaki birikimimizle, mücadele ısrarımızla, yeni yaşamı kuracağız. İsyanımız erkek egemenliğine, ısrarımız özgür ve eşit yaşama! Biz kazanacağız, kadınlar kazanacak!” dedi.

İSTANBUL

 

 

 

#HDK #Kadın #Meclisi #sonuç #bildirgesini #açıkladı #Yeni #Yaşam #Gazetesi

HDK: Mücadele ısrarımızla yeni yaşamı kuracağız

HDK dün gerçekleştirdiği 12’nci Genel Kurulu sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, Kürt halkına, kadınlara, işçilere, emekçilere yönelik saldırılara değinilerek, İmralı’da uygulana tecride vurgu yapıldı

İstanbul’da dün geniş bir katılımla ve “Faşizme ve sömürüye karşı demokratik meclislerde birleşelim. Örgütlü ve özgür toplumla yeni yaşamı kuralım” şiarıyla yapılan Halkların Demokratik Kongresi (HDK),  12’nci Genel Kurulu’un sonuç bildirgesi yayınlandı.

Genel Kurulu tarihsel bir süreçte gerçekleştirdiklerini ve yüklendikleri tarihsel sorumluluğun farkında olduklarını dile getiren HDK yaptığı yazılı sonuç bildrigesi açıklamasında, yeni dönem için mücadele ve örgütsel ihtiyaçları için tartışma yürüttüklerini ve kimi kararlar aldıklarını belirterek, “HDK alınan kararlar ışığında yeni hedeflerini belirlemiş ve mücadelesini bu doğrultuda sürdürme iradesini ve kararlılığını ortaya koymuştur” dedi.

Süreç hem risk taşıyor hem olanak

Zorlu bir süreçten geçildiğine vurgu yapılan bildirgede, “Süreç, mevcut rejime karşı çeşitli toplumsal ve demokratik güçlerle, devrimci güçlerin taleplerinin kesiştiği bir dönemdir. Bu olanağın devrimci bir tarzda ele alınması önemli başarılara zemin sağlayacaktır. Genel Kurulumuz, bu sorumluluğun farkındadır. Yalnızca ülkemizde değil, dünya ölçeğinde de dinamik süreçlerden geçiyoruz. Bu süreç hem çok büyük riskleri hem de büyük olanakları barındırıyor. Bir yanda Ortadoğu’da yaşananlar, diğer yanda Ukrayna savaşı ile ortaya çıkan kriz ve kamplaşma dünyanın da yeni gelişmelere gebe olduğunu, askeri ve siyasal hegemonya mücadelesinin artacağını gösteriyor” denildi.

İktidar Kürt halkına karşı başarısız olacak

Kürtlere yönelik saldırılara vurgu yapılan bildirgede, “AKP-MHP iktidarı da bu gelişmelerden güç alarak bölgesel askeri müdahale girişimlerine başvuruyor, Kürt siyasal ve kültürel soykırımını diplomasi faaliyetleriyle, askeri saldırılarıyla ve ekonomik işbirlikleriyle Ortadoğu ve dünyaya yayarak tamamlamak istiyor. İktidarın, Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında yaşayacağı bir başarısızlık, devlet içi ve devlet üstü güçler tarafından kendisine verilen kredinin de son bulması demek olacaktır. Bu anlamda, Kürt özgürlük mücadelesinin nasıl şekilleneceği aynı zamanda yaşadığımız coğrafyanın da nasıl bir siyasal iklimde şekilleneceğinin belirleyicisi olacaktır” denildi.

Tecride vurgu yapıldı

Tecride değinilen bildirgede, “Bu gerçekten hareketle AKP-MHP iktidarından kurtulmak isteyen çevreler için başta İmralı ‘mutlak tecridi’ olmak üzere Kürt halkına dayatılan savaş ve tasfiye siyasetine alet olmamak, bu faşizan milliyetçi politikaları boşa çıkarmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Biliyoruz ki tecrit politikası, yalnızca cezaevleri ile sınırlı değildir. Tecrit, tüm toplumun baskı ve denetime alınmasıdır. Bu anlamda, tecride karşı mücadele genel özgürlük mücadelesinin bir parçasıdır” diye belirtildi.

 Üçüncü yol önem kazandı

“Partimiz HDP, yıllardır süren kadrolarını zindanlara hapsetme politikasına ek olarak içinde bulunduğumuz konjonktürde de, bir yandan kapatılma baskısı diğer yandan da hazine yardımının engellenmesi gibi kıskaçlarla kuşatma altına alınıyor. Ancak, hiçbir girişim ve çabanın HDP’nin toplumsal tabanı ile ilişkisini etkilemeyeceğini, HDP’nin bir isim ve tabela değil, hakların gerçek iradesi olduğunu biliyoruz. Partimiz HDP’nin de içinde bulunduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçim sürecinde oynayacağı rolün oldukça önemli olduğunun farkındayız” denilen bildirgede 3’üncü yola dair ise şunlar denildi: “Genel Kurulumuz, restorasyon ya da çöküş seçeneklerinin gündemde olduğu bu günlerde, geleceği şekillendirecek önemli aktörün Bizler olduğunun, Üçüncü Yolun inşasının zorunlu ve gerekli olduğunun altını çizmiştir. Restorasyonun sistemi yeniden üretmenin ve gerçek yüzünü gizlemenin bir aracı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, Üçüncü Yolun inşası bugün için özel bir önem kazanmıştır. ”

Yeni yaşamı kuracağız

Toplumun için itildiği yoksulluğa, kadın katliamlarına değinilen bildigede, “Paris’ten Sufrajetlere, Sovyetlere; kadın partizanlardan Rojava’da direnen kadınlara, biriktirerek kurduğumuz feminist hareketle, kadın hareketiyle büyük bir mücadelenin parçası olmanın özgüveniyle ‘Buradayız, direnişteyiz, biz kazanacağız’ dedik. Sokakta, işte, her yerde, her evde bizler hep varız! Bütün bu tarihsel ve andaki birikimimizle, mücadele ısrarımızla, yeni yaşamı kuracağız denildi.

 Yol özgürlük yoludur

“İktidar, siyasi çıkarını sermayenin mülteci emeği üzerindeki denetimsiz sömürüsünü ve yayılmacı saldırganlığı aklamak üzere mültecileri günah keçisi ilan etmekte arıyor” denilen bildirgede, “Geleceği belirleyecek ve inşa edecek olan emekçilerin ve ezilenlerin özgürlük mücadelesi, isyanları, eşitlik ve adalet yürüyüşü olacaktır. Başarılarımız yeni başarıların sorumluluğunu yüklüyor omuzlarımıza. Yürüdüğümüz yollar, yeni yolları zorunlu kılıyor. Yol, özgürlük yoludur; yol geçmişten bugüne, bugünden geleceğe ezilenlerin zafer yoludur” denildi.

İSTANBUL

#HDK #Mücadele #ısrarımızla #yeni #yaşamı #kuracağız #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Ayşe Gökkan mahkemede savunma yapmayı ret etti

Tutuklu TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan hakkında açılan davada hakim karşısında çıktı. Gökkan , Kurdistan’da özel savaş uygulandığını faillerin arkalarında devlet olduğunu ve buna karşı çıktıkları için yargılandıklarını belirterek, savunma yapmayı ret etti

Tevgera Jinên Azad (TJA) Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın, 2011’de Nisebîn Belediye Başkanı olduğu dönem belediye bahçesinde, “Çözüm Çadırı” kurulmasına izin vermesi nedeniyle, “örgüte bilerek isteyerek yardım etmekten” yargılandığı davanın duruşması görüldü.
Gökkan’ın beraatla sonuçlanan dosyasının “örgüt üyeliğinden” yargılandığı dosyayla birleştirilerek “örgüte bilerek isteyerek yardım etmekten” 7 yıl hapis cezası verilmesinin tekrar Yargıtay tarafından bozulmasıyla yargılanmasına Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

‘Faillerin arkalarında devlet var’

Ağır işitme sorunu nedeniyle önceki duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) bağlanmayan Gökkan, bu duruşmaya katılırken, avukatları Berfin Gökkan, Özüm Vurgun ve Gözde Ergin duruşmada hazır bulundu.

Yargıtay’ın bozma ilamına karşı beyanı sorulan Gökkan, tercüman aracılığıyla Kürtçe’den Türkçe’ye çevrilen beyanında, “Mahkeme, bizden gizli tanık beyanlarına, yalancı şahitlere karşı savunma yapmamızı istiyor. Ben daha bu mahkemede yaşandığına herkesin şahit olduğu durumu kabul ettiremiyorum. Yalancı şahitlerin söylediklerini, gizli yürütülen şeylerin doğru olmadığını nasıl ispatlayacağım. Benim Ayşe Gökkan olduğumu, Özgür Kadın Hareketi’nden olduğumu herkes biliyor. Bu gizli tanıkları ve yalancı şahitleri kimse tanımıyor ve bilmiyor. Devletin parmağı hangi olayda varsa o olayın açıklığa kavuşturulmayacağını herkes biliyor. Kurdistan’da savaşın failleri açık olmasına rağmen aydınlatılmadığını herkesçe biliniyor. Örneğin Mehmet Ağar’ın oğlu bir kadın cinayeti işlemesine rağmen yargılanmadı. O da babasının oğlu ve karanlık bir dönemin parçasıdır. Kurdistan’da kimyasal silah kullanılmasına rağmen bunlar açığa çıkarılmadı. Roboski’de Silopi’de, Paris’te, katliamlar oldu. Ancak bunları hiçbir açığa çıkarılmadı. Hevrîn Xelef, Jina Emini, katledildi. Buna ilişkin hiçbir şey açığa kavuşturulmadı. Yine 6 yaşındaki çocuğa tecavüz edildi, Gülistan Doku kayboldu, İpek Er öldürüldü, Musa Orhan ve buna benzer üniformalılar hiçbir şekilde cezalandırılmadı. Çünkü arkalarında hep erkek ulus devlet vardı” dedi.

‘Jin jiyan azadi’ ile bitirdi

“Herkes kanun diye bahsediyor. Bugün size kanunun ne demek olduğunu açıklayacağım. Kanun, şehrin bir tarafına genel evlerinin, bir tarafına da cezaevlerinin inşa edilmesidir. Bu erkek sistemde fuhuş, uyuşturucu, çeteleşme erkek ulus devletinin bir parçasıdır” diyen Gökkan devamında, “Biz bu durumlara, genelev ve cezaevine karşı çıktığımız için Kürt ve Kurdistanlı kadınlar olarak terörist ilan ediliyoruz. Yine bu duruma karşı çıkan kadınlar ‘teröre yardım yataklıktan’ suçlanıyor ve bizi hapishanelere mahkum ediyorlar. Bu duruma karşı cezaevlerinde direniyoruz, ancak yine suçlamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Kürt ve Kurdistanlı kadınlar olarak bu duruma karşı çıktığımız için erkek ulus devlet bize savaş açmış durumda. Eğer devlet bize savaş açmışsa, ben devletle uluslararası bir mahkemede karşı karşıya gelmek istiyorum. Bu mahkemede savunma yapmayı reddediyorum. Buradan bütün kadınları selamlıyorum. Jin, jiyan azadî, zen, zendegi, azadî” diye bitirdi.

‘Düşman hukuku uygulanıyor’

Gökkan, hakkında açılan soruşturmanın Nisebîn ile Qamişlo arasında örülmek istenen duvara karşı yaptığı oturma eyleminden açıldığını belirterek, mahkemenin tarafsızlığını yitirmesi nedeniyle esas hakkında savunma yapmayacaklarını kaydetti.
Gökkan’ın avukatı Gözde Ergin de, mahkemenin hiçbir taleplerini kabul etmediğini ve dosyadan toplamda 30 yıl hapis cezası verdiğine işaret ederek, “Bu mahkemede hukuk konuşulmayacağına dair fikrimiz nettir” diyerek savunma yapmayacaklarını ifade etti. Avukat Özüm Vurgun ise, mahkeme heyetine “Burada düşman ceza hukukunun ete kemiğe bürünmüş halisiniz. Mahkemeyi tanımıyoruz. Esasa ilişkin savunma yapmayacağız” diye belirtti.

İddia makamı ceza istedi

Esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sunan iddia makamı, Gökkan’ın belediye bahçesinde kurulan çadırda PKK propagandası yapıldığını ileri sürerek, kurulan çadıra izin vermesi nedeniyle Gökkan’ın üzerine atılı “örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçunu işlediğini ve bu suçtan hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.

Mütalaaya karşı beyanı sorulan Gökkan, “Ben savunma yapmayı reddediyorum” yanıtını verdi. Gökkan’ın avukatları, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma hazırlamak üzere süre talebinde bulundu. Mahkeme süre talebini kabul ederek duruşmayı 22 Şubat’a erteledi.

‘Savunma vermeyeceğiz’

Kararın ardından adliye binası önünde yapılan açıklamada konuşan Vurgun, “Yargılama sürecinde mahkeme başkanı ve heyetinin, biz avukatlara, baro başkanına hem de müvekkilimiz Ayşe Gökkan’a karşı saldırgan davranışı, adaletli bir yargılamanın olmayacağını çok net bir şekilde göstermiştir. Avukatları olarak, mahkeme başkanının kendi eliyle yaratılmış olan bu adalet düzenini ve herhangi bir şekilde adaletli yargılama yapamayacağını, her bir Kürt yurttaşa ve muhalife karşı bu şekil davranması sebebiyle mahkeme heyetine savunma vermeyeceğimiz yineliyoruz” diye konuştu.

HDP Şirnex Milletvekili Nuran İmir de, “Ayşe Gökkan’ın da dediği gibi biz kadınız, Kürt’üz, Kurdistanlıyız. Ne olursa olsun, özgür ve eşit bir yaşam için biz Kürt kadınları toplumun değişimi ve dönüşümü için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

AMED

#Ayşe #Gökkan #mahkemede #savunma #yapmayı #ret #etti #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Ankara’daki cemevi saldırganları hakkında ‘zorla getirilme’ kararı

Ankara’daki cemevlerine saldıran tutuksuz iki sanık hakkında mahkeme, duruşmaya zorla getirilmeleri yönünde karar verdi

Ankara’da, 20 Temmuz 2022’de 2 cemevi ve 2 Alevi kurumuna saldıran 3 failden 2’sinin tutuksuz, birinin ise tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Ankara 63’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya, tutuksuz sanıklar Baver Gül ile Çağdaş Can Bardakçı katılmazken, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. 3 sanığın avukatları mahkeme salonunda hazır bulundu. Duruşmayı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Zeynel Özen ve Ali Kenanoğlu, Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Orhan Sarıbal, çok sayıda sivil toplum örgütü ve alevi kurum temsilcisi izledi.

Sanıkların duruşmada yer alması istendi

Duruşma öncesi söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi avukatı Deniz Can Aydın, salonun yetersiz olduğunu dile getirdi. Olayın 3 kişinin gerçekleştirdiği münferit bir olay olmadığını ifade eden Aydın,  “Bu dava şeffaf bir şekilde kamuya açık olarak görülmeli. Baver Gül isimli sanığın ‘Ozan’ın kafasını yıkadılar yaptı’ şeklindeki mesajlaşmasında belirttiği ‘kafa yıkayanları’ araştırmayacak mıyız? Sanık Çağdaş Can Bardakçı’nın ‘Sen burada kal benim gidip gelme ihtimalime karşı’ demesini araştırmayacak mıyız? Sanıkların duruşmada hazır bulundurulmasını talep ediyoruz” dedi.

Aleviler hedefte

Sanık Ozan Karaca’nın “Anayasa ihlali” suçunu işlediğini vurgulayan DAD Ankara Şube avukatı Özgür Piroğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Sanık Ozan aynı gün içerisinde çok kısa sürede 4 ayrı Alevi kurumuna cebir ve şiddet kullanarak saldırmıştır. Bu eylemleri nedeniyle sanığın TCK 309 maddesindeki ‘Anayasayı ihlal’ suçu ile yargılanması gerekiyor. Bu davanın ağır ceza mahkemesinde açılması gerekiyor. Mahkemenizin bu davada görevsizlik kararı vermesini talep ediyorum. Sanığın telefonundan silah çıktı. Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Hasip Kaplan ve Ferhat Encu ile ilgili araştırma yapmış. Sanık Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede Kaplan ve Encu ile savaşmak istediğini söylemiştir. Bu durum sanığın Kürtleri de hedef aldığını ortaya koymaktadır. Sanık Ozan’ın hedefinde hem Aleviler hem de Kürtler vardır. Bu saldırının arkasında karanlık güçler var, biliyoruz. Bu karanlık güçler ortaya çıkmamıştır. Alevi ve Kürtlere yapılan saldırıların hep üstü kapatılmaktadır. Sanık belki de Kaplan veya Encu’ye suikast düzenleyecektir. Kaplan ve Encu’ye yönelik tehditlerde bulunmuş fakat bir soruşturma yürütülmemiştir. Bir sonraki duruşmada Encu ve Kaplan’ın tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum. Sanığa verilen rapor tıp fakültesinden alınan bir rapor değil, şüpheli bir rapordur. Tüm bunlara dayanarak sanığın tahliye edilmesi hukuki ve vicdani olarak haksız bir karar olacaktır. Bu karar toplumu da tehlikeye sokacaktır.”

Avukat beyanlarının ardından kararını açıklayan mahkeme, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tahliye edilme talebini ret ederek adli tıp kurumuna sevk edilmesine, tutuksuz yargılananların duruşma günü Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır bulundurulması için zorla getirilme kararı çıkarılmasına, reddi hakim talebinin karara bağlaması amacıyla nöbetçi ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 27 Şubat’a erteledi.

ANKARA

#Ankaradaki #cemevi #saldırganları #hakkında #zorla #getirilme #kararı #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Serhat’ta kuraklık endişesi büyüyor

Kurdistan’ın tamamında ortaya çıkan yağışlardaki azalma, su zengini coğrafyayı tehdit ediyor

Yoğun kar yağışının ve neredeyse 6 ayın kış olarak geçtiği Serhat bölgesinde karın yağmaması endişe yaratıyor. Tarım ve hayvancılığın geçim kaynağı olduğu bölgede kar yağışının azlığı nedeniyle birçok baraj, göl ve dere kurudu. Kış mevsiminin sıcak ve karsız geçmesi, çevrecileri, çevre derneklerini ve bölge halkını tedirgin ediyor.

ANF’ye konuşan ekoloji aktivisti Fatih Şahin, her yıl Serhat bölgesinde kar yağışından dolayı yolların kapandığını, köy ve mezralara ulaşım sağlanamadığını hatırlattı. Şahin, önceki yıllarda Mukus (Bahçesaray) yolunun 8 ay boyunca kapalı olduğunu, Wan ile bağlantısının kesildiğini; Bedlîs’te kar kalınlığının elektrik direklerini aştığını; Colemêrg-Wan karayolunun çığ tehlikesinden dolayı kapandığını anımsattı.

Milyonlarca canlının yaşam kaynağı

Bölge kentleri için karın bereket olduğunu dile getiren Şahin, şunları söyledi: “Son yıllarda bölgemiz yağışsız ve kurak geçiyor. Bu kuraklık, tüm yaşamı olumsuz etkilemektedir. Bitki çeşitliliği yönünden oldukça zengin olan Serhat bölgesinin bu zenginliği, kar ve yağmur yağışlarına bağlıdır. Dağlarda oluşan karlar orijin baraj görevi yapar. Emisyon ile yavaş eriyen kar, hem yeraltı su rezervlerini oluşturur hem de dereler ve nehirler ile çok büyük bir alanın yaşam kaynağı olur. Bu bölgede yaşayan insanlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşır, yaşamlarını bu şekilde sürdürür. Endemik bitkiler hayvanlara habitat olurken, su kaynakları tarım alanlarını besler. Aynı zamanda sulak alanların oluşumuna sebep olur. Bu alanlar milyonlarca canlının yaşam kaynağıdır.”

Tarım üretimi durma noktasında

Yağışların az olmasının, başta tarım hayvancılığa büyük zararlara neden olacağını kaydeden Şahin, “Kuraklık nedeniyle tarımsal üretim durma noktasına gelecek. Otlakların kuraklıktan etkilenmesinden dolayı besicilikte et ve süt üretimi düşmeye başladı. Kuraklık nedeniyle birçok köylü hayvanı satmak zorunda kaldı. Ne yazık ki sulak alanların kurumasıyla biyoçeşitliliğin azalması yaban yaşamını da etkiledi” şeklinde konuştu.

Düşman politikaları

Zîlan Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Mir Bahattin Demir, bölgedeki sulak alanların yüzde 40’nın 20 yılda yok olduğunu belirterek, hepten düşman politikalarıyla tahribatlar yaşandığını söyledi. ÇED’siz, izinsiz, ruhsatsız, vahşi maden ocakları açıldığını söyleyen Demir, “Birçok yerde bilimsel temelli ekolojik raporlar ve veriler işlenmeden coğrafyanın fauna ve florasını hiçe sayan politikalarla yükleniyor. Örneğin Van Gölü ve havzası dünya ile kıyaslandığında endemik türleri bakımında en zengin havzalardan olmasına rağmen hiç çekinmeden kayyum belediyeler tarafından kirletilmesi ayyuka çıkmış durumdadır. Detaylarını anlatmaya zaman yetmez ancak bir gün onlar da eyvah diyecekler diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Ekokırım soykırım suçu sayılmalı

Demir, şunları ifade etti: “Wan-Erdiş’te buğday ekimi yapan çiftçilerle toplantı yaptık. Çiftçilerin anlattığına göre; sonbaharda ekilen buğday tarlaları, kar yağarsa karın altında belli bir ısı ve sıcaklıkla donmadan ilkbaharda yeşermesine ve büyümesine devam ediyor. Yağış olmaması nedeniyle buğdayın susuzluktan kup kuru kesildiğini anlatırlarken, aslında iklim krizinin tanımını yapıyorlardı. Bu denli bir küresel ısınmada daha çok orman yangınları, iktidar politikalarının geleceği düşünmeden rant için ellerini ovuşturan bir iştahla tahribatı yüksek kirleticiliği ile yol almaları ölümcüldür. Yaşam savunucuları büyük bir birlik anlayışı içinde ‘Eko kırım Yasası Ekoloji Birlikleri Konferansı’ düzenledi. Eko kırımın savaş suçu, soykırım suçu gibi Anayasa’da 5. suç olarak yer edinmesi için start vermiş bulunmakta.”

WAN

#Serhatta #kuraklıkendişesi #büyüyor #Yeni #Yaşam #Gazetesi

DEDAŞ’a teşvikler sürüyor, çiftçi üretemiyor

Aralık ayında 547 enerji şirketine teşvik verildi. Teşvikler içinde Kürt halkını ve çiftçisini soyup soğana çeviren, tarımsal üretimi baltalayan DEDAŞ’a 4,5 milyar lira yatırım teşviki verilmesi dikkat çekti

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2022 yılının Aralık ayında çeşitli sektörlerde toplam 2.062 adet yatırım teşviki düzenlerken, bu teşviklerin 547 adedi enerji şirketlerine verildi. Teşvik belgesi alan projelerin toplam tutarı 84 milyar 692 milyon 460 bin 964 TL oldu. Enerjide en yüksek tutar, 6 milyar 183 milyon 163 bin 273 TL ile Başkent Doğalgaz Dağıtım Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin Ankara Çankaya’da dağıtım projesi oldu.

DEDAŞ’a 10 yıl vergi yok

Dicle Elektrik Dağıtım AŞ’nin (DEDAŞ) enerji sattığı illerde 4 milyar 480 milyon 500 bin TL tevsi nitelikli elektrik enerjisi temini ve dağıtımı altyapı projesi en yüksek yatırım tutarlı ikinci proje oldu. Projenin teşvik paketinde faiz desteği, KDV istisnası, 10 yıllık sigorta primi desteği, 10 yıllık sigorta primi işveren hissesi desteği, yüzde 50 vergi indirimi ve yüzde 15 yatırıma katkı oranı bulunuyor.

DEDAŞ politik bir sorun

2022 yılı sonuna kadar suya ve elektriğe gelen anormal zamlardan sonra bölgede özellikle küçük çiftçinin üretim yapması adeta yasaklandı. İktidarın sınırsız desteğine sahip DEDAŞ, halkın zaten ödeyemediği elektrik fiyatının aşırı artmasıyla birlikte bölgede baş kesen edasıyla faturaları halka yollarken, üretimin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Kürt halkının yaşadığı bu bölgede HDP’nin yüzde 80’lere varan oylar alıyor olması bu uygulamanın en temel nedeni olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin başka hiçbir bölgesinde yaşanmayan sorunlar, bölgenin gündelik yaşamı haline gelirken, DEDAŞ sorunu ekonomik sorun olmaktan çıkmış ve politik bir sorun haline gelmiş durumda.

Yüksel bedelli ödeme emirleri

Kurdistan dışında bulunan tüm su birlikleri enerji borç batağındayken hiçbirisinin enerjisi kesilmiyor. DEDAŞ’ın elektrik sattığı Riha, Mêrdîn, Amed ve Êlîh’teki su birliklerinin, halkın ve çiftçilerin ise borçları nedeniyle enerjileri kesilerek üretimler darbeleniyor. Yetersiz olan kanaletlere suların barajlardan doğal akış biçiminde salınmaması sonucu su birlikleri kanaletlere suyu dev elektrik pompaları ile basıyor. Çok az sayıda çiftçiye ulaşabilen bu sular ise çıkarılan yüksek bedelli pusulalardan ibaret ödeme emirlerinden kaynaklı borç miktarları şişirilen çiftçinin bu bedelleri ödeyememesi sonucu çiftçi üretim yapamaz hale getiriliyor.

Halka zulüm uygulanıyor

DEDAŞ devletin kolluk güçleriyle birlikte istediğini yapan ve istediği gibi fatura düzenleyen bir şirket durumunda. Bölgede halkı baskı altına almanın bir aracı haline gelen DEDAŞ halka adeta zulüm uygularken, her yıl verilen teşviklerle vergi ödemeyen, yatırımları devletçe karşılanan, SGK ödemeyen şirket bölgede baş kesen konumunda hukuksuz uygulamalara imza atıyor. DEDAŞ ‘kaçak elektrik’ kullanıyorlar iddiaları ile yeraltı suyuna mahkum edilen halka yolladığı yüksek meblağlı su kullanım ‘pusulalarıyla’ tahsilat peşine düşerken, çiftçilerin masrafını üstlendiği nakil hatları için teşvikler alan DEDAŞ, borcu olanın da olmayanın da elektriğini toptan kesiyor.

Mahkeme kararlarını takmıyor

İktidar DEDAŞ’ın çiftçiye gönderdiği enerji bedelinin yazılı olduğu pusulardaki tutarı ödemediği gerekçesiyle köylülerin tarımsal desteklerinin tamamını DEDAŞ’a aktarıyor. DEDAŞ ise mahkeme kararlarını uygulamaktan adeta muaf tutulmuş durumda. Hiçbir mahkeme kararını uygulamayan DEDAŞ’ın bu tutumuna sessiz kalan iktidarla birlikte DEDAŞ’ın bu süreci ortak yürüttükleri sonucu ortaya çıkıyor. Mahkemelerin, çiftçilerin susuz bırakılamayacağı ve bu nedenle DEDAŞ’ın enerjiyi kesemeyeceği, tarım desteklerine el konulamayacağı yönünde verdiği kararlara karşın bu durum kesintisiz olarak yıllardır sürüyor.

Altyapıyı çiftçiler yapıyor

Çiftçiler suya erişmek için yeraltına sondaj vurdurarak enerji ile elde ettikleri suyu kullanmaya mahkumlar. Sondaj kuyularından su çekmek için DEDAŞ’tan elektrik talebinde bulunduklarında ise DEDAŞ elektrik vermiyor. DEDAŞ, elektrik talep eden çiftçiye elektriği kendisinin inşa edeceği direkleri temin edip dikmesi gerektiğini ve kendi trafo tesisi ile enerji nakil hattını kendisinin yaptırmasını istiyor. DEDAŞ bu şekilde enerjiyi kilometrelerce uzaktan getirmeleri halinde elektrik abonesi yapmayı taahhüt ediyor. Çok büyük masraflara katlanarak enerjiye ve suya ulaşan çiftçiler ise hükümetin tarım politikalarına takılarak ürettikleri ürünlerden kâr etmek bir yana büyük zararlarla yüz yüze kalıyor ve normalin 2-3 katı olan elektrik birim fiyatlarıyla DEDAŞ’ın pusulalara yazdığı (fatura değil) tutarları ödeyemediği için DEDAŞ çiftçinin trafo, nakil hattı ve direklerine el koyabiliyor.

EKOLOJİ SERVİSİ

#DEDAŞa #teşvikler #sürüyor #çiftçiüretemiyor #Yeni #Yaşam #Gazetesi

SOSYAL MEDYA GÜNDEM / 30 OCAK 2023

Şükrü Yıldız ile Sosyal Medya Gündem programı her pazartesi Türkiye saati ile 17.00’de Can TV’de canlı olarak sizlerle. Sosyal Medya üzerinden Türkiye gündemini değerlendiriyoruz………

GÜLİSTAN DOKU NEREDE?

“UTANCI GİDEN KİMSENİN, KALBİ ÖLÜR”

DÜNYA LİDERİNİ DÜNYA NASIL GÖRÜYOR?

UYUŞTURUCU BARONLARININ ÜLKESİ, TÜRKİYE!

BUYUR BURADAN BAK!


https://twitter.com/Kuzzat_Altay/status/1616861648848912384

Beştaş kapatma davasındaki hukuksuzlukları sıraladı: Bu bütün muhaliflerin hikayesidir – Yeni Yaşam Gazetesi

Meclis’te yaptığı basın açıklaması ile HDP’ye yönelik kapatma davasındaki hukuksuzlukları sıralayan Beştaş, ‘Delil bulamayınca gizli tanık buldular’ diyerek davanın aynı zamanda ‘muhalefeti etkisiz bırakma’ davası olduğunu söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te gerçekleştirdiği basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2022 yılına dair başvuru analiz ve istatistiklerini açıkladığının bilgisini veren Beştaş, en çok başvurunun Türkiye’den yapıldığını vurguladı.

Türkiye hukuksuzlukta rekor kırıyor

Beştaş, “Şu an itibariyle AİHM’de bekleyen 20 bin 100 dava var. Ülke aleyhine açılan dava. Türkiye ihracatta rekor kıramıyor, kalkınmada rekor kıramıyor, büyümede rekor kıramıyor ama adaletsizlikte hukuksuzlukta ülkeden kaçıştan üst üste rekor kırmakta, uluslararası istatistiklerde hep olumsuzlukta birinci sıraya yükselmeyi başarıyor. Türkiye’deki adaletsizlikten dolayı adaletten medet ummayanlar AİHM’e başvuruyor ve üstelik son dönemlerde AİHM kararlarını da tanımlanamayan hukuksuzlukta zirve yapan bir ülke gerçekliğini yaşıyoruz. Buna ilişkin örnekler sıkça kamuoyunda tartışılıyor. Yüksekdağ, Demirtaş, Kavala kararı, İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’ın ‘umut hakkı’na ilişkin verilen ihlal kararı ve daha birçok kararı da Türkiye tarafından kabul edilmediğini ve uygulanmadığını da belirtmek isterim” dedi.

Yurttaş Türkiye’den kaçmak istiyor

Türkiye’nin aynı zamanda AB ülkelerine en çok iltica talebinde bulunan ülkeler arasında olduğunu hatırlatan Beştaş, “Yurttaş Türkiye’den kaçıyor, kaçmak istiyor ve iltica talebinde bulunuyor. Neden bunu yapıyor? Demokrasi, adalet, liyakat yok” dedi.

AKP’nin nefret dili

AKP-MHP siyasetinin ‘yalan üzerine kurulduğunu’ ifade eden Beştaş, AB ülkelerinde de bu yalanların bilindiğini ve Almanya ve Hollanda hükümetlerinin önlem alma yoluna gittiğini belirtti. Beştaş, konuşmasına şöyle devam etti: “Almanya’da AKP’li siyasetçilerin Kürtlere ve muhaliflere yönelik ırkçılık aşılayan şiddete ve suça teşvik eden söylemleri Almanya Anayasayı koruma örgütü tarafından bir güvenlik tehdidi olarak kabul edilmeye başlandı. Geçen haftalarda AKP’li bir milletvekilinin Meclis’te de söyledik, Almanya’da ülkücülere ait bir dernek ziyaretinde kullandığı nefret ve tehdit dilinin sesi Türkiye’ye kadar geldi. Büyük bir infial yarattı ve Almanya hükümetini önlem almaya zorladı. Bu ayıp ve utanç Türkiye’nin değil AKP’nindir. Avrupa kamuoyunun da buna tanıklık ettiğini biliyoruz. Umarız kendileri de bizim muhalefetimizin buna karşı ne kadar büyük bir direniş içinde olduğumuzu görmelerine vesile olur.”

Erdoğan Avrupa’da da yalnızlaşıyor

Avrupalı liderlerin Erdoğan’ın seçim propagandasının aracı olmak istemediğini ifade eden Beştaş, “İlk defa miting ve etkinlik gibi organizasyonlarının izin alınması zorunluluğu getirildi. Görünen o ki Erdoğan sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da yalnızlaşıyor, tolere edilmiyor edilmeyecek” diye ekledi.

HDP kapatma davası: Başsavcı İçişleri bakanı gibi konuşuyor

Beştaş’ın konuşmasının devamından bazı başlıklar şöyle;

“Sizlere şimdi bir dava hikayesi anlatacağım. Tane tane anlatacağım. Partimiz hakkında bir kapatma davası var. Kampanyayla açılan bir kapatma davası. Bunun öncülüğünü de Bahçeli yapıyor ve peşi sıra Erdoğan ve diğer sözcüler gidiyor. Kapatma davası sürecinin sadece MHP’nin talebi olduğunu düşünmesin. AKP biraz geride durmaya çalışıyor belki ya da öyle gösteriyor ama ortak bir karar olduğunu söylemek istiyorum. Kobanê ve HDP kapatma davasının bir hukuksuzluk ve skandallar yumağı haline gelmiştir. Yargıtay cumhuriyet başsavcılığı hani o Bahçeli’den daha etkili konuşan başsavcı var ya hukukçu olduğunu hiç hatırlamıyor unutuyor gidip AYM’nin önünde İçişleri Bakanı gibi konuşuyor. Tek bir hukuki terim duyamazsınız tek bir usul hükmü anayasa hükmü duyamazsınız. Tamamen siyasi değerlendirmelerle üstelik kendisinden önce defalarca söylenmiş siyasi söylemler hesabımıza bloke konulmasının nasıl önemli olduğunu talep eden bir başsavcı.

Delil bulamayınca gizli tanık buldular

Kobanê kumpas davasının kapatma davasına yetmeyeceğini anladılar. Tezgah o kadar büyük ki yeni bir tezgah kurmaya karar verdiler. Yargıtay başsavcılığı daha önce iki defa reddedilen hazine yardımına bloke koyma kararını 3’üncü kez 13 Aralık 2022’de bir daha istedi. Bunun üzerine nedense AYM bekledi 29 Aralık’ta yani 16 gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sen bloke istiyorsun ama senin elinde ne var niye bloke koyayım buna, 5 gün içinde bana delilleri gönder dedi. Aslında bu yazıyı yazması bile ellerinde bloke koymak için hiçbir gerekçe olmadığını ortaya koyuyor. AYM somut gerekçe istedi. Peki, ne yaptı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı? O ana kadar elinde olmayan zaten mevcutta da bulunmayan delil arayışına girdi. 31 Aralık 2022 günü, 29 Aralık’tan 2 gün sonra hepimiz yeni yıla girmeye hazırlanıyor her taraf kapalı tatil nedense bir şey oluyor. Bir gizli tanık gidiyor adliyeye. Niçin gidiyor? Gizli tanık gazetecilerle ilgili beyanda bulunmak için davet ediliyor. Ama nasıl oluyorsa o gizli tanık kapatma davasıyla ilgili bir beyanda bulunuyor. Kulağa nasıl geliyor film senaryosu olacak kadar garip. 2 Ocak 2023 günü başsavcılık hemen bu ifadeyi göndermiş. Emniyet’e demiş ki böyle bir ifade var bana belge gönderin. Nasıl olmuşsa 100 sayfalık hazır belge başsavcılığa gönderilmiş. Bunlar da 3 Ocak’ta bunu AYM’ye göndermiş. E sonra 5 Ocak’ta da AYM bloke kararı koymuş.

Tatil gününde gizli tanık nasıl ortaya çıktı?

Bunun neresinde hukuk var delil olma özelliği var. Bunun neresinde adalet var. Açıkça oyun oynuyorlar. Kumpas kuruyorlar. Bu gizli tanık yerin dibinden mi çıktı? İki yıldır kapatma davası var bu gizli tanık şimdiye kadar neden konuşmadı? Bloke kararından sonra iki gün içinde tatil gününde bu gizli tanık nasıl ortaya çıktı? HDP’yi kapatmak istiyorsunuz. Bunu anladık. Paramızı kesmek istiyoruz. Halkımızın vergileriyle anamızın ak sütü kadar helal, o desteği kesmek istiyoruz. Bunu anladık. Peki, bu böyle mi devam edecek? Hayır.

Bu hikaye muhalefeti etkisiz kılma hikayesidir

“Kurduğunuz kumpas, bu davaya değildir. Siz demokrasiye kumpas kuruyorsunuz. Temsiliyette kumpas kuruyorsunuz. Kürt halkının Türkiye halkıyla beraber iradesine kumpas kuruyorsunuz. Siz seçimleri kaybedeceğinizi bildiğiniz için HDP’nin oylarının bir şekilde sonuca etkili olmaması için bir kumpas içindesiniz. Ve hele hele AYM’nin ‘ben seçim takviminde karar verebilirim’ cevabı göz göre göre bu kumpasın ne kadar büyük olduğunu da ortaya koyuyor. Evet, gizli tanıklar hukukta normalde de delil değildir. AİHM ve AYM kararları bunu defaten söyler. Gizli tanık beyanıyla hesaplarımıza bloke konulması kabul edilemez. Bu hikâye AKP’nin partimizi kapattırmak etkisiz kılmak tasfiye ettirmek hikâyesidir. Sadece bize yönelik değildir. Bütün muhaliflerin hikâyesidir. Ekrem İmamoğlu davasında ahmak kavramında verilen davanın hikâyesidir. İBB’ye el koyma hikâyesidir. Muhalefeti etkisiz kılma hikâyesidir. Biz onlara bunun cevabını 14 Mayıs’ta en güçlü şekilde vereceğiz. Halkımız bu cevabı verecek, az kaldı.”

ANKARA

#Beştaş #kapatma #davasındaki #hukuksuzlukları #sıraladı #bütün #muhaliflerin #hikayesidir #Yeni #Yaşam #Gazetesi