Gözaltında darp raporu için olası durumlarında yurtaşların hastenee götürülmesi gerekirken, Van Emniyet Müdürlüğü’nde ise doktorların gözaltında muayene yaptıkları ortaya çıktı
Kurdistan kentlerinde rutin hale gelen işkence uygulamalarına bir yenisi eklendi. Wan’da gözaltına alınan kişilerin darp ve cebir raporu için hastaneye götürülmesi gerekirken, nezarethaneye doktorun getirildiği ve işlemlerin öyle yapıldığı ortaya çıktı.
Kendi yasalarını uymadılar
Mevcut yasalara ve İstanbul protokolüne göre gözaltına alınan kişilerin darp muayenesinin sadece sağlık kurumunda yapılması gerekirken Van Emniyet Müdürlüğü yasal olmayan yollarla İl Sağlık Müdürlüğünden doktor görevlendirilmesini talep etti. İl Sağlık Müdürlüğü de bu talebi kabul ederek doktor görevlendirmesi yaptı. Böylece görevlendirilen Doktor, Emniyet Müdürlüğüne giderek gözaltında bulunan kişileri nezarette muayene etti.
Yazı yazıldı
Van İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 22 Aralık 2012 tarihinde hazırlanan görevlendirme yazısında: “Emniyet Müdürlüğünün talebine istinaden Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilgi sayı soruşturma dosyası kapsamında yapılacak çalışmalarda gözaltına alınacak şüphelilerin olası gözaltı sürelerinin soruşturmanın önemine binaen güvenlik gerekçesi sebebiyle dört gün görevlendirilecek bir doktor tarafından Van Emniyet Müdürlüğü ilgili şube müdürlüğünde muayene edilerek verilmesi amacıyla görevlendirilen tabip isim ve iletişim bilgileri aşağıya çıkarılmıştır” ifadeleriyle doktor görevlendirmesi yapıldı. İstanbul protokolüne göre sağlık kurumunda sadece doktor ve gözaltında bulunan kişinin bulunduğu bir ortamda bu muayene yapılabilirken, gözaltında bulunan bir kişinin darp cebir raporu sadece sağlık kuruluşunda düzenlenebiliyor. Darp cebir muayenesi yapılırken doktor ile hasta yalnız olması ve kolluk kuvvetinin ortamda olmaması şart koşuluyor. Yasalara göre de Emniyet Müdürlüğünde darp cebir muayenesinin yapılması mümkün değil.
Altılı masanın bugün İYİ Parti Genel Merkezi’nde yapılacak 11. toplantısında adaylık konusu ilk kez isimler üzerinden tartışılacak
Altılı masada uzun zamandır beklenen kritik süreç başlıyor. İYİ Parti’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek 6’lı masanın 11. toplantısında ilk kez adaylık konusu ele alınacak.
Toplantıda aday konusunda kesin bir karar alınması beklenmiyor. Ortak adayın ismi şubat ayında kamuoyu ile paylaşılacak.
Toplantının ardından gündeme gelen isimlerin partilerin yetkili kurullarında değerlendirilmesi bekleniyor. Adaylık konusunda ilgili anketlerin de belirleyici olması bekleniyor.
6’lı masa 30 Ocak tarihinde ise geçiş sürecinin yol haritasını açıklayacak. Ayrıca, cumhurbaşkanı adayının seçim beyannamesi de kamuoyu ile paylaşılacak.
Tecrit gündemiyle Amed’e gelen 12 kişilik heyet içerisinde yer alan avukat Emma Persichetti, CPT’ye karşı olan güvensizliğe dikkat çekerek ‘Bu güvensizliğe karşı CPT’nin de gerekli adımları atması taraftarıyız’ dedi
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecrit ve iletişimsizlik haline ilişkin 7 farklı ülkeden gelen 36 kişilik Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon üyesi 12 isim dün Amed’e gelerek kurum ve kuruluşlarla temaslarda bulunmaya başladı. Temaslarının ilk gününde İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer isimlerin aileleriyle bir araya gelen heyet, Barış Anneleri Meclisi ile MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu’nu (MED TUHAD-FED) da ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyaretlerde tecride ve cezaevlerinin durumuna dair değerlendirmeler yapılırken, şu anki durumda uluslararası kurumların payı da tartışıldı. Heyet ziyaretlerine bugün de devam edecek.
Amed’de temaslarda bulunan ve Roma’dan gelen Avukat Emma Persichetti, Jinnews’ten Rojda Aydın’a konuştu.
İnsan hakları ihlali
Tecridi bir insan hakkı ihlali olarak gördüklerini kaydeden Persichetti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları ışığında da bu değerlendirmeyi yaptıklarını belirtti. Tecrit sürecini yakından takip ettiklerini aktaran Persichetti, “Bu durumu ciddi bir hak ihlali olarak değerlendiriyoruz. Fakat Avrupa’nın bunun bilincinde olduğunu düşünmüyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlarının takip edilmemesini insan hakları ihlali olarak değerlendiriyorum” dedi.
CPT’ye olan güvensizlik
Söz konusu ziyaretlerde İmralı Adası’nda tutulan isimlerin ailelerinin CPT’ye karşı olan güvensizliğinin dile getirildiğine dikkat çeken Persichetti, “CPT’ye olan güvensizliği yapılan ziyaretlerde öğrendim. Bu güvensizliğe karşı CPT’nin de gerekli adımları atması taraftarıyız. Uluslararası perspektifte neler yapılması gerektiğinin üzerine gitmeliyiz ve tartışmalıyız” ifadelerini kullandı.
Diğer kurum ziyaretlerine de değinen Persichetti, “Elimizden geldiği kadar birlik beraberlik göstermeye çalışacağız. Kendi ülkelerimize döndüğümüzde de bununla ilgili neler yapabileceğimizi anlamak için buradayız. Ülkemize döndükten sonra çalışmalarımız devam edecek” sözlere yer verdi.
Tecride dikkat çekeceğiz
Sürecin takipçisi olacaklarını vurgulayan Persichetti, “Elimizden geldiği kadar ilgiyi tecrit üzerine çekmeye çalışacağız ve yoğunlaşacağız. Yaşanan bu hukuksuzluğu dile getirmeye çalışacağız. Dolayısıyla bugün burada olduğum için mutluyum. Burada iyi bir süreç geçirmeyi diliyoruz. Elbette bu konu üzerindeki çalışmalarımız devam edecektir” şeklinde konuştu.
Muğla’da arkeolojik kazı için gittikleri bölgede öğrencisine tecavüz eden Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Sanat Tarihi Bölümü’nde öğretim görevlisi Şahin Gümüş, 2 Ocak’ta “basit cinsel saldırı” suçundan tutuklandı.
Siniri krizi geçirdi
Sınıf arkadaşları ve Gümüş ile birlikte kazı çalışması için 6 Ağustos 2022’de Fethiye Yeşilüzümlü Mahallesi’ne giden A.B., kazı evinde Gümüş tarafından tecavüze maruz kaldı. Kendisine inanılmayacağı düşüncesiyle şikayetçi olmayan A.B., 29 Aralık 2022’de yaşadıkları nedeniyle sinir krizi geçirip hastaneye kaldırıldı.
Şikayetçi oldu
Bunun üzerine kendisine yaşatılanları anlatmaya karar veren A.B., karakola giderek Gümüş’ten şikayetçi oldu. İfadesinin ardından başlatılan savcılık soruşturması kapsamında 2 Ocak’ta gözaltına alınan Gümüş, “basit cinsel saldırı” suçundan tutuklanarak, cezaevine gönderildi.
Uzaklaştırılma verildi
Olaya dair açıklama yapan üniversite yönetimi ise, Gümüş hakkında açtığı soruşturmada yalnız 3 aylık uzaklaştırma kararı verdi. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisizlik kararı verdiği dosya Fethiye Savcılığı’na gönderildi. Dosyada eksik olan tanık ifadelerinin alınması ardından davanın açılması bekleniyor.
Aynı ortamda kaldılar
Olaya dair konuşan Mezopotamya Ajansı’dan ( MA) Tolga Güney’e konuşan A.B.’nin avukatı Alev Öztürk, dosyaya dair verdiği bilgide müvekkilinin korku ve panik yaşadığını belirterek, A.B.’nin daha sonra cesaretini toplayıp, şikayetçi olması üzerine hukuki sürecin başlatıldığını ifade etti. Öztürk, A.B.’nin cesaretini toplamasına kadar kendisine tecavüz eden Gümüş’ü sürekli okulda görmek zorunda kaldığını aktararak, “A.B.’yi en çok etkileyen de tecavüzcü erkekle aynı ortamda bulunması olmuş. A.B., eğer cesaretini toplamamış olsaydı o halen kendine güvenilen bir bilim insanı olarak hayatına devam edecekti. Ama şu an kendisi tutuklu. Bu bile bu durumda olan kadınlara örnek olmalı” dedi.
Kadın beyanı dikkate alınmıyor
Bu tür durumlarda kadınların yaşadığı korku ve yargıya olan güvensizlikle sürekli karşılaştıklarını dile getiren Öztürk, “Taciz-tecavüze maruz bırakılan kadınlar kendini yalnız ve çaresiz hissediyor. Var olan yargı sistemi, kanunlar ve tutuklama için kuvvetli suç şüphesi oluşturan delillerin aranması kadınlarda bu kaygılara neden oluyor. Kadın beyanının dikkate alınmaması üzerine kurulu bir yargı sistemi var. O yüzden kadın, toplumun, polisin ve savcının kendisine inanmayacağını düşünüyor. Kaldı ki cinsel saldırı suçları dediğimiz şeyler gözler önünde yaşanan suçlar değil. Çoğu zaman somut bir delile, veriye ve tanığa dayanmıyor ve ispatı çok zor. Ancak olayın yaşandığı gün şikayetçi olunabilirse adli tıp raporuyla ispatı kolay” diye belirtti.
Susmamak lazım
“Evet belki ispat edemeyebilir, sonuç alamayabilir. Ama susmak hepsinden daha kötü” diyen Öztürk, “Hiçbir şey yapmamak bir şey yapıp olumsuz sonuçlanmasından daha kötüdür. Çünkü her zaman korktukları gibi olmuyor. Sonuçta delil buluyoruz ve o kişiler ceza alıyor. Ama sustukları zaman elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta dolaşmayı sürdürüyorlar. Yeni eylemlerini yapmaya potansiyelli olarak gezmeye devam ediyorlar” dedi.
Erdoğan, 87 yaşındaki İlhan Kılıç ve 75 yaşındaki Kenan Deniz’in cezalarını kaldırdı. Ağır hasta tutuklu 84 yaşındaki Mehmet Emin Özkan, 81 yaşındaki Sıddık Güler gibi pek çok siyasi tutuklu ise tüm çabalara rağmen tahliye edilmiyor
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan 87 yaşındaki İlhan Kılıç ve 75 yaşındaki Kenan Deniz’in cezalarının Adli Tıp Kurumu’nun “kocama hali” raporu nedeniyle kaldırdı. Erdoğan, 9 yıl 46 ay 24 gün hapis cezası alan adli tutuklu Osman Kartal’ın cezasını ise, “sürekli sakatlık hali” sebebiyle kaldırılmasına karar verdi. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bin 500’ü aşkın hasta tutuklu var
Erdoğan’ın cezasını kaldırdığı isimlerle benzer sağlık sorunları yaşayan birçok siyasi tutuklu bulunuyor. Hasta tutukluların serbest bıraakılması ve tedavilerinin yapılabilmesi için birçok ilde adalet nöbetleri başlatıldı. Wan, Amed, Şirnex, Êlih, Mêrdîn, Colemêrg, İstanbul ve Ankara’da bulunan aileler, acil tahliyesi gereken 38 ağır hasta tutuklunun tahliye edilmesi için birçok kez Ankara’da siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak politik tutuklulara dair herhangi bir adım atılmadı. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 84 yaşındaki Mehmet Emin Özkan, Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve 27 yıldır cezaevinde tutulan 81 yaşındaki Sıddık Güler ve Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Civan Boltan, söz konusu tutuklulardan sadece birkaçı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre cezaevlerinde halen 651’i ağır olmak üzere bin 500’ü aşkın hasta tutuklu bulunuyor.
Akrabası olan bir tutukluya para gönderen A.D. adlı yurttaş hakkında hazırlanana iddianamede cezaevine para gönderme ‘örgüte yardım’ sayıldı
Son süreçte bir politikaya dönüştürülen tutuklara yönelik saldırılardan biri de onlara para gönderen yakınlarının tutuklanması ya da haklarında soruşturma açılması oluyor. Balıkesir’de bulunan Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan arkadaşı Mehmet İldem’e para gönderen A.D. isimli yurttaş, 15 Şubat 2021’de evine yapılan baskınla gözaltına alındı. 4 günlük gözaltı işleminin ardından “adli kontrol şartı” ile serbest bırakılan A.D. hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianame kapsamında A.D. hakkında “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” iddiasıyla 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada, A.D.’nin Eylül 2019’da İldem’e 500 lira gönderdiğinin tespit edildiği belirtildi.
Açlık grevi gerekçe sayıldı
A.D.’nin eşinin teyzesinin oğlu olan İldem ile akrabalık bağının olmadığı savunulan iddianamede İldem’in PKK’li tutukluların bulunduğu “taraflı koğuşlarda” kalması gerekçe gösterildi. Yine İldem’in 27 Kasım 2018 ile 26 Mayıs 2019 tarihleri arasında cezaevlerinde “Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin derhal ve tamamen kaldırılması talebiyle” gerçekleştirdikleri açlık grevi eylemine ilişkin dilekçe vermesi ve açlık grevine katılması da iddianamede gerekçe yapılarak cezalanldırılması talep edildi.
Geçmiş yıllarda ağaların Kürt köylüsünü köleleştirdiği sistem bu kez şirketler eliyle uygulamaya konuyor. Çiftçiler sözleşmeli tarımla kendi toprağında ırgat yapılmak istenirken, Çewlîg’de Sütaş bu düzeni kuruyor
Yusuf Gürsucu
AKP iktidarının uzun süredir altyapısını hazırladığı yeni Tarım kanunu kapsamında dikkat çeken ‘sözleşmeli tarım’ küçük çiftçiliği yok edecek olan içerik taşıyor. Sözleşmeli olarak yapılan tarımsal üretimlerle ilgili yapılan araştırmalar, küçük çiftçilerin borç bataklığına saplanarak mülksüzleştiklerini gösteriyor. Çiftçilerin sözleşme imzaladığı şirketler; tohumu, kimyasal gübreyi ve ilaçları hazırlanan yasa taslağında belirtildiği gibi sözleşme tarihinde peşinat olarak verir ve çiftçinin ürettiği ürünü sezon başında belirlenen fiyatla alır.
Ürettiğine yabancılaşma
Şirketle sözleşme yapan çiftçi, artık şirketlerin kölesi haline gelmiş ve tarlasına hangi ürünü ekeceğine veya hangi tür ürünü seçeceğine karar verme hakkını kaybeder. Çiftçinin arazisi ve traktörünün olması artık bir anlam ifade etmez ve fabrikada üretim yapan işçi gibi ürettiği ürüne yabancılaştığı bir sürece savrulur. Türkiye’nin tamamıında uygulamaya sokulmak istenen sözleşmeli tarım Kürt coğrafyasında tütün üretiminin ardından SÜTAŞ’la devam ederken, tasarı yasalaşırsa tüm tarımsal üretim süreçleri Kürt çiftçisini köleleştirecek ve kendi toprağında ırgat konumunda çalışmak zorunda bırakacak.
Çiftçi suya erişemiyor
Uzun yıllardır Kürt coğrafyasının kırsalını boşaltma uygulamaları içinde olan iktidar, boşaltılan alanları maden ve enerji şirketlerine adeta hibe etmektedir. Onlarca büyük barajın olduğu bölgede özellikle Riha, Mêrdîn ve Amed’de çiftçiler suya erişemezken, enerji şirketinin oyuncağı konumuna sürüklendiler. Aile tarımı yapan çiftçiler, sözleşmeli tarımla birlikte sermaye için ucuz emek gücü ve sözleşmeyle şirket için bedavaya kontrol edeceği arazi sahipliğini ortaya çıkarmaktadır. Köleciliğin günümüzde olmadığı iddia edilirken, kölelik değişik biçimlerde kapitalist sistemin dayanaklarından biri olarak sürdürülmekte.
Kölelik zorunlu hale geliyor
Kapitalizmde ücretli kölelik olarak literatüre giren uygulama, sözleşmeli veya kiralık çalıştırma biçimleriyle sürerken bu durum genişletilmek ve sadece şirketlerin hakimiyetinde istenilen ürünün yetiştirildiği bir düzenin yerleştirilmesi hedefleniyor. Süt üreticileri ve süt tekellerinden biri olan Sütaş’ın ‘sözleşmeli’ olarak uygulamaya soktuğu süt ürünleri tesisi de köleliğin uygulama biçimlerinden sadece biri. AKP iktidarının zorunlu hale getirmek istediği sözleşmeli süt üreticiliği Çewlîg’de (Bingöl) yerleştirilmeye çalışılıyor. Tasarının yasalaşması halinde çiftçi kölelik sistemine zorunlu olarak eklenmiş olacak.
Bursa köylüsü Sütaş’ı bilir!
Türkiye’de süt ürünleri tekellerinden biri olan Sütaş, Bursa’da sütü çiftçilerle yaptıkları sözleşme kapsamında ve neredeyse üretim maliyetleri altında bir ücretle toplamaktadır ve Çewlîg’de de aynı yolu izleyecek. 1950’lerde Bursa Karacabey’de işe başlayan Sütaş’ı en iyi süt üreticisi köylüler bilir. Süte uygulanan fiyat politikası çiftçinin ölmeyeceği bir bedel kadardır. Bazı bölgelerde çiftçilerin düşük fiyat nedeniyle sütünü vermedikleri zaman o bölgeye bazı tüccarlar dadandırılır ve önce peşin aldıkları sütü daha sonra vadeliye döndürürler. Çiftçiye vadesi gelen süt bedelleri ödenmez ve bu sonuçla yüzyüze kalan çiftçi ‘parasını kesin’ alacağını düşündüğü Sütaş gibi şirketlere fiyatlar düşük olmasına karşın sütünü satmaya mahkum edilir. Çewlîg’de geniş bir alanda süt hayvancılığı da yapacak olan Sütaş, pazarını büyütmesi halinde Kürt çiftçisini kendi çıkarlarına bağlayıp köleleştirecek.
Sütaş iktidarın bölgeye yönelik uygulamaya koyduğu baskı ve sömürü mekanizmasının parçası kılınan Sütaş, iktidarın desteğiyle adeta elini cebine sokmadan tesisi kurdu
Sütaş’a kâr, çiftçiye kölelik!
Süt ürünleri şirketi olan Sütaş, son 20 yıl içinde tarım tekellerinden biri haline geldi. AKP’li Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın ‘ricası’ ile Çewlîg’de entegre süt ürünleri tesisi inşa ettiğini belirten Sütaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı olan Muharrem Yılmaz, Çewlîg’deki tesisle ilgili olarak yaptığı bir açıklamada; “Sadece Bingöl değil, 200-250 kilometre çapındaki tüm bölgeden süt alacağız. Muş ovası var. Erzurum, Erzincan, Diyarbakır, Elazığ, Tunceli, çok geniş bir bölgeye hitap edecek. GAP bölgesi var. Burada yem bitkileri üretimini artıracak ciddi potansiyel var. Hayvancılığa yönelik yem bitkisi üretimi artacak. Oradaki insanlar kendi bölgesinin sütünden üretilecek yoğurdunu, ayranını, peynirini tüketecek” derken, bölgede hem üretimi hem de tüketimi kontrol altına alarak, bölge halkını kendisine bağlı kölelik koşullarına taşımayı iktidarın desteği ile sağlama peşinde olduğunu göstermişti.
Hayvan genleriyle oynuyorlar
Sütaş, ‘Sözleşmeli’ üretimle kölelik koşullarında çalışacak olan bölge çiftçisinin yararını düşünmeyeceği gibi sadece elde edeceği kârların peşinde. Sütaş Ar-Ge Merkezi’nin embriyo transferi üzerine uzmanlaşacağı ve tesisin ihtiyacının yanı sıra Türkiye’nin ihtiyacını giderme noktasında hayvan ıslahı ve embriyo transferi yoluyla taşıyıcı anne ineklerin devreye sokulacağı ve bu sayede daha az verimli ineklerin annelik görevini üstleneceği belirtilirken, hayvanların da köleleştirilmek istendiği ve genleriyle oynanacağı açıkça ortaya koymuştu.
Sözleşmeli tütün üretimi
Tekel’in özelleştirilmesi sonrası Türkiye’de büyük bir çiftçi kitlesinin gerçekleştirdiği tütün üretimi neredeyse ortadan kaldırılıp şirketlerin ithal tütününe bağlı bir süreç yaşandı. Semsûr’da (Adıyaman) ise Kürt çiftçileri uzun yıllardır yaptığı tütün üretiminde kotalar Tekel’in özelleştirilmesi öncesi sınırsızdı. Bugün ise cezai yaptırımlarla birlikte tütünde kota 100-200 KG olarak uygulanmakta. Sözleşme dışı üretim çiftçilere yasaklanırken, bu yasak yüksek cezai yaptırımlarla yürürlüğe konuldu. İlk önce sözleşmeli üretim yapan üreticiye sözleşmeye uymaması halinde 5 bin lirayla 20 bin lira arasında ceza verilmesine hükmedildi. Sarmalık kıyılmış tütünlerin yasadışı ticaretini önlemek adına, kendi tüketimi için olan 50 kilogramlık miktar saklı kalmak kaydı ile sarmalık kıyılmış tütün üreten, satan, satışa arz eden, nakleden veya bulunduranlara ise 5 bin TL’den 50 bin TL’ye kadar para cezası getirildi.
Üretici kooperatiflerde birleşmeli
Tire Süt Kooperatifi eski Başkanı Mahmut Eskiyörük bir açıklamasında, “Tire Süt Kooperatifi bugünkü nüfusun 2 katını doyurabilecek potansiyele ve ürün zenginliğine sahip. Tarımsal üretimi şirketler değil, köylümüz ve çiftçimiz yapmalı. Yüzde 80’i oluşturan küçük aile işletmelerini yok ederek değil, birleştirerek devamlılık sağlanmalı. Tarımın tüm sorunlarının çözümü; ancak kooperatifleşme ile mümkün” derken Sütaş’ın ve AKP iktidarının sözleşmeli tarım ile çiftçinin pazarlık yapma gücünü ortadan kaldırırken, üreticileri kendi üretim alanlarından şirketin düşük ücretle çalışan işçisi durumuna sürüklüyorlar.
Ne bekliyoruz?
Üreticilerin bir kooperatif etrafında toplanıp üretim yapmaları ve bu üretimleri aracısız tüketiciye ulaştırmaları mümkün. Ancak bu koşullar oluşmaması durumunda dahi kooperaitfler eliyle üretimlerinin değerlendirilmesi üreticinin güçlü bir yapıya kavuşarak, sermaye karşısında tek başına kalmasının önüne geçecektir. Bölgede Sütaş’a alternatif bir üretim biçimini yani kooperatifleşmeyi gerçekleştirebilecek bir iradeyi ortaya çıkaramazsak, hayvancılığın hatta tarımsal üretim çeşitliğinin ardından sadece bakarız. Sütaş’a devlet eliyle verilen destek firmaya bir güzelleme değil bölgede tarımsal üretimlerin tekellerin eline verilme süreci ile bölge halkının şirketlere bağımlı hale gelerek, özgürlük taleplerinin de zayıflatılması amaçlanmaktadır.
Buğdayın vatanı Amed
Buğdayın anavatanı olan bölgede tarım yapamaz hale gelen çiftçiler kuraklık ve uygulanan tarım politikaları nedeniyle toprağını terk etmek zorunda kalmaya başladı. Çiftçiler, Amed’de yaklaşık 1 milyon dekar araziyi 2022 yılında ekmekten vazgeçti. Çiftçilerin en büyük sorunu olan girdi fiyatlarındaki yükseklik nedeniyle çiftçilerin bir kısmı gübresiz ekim yaparken, birçoğu ise arazisini boş bırakmak zorunda kaldı. Gübresiz ekim yapan ve sertifikalı tohumlara mahkum edilen çiftçilerin üretimlerinde ciddi rekolte düşüşleri yaşandı.
Girdiler sağlanamaz oldu
Sulu tarıma geçemeyen bölge halkının büyük çoğunluğu, çevresinde kurulu bulunan devasa barajlardaki sulardan ise yararlandırılmıyor. Dünyanın birçok bölgesinde can yakmaya başlayan susuzluk giderek artarken, yeraltı suyuna mahkum edilen ve Dicle Elk. Dağt. Şirketi (DEDAŞ) tarafından enerjisi kesilerek susuzluğa mahkum edilen çiftçiler bu süreçten ciddi boyutlarda etkilenirken, tarım için gerekli olan hiçbir girdiyi sağlayamaz hale sürükledi.
9dosya4-Riha’da çok yeterssiz sayıda olan kanallara su birlikleri enerji kullanarak su basarken, DEDAŞ’ın yüksek faturalarını ödeyemiyor. Borç gerekçesiyle DEDAŞ suya en çok ihtiyaç duyulduğu günlerde enerjiyi kes
Kürde DEDAŞ zulmü!
Kürt çiftçisinin başlıca sorunları tüm Türkiye’de olduğu gibi gübre, tohum, su ve enerji. Kürt çiftçisi Türkiye’nin diğer bölgelerinde görülmeyecek boyutta su ve enerji kıskacına alınmış durumda. Hemen yanı başlarındaki barajlardan su alamayan çiftçiler yeraltına sondaj yaparak enerji ile çalışan pompalar aracılığıyla susuzluğunu gidermek zorunda. Ancak bu pahalı yol DEDAŞ eliyle çok daha da pahalılaştı. DEDAŞ ‘kaçak elektrik’ kullanıyorlar iddiaları ile yeraltı suyuna mahkum edilen halka yolladığı yüksek meblağlı su kullanım ‘pusulalarıyla’ tahsilat peşine düşerken, bu parayı ödeyemeyen çiftçilerin elektrikleri kesildi veya çiftçinin kendi tesis ettiği trafoları ve elektrik hatları sökülerek DEDAŞ tarafından el konuldu.
Kullanmayana da borç
Ayrıca bölgede ekim sahasının büyüklüğüne göre belirlenen enerji (su) bedelleri ise yeraltı suyu kullananlara ve yeraltından su kullanmayanlara bile dekar başına enerji bedelleri yollanıyor olması bölgede büyük bir yağmanın yaşandığını gösteriyor. Bunun en belirgin örneği ise Riha’da yaşandı. Elektrik bedellerinden bıkan bir çiftçi arazisinin uygun bir yerine mebranlar sererek oluşturduğu havuzda yağmurlarla biriktirdiği ve benzinli motorla tarlalarını suladığı su için DEDAŞ tarafından fatura gönderilmiş ve kesilen yüksek miktardaki elektrik bedeline itirazı eden çiftçinin itirazı kabul edilmeyerek icraya verilmişti.
Kanallar 10 yıldır çürüyor
GAP kapsamında DSİ tarafından Riha merkez Karaköprü ilçesi Cilman (Akziyaret) Mahallesi’nde 2009 yılında yapılmaya başlanan su kanalları çürümeye terk edilmiş durumda. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Aralık 2012 tarihinde açılışını yaptığı kanallara, aradan geçen 10 yılı aşan sürede su hiç bırakılmadı. Sulama kanalının fiziki yapısının bitmesine rağmen suyun bırakılmaması bölgede geçimini çiftçilik yaparak sağlayan binlerce üreticinin üretim yapamaması ve DEDAŞ’a mahkum olması sağlandı. Su kanalının yanı başında ekilen arpa, mercimek, buğday ve mısır gibi ürünler yağışların yetersizliğinden dolayı rekoltede büyük kayıplar yaşandı.
91 baraj var su yok
Düne kadar su zengini olan Kürt coğrafyasında nerede akan akarsu, nehir, dere varsa önüne bentler kurup inşa edilen irili ufaklı 91 barajın ardına hapsedilen suya halkın ve çiftçinin erişemi engellenirken, halk ise kuraklık ve susuzlukla yüzyüze bırakılmış durumda. Dicle Nehri ve nehri besleyen kolları üzerinde toplam 41 adet inşa edilen veya inşaatı süren barajlarla ekosistem yerle bir edilmiş durumda. Fırat Nehri ve kolları üzerindeki baraj sayısı ise 50 ve Kürt çiftçiler bu barajlarda üretilen elektrikten yararlanamazken çalınıp hapsedilen suya ise erişemez durumda. Bölgede toplam 91 adet baraja rağmen bölge halkı yeraltı sularına mahkum edilirken, elektrik şirketi DEDAŞ’ın büyük bir baskısı ve soygunu altında.
Eşitlik İçin Kadın Platformu Meclis’teki siyasi partilere AKP’nin başörtüsü ile ilgili önerdiği Anayasa değişikliği teklifinin görüşmelerine katılmayın çağrısı yaptı
Meclis Anayasa Komisyonu’nda, başörtüsüne anayasal güvence getiren Anayasa’nın 24 ve aile bütünlüğünün korunmasına ilişkin Anayasa’nın 41’inci maddelerinde değişiklik öngören, “Anayasa Değişikliği” teklifi Meclis Anayasa Komisyonu’nda kabul edildi.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) tarafından söz konusu teklife ilişkin yayınlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“İktidar bloğunun Anayasa’nın 24 ve 41’inci maddelerinde değişiklik öneren teklifi, AKP ve MHP oylarıyla 24 Ocak Salı günü TBMM Anayasa Komisyonu’nda onaylandı. Teklifin önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor. Anayasa Komisyonu’nun CHP’li ve İyi Parti’li üyeleri, Komisyon’un 24 Ocak Salı günü gerçekleşen ikinci toplantısında, iktidarın teklifine dair 24’üncü madde ile ilgili önerdikleri değişiklik kabul edilmeyince Komisyon’u terk ettiler. İktidarın, başörtülü veya başörtüsüz bütün kadınların ve LGBTİ+’ların hayatlarını tehdit eden bu girişime destek olmamalarını takdirle karşılıyor, CHP’nin bugün (25 Ocak) yaptığı ‘Oylamaya katılmayacağız’ açıklamasını kritik önemde buluyoruz. İyi Parti’den de net bir tutum alarak genel kurul oylamasına katılmamasını bekliyor, AKP- MHP teklifinin revize edilebilir bir teklif olmadığını hatırlatmak istiyoruz. AKP-MHP’nin niyeti bellidir, toplumsal yaraları kaşımak ve büyütüp derinleştirmek pahasına seçim kazanmaya çalışmaktır. Tartışmasız, müzakeresiz hayır denmesi gereken tehlikeli bir tekliftir.
Teklife ilişkin daha ilk günden itibaren net şekilde ‘Tartışmasız hayır’ diyen TİP’in; iktidarın 2. tur görüşmesine ve Anayasa Komisyonu toplantılarına katılmayan HDP’nin bu kararlı tutumlarını sürdüreceğine inanıyoruz.Sürecin en başından itibaren bu teklifin ülkenin geleceğine yöneltilen bir tehdit olduğunu ve içerdiği tuzakları gerekçeleriyle birlikte ortaya koyan Eşitlik İçin Kadın Platformu olarak yürüttüğümüz kampanyaya destek veren, Meclis’te temsil edilen veya edilmeyen tüm siyasi partileri kutluyoruz. Teklife #TartışmasızHAYIR diyen metnimize imza veren yüzlerce kadın ve LGBTİ+ örgütü ile birlikte; çok çeşitli kesimlerden ülke çapında örgütlü 700’e yakın kuruluşun, yani milyonların sözüne kulak verilmesi ülkenin geleceğine ilişkin kaygıları olanlara umut olacaktır.
Muhalefet partilerinin bu konuda gösterecekleri kararlı duruşu; eşitlik, temel insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı; laik ve demokratik ve toplumsal barışın egemen olduğu bir geleceğin inşa edilmesinin teminatı olarak görüyoruz. Tüm muhalefet partilerinin, kararlı tutumlarını sürdürmelerini, iktidarın oyununu Genel Kurul’da yapılacak oylamaya katılmayarak bozmalarını bekliyoruz. Tüm milletvekillerine hatırlatıyoruz; başörtülü başörtüsüz tüm kadınların beklentisi kıyafetlerine karışmamanız, siyaset malzemesi haline getirmemeniz, Anayasa’daki ayrımcılık yasağını uygulamanız ve uygulatmanızdır. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapmamanız, yaptırmamanızdır.
Kadınların eşit temsil edildiği bir Meclis, özgür ve demokratik tartışma koşullarının sağlandığı bir toplumsal ortam oluşturuluncaya kadar Anayasa’ya dokunmayın, uygulayın, uygulanmasını talep edin. Eşitlik ve laiklik ilkesinin, temel haklarımız ve hayatlarımızın seçim malzemesi yapılmasına izin vermeyin. Meclis Genel Kurulu’nda iktidarın Anayasa değişikliği teklifi oylamasına katılmayın.”
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu’nun MHP’liler tarafından tartaklanmasına tepki gösterdi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün kendisine Sinan Ateş cinayetine ilişkin soru soran Amerika’nın Sesi/VOA muhabiri Yıldız Yazıcıoğlu’nu, “Hadi işine bak, hadi bakayım!” sözleriyle azarladı. Bahçeli’nin ardından özel kalem müdürü Fikret Hayali ve MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak, Yazıcıoğlu’nu geriye doğru itmesi görüntülere yansıdı.
Yazıcıoğlu’nun tartaklanmasına tepki gösteren Amerikan Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “ABD, Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik yaygın kısıtlamalardan endişe duymaya devam ediyor” açıklamasında bulundu.
Price, şunları söyledi: “İfade özgürlüğü, gazeteciler dahil ve hatta bazılarının tartışmalı ya da rahatsız edici bulduğu söylemleri içerdiğinde bile demokrasiyi güçlendirir ve korunması gerekir.”
DİAYDER’e verdiği yardım kartları nedeniyle yargılanan İBB eski Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Yavuz Saltık’ın duruşması ertelendi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Yavuz Saltık’ın İBB Sosyal Hizmetler Daire Başkanı olduğu dönemde, Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne (DİAYDER) verdiği yardım kartları nedeniyle, “örgütle iltisaklı” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Saltık ile avukatı duruşma salonunda hazır bulunurken, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile CHP’li il ve ilçe yöneticileri ile bazı belediye meclis üyeleri de duruşmaya izleyici olarak katıldı.
Duruşmada yaşananlar
Mahkemede tanık olarak dinlenen İBB İnanç Masası’ndan Fatma Yavuz Korkmaz, Saltık’ı görevi dolayısıyla tanıdığını ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın kendilerinden sorumlu olduğunu söyledi.
Şahit değilim
Korkmaz, “Dernek yasal bir dernekti. Biz zaten kimin ne olduğunu araştırmıyorduk, yetkimiz de yoktu. Belediye hizmeti dahilinde yardım talepleri geldiğinde, kolaylaştırıcı oluyorduk. Bize sosyal yardım talebi geldiğinde Yavuz Bey’e iletirdik. Bunların kararlarını Mahir Bey verirdi. Yavuz Saltık’ın, Mahir Polat’ın ve diğer arkadaşlarımın ‘terörle’ herhangi bir bağlantılarının olduğuna şahit olmadım” dedi.
Tanık Yavuz, beyanının devamında, “DİAYDER ile ilk teması, Mahir Polat aracılığıyla ben kurdum. Ekrem Baran ile beni Mahir Bey tanıştırdı. İnanç Masası yeni kurulduğu için kanaat önderleriyle, derneklerin yöneticileriyle tanışıyorduk. DİAYDER, Şafii Kürtlerin önemli bir derneğiydi. Mahir Polat bu dernekle ilgilenmemi istemişti, sorunlarını çözerdim. Çözemeyeceğim bir sorun olursa da, Mahir Polat’a iletirdim. Özel olarak sadece DİAYDER ile ilgilenmemi değil, diğer inanç gruplarıyla da ilgilenmemi isterdi” diye konuştu.
Tanıkların beyanlarına karşı bir diyeceği olup olmadığı sorulan Yavuz Saltık, “Bu davada bulunmamın nedeni, benimle husumeti olan birisidir. Gerçek ortaya çıktığında hem bu dünyada hem de inancı varsa diğer dünyada karşılığını alacaktır” dedi. Duruşma savcısı, Yavuz Saltık hakkında yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol talebinin kaldırılmasını talep etti.
Mahkeme Başkanı şerh koydu
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Yavuz Saltık hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına oy çokluğuyla karar verdi. Mahkeme başkanı, çoğunluğun bu görüşüne katılmayarak karara muhalefet şerhi koydu. Dava, tanık dinlenilmesi ve eksik hususların giderilmesi için 29 Mart 2023 tarihine ertelendi.