Ana Sayfa Blog Sayfa 1014

Endüstriyel edebiyat

Hüseyin Aykol

Geçen hafta bir roman okudum: Savaştaki Kız… Yazarının adını hiç duymamıştım ama isim Balkanlı biri olduğunu gösteriyordu. Kitabı Ayrıntı Yayınları çıkardığına göre, iyi bir şey olmalı diye okumaya başladım. Romanın konusu beklediğim üzere Yugoslavya’nın dağıtılması için çıkarılan ve Batı’nın her türlü kanlı yönlendiriciliğine mazhar olan iç savaşta Hırvatistan’ın payına düşenlerdi.

Reel sosyalist sistemin çözülmesi ardından, kendince benimsediği üçüncü bir yolda, sosyalist bir yaşam sürdürmeye çalışan Yugoslav halklarını birbirine düşmanlaştırmak Batı’nın-NATO’nun kendi varlık sebebi haline gelmişti o yıllarda. Nitekim Tito zamanında Yugoslavya sınırları içinde barış içinde yaşamayı başaran halklar, kısa bir sürede birbirine düşman hale getirilmiş ve federal devletten beş-altı ayrı ulusal devlet doğurtulmuştu. Doğum ve ayrılma tarafların bir daha bir araya gelmeyi aklına getirmemesi için olabildiğince kanlı olmuştu.

Roman o dönemde Hırvatistan’da yaşanan acıları 10 yaşındaki bir kız çocuğunun gözünden anlatıyor. Sonra romanın kahramanı, ‘kurtuluyor’ ve ABD’de yaşamaya başlıyor. Bir süre sonra da memleketine kısa bir tatil için dönüp, yaşadığı ölümcül anılarla yüzleşiyor. Son derece trajik hikaye, düz bir anlatımla değil, ‘flash back’lerle ilerliyor. Bir roman olarak, dört dörtlük bir eserle karşı karşıya olduğumu gördüm ve artık yazarın kim olduğunu merak eder hale gelmiştim.

Roman bitti ve yazarımız bu romanın yazımında kendisine yardımcı olduğunu düşündüğü kişileri sayıp, onlara teşekkür etti. Romanın bende yaptığı etkisinden kurtulmaya çalışırken, şok oldum. Yahu roman bu; roman için esinlendiğin bir olay falan olabilir ama romanı yazarken, bilgi ya da fikir aldığın kişiler olabilir mi? Nasıl bir olayla karşı karşıya olduğumu anlayabilmek için yazarı araştırmam gerekti.

Yazar hakkında

Sara Nović, 1987 yılında doğmuş. Hırvatistan’da da yaşadığı söyleniyor ama ABD’ye ne zaman geldiği belirtilmiyor. Nović, Columbia Üniversitesi’nde kurmaca ve edebi çeviri eğitimi aldığı MFA programından mezun oldu. Blunderbuss Magazine’de kurgu editörü ve sağır hakları blogu Redeafined’ın kurucu editörü olarak görev yapıyor. Nović ayrıca Stockton Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık alanında Yardımcı Doçent olarak çalışmakta.

Yazar, şu anda 36 yaşında ama benim de okuyup, kendisini merak ettiğim “Savaştaki Kız” isimli ilk romanı, yazar daha 29 yaşındayken yayınlandı. Bu roman, 2016’da Alex Ödülü sahibi oldu. Nović, bundan iki yıl önce de Amerikan Edebiyat Çevirmenleri Derneği tarafından ALTA Seyahat Bursu ile ödüllendirilmişti.

Nović, kendi edebi eserlerini yayınlamanın yanı sıra ünlü Bosnalı yazar İzzet Sarajlić’in şiirlerini tercüme etti. Nović, Sarajlić’in “After I Was Wounded” adlı şiirini çevirdiği için 2013 yılında Willis Barnstone Çeviri Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca Alex Ödülleri’nin de sahibi.

Nesiller boyu yaşamları altüst eden bir savaş ortamı, bir çocuğun gözünden trajedinin ve kişisel ‘kurtuluşun’ anlatımı, Yugoslavya’yı paramparça etme operasyonundaki kanlı baş rolünden ABD’yi kurtarmaya çalışan yaklaşım. Her şey ama her şey yerli yerinde(!) Aldığın tüm ödüller, sana helal olsun Sara Nović…

 

#Endüstriyel #edebiyat

HDP’li Taşçıer: Yıllardır Kürtler üzerinde bir tecrit ve soykırım var

HDP milletvekillerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çekmek amacıyla yaptıkları eylemde konuşan İmam Taşçıer,  ‘Sykes-Picot Antlaşması’ndan bu yana Kürtler üzerinde bir tecrit ve soykırım var’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi için başlattıkları Adalet Nöbeti, 27’nci gününe girdi. Bugün ki eylemli milletvekilleri, Şevin Coşkun, Hasan Özgüneş, Kemal Peköz, İmam Taşçıer, Muazzez Orhan ve Murat Sarısaç, “Tecrit insanlık suçudur”, “İmralı’da görüşme sağlansın” yazılı dövizleri ile gerçekleştirdi.

Kürtlere tecrit ve soykırım var

Eylemde konuşan HDP Amed Milletvekili İmam Taşçıer, İmralı Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan ile diğer tutuklular Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar ve Hamili Yıldırım’ın sağlık ve yaşamından endişe ettiklerini belirtti. Taşçıer, “Uluslararası güçler bir komployla Sayın Öcalan’ı teslim etti. Teslim ederken de bazı uluslararası güvencelerle teslim etti. Bugün ise verdikleri söze de sahip çıkmıyorlar. Kürt halkının 4 parçaya bölündüğü 1916 Sykes-Picot Antlaşması’ndan bu yana Kürtler üzerinde bir tecrit ve soykırım var” dedi.

‘Bu tecride son verin’

Taşçıer, “Kurdistan’ı o gün 4 parçaya bölünen devletler, Kürtlerin kendi toprakları üzerinde statü sahibi olmasını, kendini yönetmesini istemiyorlar. Bunun için Kürtlerin tecridi kırmaları ve kendilerini yönetmeleri için Kürtler yan yana gelmeli, birliklerini oluşturmalılar. Düşünün bir ülkede 30 milyon Kürt var. Ancak kendi anadilleriyle dahi eğitim alamıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre Kürt diye kimse yok. 30 milyon kürdün tümünü inkar ediyor. Bu çerçevede Sayın Öcalan üzerindeki tecrit devam ediyor. Bu tecridin sona ermesi için demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz. Adalet Bakanı’na ve yetkili tüm kurumlara sesleniyoruz; bir an önce bu tecride son verin. Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın, Öcalan hak ettiği yerde olsun. Bildiğiniz gibi Mandela 27 hapis yattıktan sonra o ülkenin başkanı oldu” dedi.

ANKARA

#HDPli #Taşçıer #Yıllardır #Kürtler #üzerinde #bir #tecrit #soykırım #var

ABD: IŞİD’in üst düzey yöneticisi Somali’de öldürüldü

ABD’li yetkililer, IŞİD’in üst düzey yöneticisi Bilal el-Sudani ile 10 örgüt üyesinin Somali’de düzenlikleri operasyonla öldürüldüğünü açıkladı

ABD’li üst düzey yetkililer, IŞİD çetelerine finansal ve lojistik destek sağlayan ve örgütün üst düzey isimlerinden Bilal el-Sudani ile 10 örgüt üyesinin Somali’de düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü açıkladı

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen iki üst düzey ABD’li yetkili, Sudani’yi ele geçirmek için dün gece Somali’nin kuzeyindeki ‘dağlık bir mağara kompleksine’ düzenlenen baskınla ilgili basın mensuplarını bilgilendirdi.

Sudani’nin, ABD ordusunun operasyonu sırasında çıkan çatışmalar sırasında öldürüldüğünü kaydeden yetkililer, operasyon neticesinde sivil ya da askeri bir ölümün olmadığını, yalnızca bir ABD askerinin, askeri operasyon köpeği tarafından yaralandığını bildirdi.

Söz konusu baskının planlanmasının aylarca sürdüğünü belirten yetkililer, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) geçen hafta bilgilendirdiği ABD Başkanı Joe Biden’ın da bu hafta başında operasyona onay verdiğini aktardı.

Yetkiler tarafından yapılan açıklamada, Sudani’nin yabancı savaşçıların eş-Şebab’ın eğitim kamplarına katılımını organize ettiğini ve bu örgüte finansman kaynağı sağlamak için çalıştığı da ifade edildi.

DIŞ HABERLER

#ABD #IŞİDin #üst #düzey #yöneticisi #Somalide #öldürüldü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin’in beyanları: HDP’ye ‘ırkçı’ dedi

AYM’de kapatma davasına dair sözlü beyanda bulunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’ye ‘ırkçı’ dedi

Anayasa Mahkemesi, dün verdiği karar ile Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talebini reddetti. AYM, ek süre talebi için HDP’ye 15 gün verirken, esasa ilişkin savunma için de 14 Mart tarihini kararlaştırdı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin Hazine hesaplarına bloke konulması için girdiği gizli tanık arayışının detaylarına dün ulaşılırken, söz konusu kapatma davasının görüldüğü AYM Genel Kurulu’nda Başsavcı Bekir Şahin’in 10 Ocak’ta sözlü beyanlarına erişildi.

MA’dan Fırat Can Arslan’ın haberine göre Bekir Şahin’in ifadeleri şöyle;

“Geçmişte de terör örgütünün siyasi kanadı şeklinde faaliyet gösteren, kapatılan partiler ile davalı parti arasında amaç birliği bakımından hiçbir fark yoktur, hepsinin hayali, hepsinin ortak yönü örgüt liderinin emir ve talimatlarıyla kurulup, PKK siyasi kanadı olarak faaliyet göstermeleri ve örgüt liderini meşrulaştırma gayretleridir” ifadelerini kullanan Şahin, söz konusu soyut beyanlarına ise somut dayanak gösteremedi.

Gizli tanık bulundu

HDP’nin HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP’nin devamı niteliğinde bir parti olduğu söyleyen Şahin, HDP’yi “örgütün siyasi cephesi” olarak suçlarken, bu suçlamaya delil olarak ise, 31 Aralık 2022’de alınan, 3 Ocak’ta AYM’ye sunulan 2 sayfalık gizli tanık beyanlarını gösterdi.

Kanıt sunulmadı

Şahin, “Örgüt liderinin projesi olarak hayata geçirilen davalı parti” olarak tanımlandığı HDP hakkında, “(…) kuruluşundan bugüne kadar PKK ile arasına mesafe koyan bir tutumuna da rastlanmadığı bilinen bir gerçektir” şeklinde siyasi söylemlerde bulundu. Şahin, HDP Diyarbakır İl Örgütü binası önünde bekletilen ailelere dair HDP’ye dönük yargısal bir süreç işletilmemesine rağmen HDP için “örgütün sözde asker alma dairesi” tabiriyle ithamlarda bulundu.

HDP’ye ‘ırkçı’ dedi

Başsavcı Şahin, konuşmasında HDP il ve ilçe binalarına yapılan hukuk dışı baskınlarda el konulan materyal ve malzemelere değinirken, Türkiye’de Demokratik Cumhuriyet iddiasını her defasında yineleyen HDP’yi “ırk esasına dayalı olarak bölmek” ile suçladı.

AİHM kararı

Kapatma davasının siyasi sakilerle açıldığına dair kamuoyundaki genel kanıya tepki gösteren Şahin, “Davayı hukuk zemininden koparma” iddiasında bulundu. Buna rağmen DTP’ye dair AYM kararına işaret eden Şahin, AİHM’nin DTP’nin kapatılması kararı ile ilgili Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararını es geçti.

İbret verici gibi ifadeler

Sözlü beyanlarında HDP milletvekillerinin ifade özgürlüğü kapsamındaki konuşmalarına yer veren savcı Şahin, bu konuşmalara dayanarak “HDP, PKK/KCK/YPG’nin partisidir” iddiasında bulundu. Hakkında herhangi bir kesinleşmiş yargı kararı olmamasına rağmen milletvekilliği düşürülen Semra Güzel’in HDP tarafından savunulmasının da rahatsız edici olduğunu söyleyen savcı Şahin, “Davalı partinin gerçek yüzü” ve “İbret verici” sözleri dikkat çekti.

ANKARA

 

#Yargıtay #Cumhuriyet #Başsavcısı #Şahinin #beyanları #HDPye #ırkçı #dedi

Topraklarına el koyan Türkiye’yi BM’ye şikayet edecek

Arazisine Türkiye tarafından el konularak üzerine paramiliter grupların aileleri için ev yapılan Efrînli Hesen Mihemed, BM’ye suç duyurusunda bulunacağını söyledi

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları devam ederken, kent kent demografiyi değiştirme projeleri de devam ediyor. Özellikle saldırıların hedefi olan Efrîn’de Türkiye ve ona bağlı paramiliter grupların kente yönelik  uygulamaları arttı.

Birçok yapı inşa edildi 

Şimdiye kadar kentin tüm köy ve ilçelerinde 22’den fazla yapı inşa eden Türkiye, buralara Suriye ve dünyanın farklı ülkelerinden olan paramiliter grupların ailelerini yerleştiriyor.

4 hektarlık alanı işgal edildi

Son örneği 4 Ocak’ta Cindirêsê ilçesinde Filistine bağlı “Ecnadin” isimli bir dernek, Şehba’ya yerleşen Efrînli Hesen Mihemed’in arazisinin üzerine ev inşa etmesi oldu.

Suç duyurusunda bulunacak

Hawar Haber Ajansı’na (ANHA) konuşan Mihemed, Türkiye’nin saldırılarından dolayı köyünü terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Türkiye’nin Cinderês ilçesindeki Hemilde ve Rifetiye köyleri arasında, kendisi ve amcasının oğluna ait olan 4 hektarlık arazilerinde bulunan 280 zeytin ağacını kestiğini ve yerine evlerin inşa edildiğini aktardı. Mihemmed, topraklarının işgal edilmesine karşınBirleşmiş Milletler’e (BM) suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

İlk değil

Daha önce de Türkiye’nin Cindires ilçesinde, Hesen Mecîd Mihemed ve Emîn Murad Mihemed’e ait 4 hektarlık araziye 200 paramiliterin ailesi için ev inşa ettiği kamuoyuna yansımıştı.

Kaynak: MA

#Topraklarına #koyan #Türkiyeyi #BMye #şikayet #edecek

HDP: Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz

HDP, Nazi Almanya’sı tarafından kurulan toplama kamplarında yaklaşık 4 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü soykırımın yıldönümünde ‘Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Tülay Hatimoğulları ve Turgut Öker, Polonya’daki Auschwitz-Birkenau toplama kampının Sovyetler Birliği tarafından kapatılışının ve kamptaki 7 bin Yahudi’nin özgürlüğe kavuşmasının 78’inci yıldönümü dolayısıyla açıklama yayınladı.

“Yıldönümünde Holokost’u anıyor ve hatırlıyoruz” başlıklı açıklamada, İkinci Dünya Savaşı sırasında Holokost’ta, Nazi Almanya’sı tarafından kurulan ve sayıları bini bulan toplama kamplarında yaklaşık 4 milyon Yahudi’nin ya öldürüldüğü ya da işkence ve hastalığa bağlı olarak yaşamını yitirdiğinin tahmin edildiği hatırlatıldı. Açıklamada, “Geriye kalanların büyük bir bölümü ise ölüm yürüyüşlerinde ve getto bölgelerindeki toplu katliamlarda öldürüldü. Savaş sonunda yaklaşık 6 milyon Yahudi, yani İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da yaşayan Yahudilerin 3’te 2’si, Holokost sırasında hayatını kaybetti” denildi.

Açıklamanın devamında şu sözlere yer verildi: “Soykırımlara ve katliamlara uğramış tüm toplumlar başta olmak üzere yaşanan acıları birlikte hissetmek, tutulmamış yasları birlikte tutmak, ortak bir gelecek için ortak bir bellek örmek bizlerin görevidir. Bu da ancak çokça acılar yaşanmış bu coğrafyada işlenen nefret suçları ile de yüzleşerek, özür dileyerek, bu acıların anılması ile mümkün olabilir. Bunun için mücadelemizi sürdüreceğimizi bu vesile ile tekrar iletiyoruz. 78. yılında Yahudi Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü’nde bu büyük insanlık utancıyla yüzleşiyor, o süreçte yaşamını yitirenleri sonsuz acı ve saygı ile anıyoruz.”

HABER MERKEZİ

#HDP #Holokostu #anıyor #hatırlıyoruz

HDP’nin aday havuzu: Gültan Kışanak, Şebnem Korur Fincancı, Zülfü Livaneli

Emek ve Özgürlük İttifakı ile ortak aday çıkaracağını açıklayan HDP’nin aday havuzunda, Gültan Kışanak, Şebnem Korur Fincancı, Zülfü Livaneli, Aylin Kotil gibi isimler var

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) “Cumhurbaşkanı adayımızı çıkaracağız” açıklaması seçim gündemine damga vurdu.

Bu açıklamadan sonra HDP lehine aday isimleri de tartışılmaya başlandı.

Öte yandan HDP’nin oyları böleceği tartışmaları yükselirken HDP’li yetkililer bu çıkışın sebebinin Millet İttifakı’nın HDP’ye yaklaşımı ile ilgili olduğunu ifade etti.

MA’dan Özgür Paksoy’un haberine göre HDP’nin aday listesinde Gültan Kışanak ve Zülfi Livaneli gibi aydın, yazar ve siyasetçiler yer alıyor.

Kapılar hep açık

HDP yetkilileri, hiçbir zaman “ortak aday” için muhalefete müzakere kapılarını kapatmadı. HDP Eş Genel Başkanları birçok kez “ortak aday” için çağrıları yaptı. En son HDP’nin de bileşeni olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yaptığı toplantının sonuç bildirgesinde, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Altılı Masa’ya çağrı

HDP, aday çıkışından sonra da muhalefeti “müzakereye” davet etti. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Adayımızı çıkardıktan sonra müzakere kapıları kapanmaz. Millet İttifakı’nın çıkaracağı aday ‘Gelin sizinle müzakere etmek istiyoruz’ derse müzakere ederiz” sözleriyle ilkesel olarak aynı noktada durduklarının altını çizdi. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel de, “Altılı Masa’ya açtığımız kredinin sonuna geliniyor” diyerek, Altılı Masa’ya “Elini çabuk tut” mesajı verdi.

İsim havuzu var

HDP’nin aday çıkışından sonra gözler, adayın kim olacağına çevrildi. HDP’nin aday arayışları yeni değil. Partinin Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin 25 Ekim 2022 günü Meclis’teki grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Aday belirleme çalışmalarına başladık” sözleriyle deklare etmişti. Bu tarihten bu yana HDP bir isim havuzu oluşturdu. Parti kurullarında “kadın aday” ağırlık kazanınca arayışlar ve girişimler de bu yönlü oldu. Önceki dönem eş genel başkanları, vekiller ve çok sayıda parti yöneticisi cezaevinde bulunan HDP’de, “Aday, tutuklu siyasetçi olabilir” öneriler de gelişti. Cezaevinden bir ismin olmasını da ötelemeyen partinin kurullarında genel eğilim, 2018’deki seçimlerinde cumhurbaşkanı adayının cezaevinde bulunmasının dezavantajlarını sahada yaşadığı için “dışarıda ve sahada olacak bir adayın” olmasından yana tutum ortaya koydu.

Aday havuzu oluşturuldu

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, aday tartışmalarına bir açıklık getirdi. Temel, “Adayımız kişi olarak netleşmiş değil. Bir havuz var. Bu havuz isimlerden oluşuyor. Türkiye toplumunun tümünün uzlaşabileceği isimler çıkabilir. Gültan hanım, bu havuzda önemli bir isimdir ancak netleşmiş değil” dedi.

İttifak ile ortak karar

HDP’den şimdiye kadar isim konusunda açıklama yapılmadı. HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’ta gerçekleştirdiği toplantıda ortak aday çıkarma konusunda karar aldı. İttifak, toplantının ardından doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmelere tümden kapalı olunmamakla birlikte üzerinde uzlaşı sağlanan bir aday belirlenmesinde prensip olarak karar verildiğini açıkladı. İttifak, aynı açıklamada, “Mevcut iktidarı yenilgiye uğratacak, bu rejimin inşasını durduracak, demokratik ve emekten yana bir geleceği kuracak olan ittifakımız, seçim takvimini de göz önünde bulundurarak halkımızı seçeneksiz bırakmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkelerimize dayanarak belirleyeceğimiz adayımızın ismini, en geniş emek ve demokrasi güçleriyle sürdürülen müzakereler ve çalışan mekanizmalarımızın varacağı netice ışığında, kısa bir zaman içinde kamuoyu ile paylaşacağız” ifadelerine yer verdi.

HDP’nin listesi

Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan partilerin bu yönlü çalışmaları devam ederken, HDP’nin isim listesinde konuşulan siyasetçilerin başında, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın da yer alan partilerin eş genel başkanları, başkanları ve eş sözcüleri ile tutuklu DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Amed Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, yazar Zülfü Livaneli, siyasetçi Aylin Kotil, HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, HDP Amed Milletvekili Garo Paylan geliyor.

#HDPnin #aday #havuzu #Gültan #Kışanak #Şebnem #Korur #Fincancı #Zülfü #Livaneli

İngiltere’de devlet korumasındaki 200 mülteci çocuk kayıp!

İngiltere’de devlet korumasında olan 200 mülteci çocuğun ‘kaybolduğu’ ortaya çıktı

Yer yüzünde yaşanan savaşlar ve çeşitli sebeplerden her yıl milyonlarca insan yerlerinden yurtlarından olurken, çoğu göç yollarında hayatını kaydediyor çoğu da gittikleri ülkelerde birçok saldırıya maruz kalıyor.
İngiltere’de ise hükümetin otellerde barındırdığı ve refakatçisi olmayan 200 mülteci çocuğun kayıp olduğu ortaya çıktı. Kaybolan çocuk ve gençlerin yüzde 88’inin Arnavut iken, geri kalan yüzde 12’sinin ise Vietnam, Pakistan, Türkiye, Afganistan, Mısır ve Hindistan’dan geldiği kaydedildi.

Uygulamaya son verin

Bu duruma karşı İnsan hakları kurumları, 26 Ocak’ta Başbakan Rishi Suna’a açık mektup yayınlayarak, “çocuk koruma skandalından” söz etti. Mektupta, bağımsız bir soruşturma çağrısında bulunulurken, örgütler mektuplarında hükümetin refakatçisi olmayan çocukları otellerde barındırma uygulamasına son vermesini, bunun yerine onları uzmanların bakımına vermesini istedi. Çocukların, cinsel saldırı faillerinin elinde olabilecekleri belirtildi.

4 binden fazla çocuk kalıyor

Dışişleri Bakanı Robert Jenrick, geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı’nın Temmuz 2021’den bu yana 4 bin 600’den fazla refakatçisi olmayan çocuğu otellerde ağırladığını açıkladı.

HABER MERKEZİ 

#İngilterede #devlet #korumasındaki #mülteci #çocuk #kayıp

NATO’nun en önemli operasyonu: Komplo

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesinin 24’üncü yılı yaklaşırken, Abdullah Öcalan kendisine dönük gerçekleştirilen uluslararası komployu daha önceki görüşmelerinde sık sık dğerlendirerek, ne anlama geldiğii ifade etti 

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan ve 22 ayı aşkın bir süredir kendisinden haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük uluslararası komplonun üzerinden 24 yıl geçti. Öcalan’ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’den çıkarılmasıyla startı verilen ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesiyle devam eden komploda, ABD’nin öncülüğünde 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) içerisinde yer alan birçok devlet ile hegemonik güç yer aldı. Türkiye, o dönem Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözümüne dair adımlarına yanıt vermek yerine, Suriye hükümetine baskı uygulamaya başladı.

30 Eylül 1998’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Suriye’ye yönelik askeri seçenekler masaya yatırıldı. Demirel, 1 Ekim’de Suriye’ye askeri müdahalede bulunma tehdidinde bulundu. Hemen sonrasında NATO ülkeleri, hiç planlamada olmamasına rağmen 3 Ekim 1998’de Türkiye-Suriye sınırına yakın İskenderun’da tatbikat başlattı. ABD’nin 2 bin 500 askeri İskenderun’a konuşlandırıldı. Bu gelişmeler, NATO’nun da içinde yer aldığı Suriye’ye karşı bir savaş hazırlığı olarak yorumlandı. Gelişmeleri fark eden Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmaya karar verdi.

Dağ ve Avrupa yolları

PKK Lideri, Suriye’den çıkışında önünde iki yol olduğuna işaret ederek, “Bunlardan birincisi dağ, ikincisi Avrupa yoluydu. Suriyeli yetkililerin sorunu, çok acil çıkış yapmamdı. Fakat Avrupa’ya çıkışımdan pek de rahat görünmüyorlardı. Bu konuda alternatif yaratmamaları kendilerinin ciddi kusurudur. Atina’ya çıkış aslında hesapta yoktu. Bir fırsattı ve oradaki dostların ciddiyetine inanarak, bu fırsatı değerlendirmekten kaçınmadım. Burada sorulması gereken soru şudur: Yunanistan’da da çok güçlü olduğu bilinen Gladio bölümü mü acaba bu çıkış senaryosunda rol oynadı? Buna kesin yanıt veremiyorum. Bu konunun araştırılması gerekiyor” diye belirtti.

ABD düzenledi

9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a uzanan komplo sürecini ABD dışında hiçbir gücün düzenleyemeceğini vurgulayan Öcalan, “Türk özel savaş güçlerinin bu süreçteki rolü sadece beni uçakla İmralı’ya, o da kontrollü olarak taşımaktı. Süreç kesinlikle NATO tarihinin en önemli operasyonunun gerçekleştirildiği bir süreçti. Büyük Rusya bile çok açık bir biçimde etkisizleştirilmişti. Yunanlıların tavrı zaten her şeyi açıklamaya yetiyordu. Roma’da kaldığım evin içinde ve dışında alınan güvenlik tedbirleri durumu oldukça açıklayıcıydı. Tutsaklığa özgü olağanüstü tedbirler almışlardı. Dışarıya adım bile attırmadılar. Özel güvenlik timleri odamın kapısına kadar her yeri 24 saat kontrol altında tutuyorlardı. D’Alema Hükümeti sol demokrat bir hükümetti. D’Alema tecrübesizdi, kendisi yalnız başına karar alamadı. Brüksel’in tavrı net değildi. Zaten İtalya Gladio’nun en güçlü olduğu ülkelerden biriydi. Berlusconi tüm gücünü harekete geçirmişti. Kendisi Gladio’nun adamıydı. Çılgınca küreselleştiği iddia edilen süreç, aslında Türkiye’nin küresel finans kapitalizmine peşkeş çekilmesi öyküsünden başka bir şey değildi” diye kaydetti.

BOP’un kilit adımı

PKK Lideri, uluslararası komplonun “Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilmesinin kilit adımı” olduğuna işaret ederek, “Ecevit’in ‚Öcalan’ın niçin teslim edildiğini bir türlü anlamadım? demesi boşuna değildi. Birinci Dünya Savaşı nasıl Avusturya Veliahdı’nın bir Sırp milliyetçisi tarafından vurulmasıyla başlatıldıysa, bir nevi ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ da bana yönelik operasyonla başlatılmıştı. Operasyondan sonraki süreci anlamak için operasyon öncesinde ve sırasında olup bitenleri iyice anlamak gerekir. ABD Başkanı Clinton Suriye’den çıkarılmam sorununu görüşmek için Başkan Hafız Esad’la biri Şam’da, diğeri İsviçre’de toplam dört saatten fazla süren iki toplantı yaptı.

Hafız Esad o görüşmelerde konumumun önemini fark etti. Sürece yaymayı kendisi açısından daha uygun gördü. Geçici bile olsa, Suriye’den çıkmam konusunda bir talepte bulunmadı. Beni Türkiye’ye karşı iyi bir dengeleyici unsur olarak sonuna kadar değerlendirmek istiyordu. Ben ise Suriye’yi stratejik tavır almaya zorladım. Ama gücüm veya durumum bunu başarmaya elvermiyordu. Kürdistan’daki gelişmelerin seyri ve Kürtlerin kontrolünün ellerinden çıkması onlar için kabul edilemez bir durumdu. Kürdistan’ı kontrolleri altında tutmak, özellikle Irak’la ilgili planları için hayati rol ifade ediyordu. Mutlaka ayrılmam ve bağımsız Kürt kimliği ile özgürlük çizgisine son vermem dayatılıyordu” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Özgür Paksoy / MA

#NATOnun #önemli #operasyonu #Komplo

Hastalıkları artsa ATK’ye göre ‘cezaevinde kalabilir’

Ağır kalp hastası olan tutuklu bulunan Fatma Tokmak’ın sağlık durumu ciddiyetini korurken Adli Tıp Kurumu, Tokmak için ‘cezaevinde kalabilir’ raporlarında ısrarlı

Toplumda artan baskının yansıması olarak cezaevlerinde de hak ihlalleri artarak evam ediyor. Özellikle hasta tutuklularına sağlık durumu ise gittikçe ağırlaşıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2021 yılı raporuna göre cezaevlerinde 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutsak cezaevinde tutuluyor. Bu tutsaklardan biri de Fatma Tokmak. 1996’da 2 buçuk yaşındaki oğlu Azad ile birlikte Kocaeli’de gözaltına alınan Tokmak, 20 gün boyunca hem kendisi hem de çocuğu işkenceye maruz kaldıktan sonra çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından tutuklandı.

Birçok hastalığı var

9 yıl cezaevinde kalan Tokmak, maruz kaldığı işkenceden dolayı ağır kalp hastalığına yakalandı. Hastalığı da dikkate alınarak, mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere 2006’da serbest bırakılan Tokmak, hakkında hiçbir delili olmamasına rağmen, mahkemenin verdiği müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından onanmasıyla yeniden 2011’de cezaevine girdi. Ağır kalp hastası olan, kalbine kan pompalanmaması nedeniyle haftada bir kanının değişmesi gereken, aynı zamanda şeker hastası olan ve nefes darlığı çeken Tokmak, ağır hastalıklarına rağmen Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutuluyor.

Avukatları tarafından 2022 yılının Mayıs ayında ATK’ye başvuru yapılan Tokmak, 10 gün arayla iki defa ATK’ye götürüldü. 13 Haziran 2022’de çıkan raporda Fatma hakkında “Cezaevinde tek başına yaşamını idame edebileceği” kararı verildi

Kelepçeli tedavi dayatıldı

Tokmak, 12 Ocak 2022’de kan değerlerinde değişim olması nedeniyle Bakırköy’de bulunan Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma ve Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne götürülen Tokmak, doktorların “Kesinlikle buraya gelmesi gerekiyor” dedikleri Tokmak, kelepçeli tedavi dayattıkları için kabul etmediği için tekrar hastaneye götürülüyor.

Hastane sonrası hücreye alınıyor

İnfazının ertelenmesi için çok sayıda başvuru yapılan Tokmak’ın sağlık durumuna dair raporlar ise Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda (TİHV) bulunuyor. Ancak Tokmak’ın hem cezaevindeki acil butonların kapatılması hem de hastane dönüşünde “hücre” olarak tanımladığı 14 gün karantina dayatıldığı orada da hastalıklarından dolayı yalnız kalmak istemediği için ATK’ye gidemediği ifade ediliyor.

ATK tıp etiğine aykırı davranıyor

Tokmak’nın avukatlarından İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) verdiği raporların “hukuksuz” olduğunu, ATK’nin Tokmak hakkında önce hasta raporu verdiğini ancak infazının kesinleşmesinin ardından “Cezaevi’nde kalabilir” raporu verdiğini söyledi. TİHV’in tekrar ‘Cezaevinde kalamaz’ raporu olmasına rağmen ATK’nin siyasi mahpuslara son derece tıp etiğine aykırı politik kararlar sonucu raporlar verdiğini söyledi.

Kaynak: JİNNEWS

#Hastalıkları #artsa #ATKye #göre #cezaevinde #kalabilir