Ana Sayfa Blog Sayfa 999

Habur Sınır Kapısı’nda görevliler bir kadına şiddet uyguladı

Habur Sınır Kapısı’nda gümrük memurları ve güvenlik görevlileri bir kadına şiddet uyguladı

Şirnex’in Silopiya ilçesinde bulunan Habur Sınır Kapısı’nda gümrük muhafaza memurları ve güvenlik görevlileri bir kadına şiddet uyguladı.

Görevlilerin kadına şiddet uyguladığı anlar, bir yurttaş tarafından cep telefonuyla kayıt altına alındı. Görüntüde, kadının görevli tarafından darp edildiği, yere düşen kadının kendini savunmaya çalıştığı sırada, 3 görevli tarafından darp edildiği görülüyor.

Kadının akıbetine dair ise bilgi edinilemedi.

Kaynak: MA

 

#Habur #Sınır #Kapısında #görevliler #bir #kadına #şiddet #uyguladı

‘Sorunlar çözülmezse cezaevlerinde ölümler artabilir’

Cezaevlerinde yaşanan baskıları değerlendiren İHD Wan Şubesi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Avukat Dersim Erişen, ‘Cezaevlerinde durum çok kötü ve ölümler daha da artabilir’ dedi

Baskı ve keyfi uygulamaların arttığı cezaevlerinde İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre, 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutuklu bulunuyor. Baskıların artmasıyla birlikte hasta tutukluların sağlık durumu giderek kötüleşirken, Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 3 Kasım 2022 tarihinde tecrit ve hak ihlallerine karşı başlatılan 10’ar günlük süresiz-dönüşümlü açlık grevi devam ediyor.

Hastaneye götürülmedi

Yine aynı cezaevinde tecrit ve artan hak ihlallerine karşı 28 Ekim 2022’de bedenini ateşe veren ve vücudunda ikinci derece yanıklar oluşan tutuklu Yakup Brukanlı, enfeksiyon kapma riskine rağmen hastaneye sevk edilmeyerek, cezaevi revirinde tedavi ediliyor.

Tedavi imkanı yok

Cezaevlerinde yaşanan duruma dair bilgi veren İHD Wan Şubesi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Avukat Dersim Erişen,  “Hem fiziksel hem de psikolojik olarak yeterli tedavi imkanı bulunmadığı için mahpuslar hayatını kaybediyor. Cezaevlerinde durum çok kötü ve ölümler daha da artabilir. Bu konuda ilgililere yönelttiğimiz sorulara yeterli cevaplar alamıyoruz” dedi.

Yaşam ihlali yaşanıyor

Cezaevi yönetimlerinin uluslararası hukuka uymadığını kaydeden Erişen, “Özellikle son bir yılda cezaevlerinde şüpheli ölümlere, tahliyesi engellenen ve cezaevinde cenazesi çıkarılan mahpus sayısına baktığımızda ATK raporlarının ölümlere nasıl zemin hazırladığı ortaya çıkmaktadır. Sorun, artık yaşam hakkı ihlali boyutlarına ulaşmaktadır. Ceza infazının geri bırakılması kararı ATK raporları esas alınarak verilmektedir. Oysa tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınan raporlar, infazın ertelenmesi için yeterli olmalıdır. Devletin sadece ATK raporlarını esas alması aslında kendi devlet hastanelerini işlevsiz gördüğünü göstermektedir” diye belirtti.

İnfaz sistemi değişmeli

Cezaevinde tutulan tutukluların sağlık ve yaşamından devletin sorumluğu olduğuna dikkat çeken Erişen,” Yaşanan sorunların çözümü ceza infaz sisteminin değiştirilmesi, hasta mahpusların acilen tahliye edilerek, tedavilerinin yapılması, mahpusun ıslahını esas alan düzenlemenin terk edilmesi gerekir” dedi. Erişen, cezaevindeki sorunları da koğuşların yapısı, yetersiz beslenme, revir, ring ve kelepçeli maune olarak sıralayarak bu uygulamaların değişmesi gerektiğini vurguladı.

Haber: Berivan Kutlu / MA

 

 

#Sorunlar #çözülmezse #cezaevlerinde #ölümler #artabilir

Veysi Aktaş’ın annesi: Oğlumun yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum

İmralı’da ağır tecrit altında tutulan Veysi Aktaş’ın annesi Faike Aktaş, 8 yıldır göremediği oğlunun yaşayıp yaşamadığını bilmediğini söyledi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan’la birlikte Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan 22 aydır haber alınamıyor.

MA’da yer alan habere göre adada tecrit altında olan Veysi Aktaş’ın annesi Faike Aktaş, 8 yıldır göremediği oğlunun yaşayıp yaşamadığını bilmediğini söyledi.

Başvurular yanıtsız bırakıldı

Avrupa’nın 7 farklı ülkesinden gelen 36 kişilik Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon ile bir araya gelen Faike Aktaş, “Oğlum 28 yıldır cezaevinde ve 8 yıldır da görmüyorum. Telefon yoluyla bile kendisiyle irtibat kuramıyoruz. Babasını 2 ay önce kaybetti ve cenazesine katılmasına izin verilmedi. Veysi hakkında bize hiçbir bilgi vermiyorlar. İmralı Adasına götürülmeden ünce telefon ediyordu, ben de 2- 3 ayda bir gidip görebiliyordum. İmralı Adasına gittikten sonra hiç göremedim. Şu an da oğlum hakkında hiçbir bilgim yok, bana bilgi verilmiyor. Veysi’yi görmek için çok sayıda başvuru yapmamıza rağmen hepsi reddediliyor. Oğluma tecrit uyguluyorlar ve görmenize izin verilmeyeceğini söylüyorlar. Ölü mü, sağ mı bilmiyoruz” diye konuştu.

AMED

#Veysi #Aktaşın #annesi #Oğlumun #yaşayıp #yaşamadığını #bilmiyorum

İmralı Cezaevi: Dünyada örneği yok

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘tabut’ olarak nitelendirdiği ve gizli bir protokolle yönetilen İmralı Cezaevi’nin, dünyada bir benzeri bulunmuyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan, dünyada eşi ve benzeri olmayan İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında tutuluyor. NATO öncülüğünde 1998 yılında Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması için uluslararası komplonun ilk adımı atıldı. Suriye rejimine yapılan baskılar sonucu Öcalan 9 Ekim 1998’de bulunduğu Suriye’den ayrıldı. Yunanistan, Rusya ve İtalya başta olmak üzere birçok ülkenin kapılarını kapatması üzerine Öcalan, 15 Şubat 1999’da bulunduğu Yunanistan’ın Kenya’daki büyükelçiliğinden zorla kaçırılarak Türkiye’ye teslim edildi. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesiyle o döneme kadar yarı açık cezaevi olarak adli hükümlülerin kaldığı İmralı Cezaevi gündeme geldi. Öcalan’ın konulduğu cezaevinin ismi de İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi olarak değiştirildi.

Tarihte İmralı adası

Marmara Denizi’nde, Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı olan İmralı Adası, Bozburun’un 1.28 mil açığında, Mudanya’ya 22 mil uzaklıkta, kuzey-güney doğrultusunda çekiç biçiminde uzanıyor. Kuzey bölümü denize dik kayalıklarla inerken, güney bölümü ise daha az engebeli. Ormanla kaplı olan İmralı Adası, tarihte keşfedilmesinden sonra coğrafyacı ve tarihçiler tarafından “Besbicus” adıyla anıldı. Adaya il toplu yerleşme tarihçi Theophanes’in öncülüğünde 7’nci yüzyılda gerçekleşirken, bu tarihten sonra adanın adı “Kalolimnos” (Limanköy) olarak metinlerde yer almaya başladı. Dönemin bazı kaynaklarında “Galios/Galyos” olarak da anılırken, Roma ve Bizans dönemlerinde İmralı’da manastır ve kilise gibi yapıtlar inşa edildi. 1308 yılından sonra Osmanlıların himayesine geçen ada, Birinci Dünya Savaşı’yla tamamen boşaltıldı, adadan savaş sırasında çıkarılan Rumlar, 1923 yılında Girit Türkleriyle mübadeleye tutularak Yunanistan’a gönderildi. 1934 yılına kadar boş kalan adada, I935’te bir yarı açık cezaevi kuruldu. Harabe halindeki bir kilisenin duvarları tamamlanarak koğuşa çevrilmesiyle 11 Ağustos 1935’te faaliyete geçen İmralı Cezaevi’nin ilk tutukluları, İstanbul ve Bursa cezaevlerinde yatan adli suçlardan ceza alan 50 hükümlü oldu.

İsmi 24 yıldır gündemde

İmralı Adası’nın ismi Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesiyle gündem oldu ve 1999’dan bu yana 24 yıldır gündemdeki yerini koruyor. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmeden önce İmralı Adası’ndaki tüm hükümlüler ile personeller tahliye edildi. 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilen Öcalan’ın götürüldüğü İmralı Adası, özel güvenlik bölgesi ilan edildi. Özel olarak seçilen cezaevi müdürü, müdür yardımcıları, gardiyanlar ile bine yakın özel askeri birlik bulunan İmralı Adası’na, sivil gemilerin adaya 3 milden fazla yaklaşması ile ada üzerinden sivil helikopterin geçişi de yasak.

Gizli protokolle yönetiliyor

Resmi olarak Adalet Bakanlığı’na bağlı olması gereken İmralı Cezaevi’nde, “gizli bir protokolle” yönetim biçimi ve kapsamı belirlendiği için 24 yıldır Türkiye yasaları ve uluslararası hukuk işlemiyor. Cezaevinin eski sistemde Başbakanlığa, yeni sistemde ise Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olduğu belirtilirken, yasaların İmralı Adası’nda işlememesi konusunda da Öcalan’ın kaçırılması ve cezaevi sisteminin oluşmasında rol alan ABD gibi uluslararası güçler, Türkiye ile bugüne kadar hemfikir oldu.

Başka örneği yok

İmralı Cezaevi, ABD’nin Guantanamo anlayışı esas alınarak yenilenirken, her ne kadar Guantanamo ile karşılaştırılsa da İmralı Cezaevi’ndeki koşullar daha ağır. Guantanamo’da aile, avukat ve ziyaretçi kabulü, telefon, mektup, faks, telgraf gibi iletişim olanakları yasaklanmazken, İmralı Cezaevi sisteminde ise bu hakların hiçbiri tanınmıyor. Bazı yönleriyle benzerlikler olsa da İmralı Cezaevi’nin dünyada başka bir örneği bulunmuyor.

Üç ayaklı bir sistem

Daha önce yapılan bazı görüşmelerde PKK Lideri Abdullah Öcalan, İmralı Cezaevi’ne dair birçok değerlendirme yaptı. Öcalan; “üç ayaklı” bir sistemle yönetildiğini, bir ayağı ABD, bir ayağının Avrupa, bir ayağının da Türkiye olduğunu belirtti. Öcalan, Dünyada örneği bulunmayan İmralı Sistemi’ne dair, “Bu koşullara kimse 6 gün bile dayanamaz. Atılmışız buraya. Dünyanın en ağır tutsağıyım, bunların içinde Batı da var. Beni kapitalist dünya sistemi tutsak etmiştir, devlet de beni bir koz, bir rehine olarak elinde tutuyor. Burada siyasi bir rehineyim. Konumum böyle bilinmelidir. Bunu şöyle bir benzetmeyle de açıklayabilirim: Solunum cihazına bağlı birisi gibiyim, istedikleri zaman fişi çekebilirler. Tecrit durumunun ağırlaştırılması zaten idam anlamına gelmektedir. Dünyada bu koşullarda başka kimse yok, bir tek ölmediğim kaldı” diyerek cezaevinin vahametine dikkat çekti. Öcalan, “tabut” içinde tutulduğunu belirterek, cezaevi sisteminin idam olduğunu, sadece yöntemin farklı olduğunu söyledi.

Kaynak: MA / Hamdullah Yağız Kesen

#İmralı #Cezaevi #Dünyada #örneği #yok

Ambargo yüzünden ilaç ve gıda sıkıntısı arttı

 Şam hükümetinin uyguladığı ambargo yüzünden Şehba’da yaşayan yurttaşlar, ilaç ve gıdaya ulaşamadıkları gibi yakıtı da üç katı daha fazlaya alıyor 

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sürerken, Şam hükümetinin uyguladığı ambargo ile de yurttaşlar zor günler geçiriyor. Efrîn’in güneyindeki Şêrawa ve Şera ilçeleri ile Şehba’nın köylerindeki 5 kampta yarı yıkılmış evlere göç etmek zorunda bırakılan 200 bin Efrînli ve Şehba sakini, Şam hükümetinin ambargosu nedeniyle birçok temel ürüne ulaşamıyor.

Yakıtlar üç katına çıktı

Ambargo kapsamında elektrik, ilaç ve temel gıdadan maruz kalan binlerce kişi, yakıtları da 3 katı fiyata alıyor.

Hawar Haber Ajansı’da (ANHA) yer alan habere göre, Ambargodan sonra mazotun litre fiyatı 11 bin Suriye lirasına ulaşırken, benzinin litre fiyatı ise 17 bin liraya çıktı. Aynı şekilde tüpün fiyatı 170 bin liraya çıkarken, bir ton yakacak fiyatı ise bir milyon Suriye lirasını aşmış durumda.

  Hastalıklar arttı

Ambargo nedeniyle kantondaki yurttaşların sağlık durumu da kötüleşiyor. Daha önce ilaçların geçişine karşılık para alan 4’üncü Tugay, şimdi ise ilaçların geçişine hiçbir şekilde izin vermiyor.

Kantonda, Heyva Sor a Kurd’un 6 merkezi ve bir hastane bulunmasına rağmen şeker ve kalp hastalıkları için kullanılan ilaçların önemli ölçü de azaldığı, yakacak olmadığından kaynaklı plastik malzemelerin yanında ısınma nedeniyle, solunum yolu hastalıklarının arttığı öğrenildi.

Tarım da etkilendi

İlaç ve gıdanın yanı sıra tarımsal ürünler için de durum aynı. Ambargo yüzünden piyasada az bulunan gübrenin kantondaki fiyatı 80 bin lirayı aştı.

Ulaşım zorlaştı

Yine hizmet kurumları da ambargodan etkilenerek çalışmalarının çoğunu durdurmak zorunda kalırken, ambargodan önce günde 6 saat verilen elektrik, ambargonun başlamasıyla birlikte günde 2 saate, mazot sıkıntısı nedeniyle su kuyularının çalışma saatleri ise 14 saatten 8 saate düşürüldü. Kantona bağlı köylere ve şehirlerarasında ulaşımı sağlayan 100 toplu taşıma aracının sayısı 25’e düşerken, ulaşım fiyatlarında da artış yaşandı.

HABER MERKEZİ

 

 

 

#Ambargo #yüzünden #ilaç #gıda #sıkıntısı #arttı

Boğaz’da ulaşıma sis engeli

İstanbul Boğazı’nda oluşan yoğun sis nedeniyle, transit gemi geçişleri trafiğe kapatıldı.

İstanbul’da gece saatlerinde başlayan sis, sabah saatlerine doğru İstanbul Boğazı’na kadar etkisini gösterdi. Yoğun sis nedeniyle saat 06.38 itibariyle İstanbul Boğazı, çift yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı.

İSTANBUL

 

#Boğazda #ulaşıma #sis #engeli

Emniyet kameralar çalışmıyor demişti: Bilirkişi emniyeti yalanladı

Adana’da Murat Daşkan adlı yurttaşın ölümüne dair açılan davada, emniyetin ‘çalışmıyor’ iddiasında bulunduğu zırhlı araç kamerasında herhangi bir arıza bulunmadığı ortaya çıktı

Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Dağlıoğlu Mahallesi’nde, 1 Şubat 2016 tarihinde toplumsal bir gösteri sırasında vurulan Murat Daşkan’ın ölümüne dair polis B.O. hakkında “olası kastla insan öldürme” suçlamasıyla açılan davanın yargılaması sürüyor.

MA’dan Hamdullah Yağız Kesen’in haberine göre Daşkan’ın yargılamasında zırhlı araca ait kameranın görüntüleri mahkeme tarafından emniyetten istendi. Ancak emniyetin ‘kameralar bozuk’ dedi. Daha sonra mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda kameranın çalıştığı ortaya çıktı.

Beraat kararı bozuldu

Daşkan’ın ölümüne dair başlatılan soruşturma, 2020 tarihinde tamamlanarak, polis memuru B.O. hakkında “olası kastla insan öldürme” suçundan iddianame hazırlandı. İddianamenin kabul edilmesi sonrası Adana 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan davanın 6 Ekim 2020’de görülen karar duruşmasında, “sanığın üzerine atılı suçlamaya dair yeterli somut delil bulunmadığı” ileri sürülerek beraat kararı verildi.

Daşkan’ın avukatı İlhan Öngör, beraat kararını Adana Bölge Adliye Mahkemesi’nde taşıdı. 13’üncü Ceza Dairesi, yerel mahkemenin “eksik delil incelemesi” yaptığına hükmederek, beraat kararını bozdu.

Kameralar incelenmedi

Kararda, sanık polisin içerisinde yer aldığı zırhlı araca ait kamera sistemine dair yeterli inceleme yapılmadığına işaret etti. Kararda, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı’nın 2 Kasım 2016 tarihli uzmanlık raporundaki “incelemeye gönderilen cihazın bağlantı kabloları olmadığından çalıştırılmadığı” iddiasına yer verilerek, olayın yaşandığı güne ait görüntülere herhangi bir müdahale yapılıp yapılmadığı konularında ise bir inceleme yapılmadığı vurgulandı.

Karar sonrası inceleme

Karar sonrası Adana 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis B.O.’nun yeniden yargılamasına başlandı. Davanın 4’üncü duruşması 27 Aralık 2022’de görüldü. Duruşmada, Daşkan’ın öldürüldüğü gün olay yerinde bulunan 01 A 0559 plakalı zırhlı aracın kamera görüntülerine dair istenen bilirkişi raporu dosyaya konuldu.

Kameranın çalıştığı ortaya çıktı

Raporda, emniyetin iddiasının aksine, kayıt cihazında herhangi bir arıza bulunmadığı belirtildi. Raporda, “(…) söz konusu kayıt cihazında 17/03/2016 tarihine kadar herhangi bir arıza bulunmayıp çalışır vaziyette olduğu, kayıt altına alındığı tespit edildiğinin bildirildiği (…)” denildi.

Savcı, bilirkişi raporuna rağmen sanık polis hakkında beraat talebinde bulundu. Savcı mütaalasında, “Sanık B.O. hakkında olası kastla insan öldürme suçundan kamu davası açılmış ise de sanığın söz konusu suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut deliller bulunmamakla beraatine” talebinde bulundu.

Savcı, bilirkişi raporunun soruşturma bürosuna gönderilmesini istedi. Mahkeme, mütalaaya karşı savunma yapılması için duruşmayı 2 Şubat’a erteledi.

Deliller göz önünde bulundurulsun

Bilirkişi raporu ve mütalaaya değerlendiren Av. İlhan Öngör, mütaalada delillerin göz önünde bulundurulmadığını ifade etti. Av. Öngör, “Olayı gerçekleştirdiği iddia edilen fail polis veya polisler ile soruşturmayı yürüten polisler aynı birimde çalışan polislerdir. Üstelik soruşturmayı yürüten savcılık ise, yine özel yetkili terör olaylarını soruşturan savcıdır. Olaya tanıklık ettiği iddia edilen polislerin ifadesini yine aynı birimdeki çalışma arkadaşları almışlardır” dedi.

Suç ilendi

Öngör, emniyetin “kameralar bozuk” iddiasına işaret ederek, “Gelen bilirkişi raporunda olay tarihinde kameranın çalıştığı ve sağlam olduğu ortaya çıkmıştır. Bu gerçeklik karşısında tanıklar ve emniyet birimleri mahkemeyi yanıltıcı gerçek dışı beyanda bulunmuş ve yargı makamlarına yalan beyanda bulunmakla suç işlemişlerdir. Bu konuda yetkili kişiler ve tanıklar hakkında yalan beyanda bulunmak ve suç delillerini yok etmekten suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz” diye kaydetti.

 

#Emniyet #kameralar #çalışmıyor #demişti #Bilirkişi #emniyeti #yalanladı

Emînî’nin babasıyla röportaj yapan gazeteciye 2 yıl hapis

Jîna Emînî’nin babasıyla yaptığı röportaj nedeniyle önce tutuklanan sonra kefaletle serbest bırakılan gazeteci Nazila Marufiyan’a iki yıl hapis cezası verildi

Gazeteci Nazila Marufiyan, 13 Ekim 2022 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da Gaşt-i İrşad polisleri tarafından işkenceyle gözaltına alınan ve 16 Ekim’de yaşamını yitiren Jîna Emînî’nin babasıyla yaptığı röportajı yayınladığı gerekçesiyle, 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

5 yıl yasak

23 yaşındaki Seqizli gazeteci Marufiyan, Tahran Devrim Mahkemesi’nin 26’ncı Şubesi tarafından “rejim aleyhine propaganda yapmak” ve “kamuoyunu galeyana getirmek için yalan haber yayınlama” suçlamasıyla ceza aldı. Kararı sanal medya hesabından duyuran Gazeteci Nazila Marufiyan, 28 Ocak Cumartesi günü Tahran Devrim Mahkemesi’nin 26’ncı şubesine çağrıldığını ve kararın kendisine resmi olarak tebliğ edildiğini kaydetti. Marufiyan, 2 yıllık cezanın ertelendiğini ayrıca 5 yıl boyunca yurt dışı yasağı verildiğini de ekledi.

30 Ekimde tutuklanmıştı

Gazeteci Nazila Marufiyan, Jîna Emînî’nin babasıyla yaptığı röportajın 30 Ekim 2022 tarihinde yayınlanması sonrası Evin Cezaevi’ndeki Emniyet Savcılığı’nın talimatıyla tutuklanmış ve gözaltı merkezindeki sorgu sürecinde zorla itirafta bulunması için ciddi baskı ve tehditlere maruz kalmıştı.

Baskılar nedeniyle iki kez rahatsızlanan Gazeteci Marufiyan, hastaneye sevk edilerek tedavi altına alınmıştı.

9 Ocak’ta Qarçak Cezaevi’nden 600 milyon tümen (14 bin dolar) kefaletle geçici olarak serbest bırakılmıştı.

Kaynak: MA

#Emînînin #babasıyla #röportaj #yapan #gazeteciye #yıl #hapis

25 Kasım’da sokağa çıkan kadınlara soruşturma

Riha’da 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde sokağa çıkan kadınlar hakkında soruşturma başlatıldı.

Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesinde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yürüyüş düzenlemek isteyen kadınlardan 17’si hakkında “toplantı, gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

MA’dan Ömer Akın’ın haberine göre Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha il ve ilçe örgütü yöneticileri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) üyelerinin de aralarında olduğu 15 kadın, soruşturma kapsamında Urfa İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi.

İktidarı korkuttu

Hakkında soruşturma başlatılan kadınlardan HDP Riha Kadın Meclisi üyesi Sema Aişeoğlu, valiliğin “eylem ve etkinlik yasağı”nın soruşturmaya gerekçe yapıldığını aktardı. Aişeoğlu, “Jin, jiyan, azadî’ sloganı yükseldikçe egemenlerin de tahammülsüzlüğü arttı. Kadınlar olarak, o günün anlamına binaen yapmış olduğumuz basın açıklamamız iktidarı çok rahatsız etmiş olmalı ki açıklamaya katılan çok sayıda kadın arkadaşımız hakkında soruşturma başlatıldı” diye konuştu.

Mücadele durdurulamaz

Aişeoğlu, yakın zamanda Bahar Hezer adlı genç bir kadının kentte erkek kardeşi tarafından öldürüldüğüne işaret ederek, “İktidar bu kadın cinayetlerini durdurmak için bir önlem almazken, kadın mücadelesini durdurmaya yönelik yasaklama kararları alıyor. Bu yasaklamalar kadınları sindirmek için çıkarılan kararlardır. Kadınların evlerinde oturmasına ve seslerini çıkarmamalarına yönelik atılan adımlardır. Kolluk gücüyle, hukuk şemsiyesi altında çıkarılan engellemelerle kadın mücadelesi durdurulamaz” ifadelerini kullandı.

Yürüyüş temel haktır

Kadınlar hakkında soruşturma açılmasını değerlendiren Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi Eşbaşkanı Meral Halat, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkının demokratik toplumlarda düzenlenmiş en temel insan haklarından olduğunu belirtti. Halat, “Toplanma, gösteri ve yürüyüş hakkı, kişinin iktidardaki kişilerin eylem ve etkinliklerini eleştirebilme, onlara etki edebilme ve değiştirme gücünü de ifade ediyor. Kişiler, kendilerini ifade edebilmek, düşüncelerini dile getirmek için bu haklarını kullanır. Anayasada da açıkça belirtildiği gibi herkes önceden izin almadan, silahsız bir şekilde etkinlik ve gösteri yapma hakkına sahiptir. Demokratik toplumların temelini oluşturmaktadır. Bu hak aynı zamanda ifade özgürlüğü ile de bire bir ilgilidir” şeklinde konuştu.

RİHA

#Kasımda #sokağa #çıkan #kadınlara #soruşturma

Koma Ma’dan Amed’te konser

Koma Ma, Amed’te coşkulu bir konser düzenledi

Koma Ma, Ankara, İstanbul ve İzmir’in ardından Amed’te konser düzenledi. Amed Şehir Tiyatrosu salonunda yapılan konsere ilgi yoğundu. Aranjörlüğünü Ramîn Rebî’nin yaptığı Koma Ma, “Kezî, Govendê, Dola Zêbarê, Şalûlvan, Nexşê Mîrza, Fadikê, Yar Gijilokê, Solo Ritim, Seydik, Dîleman, Kela Xoyê, Hey Dad, Erê Gulê, Hoy Dil ve Mestûre” parçalarını seslendirdi. Dinleyiciler, yer yer eşlik ettiği grubu, konser bitiminde ayakta alkışladı.

Konser sonrası sanatçı Mesûd Gever, dinleyicilere teşekkür ederek, konser turnelerinin 1 Şubat’ta aynı salonda sona ereceğini aktardı. Gever, son konser gelirlerini, HDP’nin Hazine yardımına bloke konulmasına karşı başlattığı “Hazinemiz halkımızdır” kampanyasına bağışlayacaklarını ifade etti.

AMED

#Koma #Madan #Amedte #konser