Ana Sayfa Blog Sayfa 101

Mikaîl Aslan’dan Erdal Erzincan’a Tepki: “İbadet dilimiz Türkçe değildir”

Erdal Erzincan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Aleviliğin ibadet dilinin Türkçe olduğunu savundu. Erzincan, “Alevilik 72 milleti içine alan kadim bir gelenektir. ‘Kürt Alevi’ ya da ‘Türk Alevi’ diye bir tabir yoktur; Kürtçe konuşan Alevi, Türkçe konuşan Alevi veya Zazaca konuşan Alevi vardır. Aleviliğin lisanı hâl dilidir, ibadet dili ise Türkçedir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor” ifadelerini kullandı.

Bu paylaşım sosyal medyada yoğun tartışmalara ve tepkilere neden oldu. Tepki gösteren isimler arasında sanatçı Mikaîl Aslan da vardı. Aslan, Erzincan’ın sözlerini alıntılayarak şu yanıtı verdi:

İbadet dilimiz Türkçe değildir, annem Türkçe bilmiyor ve ibadetini Kirmancca/Zazaca yapıyor. İbadet dilinin kısmen Türkçeleşmesi Cumhuriyet sonrasındaki asimilasyon politikasıyla gerçekleşen bir durumdur.”

Mikaîl Aslan, Aleviliğin tarihsel çeşitliliğine dikkat çekerek, yalnızca Türkçe merkezli bir yaklaşımın inancı eksik yansıttığını belirtti. Çocukluğunda köylerinde Türkçe’nin olmadığını vurgulayan sanatçı, “Esê halamız Türkçeye ‘zonê nizamo / askerlerin dili’ derdi. Şimdi biri gelip halama ‘ibadet dilin Türkçedir’ dese, halamın ona hangi küfrü edeceğini biliyorum” dedi.

Sanatçı ayrıca “Yedi Ulu Ozan” seçiminin sorgulanması gerektiğini ifade ederek şu soruları gündeme getirdi:

“Bu karar kim tarafından verildi?”

“Neden yalnızca Türk ozanlar seçildi?”

“Kirmancların, Kurmancların, Kakeyilerin, Nusayrilerin, Yaresanların, Şabakların, Arnavutların ozanları neden ‘ulu’ sayılmadı?”

Aslan, sözlerini “Sanat doğruya, güzele, iyiye yazgılıdır; yalana, yanlışa, inkâra değil” diyerek tamamladı.

Erzincan’ın paylaşımı ve ardından gelen tepkiler, Alevi toplumunda dil, kimlik ve inanç çeşitliliği üzerine süregelen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

İbadetin Diline Pranga Vurmak KEMAL DEMİR

0

Sanat, yalanı taşımaz. O, güzelliğin ve iyiliğin yoluna adanmıştır. İnkârı besleyen her söz, sonunda kendi kendini tüketir. Çünkü hakikat, saklanmakla tükenmez; suskunlukla kaybolmaz.

Ne var ki bugün, kaynağını görmezden gelen, belleğini daraltan bir anlayışla karşı karşıyayız. “İbadetin dili Türkçedir” diyerek inancı tek bir kalıba hapsetmeye çalışanlar var. Oysa ibadetin dili, gönlün dilidir. İnsanın içinden ne akıyorsa, hakikatin dili odur. Hiçbir otorite, hiçbir güç, bu dili değiştiremez.

Davut Sulari’nin, Nesimi Çimen’in nefesleriyle büyüyenler… Bugün dönüp aynı geleneğe, “siz yoksunuz” deme cüretini gösterebiliyor. “Yedi Ulu Ozan” dedikleri listeye kim karar verdi? Neden yalnızca Türk ozanlardan seçildi? Kirmancların, Kurmancların, Kakeyilerin, Nusayrilerin, Yaresanların, Şabakların, Arnavutların sesi neden dışarıda bırakıldı? Bu sorular, cevapsız bırakıldıkça daha gür duyulacaktır.

Hakikati unutmak isteyenler yanılır: Yok sayılan biz değiliz. Yok olmaya yüz tutan, inkârın kendisidir. Çünkü toplumun belleği güçlüdür, unutmaz. Bir gün er geç yüzleşme kapıyı çalar.

Bir vakit Kantarma’da pirlerin dilinden şu sözler dökülmüştü:
“Biz devletin oyununa geldik, dilimizden, ibadetimizden Kürtçeyi çıkardık.”
Bu cümle, yalnızca bir itiraf değil, aynı zamanda bir yas idi. Çünkü Alevilik yok sayılıyordu; ama Kürt Alevileri iki kere yok sayılıyordu: Hem inançlarıyla hem de dilleriyle.

Bugün toplumda yer edinmiş kimi isimlerin, bu asimilasyona kendi elleriyle maşa olması en acı olanıdır. Sormak gerekir: Bu tavırdan ne umuluyor? Ne kazanılmak isteniyor?

Sanat, tüm bu soruların ortasında tek bir şey fısıldar:
Hakikati saklayan kaybeder.
Dili susturan, kendi sesini de yitirir.
Sanat, yalanın yükünü taşımaz; çünkü sanat, ancak hakikatin nefesiyle yaşar.

ERDAL ERZİNCAN… NECATİ ŞAHİN

Bağlamamızın büyük Üstadı…
Bir Duralım…
Bir Değerimizi daha “linç” etmeye başlamayalım…
Muhabbet edelim….
Erdal Kardeşimin niyeti ile söylevi arasındaki ince bağı çözelim…
Her Dinin bir ibadet dili vardır.
İslamın Arapça,
Hiristanlığın Latince
Museviligin İbranice…
Alevilik Din değildir.
“Doğa”nın kendisidir.
Bulunduğu “Doğa”nın
Dili neyse Aleviliğin “İbadet Dili” de odur.
Türkçedir, Kürtçedır, Farsçadır, Arnavutçadır, Zazacadır, Doğadır…
Bana sorarsanız;
Aleviliğin ibadet “DİLİ”
Bağlamanın “TELİ”dir.
Bunu da en muhteşem dile getiren Erdal Erzincan’nın “ELİ”dir..
Niyaz ediyorum O Eli..

Kürt Alevilerinin Çifte Asimilasyonu ve Erdal Erzincan Polemiği HASAN AYDIN

1

Kemalistlerin sürekli tekrarladıkları bir klişe tümçeleri vardır. “Yediremeyiz” kim kimi yıyiyor,? onuda bilemiyoruz. Sözde Erdal Erzincan’lı bir açıklama yapmıştır ve Kürt kızılbaş alevileri bu yaklaşımı eleştirmiştir. Erdal beyi Kürtlere yedirmeyeceklermiş, bu yedirme, kürt fobisi sizin kuramınızdır.

Erdal Erzincan’lı kendince bir samtamada bulunmuş ve bunun yanlış olduğunu da söyleyen insanlar vardır. Buna da tahammülünüz olsun, inançın arkasına saklanarak Kürtlere olan düşmanlığınızı gizleyemezsiniz. 30 yıldır bunları tartışıyoruz.

“72 milleti içine alan kadim bir gelenektir” der, ardında ibadet dili Türkçedir der. Kürt kızılbaş vurgusu Erdal beyi rahatsız etmiş olmalıdır ki, bu açıklamayı yapma ihtiyacını duymuştur.

İnsanların inanç benlikleri olduğu gibi ulusal benlikleri de vardır. Bu tarihi toplumsal bir gerçekliktir. Türk, Arap, Kürt Alevilerinin kendini özgürce ifade etmelerinden rahatsız olmak, Alevi filozofyasıyla bağdaştırılamaz. Bu olsa olsa Devlet aklıdır. Bir sanatçının işi bu olmamalıdır.

Ben kürt ve aleviyim, her iki yanıma da sistematik bir saldırı ve asimilasyon vardır.
İki can olmadığıma göre, hangi yanımı vursalar ölürüm. Kürt kızılbaş Alevilerinin, kendi inanç benlikleri olduğu gibi, ulusal benliklerini de söylemeleri, neden Erdal beyi rahatsız etmiştir? Bu arızalı bir mantıktır.

Erdal beyi sahiplenenler, yedirmeyiz diyenler, Erdal beyi severler se, bu kemalist kibir ve hastalıktan korusunlar. Kürtler mazlumdur,, hep baskı, zülüm görmüş bir halktır, Kürt alevileri ötekinin de ötekisidir, kimseyi yeme, zorla Kürt yapma gibi bir uğraşları, çabaları yoktur.

Alevilik konuşulaçaksa, Alevi felsefesinin temel ilkesi hakikattır. Zalime karşı mazlumun yanında durabilmektir. Erdal bey bu yaklaşımla yoldan çıkmış ateşe düşmüştür.

Alevilik Dersleri 2025-2026 Eğitim Yılı’na Merhaba Dedi!

Almanya genelinde Alevilik Dersleri, 2025/2026 eğitim-öğretim yılında da Alevi inancını, kültürünü ve dayanışma değerlerini çocuklara aktarmaya devam edecek. Öğretmenler, veliler ve cemevlerinin işbirliği ile Alevi kimliği ve değerleri derslerden günlük yaşama taşınacak.

Yeni dönemde Alevi tarihi, kültürü ve inanç içeriklerine odaklanılacak. Öğrenciler, türkü ve deyişleri birlikte söylemenin yanı sıra hikâyeler paylaşacak ve yaratıcı projeler geliştirecekler. Derslerde saygı, empati, dayanışma ve sorumluluk gibi değerlerin güçlendirilmesi hedefleniyor.

8 Kasım 2025 tarihinde Frankfurt Cemevi’nde düzenlenecek ARU Öğretmenleri Eğitim Kongresi ile Alevilik Dersleri öğretmenleri bir araya gelerek mesleki deneyimlerini paylaşacak. Kongrede, ders içeriklerinin cemevleriyle işbirliği içinde daha da geliştirilmesi tartışılacak.

10-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya genelinde Hızır Ayı Etkinlik Haftası kutlanacak. Bu etkinlikte öğrenciler, ihtiyaç sahiplerine yardım ve destek olma değerini yaşatmak için çeşitli projeler gerçekleştirecek. Hasta çocuklara hediyeler götürmek, huzurevlerinde kitap okumak ve çevre koruma çalışmaları gibi etkinlikler planlanıyor.

Alevilik Dersleri’nin başarısında velilerin ve cemevlerinin desteği kritik bir rol oynayacak. Veliler, öğretmenler ve cemevleri, öğrencilerin toplumsal yaşamla bütünleşmelerine katkıda bulunacak.

AABF Genel Sekreter Yardımcısı ve Eğitim Sorumlusu Şenay Can, eğitim sürecinin bilgeliğe dönüşmesini ve çocukların sevgiyle öğrenip öğretmelerini diledi. Yeni eğitim ve öğretim yılının başarılı geçmesi temennisiyle, öğrencilerin ve gençlerin yanında Hızır’ın olmasını umduğunu belirtti.

FEDA ve DAKB, Haval Arslan’ın gözaltını kınadı!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Belçika’da gözaltına alınan gazeteci Haval Arslan’ın derhal serbest bırakılmasını talep etti. Yapılan yazılı açıklamada, Arslan’ın maruz kaldığı muameleyi yasal ve diplomatik bir hata olarak nitelendirildi.

Açıklamada, Haval Arslan’ın resmi işlemlerindeki gecikmelerin haksız bir tutuma neden olduğu vurgulandı. FEDA ve DAKB, Arslan’ın uluslararası basın kuruluşları tarafından dikkatle takip edilen bir basın emekçisi olduğuna dikkat çekerek, bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Arslan’ın Kürt, Alevi ve kadın kimliğiyle basın alanında sürdürdüğü mücadelenin önemine değinilen açıklamada, “İş ve ev adresi bilinen Haval Arslan’ın derhal serbest bırakılmasını ve ilgili makamların kendisinden resmi olarak özür dilemesini bekliyoruz” denildi.

Gözaltının yalnızca Haval Arslan’a değil, Avrupa’daki Kürt ve Alevi kadınlara yönelik bir saldırı olarak değerlendirildiği ifade edildi. FEDA ve DAKB, Haval Arslan’ın özgürlüğüne kavuşuncaya dek yanında olacaklarını belirtti.

Makbul Alevilik Projesinin Yeni Merkezi: Horasan Erenleri Cemevi HASAN SUBAŞI

Türkiye’de devletin Alevilerle kurduğu ilişki hiçbir zaman eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü temelinde şekillenmedi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Aleviliğe yaklaşımın ana karakteri, kontrol altına alma, bağımsız örgütlenmeleri dağıtma ve inancı resmi ideolojiye eklemleme çabası oldu. Balım Sultan ile başlayan Bektaşiliğin saraya bağlanma süreci, Cumhuriyet döneminde Diyanet aracılığıyla Sünniliğin tek meşru inanç formu haline getirilmesiyle devam etti. Bugün gündeme gelen “Horasan Erenleri Cemevi” projesi bu tarihsel çizginin güncellenmiş bir versiyonudur.

Horasan Söyleminin İdeolojik İşlevi

MHP ve devletin “Horasan Erenleri” vurgusu, tarihsel bir gerçekliği yansıtmıyor. Bu söylem, Aleviliği İslam’ın alt bir yorumu ve Türklüğün kültürel eki olarak yeniden tanımlama girişimidir. Böylelikle Aleviliğin özgün inançsal yapısı, kamil insan, kamil toplum anlayışı ve rızalık ütopyası, Türk-İslam sentezi kıskacına alınarak eritilmek istenmektedir. Bu ideolojik çerçeve yalnızca inanç alanına değil, siyasal düzleme de müdahaledir. Demokratik Alevi kurumlarının bağımsız iradesi “Ali’siz Alevilik” yaftalarıyla itibarsızlaştırılmakta; buna karşı devlet eliyle “makbul Alevilik” inşa edilmektedir.

29 Ekim’de Bahçeli tarafından Hacıbektaş’ta açılacak külliye, Alevi toplumunu bölme, demokratik kurumları etkisizleştirme ve devletin “makbul Alevilik” politikalarını kurumsallaştırma girişimidir. Maraş, Çorum, Sivas ve daha birçok katliamın baş sorumlularından biri olan faşist MHP ve kurdurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu, 29 Ekim’de Hacıbektaş’ta içinde cemevinin de yer aldığı külliyeyi birlikte açacaklar. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’na bağışladığı arsa üzerinde inşa edilen “Horasan Erenleri Cem ve Kültür Evi Külliyesi,” zulüm düzenini ayakta tutan tüm güçlerin Alevileri asimile etme ve Aleviliğin içini boşaltarak Türk-İslam sentezi kulvarlarına çekip başkalaştırma politikalarının ortaya çıkardığı bir kurumsallaşmadır.

Alevi yol önderi Hacı Bektaş Veli’nin dergâhının bulunduğu topraklarda, elinde Alevilerin kanı olan bir partinin Türkmen Alevilerini kendi yanına çekmek için kurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu öncülüğünde “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla “külliye” açması sıradan bir gelişme değildir. Hacıbektaş’ın Bala Mahallesi Dedebağ mevkiinde yer alan 5 bin 788 metrekare büyüklüğündeki arsa üzerine kurulan “Horasan Erenleri Cemevi” merkezli bu külliye yalnızca devletin uzun yıllardır yürüttüğü “makbul Alevilik” projesinin merkezi olmayacak, bununla birlikte Alevi yol önderi Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na alternatif bir “inanç merkezi” olarak da işlev görecektir.

Faşist MHP, Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu aracılığıyla Hacıbektaş’ta inşa ettirdiği Horasan Erenleri Cemevi üzerinden hem Alevileri bölüp parçalama uğraşını daha güçlü bir şekilde sürdürecek hem de Alevileri Türk-İslam sentezi kulvarlarına çekme yöneliminin önünde en ciddi engel olarak gördüğü, Avrupa ve Türkiye’deki demokratik Alevi kurumlarını daha etkili bir şekilde hedef alarak güçten düşürmeye çalışacaktır.

Hacıbektaş’ta “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla neden bir külliye kurduklarına ilişkin MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım bizim söylediklerimizi doğrulayan önemli açıklamalar yapmış. Yıldırım yaptığı açıklamada şunları söylüyor:

“Horasan Erenleri Cemevi’ni özellikle vurguluyoruz ki, Anadolu’ya İslam’ı yayanlar, Türklüğü getirenler bunlar. Horasan Erenleri Cemevi, bundan sonra Türkiye’de örnek olsun. Biz, Alevilik Horasan’dan nasıl çıktıysa burada yaşatılsın istiyoruz. Tüm maksadımız doğru şekilde, doğru bir kaynaktan yaşatılması. Almanya’sı, İngiltere’si, Avusturya’sı ‘Ali’siz Alevilik bir dindir. Aleviliğin Ali ile, Ehlibeyt’le, İslam’la alakası yoktur’ algısı yaparak ayrı bir din çıkartmaya çalışıyor. Böyle bir akım var.”

Yıldırım, Hacıbektaş’ta neden “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla bir külliye kurduklarını çok açık seçik bir dille anlatmış. Amaçlarının Alevileri “Türk İslam Ülküsü” anlayışı üzerinden “Türk-İslam Sentezi” kulvarlarına çekmek olduğunu açıkça söylüyor. Bu söylemini, Horasan Erenleri’nin Anadolu’da Türklüğü ve İslam’ı yaydıklarına dair ileri sürdüğü bilimsel gerçeklikten uzak savına dayandırılıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, bu açıklamasında Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu ve önemli bir asimilasyon merkezi olacağı şimdiden belli olan Horasan Erenleri Cemevi’ni, Avrupa ve Türkiye’deki demokratik Alevi kurumlarına karşı alternatif bir örgütleme olarak kurduklarını da aynı açıklıkla dile getirmiş. Yıldırım’ın “Almanya’sı, İngiltere’si, Avusturya’sı ‘Ali’siz Alevilik bir dindir. Aleviliğin Ali ile, Ehlibeyt’le, İslam’la alakası yoktur’ algısı yaparak ayrı bir din çıkartmaya çalışıyor” söyleminin başka bir anlamı yoktur.

Yaşar Yıldırım bu söylemlerini MHP adına dile getiriyor. Geçmiş dönemlerde Alevilere yönelik yapılan toplu katliamların merkezinde yer alan bir partinin adına dile getirilen bu söylemlerde, Alevi toplumunu yok olmanın eşiğinden dirilişe, dirilişten örgütlenme ve özgürleşme eşiğine taşıyan Alevi kurumlarımızın iğrenç yalanlarla nasıl hedef alındıklarını çok net bir şekilde görüyoruz. Aleviliği kendi özü üzerinde yaşatmak ve Alevi toplumunun her türlü hak ve özgürlüğünü elde etmek için onurlu bir mücadele yürüten demokratik Alevi kurumlarımızı hedef alan bu bozkurtların özünde Alevilik diye bir dertleri, davaları yoktur. Bunlar, siyasi öncü güçleri olan faşist MHP’nin kendilerine verdikleri görevleri yerine getirmek için kurulmuş olan çakma Alevi örgütleridir. Hızır Paşacılığı kendilerine yol edinen bu düşkünlerin asıl amaçları, Aleviliği kullanarak Alevi toplumu içinde Turancılık ve Anadolu Müslümanlığı temelli düşünceleri yayarak asimilasyonu derinleştirmek ve toplumumuzu kendi öz değerlerinden koparıp uzaklaştırarak asimile etmektir. Çünkü bu ırkçılar da çok iyi biliyorlar ki, bunları başarmadan Alevileri devletin ve düzeninin yeni bir koltuk değneği yapmak asla mümkün değildir.

İYİ Parti’nin ve MHP’nin kurdukları Alevi örgütlerini kitlesel bir güce dönüştürme çabalarına hız verdikleri bu süreçte, MHP ve AKP iktidar bloku da “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” yerine Alevi Bektaşi İnanç Başkanlığı’nı kurmanın hazırlıklarını yapıyor. Alevi diyaneti işlevi görecek bu kurum aracılığıyla cemevleri denetim altına alınacak, zamanla cemevleri “minaresiz camilere” dönüştürülecek. Bu hedeflerine yürürken inandırıcı olmak için yıllardır Alevi kurumlarının mücadelesiyle toplumsallaşan “Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir” talebini kabul edecekler. Alevi diyanetine bağlayacakları bu cemevlerine maaş bağladıkları dedeler atayacaklar. Cemevlerimiz, bu memur dedeler eliyle cemevi olmaktan çıkarılıp minaresiz camilere dönüştürülecek. Görünen o ki, AKP iktidarı MHP ile birlikte hazırlığını yaptığı yeni Alevi açılımını bu temelde şekillendirerek Alevilere dayatacak.

29 Ekim’de Hacıbektaş’ta faşist şef Devlet Bahçeli tarafından açılacak merkezinde Horasan Erenleri Cemevi’nin olduğu külliye, AKP iktidarının hazırlığını yaptığı bu yeni Alevi açılımı politikasından bağımsız bir gelişme değildir. Tam aksine bu külliye, açılım politikasının hayata geçirilmesinde etkili rol oynayacak merkezlerden biri olacaktır. Böyle bir işlev yükledikleri için Hacı Bektaş Veli’nin dergâhının olduğu topraklarda bu asimilasyon merkezini kurdular.

Horasan Erenleri Cemevi isimli asimilasyon merkezi, CHP’ye yönelik ağır ve kapsamlı saldırıların sürdüğü bir süreçte açılıyor. Çoklu krizlerin, çatışmaların, saflaşma ve uzlaşmaların iç içe yaşandığı bu politik süreçte, demokratik Alevi hareketi yaşanan bu çoklu gelişmeleri dikkate alarak çok yönlü bir mücadele yürütmelidir. Bu süreçte hem Alevi toplumunun hem de Alevi kurumlarının birliğini güçlendirmek hayati önemdedir! Aleviler, demokratik Alevi hareketinin çoklu mücadele yürüteceği bu süreçte kitlesel olarak demokratik Alevi güçlerinin ve bu güçlerimize bağlı olan cemevlerinin yanında olmalıdır. Türkiye yeniden şekillenirken eğer her türlü hakkı elinden alınmış bir toplum olarak kalmak istemiyorsak, hak ve özgürlüklerimizi elde etmemiz için mücadele eden örgütlü Alevi güçlerimizin etrafında kenetlenelim! Bilelim ki özgürleşen ve örgütlü olan bir Alevi toplumunu kimse asimile edemez, Aleviliğin öz değerlerinden koparamaz!

Bozkurtların kurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’na, Horasan Erenleri Cemevi Külliyesi adıyla kurulan asimilasyon merkezine, bunların siyasi iradesi olan faşist MHP’ye ve aynı kulvarda yol alan gerici, faşist örgüt ve partilere karşı sürdürülecek mücadelenin merkezine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı oturtmalıyız. Çünkü bu Hızır Paşa örgütlenmelerinin hepsi Alevi diyanetinin yolunu döşeyen Cemevi Başkanlığı’nın kitleler içindeki ayaklarıdır.

Alevi hareketinin sert ve çoklu kuşatmaların altında olduğu bir süreçte, Alevi kurumları iç sorunlarını hızlı ve kalıcı bir şekilde aşarak kuşatmayı nasıl yaracağına ve yeniden şekillenme sürecine giren Türkiye’de Alevilerin hak ve özgürlüklerini nasıl elde edeceğine odaklanmalıdır. Bunun başarılabilmesi için herkes, Aleviliğin ve Alevilerin geleceği için atılması gereken adımları atmaktan ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten asla geri durmamalıdır! Sorun varsa çözüm de vardır! Bu gerçeklerin demine hü diyerek, hep birlikte örgütlü Alevi güçlerimizin öncülüğünde süren Alevi özgürlük mücadelesine güçlü bir şekilde omuz verelim!

FUAF, Turan Eser’i Anarken Alevi Değerlerini Yüceltti

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Alevi toplumunun önemli isimlerinden Turan Eser’i Hakk’a yürüyüşünün birinci yıldönümünde andı. FUAF, Eser’in sadece bir yol arkadaşı değil, aynı zamanda toplumsal mücadeleye katkılarıyla tanınan bir öncü olduğunu belirtti.

Açıklamada, Eser’in kurumların gelişmesi ve Alevi toplumunun birliği için gösterdiği çabaların büyük bir anlam taşıdığı vurgulandı. “Bazı boşluklar asla dolmaz. Turan Can da işte o doldurulamaz boşluklardan birini bıraktı” denildi. Eser’in aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, bıraktığı boşluğun hala hissedildiği ifade edildi.

FUAF, Eser’in emeklerini ve hayallerini bir miras olarak gördüklerini belirterek, bu mirasa sahip çıkma kararlılıklarını dile getirdi. “Onun bıraktığı yerden azimle devam edeceğimize söz veriyoruz” ifadesi dikkat çekti.

Federasyonun açıklamasında, Eser’in anısının her zaman yüreklerinde yaşayacağına dair inançları dile getirildi. “Ne zaman bir adımı daha ileriye taşısak, onun yüreği bizimle birlikte atacak” ifadeleriyle, Eser’in sevgi dolu kalbi ve hoşgörüsü hatırlandı.

Alevi kurumları Melbourne’de: Suriye’deki azınlıklara ses verin!

Avustralya’daki Alevi kurumları, Suriye’deki inançsal azınlıkların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla Melbourne’de bir araya geldi. ‘Suriye Krizi ve Azınlık Hakları’ temalı toplantı, Victoria Alawi İslami Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlendi. Epping’deki Alawi Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, Suriye’deki Alevi toplumu başta olmak üzere, diğer azınlık grupların karşılaştığı ayrımcılık, zorla kaybettirme ve yerinden edilme sorunları detaylı bir şekilde ele alındı.

Toplantıda, uluslararası kamuoyuna ve Avustralya hükümetine ahlaki sorumluluk çağrısı yapıldı. Sarwat Hbous’un açılış konuşmasında, Suriye’deki azınlıkların maruz kaldığı zulümlere dikkat çekildi. Robert Tawil, toplantının amacının Avustralya kamuoyunun vicdanına seslenmek ve milletvekillerinden destek talep etmek olduğunu belirtti.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, Suriye’deki Alevilerin korunması için uluslararası iş birliğinin gerekliliğini vurguladı. Saka, “Sadece hükümetlerin değil, adalet ve insan onuruna değer veren herkesin bu konuda sorumluluğu vardır” dedi. Katılımcılar, Suriye’deki Alevi, Dürzi, Asuri ve Ortodoks Hristiyan toplulukların yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu durumun bir insanlık suçu olduğunu ifade etti.

Toplantının sonunda, Avustralya hükümetine şu çağrılar yapıldı: Suriye’deki insan hakları ihlallerine karşı yaptırımların sürdürülmesi, bağımsız soruşturmaların desteklenmesi ve yerinden edilen aileler için sığınma yollarının açılması. Katılımcılar, bu taleplerin acil bir şekilde karşılanması gerektiğini vurguladı.

Cuma Erçe, hükümetle yapılan kritik görüşmenin ayrıntılarını paylaştı!

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları olarak hükümetle yürütülen görüşmelerin ayrıntılarını paylaştı. Faruk Çelik ve Ali Arif Özzeybek ile yapılan görüşmelerde Alevi sorununa dair ilkelerin korunması gerektiğini vurgulayan Erçe, “Alevilik müzakere edilecek bir inanç değildir” dedi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde Alevi sorununa duyulan ilginin artığına dikkat çeken Erçe, hükümetin bu süreçte Alevi kurumlarıyla olan temaslarını eleştirdi.

Erçe, Alevi kurumlarının taleplerinin hükümet tarafından sulandırılmaya çalışıldığını ifade ederek, “Kendi güdümlerindeki kurumlarla bu işi yapmayı tercih edecekleri bellidir” dedi. Ali Arif Özzeybek ile yapılan görüşmede, Alevilerin taleplerinin yeterince ciddiye alınmadığını belirten Erçe, “Madımak Oteli’nin İnsan Hakları Müzesi’ne çevrilmesine dair ifadeler kabul edilemez” diyerek bu konudaki kaygılarını dile getirdi.

Alevi kurumlarının, mevcut Meclis komisyonlarıyla yürütülen süreçte de aktif bir rol oynamak istediklerini kaydeden Erçe, ancak bu masanın Alevi sorununu yeterince temsil etmediğini belirtti. “Bizim müstakil sorunlarımız var ve bunları birebir görüşmek istiyoruz” diyen Erçe, Alevilerin hakları için gerçek bir diyalog ve samimiyet beklediklerini vurguladı.

Sonuç olarak, Cuma Erçe, Alevi kurumlarının hükümetle görüşmelere kapalı olmadığını fakat bu görüşmelerin ilkelerden taviz verilmeden sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Alevi sorunlarının çözümü için gerekli adımların atılmasını ve gerçek bir demokratikleşme sürecinin yaşanmasını talep etti.