Ana Sayfa Blog Sayfa 1041

‘Kürtçe seçmeli ders değil eğitim dili olmalı’

Anadilin önemine dikkat çeken eğitimciler, anadilin seçmeli verilmesine karşı olduklarını, anadilde eğitim verilmesi gerektiğini belirtti

Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı okullarda 2023-2024 eğitim ve öğretim yılında okutulacak seçmeli ders tercihi 2 Ocak’ta başladı, 20 Ocak’ta ise sona erdi. Tercih süreciyle birlikte anadilin seçmeli ders olarak verilmesi tartışmaları yeniden başladı. Anadilleri Kürtçenin Kurmancî ve Zazakî lehçesi olan milyonlarca Kürt çocuğunun eğitimlerine “Türkçe başlayıp”, sadece öğrenim hayatlarının sınırlı bir döneminde az sayıda dersle anadillerini seçmek zorunda bırakılması ise tepkilere neden oldu. Geçen dönem öğretmen atamalarında 3 Kürtçe öğretmeni ataması ve Kürtçe seçmeli ders seçiminde “öğretmen” eksikliği nedeniyle sınıflar açılmazken, eğitimciler ise anadilin seçmeli ders olarak öğretilmesine karşı olduklarını, eğitimin anadilde olması gerektiğini ifade ediyor.

Kürtçe eğitim dili olmalı

Eğitim Sen 1 No’lu Şube Eşbaşkanı Zülküf Güneş, seçmeli ders tercih süreciyle birlikte idarecilerin, veli ve öğrencileri dini ders seçmesi noktasında yönlendirdiklerini ifade ederek, anadilin tüm öğrenim boyunca yapılmasını ve kamusal alanda kullanılmasını savunduklarını, bunun için mücadele ettiklerini söyledi.

2 bin mezun 120 atama

Kürtçeye yönelik politikalar nedeniyle Kürtçe seçmeli ders seçiminde öğrencilerin kriminalize edilme korkusu yaşadıklarına değinen Güneş, idarecilerin Kürtçe sınıf açmak konusunda isteksizliği, öğrenim için materyal eksikliği, öğretmen açığı nedeniyle birçok okulda Kürtçe seçmeli dersi seçmelerine rağmen bu dersin verilmediğini söyledi. Güneş, Kürtçe seçmeli dersin verilmesine başlanmasına dair yasal düzenlemenin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen 2 binin üzerinden Kürtçe öğretmeni mezun olduğunu, ancak bu sürede sadece 120 öğretmen atamasının yapıldığını aktardı.

Kürtçe konuşan çocuğa Kürtçe’yi seçtirmek

Güneş, iktidarın daha önce de Kürtçe seçmeli dersi Kürt seçmene ulaşmak için bir seçim propagandası olarak kullandığını ve önümüzde bir seçim olduğuna ve bu durumu seçim propagandası olarak kullandığını söyledi. Anadilin seçmeli ders olarak seçtirilmesinin saçma bir durum olduğunu dile getiren Güneş, “Bugün bir Fransız çocuğuna Fransızcayı nasıl seçmeli ders olarak nasıl seçtiremiyorsak, anadili Kürtçe, Ermenice, Arapça olan bir çocuğa da anadilini seçmeli ders olarak seçtirip, bu şekilde eğitim görmesini kabul edemeyiz” diye belirtti.
Güneş, eğitimciler olarak Kürtçenin eğitim dili, resmi dil olması için sivil toplum örgütlerinin verdiği mücadelenin her zaman içinde olacaklarını sözlerine ekledi.

Farklılıkları erittiler

Milyonlarca çocuğun her eğitim öğretim yılında anadilinde eğitim görme hakkından mahrum bırakıldığını belirten Eğitim Sen 1 Nolu Şube Eşbaşkanı Emine Akşahin ise, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iktidarların sadece tek dil tek inanç ve tek kimlik üzerinden uyguladıkları politikalar nedeniyle farklı dillerin tek potada erittiğini söyledi.
Anadilleriyle büyüyen çocukların okulla başlamalarıyla anadillerini kapının dışında bırakmak zorunda kaldığını, bunun çocuklarda travmalara neden olduğunun altını çizen Akşahin, “Türkiye’de yıllarca Türkçe dışında ki bütün diller yok sayılmış. Yıllarca Türkçe dışında ki bütün diller toplumun dışında itilmiş, yasaklanmış, ötekileştirilmiş, aşağılanmış. Biz bunun önüne geçmek istiyoruz. Kürtlerin, Lazların, Ermenilerin kendi dillerinde eğitim görmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

‘Sömürülen toplumun kendisidir

Eğitim süreciyle birlikte öğrencinin karşılaştığı soruna işaret eden Akşahin, 6 yaşında okula gittiğinizde dilinizin yasaklandığını, dilinizin arka planlara atıldığını söyledi.
Bu bağlamda sömürülen sadece dil değil, toplumun kendisi olduğuna vurgu yapan Akşahin. Dili yasaklanan toplum zaten sömürülen bir toplumdur.

Dil hepimizin ortak sorunudur

Yakın zamanda Kürtçe tiyatro ve konserlerin yasaklanmasına işaret eden Akşahin, dönem dönem Kürtçenin tamamen yasaklandığını hatırlatarak, şunları dile getirdi: “Çocuklarımız kendi anadillerini severek benimseyerek üzerine katarak büyümemeliler. Böyle olursa toplumsal barış sekteye uğrayacaktır. Biz anadilin mücadelesini her alanda vermeye devam edeceğiz.”

Kaynak: MA

#Kürtçe #seçmeli #ders #değil #eğitim #dili #olmalı

Mêrdîn saldırısının detayları ortaya çıkıyor: Şüpheliler çelişkili ifadelerde bulundu

Mêrdîn’de 5 kişinin öldürüldüğü saldırıya dair gözaltına alınan şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktı; Lastiğiniz patladı diyerek arabayı durdurduk

Mêrdîn’de Nisêbîn (Nusaybin) ve Qoser (Kızıltepe) ilçeleri arasındaki Qesra Serçixan (Durakbaşı) mevkiinde 19 Ocak günü gece 00.30 civarında Irak plakalı bir araca gerçekleştirilen saldırıda başlarına aldıkları kurşunlarla Federe Kurdistan Bölgesi nüfusuna kayıtlı 5 kişi hayatını kaybetti.

Saldırının ardından başlatılan soruşturma kapsamında 6 kişi gözaltına alınırken, 2 kişi serbest bırakıldı.

Saldırının neden yapıldığına dair şu ana kadar netleşen bir durum olmadı. Saldırganların amacının her ne kadar “soygun” olduğu bizzat Mardin Cumhuriyet Savcısı Ekrem Yıldız tarafından dile getirilse de amaçlarının bu olduğuna dair bir ize rastlanmadı.

MA’dan Ahmet Kanbal’ın ulaştığı ifadelere göre de olayı gerçekleştiren faillerin savunmalarında çelişkiler dolu.

Gözaltına alınanlardan sadece bir tanesi saldırıyı kendilerinin yaptığını kabul ederken, tetiği çeken kişi olduğu belirtilen isim de, saldırı ile alakaları olmadığını dile getirdi.

2 kişi olayla ilgisinin olmadığını söyledi

Şüphelilierin ifadelerine göre; gözaltına alınan Ö.M. olay saatinde evinde olduğunu ve uyuduğunu dile getirdi. Sabah saat 04.00 sularında babasının kendisini aradığını ve “Oğlum seni Jandarma arıyor” dediğini dile getiren Ö.M., bunun üzerine kendisinin jandarmayı arayarak, neden kendisini aradıklarını söylediğini belirtti. Jandarmanın istemesi üzerine konum gönderdiğini kaydeden Ö.M., ardından jandarmaların bulunduğu yere gelerek kendisini gözaltına aldıklarını anlattı.

Şüpheli olarak gözaltına alınan ancak daha sonra serbest bırakılan A.Y. de, ifadesinde olayla alakası olmadığını, aracın kendisine ait olduğunu, ancak bir süre önce kardeşine verdiğini, kardeşinin de tanımadığı kişilere kiraya verdiğini söyledi.

İfadeler çelişkili

Dosyada “asıl şüpheliler” olarak gözaltına alınan F.A ile A.K.’nin beyanları da, bir biriyle örtüşmezken, beyanlara göre, saldırıda kullanıldığı iddia edilen aracı olay gecesi A.K. kullandı. 5 kişiyi öldüren tetiği çeken ismin ise F.A. olduğu üzerinde duruldu.

‘Paraları alıp kaçacağız’

Şüpheli A.K. ifadesinde, saldırıyı F.A. ile birlikte kendisinin gerçekleştirdikleri yönünde beyan verirken, saldırıyı F.A.’nın planladığını öne sürdü. A.K. ifadesinde “F.A., ‘sana olan borcumu ödeyeceğim. Sen bir şeye karışma, sadece yanımda bulun’ dedi. Birlikte Aydınlar Tesislerinin olduğu yere doğru gittik. Kendisi Irak’ta çalıştığı için Irak’tan gelen lüks araçtaki şahısların paralı geldiğini, Aydınlar Tesislerinde bekleyeceklerini, gelen lüks arabaları takip edeceklerini, araçlar Aydınlar Tesislerinden ayrıldığında, araçları takip edeceklerini, şahısların üzerinde bulunan paraları alıp, kaçacaklarını söyledi” ifadelerini kullandı. Ardından kendilerinin tesiste beklediğini ve siyah cipin tesisten çıkmasının ardından takip ettiklerini söyleyen A.K., yerleşim yerinin olmadığı bir yere vardıklarında araca yanaştıklarını anlatarak, “F.A. camı açarak ‘lastiğin patlamış’ diye bağırdı. Şahıslar bunun üzerine durdular. F.A. üzerinde bulunan silahla siyah cipe gitti. Ben F.A.’ya ilk silahı verdiğimde silahı tam dolduruşa getirmişti. F.A., araçtan inip, siyah cipin yanına gittikten sonra silah sesleri geldi. Önce iki el silah sesi duydum, daha sonra çığlık sesleri geldi” ifadelerini kullandı.

Gasp niyetim yoktu dedi

Kendisinin araçtaki kadınları hiç görmediğini, sadece öldürülen 2 erkeği gördüğünü belirten A.K., ifadesinin devamında erkeklerden birinin bedenini yol kenarına çektiğini belirterek, ardından olay yerinden uzaklaştıklarını söyledi. Araçtan sadece küçük bir çanta ve elbise aldıklarını ifadesinde belirten A.K., çantada para olmadığını dile getirdi. Ardından önce Qoser (Kızıltepe) ardından Artuklu ve Mîdyad ilçelerine gittiklerini, oradan da Nisêbîn’e geçtiklerini dile getiren A.K., “Benim gasp yapmak, adam öldürmek gibi bir niyetim yoktu” savunması yaptı.

Faillerden biri Irak’ta çalışıyor

Ancak A.K.’nin ifadesine rağmen F.A., olayla alakası olmadığı yönünde ifade verdi. Öldürülenlerin yaşadığı Duhok’ta yine öldürülenlerin ikamet ettiği Avru City isimli bir sitede çalıştığı ortaya çıkan F.A., tesislere şanzıman ısınmasından kaynaklı girdiklerini, tesislere girip, çıkan araçların dikkatini çekmediğini söyledi. Araçlarıyla önce Qoser ardından Artuklu ve Midyat ilçelerine giderek, Beyazsu üzerinden Nisêbîn’e döndüklerini anlatan F.A., saldırıyla ilgisi olmadığını belirtti.

Olayla alakam yok dedi

F.A., sorgusunda “Öldürülen Irak uyruklu Duhok şehrinde yaşayan şahıslar sizin çalıştığınız özel sitenin içinde ikamet ediyorlar, bu şahısları tanıyor musunuz” sorusuna, “Ben ölen şahısları tanımıyorum, kim olduklarını da bilmiyorum. Benim çalıştığım özel sitede ikamet edip, etmediklerini de bilmiyorum. Bu sitede 4 bin 500 daire vardır. Benim meydana gelen öldürme olayıyla ilgili bir alakam yoktur” cevabını verdi.

Mêrdîn

#Mêrdîn #saldırısının #detayları #ortaya #çıkıyor #Şüpheliler #çelişkili #ifadelerde #bulundu

Emniyet bir yıldır savcıyı oyalıyor

Adana’da 20 Mart 2022’de Furkan Vakfı üyelerine yönelik polis saldırısına uğrayan Alişan İnci ve Yusuf Işık’ın yaptığı başvuruya yaklaşık bir yıldır herhangi bir cevap verilmiş değil

AKP döneminde yargıda yaşanan hukuksuzluklara her gün yenisi ekleniyor. Adana’da 20 Mart 2022’de yürüyüş düzenlemek isteyen Furkan Vakfı üyelerine dönük polis saldırısında, avukatlar Alişan İnci ve Yusuf Işık da darp edilmişti.
Avukatların kendilerini darp eden polisler hakkında “yerine getirdiği görev nedeniyle kamu görevlisini yaralama” suçundan yaptığı suç duyurusunun üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen henüz ilgili polisler hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmadı.

Savcıya yanıt yok

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Hamdullah Yağız Kesen’in haberine göre, İnci ve Işık, savcılığa verdikleri ifadelerde, avukat olmalarını söylemelerine rağmen polis şiddetine maruz kaldıklarını ifade etti. Avukatlar, ayrıca darp raporunu da suç duyurusu dilekçelerinde savcılığa sundu.
Savcı, 11 Nisan’da Adana İl Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda, şüphelilere dair bilgi istedi. Savcılık yazısında, ayrıca şüpheli polislerin kimlikleri tespit edildikten sonra savunmalarının alınmasını istedi. Ancak emniyetin 9 ayı aşkın bir süredir savcıya yanıt vermediği öğrenildi.

Ne olmuştu?

Adana’da 20 Mart 2022 tarihinde yürüyüş düzenlemek isteyen Furkan Vakfı üyeleri, polisler tarafından şiddete maruz kalmıştı. Polis şiddetine maruz kalan kişiler, polis müdürleri ve saldırı sırasında görev yapan polisler hakkında “işkence”, “öldürmeye teşebbüs nitelikli kasten yaralama” ve “toplantı ve gösteri yürüyüşünün engellenmesi” suçlamalarıyla Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunmuştu. Suç duyurusunun akıbeti bilinmezken, polis şiddetini sanal medya hesaplarından paylaşan 25 kişi hakkında soruşturma açılmıştı. Soruşturmaya, “terörle mücadelede görev almış kişilerin kimliklerinin açıklanması veya hedef gösterilmesi” gerekçe yapılmıştı. Aynı saldırıda 2 avukat da polis şiddetine maruz kalmıştı.

ADANA

#Emniyet #bir #yıldır #savcıyı #oyalıyor

Yurttaşları ‘yardım’ diyerek gizlice İYİ Parti’ye üye yaptılar

İYİ Parti Silopiya’da, ‘gıda yardımı’ adı altında kimlik fotokopilerini aldığı onlarca kadını habersiz bir şekilde partiye üye yaptı

Türkiye seçim sürecine yavaş yaaş girereken siyasi partiler de çalışmalarını hızlandırdı. Öte yandan habersiz partilere üye yapılma skandalları da ortaya çıkmaya devam ediyor.

MA’dan Zeynep Durgut’un haberine göre Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesinde de İYİ Parti İlçe Teşkilatı’nın, Karşıyaka ve Şehit Harun Boy mahallelerinde yürüttüğü çalışmalar esnasında “gıda yardımı” adı altında kimlik fotokopilerini aldığı onlarca kadını partiye üye yaptığı belirtildi.

Yardım denildi üye oldular

“Yardımda bulunacağız” denilerek, kimlik fotokopileri alındıktan sonra E-Devlet üzerinden durumun farkına varan kadınlardan biri de Karşıyaka Mahallesi’nde oturan Güler Başak. Mahallelerinden onlarca kadının bu şekilde İYİ Parti’ye üyeliklerinin yapıldığını söyleyen Başak, “Evimize gelerek, kimlik fotokopimizi istediler ve bunun karşılığında gıda yardımı yapacaklarını söylediler. Kimlik fotokopimi verdim evden ayrıldılar. Ancak komşular gelen kişilerin yardımla alakalarının olmadığını ve aldıkları fotokopilerle partilerine üye topladıklarını belirtti. Gelenler, ‘6 parti’ olduklarını söylediler. Komşularımız gelen şahısların bizim partiden olmadıklarını söyledi. Bu durumdan haberim olduktan sonra çocuklarımı parti binalarına gönderip kimlik fotokopimi aldırdım” dedi.

Bütün kenti dolaşıyorlar

Yaşanılanlara tepki gösteren Başak, şöyle dedi: “Bizi kullanmalarını kabul etmiyoruz. Onlarca kadına aynı şeyi söyleyip kimlik fotokopilerini almışlar. Daha sonra bunu öğrenen herkes, gidip kimlik fotokopisini aldı. Ama birçok kişiyi de üye yaptılar. Bütün kenti dolaşıyorlar. Bizim oyumuzun rengi de partimiz de bellidir.”

Üye yapmışlar

Şehit Harun Boy Mahallesi’nde oturan ancak güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen bir başka kadın da, yaşananları şöyle anlattı: “Yardımda bulunmak için geldiklerini söylediler. ‘Sizi İş-kur üzerinden meslek sahibi yapacağız ve ayrıca gıda yardımında bulunacağız’ dediler. Yıllardır buradayız bugüne kadar kimse bize bir yardımda bulunmadı. Dürüst olsunlar. ‘Gıda yardımında bulunacağız’ deyip partiye üye yapmanın neresi doğru? Silopiya’nın her yerini gezip üyeleri yapmışlar. Bu bizim başımıza geldi ama başkasının başına gelmesin. Herkes dikkat etsin.”

İYİ Parti durumu kabul etmedi

Konuya dair telefonla ulaştığımız İYİ Parti Silopiya İlçe Başkanı Hüsnü Öztürk, aileleri ziyaret ettiklerini doğrulayarak, “6’lı masa”nın önemini anlattıklarını ve çay içip ayrıldıklarını ileri sürdü.

Öztürk, kimlik fotokopileri alınan yurttaşların partiye üye yapılmasına dair soruya ise, “Biz yardım vakfı mıyız ki böyle bir şey yapalım? Kendi rızalarıyla aldık” yanıtını verdi.

ŞIRNEX

#Yurttaşları #yardım #diyerek #gizlice #İYİ #Partiye #üye #yaptılar

Devletin değişmeyen Kürt politikası

Bugün bir kez daha o kritik dönemeçteyiz ve yine bu kritik dönemin belirleyicisi konumunda olan Kürtlerdir

Tayyar Özbey

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hemen her seçim bir kader seçimi olarak görülüyor. Bugün yaklaşan seçimle birlikte aynı söylem bir kez daha güçlü bir şekilde dile getiriliyor. Peki bu tarihi önemde seçimler olurken Kürtler açısından bu seçimlerin önemi nedir?

Geçmişi biraz irdelemek istiyorum.

1921 Koçgiri isyanı, 1925 Şeyh Sait isyanı, 1926/27 Ağrı isyanı ve 1937 Dersim harekâtı sonrasında uygulanan şiddet politikaları Kürtler açısından kapanması zor yaralar açmıştı. CHP ile Kürtler arasında derin bir güvensizlik oluşurken, kurtuluş savaşında Kürtlerin verdiği o destek unutulmuş, ağır asimilasyon ve inkar politikaları başlamıştı. Çok partili sisteme geçişle birlikte Milli Şef dönemi yani tek parti döneminin bitmesi için bütün gücünü kullanarak CHP’yi alaşağı eden ve DP’yi iktidara taşıyan Kürtlerin kaderi yine değişmedi. DP’nin iktidarında Kürtler açısından değişen bir şey olmadı. Aksine devletin asimilasyon ve inkar politikası hız kesmeden devam etti. Kürtler o gün bu gündür devletin o  sert politikalarını yaşamın her alanında hissederek yaşamaya devam ediyor. DP ve Adnan Menderes’i kurtarıcı olarak görenler kısa süre sonra DP politikalarının sert yüzüyle karşılaştı. Kürtler açısından derin bir yara olan ve DP’nin Kürtlere yönelik politikasını gösteren o meşhur 49’lar davası bu dönemdedir. Musa Anter DP’nin bu politikalarını “Hatıralarım” adlı kitabında, Doğan Avcıoğlu’nun Yön dergisinde o döneme dair bir raporun yayımlandığını ve o raporun içeriğini şöyle dile getiriyor: “Celal Bayar, İkinci Kurmay Başkanı Cevdet Sunay, Turancı Devlet Bakanı Tevfik İleri, Başbakan Adnan Menderes ve Dış İşleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu toplanıyorlar. O zaman Milli Emniyet’in Kürt Sorunu şefi Ergün Gökdeniz’in -ki bu zat 1975-76 yılları arasında Mardin’e tayin edildi- hazırladığı rapor okunuyor. Raporun içeriği genel hatlarıyla şöyledir:

1- Eger Türkiye’de bin tane Kürt aydını yok edilirse Türkiye’de Kürt sorunu en az otuz yıl geriler.

2- Operasyonda seçeceğimiz Kürtlere komünist demeliyiz. Çünkü Kürtler komünistleri sevmez ve tutmazlar.

3- Bunların siyasi partilerde kuvvetli yakınları olmamalıdır vb…..

Celal Bayar ve Cevdet Sunay, “Tamam” diyorlar. Celal Bayar Dersim’deki tecrübelerine güvenerek, ”Zaten inkila (köklerini kazımak) lazımdır” diyor. Tevfik İleri “Arkadaşlar, siz beni bilirsiniz. Ben bir Kürt dostu değilim, ama böyle bir harekette bulunursak sakın Cezayir’i Kürdistan’a getirmiş olmayalım” diye soruyor. (O dönemde Fransızlar ile Cezayirliler arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor) Fatih Rüştü Zorlu, “Böyle şey olmaz. Ben şimdiden istifa ediyorum, zaten dışarda kimsenin yüzüne bakacak halimiz kalmamış. ‘Ermeni Soykırımı’dır; Rum Soykırımıdır,’ Kürt Soykırımı’dır, tarih içinde bir parça kabuk bağlamışken yeniden bu soykırımı kimseye karşı savunamayız” diyor. En son söz Adnan Menderes’e kalmış, “Peki arkadaşlar, zaten müfettiş beyin anlattığı suçlar idamlık suçlardır. Böyle ellişer ellişer tutuklar ve mahkeme kararı ile idam edersek, bini tamamlarız “demiş.

Bu rapor kabul ediliyor ve sonra elli adsız tutuklama müzekkeresi çıkarılarak Milli Emniyet’e veriliyor. Musa Anter’in de içinde olduğu bu 50 kişiden biri olan ve Ankara Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Emin Batu’nun hücrede ölmesi üzerine 49 kişi kalıyorlar. Ve 49’lar Davası olarak bilinen dava başlıyor. Bu dava içerde ve dışarda çok ses getiriyor.

CHP ve DP ardılı olan partiler Kürtlere yönelik benzer politikalarına hız kesmeden aynı şekilde devam ettiler.

Bugün Türkiye yine bir seçim arifesindedir. Ağır sorunların olduğu ve bir değişimin istendiği bu seçimde kaderi yine belirleyecek olan ve her zamanki gibi kilit pozisyonda olan Kürtlerdir. Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Refah Partisi ve AKP dahil olmak üzere bugün iktidara kim gelmişse, Kürtler bu iktidarların belirlenmesinde başat rol oynamıştır.

Her parti seçim öncesinde büyük umutlar vaad etmiş, ta ki seçim bitinceye kadar. Kürtlerin payına yine düşen hep acı, gözyaşı, çatışma ve ölüm yaşadığı yerlerde hiç eksik olmamıştır. O gün bu gündür Kürtler açısından adeta değişmeyen bir kader olmuştur.

Tansu Çiller’in “Kürt iş adamları listesi elimizdedir” açıklaması sonrasında bu kişilere yönelik faili meçhul cinayetler ile dönemin Yön dergisinde yayınlanan raporun mantığı aynı politikadır. Zaman geçse de politikada bir değişikliğin olmaması bu politikanın sürekliliği açısından dikkat çekicidir.

Bugün bir kez daha o kritik dönemeçteyiz ve yine bu kritik dönemin belirleyicisi konumunda olan Kürtlerdir. Bir kez daha kandırılacak mı yoksa kendi örgütlü yapılarıyla birleşip güçlü bir güç olarak ortaya çıkıp, göbek bağını kendileri mi kesecek? Yoksa bu göbek bağının kesimini başkasının eline mi verecek, bekleyip göreceğiz.

Bugüne kadar oy verdiği partiler politikalarıyla Kürtlere hiçbir kazanç getirmedi. Sorunların çözümünde bir adım atmadılar. Bir kez daha aynı hataya düşeceklerse başlarına gelecek her zulme razı olmak zorunda kalacaklar. Bu tercihlerini ya güçlü birlikteliklerinden yana kullanacaklar ya da bugüne kadar devam eden politikaların bir yenisine daha razı olacaklar. Tercihlerini bekleyip göreceğiz.

Yıllar geçse de Kürtlere yönelik politikada bir değişme yok. O gün Kürtlere yönelik politikayı belirleyenlerin söylediği argümanlar, gerekçeler ve söylenen sözlerle bugün söylenen kavramlar arasında büyük bir paralellik vardır. Aynı politikalar biraz daha sert bir biçimde devam ediyor.

* Erzurum İHD Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

#Devletin #değişmeyen #Kürt #politikası

Savaşın acı bilançosunu doğamız ödememeli

Türkiye ve Kurdistan doğasının yok olması pahasına, Nurettin Canikli’nin “güvenlik için” dediği 4527 bombanın kırk milyar doları aşan parayı bulmak için ülkenin her tarafını şantiye alanına çevirdiler

Doğan Kılıçkaya

Doğa, “yolun sonu göründü” diyor insanlığa. Meteoroloji “uzmanları” 2023 yılının “kurak bir yıl” olacağını söylüyorlar. Özellikle iç Anadolu hattı için tam imdat halinden bahsediliyor. Ki, son birkaç yıldır Doğa bunun haberini veriyordu. Bir zamanlar bereket ovası olarak bilinen Konya ovası çölleşmenin işaretlerini veriyordu. Ama hem devlet hem de o adına uzun uzun cafcaflı kelime ve kavramlar eklemiş olanlar çözüm ve çare aramadılar. Tam tersine Konya ovası Türkiye militarizminin deney alanı yapıldı. “Roket San” Konya ovasına inşa edildi.

Doğa savunucuları “devlet bekası” adına Konya ovasının çölleşmesine seyirci kaldılar. Hangi “beka”, “kimin bekası” demeden AKP-MHP faşizminin kuyrukçuluğu İç Anadolu’yu çölleştirdi. Şimdi Doğa, kendi bildiği yöntemle cevap veriyor. Hani “bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” misali, yeni yılın kuraklık haritasını çıkarmaya, insanlığın gıda bulma sorunlarını konuşmaya başladık. Bunları daha ilk belirtileri olarak okumak daha doğru. Asıl veriler yaz başlarken daha net ortaya çıkacak. Zaman ilerledikçe de AKP-MHP faşizminin ülkeyi çektiği savaş girdabının ne hale getirdiği daha çok görünür olacaktır.

AKP Giresun Milletvekili Nurettin Canikli Meclis kürsüsünden şaha kalkmış milliyetçi, faşist duygularıyla; “Güvenlik için çok büyük paralar harcanıyor. Bakın birkaç örnek vereyim F-16’lardan atılan akıllı mühimmatın tanesi 400 bin dolardan 1.2 milyon dolara kadar çıkıyor. En son yerli olarak geliştirdiğimiz nüfus edici bombanın maliyeti 1.2 milyon dolar. Fırtına obüslerden sık sık atılan çok namlulu roket atarlardan atılan bir mühimmatın maliyeti beş bin dolar en ufak bir operasyonda binlercesi atılıyor” diyerek haykırıyor.

Silah tekelleri de zaten bunu istiyor. Nasıl olsa Nurettin Canikli’nin milliyetçi histerilerle açıkladığı rakamları Türkiye toplumu toplayıp da düşünmüyor. Silah tekelleri kadar örgütlendirilmiş, yağcı, yalaka ve vurguncu troller de var. Onlar da silah tekelleri gibi savaşsız bir dünya istemiyor. Onlar oturdukları yerden alkış çalıp şakşakçılık yaparak tekellerden ve savaş oligarklarından nemalanarak asalakça üretmeden kolay yaşamak istiyorlar.

Recep Tayyip Erdoğan, “bunlar bir merminin kaç lira olduğunu biliyorlar mı” diye böbürleniyordu. Ama o mermiyi kime sıktığını kimse sormadı. Tıpkı Nurettin Canikli’nin anlattığı hikayede olduğu gibi “Türklük gururları” şahlanıyordu.

19 Nisan 2022 tarihinden itibaren Canikli’nin övünerek anlattığı milyon dolarlık bombalardan atılmıştı. Ama Canikli sadece kullanılan bombaların fiyatından bahsetmişti. Onlara bir de onları Kurdistan coğrafyasına atan uçakların masrafını eklemek gerekiyordu. HPG, sekiz ayda atılan 4527 kez uçaklarla, 5701 kez de helikopterle bomba atıldığını duyurdu. Sadece Canikli’nin söylediği rakamları esas alsak, kırk milyar doları aşıyor. Artı diğer giderleri de elbette eklemek gerekiyor ama onlara da çare bulmuşlar. Kurdistan illerindeki belediyelere kayyum atamayı bunun için ön görmüşlerdi. Diğer giderlerin büyük çoğunluğu Kurdistan illerindeki kayyumlar tarafından ödendiği de zamanla anlaşılacaktır.

Hep soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz; NATO’nun ikinci büyük ordusu kiminle savaşıyor? Türkiye ve Kurdistan doğasının yok olması pahasına, Nurettin Canikli’nin “güvenlik için” dediği 4527 bombanın kırk milyar doları aşan parayı bulmak için ülkenin her tarafını şantiye alanına çevirdiler. Türkiye ve Kurdistan coğrafyasının atmosferi oksijen yerine başta uranyum olmak üzere TNT, barut, fosfor vb. kimyasal bileşik kokusu saçıyor.
Toprak susuzluktan çatlıyor, biyo-çeşitlilikler her gün biraz daha azalarak yok oluyor. Silah tekelleri varlıklarına biraz daha fazla varlık katıyor. Ama onlar da yarattıkları dehşet dengesinin içinde kendilerini koruyacak yer arıyorlar. Varlıkları bile onları korumaya yetmiyor. Çünkü Doğa, kimsenin varlığına bakmıyor. O kendi iç enerji kuralına uygun hareket ediyor. Artık yaşlı bir çiftçinin nasırlı elleri gibi çatlayarak çölleşiyor. Şimdiden belli ki önümüz bir kıtlık mevsimi.

Ülkenin ormanlarını yakarak “orman vasfını yitirmiş” araziye dönüştürerek betonlaştıran, bütün dere ve akar sularımıza HES’ler ve barajlar konduran; Kaz Dağları’nda olduğu gibi tüm dağlarımızı delik deşik ederek şantiyelere dönüştüren faşist AKP zihniyeti bu büyük Doğa krizi karşısında ne yapacak? Bir daha böbürlenmeye fırsat bulabilecekler mi acaba?

Ya da biz onlara bu fırsatı bırakacak mıyız? Elbette buna hayır diyecek ve bu faşist iktidar oligarklarından bunun kapsamlı hesabını soracağız. “Hiç kimseye yaptıkları kar kalmaz” denildiği gibi güzel bir söz vardı. Tıpkı “devran dönecek, AKP halka hesap verecek” dediğiz gibi. Ama o devranı tam da şimdi döndürme zamanı. Eğer şimdi devranı döndürmezsek başka bir zamanda devran döndürmeye kimsenin mecali kalmayacaktır. Hazır daha takatten düşmemişken, hep beraber devranı döndürmemiz gerekiyor. Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Gürcüsü, Lazı hep birlikte Doğanın en büyük düşmanı, halklarımızın yoksulluğunun gerekçesi olan AKP-MHP faşist ittifakına ve onun kirli savaşına “DUR” demenin zamanı.

#Savaşın #acı #bilançosunu #doğamız #ödememeli

Efrîn’e saldırının 5’inci yılında Halep’te yürüyüş yapıldı

Türkiye’nin Efrîn’e yönelik saldırılarının 5’inci yıl dönümü dolayısıyla Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yürüyüş yapıldı

Türkiye’nin Efrîn’e yönelik saldırılarının 5’inci yıl dönümü dolayısıyla Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yürüyüş yapıldı. Şêxmeqsûd Mahallesi’nden Eşrefiyê Mahallesi’ndeki Zeytin Kavşağı’na kadar süren yürüyüşte saldırılarda yaşamını yitirenlerin resimleri taşındı.

Yürüyüş ardından Kongra Star İletişim Komitesi Üyesi Nêrgiz Bekir ile Kanaat Önderleri Meclis Komite Üyesi Şêx Elî El Hesen konuşma yaptı.

Nêrgiz Bekir, Efrîn’in Kurdistan’ın kalbi ve direnişin kalesi olduğunu belirterek, halkın güçlü bir iradeyle işgali reddettiğini vurguladı. Bekir, “Efrîn’i özgürleştirmenin silahı direniş ve mücadele hattının devamıdır. İşgale, soykırımcı saldırılara ve komplocuların planlarına karşı Kürdistan halkı birlik olmalıdır. Başûr, Bakûr, Rojava ve Rojhilat’a yönelik saldırılara ve İmralı’daki tecride karşı halk birlik ve beraberliğini inşa etmelidir. Hiç kimse devrimimizi yenemez. Savaşçılarımızın iradesiyle zaferi elde edeceğiz ve Önder Öcalan’ın felsefesinden beslenen halkı dünyaya göstereceğiz” dedi.

‘Efrîne döneceğiz!

Kanaat Önderleri Meclis Komite Üyesi Şêx Elî El Hesen ise, Efrîn halkının işgal saldırılarına karşı gösterdiği direnişe dikkat çekerek, “Efrîn işgalinin 5’inci yıl dönümü olan günlerden geçiyoruz. 18 Ocak’ı her hatırladığımızda üzülüyor ve inciniyoruz. Burada Şêxmeqsûd Mahallesi’nde direniyoruz. Şehitlerimizin kanı ve çocuklarımızın gözyaşları üzerine yemin ediyoruz ki Efrîn’e döneceğiz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Efrîne #saldırının #5inci #yılında #Halepte #yürüyüş #yapıldı

Beka paradoksu

İstiklal Mahkemelerinden Takrir-i Sükun Yasalarına, Şark Islahat Planlarına değin Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleştirilmiş birçok uygulama aynı beka kompleksinin acı sonuçları olarak görülmek durumundadır

Cem Şahin

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana beka siyaseti ve onun sonuçları üzerine bir politik tarih inşa etmiştir. Kürtler başta olmak üzere farklı dilde ve kimlikte olan her dinamik beka siyasetinin daimi olumsuz unsurları olarak görülmüş, itiraza bağlı kalkışmalara girişmedikleri sürece ülkenin tali parçaları olarak yaşamalarına izin verilmiştir. Beka siyasetini güncel politik tutumlarının dayanağı haline getirmek isteyen her iktidar oluşumu en başta kullanışlı bir düşman yaratarak kendi krizlerinin müsebbibi olarak kodlamakta, sonrasında ise bu düşmanlaştırma üzerinden ülkenin bütün ilericilerini baskı altında tutmaktadır. İktidar yapıları yönetememe krizlerinin güçlendiği dönemlerde asıl sorumlular olmalarına karşın olası sorgulamaları soğurtmak için düşman belledikleri toplumsal kesimler üzerinden krizi farklı yönlere çekmeye çalışmakta, ‘dış güçler’, ‘beka meselesi’, ‘din istismarı’ vb argümanlarla, oluşan öfkenin adresini olağanca gücüyle çarpıtmaya çabalamaktadır.

Her iktidar kendi sorumluluk alanı içinde olan şeylerin hesabını vermek durumundadır. Lakin dikkat edilirse görülecektir ki kötü sonuçlanan hiçbir toplumsal sorunun hesabı kolay kolay kabul edilmemekte, ya da çeşitli manipülatif tekniklerle yanlış bir kulvara çekilerek unutulması sağlanmaktadır. Toplumun hesap sorma bilincini çeşitli denetim mekanizmalarını devreye sokarak engellemeye çalışan iktidar yürütücüleri beka bahanesiyle en ufak hak talebini dahi polisiye önlemlerle bertaraf etmektedir. Beka kompleksi bir ülkenin toprak bütünlüğü sorunu üzerinden problemleştirilerek Türkiye halklarının ve ezilen sınıflarının yok edilmesi projesinin de meşru zemini olarak görülmüştür.

İstiklal Mahkemelerinden Takrir-i Sükun Yasalarına, Şark Islahat Planlarına değin Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleştirilmiş birçok uygulama aynı beka kompleksinin acı sonuçları olarak görülmek durumundadır. Osmanlı’dan bu yana ülke çıkarları için diğer halk kesimleri üzerinden gerçekleştirilen beka hareketleri sonucu birçok politik lider ya idam edilmiş ya da sürgün edilmek durumunda bırakılmıştır. Yakın tarihte Koçgiri İsyanı liderleri Alişer Bey ve Zarife Hanım haklı karşı çıkışlarından dolayı devlet tarafından katledilmiş, Dersim 38 İsyanı’nın bastırılması neticesinde ise Pir Seyid Rıza ve yoldaşları idam edilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşu öncesi Mustafa Suphi ve yoldaşları Kemalist diktatörlük tarafından Karadeniz’de öldürülmüş, beka siyasetinin önünde engel oluşturulacağı düşünülen herkes Cumhuriyetin kuruluşu öncesi yok edilmiştir.

Günümüzde de muhalif kesimlerin etkisiz kılınması için hala en kullanışlı aparat beka söylemidir. En çok bundan ötürü iktidar çoklu krizlerini yönetmek için beka siyasetine uygun bir dil inşa etmek durumunda kalmaktadır. Bu dili inşa edeceği mecra ise hiç şüphesiz ki medya ve diğer iletişim kanallarıdır. İktidar bu alanları kendi lehine uygun bir pozisyona evrilterek hem toplumu beka üzerinden gerçekleştireceği operasyonlara ikna ediyor, hem de yeni linç kampanyaları başlatarak beka anlayışlarına uygun olmayan herkesi hedef tahtasına oturtuyor. Ülke bekası söz konusu olduğunda devletin bütün kurumları seferber ediliyor, burjuva muhalefet dahil devletçi uygarlıktan payını alan herkes aynı söylem üzerinden konsolide edilerek kontrol altına alınıyor. İktidar yapıları kendi siyasal ömürlerinin sonuna yaklaştıklarını hissettikleri her dönemde bu planını koşulsuz işletir ve sonuç almaya çalışırlar.

Beka bahaneleri ile devreye sokulan kaos planları doğru işletilir ise iktidar cephesine olumlu geri dönüşler olarak yansımakta, kurgu edilen kaos planları üzerinden elde edilen kazanımlar iktidar kliklerine daha otoriter bir zemin sunmaktadır. Çok değil bundan yaklaşık 7 yıl önce dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu Ankara Gar patlamasından sonra ‘Oylarımız Arttı’ şeklindeki açıklamalarıyla devletin bekasının ne tür yöntemlerle kurtulacağının formülünü ifşa edivermiştir. O günden sonra kullanışlılığı çok iyi test edilmiş olacak ki beka adı altında türlü savaş ve baskı politikalarıyla yönetici sınıflar kendilerini aklamaya uygun her tutumu öncelikli hedef olarak belirlemekte bir beis görmediler.

Bugünlerde Erdoğan’ın şefliğinde yürütülen savaş stratejileri hem devletin yayılmacı politikalarına hem de açlık, yoksulluk, hayat pahalılığı ve daha birçok sosyal sorunu unutturmak ve seçime giderken elini güçlendirmek adına dört elle sarılan olanaklar haline getirilmiştir. Kendi ülke topraklarına herhangi bir tehdit oluşturmayan topraklar dahi savaş siyasetinin nesnesi kılınmış, ülke içindeki bütün ezilen kesimler savaş bahanesi ile hizaya çekilmiştir. Güvenlikçi politikaların oluşturduğu yükün halkın daha çok yoksullaşmasıyla sonuçlanacağı bilinmesine karşın kendi bekaları uğruna yoksul halklar başta olmak üzere herkesi savaşın sorgulanamaz olduğu gerçeğine ikna etmeyen çalışan mevcut iktidar, barış isteyenlerin sesini elinde geldiğince kısmaya çalışmaktan öte bir pozisyon almamakta ısrarcı gibi duruyor.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkenin çoklu dinamiklerine kapalı bir şekilde tasarlanan tekçi devlet yapılanması gelinen noktada bütün dezavantajlı grupların ezilmesi pahasına bir savaş yürütüyor. Fakat artık ülkenin barış içinde yaşamasının temel koşulu yanlış oluşturulmuş cumhuriyet yapısının demokratikleşmesinden geçmektedir. Milliyetçi, asimilasyoncu ve tekçiliğe dayanan zorba iktidarların son bulmasıyla mümkün olacak toplumsal barış düşü için daha fazla direnilen bir dönemden geçmekteyiz. Bu direnişi örgütleyecek güçler ise başta işçi sınıfı olmak üzere ülkenin ezilen bütün katmanlarıdır. Çözüm ise ezilenlerin kendi kendini yöneteceği bir dünyada ısrarcı olmaktan geçmektedir. Bundandır hem sesimizi hem de sözümüzü daha gür bir şekilde haykırmamız gereken zamanlardayız.

#Beka #paradoksu

ABD Wagner’i ‘uluslararası suç örgütü’ olarak tanıyacak

Beyaz Saray, ABD Hazine Bakanlığı’nın Rus paralı asker grubu Wagner’i ‘ciddi bir uluslararası suç örgütü’ olarak tanıyacağını açıkladı

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, Yevgeny Prigozhin liderliğindeki Rus paralı askeri grubu Wagner’i ABD Hazine Bakanlığının “ciddi bir uluslararası suç örgütü” olarak tanıyacağını duyurdu.

Kirby, Rusya Savunma Bakanlığı ile Wagner grubu arasında anlaşmazlıklar olduğunu öne sürerek, Wagner grubunun sahada merkezi bir güç haline geldiğini söyledi.

Wagner grubuna ve farklı kıtalardaki destekçilerine ek yaptırımlar uygulayacaklarını ifade eden Kirby, ayrıca, Kuzey Kore’nin geçen yıl Wagner grubuna Ukrayna’da kullanılmak üzere silah sevkiyatı yaptığını gösteren uydu fotoğrafları paylaştı. Kirby, paylaştığı fotoğraflara göre, Kuzey Kore’den silah sevkiyatının trenlerle konteynerlere doldurularak Rusya’ya ulaştırıldığını öne sürdü.

Kirby, Kuzey Kore’nin bu eylemlerini kınayarak, bu ülkeden yapılan silah transferlerinin BMGK’nin ilgili kararlarının doğrudan ihlali olduğunu kaydetti.

John Kirby, bu hususta BM’yi bilgilendirdiklerini ifade etti.

DIŞ HABERLER

#ABD #Wagneri #uluslararası #suç #örgütü #olarak #tanıyacak

Suruç Aileleri İnisiyatifi: Gerçek adalet halkın vicdanlarında sağlanacaktır

Suruç Aileleri İnisiyatifi, katliamda yaşamını yitiren 33 ‘düş yolcusu’ için 90’ıncı ayda yaptığı açıklamada, cezasızlık politikasına tepki göstererek, ‘Gerçek adalet mahkeme salonlarında değil halkın vicdanlarında sağlanacaktır’ dedi

Suruç Aileleri İnisiyatifi, Kobanê’ye gitmek için Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu yaşamını yitiren 33 “düş yolcusu” için başlattığı eylemin 90’ıncısı Kadıköy’de bulunan Halitağa Caddesi’nde gerçekleştirdi.

Katledilen 33 kişinin bulunduğu ve “Kalplerimiz adalet için atsın” yazılı pankartların açıldığı açıklamaya, katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları ile katliamdan yaralı kurtulanların yanı sıra, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) Eş Başkanı Okan Danacı, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Çiçek Otlu ve Gençlik Örgütleri katıldı.

Adalet mücadelesi

Açıklamayı okuyan SGDF MYK üyesi Sinem Çelebi katliamın aydınlatılması ve sorumluların cezalandırılması için verdikleri adalet mücadelesini, adaletsizliğe uğrayan bütün kesimler için verdiklerini söyledi. Çelebi devamla, Hrant Dink için 16 yıldır verilen adalet mücadelesine dikkat çekti. Katliama giden yolun ve ardından açılan davaların seyrinin diğer katliam dosyalarıyla aynı olduğuna dikkat çeken Çelebi, “Ortada suç işlemek için oluşturulmuş bir suç örgütü, göz göre göre gelen bir katliam ve katilleri aklayan bir mahkeme süreci.” dedi.

Kemal Kurkut davası hatırlatıldı

Gezi eylemleri sırasında katledilen Ali İsmail Korkmaz’ın katillerine basit yaralamadan verilen cezayı hatırlatan Çelebi, “Davada 2 polis memurunun tutukluğu devam ederken diğer sanıklar serbest bırakıldı” dedi. Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar’ın aylardır sürdürdüğü Adalet Nöbeti’ne den de bahseden Çelebi, suçluların değil, Şenyaşar ailesinin cezalandırıldığını söyledi. 2017 Amed Newroz’unda polis tarafından katledilen Kemal Kurkut’un failinin beraat ettiğini anımsatan Çelebi, 10 Ekim Ankara katliamı davasında ise kamu görevlilerinin cezalandırılması istemi “hizmet kusuru yok” denilerek reddedildiğini belirtti.

‘Adalet halkın vicdanlarında sağlanacaktır’

Cezasızlık politikasına vurgu yapan Çelebi, “Peş peşe görülen bu davalardan çıkan kararlardan da anlaşılacağı gibi mahkemeler davaları aydınlatmaktan ve sorumluları cezalandırmaktan uzaktır. Gerçek adalet mahkeme salonlarında değil halkın vicdanlarında sağlanacaktır” diyerek, failleri “aklayan” kararlara tepki gösterdi.

Çelebi son olarak,cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesini ve “keyfi” yaklaşımların son bulmasını istedi.

HABER MERKEZİ

#Suruç #Aileleri #İnisiyatifi #Gerçek #adalet #halkın #vicdanlarında #sağlanacaktır