Ana Sayfa Blog Sayfa 1005

Koma Ma’dan HDP’nin kampanyasına destek konseri

Koma Ma, HDP’nin ‘Hazinemiz halkımızdır’ kampanyasına destek vermek amacıyla 1 Şubat’ta sahne alacak

Halkların Demokartik Partisi’nin (HDP), Hazine yardımına bloke konulmasına karşı başlattığı “Hazinemiz halkımızdır” kampanyasına destek büyüyor. Amed’de faaliyetlerini sürdüren Ma Music’ten kampanyaya destek geldi. Koma Ma,1 Şubat’ta Amed Şehir Tiyatrosu’nda kampanyaya destek olmak amacıyla sahne alacak. Konserden gelen gelir, HDP’ye bağışlanacak.

AMED

#Koma #Madan #HDPnin #kampanyasına #destek #konseri

Mücadele Birliği Platformu’nun sempozyumuna yasak

Mücadele Birliği Platformu’nun ‘Hepsi gitsin halk yönetsin’ başlıklı sempozyumu kaymakamlık tarafından yasaklandı

Mücadele Birliği Platformu tarafından İstanbul Fatih’te bulunan Su Gösteri Merkezi’nde düzenlenmek istenen “Hepsi gitsin halk yönetsin” başlıklı sempozyum yasaklandı. Fatih Kaymakamlığı, “Huzur ve güvenliğin sağlanması” gerekçesiyle sempozyuma yasak kararı getirdi. Gösteri merkezi önünde buluşan platform üyeleri, polislerle yaptığı müzakerelerde sonuç almadı.

Polisler, platform üyelerinin açıklamasını engellemek için uzun süre takip etti. Takip takibi sırasında konuşan Mücadele Birliği Platformu üyesi Muhammed Hizmetçi, etkinliklerinin keyfi olarak yasaklandığını ifade etti. Hizmetçi, “Çünkü biz ‘hepsi gitsin halk yönetsin’ diyoruz. Farklı bir alternatif tartışmak istiyorduk. Ancak gördüğünüz gibi ülkenin her yerinde olduğu gibi keyfi yasaklar devam ediyor. Belki şu anda burada bu etkinliği yapamayacağız ama dostlarımızla birlikte derneğimize geçeceğiz. Orada tartışmamızı yürüteceğiz. Yasaklar, saldırılar, baskılar halka sökmeyecek. İşçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin farklı alternatifleri, mücadele yöntemlerinin tartışmasını durduramayacaklar. Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde konuştu.

Kaynak: MA

#Mücadele #Birliği #Platformunun #sempozyumuna #yasak

Erkek yargıya karşı mücadele: Kadınlar bu hafta 14 davayı takip edecek

Erkek-devlet şiddetinin arttığı son yıllarda, bu şiddetin cezasızlıkla ödüllendirildiği davalarda da artış görülüyor

Ancak kadınlar, eril yargı kararları karşısında mücadeleden geri adım atmıyor. Jinnews’ün hazırladığı adliye ajandasına göre; her hafta olduğu gibi bu hafta da kadınlar adalet talebiyle hem dayanışacak hem de faillerin cezalandırılması için en az 14 davayı takip edecek.

Gazetecilik suç değildir

31 Ocak-3 Şubat haftasında kadınların izleyeceği davalardan bazıları şöyle:

31 Ocak: Jinnews muhabiri Rozerin Gültekin hakkında, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması Bursa 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

1 Şubat: Gazeteci Sadiye Eser’in de aralarında bulunduğu 33 kişi hakkında “örgüte üye olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 23. duruşması, Çağlayan’da İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

2 Şubat: Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Grup Başkanvekili Çağlar Demirel hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla açılan davanın 3. duruşması Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

2 Şubat: Yerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan HDP’li Qoser (Kızıltepe) Belediye Eşbaşkanı Nilüfer Elik Yılmaz ile Stewrê (Savur) Belediye Eşbaşkanı Gülistan Öncü hakkında açılan davanın 12. duruşması Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

3 Şubat: Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda yaptığı eylemin 700. haftasında, polis saldırısı ile darp edilerek gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan dava İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

İSTANBUL/JINNEWS

#Erkek #yargıya #karşı #mücadele #Kadınlar #hafta #davayı #takip #edecek

Taliban kadınların üniversite sınavına girişini de yasakladı

Taliban, önümüzdeki ay yapılacak üniversite giriş sınavlarına kadın öğrencilerin alınmaması için talimat verdi

Afganistan’da Taliban’ın kadın ve çocuklara yönelik baskı ve yasakları artıyor. Taliban, 2021’de yönetimi ele geçirmesinin ardından kadınlara sayısız yasak getirdi. En son üniversitelerin kapılarını kadınlara kapatan Taliban, önümüzdeki ay yapılacak üniversite giriş sınavlarına kadın öğrencilerin alınmaması için talimat verdi.
NuJINHA’nın haberine göre; Yüksek Öğretim Bakanlığı özel üniversitelere gönderdiği talimatla, kadınlara yükseköğrenim yasağının altını çizdi. Mektupta talimata uymayan kurumların cezalandırılacağı da hatırlatıldı.
Öte yandan ülkedeki çoğu kız lisesi de Taliban tarafından kapatılmıştı.

KABİL

#Taliban #kadınların #üniversite #sınavına #girişini #yasakladı

Cemaatte tecavüz davası başlıyor

Cemaatte 6 yaşındaki çocuğa tecavüzle ilgili faillerin yargılandığı dava yarın başlıyor. ATK raporu da tecavüz belgelerken, Aile Bakanlığı gizlilik ve yayın yasağı istedi

İstanbul’da İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi evlilik kılıfıyla “müridi” Kadir İstekli’ye vermesi ve çocuğun yıllarca tecavüze uğramasına göz yumması infiale neden olmuştu. Olay, yetişkin çağa gelen ve 2020 yılında suç duyurusunda bulunan H.K.G.’nin başvurusunun ardından soruşturmanın tamamlandığı 2022’nin Ekim ayında ortaya çıktı. Kadınlar, Kurdistan ve Türkiye’nin her yerinde sokaklara çıkarak çeşitli eylemlerle faillerin yargılanmasını istedi.

Yargı failleri ‘görmedi’

Öte yandan, H.K.G.’nin suç duyurusuna ve açılan soruşturmaya rağmen geçen iki yıllık sürede failler hiç tutuklanmadı. Olayın kamuoyuna yansıması ve H.K.G’nin avukatlarının itirazı üzerine 2022’nin Aralık ayında faillere yakalama kararı çıkarıldı. Kadir İstekli ve Yusuf Ziya Gümüşel, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla 15 Aralık’ta tutuklandı.

67 yıla kadar ceza istemi

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davaya ilişkin hazırlanan iddianamede, H.K.G.’nin babası Yusuf Ziya Gümüşel ile annesi Fatıma Gümüşel’in “zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı” suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi. H.K.G’nin “evlendirilerek” tecavüze maruz kaldığı Kadir İstekli hakkında ise “zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı” ve “cinsel saldırı” suçlarından 67 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası talep edildi.

Dava tarihi öne çekildi

İddianameyi kabul eden Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi, önce 22 Mayıs 2023 tarihine duruşma günü verdi. Ancak tecavüzü her yerde protesto eden kadınlar ve kamuoyunun baskısı üzerine mahkeme geri adım attı ve duruşma tarihini 30 Ocak tarihine çekti. Duruşma günü beklenirken, olaya ilişkin iddianameyi hazırlayan Savcı Ercan Ateş’in görev yeri değiştirildi.

İlk duruşma yarın

Yarın 09.30’da Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşması görülecek olan davaya kadın örgütleri, hukuk örgütleri, sivil toplum örgütleri, hak savunucuları ve çok sayıda kurum ile kuruluşun katılması bekleniyor. Duruşmayı takip edecek olan örgütlerden biri de Kadınlar Birlikte Güçlü.

Kadınlar Birlikte Güçlü üyesi Nevruz Tuğçe Özçelik, tüm kadınlara duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

Ne sıradan ne münferit

Özçelik, “Bizler Kadınlar Birlikte Güçlü olarak bu davanın bir parçasıyız, bu davaya müdahiliz. Çünkü Türkiye’de iktidar, çocuk istismarını normalleştirmeye, meşrulaştırmaya, çocukların küçük yaşta zorla evlendirilmesini yasalaştırmaya çalışsa da bizler bunun münferit, sıradan, olağan olmadığını biliyoruz. Bu davanın takipçisi olacağız. Tüm kadınları saat 09.30’da Anadolu Adliyesi önüne bekliyoruz” dedi.

İstismar ATK raporunda

Adli Tıp Kurumu’nun (ATK), yıllarca tecavüze maruz kalan H.K.G. ile ilgili raporu tamamlandı. DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; ATK raporunda, “…mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan travma sonrası stres bozukluğu denilen psikiyatrik bozukluğun tespit edildiği, bu duruma göre H.K.G’nin mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu oy birliği ile mütalaa olunur” denildi.

Bakanlık kimi koruyor?

Öte yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mahkemeden davanın kapalı yapılmasını ve olaya ilişkin yayın yasağı talep ettiği öğrenildi. Davaya müdahil olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın taleplerinin duruşmada ilk olarak ele alması bekleniyor. Eğer davaya gizlilik kararı konulursa duruşmaya yalnızca sanık, mağdure ve taraf avukatları katılacak. Diğer izleyiciler ve basın mensupları ise salondan çıkarılacak.

Haber: Marta Sömek/İstanbul-JINNEWS

#Cemaatte #tecavüz #davası #başlıyor

İmralı’daki gaspın nedeni politik sebepler

Avukat Gürkan İstekli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin ve “umut hakkı”nın gasp edilmesinin politik sebepler nedeniyle olduğunun altını çizdi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “koşullu salıverilme imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasına” dair yapılan başvuruyu 2014 yılında karara bağlayarak, ihlal kararı verdi. Kararın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin herhangi bir adım atmaması üzerine Asrın Hukuk Bürosu avukatları ve hukuk örgütleri, AİHM’in kararlarının yerini getirilip getirilmemesini denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne ayrı ayrı başvurularda bulundu. Yapılan başvurularda, Öcalan’ın “umut hakkı (müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutukluya serbest kalma imkanının tanınması)”na işaret edilerek, ihlalin giderilmesi talep edildi. Fakat Türkiye, komiteye sunduğu yeni “Eylem Planı”nda Abdullah Öcalan’ı “umut hakkı”ndan “muaf” tuttuğunu yineledi.

Tecride ve “umut hakkı”na ilişkim Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Eş Sözcüsü Gürkan İstekli, Rojnews’e değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de örneği yok

Gürkan İstekli

İstekli, “umut hakkı”nın uygulanması konusunda Türkiye’de henüz uygulanmış bir örnek olmadığını belirterek, “Avrupa Konseyi üye devletlerde ve özellikle Avrupa ülkelerinde ağırlaştırılmış müebbet/müebbet hapis cezası olmadığı için, umut hakkının kullanılmasına pek de ihtiyaç olmamaktadır. Bu hak evrensel bir hak çerçevesinde ele alınmaktadır. Haliyle Avrupa ülkelerinde bu hakkın gaspı söz konusu değildir. Ancak Türkiye ve bazı başka dünya ülkelerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olduğu için, hakkın önemi bu ülkelerde ortaya çıkmaktadır. Hali hazırla AİHM’in Sayın Öcalan şahsında ve davasında vermiş olduğu umut hakkı kararının Türkiye’de herhangi bir uygulamasına rastlanılmış değildir. Türkiye devletinin bu tutumu, AİHM kararının gereğini yerine getirmemesi, tarafı olduğu sözleşmelerin açık ihlalidir. Özellikle de Sayın Öcalan şahsında kararı uygulamak yerine, her geçen gün tecrit politikasını daha da derinleştirmesi, bu kararı tanımadığını da göstermektedir” ifadelerini kullandı.

Şantaj aracı

Öcalan’a uygulanan tecridin ve “umut hakkı”nın gasp edilmesinin politik sebepler nedeniyle olduğunun altını çizen İstekli, “AİHM’nin Sayın Öcalan davasında vermiş olduğu ihlal kararı ve umut hakkının uygulanması tespitini Türkiye devleti hali hazırda uygulamış değildir. Bunun hukuki sebepleri olmakla beraber, esas sebep politiktir. Verilmiş ihlal kararı doğrultusunda Türkiye iç hukukta ve infaz yasasında düzenlemeler yapmakla mükelleftir. Sayın Öcalan’ın Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yüklenmiş olduğu misyon ve ifade ettiği gerçeklik karşısında, Türkiye devleti politik hamleler geliştirerek, rehine politikası uygulamaktadır. Kürt halkına karşı devletin bütün özel savaş araçlarını da kullanarak yürüttüğü kirli savaşta, Sayın Öcalan’ın durumunu bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanmaktadır. Türkiye’de yargı kurumu bir taraf olduğu için -ki bu taraf tam Kürt halkının mücadelesinin karşında konumlanmıştır- umut hakkı da uygulanmıyor” diye belirtti.

Hukuk dışı kararlar

Son 2 yıldır Öcalan’dan haber alınmadığını hatırlatan İstekli, şunları dile getirdi: “Devlet kendi hukukunu çiğneyerek, tanımayarak hukuk dışı kararlar vermeye başladı ve buna devam ediyor. Son iki yıldır Sayın Öcalan’dan herhangi bir haber alınamıyor. Ağır bir tecrit ve ahlaksız bir siyaset yürütülmektedir. Sayın Öcalan avukatlarıyla, ailesiyle, vasisiyle görüşemiyor. Bizler Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak da pek çok başvuru yaptık. Türkiye ve dünyada başvurulabilecek bütün yolları denedik ve buna devam ediyoruz. Ancak henüz olumlu bir sonuç alabilmiş değiliz. Sayın Öcalan’ın durumu artık hukuku aşmış bir durumdur. Tüm bunlarla beraber, her hafta yapılan görüş başvuruları, ‘disiplin cezaları’ gerekçe gösterilerek reddedilmektedir. Bu disiplin cezaları da uygulanan tecrit siyasetine bir kılıf, umut hakkı ile ilgili düzenleme yapılmamaya da bir gerekçe yapılmaktadır.”

HABER MERKEZİ

#İmralıdaki #gaspın #nedeni #politik #sebepler

Figen Yüksekdağ: ‘Ortak aday’ sorusunun tek muhatabı Altılı Masa’dır

Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, HDP’nin aday çıkarma kararına ilişkin ‘HDP üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirdi’ yorumunu yaptı

Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, seçimler, HDP’nin kendi adayını açıklaması ve 6’lı masanın tutumuna ilişkin Artıgerçek’ten Denizcan Abay‘ın sorularını yanıtladı. Yüksekdağ sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Bir süredir ortak aday konusu etrafında muhalefet cenahından kurulan dil ama özellikle de sıfır muhataplık ve asgari politik taleplere yanıtların geçiştirilmesi sorunu, HDP’nin aday çıkarma kararının yolunu döşedi” dedi.

Yüksekdağ’ın verdiği yanıtlar şöyle;

  • Önemli bir seçim yaklaşıyor. Seçimin gündeminde en çok adayların kim olacağı tartışması var. HDP kendi adayını çıkaracağını açıkladı. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce doğru strateji Altılı Masa’yla birlikte ortak aday mı, yoksa HDP’nin kendi adayını çıkarması mı?

HDP aylar önce açıkladığı tutum belgesi ile (Eylül 2022) en doğru yaklaşımın muhalefetin ortak aday çıkarması olduğunu ifade etti. Bu hedef doğrultusunda ciddi çaba sarf ettiği de herkesin malumu. Bu yapıcı çabalara rağmen yapıcı bir karşılık alınmadığı da ortada. Aksine HDP’yi meşru muhatap olarak görmeyen ama tabanını ayırarak oy nesnesine dönüştüren yaklaşım hakim oldu. Parti kapatma saldırısı karşısında çıkaracağı cumhurbaşkanı adayını HDP’nin desteklemesi beklenen Altılı Masa’dan temel demokratik kriterlere sahiplenme düzeyinde de olsa tutum geliştirilmedi.

Altılı Masa’da ve ona yakın kamuoyunda HDP’nin çıkarılacak adayı desteklemeye “mecbur” olduğu algısı ve iddiası çok hakimdi. Bir taraftan da uzun süredir HDP tabanını çileden çıkaran “AKP ile her an anlaşabilirler” kazanının altına odun sürüldü. AKP, saray iktidarı karşısında HDP’nin verdiği mücadelenin ödediği bedelin çeyreğini göğüsleyemeyenlerin gerçeğini en iyi halk görür.

Çok uzatmaya gerek yok ama bir süredir ortak aday konusu etrafında muhalefet cenahından kurulan dil ama özellikle de sıfır muhataplık ve asgari politik taleplere yanıtların geçiştirilmesi sorunu, HDP’nin aday çıkarma kararının yolunu döşedi.

Sonuçta partimiz doğru bir karar almıştır. Aslına bakarsanız gecikmiştir bile. Biz içeride dahi kitlemizin HDP’ye yapılan muameleye ne kadar tepkili olduğunu biliyor, duyuyoruz. İktidar alternatifi diye ortaya çıkanlar bilmiyor mu? Ne hayati süreçlerden geçildi, ne ölüm-kalım mücadeleleri verildi, hâlâ hacmi 10 milyonu bulmuş politik bir güç olarak HDP kitlesini tanımıyor, anlamak istemiyorlar. Eğer bu güç “partini iradeni bırak gel” diyenin peşinden gitseydi AKP-MHP faşizminin hışmına uğramazdı. İradesini ve onurunu tanımayanı tanımayan bir halk gerçeği var ortada.

HDP’nin yolu belli, yeri belli. Ortak aday tartışmasından bağımsız olarak 3. Yol program ve stratejisine bağlıyız. Sadece ve sadece Türkiye halklarına karşı duyulan sorumluluk ve antifaşist hassasiyet gereği, ortak aday öncelendi. HDP kendi üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirdi. Bundan sonrası Altılı Masa bileşenlerinin sorumluluk ve cesaretleriyle ilgilidir.

HDP kimseye mecbur da mahkum da değil. Her önüne gelene ders vermeye, hizaya çekmeye, hırpalamaya, kafasına göre bölümleyip dizayn etmeye çalıştığı bir obje hiç değildir. Açık ya da sinsi her türden tasfiye projesini görecek, bilecek kadar feraset sahibi bir halkın partide cisimleşmiş halidir. Kendi adayını çıkarma iradesi bu bilincin ve ferasetin ürünüdür. Ve önemle belirtmeliyim ki bundan sonra “Neden ortak aday çıkarılamadı ya da bu nasıl başarılabilir?” sorularının tek muhatabı Altılı Masa’dır. HDP’nin meşruiyetine değer vermeme ve arka kapı diplomasisine hapsetme sorununu çözecekler mi birlikte göreceğiz.

  • Aday profili nasıl olmalı? Eğer HDP kadın aday gösterirse, bunun mevcut siyasi konjonktürde anlamı ne olur?

Aday tutarlı ve kapsayıcı bir demokratik niteliğe sahip olmalı elbette. Ülkemizin sürüklendiği derin faşizm karanlığından ve ağır yoksullaşmadan çıkış yolu böyle açılabilir. Birleştiricilik, cesaret, harekete geçiricilik; başta Kürt sorunu, kadın hakları, emek ve gençlik alanları gelmek üzere, rejimin tepeden tırnağa demokratik yeniden yapılandırılmasına, liderlik edebilmek gibi özellikleri üstünde barındırmalı.

HDP’nin ağırlıklı görüşü kadın aday çıkarmak yönünde. En doğru ve isabetli karar da bu olacaktır. Yıllardır oluşan ve gelişen kadın birikiminin, toplumsal politik bir niteliğe, öncülüğe taşınması bakımından son derece anlamlıdır. Gündelik yaşamda en ağır siyasal saldırılara maruz kalan ve en büyük seçmen yüzdesini oluşturan kadınların temsiliyeti sorununu çözme kabiliyeti olan parti HDP’dir. Bu bir iddia, hedef değil somut pratiktir.

Dahası, kadın kırımının had safhaya ulaştığı, iktidarın başörtüsü güvencesi adı altında kadın bedeni, yaşamına yönelik gerici faşist, cinsiyetçi darbe planladığı koşullarda, mücadele çıtasını yükseltmek gerekir. Demokratik toplumcu ve kadın özgürlükçü bir kadın cumhurbaşkanı adayı, bu mücadelenin yükseltilmesi bakımından önemlidir. Türkiye’nin kapsamlı politik ve ekonomik sorunlarının çözümünde kadın aklı, iradesi, birleştiriciliği ve kolektif gücü tarihi rol oynayabilir.

İran’da ortaya çıkan isyan da gösterdi ki, en bağnaz, kıyıcı diktatörlükler karşısında dahi, “Jîn, jîyan, azadî – Kadın, yaşam, özgürlük” sesi ve hareketi çok şey değiştiriyor. En yıkılmaz, sarsılmaz görünen zulüm kaleleri, kadınların haklılığı, meşruiyeti ve öncülüğüyle kuşatılabiliyor. Başarmanın, kazanmanın mümkün olduğu inancı ve vazgeçmeme kararlılığı toplumsal güce dönüştürülebiliyor. Bütün ittifaklardan, dengelerden, taktik hesaplardan ve günü kurtarma dehalıklarından sıyrılıp, büyük sosyopolitik fotoğrafa baktığınızda, kurtuluşun kadında olduğunu görürsünüz aslında.

Sizce Altılı Masa’nın HDP’ye ve Emek ve Özgürlük İttifakı’na yaklaşımı nasıl?

Önemli olan HDP ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendi yolundan kararlı şekilde ilerlemesi. Seçimler ve adaylık mevzularının ötesinde, üçüncü birleşik cephe ve dinamik toplumsal muhalefet tarafını temsil ediyorlar. Bize yansıdığı kadarıyla Kartal Mitingi bu dinamiğin ve potansiyel çekim gücünün aynası oldu. Görüneni ve görünenden çok daha fazla olduğu bilineni yok saymak mümkün değildir. Mümkünse de HDP’nin ya da Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sorunu değildir.

Önemli olan halkların, kadınların; adalete, ekmeğe, özgürlüğe erişimden menedilenlerin kendi gücüne güvenmesidir. Sonuçta hitap ettiği ve birleştirdiği bir taban var ve sadece merkez siyaseti değil, emek, özgürlük, inanç, kadının kurtuluşu, ekoloji ve sol-sosyalist dinamikleri içeriyor. Türkiye’de asıl bu alanın siyasete katılımı önemlidir. Değişim ancak buradan sağlanabilir. Üstelik Türkiye’de faşizmin, gericiliğin kurumsallaşma seviyesi, çok daha tutarlı bir demokratik muhalefeti gerektiriyor.

En basitinden, son tipik örnekte olduğu gibi, kadın bedenini, tercihlerini basamak ederek Anayasa’da gerici tahrifat yapılmasına bir yandan ‘Hayır’ derken, diğer yandan aynı masaya oturup onu meşrulaştırmayacaksınız. Daha birçok temel demokratik hak konusunda sağlam, tavizsiz ve dayatılana boyun eğmeyen duruş sergilemelisiniz. Kurulu nizam muhalefetinin sınırları, statükoları malum olunca, HDP ile Emek ve Özgürlük İttifakı gibi hakiki, devrimci, demokratik değişim kuvvetine memleketin çok ihtiyacı var.

Birileri yaklaşmış yaklaşmamış, doğru ilişki kurmuş kurmamış artık çok önemli değil. HDP emsalinden bakarak söylersem; bizimle ne zaman etik, demokratik ilişki kuruldu ki? En çok iktidarın, kimi zaman muhalefetin de hedefi olduk. 2014-15 döneminden beri çoğunun akla hayale getiremediği tasfiye saldırılarıyla boğuştuk; hala da boğuşuyoruz. Ama tarihin tekerleğini bağlayamıyorlar işte. Öyle ya da böyle, milyonlarla ölçülen demokratik değişim gücü siyasi sonuçları belirleyecek.

  • HDP’ye açılan bir kapatma davası var. Hazine yardımlarının yatacağı banka hesabına da geçici bloke koyuldu. HDP üzerindeki baskıların ve olası bir kapatılma durumunun seçime ve genel siyasete etkisi ne olur?

HDP kitlesinin yapısı hakkında birkaç temel şey söylemiştim. Belki ek olarak bu kitlenin kendi başına bir özne olduğunu da söylemeliyim. Kendini ve birbirini örgütleyebilen, dinamize eden; dışındaki kesimleri etkileyebilen güçlü bir özne ve aidiyet duygusuna sahiptir. Parti çatısından çok değerlerin ve ödenen ağır bedellerin birleştirdiği ve bazı kritik dönemlerin daha fazla mobilize ettiği bir toplumsallıktan söz ediyorum. Kürt sorununda çözümsüzlük dayatmaları, siyasi iradesine karşı kesintisiz darbe ve gasp saldırıları bu yapıyı daha da konsolide ediyor, kenetliyor. Yani baskıyla bıktırma, çaresiz bırakma stratejisi politik gövdemiz üzerinden bundan sonra da işe yaramaz. O gövde, güçlü aklı ve maneviyatıyla başka biçim alır ama zayıf düşmez, yok olmaz.

Parti kapatma davası, Hazine yardımını dondurma kararı bizim özel durumumuzdan çok, Türkiye’deki genel siyaset ve muhalefet açısından ciddi sorun ve tehlikeler barındırıyor. Bugün bakıyoruz, HDP’ye yönelik düpedüz faşist bu yaklaşımın üstünde durulmuyor ya da adet yerini bulsun minvalinde söylemlerle geçiştiriliyor. Herkes kendi penceresinden bakarak, HDP’nin kapatılacağı fikrini normalleştiriyor ve bir dağılma mı bekliyor bilmiyorum. 6-7 yıl önce belediyelere kayyumlar atanırken, sonra yetmeyip bir kez daha atanırken; yüzlerce seçilmiş siyasetçi hapse atılırken de maalesef benzer bir izlenim vardı.

Geçen zaman içerisinde sayısız antidemokratik uygulama HDP’nin sorunu olarak görülüp normalleştirildi. Bugün kapatma ve hazine yardımını dondurma saldırısına gereken tepkiyi vermeyenler, HDP’nin meşruiyetini sahiplenmeyenler, çok da yarına kalmadan bunun sonuçlarıyla yüzleşirler. HDP’yi kapatma ve kısıtlama operasyonu her şeyden önce adil, demokratik seçim zemininin dinamitlenmesidir. Aklı başında ülkelerde, en asgari demokrasilerde bile, parti kapatılan bir ortamda seçime gidilmez. Bir topluma “İstediğin partiyi seç” diyeceksin, sonra birini kapatacaksın. “Böyle bir rezalet sadece bizde olur” pişkinliği hakim gelirse, seçimlerin meşruiyetinden, güvenilirliğinden söz edilemez zaten.

Ayrıca hazine yardımı da halklarımızın, bizlerin vergilerinden müteşekkildir, birilerinin lütfu değildir. Seçmenimizin hakkına el konuldu. İktidardakiler sürekli aç oldukları için, hak yemekte üzerlerine yok. Ama HDP ve halklarımız dişiyle, tırnağıyla, tok gözüyle, geniş gönlüyle bu yoksunluğu da aşacaktır. 2015 7 Haziran seçimlerinde sıfır hazine yardımıyla çalışıp yüzde 13 üstünde oy aldık. Belki de bizim için daha iyi olur böylesi.

  • İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası yeniden kayyım siyasetini gündeme getirdi. Sizce bu ceza siyasete nasıl yansıdı?

İmamoğlu’na verilen hapis cezası, AKP-MHP iktidarının seçim süreci ve anında nasıl davranacağına dair bir işaret. Kayyum atama ya da görevden alıp yerine İBB Meclisi’nden birini getirme gibi darbeci tutumlar, bu iktidardan beklenebilecek şeyler. Erdoğan’ın İstanbul’u siyasi takıntıya dönüştürmesi, kendiyle özdeşleştirmesi ve “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” mottosu, nasıl olursa olsun kent yönetimine el koyarak seçime gitme davranışını körüklüyor. Ayrıca İstanbul’un seçmen oranı ve ekonomik, politik merkez özelliği nedeniyle Türkiye sathında tartışmasız belirleyicilik taşıdığı ortada. Bu nedenle İstanbul genel seçime, cumhurbaşkanı seçimine giderken tayin edici bir muharebe alanı olacak. Muhalefetin hazırlık ve muharebeye hakimiyet seviyesini kesinlikle artırması gerekir.

Kürt belediyelerine, HDP yerel yönetimlerine el konulma sürecindeki yanlışlar ve en önce, en fazla bizim üzerimizde kullanılan yargı operasyonlarına tepkisizlik, bugün gelinen noktanın yolunu döşedi. Ama eğer istenir ve güçlü irade sergilenirse, iktidarın muhalefeti zayıflatmak adına giriştiği bu saldırı ters çevrilerek, güçlendiren bir basamağa dönüştürülebilir.

Parti, ittifak ayrımı olmaksızın bütün muhalefetin tek bir cephe halinde halkın seçme, seçilme hakkını savunması gerekir. Seçim sürecinde gerçekleştirilecek böyle bir ortak demokratik hareket iktidarın siyasi korsanlık ve güvenlik sorunlarına karşı da en etkili savunma hattını örebilir. Bekle-gör tavrı ya da politik kararsızlık, cesaretsizlik ise mevcut durum karşısında en köklü senaryo olur. İktidar 2023 seçimlerine ve Türkiye’nin yeni yüzyılına İstanbul üzerinden sıçramak istiyorsa, muhalefetin de yığınağı buraya yapması kaçınılmaz. Halk iradesi, meşru demokratik halk hareketiyle ve ona öncülük yapmakla savunulabilir. Bütün muhalefetin de asıl tavra odaklanarak, İstanbul Belediyesi ve İmamoğlu üzerinden devreye konulan operasyonu boşa çıkarması mümkündür.

  • 2016 yılından beri tutuklusunuz. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri de kamuoyunun gündeminde. Sizin hak ihlallerine ilişkin gözlemleriniz ve deneyimleriniz nedir?

İktidar uzun süredir ülkeyi mahkemeler ve cezaevleri aracılığıyla yönetiyor. Açık, doğrudan baskı ve zulüm politikasıyla yani. Bunun en katı, kıyıcı biçimlerini cezaevlerinde yaşıyor ya da görüyor insanlar. Tecrit son yıllarda çok ağır ve sistematik biçimler aldı. ‘Tecridin tecridi’ diyebileceğimiz, çeşitli harfleri amacına alet eden insanlık dışı hapishaneler yapıldı. Buna bağlı olarak hastalık ve intihar vakaları çoğaldı. Garibe Gezer’in yaşamına son vermesi ve çok yakınımızdaki hasta tutsaklar, bizim burada yakından gördüğümüz, muhatabı olduğumuz örnekler. Cezaevi sistemi ve sistemi kuran iktidar politikaları, bu tür acı ve ölümcül örnekleri çoğaltmak üzerine kurulu.

Hasta mahpuslar gerçeği, hala ağır insani sorun olarak varlığını koruyor. En son, emekli bir generalin hapiste ölümünün ardından genelge yayınlayarak sorunu çözermiş gibi yaptılar ama ortada doğru düzgün uygulama yok. Aksine infaz yasasında yapılan hukuk ve insanlık dışı değişikliklerle, normal tahliye süresi gelen, hak eden mahpuslar da Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliye edilmiyor. Anti-demokratik diye kapatılan DGM’lerden (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) ceza almış, o cezayı 30 yıl yatmış insanlar tahliye edilmiyor. Mahkemenin verdiği “Şu kadar yatar” kararını cezaevleri ve infaz savcılıkları tanımıyor. Adeta yeniden yargılama yaparak “Şu kadar daha yatacaksın” diyor. Korkunç bir hukuksuzluk ve insanlık suçu!

Gasp, nitelikli dolandırıcılık, cinayet, uyuşturucu gibi suçlardan ceza alanlar yarıdan fazla indirimle bir kapıdan girip diğerinden çıkarken, terör kapsamındaki siyasi davalarda insanların tahliye olma umuduna bile ceza veriyorlar. Bunun çok ağır sonuçları olacağı açık. Eskinin darbe ve faşizm dönemlerinde Diyarbakır, Mamak, Eskişehir gibi adını sayabileceğimiz zulüm ve işkence merkezleri vardı. Bugün siyasi iktidar her yeri Diyarbakır Cezaevi’ne çevirdi. Şu an kibirlerinden fark etmedikleri şey, bu zalimliğin mazlumları büyüttüğü, zulmedenleri kötü bir ifrazat gibi tarihten söküp attığı gerçeğidir.

  • Seçim sürecinde toplumsal muhalefete ne önerirsiniz?

Öncelik seçim güvenliğini sağlayacak toplumsal bir ağ kurmak ve bu eksendeki dayanışmayı güçlendirmek olmalı. ‘Saray yönetimi seçim sonuçlarını tanır mı, provokasyon, kaos geliştirir mi’ gibi kaygıların, özgüvensizlik ve anksiyete haline gelmesine izin verilmemeli. Diğer yandan “sandığı bekleme” söylemiyle, toplumsal muhalefetin hareket halinde kurulacağı ve kazanılacağı gerçeğini kimse karartmamalı. Yoksa atı alan çok Üsküdar geçer.

Sandık ve seçim hakkı gibi en klasik ve evrensel kazanıma sahip çıkamayan toplumsal muhalif güç, çok açık ki kendi varlık hakkını kazanamaz. Sandıkların olduğu kadar sokağın, söz ve eylem hakkının dikkat merkezinde tutulması hayatidir. Türkiye’de demokrasinin, özgürlüklerin, herkesin insani refah şartlarına kavuştuğu bir yaşamın yolu, bunlar için birlikte mücadeleden geçiyor.”

İSTANBUL

#Figen #Yüksekdağ #Ortak #aday #sorusunun #tek #muhatabı #Altılı #Masadır

Xoy’daki depremin bilançosu ağır

Rojhilat’ın Urmiye kentine bağlı Xoy ilçesinde meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremde 3 kişi yaşamını yitirdi, 600’ü aşkın kişi yaralandı

Rojhilat’ın Urmiye kentine bağlı Xoy kentinde akşam saatlerinde meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremin bilançosu netleşmeye başladı. Wan ve Colemêrg’te de hissedilen depremde, birçok ev ve bina yıkıldı. Depremde 3 kişinin hayatını kaybettiği ve 664 kişinin yaralandığı açıklandı.

Kimi kaynaklar, yaşamını yitirenlerin sayısının 2 olduğunu belirtti.

DIŞ HABERLER

#Xoydaki #depremin #bilançosu #ağır

YBŞ operasyon başlatmıştı: MİT-KDP’ye bilgi aktardıklarını itiraf ettiler

Şengal’de ajan ağına dönük operasyonda yakalananlar, Êzidî önderlerine dair bilgileri KDP ve MİT’e ulaştırdıklarını itiraf etti

Şengal Savunma Birlikleri’ne (YBŞ) bağlı Özel Kuvvetler ve güvenlik güçlerinin “ajan ağlarına” dönük 24 Ocak’ta başlattığı “İntikam Operasyonu”na dair ayrıntılar netleşiyor. Rojnews’te yer alan haberde, operasyonda yakalanan kişiler, KDP ve MİT’e bağlı çalıştıklarını itiraf etti.

Haberde, YBŞ güçlerinden bir kaynağın aktarımlarına da yer verildi. YBŞ’li, 3 Ağustos 2014 fermanında Federe Kürdistan Bölgesi’ne göç eden Xanesorlu Ahmet Nisredin Kasım Helo’nun, benzer bir şekilde Parastin tarafından alıkonulduğu ve daha sonra Parastin merkezinde MİT’e bağlı çalışan bir kişi üzerinden Êzidî öncülerine dair bilgileri paylaşmaya başladığını aktardı.

Aynı kaynak, Helo’nun Duhok’tan para aldığı ve birçok kez İbrahim Halil Sınır Kapısı’ndan geçerek MİT’le görüşme gerçekleştirdiğini ifade etti.

Çira TV ise, konuya dair hazırladığı “Köklerinin Düşmanı” isimli programın ilk bölümü yayınlandı. Yakalanan kişilerden Saet Casim, 2016’da Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçtiğinde KDP istihbaratı Parastin tarafından alıkonulduğunu ve kendisine istihbarat teklifi yapıldığını kaydetti. Casim, bu teklifi kabul ettikten sonra tekrar Şengal’e gönderildiğini ve YBŞ Komutanları ve öncüleriyle ilgili bilgileri KDP’ye ulaştırdığını anlattı.

Operasyon kapsamında yakalanan kişilerin itiraflarını içeren diğer bölümlerin önümüzdeki günlerde yayınlanacağı kaydedildi.

DIŞ HABERLER

#YBŞ #operasyon #başlatmıştı #MİTKDPye #bilgi #aktardıklarını #itiraf #ettiler

Şenyaşar ailesinin nöbeti 692’nci gününde

Şenyaşar ailesinin Adalet Nöbeti 692’nci gününde sürüyor

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 692’nci gününde sürüyor. Aile, hafta sonu adliyenin kapalı olması nedeniyle nöbet eylemini Pirsûs’taki evlerinde sürdürdü.

Ailenin sanal medya hesabından, anne Emine Şenyaşar’a açılan dava ve soruşturma listesi paylaşılarak, şunlar belirtildi: “Devlet içinde birçok yönetici annenin mücadelesini haklı buluyor. Vicdanlarda adaleti sağladığına inanıyoruz. Devlet de annenin mücadelesine karşın iade-i itibar yapacak. Milletvekilinin ismi parti içinde çizildiği gibi bu davaların hepsi düşecek!”

RIHA

#Şenyaşar #ailesinin #nöbeti #692nci #gününde