Ana Sayfa Blog Sayfa 1019

HDP’li Uca’dan AKPM’de İstanbul Sözleşmesi çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclis’inde İstanbul Sözleşmesi üzerine konuşan HDP’li Uca, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekildiğinden beri şiddetin daha fazla arttığını söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih (Batman) Milletvekili Feleknas Uca, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde İstanbul Sözleşmesi raporu üzerinde konuşma yaptı. Cinsiyete dayalı şiddetin dünyanın her yerinde olduğunu belirten Uca, şiddetin dozunun her geçen gün arttığını vurguladı.

BM’nin kadına yönelik şiddete ilişkin raporuna dikkat çeken Uca raporda, dünya çapında cinsel ve fiziksel şiddet mağduru 736 milyon kadının olduğunu hatırlattı.

İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları, çocukları aile içi şiddetten koruyan bir sözleşme olduğuna işaret eden Uca şöyle konuştu: “Şiddet sistemine son verilerek şiddet önlenir. Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti içtenlikle önlemek ülkeleri ileriye taşıyacak ve çıtayı yükseltecektir. Kadınların kazanımlarına sahip çıkmak elbette hepimizin ortak sorumluluğudur. Ancak Konsey ve üye devletlerin bu konuda daha fazla gündem oluşturmak ve Sözleşme’yi korumak için daha fazla sorumluluk almaları gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkeler arasında yer alan Türkiye, şimdi de sözleşmeden çekildi. Elbette Türkiye’yi geri çekildiği için eleştiriyoruz. Ve Türkiye sözleşmeden çekildiğinden beri, Türkiye’de kadına yönelik şiddet de arttı. Türkiye’deki tüm kadınlar adına, Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmeye çağırıyoruz.”

“Üye devletlerin sivil toplum örgütleriyle diyaloğa açık olmaları, AKPM ve uluslararası kadın kuruluşlarının önerilerini dikkate almalıdırlar. Ve bu sorun sivil toplum yaklaşımıyla çözülmelidir. Kadın kurumlarına yapılan saldırıların, cinsiyet eşitsizliğinin, şiddeti teşvik eden politikaların ne iç politikada ne de dış politikada hiçbir ülkeye, hiç kimseye kazandıracağı bir şey yoktur. Tüm toplumun birleşeceği tek nokta yaşam hakkının korunmasıdır. Bu nedenle herkesi kadına şiddete karşı çıkmaya, kadın cinayetlerini durdurmaya yönelik yasaların etkin bir şekilde uygulanmasına, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ve kadınların tüm kazanımlarının korunması için çağrıda bulunuyorum. Adil ve eşit bir dünya için mücadelemizi her zaman olduğu gibi sürdüreceğiz.”

Kaynak: JinNews

#HDPli #Ucadan #AKPMde #İstanbul #Sözleşmesi #çağrısı

AYM’den HDP’nin kapatma davası talebine red

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talebini reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talebini reddetti.

AYM, talebi oybirliği ile reddetti. Mahkeme, tedbire ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine, 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına karar verdi.

Ayrıntılar geliyor…

#AYMden #HDPnin #kapatma #davası #talebine #red

Gençlik Meclis’inden seçim kampanyası

Yaptıkları gençlik konferanslarına dair bilgi veren HDP Gençlik Meclisi Sözcüsü Dersim Dağ, seçimlere vurgu yaparak, ikametgahları farklı şehirde olan gençler için kampanya başlatacaklarını belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi geçtiğimiz ay birçok kentte konferans düzenledi. Gerçekleştirilen konferansları değerlendirecek olan Gençlik Meclisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride karşı eylem etkinlik programı ve aynı zamanda 2023 seçimlerini de ele alarak yol haritası çıkaracak.

HDP Gençlik Meclisi Sözcüsü Dersim Dağ da parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyerek gençlik çalışmalarına dair bilgi verdi.

Seçimlerde gençler belirleyici

İstanbul, Amed, Mersin, İzmir, Riah (Urfa) Urfa ve Mûş’ta yaptıkları gençlik konferansları ışığında yol haritası tartışacaklarını belirten Dağ, ülkede genç yoksulluğun ve işsizliğin derinleştiğini söyledi.

Dağ, “İmralı tecrit kırılmadan genç işsizliğin bitmeyeceğini, yoksulluğun ortadan kalkmayacağının, açlığa yoksulluğa mahkum olacağımızı, üzerimizde derinleşen özel savaş politikaları baskı ve tutuklamayla karşı karşıya kalacağımızın tespitlerini yaptık. Yaklaşan seçimlerde, gençlerin ne kadar büyük rol oynayacağını biliyor ve görüyoruz” dedi.

Hep birlikte inşa edeceğiz

2023 seçimlerinin değiştiren gücünün gençler ve kadınlar olduğunu vurgulayan Dağ, “HDP gençlik meclisi olarak, Emek ve Özgürlük İttifakında yer alan gençler olarak, şunun sözünü veriyoruz ki; ne olursa olsun AKP MHP ittifakını yeneceğiz, gençliğin söz sahibi olduğu, gençliğin özne olduğu bir yönetimi hep birlikte inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Gençler için kampanya

Seçimler için kapmayna başlatacakları bilgisini de veren Dağ, devamında şunları dile getirdi: “AKP ve MHP ittifakı tarafından seçimin erkene alınmasıyla gençleri sandıktan uzak tutmaya çalıştığını biliyoruz. Biz de tüm gençlere, öğrenci gençliğe, işçi gençliğe şu çağrı yapıyoruz: İkametgahlarını bulunduğunuz kentlere alın, tüm il ilçe örgütlerimiz, gençlik meclislerimiz tüm gençlere yardımcı olarak, ikametgahların yaşadıkları kentlere alınması için hazırdır. Yakın tarihte bu konuda kampanya başlatacağız. İkametgahını ya seçimi karşılayacağı kentte almak isteyen tüm gençler il ve ilçe örgütleri ile iletişime geçerek gerekli yardımı alabilir. Elbette sadece oy kullanmakla sadece iradesini beyan etmekle bitmiyor bizim Bizler faşizme kaybettirecek olan gençleriz. ”

Zafere kadar mücadele

“Kübalı gençler faşizme karşı direnirken ‘zafere kadar daima’ sloganı ile alanlardaydı. Bizlerde AKP-MHP faşizmine karşı demokratik siyasette ısrarcı olan ve mücadele eden gençler olarak faşizme karşı zafere kadar daima mücadele edeceğimizi belirtiyoruz” sözleri ile konuşmasına devam eden Dağ, “Gençler, özgür bir yaşam için seçimlere doğru giderken, örgütlülüğünü büyütüyor. Biz bu örgütlülüğümüzün açığa çıkaracağız güç ile AKP ve MHP faşizmini yeneceğimizi biliyoruz. AKP ve MHP faşizmi kaybetti kaydediyor, kaybetmeye mahkum” diye belirtti.

Gençlerin yönetimini kuruyoruz

Dağ son olarak, “Çok bedel verdik, çok mücadele ettik, çok direndik ve yolun sonuna geliyoruz. Fazla değil, bir kaç ay sonra AKP-MHP faşizmini yeniyoruz ve gençlerin yönetimini kuruyoruz. Buradan faşist AKP-MHP hükümetine sesleniyoruz, korkuyorsunuz biliyoruz ama korkun” diyerek, “AKP MHP iktidarını yenip, faşizme kaybettirip, demokratik bir cumhuriyeti hep beraber kuracağız” dedi. Açıklamanın ardından toplantı basına kapalı bir şekilde devam etti.

ANKARA

#Gençlik #Meclisinden #seçim #kampanyası

Finlandiya Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı

Finlandiya’nın kararına karşı çıkan Sol İttifak, ‘Savaş halindeki ya da insan haklarını ihlal eden ülkelere savunma teçhizatı ihracatını desteklemiyoruz’ dedi

Finlandiya Savunma Bakanlığı, 2019 yılından bu yana yürürlükte olan ‘Türkiye’ye askeri teçhizat ihracatı ambargosunu’ kaldırıldığını ve satış için lisans verildiğini duyurdu.

Silah satış izni, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi için öne sürdüğü şartlardan biriydi. İsveç söz konusu adımı eylül ayı sonunda atmıştı.

Türkiye’nin 2019 yılı ekim ayında Suriye’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar düzenlemesi sonrası, bazı AB ülkeleri Ankara’ya silah ambargo uygulamaya başlamıştı.

Savunma Bakanlığı Danışmanı Riikka Pitkanen, AFP’ye yaptığı açıklamada, zırhlı çeliğin bir Türk şirketine satılması için ihracat lisansının salı günü verildiğini söyledi.

Yetkili, “Ekim 2019’dan bu yana Türkiye’ye hiçbir ticari ihracat lisansı verilmemişti.” ifadesini kullandı.

Helsinki’nin adımı, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı konusunda Ankara ile yürütülen müzakerelerin, Stockholm’de aşırı sağcı bir siyasetçinin Kuran-ı Kerim yakması dahil Türkiye karşıtı protestoların ardından müzakerelerin çıkmaza girdiği bir dönemde geldi.

Ambargonun kaldırılarak ihracatın yeniden başlatılması, üç ülke arasında geçen haziran ayında imzalanan mutabakat zaptında yer alıyor.

Sol ittifaktan tepki

Bu arada Savunma Bakanının kararı, Başbakan Sanna Marin liderliğindeki koalisyon hükümetinde yer alan siyasi partilerden birinin eleştirisine neden oldu.

Sol İttifak lideri Li Andersson, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Sol İttifak, savaş halindeki ya da insan haklarını ihlal eden ülkelere savunma teçhizatı ihracatını desteklemiyor. Finlandiya’nın, Türkiye’ye zırhlı çelik ihracatına izin vermemesi gerektiği kanaatindeyiz. Savunma Bakanı Mikko Savola, koruyucu çelik için Türkiye’ye ihracat lisansı verilmesine izin verdi. Ruhsat, Savunma Bakanı tarafından verildi ve konu hükümet içinde tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.

DIŞ HABERLER

#Finlandiya #Türkiyeye #uyguladığı #silah #ambargosunu #kaldırdı

Adalet Nöbeti’nin 26. günü: Öcalan’ın mesajına ihtiyaç var

İmralı tecridine karşı başlatılan adalet nöbetinde konuşan HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun, ‘Türkiye halklarının Öcalan’ın vereceği mesajlara ihtiyacı var’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi için başlattıkları Adalet Nöbeti, 26’ncı gününde devam ediyor. Milletvekilleri, Şevin Coşkun, Celadet Gaydalı, Muazzez Orhan, Kemal Peköz, İmam Taşçıer ve Hasan Özgüneş, katıldığı nöbette “Tecrit insanlık suçudur”, “İmralı’da görüşme sağlansın” yazılı dövizleri taşındı.

Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz

Meclis önünde konuşan Şevin Coşkun, Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Türkiye getirilmesinin ardından sistematik olarak tecrit altına alındığını, tecridin 22 aydır mutlak hale getirildiğini ifade etti. Avukat, aile ve eş genel başkanlarının görüşme taleplerinin cevapsız bırakıldığını belirten Coşkun, “İmralı Cezaevi Türkiye sınırları içerisinde bir cezaevi değil midir? Diğer tüm tutukluların sahip olduğu haklara Sayın Öcalan da sahiptir ancak bu hakkı keyfi bir biçimde engellenmektedir. Daha önceleri hava muhalefeti gibi bahaneler sunuluyordu son zamanlarda disiplin cezası adı altında keyfi gerekçelerle İmralı’daki hukuksuzluğun üstü örtülmek isteniyor. Bizler bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Zamana yayarak, oyalayarak, bu hukuksuzluğun üstünü örtemezsiniz” dedi.

İnsanlık suçu olan bu tecride son verin

İmralı tecridini her yerde teşhir etmeye devam edecekleri vurgusu yapan Coşkun, tecrit kırılıncaya dek mücadelelerine devam edeceklerini, Adalet Bakanlığı’na görev ve sorumluluklarının buradan bir kez daha hatırlatarak, “İnsanlık suçu olan bu tecride son verin. Eğer orada farklı bir hukuk ve sistem uygulanıyorsa çıkıp bunu açıklaması gerekiyor” dedi.

‘Endişeleri gidermek Adalet Bakanlığı’nın görevidir’

CPT heyetinin İmralı’ya yaptığı ziyarette Öcalan’ın görüşmeye çıkmadığını hatırlatan Coşkun, bu durumun İmralı’da ciddi bir sorunun olduğunun göstergesi olduğuna dikkat çekerek Adalet Bakanı’na seslendi: “Bugün toplumda Sayın Öcalan’ın sağlığı ve yaşamına dair ciddi kaygılar ve endişeler vardır. Bu endişeleri gidermek Adalet Bakanlığı’nın görevidir. Avukatların önündeki engeller kaldırılmalı. Bir an önce görüşmeler sağlanmalıdır. Çünkü Türkiye halklarının Öcalan’ın vereceği mesajlara ihtiyacı var. İktidarın politikalarına karşı burada tüm toplumsal muhalefete çağrı yapıyoruz. Gelin bu tecride karşı ortak mücadele edelim. Tecride karşı verilecek mücadele Türkiye’nin barışı ve demokrasinin inşası için bir sınav niteliğindedir. Oradaki hukuksuzluk sona erdiğinde hukukun üstünlüğü herkes için yarar sağlayacaktır. Tecrit insanlık suçudur.”

MA

#Adalet #Nöbetinin #günü #Öcalanın #mesajına #ihtiyaç #var

ABD Ukrayana’ya 31 adet Abrams tankı gönderecek

Almanya’nın Ukrayna’ya 14 adet Leopard 2 tankı göndereceğini açıklamasından sonra, ABD Başkanı Biden de, Kiev’e 31 adet Abrams tankı temin edileceğini duyurdu

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden, Kiev’e bir Ukrayna taburuna denk gelen 31 adet M1 Abrams tankı temin edileceğini duyurdu.

Beyaz Saray’da yaptığı basın açıklamasında konuşan Biden, Ukrayna’ya verilecek tankların bu ülkenin Rusya ile savaşında savunma ve stratejik hedeflerine ulaşma kapasitesini artıracağını söyledi.

Tankların Ukrayna’nın topraklarını savunma ve stratejik hedeflerine ulaşma kapasitesini artıracağını kaydeden Biden, “Abrams tankları dünyanın en yetenekli tankları.” değerlendirmesinde bulundu.

Biden, tankların bakım ve idaresinin son derece karmaşık olduğunu ve bu kapsamda Ukraynalı askerlere en kısa sürede lojistik, bakım ve tankların kullanımı konusunda eğitim vereceklerini belirtti.

“Tankların teminatı zaman alacak.” diyen Biden, Ukraynalıların Abrams tanklarını savunmalarına entegre etmeye tamamen hazır olduklarında teslimatın gerçekleştirileceğini aktardı.

Almanya ilk etapta 14 tank gönderecek

Almanya’da Şansölye Olaf Scholz hükümeti Ukrayna’ya Leopard 2 tanklarını tedarik edeceğini duyurdu.

Amacın Ukrayna için Leopard 2 tanklarıyla hızlı bir şekilde iki tabur kurmak olduğu belirtilen açıklamada, Almanya’nın ilk etapta askeri stoklardan 14 adet Leopard 2 tankı sağlayacağı bildirildi.

Açıklamada ayrıca Ukrayna birliklerinin Almanya’daki eğitiminin yakında başlayacağı ve Almanya’nın lojistik ve mühimmat da sağlayacağı belirtildi.

Almanya ayrıca, stoklarındaki Leopard 2 tanklarını Ukrayna’ya hızlı bir şekilde teslim etmek isteyen ülkelere de gerekli transfer izinlerinin verileceğini duyurdu.

DIŞ HABERLER

#ABD #Ukrayanaya #adet #Abrams #tankı #gönderecek

Kobanê: Yıkık bir kentten kadın öncülüğüne

IŞİD’in saldırıları altında bütün dünyanın tanık olduğu 134 günlük direnişle özgürleştirilen Kobanê’de 8 yılda kadınlar öncülüğünde birçok atılım yapıldı, kadınlar saldırılara rağmen örgütlülüklerinde ısrarlı

IŞİD barbarlğına karşı tarihin en önemli direnişlerinden birinin yaşandığı Kobanê’de elde edilen zafer coşkusu bugün de sürüyor. Verilen emekler, bedeller ve yaşanan tarihi anlar ile Kobanê zaferi Kürtler için önemli bir yer tutuyor.

Tarih 15 Eylül 2014. Musul’u Şengal’i Rakka’yı Tebqa’yı işgal eden IŞİD’liler üç koldan Kobanê kentine saldırırken, Türkiye de eş zamanlı olarak sınır hatlarında çeteler için eğitim kampları açıyor, saldırı eğitimleri veriyordu.

4 aylık bir direniş başladı

Saldırıların ilk hedefi Kobanê kent merkezine 37 km uzaklıktaki Serzûrî köyü oldu. IŞİD’in amacı stratejik bir yer olan Serzûri’yi alarak Kobanê’yi ikiye bölmek ve her iki alana daha rahat uzanmak. Ancak umdukları gibi olmadı ve tarihin en görmekli direnişlerinden biri olan ve 134 gün sürecek bir savaş başladı.

Bir yandan direniş bir yandan direnişi dünyaya duyurmaya çalışan Kürtler ve dostlarının çabalarıyla Kuzey Kurdistan’da gençler ve kadınlar öncülüğünde tüm Kürtler yönünü Kobanê sınırına çevirdi.

Erdoğan’ın sözleri öfke yarattı

Türkiye’de sınırda bekleyenlere saldırsa da kimse geri adım atmadı ve nöbetler tutulurken, atılan zılgıtlarla Kurdistan parçaları arasında sınırlar yerle bir edildi.

Direniş sürerken, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 7 Ekim 2014’te Dilok’ta (Antep) “Şu anda Kobanê de düştü düşüyor” sözleri öfekeyi daha da artırdı. On binlerce Kurdistanlı, IŞİD’in saldırıları ve Erdoğan’ın bu söylemlerini protesto etmek için alanlara akın etti. Yaşanan eylem ve saldırılarda 50’nin üzerinde insan hayatını kaybetti. Zaferin ardından Türkiye’de “Kobanê Davası”adıyla bir süreç başlatarak direnişe destek verenlere karşı tutuklama furyası başlatıldı.

Zaferden inşaaya

İşgal ve saldırılarılarla ele geçirilemeyen Kobanê şimdilerde bölgedeki MİT ajanlarıyla, para, uyuşturucu, fuhuş gibi uygulamalarla direnişe saldırılar sürse de Kürtler Kobanê’de 134 direndikleri ve kenti küllerindne inşa ettikleri gibi sahiplenmekte de kararlı. Zaferin büyük bedellerle elde edildiği kentte 8 yıl içerisinde hala devam saldırılara rağmen demokratik siyaset, eşbaşkanlık sistemi, özsavunma gücü, komün, meclis ve kooperatif gibi örgütlenmelerle özgür yaşam alanları da yaratıldı.

Kadın öncülüğü her alanda

Özellikle kadınların damga vurduğu direnişte inşaada da kadın gücü ve rengi görülüyor. Yapılan çalışmaların başında kadınların örgütlenmesi geldi. Kadınların yaşadığı sorunlardan haberdar olmak için sokak sokak, ev ev örgütlenerek, Mala Jin kuruldu. Özellikle erken yaştaki evliliklere müdahale eden kadınlar, Kadın Kanunlarını yani toplumsal sözleşmeyi oluşturdu. Yeni alanların kurtarılmasıyla sisteme Arap, Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmen kadınların dahil olmasıyla Kürt kadının örgütlenmesi olan Yekîtiya Star, 2016 yılında bölgedeki tüm kadınların çatı örgütlenmesi olan Kongra Star’a dönüştü. Böylece her kadın kendi kültür, renk ve diliyle bu konfederal yapıya katıldı.

Yine en önemli çalışmalardan biri de Jîneoloji Araştırma Akademisi kurulması oldu. Devrim sürecine etkin bir şekilde katılan kadınlar, Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), Asayiş Güçleri ve Hêzin Parastina Cewherî (HPC-Jin) gibi askeri oluşumlarla savunmada da iddialarını ortaya koyup, dünya kadın hareketlerine ilham kaynağı oldu.
Direnişte ve inşada kadınların rolüne dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ömer Akın’a konuşan HPC-Jin yöneticisi Edle Bekir, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “kadın özgürlükçü” paradigmasıyla bir uyanış yaşandığını söyledi.

Kadınlar ordularını oluşturdu

19 Temmuz Rojava Devrimi’nden sonra kadın örgütlülüğünün güçlenmeye başladığını ifade eden Bekir, “Daha sonra özerk yönetim ilanını duyurdu. Devrimimiz başladığı zaman kadınların başkaldırısı yükseldi. Çok sayıda anne-baba kızlarının ellinden tutup ‘bu da devrimin hediyesidir ve devrimi korumak için sizinle olsun’ diyerek kurumlarımıza getiriyordu. İlerleyen süreçte YPG’nin yanında YPJ olarak kendi kadın ordumuzu oluşturduk. Kürt kadınlar siyasetiyle, eğitimiyle önemli bir rol oynadı. Kadın örgütlülüğü artıkça askeri, siyasi, toplumsal, örgütlenme gibi bütün alanlarda kadınlar yerini aldı. Kadınlar birleşerek çözüm üretti, örgütlü mücadelesini büyüttü” dedi.

Edle Bekir

Kadının gücünü gördüler

Kobanê’ye yönelik saldırılar başladığı zaman genç-yaşlı demeden bütün kadınların silah eğitimi aldığını ve savaş mevzilerine koştuklarını söyleyen Bekir, “Kadınlar, erkek arkadaşlara ‘siz çıkın biz mevziye gireceğiz’ diyordu. Çünkü teslimiyeti kabul etmeyen kadınlar artık varlıklarının farkındaydı. DAİŞ barbarca saldırılar gerçekleştirdiği zaman Kürt kadınlar silahlarını alarak özsavunmasını aldı. DAİŞ’lilerin itiraflarında, ‘kadınların zılgıtlarını duyduğumuz zaman ayak bağımız kopuyordu’ deniliyordu. Kadınların ellinden ölmek istemiyorlardı. Ancak onları kadınların eliyle öldürdük. Burada ‘Dara nemêr’ diye bir ağaç var. Bir DAİŞ’li suikastçı, o ağaca yerleşmiş ve savaşçılarımıza suikast düzenliyordu. Bir kadın etrafından dolanarak onu öldürdü. Bize bu gücü kim verdi? Önderliğimiz ve YJA Star verdi” dedi.

Direnişimiz sürecek

Kobanê’ye bir daha hiçbir gücün giremeyeceğini dile getiren Bekir, “Büyük bir kahramanlık gösterildi. Miştenûr’da çetelerin arasında kendini patlatıp dünyayı sarsan Arîn arkadaştı. Kürtleri teslim alıp yok etmek için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar asla Kürtler boyun eğmez. Çok güçlü bir irade ruhumuz var. O büyük direnişi, direniş kalesini savunmaya ve kazanımlarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

HABER MERKEZİ

#Kobanê #Yıkık #bir #kentten #kadın #öncülüğüne

Hukukçulardan hasta tutuklular genelgesi yorumu: Onarıcı bir düzenleme değil

Adalet Bakanlığı’nın hasta ve yaşlı tutsakların sorununu çözme odaklı yayınladığı genelgeyi değerlendiren hukukçular, genelgenin onarıcı bir düzenleme olmadığını söyledi

28 Şubat tutuklularından 85 yaşındaki emekli korgeneral Vural Avar’ın 20 Aralık’ta yaşamını yitirmesi üzerine Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, hasta tutululara ilişkin yeni bir düzenleme yapılacağını açıkladı. Daha sonra, Bozdağ’ın imzasıyla 3 Ocak’ta “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” başlıklı genelge yayımlandı.

Bakanlığın yayınladığı genelgeye göre; “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle cezaların hafifletilmesi, kaldırılması işlemleri hükümlünün talebi olmadan resen başlatılabilecek.” Tutuklu hakkındaki süreç ise Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından tespit edilecek. Tutuklu hakkında nihai kara ise Cumhurbaşkanı tarafından verilecek.. Ancak genelgenin yayınlanmasına rağmen 651’i ağır olmak üzere, bin 517’si hasta tutukludan hiç biri tahliye edilmedi.

Onarıcı bir düzenleme değil

İHD Amed Şubesi Cezaevi Komisyonu Sözcüsü Ercan Yılmaz, genelgenin “onarıcı bir düzenleme” olmadığını söyledi. Ceza Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü veya ilgili bulunan savcılıklar, tutuklunun yaşının ilerlemesinden kaynaklı cezaevinde kalamamasına ilişkin bir düzenleme olduğunu, bu durumu genelgenin olumlu tarafı olarak gördüklerini belirten Yılmaz, “İdarenin tutukluların sağlık durumunu, yaşam hakkını korumakla sorumlu bulunan kurumların, avukatların resen harekete geçmesi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte onlar için onarıcı ve yapıcı bir düzenleme değil ve İnfaz Kanunu’nun 16. maddesi gibi görünüyor. İnfaz Kanunu’nun yaratacağı tahribatları engelleyecek bir genelge değil” dedi.

ATK tek karar merci olmamalı

Genelgenin tek başına yeterli olmadığına dikkati çeken Yılmaz, “2022 yılında cezaevlerinde 35 tane hasta tutuklu yaşamını yitirdi. Bunların bir kısmı da haklarında verilen infazın ertelenmesinden sonra yaşamını yitirdi. Türkiye’deki cezaevlerinde 35 kişinin yaşamını yitirmesi, tutukluların durumunun ne kadar kötüye gittiğini gösteren bir tablo. ATK’nin tutuklularla ilgili tek karar verici merci olmaması gerekiyor. Hastanelere giden birçok tutukluya ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verilmesine rağmen, rapor ATK duvarına çarpıp geri geliyor” diye belirtti.

Genelge hasta tutuklu sorununu çözemiyor

İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şubesi Başkanı Mehmet Karataş ise ATK’nin yanlı ve bilimsellikten uzak raporları nedeniyle 2022’de 76 tutuklunun yaşamını yitirdiğini bu tutukluların 35’inin ise hasta tutuklular olduğunu belirtti. Bakanlığın genelgesinin kimi olumlu düzenlemelere rağmen hasta tutukluların sorunlarını çözebilecek nitelikte olmadığını kaydeden Karataş, “Genelgenin getirdiği en önemli husus ATK’nin hasta tutuklunun cezaevinde ‘kalabilir’ ya da ‘kalamaz’ yorumunun kaldırılmış olmasıdır” dedi.

İnfaz kanunu değişmeli

Genelgenin hasta tutukluların tahliyesine dönük yeterli olmadığının altını çizen Karataş, “Özellikle düzenlemeyle getirilen bir husus var; ‘mahpusun ve ailesinin güvenlik güçlerinde araştırılıp bir rapora bağlanması.’ Bunun TMK kapsamındaki mahpuslar için subjektif olacağını görüyoruz. Bu nedenle 4 Kasım 2022’de İnfaz Kanunu’nda yapılması gereken değişikliklere ilişkin bir rapor yayınladık. Raporumuzda ATK’nin bilimsel çerçeveye oturtulması, emniyetin rolü ve TMK açısından İnfaz Kanunu’nda değişikliklerin yapılması gerektiğini belirttik. Bu değişiklikler yapılmadığı takdirde genelgede bulunan maddeler İnfaz Kanunu’nda yer alan düzenlemelerden dolayı hasta mahpusların tahliye noktasındaki engellemeler sürecek” dedi.

MA

#Hukukçulardan #hasta #tutuklular #genelgesi #yorumu #Onarıcı #bir #düzenleme #değil

İstanbul ve İzmir’in ardından Adana’da da açlık grevi: Tecrit herkesin sorunu

Tecrit ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine karşı üç kentte devam eden açlık grevi eylemine dair konuşan ESP’li Müldür, tecridi kırana kadar eylemlerini sürdüreceklerini ifade etti

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekler Federasyonu (SGDF), PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük ağırlaştırılmış tecrit ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine karşı başlattıkları açlık grevi eylemlerini sürdürüyor. İzmir ve İstanbul’un ardından Adana’da da eylem başlatıldı.

Açlık grevine giren ESP İstanbul İl Örgütü üyesi Züleyha Müldür, eylemlerine dair Mezopotamya Ajansı’na konuştu.

Grevi cezaevlerinde yaşanan tecrit ve hak gasplarına karşı başlattıklarını belirten Müldür, greve “sorumluluk ve görev bilinciyle” başladıklarını söyledi. Müldür, “Garibe Gezer’e, siyasi tutsaklara yapılan insanlık dışı tecrit, işkenceler, hak gaspları, çıplak aramalar, ağız içi aramaların dayatması, ayakta sayımların yapılması, sağlık güvencelerinin kısıtlanmasından dolayı eyleme başladık. Biz de sonuç olarak politik birer birey olarak, potansiyel birer tutsak adayıyız” ifadelerini kullandı.

Müldür, tecrit kırılana kadar farklı alanlarda eylemlerin süreceğini belirtti. “İçerideki tutsakların yaptıklarını dışarıdakiler olarak artık devr aldık” diyen Müdür, dayanışmayı büyütüp, birleşik bir zeminde daha geniş çaplı çalışmalar yürütüleceğini ifade etti.

Hem açlık grevi hem kurumlara ziyaret

Müldür, eylem boyunca görüştükleri kurum ve kuruluş temsilcileriyle “tecridi kırmak için neler yapabiliriz” tartışması yürüttüklerini ifade etti. Müldür, “Grev boyunca kurumları gezip kendi amacımızı, eylem niteliğimizi, yapacaklarımızı onlara ilettik. Onlar da bundan etkilendiler. Çünkü normalde açlık grevleri belli bir yerde, belli bir zamanda yapılır. Kurumlar da gelip ziyaret eder ve dayanışma mesajları verir. Ama biz burada hem açlık grevi yapıp hem de kurumları ziyaret edip kendi amaçlarımızı söyledik. Biraz da bu sorumluluğu kurumlara, aydınlara, gazetecilere, tutsak ailelerine iletmek ve onların da bu konuda bir söz ve eylem hakkına sahip olmalarını istedik” diye konuştu.

‘Tecrit tutsak potansiyeli taşıyan her kesin sorunu’

Tecridin herkesin sorunu olduğunu vurgulayan Müldür, bütün partilerin, tutsak potansiyeli taşıyan tüm insanların sorunu olduğuna dikkat çekti. Müdür, “Dışarıda bir tweet atan insan da bugün yargılanıp politik bir tutsak haline gelebilir. Sadece bir parti üyesi ya da bir parti çalışanı olmak zorunda değil, ya da bir aydın da olmak zorunda değil. Dışarıdaki insanlar bile artık eleştirdikleri şeylerden dolayı tutsak olabilir. Sadece içerideki insanlar birer tutsak değil, biz de birer tutsağız aslında. Çünkü düşüncelerimiz ifade edemiyoruz, fikirlerimizi beyan edemiyoruz. Beyan ettiğimiz zaman kısıtlama geliyor, gözaltı oluyor. Ondan sonra da tutsaklık başlıyor” ifadelerini kullandı.

‘Öcalanı merak eden milyonlar var’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 22 ayı aşkın bir süredir haber alınamadığına dikkati çeken Müldür, buna dair kamuoyuna bir bilgilendirme yapılması gerektiğini vurguladı. Müldür, “Avukatları dahil hiç kimseyle görüştürülmüyor. Ailesinin, avukatlarının ve halkın durumunu bilmesi lazım. Bunun açıklanması ya da biriyle görüştürülmesi lazım. Çünkü onu merak eden milyonlar var. Bütün kamuoyunun bilgisine bir şey sunulmalıdır. Bu talep doğrultusunda tecridin sadece Abdullah Öcalan tarafından değil, tüm tutsaklara karşı bir tehdit aracı olarak kullanılıp, sindirilme ve siyasi görüşlerin yasaklanması söz konusu” diye kaydetti.

Müldür, şöyle devam etti: “Tecrit süreci Abdullah Öcalan’la başladı. Onunla beraber ciddi bir operasyonel durum oldu. Tüm siyasi tutsaklara da aynı baskı ve tecridi uygulayıp, sindirme çabasındalar. Bu tecridi kırıp, o planı da yok etmek istiyoruz.”

HABER MERKEZİ

#İstanbul #İzmirin #ardından #Adanada #açlık #grevi #Tecrit #herkesin #sorunu

MHP’li eski vekilin ağabeyi ve eşi evinde ölü bulundu

MHP eski Maraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun ağabeyi Metin Dedeoğlu ve eşi Naciye Dedeoğlu evinde ölü bulundu. MHP’li isimlerin tartışmaları ölümü Sinan Ateş cinayeti ile gündeme gelirken, eski kadın kolları başkanı Memioğlu da evinde ölü bulunmuştu

Mereş merkezde bulunan Doğukent Mahallesi’nde oturan Metin (69) ve Naciye (72) Dedeoğlu evlerinde ölü bulundu. Polis evde inceleme yaparken, çiftin cenazesi otopsi işlemleri için Maraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Morgu’na kaldırıldı.

Çiftin ölüm nedenine ilişkin bilgi alınmazken, hayatını kaybeden Metin Dedeoğlu’nun MHP 24’üncü Dönem Mereş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun ağabeyi olduğu öğrenildi.

MHP’lilerin şüpheli ölümleri

Son dönemde MHP’de daha önce görev almış kişilerin şüpheli ölümleri dikkat çekiyor. Eski Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş, Çankaya ilçesi Çukurambar semtindeki Kızılırmak Mahallesi’nde 30 Aralık’ta bir binadan çıktıkları sırada, motosikletli iki kişinin silahlı saldırısına uğramıştı. Olay, siyasetin gündemine oturdu ve ‘siyasi suikast’ tartışmalarını gündeme getirdi.

Yine 5 Ocakta Eski Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Taşköprü kadın kolları başkanı Gizem Memioğlu (41), kendisinden haber alamayan yakınları tarafından evinde ölü bulunmuştu.

HABER MERKEZİ

#MHPli #eski #vekilin #ağabeyi #eşi #evinde #ölü #bulundu