Ana Sayfa Blog Sayfa 1003

Avukat Mario Angelelli: Öcalan, Kürt halkının temsilcisi ve barışın anahtarı – Yeni Yaşam Gazetesi

İtalyan avukat Mario Angelelli,  Öcalan’ın Kürt halkını temsil ettiğini ve barışın anahtarı olduğunu bu nedenle Öcalan’ın özgürlüğü için baskı yapılması gerektiğini söyledi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesiyle sonuçlanan uluslararası komplo 25’inci yılına giriyor. İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan Öcalan’dan 22 ayı aşkın bir süredir hiçbir şekilde haber alınamıyor. Öcalan’a yönelik tecride karşı bir araya gelen hukukçu, gazeteci ve akademisyenlerden oluşan ve 7 farklı ülkeden 36 kişilik “Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon”, 25-27 Ocak arasında Amed, İstanbul ve Ankara’da çeşitli ziyaretler gerçekleştirdi. Delegasyonun Amed ziyaretlerinde yer alan Roma Barosu avukatlarından Mario Antonio Angelelli, komplo ve tecrit uygulamasını dair sorularımızı yanıtladı.

İtalya’nın tutumu değişti

Komplo sürecini tarihte kara bir sayfa olarak düşündüğünü söyleyen  Angelelli, komplo süreciyle Rusya’dan İtalya’ya (Öcalan) geldiğini, İtalya halkının Öcalan’ın sahiplendiğini ve Öcalan için eylemler yaptığını söyledi. Uluslararası toplumun, Öcalan’ın çıkışına dair ilgisiz olduğunu söyleyen Angelelli, “Türkiye tarafına bıraktılar. Bu durum batı demokrasisi, sığınma talebi gibi konularda uluslararası toplumun düşüncesini gösteriyordu. Bu bir sorundu. Öncelikle Amerika, sonrasında Rusya… Çünkü o dönemde Rusya’ya eminim bir baskı vardı ve Öcalan’a engel oluşturmaya çalışıyorlardı” diye belirtti. Bu süreçte Öcalan’ın İtalya’ya geldiğinde İtalyan halkı Kürt halkına kardeş halk olarak baktığını, dönemin Başbakanı Massimo D’Alema’ydı. Türkiye, Öcalan’ın iade edilmesi gerektiğini söyleyen Angelelli, “Zor bir süreçti ve bu durumun iyi anlaşılması gerekiyor. İtalyan hükümeti, Öcalan’a “sen bizim sorumluluğumuz altındasın” diyordu. Fakat 30 gün içinde bu tutum sona erdi ve hükümet, Öcalan’ın başka bir ülkeye gitmesini önerdi. Çünkü İtalya, onun güvenliğini almakta zorlanıyordu. Fakat bu durum sorgulayıcı, çünkü İtalya’daki Kürtler sığınma alabiliyorlar” dedi.

Çok iyi desteklenmiş bir komplo süreci

Öcalan’ın İtalya’yı terk etmesinin yanlış bir karar olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Angelelli,İtalya’yı hiç terk etmemeliydi. Yunanistan, Afrika, Kenya… o dönemde Yunanistan güvenli bir yer değildi, çünkü o dönemde Yunan hükümeti iyi değildi. O süreçte hataya düşürüldü ve İtalyan hükümeti (onun ülkeyi terk etmesine yönelik) kötü bir öneri yaptı. Siyasi sığınma verilip İtalya’da kalmalıydı. Türkiye’nin çok güçlü baskısını anlayabiliyorum. İtalya ve Türkiye arasında ekonomik iş birliği bu durumdan dolayı bloke olmuştu. O dönemde de Türkiye, İtalya’ya onun bir düşman olduğunu söylüyordu. Bu, güçlü bir baskı. Türkiye ve İtalya ayrıca NATO gibi aynı askeri örgütün içinde. Aynı zamanda Amerika, Almanya gibi ülkeler de bu baskıyı destekliyordu. İtalya’ya hem Türkiye’den hem Amerika ve İsrail’den baskılar geliyordu. Bu sürecin çok iyi desteklenmiş bir komplo süreci olduğunu kabul ediyorum” dedi.

Öcalan’ın özgürlüğü fikirlerinin özgürlüğüdür

24 yıldan beridir cezaevinde bulunan Öcalan’ın yazdığı kitapları okuduğunu söyleyen Angelelli, Öcalan’ın daha adil, barışçıl ve refah bir dünya imkanını sunduğunu, Öcalan’ın özgür olması fikirlerin özgür olması anlamına geldiğini söyledi. Öcalan avukatlar veya ailesiyle hiçbir temasının olmadığı koşullarda tutulduğuna dikkat çeken Angelelli, “. Bu fikirlerinin özgürlüğü değildir. Birincil olarak onun özgürlüğünü istiyoruz. Fakat onun fikirlerinin özgürlüğü de bu koşullarda mümkün değildir. Onun fikirlerinin dünya halkları açısından önemli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Öcalan’ın yeni Mandela olduğunu düşünüyorum

Uluslararası bir baskıyla birlikte mücadele etmeye devam edilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Angelelli, “Uluslararası kampanya yapılması çok önemli. 24 yıllık tutukluluğa karşı uluslararası kamuoyunu hareketi geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Birçok insan Öcalan’ın yeni Mandela olduğunu düşünüyor. Mandela gibi barış sürecine katılması gerekiyor. Öcalan’ın kendisinin cezaevinden çıkması ve fikirlerinin topluma ulaşması gerekiyor” dedi.

Öcalan Kürt halkını temsil ediyor ve barışın anahtarıdır

Mücadele etmeye, tecrit hakkında konuşmaya, İtalya ve Avrupa kurumlarına yönelik avukatlar olarak tecride karşı çalışmaya devam edilmesi gerektiğinin altını çizen Angelelli,  “Öcalan’ın insan haklarının kullanabilmesi gerekiyor. Özgürlük ve barış sürecine katılması gerekiyor. Öcalan Kürt halkını temsil ediyor ve barışın anahtarıdır. Uluslar arası güçlere baskı yapılmalı. Tecride dair durumun iyi bilmesi gerekiyor. Halkların bilgilendirilmesi ve bu konuda farkındalığı arttırmak gerekiyor. Onun konuşabilmesi, iletişim kurabilmesi, mesaj iletmesi, insanlığın bu müthiş insanı koruması gerekiyor. Öcalan halkların barışa ulaşmasının anahtarıdır.” dedi.

Mario Antonio Angelelli kimdir?

Roma Barosu avukatlarından Mario Antonio Angelelli, Öcalan ile daha önce de görüşen ve iltica avukatlığını üstelendi. 2019 yılında Öcalan için Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi (AK) organlarına ve Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesine görevini yerine getirme çağrısı yapan imzacılar arasında yer aldı. Angelelli, 15 Şubat Komplosu için Avrupa’da yapılan yürüyüşe çağrı metinlerinde de imzacı olarak yer aldı.

KAYNAK/MA

 

 

 

#Avukat #Mario #Angelelli #Öcalan #Kürt #halkının #temsilcisi #barışın #anahtarı #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Belediyenin ‘rantsal dönüşümüne’ yargı ‘dur’ dedi – Yeni Yaşam Gazetesi

Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi, Kaynartepe Mahallesi’nde belediyenin hayata geçirmek istediği kentsel dönüşüm projesini iptal etti

Amed’in Rezan (Bağlar) Belediyesi’ne atanan AKP’li Hüseyin Beyoğlu’nun girişimi üzerine ilçeye bağlı Kaynartepe Mahallesi, 26 Eylül 2020’de Cumhurbaşkanlığı tarafından “riskli alan” ilan edilmişti

MA’dan Azad Altay’ın haberine göre Kentsel Dönüşüm Alanı ilan edilen bölge için yapılan itirazlar sonucu Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi projeyi iptal etti.

Telefisi güç zarar oluşacak

Diyarbakır Şehir Plancıları Odası (ŞPO), projeye karşı Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Hem “yürütmeyi durdurma” hem de “projenin durdurulması” talebiyle yapılan başvuruda, 54 dönümlük alanda 375 binanın bulunduğu ve bin 365 hak sahibinin yaşadığına işaret edilerek, “projenin hayata geçmesi durumunda telafisi güç veya imkânsız zararların oluşacağı” uyarısına yer verildi.

Gerekçeler haklı bulundu

ŞPO’nun gerekçelerini haklı bulan mahkeme, nüfus yoğunluğu azaltılmasına rağmen planla öngörülen nüfus yoğunluğunun ihtiyacını karşılayacak sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanmadığı, özellikle yeşil alan fonksiyonunun yeterli olmadığı tespit etti.  Mahkeme, dönüşüm yapılan alandaki yapı dağılımının da herhangi bir kritere göre belirlenmediğini ve rastlantısal olarak dağılım yapıldığı kanaatine vardı.

Mahkeme, projenin “kamu yararına aykırı” olduğuna hükmederek, projenin uygulanması halinde “telafisi güç zararlara sebebiyet verebileceği” kanaatine vardı.

Mahkeme kararına rağmen yıkım dayatması

Mahkemenin kararına rağmen kayyım yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, iptal edilen Kentsel Dönüşüm Projesi adı altında tahliye edilen 24 yapı için yıkım ihalesi yaptı. İhalede, “Kentsel Dönüşüm Projesi” kapsamında 4 bin 92 metrekare inşaat alanlı 24 adet yapının “Elle seçici yıkım tekniğine göre” yıkımı istendi.

Proje iptal edildi

Daha önce “yürütmeyi durdurma” kararı veren İdare Mahkemesi, ŞPO’nun “projenin iptali” istemini de karara bağladı.

Mahkeme, dava konusu işlemlerin iptaline karar verdi. Mahkeme, yargılama giderlerinin davalı idarece davacıya ödenmesine de hükmetti.

Bilirkişi raporu: Altyapı ve yeşil alan yok

Kararda, 26 Ocak 2022 tarihli keşfe dair bilirkişi raporuna yer verildi. Raporda, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamına alınan toplam riskli alanın yaklaşık olarak 150 hektar büyüklüğünde olduğu görülmüştür. Davaya konu planlar ile kentsel dönüşüm bölgesinde planlanan kısmın ise sadece 5.36 hektar büyüklüğünde olduğu, planlanan alanın büyüklüğünün toplam riskli alanın yüzde 5’i dahi olmadığı, bu açıdan değerlendirildiğinde Bağlar Bölgesi Kentsel Dönüşüm Alanında bütüncül bir planlama yaklaşımının sergilenmediği tespit edilmiştir” denildi.

Bütünlüklü bir yaklaşım yerine parçacıl bir düzenleme yapıldığı belirtilen raporda, “mevcut dokuda nüfus yoğunluğu azaltılmasına rağmen planla öngörülen nüfus yoğunluğunun ihtiyacını karşılayacak sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanmadığı, özellikle Yeşil Alan fonksiyonunun yeterli olmadığı tespit edilmiştir” diye kaydedildi.

Projenin kamu yararına uygun olmadığı vurgulanan raporda, planlar hazırlanırken mahallede yapılan anketin ise “yetersiz” olduğu aktarıldı.

AMED

#Belediyenin #rantsal #dönüşümüne #yargı #dur #dedi #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Hasta tutuklu Güler’in eşi: Tutuklular arasında ayrım yapılıyor – Yeni Yaşam Gazetesi

Hasta tutuklu Sıddık Güler’in eşi Hasine Güler, Adalet Bakanlığı’nın genelgesine rağmen tutuklular arasında ayrım yapıldığını söyledi

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın imzasıyla 3 Ocak’ta “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” başlıklı genelge yayımlandı. Genelge sonrası gözler, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) listesinde bulunan 651’i ağır toplam bin 517 hasta tutuklunun durumuna çevrildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ilk olarak 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan 87 yaşındaki İlhan Kılıç ve 75 yaşındaki Kenan Deniz’in af yetkisini kullandı. Erdoğan, adli hükümlü Mustafa Kartal’ın 9 yıl 46 ay 24’lük cezasını da “sürekli hastalık” sebebiyle kaldırdı. Karar Resmi Gazete’de yayımlanırken, sağlık durumları daha ağır olan politik tutukluların tahliye edilmemesi tepkiyle karşılandı.

MA’dan Zerrin Sargut ve Mehmet Güleş’in haberine göre Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki 27 yıllık tutuklu 81 yaşındaki Sıddık Güler’in eşi Hasine Güler, tutuklular arasında ayrım yapılmamasını istiyor.

Hipertansiyon, kalp ve iltihaplı eklem romatizması…

Eşinin Amed’in Bismil ilçesine bağlı Kerha (Göksu) kırsal mahallesinde 1994’te gözaltına alınarak tutuklandığını aktaran Güler, eşinin cezaevinde 2 defa anjiyo olduğunu, hipertansiyon, kalp ve iltihaplı eklem romatizması başta olmak üzere birçok hastalığının bulunduğunu ifade etti.

Eşinin tedavi edilmek üzere 9 ay önce İskenderun Cezaevi’nden Menemen Cezaevi’ne sevk edildiğini söyleyen Güler, “Tedavi için hastaneye götürülüyor ancak tam anlamıyla tedavi edilmiyor. 1 ay önce doktorlar safra kesesinden ameliyat edilmesi gerektiğini söyledi, fakat hala ameliyat edilmedi. Sıddık’ın hastalığı ilerliyor, unutkanlığı baş gösterdi. Su içmeyi bile unutuyor” diye kaydetti.

Tutuklular arasında ayrım

Adalet Bakanlığı’nın genelgesine rağmen eşinin tahliye edilmemesine tepki gösteren Güler, “3 Ocak’ta yayınlanan genelgeye göre Adalet Bakanlığı hasta tutuklular için rapor istiyor. Raporu veren de Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu (ATK). ATK, tutuklular arasında ayrım yapıyor. Mafyaya, katili, madde bağımlısına, hırsıza rapor veriyor. Söz konusu siyasi tutsaklar oldu mu ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verilmiyor. Bunun en büyük örneği ise eşim Sıddık ve Dedo (Mehmet Emin Özkan). Kendi başına yaşamı idame edemeyecek kadar ağır hasta tutuklular tahliye edilmiyor. Bu durum adaletin olmadığını gösteriyor” diye konuştu.

Adalet yok

Hasta ve infazı yakılan tutukluların serbest bırakılması için 13 ay boyunca Adalet Nöbeti tuttuklarını anımsatan Güler, “Taleplerimiz netti, ancak görmezden gelindi. Kendi hukuk ve yasalarına uysalardı, hasta tutuklular tahliye edilecekti. Kendi yasalarına dahi uyumuyorlar. Türkiye’de adalet yok. Hasta tutuklular biran önce bırakılsın ve gerekirse ev hapsinde kalsınlar” şeklinde konuştu.

AMED

#Hasta #tutuklu #Gülerin #eşi #Tutuklular #arasında #ayrım #yapılıyor #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Kılıçdaroğlu: 13 Şubat’ta adayımızı açıklayacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının 13 Şubat’ta belirleneceğini açıkladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’nın Saadet Partisi ev sahipliğindeki toplantısını işaret ederek, “13 Şubat’ta adayımızı açıklayacağız” dedi. CHP lideri, bu toplantıda cumhurbaşkanı adayının belirlenip daha sonra da açıklanabileceğini sözlerine ekledi.

“CHP’nin cumhurbaşkanı adayı siz misiniz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, “Her parti doğal olarak kendi liderini cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister. CHP’liler de kendi genel başkanlarını cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister. Ama burada aslolan altı liderin oturup ortak karar vermesidir” cevabını verdi.

Kılıçdaroğlu, Halk TV canlı yayınında gazeteci İsmail Küçükkaya ve Bengü Şap’ın sorularını yanıtladı.

Erdoğan’ın adaylığına ilişkin açıklama

“6 Nisan’a kadar olursa buna destek veririz diye düşündük. Parlamento 6 Nisan’da bir karar alır, biz de o karara saygı duyarız, eski seçim yasasına göre seçimler yapılır diye düşündük. Erdoğan, ‘Hayır ben daha sonra yapacağım’ derse altı lider de buna destek vermeyeceğini kamuoyuna açıkladı. Erdoğan kendi istediği bir atmosferde seçimlerin yapılmasını istiyor. Biz iktidar olunca yapacağımız dediğimiz şeyleri Erdoğan yapmaya başladı.

Bizim açımızdan hangi tarihte yapıyorsa getirsin sandığı koysun dedik. Ama Parlamento’da oy kullanmayacağız dedik. Tek yolu var. O da Meclis’i feshetmek.”

Üçüncü kez aday olamaz

“Anayasa açık. Anayasa hukukçuları üçüncü kez aday olamaz diyor. Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurular olacaktır ama kabul edilmeyecektir. Çünkü YSK üyelerini kendisi belirledi aslında. Yargının yargı olmaktan çıktığını aklı başında olan herkes biliyor”

9 ana başlıkta 2 bin 300 vaat

“9 ana başlık altında 75 alt başlıkta 2 bin 300’den fazla somut hedef somut politika ve projelerimizin özeti açıklanacak. Kitabımız var, katılanlara verilecek. İçeriğini benim anlatma hakkım yok çünkü altı liderin bir arada hazırladığı ve ortaya koyduğu somut önerilerdir. Önce bir durum ve hasar tespit komisyonu kuracağız. Hasar tespit komisyonu devlette, bürokraside yetişmiş ahlaklı, erdemli ve bilgili kişileri görevlendireceğiz. Sayıları 20-25 olacak. Sonra Strateji ve planlama teşkilatı kuracağız” açıklamasını yaptı.

İSTANBUL

#Kılıçdaroğlu #Şubatta #adayımızı #açıklayacağız

Gazetemiz çalışanı Altay’ın gözaltı süresi uzatıldı

Gazetemiz çalışanı gazeteci Rojin Altay gözaltı süresi bir gün daha uzatıldı

Gazetemiz çalışanı Gazeteci Rojin Altay, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında dün akşam seyahat etmek üzere gittiği Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gözaltına alındı. Daha sonra Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Altay’ın avukatları ile görüştürülmesi bir gün boyunca engellendi.

Görüş kısıtlılığı nedeniyle avukatları ile bu gün görüşen Altay’ın dosyasında gizlilik kararı olması nedeniyle gözaltı gerekçesi öğrenilmezken, Altay hakkında bir günlük gözaltı kararının daha alındığı kaydedildi.

İSTANBUL

#Gazetemiz #çalışanı #Altayın #gözaltı #süresi #uzatıldı

Tarımı ve doğayı yok oluşa bağlayanlar…

Tarım Kredi Kooperatifleri’ni arpalık haline getiren iktidar, Gübretaş’ı da maden şirketine çevirdi. Erdoğan, Bilecik’te altın dökme töreninde ‘109 ton altını ekonomiye kazandırdık’ derken, çiftçi perişan, doğa ise yıkım halinde

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Tarım Kredi Kooperatifleri’ne bağlı GÜBRETAŞ asıl işlevi olan üretici desteğini bir yana bırakıp altın madeni işine girerek, Maden Yatırımları AŞ adlı bir şirket kurdu. Bilecik’in Söğüt ilçe coğrafyasında kurulan madene teşvikler yağdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzası ile alınan acele kamulaştırma kararı sonrası maden sahası genişletilip bölgede yurttaşlara ait arazilerin mülkiyeti hazineye devredildi ve siyanür havuzlarını da içeren tesis kurulumuna başlanmıştı. 109 ton altın rezervi olduğu iddia edilen bölgede yapılacak yatırım için teşvik belgesi ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanarak Resmi Gazete’de yayınlandı. Gübretaş Maden Yatırımları AŞ’ye verilen teşvik tutarı 4 milyar 634 milyon 477 bin 508 lira olurken, yılda 1 milyon 252 bin 800 ton cevheri siyanürle işleyip altın elde edecek.

Tarım ilgi alanında değil

AKP’li Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, altın madeni açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Gübretaş Altın Madeni Tesisi’ne bugüne kadar yaklaşık 70 milyon dolar yatırım gerçekleştirilerek projenin ilk kısmı tamamlandı. İlk etapta yıllık 2,5 tona kadar altın üretme kapasitesiyle çalışacak” ifadelerini kullandı. Erdoğan, “Birileri güneş ve rüzgar enerjisini yeni yeni keşfede dursun biz yenilenebilir enerjide Avrupa’da 5., dünyada 12. sıraya yükseldik. Mart sonu itibarıyla Karadeniz gazını hanelere vermeye başlıyoruz” dedi. İhracatta rekorlar kırıldığını belirten Erdoğan, ithalattaki devasa artışa ve dış ticaret açığına değinmezken, değinmediği başka şey ise tarımsal üretimlerde yaşanan sorunlardı. Gübretaş’ın kendi işlevini bir yana bırakıp altın madenciliğine soyunmasına övgüler dizen Erdoğan’ın tercihi burada da ortaya çıktı. Tarımı ithalata, doğayı yok oluşa bağlayan iktidarın madenciliği destekleyen politikalarından bir avuç uluslararası şirketlerle yerli işbirlikçilerinin kazandığı ise bilinen bir gerçek.

FETÖ’ye ikram edilmişti!

2012’de Koza Altın’ın altın madeni işletmesiyle ilgili, Koza Altın ile Gübretaş arasında yaşanan Söğüt altın madenine ilişkin davada Koza Altın’ın Söğüt madeni işletmesi iptal edilirken, FETÖ’yle kol kola oldukları dönemde ‘Koza Altın’a ikram edilen’ arazi dava sonucunda Gübretaş’a iade edildi. Tarım Kredi Genel Müdürü ve Gübretaş Maden Yatırımları AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Poyraz yaptığı bir açıklamada, “Gübretaş maden yatırımları olarak da bundan sonraki dönemlerde Söğüt ve dışındaki diğer sahalarda da inşallah çalışmalara gireceğiz” sözleriyle yağmanın genişleyeceğini gösterirken, Gübretaş’ın maden şirketi haline getirilmesini gösteriyordu. Tarım Kredi Kooperatifleri’ne bağlı olarak kurulan Gübretaş çiftçinin ihtiyacı olan gübreyi üretip çiftçiye ucuz yolla ulaştırmak amacıyla kurulan bir kamusal yapıyken, iktidarın çiftçi düşmanı politikaları sonucu bu işlevi ortadan kaldırılarak tarımsal girdiler şirketlere teslim edildi.

Doğada büyük yıkım

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Cevat Genç ise Türkiye’de 7 bin 500 işletme izinli ruhsat sahasından 19 tanesinde (19 şirket 25 saha) altın üretimi yapıldığını söyledi. Dünyada altın madeni şirketlerinin çok büyük çoğunluğu (yüzde 90) Türkiye’de ise tamamı düşük cevher seviyelerinde bile olsa çok daha fazla kâr elde etmek amacıyla siyanür kullanmaktadır. Altın ve gümüş madenlerinde sıradan bir yüzük üretebilmek için, 20 tonu aşkın maden atığı ortaya çıkmaktadır. Bakanlık geçtiğimiz günlerde son 3 yılda 19 şirkete ait 25 ruhsat sahası kapsamında 120,39 ton metal altın üretimi gerçekleştirildiğini açıklamıştı. Buna göre son üç yılda Türkiye’de sadece altın madenlerinde 2 milyon 407 bin 800 ton siyanür içeren atığın ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Siyanür ve diğer ağır metal atıklarının içinde tartışma dışında tutulan doğal alan yağması ise yüzbinlerce hektar alanı yıkıma uğratmaktadır. Dağları, ormanları ve su havzaları madenler yerle bir edilirken, doğal yaşama geri dönülmez zararlar verilmekte. Siyanür atık havuzları ise yaşamı tamamen zehirleyecek özelliği ile büyük bir tehdit olarak varlığını sürdürmektedir.

#Tarımı #doğayıyok #oluşa #bağlayanlar

Her adıma bir yanıtımız var

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonları’ndan Sorumlu Eş Genel Başkanı Av. Serhat Eren ile kapatma davasını konuştuk

Nezahat Doğan

Seçim öncesinde HDP’nin kriminalize edilerek, sahadaki çalışmalarının engellenme süreci, MHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yönelik tehdit ve yönlendirmeleriyle şekillenen kapatma davası ile daha da netleşti. Kapatma davası, hukuk kullanılarak HDP’nin ve Kürtlerin seçimde devre dışı bırakılma planının son aşaması olarak şekillendi. Ancak HDP’nin bu tarihi seçimde belirleyici olmasının önüne geçmek ve Kürt oylarını diğer partilere kaydırılma hesabının tutmadığı net olarak görünüyor. Hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı açısından, HDP olmadan seçimi kazanma ihtimalinin olmaması HDP’nin elini daha da güçlendirmiş görünüyor. Seçimden bir hafta hatta bir gün önce kapatılsa da B planı hazır olan HDP, her türlü gelişmeye karşı alternatiflerini de oluşturmuş bulunuyor.
HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonları’ndan Sorumlu Eş Genel Başkanı Av. Serhat Eren, Anayasa Mahkemesi’nin MHP’nin tehdidiyle almış olduğu, HDP’nin kapatma davasının seçimden sonra görülmesi talebini ret kararının hukuksal değil, siyasal olduğunu vurguluyor ve “AYM fiili olarak HDP’yi kapatmıştır” diyor. Av. Serhat Eren ile HDP’nin kapatılması davasını, hesaplarının bloke edilmesini ve seçime nasıl hazırlandıklarını konuştuk.

  • HDP’nin hedef gösterilerek açılan kapatılma davasında, HDP’nin davanın seçim sonrasına ertelenmesi talebi Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu ne anlama geliyor, hukuk olarak nasıl bir süreç işleyecek?

Biz 16 Ocak’ta Anayasa Mahkemesi’nden şöyle bir talepte bulunmuştuk. 14 Mayıs tartışmaları henüz yokken, olası bütün seçim tarihlerini değerlendirmiş ona göre adım atalım demiştik. Anayasa Mahkemesi’nin de seçim öncesinde partimizle ilgili açmış olduğu kapatma davasında bir karar vermemesi gerektiğini belirtmiş ve kararın seçim sonrasına; seçimin de normal olarak 18 Haziran’da yapılacağını hesap ederek, bu tarih sonrasına bırakılmasını talep etmiştik.

Anayasa Mahkemesi siyasi partilerle ilgili açılan davalarda, eğer davayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı açmışsa davayı dilediği zaman karara bağlayabilir.

Yani seçimden bir gün önce ya da seçimden sonra dilediği bir tarihte bunu karara bağlayabilir, bunun önünde yasal bir engel yok. Ancak kapatılma davası Adalet Bakanlığı veya bir siyasi partinin talebi doğrultusunda açılmışsa, AYM ancak seçim kararının alındığı tarihe göre karar verebilir. Her ne kadar bu davayı açan kurum Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olarak görülüyorsa da bu davayı açtıran gücün özü ve esası itibariyle bir siyasi parti olduğunu belirtiyoruz. Bir siyasi partinin talebiyle açılmış olan bu davada da AYM’nin seçim tarihinin belirleneceği 10 Mart’tan sonra dava ile ilgili bir karar vermemesi gerekiyor. Hukuken böyle bir karar vermemesi gerekiyor. Her ne kadar partimizle ilgili davayı savcı açmış olsa da aslında tüm Türkiye kamuoyu biliyor iktidar ve iktidarın küçük ortağı MHP tarafından; AYM ve Yargıtay tehdit edilerek ısrarla açılması istenen bir davadır bu… Yürütülen siyasi bir linç kampanyası vardı ve bunun arkasından da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu davayı açtı.

  • Hem Siyasi Partiler Yasası hem de Anayasa’da serbest seçim hakkı ve seçim güvenliği konusunda yasa, hukuk nasıl işletilecek; ciddi bir handikap oluşmayacak mı?

Buna ilişkin hem Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nda, hem iç hukukta, hem uluslararası hukukta bütün siyasi partilerin seçime aynı olanaklarla, adil, eşit şartlarda girmesi gerektiğine ilişkin çokça düzenlemenin olduğunu ifade ettik. Seçim sathına girdiğimiz bu dönemde bütün siyasi partilerin seçim politikalarını netleştirmeye başladığı, siyasi faaliyetlerini ortaya koymaya başladığı, aday adaylarını tartıştığı ve seçim bildirgelerinin hazırladığı bir dönemde, partilerin her mahallede seçim bürolarını açmak için arayışa girdiği bir süreçte bizim partimizle ilgili bir karar verilmemeli. Biz seçime diğer partilerle birlikte adil ve eşit koşullarda girmek istiyoruz. Bu hem hukuk devleti olmanın gereğidir, hem seçim ve sandık güvenliği, seçimlerin eşit adil ortamda yapılması gerektiğine ilişkin hukuksal düzenlemelerin bir gereğidir. Bu olanakları hukuksal alanda tanımak durumundasınız, diyerek taleplerimiz ilettik. Ama AYM bu talebimizi reddetti. Tam da seçim kararının alınacağı 10 Mart’tan dört gün sonraya da sözlü savunma süresi verdi.

  • Seçime demokratik hukuk kuralları çerçevesinde gidemiyoruz. Partilere de aynı eşitlik sağlanmayacak. HDP 14 Mart’ta savunmasını yapacak. HDP seçime doğru giderken kapatılabilir mi? Kararın seçim sonrasına bırakılması mümkün görünmüyor mu? HDP’nin alternatifleri neler?

Anayasa Mahkemesi iktidar ve MHP’nin seçim öncesi siyaseti, toplumu özellikle seçimi dizayn etme çabalarına maalesef ortak olmuştur. Anayasa Mahkemesi fiili olarak partimizin kapatılmasına ve seçime girmemesine karar vermiştir

Açık konuşalım, Anayasa Mahkemesi fiili olarak partimizin kapatılmasına ve seçime girmemesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi maalesef bu davanın açıldığı hatta açılmamasından önceki süreçte başlayan, iktidar ve ortağının partimizin kapatılması konusundaki tehditleri ve şantajlarıyla karşı karşıya kaldı. Karardan iki gün önce Devlet Bahçeli çok açık biçimde Anayasa Mahkemesi’ni hedef göstermek suretiyle tehdit etti. Anayasa Mahkemesi’nin farklı bir kararı aklından dahi geçirmemesi gerektiğini; HDP’nin kesinlikle kapatılması ve seçime girmemesi konusunda bir karar alması gerektiğini tüm Türkiye kamuoyuna açıkladı ve mahkemeyi tehdit etti. Mahkeme iktidar ve MHP’nin seçim öncesi, siyaseti, toplumu, özellikle seçimi dizayn etme çabalarına maalesef ortak olmuştur. Bu baskılara boyun eğmek zorunda kalmış ve direnme dirayetini gösterememiştir. Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bu karar özü itibariyle fiili olarak partimizin seçime girmesini, seçim çalışmalarını yürütmesini, seçim politikalarını oluşturmasını, siyasi faaliyetlerde bulunma kabiliyetini kısıtlayan ve ortadan kaldırmaya dönük siyasi nitelikli bir karardır. AKP-MHP iktidarının seçimlere yön verme ve dizayn etme hedefine dönük bir karardır.

  • Böyle bir karar verileceğini düşünüyor muydunuz?

Biz bu durumu tabi ki öngörüyorduk, öngörmüyor değildik… Hatta seçimden kısa bir süre önce, seçim kararının alınmasından sonra siyasi partilerin ve partimizin seçim listesini YSK’ye vermesinden sonra Anayasa Mahkemesi’nin bir karar alma sürecini başlatacağını da biliyorduk.

  • Aslında burada HDP’nin seçimler sonrasına ertelenmesi başvurusu bir prosedür gereği, çünkü kabul edilmeyeceğini öngörüyordu diyebilir miyiz? Seçimlerden bir hafta önce HDP kapatılır ve 451 siyasetçiye yasak gelirse ne olacak?

AKP-MHP iktidarı, Kürtlerle birlikte ortak mücadele hattında buluşan sol, sosyalist, demokrat kesimlerin tamamının seçime girmemesi için her türlü oyunu oynuyor. YSK seçime girme yeterliliğine sahip partileri bilinçli olarak açıklamıyor

AKP-MHP iktidarının bizi yargı üzerinden çok belirsiz bir sürece sürüklemek istediği aşikâr… Bizi çekmek istedikleri belirsiz, gri ve muğlâk bir alan var. Biz her duruma göre olabileceklerin hesabını yaptık. Partimizin etkin ve yetkin kurumları şunu söylemişti; bizim birden çok seçeneğimiz ve planımız var. AKP ve MHP’nin mahkeme üzerinden yapacağı hamle karşısında kuşkusuz bizim çok seçenekli ve alternatifli tutumumuz olacak. Yapılan bu son kapatma hamlesi bize de parti olarak seçim sürecinde seçeneklerimizi yeniden gözden geçirme gereğini ortaya koyuyor. Son anda partimizin kapatılması durumunda, aday olarak gösterdiğimiz isimlerle ilgili verilecek siyaset yasağı kararını da tartışıyoruz ve onlara o olanağı vermeyecek seçenekleri masaya yatırmış durumdayız. Biz olabilecek her türlü engellemelere karşı alternatiflerimizi oluşturmuş durumdayız. Ancak bu kadar söyleyebilirim…
Hem Anayasa Mahkemesi’nin hem AKP-MHP iktidarının, partimizi çekmek istedikleri bu belirsiz alana girmeyeceğimizi, onların hamlelerinin çok ötesinde, hatta onların akıllarına gelmeyecek hamleleri hesaplayıp, ona göre hazırlıklarımızı yaptığımızı özellikle söyleyeyim. Biz her halükarda seçime gireceğiz. Siyaset yasağı getirerek birçok adayı geri çekmemizi istiyorlar. Seçimden önce YSK’ye vereceğimiz listeyi tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar ama onlara bunların hiçbirinin fırsatını vermeyeceğiz.

  • Kürtler çok bilinçli ve politik bir seçmen tabanı oluşturuyor. Bu anlamda partinin kapatılmasıyla ilgili bir kaygıları yok. Çünkü HDP’nin mutlaka B planı olduğunu biliyor. YSK açısından durum ne?

AKP-MHP iktidarı, Kürtlerle birlikte ortak mücadele hattında buluşan sol, sosyalist, demokrat kesimlerin tamamının seçime girmemesi için her türlü oyunu oynuyor. YSK her yılın Ocak ayının ikinci haftasına kadar seçime girme yeterliliğine sahip siyasi partileri açıklar. Geçen sene 12 Ocak’ta açıklamıştı ama bu yıl henüz açıklamış değil.

Yasal olarak açıklaması gerekiyor. Fakat bizim aldığımız duyumlar seçime kadar açıklamama yönünde karar aldığı yönünde. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nden tutun da, devletin bütün kurumları, yargı organları partimizin ve parti bileşenlerinin, bizimle birlikte mücadele eden bütün kesimlerin seçime girmemesi için her türlü oyunu oynuyor. Biz YSK’ye seçime girme yeterliliğine sahip partilerin yasal olarak açıklanması gereken dönemde açıklanması için talepte bulunduk. YSK bunları açıklayacak! Hangi partilerin seçime gireceğini açıklamak zorunda.

Bizi çekmek istedikleri belirsiz, gri ve muğlâk bir alan var. Biz her duruma göre alternatiflerimizi oluşturmuş durumdayız. Akıllarına gelmeyecek hamlelerimiz olacak. Her halükarda seçime gireceğiz. Oyunu biz kuracağız, belirleyici rolde olacağız

Hemen bugünlerde… Hemen açıklaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sadece partimizi ilgilendirmeyen, tüm Türkiye siyasetini ilgilendiren bir konudur. Diğer partilerin de seçime girme yeterliliğine sahip partileri görüp ona göre politikalarını oluşturması gerekiyor. Ama sadece bizler ve Kürtler, Kürtlerle birlikte mücadele eden kesimlerin seçime girmemesini sağlamak için tüm Türkiye siyasetini etkileyecek kararlar alıyor. Biz listelerin açıklanması konusunda talepte bulunduk, buna bir yanıt bekleyeceğiz. Ama bu yanıtın gelmeme ihtimaline yönelik görüşmelerimiz de var. Partimizin seçime girmemesi için her türlü yol yöntem denendi ama bizim birçok bileşenlerimiz var, birlikte hareket ettiğimiz ittifak partilerimiz var. Partimiz önümüzdeki dönemde de yol haritasını ortaya koymuş olacak.

  • Hazine yardımına bloke konmasında da hukuksal bir sorun yok mu? Yatırılması gereken para daha HDP hesabına gelmemişken bloke kondu. Nedir bu durum?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 13 Aralık’ta hesaplarımıza bloke konulması talebinde bulundu. 29 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na şunu söyledi: “Sen HDP’nin hesaplarına bloke konulması talebinde bulunmuşsun ama somut gerekçeler ve delil sunmamışsın. Sana onbeş gün süre veriyorum. Bu süre içinde eğer delil sunarsan değerlendiririm,” dedi. Sonuçta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 13 Aralık’tan 29 Aralık’a kadar tek bir şey sunamadı.

Partimize yönelik bu komployu ortaya koyan özet şudur: Anayasa Mahkemesi “somut delil sun,” dedikten sonra, yanı 31 Aralık’ta, bir cumartesi günü, yılbaşı öncesi her ne hikmetse gizli bir tanık çıkıyor. 7 aydır haklarında dava açılmamış, iddianame tanzim edilmemiş olan gazetecilerin dosyasına gizli tanık gidiyor, “ben geldim, bir ifade vermek istiyorum” diyor. Ve ifadesinde ilk cümlelerinden biri “HDP’nin hesabına yatırılan hazine yardımı örgüte aktarılıyor” oluyor. Bu ifade alınıyor, hemen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderiliyor, savcılık da bunu Anayasa Mahkemesi’ne sunuyor. Bunu sunmadan önce, 2 Ocak’ta da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yazı yazıyor, “HDP’nin aleyhine ne bulursanız toplayın bana gönderin” diye. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün elinde yüz sayfalık bir tutanak hazır demek ki! Aynı gün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazıyı yazdığı gün gönderiyor. Ve 3 Ocak’ta sahte delilleri Anayasa Mahkemesi’ne sunuyor. Anayasa Mahkemesi de 5 Ocak’ta hesabımıza bloke koyuyor. İşte bu 5 günlük süreç partimizle ilgili açılmış olan davanın özeti.

  • Peki para hesaba yatmadan bloke durumu meşru mu?

Anayasa Mahkemesi 5 Ocak’ta bloke kararı verdi. Bu karar 2023 yılında partimize yapılacak hazine yardımının bloke edilmesi kararıydı. Hazine yardımı hesaba yatırılır, yatırıldıktan sonra da blokeli hale gelir. Ama önce bu para hesabımıza yatırılmak zorunda… Biz yardım yatırılmadığı için bakanlığa gittik, dedik ki; bu para neden yatırılmıyor, yatırılmamasına dönük bir karar yok, blok edilmesi konusunda bir karar var. Bankaya yatırılır ama kimse tasarruf edemez, çekemez, kullanamaz.

  • Bu talebe karşı bakanlıktan ne söylendi?

Bize bakanlığın karar doğrultusunda “blokeli bir hesaptır, parayı göndermemize gerek yok” şeklinde bir karar aldığı söylendi. Biz bunun üzerine yazılı başvuruda bulunduk ve bu yasaya aykırıdır dedik. Neden yatırılmadığı konusunda böyle bir kararınız varsa tarafımıza bilgi verin, dedik. Bu para bankaya yatırılmalı, elinizde tutuyorsunuz, bu parayı nemalandırıyorsunuz, belki de bu paranın faizini değerlendiriyorsunuz, burada bile bir hile ve hukuksuzluk yapıyorsunuz, diye yazılı talepte bulunduk. Yanıt vermelerini bekliyoruz.

  • Kürtlerin bu seçimde kilit konumda olması hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı tarafından dengeleri altüst ediyor. Siz gelişen siyasi dengeleri ve HDP’nin belirleyici rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim partimize dönük saldırıların temelinde 2016 yılındaki seçimlerden sonra Türkiye siyasetinde belirleyici olma rolü yatıyor. HDP’nin kapatılmasına yönelik planın önemli nedenlerinden biri de budur. Bize yönelik saldırıların temel nedenlerinden biri cumhurbaşkanlığı seçiminde de parlamento seçiminde de partimizin anahtar rolde olmasıdır. Seçimde Cumhur İttifakı veya Millet İttifakı da kazansa Meclis’te yeni bir dengenin kurulacağını öngörüyoruz. Bu dengede de HDP’nin birçok konuda belirleyici olacağı, çıkarılacak yasalar ve anayasa çalışmasından tutun da Türkiye’nin demokratikleşmesi, insan hakları ve özgürlükler konusunda atılacak adımlara kadar her alanda belirleyici rolde olacağımızı Millet İttifakı da, Cumhur İttifakı da görüyor. Biz kendi gücümüzün zaten farkındayız. Kürt sorunundan tutun da yeni bir bağımsız yargıya, ülkedeki açlık yoksullukla ilgili temel sorunlara kadar her alanda bir araya gelip uzlaşı arayışına girmek istediğimizi eylül ayında açıklamıştık. Bu uzlaşıyla da ortak adayın belirlenmesi için çağrılarımızı 2021 yılından bu yana yapıyoruz. Ama çağrılarımıza bir yanıt gelmedi. Biz altılı masanın bir parçası değiliz. Biz Türkiye’de siyaset yapan, siyaseti belirleyen, yönlendiren temel aktörlerden biriyiz. Dolayısıyla da biz altılı masanın dışında kalmak suretiyle onların hamlesine ve atacağı adımlara göre siyasetini biçimlendiren bir parti değiliz. Biz siyasetimizi biçimlendiririz, diğer siyasetin de bizim biçimlendirmemize göre adım atmasını bekleriz.

  • Oyun kurarız diyorsunuz?

Evet… Biz Millet İttifakı’nın kendi adayını belirlediği tarihe kadar bekleyecek bir parti değiliz. Kendi adayımızı belirleyeceğimizi ifade ettik. Emek ve Özgürlük İttifakı tartışma sürecini tüketti, şu an aday belirleme çalışması yürütüyor ve seçime de böyle gireceğiz.

  • Bu süreç özellikle Kürtler üzerindeki baskıyı ve şiddeti daha da keskinleştiriyor. Bir tarafta da derinleşen tecrit var. Ne görüyorsunuz?

Özellikle 2016 yılından sonra Kürt halkına yönelik topyekûn saldırı politikası yürütüldü. Partimize dönük olarak milletvekillerinin, on birlerce yöneticinin, belediye eş başkanlarının gözaltına alınması, irade gaspının yapılmış olması; öte yandan içerde ve dışarda güvenlik politikalarının esas alınması, Kürtlerin kazanımlarını yok etmek adına savaş politikalarını devreye sokması; yargı üzerinden hem partimize kapatma hem Kobanê davası, HDP’nin üç yüzü aşkın il ve ilçe teşkilatına fiziki saldırı yapması şeklinde çok yönlü bir saldırı konseptiyle karşı karşıya kaldık. Bunun en önemli parçası da tecrittir. Tecrit bunun tam orta yerinde duruyor. Sayın Öcalan ile görüşmeye olanak tanındığı dönemler kuşkusuz Kürt sorunu ve temel sorunların çözümünde birtakım arayışların olduğu dönemlerdi. AKP’nin savaş politikalarına sarıldığı, kendisini hukuksuzluk üzerinden kaos ve savaş tam tamları üzerinden var etmeye çalıştığı dönemler ise Sayın Öcalan ile görüşmelerin kapatıldığı dönem denk geliyor. Sayın Öcalan’ın sadece Kürt sorunu değil, Türkiye ve Suriye politikasından tutun da Ortadoğu’ya kadar birçok soruna dair somut çözüm önerilerinin olduğunu da biliyoruz. Bu somut çözüm önerilerini toplumla, kamuoyuyla paylaşması durumunda AKP-MHP iktidarının çok zorlanacağını da biliyoruz. Sayın Öcalan diyor ki: “Ben çok kısa süre içerisinde bu savaşı sonlandırabilirim. Suriye’deki savaşın bir parçası da kuşkusuz Kürtlerdir bunu da sonlandırmak konusunda kudretliyim.” Ama çözümün kendi bekasına yaramadığını düşünen AKP, çözümsüzlüğe başvuruyor. Çözümsüzlüğün kendisi de İmralı’da tutulan, mutlak olarak iletişime geçilmesi engellenen Sayın Öcalan’ın sesinin toplumda duyulmasını, çözüm önerilerini ortaya koymasını engellemek…
Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatarak, kendisini çatışma, savaş, kaos politikaları üzerinden var etmeyi arzulayan, bununla iktidarını sürdürmeyi düşünen bir AKP var. Tecridin kırılması demek AKP’nin kırılması demek…

  • Demokratik kesimler tecride ve HDP’nin kapatılmasına karşı gerekli tepkiyi gösteriyor mu?

Tecrit sürecinden sonra AKP’nin savaş politikalarını devreye soktuğu söylemiştik. Tecride karşı çıkmanın aynı zamanda Türkiye’deki hukuksuzluğa karşı çıkmak olduğunu, bir hukuk mücadelesi olduğunu ifade etmek isterim. Aynı zamanda savaş politikasına karşı çıkmak; yoksulluk, açlık ve ülkedeki ekonomik krize karşı çıkmak olduğunu söyleyebilirim. Çözümün Türkiye’deki toplumsal barış arayışı olduğunu, muhalefetin kendisi de Türkiye’deki diğer toplumsal dinamikler de biliyor. Ama mesele Kürt sorunu, mesele Sayın Öcalan olunca toplumun bütün kesimleri savaş politikalarına karşı çıkmaktan çekiniyorlar. Hukuktan bile bahsetmekten çekiniyorlar. Toplumsal uzlaşıdan, toplumsal barıştan, demokrasiden bile nerdeyse bahsetmekten çekinir hale geldiler. Eğer İmralı’da uygulanan bu hukuksuzluğa karşı çıkılmış olsaydı, bugün Erdoğan’ın seçime girmesi “hukuken uygun mudur, değil midir,” tartışması da yaşanmazdı. İBB’ye yönelik operasyon da bu kadar rahat yapılmış olmayacaktı. Sorun Kürtler olunca maalesef kendisini muhalif olarak addeden siyaset de sessiz kalıyor. AKP- MHP iktidarının bu politikasına ilham kaynağı olan da işte bu sessizlik… Partimize açılmış olan davaya karşı siyasetin güçlü bir duruş ortaya koymasını beklerdik. Yine partimize dönük Kobanê kumpas davası açıldığı zaman, Kürtlerin siyasetten tasfiye edilmesi amaçlanan bu davalara karşı muhalefetin çok açık şekilde tutumunu ortaya komasını beklerdik. Muhalefet içerisinde bazı partilerin de AKP’nin yapmaya çalıştığı Kürtleri tasfiye politikasını içten içe hoşnutlukla karşıladığını ifade edebilirim. Kapatma davasına olan sessizlik, tecritle ilgili sessizlik, Kürtlere topyekûn saldırıya dönük sessizlik, onların AKP ve MHP’den farklı düşünmediğini de gösteriyor. Her sessizlik yeni saldırılara zemin yaratıyor.

  • Serhat Eren’in derdi nedir?

Gerçekten de bu ülkede eşit, özgür bireyler olarak yaşamaktır. Herkesin kendisini ifade edebildiği, dilediği yönetim biçimiyle yönetildiği, kendi diliyle, kültürüyle yaşadığı bir ortamda herkesin özgürce düşündüğü, düşündüklerini de özgürce ifade edebildiği bir ülke istiyorum. Bu ülkenin dünyada en az gülen ülke sıralamasında neredeyse en başlarda olmaktan çıkmayı arzuluyorum. Aynı zamanda dünya basın özgürlüğü endeksinde en son sırada olan bu ülkenin son sıradan çıkmasını istiyorum. Hukuk endeksinde de bu ülkenin son sıradan kurtulmasını diliyorum. İnsanların mutlu olması için bir çaba içindeyim derdim bunlar.

#adıma #bir #yanıtımız #var

Şêrawa’da mayın patlamasında bir çocuk yaşamını yitirdi

Efrîn’de Şêrawa ilçesine bağlı Başmerê köyünde mayın patlaması sonucu bir çocuk yaşamını yitirdi

Efrîn Kantonu’nun Şêrawa ilçesine bağlı Başmerê köyünde Şam hükümet güçlerine ait mayın patladı.

Patlamada Rehmo Rehmo Erebo (14) adlı çocuk yaşamını yitirdi.

HABER MERKEZİ

#Şêrawada #mayın #patlamasında #bir #çocuk #yaşamını #yitirdi

Sancar: Hedefimiz rejimin inşasını durdurmak

HDK Genel Kurulu’na katılan Sancar, önümüzdeki seçimlerin kritik önemde olduğuna işaret ederek, ‘Hedefimiz rejimin inşasını durdurmak, iktidara kaybettirmek ve bütün topluma kazandırmaktır’ dedi

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDK’nin yeşerttiği zeminde büyüyen HDP ağacı olarak Demokratik Cumhuriyeti inşa edeceklerini belirterek, “Gücümüze güveniyoruz, halkımıza inanıyoruz, kazanacağız, kararlıyız” dedi.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 12’nci Genel Kurulu’na katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) EŞ Genel Başkanı Mithat Sancar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sancar, HDK’nin siyaseti toplumsallaştırmak, toplumu siyasallaştırmak amacıyla başladığı yolcuğun devam ettiğini belirterek, “Siyaseti toplumsallaştırmak gerekiyordu, çünkü sıkıştığı dar alanlarda sürekli çürüme üreten eski siyaset anlayışından, sistem içi siyaset zihniyetinden yeni yaşama yol açmak gerekiyordu. HDK bu inanç ve umutla bu hedef ve şiarla kuruldu HDP de onun içinden çıktı. Bu kongreyi oluşturmak için bir araya geldiklerinde, bütün mücadele birikimleri en güzel sermayelerini ve miraslarını birlikte getirdiler. Sermayemiz, mücadelemiz, birikimimizdi. Burada buluştu ve kongre bize bugüne gelen yolu açtı” dedi.

Yaklaşan seçimler

Sancar, yaklaşan seçimlere değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzde cumhuriyetin yüzüncü yılına denk gelen kritik bir dönemeç ve eşik var. Seçimler var. Bu seçimler, seçimden öte anlam taşıyan seçimlerdir. Bugüne kadar yürüttüğümüz toplumsal mücadele ile seçim mücadelesini bu kadar iç içe geçiren hayati şartlar fazlaca ortaya çıkmaz, toplumların hayatında. Her seçim bu kadar kritik olmaz, bu kadar önem taşımaz. İşte şimdi bu seçime giderken, tam da hedeflerimizi belirlerken, HDK’nin kuruluş şiarını ve hedeflerini yeniden en güçlü şekilde hayata geçirme görevi ile karşı karşıyayız.

Rejimin inşasını durduracağız

Seçimler bir seçimden öte anlam taşıyor dedik. Evet bir rejim inşası sürüyor. Otoriter rejimi kalıcı hale getirmek için mevcut iktidar bloku bütün imkanları kullanıyor kullanacak. Bu seçimde öncelikli hedefimiz bu rejimin inşa sürecini durdurmak olmalıdır. İnşa edilmek istenen rejimin yolunu öncelikle kapatmak zorundayız. Bir başka hedef bu iktidara kaybettirmek gibi hayati, stratejik hedefimiz var. Rejimin inşasını durduracağız, iktidara kaybettireceğiz ama kaybettirirken bütün topluma kazandıracağız. Hedefimiz rejimin inşasını durdurmak, iktidara kaybettirmek ve bütün topluma kazandırmaktır.

Siyaseti toplumsallaştırmak zorundayız

Bu hedefe varabilmek için başka söylediğim şiar en önemli yol göstericimizdir. Siyaseti toplumsallaştırmak ve toplumu siyasallaştırmak. Bu hedefi gerçekleştirebilirsek, seçim sonrası üzerimize düşen görevleri de adım adım kararlılıkla yerine getirme imkanları da yerine getirmiş olacağız. Nedir seçim sonrası üzerimize düşen görev? Burada başarıyı elde edersek bütün toplumsal demokrasi güçleriyle rejim inşasını durdurup, iktidara kaybettirirsek, topluma kazandırabilmemiz için yeni bir başlangıç, yeni bir yaşam inşa etmenin yolunu açmak zorundayız. Bunu da ancak meclislerde örgütlenerek, ancak halkın bütün kesimlerini, bu toplumun en dışlanmış, en ezilmiş, en fazla sömürülen mazlum kesimlerini bir araya getirerek başarabiliriz. Bu yüzden diyoruz ki siyaseti toplumsallaştırmak zorundayız. Eğer yeni bir başlangıç kurma hedefinde gerçekten kararlıysak, yeni bir başlangıç, yeni yaşamı inşa etmenin yolunu açmak demektir.

Direnmeyi en iyi Kürt halkı bilir

Yeni başlangıç Demokratik Cumhuriyete giden yolu açmak demektir. İşte bütün bunlar için tabandan yürümek mücadeleyi büyütmek ve toplumsal mücadele ağlarını sıkı bir şekilde örmek gerekiyor. Bizler HDP olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bunu her seferinde yineliyoruz. 27 Eylül 2021’de ilan ettiğimiz deklarasyondaki ilkeler ve yöntem bizim stratejimizin temelini oluşturuyor, oluşturmaya devam ediyor. Bu ışığın aydınlattığı yolda, bütün demokrasi güçlerini bir araya getirme çabamızda da en kararlı duruşu, en olgun yürüyüşü sergilemekten bir an bile geri durmuyoruz. Direnmek yaşamaktır, yaşamda kalmak için şarttır. Ama yaşamı dönüştürmek için inşa iradesini yaratmak gerekiyor. Direnmeye inşa iradesini eklemeden, yeniyi kurmak, yeni yaşamı inşa etmek mümkün olmaz. Direnmeyi en iyi biz biliriz. Direnmeyi en iyi bu salonlarda temsil edilen siyasal birikim bilir, direnmeyi en iyi Kürt halkı bilir. Özgürlük için, eşitlik için her türlü bedeli ödemeyi göze alarak, on yıllardır yürütülen mücadeleler var. Bunların hepsinde direnişin en görkemli şekillerini görebiliriz. Artık direnişi inşa iradesiyle iç içe geçirmek, tam anlamıyla bütünleştirme zamanındayız. Bu kritik eşik bize büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Demokratik cumhuriyet inşaası

Bizler HDK’nin yeşerttiği zeminde büyüyen HDP ağacı olarak; bu sorumluluğun farkındayız. Bize geleceği inşa etme, yeni yaşamı kurma, demokratik cumhuriyete giden yolu açma sorumluluğu yükleyen, halkımızın bize verdiği görevlerdir. Bize kayıtsız şartsız sunduğu destektir, her anda ve her alanda iradesine sahip çıkma kararlılığıdır. Yolumuza çeşitli engeller çıkarılıyor, her türlü baskı yöntemi pervasızca devreye sokuluyor ama bu halk direnmekten vazgeçmiyor. Direnmekten vazgeçmediği gibi iradesini kuruculuğa yöneltmekten de vazgeçmiyor. Bizler bu görkemli mücadele birikimini, yeni yaşamı ve Demokratik Cumhuriyeti inşa etmek için kullanacağız, buna gücümüz ve inancımız var. Mutlaka başaracağız.

İktidarın baskı yolları

Kapatma davasıyla partimizi sindirmeye çalışıyorlar, Kobanî kumpas davasıyla mücadele birikiminin çok değerli temsilcilerini siyasetin dışına, yaşamın dışına sürmek istiyorlar, zindanlarda tutuyorlar, hergün yeni operasyonlar yapıyorlar ama hepsi nafile. Hiçbiri bizi yürüyüşümüzden alıkoymuyor, zindanlarda da direniş en onurlu biçimde sürüyor. Meydanlarda direniş, mücadele büyüyerek devam ediyor ve büyük yürüyüşün sonunda aydınlığı getirecek iradeyi herkes tarafından dikkate almak zorunda kalıyorlar. Partimizi kapatmaya çalışıyorlar ama biz büyüyoruz. Hazine yardımını, anayasal hakkımız onu yatıracakları hesaplara bir siyasi operasyonla AYM’yi alet ederek bloke koyuyorlar. Fakat halkımız ceketini bile bağışlamaya, elindeki bir kilo çayı, yarım kilo şekeri getirip partisine vermeye hazır. Her türlü zulmü, her türlü tezgahı, yeni bir mücadele biçimine dönüştürme birikimimizin farkında değiller, şimdi öğrenecekler. Her baskı, her zulüm, yeni bir yol yaratmanın da mecburiyetini önümüze koyuyor. Bu mecburiyet kendiliğinden yeni yollar açıyor, yeni ağaçlar, yeni dallar, yeni ışıklar yaratıyor.

‘Hazinemiz halkımız’

Halkımızın gönlü bizim en büyük servetimizdir, ‘Hazinemiz halkımız’ diyoruz, biliyoruz ki bu hazine mutlaka ama mutlaka başarıya ulaştıracak bu yürüyüşü. İşte bu hazineye borçluyuz, halka borçluyuz, borcumuzu ödemek de hepimizin tarihsel görevi ve sorumluluğudur. Bizler bu seçimlerde Demokratik Cumhuriyete giden yolu açmak, şu otoriter, faşizan rejim inşasını durdurmak ve iktidara kaybettirmek için her türlü fedakarlığı da en kararlı mücadeleyi de yürütmeye hazırız. Bütün toplum kesimlerle istişare ederek, bütün demokrasi güçleriyle tartışarak yolumuzu belirliyoruz.

Emek ve Özgürlük İttifakı da büyüyerek genişleyecek

Bu yol aydınlığa giden yoldur. İttifakımızla Emek ve Özgürlük İttifakı’yla oluşturduğumuz güçlü birliktelik, bu ülkenin geleceğini aydınlatacak güçlü bir meşaledir. O nedenle Emek ve Özgürlük İttifakı da büyüyerek genişleyecek ve ardından kocaman demokrasi birlikteliği de an kadar yakındır. Bu ittifakın başarısı da kaçınılmazdır. Bizim buna inancımızın tam olması gerekiyor. Başaracağız. Bu ittifaka, Emek ve Özgürlük İttifakı’na zemin sunan da işte HDK’dir. HDK 12 yıl önce yola çıktığında tam da bu en geniş demokratik ittifakın zemini olarak toprağı olarak ortaya çıkmıştır. Şimdi bizler bu toprakta pek çok yeni çiçeğin boy verdiğini hep birlikte görüyoruz. Önümüzdeki dönem HDK, yine bu zemini güçlendirecek kuruluşumuz ve kurumumuzdur. Onun bu işlevini yerine getirmesini sağlamak için hepimize önemli görevler düşüyor. Bu görevleri hepimizin eksiksiz yerine getirmesi lazım. HDK, HDP ve Emek ve Özgürlük İttifakı olarak gücümüze güveniyoruz. Halkımıza inanıyoruz. Kazanacağız, kararlıyız, çünkü kazanmazsak kaybedecek çok şey var. Bu toplum bu kadar şeyi kaybetmeye izin vermeyecektir. Yeter ki demokratik birliktelik iradesini en ileri noktaya taşıyalım. Taşıyalım ki büyük kazanalım. Kazanacağız.”

HABER MERKEZİ

#Sancar #Hedefimiz #rejimin #inşasını #durdurmak

Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınan ve ardından tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal, 6 gün tek kişilik hücrede tutulduğunu, kendisine 3 gün boyunca da içme suyu verilmediğini söyledi.

İstanbul’da 10 Ocak’ta evi polis tarafından basılarak gözaltına alınan ve hakkında mahkeme tutuklama kararı verilen gazeteci Sezgin Kartal, avukatı aracılığıyla mesaj gönderdi.

Tutuklu gazeteci Sezgin Kartal, 6 gün tek kişilik hücrede tutulduğunu, kendisine 3 gün boyunca da içme suyu verilmediğini söyledi.

PİRHA / İSTANBUL