Taliban yönetimi kadınlara yeni bir yasak getirerek, ülkenin Belh vilayetinde kadın hastaların erkek doktora gitmesini yasakladı
Afaganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban’ın kadınlara yönelik yasak kararları devam diyor. Daha önce kamu kurumlarında çalışmaları ve üniversitelere giriş ile tek başına seyahat etmelerine yasak getirilen kadınlar bu kez de doktor yasağı ile karşı karşıyalar.
Kadın doktor da erkek hasta bakmayacak
Ülkenin bazı bölgelerinde kadın hastalara erkek doktorların bakmasını yasakladığı ifade edildi. HaberTürk’de yer alan habere göre, Belh vilayetinde erkek doktorların kadın hasta kabul etmemeleri, kadın doktorlarının da erkek hasta kabul etmemeleri talimatı verildi. Taliban’ın Belh Vilayeti İşleri Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “kadın ve erkek sağlık çalışanlarının çalışma odalarının ayrılması gerektiği” de belirtildi.
Randevu alınacak
Açıklamada, erkek hastaların erkek doktorlara, kadın hastaların da kadın doktorlardan randevu alması gerektiği ifade edildi. Ayrıca, erkeklerin kadın hastaların bulunduğu odalara girmesinin kesinlikle yasak olduğu dile getirildi. Diğer yandan, pek çok kurumda kadınların çalışmasına kısıtlama getirilirken, kadın hastaların kadın doktor bulabilme imkanı da tartışma konusu oldu.
Öte yandan geçtiğimz günlerde de esnafa talimat gönderen Taliban yönetimi plastik kadın mankenlerin kafalarının ya kapatılmasını ya da çıkarılmasını istemişti.
Amed’in Sûr ilçesinde bulunan tarihi Keçi Burcu’nda Öcalan’ın tecridini protesto ettiği için bedeni ateşe veren Mehmet Akar’ın eylemi devletin aileler üzerinden uyguladığı özel savaş politikasının iflası olarak yorumlandı.
Selman Çiçek / Diyarbakır
HDP Diyarbakır İl Örgütü önünde 2019 yılından beri İçişleri Bakanlığı’nın bizzat organize ettiği bir eylem yapılıyor. Diyarbakır halkının hiç ilgi göstermediği sadece yandaş medyada sıkça dile getirilen bir eylem. Yandaş medyasına göre “evlat nöbeti”, “annelerin eylemi” olarak tanımlarken Amed halkına göre ise ailelerinin hassasiyetlerinin istismar edildiği bir eylem.
HDP binası işgal edildi
Eylemin amacı “PKK’ye katılan evlatlarını HDP’den istemek “olarak lanse edilse de Deniz Poyraz’ın ölümüyle sonuçlanacak kadar ileri giden “HDP’yi saldırmak, kiriminalize etmek” en temel amaç olarak gözüküyor. 2019 yılından itibaren HDP’nin Amed il binasına giren çıkanlar eylem gerekçesi ile kamera ile kayıt altına alınarak GBT kontrolü yapıldı. HDP’ye giren ve çıkan her yurttaş fiziki ve sözlü saldırıya maruz kaldı. Yasal bir partinin il binası adeta işgal edilerek kullanılamaz hale getirilirken, son olarak kaçak kat gerekçesi ile kapısına mühür vuruldu.
Deniz Poyraz katledildi
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sık sık istismar ettiği eylem Amed ile sınırlı kalmayıp diğer illere de sıçradı. Yapılan bu eylem bir hak aramaktan öte HDP’ye giren çıkanları fişleme operasyonuna dönüştü. Deniz Poyraz’ın öldüren katil Onur Gencer’in il binasını çok iyi bilmesi bunun bir sonucuydu. Poyraz’ın öldürüldüğü HDP İzmir il binası, şehrin işlek merkezlerinden Şair Eşref Bulvarı’nda bir iş merkezinin ikinci katında. Binada 80’i aşkın iş yeri var ve giriş çıkışları kontrol eden bir bina görevlisi yoktu. Ama o dönem bilgi veren HDP yöneticileri, Poyraz’ın öldürülmesinden önce il binası önünde devlet tarafından getirilen üç aile çadır kurması ardından bu olayın yaşanması Poyraz’ın öldürülme zeminin hazırlandığı yorumu yapıldı.
Provokasyon
İl binası önünde oturan ailelerden biri de YJA Star Komutanı Amara Ronahi kod adlı Gamze Laçin’di. Laçin, Metina, Zap ve Avaşin-Basyan’da TSK’nin bombardımanı sonucu hayatını kaybetti. Baba Mehmet Laçin’in il binası önünde yaptığı eyleme en büyük tepki ise anne Sevim ve kardeşi Özer Laçin’den gelmişti. Baba Laçin’in yıllardır aileden kopuk olduğu devlet tarafından kandırılıp istismar edildiğini söyledi. Her daim Gamze Laçin’in yanında olduklarını dile getiren anne ve kardeş Laçin, il binaları önünde yapılan eylemleri provokasyon olarak nitelendirmişti.
Özel savaş oyunu
Annesi HDP il binası önünde oturan YJA Star’lı Nuda Tolhildan (Ceylan Tekin) ise, ANF’ye verdiği söyleşide; devletin aileleri kandırarak İl binası önünde gerilla ailelerinin toplanmasının devletin bilinçli ve planlı bir şekilde yürütülen özel savaş oyunu olduğunu belirtmişti.
Akar’ın anlattıkları
Amed’in Sûr ilçesinde bulunan tarihi Keçi Burcu’nda 16 Ocak akşam saatlerinde bedenini ateşe veren gencin, 2019 yılında “dağa kaçırıldığı” iddia edilen ve ailesi tarafından daha sonra zorla evlendirilen 25 yaşındaki Mehmet Akar olduğu öğrenilmesi gözleri yine devletin bu özel savaş politikasına çevirdi. Akar’ın eylemi ve ardından bıraktığı not, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük uygulanan tecridi protesto etmeye yönelik olsa da eylem uygulanan özel savaş politikasının da iflası oldu.
Akar neden evden ayrıldı?
Mehmet Akar’ın annesi Hacire Akar, oğlunun “dağa kaçırıldığı” iddiasıyla 22 Ağustos 2019 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne giderek, kayıp müracaatında bulunmuştu. Yaptığı müracaat ardından HDP Amed İl Örgütü binası önünde giden anne Akar, oğlunun HDP tarafından kaçırıldığını iddia etse de Akar’ın zorla evlendirilmek istendiği ortaya çıkmıştı. 23 Ağustos 2019’da Mezopotamya Ajansı’na (MA) ulaşan Mehmet Akar, hakkındaki haberler ve ailesinin başlattığı oturma eylemini kınayarak, evden ayrılmasının sebebinin halasının torunuyla zorla evlendirilmek istendiğinden kaynaklı olduğunu belirtmişti.
Devlet erkanı düğünde
Akar, daha sonra Amed’te ailesi tarafından 19 Ekim 2019’da evlendirilmişti. Düğüne, İçişleri Bakanı Yardımcısı Muhterem İnce ve eski Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, eski Sur Kaymakamı Abdullah Çiftçi ve AKP eski İl Başkanı Süleyman Serdar Budak da katılmıştı. Hükümet yetkilileri, o dönem Mehmet Akar’a iş verdiklerini de açıklamış, ancak Akar’ın taksicilik yaparak geçimini sağladığı öğrenilmişti.
Alkan’ın izinde
Yılardır aile ve devlet kontrolünde olan Mehmet Akar’ın PKK tarihinde simgesel bir yer olan Amed surlarında bedenini ateşe vermesi, il binası önüne zorla getirilen ailelere de bir tepki olarak yorumlandı. 21 Mart 1990 yılında devletin baskılarına tepki olarak “Newroz böyle kutlanır” mesajı ile bedenini ateşe veren Zekiye Alkan’ın seçtiği mekanı seçmesi ise “Akar’ın kaçırıldı, kandırıldı” iddiasına karşılık PKK tarihi ve duygusu ile iç içe olduğunun da göstergesi olarak yorumlandı.
Tarihsel bir tepki
Akar’ın eylemi ardından Amed halkının en çok dillendirdiği yorum ise, özel savaş politikaları ile ailelerin kandırıldığı bir kez daha açığa çıktığını ve bu politikanın da artık iflas ettiği yönünde. Akar’ın eyleminin hem Öcalan’ın tecridine bir tepki hem de aileler üzerinden kurulan özel savaş politikalarına karşı tarihsel bir tepki olarak yorumlandı.
Kemal Kurkut’u katleden polis Yakup Şenocak hakkında ‘ceza verilmesine yer olmadığı’ kararına tepki gösteren ağabey Ercan Kurkut, ‘katil beraat etti, gazeteci ceza aldı’ dedi
Amed’te 2017 Newroz kutlaması sırasında üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’u katleden polis Yakup Şenocak hakkında “kasten öldürmek” suçlamasıyla açılan davada verilen beraat kararının ardından, karar Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozulmuştu. İstinaf Mahkemesi, “Kurkut’un öldürülmesinde silah kullanma koşullarının oluştuğu” değerlendirmesi yaparak, Şenocak’a verilen beraat kararının kaldırılmasını ve “ceza verilmesine yer olmadığına” dair yeni bir hüküm kurulmasını talep etmişti.
Valilik açıklamasını hatırlattı
Karar üzerine dün Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama yapıldı. Mahkeme, “Şenocak’a ceza verilmesine yer olmadığı” dair karar verdi. Çıkan karar tepkiler sürerken, bir tepki de Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut’tan geldi. Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Müjdat Can’a konuşan ağabey Kurkut, olayın yaşandığı ilk anlardan itibaren gösterilen refleks nedeniyle böylesi bir kararı öngördüklerini belirtti. Kurkut, valiliğin olay sonrası “Alana girmek isteyen bir canlı bombanın etkisiz hale getirildiği” yönünde açıklama yaptığını ancak gazeteci Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğraflar sonrası kardeşinin infaz edildiğinin açığa çıktığını hatırlattı.
Devlet Kürt öldürürseniz ceza almazsınız mesajı verdi
Yıllardır devam eden yargılama sürecinin “yorucu ve üzücü” olduğunu belirten Kurkut, “Anne her duruşmada evladının katilinin yüzüne bakmak zorunda bırakıldı” dedi. Kurkut, cezasızlık politikasına tepki göstererek, “Bu davada katil beraat etti, olayı ortaya çıkaran gazeteci ceza aldı” diye kaydetti.
“Öfkeliyiz ve endişeliyiz” diyen Kurkut, cezasızlık politikasının yeni cinayetlerin kapısını ardına kadar araladığını söyledi. Kurkut, “Yeni Kemallerin oluşmasını sağlıyor. Devlet aslında bize bu beraat kararı ile ‘kameralar önünde, kameralar arkasında nasıl isterseniz öldürebilirsiniz. Yeter ki öldürdüğünüz Kürt olsun. Hiçbir şekilde ceza almayacaksınız. Biz sonuna kadar arkanızdayız’ mesajını verdi” diyerek mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde olan Hîzan Belediyesi eski eşbaşkanı İhsan Uğur’a Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle disiplin cezası verildi
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Hîzan Belediyesi eski eşbaşkanı İhsan Uğur, 22 Kasım 2022’de tedavi amaçlı götürüldüğü Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi’nde denk geldiği bir arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için muayene edilmeden cezaevine geri götürüldüğü ve sonrasında ise disiplin cezası verildiği öğrenildi. Cezaevi idaresi Uğur hakkında başlattığı soruşturma sonucunda bir ay spor ve sohbet etkinliklerine katılmama cezası verildi.
Pazartesi günü ailesiyle açık görüşte konuşan Uğur, “Hastanede bir arkadaşıma selam verdiğim için doktora götürülmeden cezaevine geri getirildim. Kürtçe konuştuğum için hakkımda tutanak tutuldu ve disiplin soruşturması açıldı. İtiraz için yaptığım tüm hukuki girişimler sonuçsuz kaldı. Soruşturma sonucunda 1 aylık spor ve sohbet gibi etkinliklere katılamama cezası verildi.”
14 Aralık 2016’da gözaltına alınan Uğur’a Bitlis 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 12 yıl 4 ay hapis cezası verildi.
Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde disiplin cezası için mahkemeye sevk edilen tutuklular, ters kelepçeye tepki gösterdikleri için sevk ve mahkeme sırasında darp edildi
Cezaevlerinde hak ihlalleri devam ediyor. Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sertaç Kılıçarslan ve Hüseyin Osman Por, verilen “disiplin cezası” gerekçesiyle İnfaz Hakimliği’ne sevk edildi. Ailelerin telefon görüşmesinde edindiği bilgiye göre, hakimliğe götürüldükleri sırada iki kez ters kelepçeye maruz kalan tutuklular, duruma tepki göstermek amacıyla slogan attı. Slogan atan tutukluların asker ve gardiyanların saldırıya uğradı. Darp edilen tutuklular, götürüldükleri mahkeme salonunda yaptıkları savunmada kendilerine yönelik muameleyi anlatırken, bir kez daha darp edildi.
Mahkeme kayıtsız kaldı
Saldırıda mahkeme salonunda darp edilen tutuklu Sertaç Kılıçarslan’ın kolunda şiddetli ağrıların başladığı, hastaneye götürülmediği için kırık olup olmadığının bilinmediği yine Hüseyin Osman Por’un da burnunun kırıldığı, mahkemenin ise söz konusu duruma kayıtsız kaldığı öğrenildi. Cezaevinde de revire götürülmeyen tutuklular, tekli hücrelere konuldu.
‘Bu zulme dur demek istiyoruz’
Kılıçarslan’ın ablası Nesihat Kılıçarslan yaşanılanı telefon görüşünde öğrendiklerini belirterek, “Cezaevindeki zulme dur demek istiyoruz. Sonuçta onlar insan ve insan gibi muamele yapmıyorlar. Cezaevinde ayrı bir baskı ve zulüm var. Buna tahammül kalmadı. Ne onların ne biz ailelerin tahammülü kaldı. Cezaevlerinin önüne gidiyoruz olmuyor, adliyelerin önüne gidiyoruz olmuyor. Bu zulüm bitsin, insan muamelesi yapılsın istiyoruz. İnsan hakları uygulansın” dedi.
Semsûr’da, 4 yaşındaki Kobanêli H.O.’nun Servet Aslan tarafından kaçırıldığı ortaya çıkarken, Aslan gözaltına alındı
Semsûr (Adıyaman) merkezde bulunan Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde dün öğlen saatlerinde evinin önünde oynayan 4 yaşındaki H.O. adlı kız çocuğunun kaybolduğu belirtildi. Ardından incelenen kamera görüntülerinde çocuğun Servet Aslan adlı biri tarafından kaçırıldığı ortaya çıktı. Aslan , çocukla beraber gözaltına alındı. Failin Semsûr’da boyacılık yaptığı ve cezaevinden yeni çıktığı öğrenilirken, aile çocuklarını teslim almak üzere karakola gitti.
Kobanê’den göç ettiler geldiler
8 yıl önce Kobanê’den Semsûr’a yerleşen aile, kaçırılma anının yandığı kamera görüntülerini sanal medyada paylaşarak, polise başvurdu. Kamera görüntülerinde, 35-40 yaşlarında bir erkeğin sokakta oynayan H.O.’nun yanına yanaşarak önce konuştuğu çocuğu taciz ettiği, daha sonra elinden tutarak kendiyle götürdüğü görüldü.
Pazar günü yapılan Emek ve Özgürlük İttifakı mitingine katılan yurttaşlar AYM’nin HDP hesaplarına bloke koymasına tepki gösterdi
Seçim hazırlıkları hız kazanırken, partiler de saha çalışmalarına hız verdi. Pazar günü Kartal Meydanı’nda Emek ve Özgürlük İttifakı da bu amaçla bir miting düzenledi. Coşkulu geçen mitingde yurttaşların temel gündemi Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davası ve AYM tarafından HDP’nin hesaplarına bloke konulması oldu.
Her koşulda mücadele ederiz
Yurttaşlardan Özcan Çetin, HDP’nin Kürt halkını temsil ettiğini ve bu güne değin Kürt halkının hazine yardımı ile mücadele vermediğini, bundan bağımsız bir şekilde hareket ettiğini söyledi. İşçi olduğunu ve kirasını dahi ödemekte zorlandığını ancak buna rağmen HDP’ye destek vereceğini söyleyen Çetin, “Gider kredi çeker, 10 aya bölerim, yemeden içmeden ve yatmadan mücadelemi sürdürürüm. Sandıkta onları perişan ederim” dedi.
İsimlere takılmıyoruz
HDP’nin kapatılma davasına değinen Çetin, Demokrasi Partisi (DEP) geleneğinden geldiklerini ifade ederek, hiçbir zaman mücadeleden ayrılmadıklarını ve ölene kadar da ayrılmayacaklarının altını çizdi. Çetin, “HDP gider, başka bir parti gelir. Biz isimlere takılmıyoruz. Kürt halkı bu bilinciyle, yaşadığı acılarıyla, her şeyiyle sadece bunun mücadelesini veriyor. Eğer kardeşsek bir Türk’ün hakkı neyse ben de bir Kürt olarak o hakkı istiyorum ve o hakkı bir Kürt olarak kazanacağım, kazanmak zorundayım” diye konuştu.
Kürtlere ait olan her şeyi yok etmek istiyor
HDP’nin hesaplarına bloke konmasını kabul etmediklerini söyleyen Adile Azizoğlu da, ülkede yaşayan 20 milyon Kürt halkının yok edilmek istendiğini belirterek, HDP’nin kapatılma davasının bununla ilgili olduğunu söyledi. Bu tür yollarla Kürtlerin yollarının kapatılmak istendiğini vurgulayan Azizoğlu, “Çünkü biz Kürtler olarak haklarımızı, ana dilimizi istiyoruz. Ama bunun karşısında olan iktidar Kürt düşmanlığı yaptığı için bize ait olan her şeyi de yok etmek istiyor” diyerek, HDP’nin kapatılma davasına ve hazine yardımının kesilmesine karşı Kürt halkı olarak mücadele edeceklerini vurguladı.
HDP bir halk hareketidir
“Partimize tüm yüreğimizle sahip çıkacağız” diyen Azizoğlu, “Abdullah Öcalan başta olmak üzere Selahattin Demirtaş ve diğer tüm yurtsever tutsaklarımızın da özgürlüğüne kavuşmasını diliyorum. Mücadeleye devam” dedi. HDP’nin bu günlere hazine yardımıyla gelmediğine dikkat çeken Serhat Mirzeoğlu ise, “Arkasında müthiş bir halk desteğiyle var ve bundan dolayı da her zaman ayakta kalacaktır. HDP’nin kendisi bir halk hareketidir” dedi.
Hep ayakta kalacağız
Halkın baskı ve zorla yok edilemeyeceğini belirten Mirzeoğlu, “Bu iktidar varlığını Kürt karşıtlığı üzerinden var ediyor. İktidar, bugün Türkiye’de, yarın ise Suriye’de bu baskı ve savaşı biraz daha derinleştirecektir. Ama biz Kürt halkı olarak bunun bilincindeyiz ve buna taviz vermeyeceğimizi söylüyoruz” dedi. Münir Azizoğlu da, HDP’nin hazine yardımıyla değil, halkın desteğiyle ayakta durduğunu söyleyerek, “Biz kesinlikle bunu kabul etmiyoruz ve partimizin arkasındayız. Gerekirse ekmeğimizden kısacağız ve partimize vereceğiz. Parti halkın gücünü arkasına aldıkça her şeye rağmen hep ayakta kalacak ve kazanacaktır” dedi.
‘Partimizin çayını şekerini alırız’
İktidarın Kürtleri para ile terbiye etmeyi amaçladığını söyleyen Ayşe Aksoy, “Bizler para ve açlık ile terbiye olacak bir kitle değiliz. Çünkü bizler politik ve örgütlü bir halkız ve gerekirse kendi cebimizdeki para ile partimizin çayını şekerini alacağız. O yüzden bu tarz girişimlerle bizi terbiye edemezler” diye konuştu.
HDP’nin kapatılma davasının ilk olmadığını ve kapatılmasına hazırlıklı olduklarını sözlerine ekleyen Aksoy, “Bizim bu konuda alternatifimiz olan bir ‘3’üncü Yolu’muz’ var. Kapatılması durumunda çözümsüz bir halk ve parti olmadığımızı bilmelerini istiyorum. Her şekilde ve her halükarda var olacağız ve olmaya da devam edeceğiz. Kürt halkı olarak ekonomimizden zamanımıza kadar kısaca her şeyimizden ödün vererek partimizle çalışıp katkımızı sunarız” dedi.
Paris’te katledilen Mir Perwer’in cenazesine yönelik saldırıyla yeniden gündeme gelen gömülme hakkına ilişkin değerlendirmelerde bulunan mele Zeki Korkmaz, cenazelere saldırının zulüm olduğunu söyledi
AKP döneminde sistemait hale gelen mezarlık ve cenazelere yönelik saldırıların bir devamı olarak 23 Aralık 2022’de Paris’te öldürülen sanatçı Mir Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenaze töreniyle bir kez daha gündeme geldi. Amed Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyesi Mele Zeki Korkmaz, devlet politikasına dönüşen cenazelere yönelik saldırıları değerlendirdi.
Bu zulümdür
Kuran-ı Kerim’in İsra Suresi’nin 7’nci ayetini hatırlatan Korkmaz, “Allah diyor ki, ben Adem’le birlikte insanlara dinini ve ırkını vererek, yeryüzüne şerefli bir canlı gönderdim. Canlılar arasında en şereflisi, insandır. Ölen bir insanın dini, ırkı, inancına bakmaksızın toprağa gömülme hakkı vardır. Ölen bir insanın gömülmesine herhangi bir engelleme söz konusu olursa, bu zulümdür. Allah’ın fermanına karşı gelmektir. Bu yaklaşımın, hiçbir dinde ve ahlakta yeri yoktur” diye konuştu. .
Cenazeye saldırı kabul edilebilir değil
Hz. Muhammed’in cenazeye yönelik yaklaşımı bir nezaket örneği olduğuna vurgu yapan Korkmaz, “Peygamberimiz, Medine’de ölen bir gayrimüslimin cenazesi yanından geçerken, cenazeye olan saygısından dolayı ayağa kalkmıştır. O sırada sahabesi peygambere, ‘Ey Allah’ın peygamberi o cenazenin kime ait olduğunu biliyor musun? Cenaze ölmeden önce defalarca size saldıran kişinindir. Hz Muhammed ona dönerek, ‘her şeyden önce o bir insandır’ diyerek, cenazeye saldırının kabul edilebilir olmadığını söyledi” dedi.
Bu zulüm topluma anlatılmalı
İslam dininin adaleti ve barışı savunduğunu söyleyen Korkmaz, cenazelere saldıranların ahlakta ve insanlıkta yeri olmadığını, Cenazelere yönelik saldırılarda toplumun da karşı koyması gerektiğini dile getirdi Müslümanlar özellikle de mele ve seydaların, cenazelere yapılan saldırılara karşı tepki göstermeleri gerektiğine vurgu yapan Korkmaz, “Toplumda yaşanan zulmü anlatmalıdır. Eğer yaşanan zulme karşı çıkılmazsa, günah işlenmiş olurlar. Bir bütün olarak dine, ırka, inanca bakmaksızın saygı gösterilmeli” dedi.
Cenazelere saldırı, sürükleme örnekleri
10 Ağustos 2015’te Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde bir çatışmada hayatını kaybeden YJA-Star’lı Kevser Eltürk’ün (Ekin Wan) cenazesi polislerce çıplak bir şekilde teşhir edildi. 3 Ekim 2015’te Şırnak’ta Hacı Lokman Birlik’in bedeni yaralı bir şekilde zırhlı araca bağlanıp, yerde sürüklenerek katledildi. 2015-2016 yılları arasında Nisêbîn, Şırnex, Cizîr, Sûr başta olmak üzere Kurdistan’ın birçok kentinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarını kadın, çocuk, genç ve yaşlı fark etmeksizin benzer uygulamalar peş peşe yaşandı.
Bu süreçte hafızalara kazınan Taybet İnan ve Cemile Çağırga’nın cenazeleri ancak milletvekillerinin girişimi sonucu defnedilebildi. Ekim 2020’de Bedlîs’in Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılarak İstanbul’daki Kilyos Mezarlığı’ndaki kaldırıma gömülen 282 cenazenin çoğu hala ailelerine teslim edilmiş değil. 11 Nisan 2020’de, Diyarbakır Adliyesi’nde HPG’li Agit İpek’in cenazesinin üç yıl aradan sonra kargo ile annesi Halise Aksoy’a verilmesi ve Sûr’da yaşamını yitiren Hakan Arslan’ın kemiklerinin, 29 Ağustos’ta 2022’de Diyarbakır Adliyesi’nde karton içerisinde babası Ali Rıza Arslan’a verilmesi tahammülsüzlüğün bir başka örneği olarak kayıtlara geçti.
Yerel Mahkeme, Kurkut cinayetinde sanık polise beraat kararı vermişti. Karar bozularak bu kez ‘cezaya yer olmadığı’ kararı verildi. İki karar arasındaki farkı aile avukatı Çelebi değerlendirdi: Beraat kararından daha ağır bir karar
Amed’te 2017 Newroz kutlaması sırasında polis Yakup Şenocak’ın öldürdüğü üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un istinaf kararı doğrultusunda yapılan yeniden yargılamasında, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi, faile “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verdi.
Kararı Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendiren ailenin avukatı Serdar Çelebi, Kurkut’un polis Yakup Şenocak’ın silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdiğine dair daha önce kriminal incelemenin raporu olduğunu hatırlatarak, baştan beri sanık polise ceza verilmemesi amacı güdüldüğünü söyledi.
‘Cezasızlık valiliğin açıklaması ile başladı’
Diyarbakır Valiliği’nin olayın ilk anında “canlı bomba” açıklaması yaptığını anımsatan Çelebi, “Polisi koruma refleksi, içgüdüsü, ‘cezasızlık politikası’ orada başladı” diye belirtti.
“Gazeteci Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğraflar olmasaydı, Kurkut canlı bomba ilan edilebilirdi” diyen Av. Çelebi, “Gazetecinin fotoğrafları, bize durumun öyle olmadığını, bir gencin üstü çıplak ve herhangi bir bomba olmayan bir gencin canice katledilmesi olayı olduğunu ortaya çıkardı” yorumunu yaptı.
Delil karartmaya rağmen sanığın suçu sabitti
Serdar Çebi
Olayda kullanılan kurşunlara ait boş kovanların olay yeri inceleme ekibi tarafından değil, orada ateş eden polisler tarafından delillerin karartılması yöntemiyle toplanarak imha edildiğini belirten Çelebi, olay yerindeki kamera sayısının bunlara ait görüntülerin bulunup bulunmadığını hiçbir zaman öğrenmediklerini söyledi.
Çelebi, şöyle konuştu: “Sadece gazetecilerin çekmiş olduğu görüntüler ve orada bulunan bir aracın görüntüsü üzerinden bir şeyler bulunmaya çalışıldı. Buna rağmen görüntülerde sanığın bu suçu işlediği sabitti.”
Karar ‘suç hukuka uygun’ anlamı taşıyor
“Mahkeme beraat kararı verdi, çünkü polisin korunması gerekiyordu, baştan beri istenen buydu” diyen Çelebi, “cezaya yer olmadığı” kararının suçun hukuka uygun işlendiği, bu suçtan dolayı failin cezalandırılmayacağı anlamı taşıdığını söyledi.
Mülkiye müfettişlerinin silah kullanma şartının oluşmadığına dair raporunun altını çizen Çelebi, şöyle devam etti: “Olayla ilgili yürütülen soruşturma dosyasında, Mülkiye Başmüfettişi tarafından hazırlanan raporda, polislerin silah kullanmasının yasal yol olmadığını, şartların oluşmadığını, Kurkut’un oradakilere zarar veremeyeceğini belirterek, silah kullanmasını yasaya aykırı buluyor. Buna rağmen yargı, idarenin kendisini bile aşarak bu eylemi hukuka uygun hale getiriyor. Cinayetin işlenmesini hukuka uygun buluyor. Bu açıdan beraat kararından çok öte anlamı ve sonuçları dar olan bir karar.”
Beraat kararından daha ağır bir karar
Verilen beraat kararı ile “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı arasındaki farklılıklara işaret eden Çelebi, şunları dile getirdi:
“Yerel mahkeme beraat kararı verdi. İstinaf beraat kararının yanlış olduğunu söyledi. Beraat kararını vermek, aslında aynı zamanda sanığın suçu işlemediğini tespitidir. Beraat kararının bozulup, ceza verilmesine yer olmadığına karar veren İstinaf Mahkemesi, suçun sanık tarafından işlendiği kabul edilmesi gerektiğini, ancak sanığın bu suçu işlemesinde hukuki yarar ve hukuka uygun olduğunu söylüyor. Bire bir ‘Sanık bunu yaptı’ ibaresi olmasa dahi karar, anlamı itibariyle suçun sanık tarafından işlendiği onaylanmış oluyor. Ona rağmen koruma altına alınıyor. Yerel mahkeme suçun sanık tarafından işlenmediğini söylüyor. Yerel mahkeme ‘Suçun kimin tarafından işlediğini bilsem, ceza vereceğim’ diyor. Ama İstinaf Mahkemesi, suçun kim tarafından işlediği bilinmesine rağmen ‘Sen bu kişiye ceza veremezsin’ diyor. Sonuçları itibariyle daha ağır bir karar.”
Karara itiraz edeceklerini dile getiren Çelebi, iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıyacaklarını söyledi.
Şirnex kırsalında arazilerinin olduğu yerde yaşanan ağaç kıyımına karşı çıkan Ahmet Koluman, başvuruda bulunduğu valilik tarafından tapularının iptal edilmesiyle tehdit edildi
Şirnex’in Besta bölgesi ile Cudi, Gabar ve Cilênimêja dağlarında 2 yılı aşkın bir süredir orman kıyımı yaşanıyor. Korucular, asker gözetiminde bugüne kadar binlerce ton ağaç keserek, birçok bölge tamamen çoraklaştırıldı. 1990’lı yıllarda boşaltılan Şirnex’in Cinîwer bölgesinde tapulu arazileri olan Ahmet Koluman, bir süre önce kıyıma karşı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, İl Jandarma Komutanlığı, valilik, baro, Orman İşletme Müdürlüğü ve Urfa Orman Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulundu. Koluman’ın bütün başvuruları yanıtsız bırakıldı.
Tapularınızı iptal ederiz tehdidi
Valiliğe ikinci defa başvuru yaptığını belirten Koluman, ikinci başvuru sonrası tapularının iptal edilmesiyle tehdit edildiğini aktardı. Kendilerinden habersiz bir şekilde tapulu olan arazilerinde ağaç kesimi yapıldığını aktaran Koluman, “Arazimizdeki ağaç kesiminin durdurulması için başvuruda bulunduk ama yanıt alamadık. Hukuki süreci başlattık. Davamız sürüyor. Tapularımızı da delil olarak dosyaya sunduk. Bu şikayetten sonra Şırnak Valisi tapularımızı iptal etmekle tehdit etti.” şeklinde konuştu.
Zorla da olsa keseceğiz
Bu memleketin iyiliğini istemeyen birkaç kişinin ağaçlarını kestiğini söyleyen Koluman, “Valilik, ‘Siz isteseniz de istemeseniz de bu ağaçlar kesilecek. Eğer gerekirse sizin oraya gitmemeniz için de 500 korucu da görevlendiririz. Zorla da olsa keseceğiz. Bir korucu ve askerin güvenliği sizin ağacınızdan daha değerli’ diyor” diyerek valiliğin tehditlerini anlattı.
Yetkililer suça ortaktır
Ağaç kesimine karşı sessizliği de eleştiren Koluman, “Bölgede bulunan ağaçların neredeyse yüzde 30’u kesilmiş. Bunun karşısında durmamız gerekir. İnsan bir gözünü kaybettiğinde geriye kalan gözüne sahip çıkar. İlk olarak köylerimiz boşaltıldı, şimdi de doğamız talan ediliyor. Bizim geçim kaynağımız bu ağaçlardır, bu topraktır. Kesimin durması için ilgili kurumlara başvura da bulunduk ama hiçbir cevap almadık. Her biri topu başkasına atıyor. Şırnak’ta bulunan bütün yetkililer bu kesimin ortağıdır. Hepsi paranın dostudur. Bunlar için memleket elden gitmiş umularında değil, onlar için sadece para olsa yeterlidir” diye konuştu.
Kesime karşı hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Koluman, tüm partilere “kesimi durdurun” çağrısı yaparak iç hukukta sonuç alınmadığı takdirde davayı Avrupa’ya (AİHM) taşıyacaklarını söyledi.