Ana Sayfa Blog Sayfa 1030

Gazeteci Asadi: Afganistanlı kadınların küresel desteğe ihtiyacı var

Afganistan’da yönetimi ele geçirdiktikten sonra kadınlara tüm yaşam alanlarını yasaklayan Taliban’a karşı kadınların direnmeye devam ettiğini belirten gazeteci Asadi, küresel desteğe ihtiyaçları olduğunu vurguladı

Afganistan’da 15 Ağustos 2021 tarihinde yönetimi ele geçiren Taliban, ilk olarak kadınları ve kazanımlarını hedef aldı. Dini gerekçelerle baskı ve insan hakları ihlallerine maruz kalan kadınlar ve kız çocuklarını, toplumsal hayattan soyutlamak için eğitimi, kamusal alanda çalışmayı, araç sürmeyi, spor yapmayı, tek başına seyahat etmeyi, erkek doktora gitmeyi ve parklara girmeyi yasakladı. Kadınlara yaşam alanı tanımayan Taliban, uyguladığı şeriat kanunları gereği burka giyme zorunluğu getirdi. Afganistanlı kadınların 20 yılda elde ettiği tüm kazanımları bir yıl içinde yok eden Taliban, Kadın Bakanlığı’nı kapatarak yerine Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanlığı’nı kurdu.

İlk günden alanlara çıkan kadınlar, Taliban’ın zorbalıklarına karşı ülkedeki tek muhalif ses oldu. 23 Mart 2022’de kız öğrencilere orta öğretimin yasaklanmasının ardından protesto gösterileri gerçekleştiren kadınlar, alanlarda direnmeye devam ediyor. Çoğu kez silah ve taşlarla hedef alınan kadınlar, gözaltı ve tutuklanma esnasında maruz kaldıkları cinsel şiddete rağmen serbest bırakıldıklarında eylemlerine kaldığı yerden devam etti.

Can güvenlikleri olmamasına karşı ülkeyi terk etmek yerine kalmayı tercih eden kadın gazetecilerden Naeema Asadi, ülkedeki gelişmeleri ve kadınların mücadelesini Mezopotamya Ajansı’ndan(MA) Berivan Kutlu’ya değerlendirdi.

‘Kadınlar çağ dışı yaşamı kabul etmiyor’

Taliban yönetimin kadınlara çağ dışı bir yaşam dayattığını belirten Asadi, kadınlara çağdışı eve hapsedilmiş bir hayat dayatıldığını belirterek, “Taliban yönetimi kadını insan olarak görmüyor. Onlar için kadın sadece cinsel bir objedir. Kadınlar itaat etmediğinde şeriat yöntemleriyle katlediyorlar. Yönetim ele geçirildiğinden bu yana Kabil ve Afganistan’ın birçok kentinde kadınlar recmedildi. Burada artık kadının adı yok” diye belirtti.

Taliban’ın İslam adı altında tüm kazanımları ve özgürlükleri yok ettiğini hatırlatan Asadi, “Kadınlar bu uygulamalara karşı geliyor. Bu kuralların günümüzdeki hayatta bir karşılığı yok. Taliban, İslam adı altında kendi cinsiyetçi politikalarını uygulatıyor. Taliban üyeleri İslam’a karşı bir şey yaptığında yargılanmaz fakat aynı suçu bir kadın ya da Taliban üyesi olmayan bir erkek yaparsa infaz edilirler” dedi.

‘Cinsiyetçi uygulamaları kabul etmiyoruz’

Kadınlar olarak erkeklere eşit haklara sahip olmak istediklerini söyleyen Asadi, “Çalışmak, bilimsel araştırmalarda yer almak istiyoruz. Taliban’ın İslam adı altında dayattığı cinsiyetçi ve egoist uygulamaları kabul etmiyoruz. Ülkedeki birçok erkek Taliban’a destek veriyor. 21’inci yüzyılda Afganistanlı kadınların hayatı geceden daha karanlık, ürkütücü ve dehşetlidir. Hiçbir kadın bu hayattan memnun değil ölmemek için Taliban bu barbarlığını tüm dünyaya yansıtmak için ellerinden geleni yaptılar. Şuana kadar pek çok mevzuda eylem ve protesto eylemleri gerçekleştirdiler.”

Dünyaya çağrı: Bize destek verin

Dünya devletlerinin çıkarları uğruna Taliban’a karşı sessiz kaldıklarını belirten Asadi, Taliban’a karşı küresel desteğe ihtiyaçları olduğunu vurguladı. Asadi, “Afganistanlı kadınlar, etrafı ateşlerle çevrilmiş sesi duyulmayan insanlar gibi sizden şunu istiyor: ‘Destek verin, bizi savunun insan gibi yaşamayı hak ediyoruz.’ Afganistan’ın geleceği uluslararası kurumların ve devletlerin elinde ancak onlar kendi menfaatlerine göre hareket ediyor, milyonların geleceğiyle oynuyorlar. 45 yıldır savaş halindeyiz, bizim geleceğimizle oynayan bu velayet savaşlarını istemiyoruz. Buradaki milyonlarca suçsuz insanın yaşam koşullarına bakın. Bu toprakların yağmacılarından korunmak istiyoruz. Barış, huzur ve refah istiyoruz. Buradaki insanlar daha iyi bir gelecek umuduyla nefes alıyor” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Asadi #Afganistanlı #kadınların #küresel #desteğe #ihtiyacı #var

22 yıl geçti: Tanış ve Deniz’in faili Levent Ersöz’dür

Silopiya’da 22 yıl önce gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınmayan HADEP yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için konuşan avukat Hakim Tanış, ‘Tanış ve Deniz’in faili bizzat o dönemin Şırnak Alay Komutanı Levent Ersöz’dür’ dedi

Şirnex’in(Şınrak) Silopiya (Silopi) ilçesinde, 25 Ocak 2001 tarihinde çağrıldıkları İlçe Jandarma Komutanlığı’na gittikten sonra bir daha dönmeyen Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Silopiya İlçe Başkanı Serdar Tanış ve İlçe Yöneticisi Ebubekir Deniz’in kaybedilişlerinin üzerinden 22 yıl geçti.

Aradan geçen zamana rağmen tek bir sorumlu dahi ceza almadı. Kaybedilişlerinden sorumlu tutulan Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında herhangi bir inceleme başlatılmazken, aile ve avukatlar iç hukuk yollarını tükettikten sonra dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM ise, yaptığı yargılamada Türkiye’yi mahkum etti.
Tanış ve Deniz için adalet arayışı 22 yıldır sürüyor.

Abisi için mücadele ediyor

Mezopotamya Ajans’da (MA) Zeynep Durgut’a konuşan ve dosyanın avukatı ve aynı zamanda Serdar Tanış’ın kardeşi Hakim Tanış, ağabeyini 16 yaşındayken kaybetti. Ağabeyinin kaybedilişinden sonra okuduğu bölümü değiştiren kardeş Tanış, hukuk bölümüne geçerek, ağabeyinin dosyasına müdahil oldu ve faillerin bulunması için yıllardır hukuk mücadelesi veriyor.

Dokunulmazlık zırhı ile korunuyor

Aradan geçen 22 yılda sadece faillerin korunduğunu belirten Tanış, “Gerek hukukçu kimliğimle, gerekse de kardeşi ve yakınları olarak devletten ne hukuki ne de insani hiçbir destek göremedik maalesef. Devlet hiç bir zaman ‘faili meçhul’ dosyalarda vatandaşının yanında olmadı. Failler sürekli dokunulmazlık zırhıyla korundu ve sürekli talep etmemize rağmen bugüne kadar bir mezar taşına bile sahip olamadık” dedi.

AİHM Türkiye’yi mahkûm etti ama…

Hukuki süreç ile ilgili de bilgi veren Tanış, “2015 yılında AİHM Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etti. Ancak AİHM’in mahkumiyet kararına rağmen gerekli soruşturma yine yürütülmedi ve dosya daha sonra Silopi Başsavcılığında takipsizlikle sonuçlandı. Bunun üzerine her türlü iç hukuk yollarını tükettik. Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından başvurumuz kabul edilmedi. Bunun akabinde 2020 yılında tekrar AİHM’e başvurumuzu yaptık. Dosya hukuki anlamda bulunduğu aşamada tekrar AİHM’de. Hem daha önce verilmiş olan ihlal kararına rağmen etkili bir soruşturma yürütülmediğinden hem de AİHM’in vermiş olduğu karar karşısında Türkiye’nin pasif kalmasından ötürü dosya Avrupa Bakanlar Komitesi’nin de bilgisi dahilindedir” dedi.

Fail Levent Ersöz’dür

Faillerin devlet zırhı ile korunduğunun altını çizen Tanış, “ İsterse buna JİTEM deyin, isterseniz Ergenekon deyin ne derseniz deyin. Kürdistan’da coğrafyasında binlerce ‘failli meçhul’ cinayetlere imza atmış kişilerdir. Bu kişilerde belli kişilerdi, kamu personelleriydi. Yüksek derece de rütbeli olan şahıslardı. Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in faili bizzat o dönemin Şırnak Alay Komutanı Levent Ersöz’dür” diyerek her koşulda mücadelelerinin süreceğini belirtti.

22 yıldır oğlumu bekliyorum

HADEP İlçe Yöneticisi Ebubekir Deniz’in annesi Emine Deniz ise, 22 yıldır evine gelen herkesin oğluyla ilgili bir haber getirdiği heyecanıyla yaşıyor. Anne Deniz, “Ebubekir Irak’a gidiyor diye evden çıktı. O zaman TIR şoförüydü. Geçimini o şekilde sağlıyordu. Ama o günün akşamında bize haber geldi ve gözaltına alındığı söylendi. İnanmadık, O ve Serdar nerede bir araya geldiler bu olay nasıl ikisinin başına geldi bilmiyorum. O gittiği gün hastaydım ve yataktaydım. Daha sonra polis geldi ve bize ‘gözaltındalar’ dediler. Çocuklar ertesi günün sabahında karakola gitti. Her yerde fotoğraflarının asılı olduğunu gördüklerini söylediler. O günden bu yana da kendilerinden bir haber alınmadı. Polis ‘devletimiz iyi bir devlet teyze’ dedi. Bende onlara ‘gelin onu benim yüreğime anlatın’ yanıtı verdim. O günden beridir oğlumdan tek bir haber alamadım. Katilleri açıklamadılar. Devlet, faillerin kim olduğunu biliyor. Ama söylemiyor. 22 yıldır oğlumu bekliyorum. Eve misafirliğe gelen herkes ondan bir haber getirmiş gibi heyecanlanıyorum, ellerim titriyor. Tek isteğim onlardan bir haber almak. Tek derdim ve yaram onlar” dedi.

ŞIRNEX

 

#yıl #geçti #Tanış #Denizin #faili #Levent #Ersözdür

Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi lojmanında yangın

Beyoğlu’nda bulunan Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nin lojman kısmında yangın çıktı, 2 kişi hayatını kaybetti.

Beyoğlu’ndaki Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nin lojman kısmında çıkan yangın söndürülürken, 2 kişi hayatını kaybetti.

Karaköy’deki Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nin lojman kısmında çıkan yangın itfaiye ekiplerince söndürülürken, arama çalışmaları sonucu 1 kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Yangında ölü sayısı 2’ye yükseldi.

Beyoğlu Kaymakamı Mustafa Demirelli ile Türkiye Ermeni Katolik Cemaati Ruhani Lideri Levon Zekiyan bölgeye gelerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Kaymakam Demirelli, gazetecilere yaptığı açıklamada, Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nin lojmanında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın meydana geldiğini belirterek, “İtfaiyemiz yangın söndürme çalışmalarına hızlı bir şekilde başladı. Şu an itibarıyla itfaiye personelimiz soğutma çalışması yapıyor.” dedi.

İtfaiye ekipleri, söndürme ve soğutma çalışmalarının ardından yangında kullanılamaz hale gelen lojmanda arama çalışması yaptı.

İSTANBUL

#Surp #Pırgiç #Ermeni #Katolik #Kilisesi #lojmanında #yangın

Tarımda tek adam ve tekelleşme modeli! (1)

AKP iktidarının hazırlığını yaptığı Tarım Kanunu’na göre, çiftçiler bakanlıktan izin almadan hiçbir üretim yapamayacak. ‘Sözleşmeli üretim zorunluluğu’ getirilmek istenirken, gıda egemenliğinin tüm aşamaları ise şirketlerin eline verilmiş olacak

Yusuf Gürsucu

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi geçtiğimiz ağutos ayında yaptığı açıklamada, AKP yönetiminin hazırlığını yaptığı bir sunumdan söz etmişti. Yapılan sunumda üretim planlaması için üretimden önce izin alınacağı ve sözleşmeli üretimin artırılması hedeflenerek, çay, toprak koruma ve arazi kullanımı, su ve mera kanunlarında değişikliğe gidileceğinin aktarıldığını belirtmişti. Tarımsal üretimin izne tabi tutulması, cezai yaptırımlar, ekilmeyen arazilere el konulmasını içeren ‘sözleşmeli üretim zorunluluğu’, tarım tekellerinin çiftçileri kiralık işçi ve maraba haline getirmesine yol açacak.

İzin alma zorunluluğu

Geçtiğimiz günlerde Bakanlıkta medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya gelen Kirişci, şu an herkesin tarlasına istediği ürünü ekebildiğini ve bu durumun yanlış olduğunu vurgulayarak, “Bu kabul edilebilecek bir şey değil. İzin alma zorunluluğu getireceğiz. İnat etti, izin almadı, bizim yapacağımız şey, mesela tarımsal desteklerden mahrum edeceğiz, planlı üretime zorlayacağız. Yapılması gereken yegane iş budur. Stratejik ürünlerde mutlak suretle sözleşmeli üretim zorunluluğu olması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca tarımla ilgili bir “torba yasa” hazırlığı içinde olduklarını belirten Kirişci, bu çerçevede sözleşmeli üretim ve atıl tarım arazilerinin kiraya verilmesi konularında çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Çiftçiyi koruyan madde yok

Tarım ve Orman Bakanlığı’nda taslak haline getirilen Tarım Kanunu’nun 13’üncü maddesinin (b) bendinde, “Salgın hastalıklar, tarım ürünleri ticaretinde yaşanan gelişmeler karşısında arz güvenliğinin sağlanması, tarımsal üretimin iç veya dış talebe uygun olarak ayarlanması veya bitki ve hayvan sağlığının korunması amacıyla, ihtiyaç halinde Bakanlık tarafından belirlenen ürün veya ürün grupları bu madde kapsamında sözleşmeli olarak üretilir” ifadesine yer veriliyor. Sözleşmelerin şirketlerle çiftçiler arasında yapılacak bir üretimde şirketler talepleri alırken azami kâr elde etmek isteyeceği muhakkak. Düzenlemede tarımsal üretimde ürünün ekim sürecinde belirlenen fiyatını şirketler oluşturup avansla (ayni yani tohum vd.) işe başlatılan çiftçi hasat döneminde ürün değerinin düşmesi halinde çiftçiyi koruyan bir madde yok.

Çiftçi kiralık işçi olacak

Türkiye’de tüccarların ve şirketlerin uzun yıllardır kurduğu tezgahla çiftçiler üretimin az olduğu dönemde o ürünü ekenlerin yüksek gelir elde etmesi karşısında izleyen diğer yıl o ürüne geçerek arz fazlası üretim sonucu zarar eder. Bu durum çiftçilerin adeta kaderi olurken, değişmeyen tek şey tüccarların ve şirketlerin her koşulda kazanıyor olmalarıdır. Bu sarmal düzen her yıl tekrarlanırken yönetenler bu duruma müdahale etmez ve sadece seyrederek çifçiyi köleleştiren durumu destekler. Bu durumu değiştirecek tek yol ise planlı üretime geçilmesi. İktidar planlı üretime geçiyoruz iddiasıyla giriştiği sözleşmeli tarım süreci ise çiftçiyi asgari ücretli kiralık işçiye dönüştürme sürecinden başka bir şey değil.

İktidarın planlı üretime geçiyoruz iddiasıyla giriştiği sözleşmeli tarım, çiftçiyi asgari ücretli kiralık işçiye dönüştürecek. Tarım Kanunu’nda yer alan, ‘Üretim kotasını Cumhurbaşkanı belirleyecek’ maddesi ise tarımda da tek adam modeline işaret ediyor

Piyasa mı, ihtiyaç mı?

Ayrıca taslakta belirtildiği gibi ‘dış talebe’ uygunluk iddiası da şirketlerin çıkarları için yapılmış bir vurgu. Tarım üretimlerinde ihtiyaç duyulan girdilerin başında tohum ve gübre gelmektedir. Bunun yanında tarımsal zehirlerin ve elektriğin tamamen şirketlerin kontrolünde olması iç ya da dış talebin şirketler tarafından oluşturulabileceğini göstermektedir. Çiftçinin elleri kolları bağlı bir düzen kurulmak istenmekte. Şirketlerin değil kamusal üretimlerin planladığı üretim süreçlerinde talep değil ihtiyaçlar temel alınır. Arz ve talep olarak nitelenen şey, rekabet halindeki piyasada ürünlerin fiyatlarını ve satışlarını açıklamak için kullanılan bir yaklaşımdır ve sadece sermayenin çıkarlarını içerir.

Tek adam karar verici!

Hazırlığı yapılan Tarım Kanunu’nda yer alan, “Lif, tohum ve sap üretimi ile tıbbi amaçlı kenevir yetiştiriciliği, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın iznine tabi olacak. Üretim kotasını Cumhurbaşkanı belirleyecek” maddesi ise çok ilginç. Bakanlığın elinden alınan üretim kotasının tek adam olarak nitelen Cumhurbaşkanı’na bırakılması bu noktada ciddi bir rantın olduğuna işaret ederken, rantın içeriği ise tartışmaya açık.

Gıda güvenliği yok edilecek

Sözleşmeli üretim modeli dünyada 1800’lü yılların sonlarından beri uygulanıyor. Sözleşmeli tarım üretimini ilk kez Japonlar Taiwan’da şeker üretimi için kullanırlarken, 1900’lü yıllarına başında Orta Amerika’da muz üretimlerinde uygulandı. Türkiye’de 1965 yılında Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) tarafından hububat tohumluğu üretiminde ve Türkiye Şeker Fabrikaları tarafından da şeker pancarı üretiminde uygulandı. Türkiye’de özel sektörün ilk sözleşmeli üretime geçişi ise 1970’li yıllarda salçalık domates üretimi ile uygulamaya kondu.

Tütünde sözleşmeli üretim

Herhangi bir tarımsal ürün çeşidinin tümünün sözleşme ile üretilmesi ise AKP’li yılların başladığı 2002’de tütün üretimini yok etmek için çıkartılan ‘Tütün Yasası’ ile yürürlüğe kondu. Sözleşme ile şirketlere bağlanan köylü, artık bilinen anlamda köylü değil, işvereni tüccarlar ve tarım tekelleri olan, maraba haline dönüştürülürken, tütün ithalata bağlanıp ekim alanları adeta ortadan kaldırıldı. Dünya tarım tekelleri sanayi bitkileri, ticari süreçler ve sözleşmeli çiftçilik uygulamasıyla tarım üretiminin her aşamasını kontrol etmekte. Türiye’de ise neo liberal politikaların hayata geçirilmesiyle birlikte tarım üretimlerindeki tüm süreçler tarım tekellerinin planlarına eklenerek, halkların gıda ihtiyacı ithalat yoluyla karşılanmaya başlandı.

Torba içinde her şey var!

Tarımda küçük ölçekli üretim sermaye birikiminin önünde bir engel olarak kabul edilmekte. Sözleşmeli tarım modeli ile üretim sürecindeki kontrol tümüyle sermayeye geçerken, sürekli zarar eden küçük çiftçi sözleşmeli tarıma razı ediliyor. Böylece tekelleşme pratik yolla sağlanmış oluyor. Şirketler çiftçi ile bir ürün için sözleşme yaparak, üreticiyi kendi uzmanlarıyla denetleyip, başlangıçta belirlenen fiyat üzerinden ürünü satın alacak. Çiftçiye üretimden önce ve sonra olmak üzere iki bölümde ödeme yapılacak. Ekim öncesi yapılacak ödeme ise ayni olacak ve bakanlık veya şirket istediği tohumu, gübreyi üreticiye destek adı altında verecek. Üretim sonunda ise nakti verilecek olan ödemeden ayni olarak verilen her neyse (tohum vd.) onun parası kesilecek. Yasa meclise torba içinde sunularak, aynı zamanda çay, toprak koruma ve ‘arazi kullanımı’ ile su ve mera kanununlarında da değişikliğe gidilecek.

Hedef şirketlerin egemenliği

Üretim sürecinde çiftçinin bakanlıktan onay alarak ne ekeceğinin belirlenecek olması, bakanlığın şirketlerin kolaylaştırıcılığı rolü ile çiftçileri sözleşmeli tarıma doğru bir zorunluluk içine itecek. Bakanlık bu uygulamayla gıda güvenliğini sağlama iddiasında bulunurken bu iddia halkın gıda ihtiyacını garanti altına almayı içermiyor. Buğday üretimi hiç yapılmayan Venezüella’da buğday üretme ve meyve ile sebze yetiştirileceği iddia edilen Sudan’da arazi kiralama yoluna giden iktidarın gıda güvenliğinden anladığı şey insanlığın, ulusların, halkların gıda egemenliğini tamamen yok ederek, egemenliği şirketlerin eline vermek.

Çay kanun taslağı

AKP iktidarının hazırladığı Çay Kanunu mecliste yeni hazırlanan torba içinde gelmeyi bekliyor. Hazırlanan Çay Kanunu’na göre çay sektöründe faaliyet gösteren işletmeler A, B ve C grubu işletmeler olarak gruplandırılarak çay üretiminin her aşamasının tekellerin kontrolüne verileceği kanunda gizlenmiyor. Sunulan teklifte, A veya B lisanslı işletmeler, ihtiyaç duydukları yaş çayı ‘sözleşmeli üretim ile temin edecekler’, her pazarlama yılı için sözleşmeli olarak temin edilmesi gereken ‘asgari yaş çay miktarı’ Bakanlık tarafından belirlenecek ve ayrıca ‘çay yetiştirilecek alanları’ ise Tarım ve Orman Bakanlığı tespit edecek.

Her şey şirketler için!

Tarımsal ürünleri işleme, ticaret, lojistik, tarımsal girdi (tohum, gübre, ilaç vd.), tarım makinalarını ve işlenmiş gıda üretim ve satışını tamamen ele geçiren tekeller, küçük çiftçiliği bitirme veya çiftçiyi kiralık işçi konuma sürüklemekte. Dünyada tarımın her noktası bir avuç tekelcinin elinde ve halkların gıda egemenliğini yok ederek tüm insanlığı köleleştirme peşindeler. Tarımsal üretimler üzerinden elde edilmek istenen sermaye birikim süreçlerinde en temel ihtiyaçlardan biri ise geniş bütünleşik tarım arazileridir. Bu bütünleştirme ya da toplulaştırma, yıkım politikaları ve çıkarılan yasalarla yasal zorunluluk haline getirilmişti.

Arazi kullanımı

Avrupa’da 1960’larda uygulanan Mansholt Planı ile tarım topraklarının tekellerin elinde toplanması sağlanmış ve bugün Avrupa’da tüm tarımsal destekler tarım şirketlerine verilirken, küçük üreticiler neredeyse ortadan kaldırıldı. Türkiye’de ve Avrupa’da verilen tarım destekleri karşılaştırılırken desteklerin kimlere ve ne amaçla verildiğinin tartışma dışı tutulması dikkat çekici. Küçük çiftçiliğin kökü kazınıp şirketlerin at koşturması planlanırken, tarımda bütünleşik arazilerin oluşturulmasıyla birlikte ve arazi kullanımı yasasında değişikliğe gidilecek. Bu adımlarla mono kültürel yani sadece şirketlerce belirlenmiş bir iki ürünün ekimine yol açılarak, halkların ihtiyaç duyduğu gıda ürününe ancak farklı bölgelerde ve ülkelerde üretilen ürünü şirketlerin kapısını çalarak elde edebileceği bir düzenin kaldırım taşları döşeniyor.

‘Şirket köyler oluşacak’

Eski Tarım Bakanı Mehdi Eker 2015 yılında, tarımsal üretimde 2013 yılında 17 milyar dolar kayıp yaşandığını ifade ederek, tarım arazilerinin toplulaştırılması kanununa bu yaklaşımın temel oluşturduğunu söylüyordu. Bakan, “Ya şirket köyler oluşacak ve toprak sahipleri şirketlere ortak olacak ya da toprak sahipleri toprağı bir bilene devredecek” diyordu. 2014 yılında çıkan 5403 sayılı ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununu ve uygulama yönetmelikleri’ gereğince miras kalan tarla paylaşımında; mirasa konu tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin mülkiyetinin tamamının devredilmesi hedeflenirken, sözleşmeli tarımla bu sürecin hızlanacağını görmemiz gerekiyor.

Miras hukuku değişti

Miras hukukunda yapılan değişiklik ile 10 dekardan küçük bahçeler üretim alanı olmaktan çıkarılıp (Çaylıklar, zeytinlikler vd.), tarımsal desteklerden faydalanmalarının önünün kesilmeye hazırlanıldığı günümüzde, çay bahçelerinde ve zeytinliklerde bu nedenle üretim yapılamaz hale gelecek ya da ‘toplulaştırma’ ile araziler belli ellerde toplanacak. Öncelikli olarak çay, fındık ve zeytin bahçe toplulaştırılıp küçük çiftçilik bertaraf edilerek bu alanların gerektiğinde farklı amaçla kullanımı da yasal anlamda sağlanmış olacak. Diğer taraftan 3 dekardan küçük sera üretimleri de desteklerden yararlanamayacak.

Araziler ölçeklendirildi

Tüm il ve ilçelerde değişiklik gösteren ölçeklerde tarım arazilerinin kaç dekardan küçük olamayacakları net rakamlarla belirlenerek dört kategoriye ayrıldı. Sulak arazi, susuz arazi, dikili arazi ve seralar. Ortalama sulak arazi için 90 dekar, susuz arazi için 200 dekar, bahçeler için 10 dekar ve seralar için 3 dekar ölçeklerden küçük ölçekli olanların desteklerden yararlanamayacağı bir koşul haline getirildi. Bir yurttaşın örneğin sulak olmayan 350 dekar arazisi var ve bu araziyi 2 çocuğu arasında pay etmek istiyorsa bu gerçekleşemeyecek. Çünkü 175 dekar arazi belirlenen 200 dekar araziden daha küçük! Bu durumda arazi üzerinde anlaşma yapılıp bir kişinin üretime devam etme koşulu oluşmazsa araziyi Valilikler veya Kaymakamlıklar satışa çıkarabilecek.

#Tarımda #tek #adam #tekelleşme #modeli

Karaköy’de Ermeni kilisesinde yangın çıktı

Karaköy’deki Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı

Karaköy’deki Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nde yangın çıktı. Yangının nedeni henüz belirlenemedi. Yangına çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye sevk edildi.

İtfaiye ekiplerinin müdahalesi sürüyor.

Kaynak: DHA

#Karaköyde #Ermeni #kilisesinde #yangın #çıktı

Yunanistan’ın teslim ettiği gazeteci tutuklandı

Yunanistan’ın Türkiye’ye teslim ettiği gazeteci Murat Verim tutuklandı

Mêrdîn’de “Örgüte yardım” iddiasıyla hakkında 4 yıl hapis cezası verilen gazeteci Murat Verim, gittiği Yunanistan’da gözaltına alındı. Geçtiğimiz gün yaşanan olayın ardından Verim, sınır dışı edilerek Türkiye’ye geri gönderildi. Türkiye sınırında tekrar gözaltına alınan Verim, hakkında kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle tutuklanarak Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu.

Verim’in hakkında açılan 2 ayrı dava nedeniyle de yargılaması devam ediyor.

Kaynak: MA

#Yunanistanın #teslim #ettiği #gazeteci #tutuklandı

Yönetmen Tekin’in otobüs çekmesi ‘delil’ sayıldı

Keşif yaptığı iddiasıyla tutuklanan Belgesel yönetmeni ve akademisyen Sibel Tekin’in dosyasına aleyhte delil olarak sunulan görüntülerde Tekin’in 1 dakika boyunca otobüs ve dolmuşları çektiği görüldü

Belgesel yönetmeni ve akademisyen Sibel Tekin, kalıcı yaz saati uygulaması için belgesel çekimi görüntüleri gerekçe gösterilerek 17 Aralık’ta tutuklandı. Avukatları, “keşif yaptığı” iddiasıyla “örgüt üyeliği” ile suçlanan Tekin’in “Karanlıkta Başlayan Hayat” adlı belgeseli için çekim yaptığı esnada taksi durağının güvenlik kameralarına yansıyan ve dosyaya aleyhte delil olarak sunulan görüntüleri kamuoyu ile paylaşıldı.

Dosyaya aleyhte delil olarak sunulan görüntülerde Tekin’in 15 Aralık 2022 tarihinde taksi durağının önüne gelerek otobüsleri ve dolmuşları çektiği, 1 dakika çekim yapmasının ardından duraktan ayrıldığı görülüyor.

Kaynak: MA

#Yönetmen #Tekinin #otobüs #çekmesi #delil #sayıldı

Sere Salê etkinliğinde gözaltına alınan sanatçılar serbest

Darıca’da Sere Salê etkinliği kapsamında yapılan etkinlikte Kürtçe şarkı söyledikleri gerekçesiyle gözaltına alınan sanatçılar serbest bırakıldı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Kocaeli’nde Sere Salê etkinliği kapsamında Darıca’da bulunan Yakamoz Düğün Salonu’nda dün akşam etkinlik düzenledi. Burada etkinliğe katılan yurttaşlara, polis tarafından Genel Bilgi Toplama (GBT) yapıldı. Etkinlikte polis görüntü ve fotoğraf çekerken, etkinlik sonunda şarkı söylemek için İstanbul’dan davet edilen Koma Hevra sanatçıları Gencay Malkoç ve Yusuf Keleş, Kürtçe şarkı söyledikleri için “örgüt propagandası” yapmak iddiasıyla gözaltına alındı.

Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Kürt sanatçılar, bir günlük gözaltı süresinden sonra ifade işlemleri tamamlanarak serbest bırakıldı.

KOCAELİ

#Sere #Salê #etkinliğinde #gözaltına #alınan #sanatçılar #serbest

Mersin Kadın Platformu’ndan ‘Anayasa değişikliği teklifine hayır!’ eylemi

Anayasa değişikliği teklifine tepki gösteren Mersin’deki kadınlar, ‘Anayasa değişikliği teklifine hayır! Eşit, özgür ve laik bir ülkede yaşamak istiyoruz’ dedi

Mersin Kadın Platformu, Pozcu Koton önünde Anayasa değişikliği teklifine dair basın açıklaması yaptı. Platform adına basın açıklamasını okuyan Elmas Kara, “Anayasa değişikliği teklifine hayır! Eşit, özgür ve laik bir ülkede yaşamak istiyoruz! AKP iktidarı Anayasa değişikliği teklifi ile yıllardır sürdürdüğü kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı politikaları ve dinci gericiliği tırmandırıyor. Bu anayasa değişikliği anayasanın laiklik ilkesine ve eşitlik ilkesine aykırıdır. Kazanılmış haklarımıza saldırıdır” dedi.

Önce baş örtüsü ile başlayan daha sonra Anayasa değişikliği tartışmalarına evrilen süreçle bir kez daha bedenlerinin ve hayatlarını pazarlık konusu haline getirildiğini belirten Kara, “Bu değişikliğe de bu değişikliğin müzakere edilmesine de hayır! Anayasa değişikliğini ‘aile ve evlilik kurumunun her türlü tehlike, tehdit, saldırı, çürüme ve sapkın akımların dayatmalarına karşı korumakla’ gerekçelendiren AKP iktidarı nefret söylemini derinleştiriyor, LGBTİ+ları açık hedef haline getiriyor. Bu değişiklik ile evlilik birliği kadınla erkek arasında tanımlanarak LGBTİ+ların varoluşu da yok sayılıyor. Ayrımcılığa neden olan, eşitlik ilkesini yok sayan bu değişiklik teklifine, bu teklifin müzakere edilmesine hayır! Anayasa değişikliği teklifi ile kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını tırmandıran AKP iktidarını ve anayasa değişikliğini masalarına koyanları uyarıyoruz! Yaşamlarımız ve bedenlerimiz üzerinden pazarlık yapmanıza izin vermeyeceğiz. Eşit, özgür ve lâik bir yaşam için mücadeleyi büyüteceğiz” şeklinde konuştu.

MERSİN

#Mersin #Kadın #Platformundan #Anayasa #değişikliği #teklifine #hayır #eylemi

Erdoğan seçim tarihini bu kez net olarak telafuz etti, yeni seçim ‘müjdeleri’ verdi

Kabine toplantısının ardından açıklama yapan Erdoğan seçim tarihinin 14 Mayıs olduğunu duyurdu ve yeni seçim ‘müjdeleri’ verdi. Erdoğan ayrıca İsveç’e NATO üyeliği ile ilgili ‘destek beklemesin’ dedi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamalarda seçim tarihini duyurdu. “14 Mayıs 2023 Pazar gününün her bakımdan seçim için en uygun tarih olduğunu gördük” diyen Erdoğan, seçim kararının 5’te 3 çoğunlukla Meclis’te alınamaması durumunda, yetkisini kullanacağını belirtti.

Konuşmasında İsveç’te Kuran-ı Kerim yakılmasına tepki gösteren Erdoğan, İsveç’e NATO’ya katılım için destek kapısını kapattı ve “Böyle bir kepazeliğin yaşanmasına sebebiyet verenlerin NATO’ya üyelik başvuruları konusunda artık bizden herhangi bir destek bekleyemeyecekleri açıktır” dedi.

Beştepe’de yapılan toplantının ardından açıklama yapan Erdoğan yine yeni seçim ‘müjdeleri’ açıkladı. Yeni borç düzenlemeleri hakkında “müjde” veren Erdoğan, kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçların cezalarının kaldırıldığını açıkladı. Vergi, ceza, faiz gibi başlıklarda da 2 bin lirayı aşmayan borçların da kaldırıldığını duyuran Erdoğan, 2 buçuk milyon sürücünün ceza puanlarının silindiğini, 10 bine yakın ehliyetin de geri verileceğini açıkladı. Erdoğan düzenlemenin ‘alkol, uyuşturucu, ölümlü ve yaralanmalı kaza, dirft ve aday sürücülük halleri dışındaki’ geçerli olacağını söyledi.

Paris’te bile yok ha!

Erdoğan’ın konuşmasında ayrıca Dün İstanbul Kağıthane’de Havalimanı’na ulaşımı sağlayacak metro açılışına katıldığını hatırlatarak şöyle dedi: “Paris’te bile yok ha! Paris’teki metronun çatısı akıyor. Paris’e gitmeyenler neyin nerede ne olduğundan haberi yok. Belki onlar bu köprülerden geçmiyordur ha o da olabilir. Biz yaptığımız için geçmeyebilirler. Şanlıurfa Adıyaman arasında Nissibi Köprüsü var Bay Kemal, biliyor musun? Oradan da bir geçiver.”

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #seçim #tarihini #kez #net #olarak #telafuz #etti #yeni #seçim #müjdeleri #verdi