Ana Sayfa Blog Sayfa 1077

Menal Mêrdîn, son yolculuğuna uğurlandı

Suikast saldırısı sonucu yaşamını yitiren Menal Mêrdîn, Şengal’de son yolculuğuna uğurlandı

Şengal’in Tilêzer nahiyesinde 2 Ocak’ta Türkiye ve KDP ortaklığında gerçekleştirilen suikast saldırısıyla Menal Mêrdîn yaşamını yitirdi.Mêrdîn’in cenazesi bugün Xanesor Hastanesi’nden yüzlerce araçlık konvoyla Şehîd Dilgeş ve Şehîd Berxwedan Şehitliği’ne uğurlandı. Şehitlikte düzenlenen cenaze töreniyle Mêrdîn’in cenazesi toprağa verildi. Cenaze törenine yüzlerce Şengalli, aşiret lideri ve özerk yönetim kurumları temsilcileri katıldı.

Cenaze töreninde Mêrdîn’in ailesinin görüntülü mesajı dinletildi.

Aile, mesajında Êzidi ve Kürt halkına baş sağlığı dileklerinde bulunarak, “Menal, şehit düştüğü günden bu yana Êzidi halkı ayaktadır. Tüm şengal halkına teşekkürlerimizi sunuyoruz. Zira Şengal halkı bu olayın açığa çıkarılması için mücadelesini sürdürüyor” dedi.

Şehit aileleri adına konuşan Hemed Bişar da “Paris şehitleri ve Menal Mêrdîn şahsında tüm şehitleri anıyoruz. Şehit Menal, yıllarca Kurdistan halkı için mücadele etti. Son olarak 3 Ağustos Fermanı’nın ardından yönünü Şengal’e çevirdi” diye konuştu.

Şengal Demokratik Özerk Yönetimi Eşbaşkan Yardımcısı Hisên Sadon ise söz alarak şunları söyledi: “Êzidi toplumu olarak bu yükü omuzlamamız gerekiyor. Şehit Menal’in bilgisiyle bu topluma aktardıklarını anlatmak mümkün değil. Onun bizlere anlattıklarını bizler pratikte hayata geçireceğiz. Özgür ve özerk Şengal’i şehitlerin emekleri sayesinde inşa edeceğiz. Hiçbir güç bizi bu yoldan alıkoyamaz.”

HABER MERKEZİ

#Menal #Mêrdîn #son #yolculuğuna #uğurlandı

Gazeteci Kartal’ın yarın adliyeye çıkarılacak

Evine yapılan polis baskını ile gözaltına alınan gazeteci Sezgin Kartal’ın emniyetteki ifade işlemleri bitti. Kartal, yarın adliyeye çıkarılacak

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 10 Ocak’ta gazeteci Sezgin Kartal’ın evine polis baskın düzenledi. Gözaltına alınan Kartal, Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada gözaltında tutulan Kartal’ın dosyası hakkında gizlilik kararı verildi. Bu gün emniyetteki ifade işlemleri biten Kartal’a “PKK’ye üye olmak” suçlaması yönetildiği öğrenildi.

Kartal’ın savcılıkta ifadesi alınmak üzere yarın Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne çıkarılması bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Kartalın #yarın #adliyeye #çıkarılacak

Sahte ilaçla cinayete teşebbüs!

Denetimsizlik ve yolsuzluk sahte ilaç skandalına yol açtı. Hem umutla tedavi olanların sağlıkları tehdit edildi hem büyük rant sağlandı. Onkoloji Uzmanı Halis Yerlikaya, ‘İnsanların yaşamıyla oynandı. Sorumlular yargılanmalı. Bakanlar istifa etmeli’ dedi

Yadigar Aygün / İstanbul

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kanser hastaları için yurtdışından getirilen ICLUSIG adlı ilacın sahte olduğu ortaya çıktı. İlacın direnç artırıcı etken madde yerine ağrı kesici içerdiği raporlara yansıdı. Onkoloji Uzmanı Halis Yerlikaya, “4 bin euroya satılan ilaçların içerisine ilaç simsarlarınca ham maddesi 1-2 TL’lik olan ilaçlar ilave edilerek devlete satıldı. İnsanların salığı ile oynandı. Bu aslında bir cinayettir. Bakanların istifa etmesini gerektiren durum.”

AKP-MHP yönetiminin sağlık politikası, denetimsizlik ve yolsuzluk kanser hastalarına dahi sahte ilaç satılması skandalına yol açtı. Gazeteci Murat Ağırel’in ortaya çıkardığı belgeler, hem kendi hayatında hem çevresinde büyük buhrana neden olan kanser hastalığını atlatmaya çalışanların umutlarının ve paralarının nasıl gasp edildiğini gösterdi. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ve İsviçre İlaç Denetim Kurumu’nun (SWISSMEDIC) yaptığı analiz sonucunda incelenen ilaçların kanser ilacı olmadığı, içine ağrı kesici etken maddesi konduğunu ortaya koydu. SGK’nin bu ilaçlar için tedarikçi ecza depolarına 26 milyon TL, Türk Eczacıları Birliği’ne ise 508 bin 200 euro ödediği kaydediliyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) önceki dönem Merkez Konseyi Üyesi ve Onkoloji Uzmanı Halis Yerlikaya kanser hastalarına verilen sahte ilaçları gazetemize değerlendirdi.

Kim olursa olsun yargılanmalıdır

Halis Yerlikaya

Kanser hastalarına sahte ilaç verilmesinin bir “skandal” olduğuna işaret eden Dr. Halis Yerlikaya, bu sahte ilaçların halk sağlığını tehdit ettiğine dikkati çekti. Kanser hastaları için yaşamsal önemde olan ilacın sahtesinin verilmesinin suç olduğunun altını çizen Yerlikaya şunları söyledi: “Bu sahte ilaçların kullanılmasıyla insanların sağlığı ile oynandı. Bu aslında bir cinayettir. Bile isteye cinayete teşebbüstür. 3-5 ay 1-2 yıl yaşayabilecek hastalara sahte ilaçlar verildi. Bunun çok ciddi bir şekilde araştırılması gerekiyor. Sağlık Bakanlığı ile ilgili adli ve idari birimleri, bu halk sağlığı ile oynayan bu skandalı çok ciddi bir şekilde araştırmalı ve bu skandala karışan her kim olursa olsun sorumlular tarafından yargılanmasını gerekiyor. Şeffaf bir şekilde bu sürecin yürütülmesi gerekiyor.”

Devlete nasıl satıldı?

Sahte ilaçların tüm boyutlarıyla araştırılması gerektiğini ifade eden Yerlikaya, kurumların işlevlerini yerine getirmediğini vurguladı: “Kanser hastaları acil hastalardır. Birçok kanser hastası bu ilaçlara umut bağlıyor. Bu skandalın boyutlarının ayrı ayrı tartışılması gerekiyor. Raporlara müfettiş ulaşamamış, Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuş, oradan sahte ilaç alınıp araştırılması için Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne götürüldü. Buradaki sonuçlarda da ilacın bir kanser ilacı olmadığı, ağrı kesici olduğu ortaya çıkmıştır. 3-4 bin euroya satılan ilaçların içerisine ilaç simsarlarınca ham maddesi 1-2 TL’lik olan ilaçlar ilave edilerek devlete satıldı.”

Bakanların istifa etmesi gerekir

Suçluların iktidara yakın kişiler olabileceğinin altını çizen Yerlikaya, sahte ilaçtan rant elde ettiklerini belirterek şöyle devam etti: “Her şeyden önce bu sorunun çözümüne yönelik iyi bir niyetin olması lazım ama şu ana kadar biz ne yazık ki iyi bir niyet bulamadık. Başka ülkelerde olsa bakanların istifa etmesini gerektiren durum. Bunun yenilir yutulur bir tarafı, kabul edilebilir bir tarafı yok. Ne yazık ki Türkiye’de bu halk sağlığı ile oynayan kişilere yönelik birtakım yapılması gereken şeyler de yapılmadı. Olayın yansıyan boyutu ile yansıtılmayan boyutları arasında ne kadar fark var, onu bilemiyoruz ama iktidara yakın kişilerin kâr elde etmeye yönelik bir durumu olarak görünüyor. Burada iktidara yakın kişilerin bundan rant elde etmek için böyle bir yola girdikleri görülüyor. Hem devlet hem de kamu kaynakları ciddi zarar gördü. Kamunun zararından daha önemlisi insanların yaşamıyla oynandı.”

Aile yakınlarına tazminat

İlaç temininde ciddi sıkıntıların olduğunu vurgulayan Yerlikaya, şu ifadelere yer verdi: “Biz hekimlerin uygulamak zorunda olduğumuz ve dünyada etkinliği kanıtlanmış ilaçlara ulaşmakla ilgili çok sıkıntı yaşıyoruz. Şu anda sadece bu kanser ilaçlarında değil, pek çok ilaç temininde sorunlar yaşıyoruz. Bu durum halkın sağlığını ciddi anlamda tehdit ediyor. Bu ilacı kullanan insanların bazıları belki de yaşamlarını yitirdi. Bu ilacın verildiği kişilere ve eğer kişi öldüyse kendilerine veya aile yakınlarına maddi tazminat ödenmesi gerektiğini düşünüyorum. Her gün insanların çaresiz bir şekilde ilaca ulaşamadığı birçok durumla karşılaşıyoruz. Etkili olduğunu bildiğimiz pek çok ilaç geri ödeme kapsamında değil. Bazı ilaçlar geri ödeme kapsamında olsa bile eczanelerde bulunamıyor. Kan artırıcı ilaçları hastalar piyasada bulamıyor. Piyasada olanda çok ciddi fiyat farkı var. Hastalar cebinden para ödemek zorunda kalıyorlar.”

Bakan’ın açıklaması

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “İddialar rant odakları tarafından çıkarılıyor. Hiçbir şekilde hastalarımızda kullanılması söz konusu değil. Ülkemize Bangladeş’ten bugüne kadar iddiaya konu olan ilacın bir kutu dahi girişi olmamıştır” ifadelerini kullanmıştı. Ancak Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Müfettişliği’nin inceleme raporunda Asiye Dokuyucu isimli kanser hastası yurttaşın SGK’dan temin ettiği Iclusig isimli ilacın sahte olduğu ifadesi yer alıyor.

#Sahte #ilaçla #cinayete #teşebbüs

Her şey çok aşikar göze sokularak yapılıyor

 

Gazeteci-yazar Kemal Can ile Sinan Ateş cinayetini, iktidar içi çelişkileri ve bürokrasiye yansımalarını konuştuk

Hüseyin Kalkan

Bu karmaşıklıktaki hadiseyi çoğu zaman tek gerekçe ile açıklamak zor ama şu açık: İşin siyasi atmosferin terörize edilmesi ve şiddetin önemli bir siyasi enstrümana dönüşmesi açısından önemli. 70’lerde, 90’larda yaşadığımıza benzer bir atmosfer de yaratılıyor

Tam anlamıyla profesyonel bir suikast. İlk etapta sızdırılan bilgilere göre öldürmek için ateş edilmemişti. Ama Adli Tip Raporu’na göre öldürmek kastı ile Sinan Ateş’e ateş edilmiş. Suikastin azmettiricisi MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandı. Kılavuz zanlıyı vermek istemedi ama bir başka ekipte olduğu anlaşılan polislerin ısrarına boyun eğmek zorunda kaldı. Ancak daha sonra bu kişinin apar topar bırakıldığı ortaya çıktı. Anlaşıldı ki tetikçiyi özel harekat polisleri İstanbul’dan Ankara’ya götürmüş. Bu olayı gazeteci-yazar Kemal Can gazetemize anlattı. Can, cinayetle ilgili şunları anlatıyor: “Biraz olayın kendi hikayesini algılamak ya da tam anlamıyla anlamak ve tarif etmek zor çünkü çok fazla faktörün birbiri ile örtüştüğü karmaşık bir hadise gibi görünüyor. Bir yanda tabii ki bir siyasi cephesi var. Ama birtakım kriminal unsurlar ya da gerekçelerin de işin içine girmiş olduğuna ilişkin bulgular var. Ülkücü hareket içindeki bazı gerilimlerin uzantıları var. Daha önce başka vakalarda gördüğümüz gibi güvenlik bürokrasisinin çeşitli aşamalarda içine dahil olduğu taraflar var. Onun için bu karmaşıklıktaki hadiseyi çoğu zaman tek gerekçe ile açıklamak zor ama şu açık: İşin siyasi atmosferin terörize edilmesi ve şiddetin önemli bir siyasi enstrümana dönüşmesi açısından daha önce de Türkiye’de çeşitli dönemlerde 70’lerde, 90’larda yaşadığımıza benzer bir atmosferde yaşadığımızı biliyorduk zaten, bunun çeşitli görüntüleri önümüze geliyordu. Bir kere bununla örtüşen bir hadise, bu sefer bir cinayetle sonuçlandı ama bu ilk saldırı değil, daha önce pek çok benzer türde saldırı yaşanmıştı. Burada bir sürpriz yok, dolayısıyla böyle bir döneme girilmiş olmasının bu olayda önemli bir etkisi var. Ama işin yaşanma biçimi itibariyle basit bir örgüt içi hesaplaşma mıdır, sadece ideolojik farklılıktan doğmuş, sadece o gerekçe ile açıklanacak bir şey midir, yoksa orada devreye sokulan diğer unsurların rolü başka nedenlere dayalı mı? Onu biraz süreç içinde ya öğreneceğiz ya da hiç bilemeyeceğiz. Olay kapatılırsa da hiç bilemeyeceğiz büyük ihtimalle.”

Kanatların rekabeti

Peker’de olduğu gibi normalde görülmeyecek kadar çok bilginin dolaşıma girdiğini görüyoruz. Bu olayda da öyle oldu. Bunun gerekçesi siyasi rekabetin parçası haline gelen güvenlik bürokrasisi içinde kanatların tamamlanmamış mücadelesi ile ilgili olduğunu düşünüyorum

Sinan Ateş öldürüldükten sonra saldırıya karışan isimler ve olayın nasıl geliştiği şaşırtıcı bir çabuklukla ortaya çıktı. Bu gelişme bazıları için şaşırtıcı oldu. Kemal Can bu gelişme ile ilgili şunları anlatıyor: “Bu Sedat Peker hadiselerinde, birtakım yolsuzluk hikayelerinde, yine uyuşturucu trafiğine dair haberlerde falan bu tür normalde görülmeyecek kadar çok bilginin dolaşıma girdiğini görüyoruz. Bu olayda da öyle oldu. Bunun gerekçesi güvenlik siyasetinin parçası haline gelen, siyasi rekabetin parçası haline gelen güvenlik bürokrasinin içinde rekabet halindeki çeşitli kanatların, tamamlanmamış mücadelesi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Çünkü çoğu bu bilgiler o kaynaklardan geliyor. Daha önce bir takım yolsuzluk hikayelerinde de bu görüldü. Ama bunların çoğu bir süre sonra bir kanadın ya da en tepedeki siyasi iradenin müdahalesi ile ya kapatıldı ya yatıştırıldı. Ama bir süre o rekabetten kaynaklı olarak karşılıklı bilgilerin sızdırıldığı, bilgilerin aktarıldığı, Sedat Peker’in ifşalarına da çok uzun süre müdahale edilmedi. Ama bir süre sonra tamamen durduruldu. En üstten müdahale ederek. Hatta bizzat Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gidilerek hal edildi o mesele. Ama o ifşaların devam ettiği süreçte bir miktar bilginin yayılmasına belki de bilinçli olarak izin verilerek gündemde tutuldu. Bu olayda da çok sayıda bilginin dolaşımda oluyor olması kesinlikle bu bilgilerin açığa çıkarak bir nihai sonuca varacağı anlamına gelmiyor bence. Bunun en çarpıcı örneğini Susurluk’ta yaşadık. Susurluk’ta koskoca raporlar, kitaplar, envai çeşit bilgi ortaya çıktı. Ama bunların sonuçlarının tamamlandığı ve bunun sonuna kadar gidilerek siyasi ve adli sonuçlar yarattığını söyleyemeyiz. Ve dolayısıyla sadece bilgilerin sızmasından dolayı bu işin farklı gideceği kanaatine varmanın erken olduğunu düşünüyorum.”

Yeni bir Susurluk mu?

Kemal Can

Kemal Can yeni bir Susurluk olabileceğini ama henüz Susurluk kadar bir medya ilgisinin olmadığını söylüyor. Can bu konu ile ilgili şunları söylüyor: “Susurluk’taki kadar kuvvetli bir medya ilgisi yok ana akım medyada. Evet alternatif medyada çok sayıda bilgi dolaşımda, sosyal medya bu konuda çok hareketli, ama Susurluk’u uzun süre gündemde tutan şey etkili bir medya faaliyeti idi. Medya üzerine üzerine yürümüştü. Onun birtakım sivil ve siyasi ayakları da oluşmuştu. Bu olay evet çok konuşuluyor ama henüz bu tür reaksiyonlar oluştu mu emin değilim. Bunun sonuçlarının daha çok iktidar içi gerilimler yaratabilir diye düşünüyorum. Yani iktidar dışındaki çevrelerin bu gündemi sıkıştırarak, bu gündemi yükselterek bir sonuç baskısı yaratma kabiliyeti olduğuna da çok emin değilim.”

Erdoğan kendisi konuşmuyor

Tayyip Erdoğan’ın başsağlığı dilemesi ve nereye kadar gidecekse gidilecek mesajı verilmesi, Erdoğan olayı çözmek mi istiyor yoksa kontrol altına almak mı istiyor sorularını doğurdu. Kemal Can bu konuda şu gelişmelerin altını çiziyor: “Bu konuda sonuna kadar gidilsin talimatı verildiği, aileye başsağlığı mesajı gönderdiği, daha sonra da birtakım aracılar gönderdiği söyleniyor cumhurbaşkanın. Ama Cumhurbaşkanı’nın çıkıp kendisinin bunu söylediğini duymuş değiliz. Yani yine birtakım duyumlarla işte ‘Beyefendi çok rahatsız’ bilgisi dolaşımda. Ama bunu açıktan söylememesi için hiçbir neden yok. Ülkede bir cinayet işlenmiş, siyasi bir cinayet. Birçok haber dolaşıyor. Normal olan bunu böyle haber göndererek, ima ederek, birilerinin onun adına ses vermesi değil. Doğrudan kendisinden duymaktır normal olan. Dolayısı ile bunu bu açıklıkta duymadığımızda daha önceki olaylardan farklı davranıyor şeklinde düşünmemiz için bir verimizin olmadığını düşünüyorum. Görüyoruz ki sessiz kaldığı söylenen MHP ve Devlet Bahçeli hiç de sessiz değil. Son grup toplantısı da dahil olmak üzere aslında çok net şeyler söylüyor. ‘Surda gedik açtırmayız, üç hilali yargılatmayız, hiçbir arkadaşımızı vermeyiz’ şeklinde gayet net bir tutum almış durumda. Buna karşılık dolaylı biçimde sadece bilgiler ortalığa yayılıyor ve birtakım kulisler dolaşıyor diye bu sefer farklı olacak diye düşünmüyorum. Olabilir ama burada bu karineyi çıkarmıyorum açıkçası.”

İktidara faturası

Tabii bunun iktidar ittifakına bir faturası olur. Ama zaten bu iktidar ittifakının fazla iç içe geçmesi böyle simbiyotik bir ilişkiye dönüşmesi zaten ciddi bir tahribat yapmıştı her iki tarafta da. Ancak seçime çok yakın bir konjonktörde çok sert kopuşlar görmüyorum

Kemal Can, Türkiye’de MHP konusunda uzman sayılacak bir isim. Tanıl Bora ile birlikte yazdıkları ‘Devlet ve Kuzgun’ kitabının yan sıra yine Bora ile birlikte MHP ile ilgili hazırladıkları yeni bir kitabın da yakında yayınlanması bekleniyor. Yani söyleşimize konu olan olayla ve olaydan sonra gözlerin döndüğü partiyi iyi tanıyan bir isim. Can, bu suikastin AKP-MHP iktidarına getireceği faturayla ilgili şunları söylüyor: “Tabii bir faturası olur. Ama zaten bu iktidar ittifakının fazla iç içe geçmesi böyle simbiyotik bir ilişkiye dönüşmesi zaten ciddi bir tahribat yapmıştı her iki tarafta da. Hem AKP’de ve MHP’de bir alerji yaratıyor. Zaten bu alerjinin sonucu olarak bir tane önemli hareket ortaya çıktı ve İYİ Parti doğdu oradan. Partinin içinde bir muhalefet hareketi doğdu. Kopmanın dışında da İYİ Parti ile birlikte davrananlar dışında şu anda İYİ Parti’ye geçmemiş olsa bile pek çok eski yönetici, eski siyasetçi MHP’ye mesafeli duruyor ya da onun içerisinde muhalif bir konumda yer alıyor. Dolayısıyla zaten önemli bir alerjisi var, bu ittifak meselesinin. Tabii bu ittifakta bu tür gerilimler hem rekabetle dışa yansıyan hem böyle kriminal birtakım hadiseler halinde kamuoyuna da mal olan şeyler bu gerilimi artırıyor. Bu gerilimden rahatsızlık duyan kesimler bu olayı büyütmek ve bundan avantaj elde etmek için hamleler yapıyorlar. Muhalefet de büyük ölçüde bu gündemi biraz bu sonucu zorlamak için yükseltiyor. Yani iktidar içinde bir gerilimi kışkırtabileceğini düşünüyor. Ama iktidarı içindeki gerilimi belirleyecek şey gündem olan konular değil, o ittifakın geleceğine dair tahayyüller. Dolayısıyla seçime çok yakın bir konjonktörde çok sert kopuşlar anlamında tablonun değişeceği anlamında bazı kopuşların meydana gelmesini çok yüksek bir olasılık olarak görmüyorum.”

Açık açık yapılıyor her şey

Bahçeli ‘Yargılatmayız’ diyor ama bir kısım eski MHP’li ısrarla Ateş’in öldürülmesini gündemde tutmaya çalışıyor. Bahçeli’nin tehditlerine rağmen bunu yapıyorlar. Bir yanda da kamuoyu bunu yargılıyor. Bunun olayın aydınlanmasında etkili olup olmayacağına dair Kemal Can, şunları söylüyor: “Tabii bu ve önceki hadiseler çok gizli saklı bir halde yaşanmadı. Çok aşikar, herkesin gözü önünde hatta herkesin gözüne sokularak yaşanmış işler dolayısıyla birtakım gizli saklı ilişkilerin ortaya çıkmasından doğan bir şaşkınlık yok. Tam tersine bunun fazla açık hatta pornografik bir içerik kazanmasına bir reaksiyon var. Ve daha önemlisi tabii bunun bir tür kayırma ve cezasızlıkla sonuçlanmasına dair bir yaklaşım var. Daha önce pek çok gazeteci, siyasetçi saldırıya uğradı. Tamam cinayetle sonuçlanmadı ama ciddi saldırılardı. Hiçbirinde önemli sayılabilecek bir adli sonuç ortaya çıkmadı. Sınırlı sayıda birkaç basit kişinin üstüne yıkılarak, önemli bir kısmı küçük cezalarla bu işler kapatıldı. Tabii bu hadise biraz büyük ve özellikle söylediğin gibi ülkücü camia ve hareketin içindeki muhalif çevrelerde bu konuyu üstü kapatılmayacak şekilde canlı tutmak gayretleri var. Ama ben yine söylüyorum buradaki neticeyi bu çabalar değil asıl olarak bunun iktidar içerisine ve iktidar geriliminin kendisine nasıl yansıyacağı belirleyecek diye düşünüyorum.”

#şey #çok #aşikar #göze #sokularak #yapılıyor

Aleviler için de XWEBÛN

CİHAN EREN

Aleviler gecikmiş de olsa çekinmeden konuşmaya başlamıştır. Bunun olumlu yanı, Alevilerin cesaretle inançsal, kültürel ve siyasi taleplerini dilendirmesidir. Alevilerin açık konuşmasının Türkiye’de hep bir tehlikesi de olmuştur; çünkü Türk İslam sentezinin laik milliyetçi ve dinci milliyetçi kanatları çıkarları gereği, her daim Alevileri hedef göstermiş, vahşileştirdiği katillerini Alevilere saldırtmıştır. Aleviler cesaretle konuşur ve pratik adımlar atarken bu konuda da tedbirli olmalıdır. Tedbir deyince de bazı Alevilerin laik milliyetçi CHP’den öğrendiği “aman dikkat edelim, provokasyonlara gelmeyelim” teranesini kast etmiyorum. En büyük dikkat, Alevilerin Aleviliğe göre hareket etmesidir, mücadele etmesidir ve tereddüt etmeden safını net ortaya koymasıdır. Zira geçen yüz yılda Alevilerin başına ne geldiyse, temsilcisi CHP olan milliyetçi laik siyasetin Alevileri muğlaklaştırmasından, aldatmasından ileri geldi. Aleviler bu CHP’nin yüzüne maske geçirerek yerinde durduğunu unutur, ondan bir beklenti içine girerlerse kendilerine büyük zarar geleceğini bilmek durumundadır.

Cumhuriyetin ilk seksen yılında devletin aklı, laik milliyetçiydi. Bugün AKP ve MHP adıyla devleti ele geçirmiş klik, bu laik milliyetçilerin militanı konumundaydı. Peygamber ocağı Türk ordusunun generalleri, laikliği kırmızı çizgi diyerek propaganda ederek Alevileri sessizleştirir, Türk İslam sentezinin dinci ve milliyetçilerine “Allah için savaş”ta öldürtürdü. Son yirmi yılda dünün militanları devlet olunca dünün devlet aklı laik milliyetçiler de propaganda militanı oldular. Bunlar Alevilere “sakın Kürtlerle, sol ve demokrat Türk yurtseverleriyle bir araya gelmeyin, dinci milliyetçiler sizi katleder” minvalinde uyarmaya başlamıştır. Bu ilişki biçimini Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasındaki söylemden çıkarmak zor değildir. Bazı saf Aleviler ile devlet propagandacısı bir gurup Kılıçdaroğlu’nun laik milliyetçi faşist CHP’yi değiştirmek için çalıştığını ileri sürüyor. Bu iddia, geçmişte milliyetçi laiklerin “biz olmasak dinci milliyetçiler şeriat getirir” Türk yalanının Alevileri 21.yy’da aldatmanın yeniden formüle edilmesidir. Türk devletinde sağ, sol, laik, dindar, dinsiz diye bir şey yoktur. Bu devletin tüm amacı, Kürtleri Türk yapmak, Alevileri Türk İslam sentezi kalıplarına göre İslamlaştırmaktır. Böyle olmasaydı, Kürt halkının kimliği, Alevilik de inanç olarak tanınırdı. Alevilerin bir de bu çarpıcı gerçekliği, her sabah güneşe niyaz olur, dilekte bulunurken hatırlaması iyi olacaktır.

Aleviler önemli bir süreçten geçiyor. Bu süreçte kendilerini güç yapacak iki kaynakları bulunuyor; birincisi Alevi inancının ahlaki ilkeleri ve Alevi kültüründeki direnişçiliktir; ikincisi ise Kürdistan özgürlük mücadelesi ve Türkiye’nin sosyalistleri ve demokratik yurtsever güçleriyle ortaklaşmalarıdır.

Günümüzde Aleviler, cumhuriyetin faşist baskılarından ve asimilasyonundan ötürü Alevilikten epeyce uzak düşmüştür. Alevilerin geleneğinden güç alarak doğru bir inanç ve kimlik mücadelesi vermesi için her bakımdan kendini dara çekmesi gerekiyor. Ki Alevi canlardan yol, erkan bilenler ve inananlar da bunu ifade ediyor. Bu yapılmazsa zamanla, Türk İslam sentezci faşistlerin dinciliğine iyi diyen Alevilerin sayısı çoğalabilir. Bu nedenle tıpkı asimile edilmiş Kürtler gibi Alevilerin de “XWEBÛN” yani “kendi olmak”a ihtiyaçları vardır. Buna tasavvufta “öze dönüş” ve “kendini bil” Alevilikte ayrıca “insani kamil arayışı” da denilmiştir.

Alevilerin Alevilikten güç alması için öncelikle yerine getirmesi gereken somut görevleri vardır; birincisi Aleviliğin Kürt damarı yani Reya Heq süreğinin, özellikle de Dersîm ve Maraş Aleviliğinin güçlendirilmesine ekmek su kadar ihtiyaç olduğunun bilinmesi ve inanılmasıdır. Bu bölgedeki Alevilerden asimile olanları, topraklarını terk edenleri olsa da, halen topraklarında Alevi ve Kürt olarak yaşayanları da vardır. Doğru bir Alevi mücadelesi için Dersîmlilerin Alevi ve Kürt kimliklerini “XWEBÛN” da ısrar ederek yaşaması, Maraş hattınınsa bir kez daha Tembur’a hakikat aşkıyla dokunması hayati önemdedir. Her sürekten Aleviler adı gibi bilmelidir ki hiçbir şey Dersîmlilerin Reya Heq süreğini ve Kürt kimliğini güçlü ve özgür yaşaması kadar Aleviliğe hizmet edemez. Dolayısıyla hiç kimse, faşist CHP’nin Dersîm katliamından sonra Dersîm’e “solculuk, laiklik, demokratlık, ilericilik ve modernlik” adı altında dayattığı kültürel soykırım uygulamalarına destek vermemelidir. Çünkü Dersîm’in Kürt ve Alevi kimliğini önemsiz ve gereksiz görmek demek, bilinçli-bilinçsiz Terteleye arka çıkmak ve CHP’nin ‘38 katliamını haklı ve meşru görmek demektir. Ki bunun özelde Dersîm’i genelde de Aleviliği ne hale düşürdüğü ortadadır.

Alevilere geleneklerinden güç verecek önemli bir diğer kaynak ise Türkmen Aleviliğidir. Bu konuda da önemle üzerinde durulması gereken birinci husus, tarih, kültür ve etnik olarak özbeöz Türk olanların, Anadolu’nun Türk halkına yurt olmasında emek verenlerin, Türkmen Aleviler olduğudur. İkincisi, Türkmen Aleviliğindeki yol erenleri geleneğinin temel taşı olan “Baba” inancının unutulmamasıdır. Son yıllarda dede denilerek bu kadim Türkmen halk inancı, adeta unutulmak istenmektedir. Yine bu bakış açısıyla Pîr Hace Bektaş’ı Balım Sultancı anlayıştan arındırmak da gerekmektedir. Türkmen Alevilerin Menteş’e, Baba İshak ve İlyas’a uzanması gerekmektedir. Çünkü Kürt Aleviler gibi faşist CHP politikaları laiklik adı altında Türkmen Aleviliğini de asimile etmiş, bozmuştur. Örneğin özbeöz Türk olan Türkmen Alevilerin hain ve güvenilmez, Türk olmayan devşirme soylu nesepsizlerinse Türk yurtseveri geçinmesi bu asimilasyonun ortaya çıkardığı sonuçlardandır. Özcesi devşirmeden nesepsiz Erdoğan, Bahçeli, Akşener ve Kılıçdaroğlu gibileri değil, Anadolu Türklüğünü yaratanların Türkmen Pîrleri, Babaları ve Hubyarların, Çepnilerin, Tahtacıların ataları olduğu unutulmamalıdır. Yani Türkmen Aleviler talepte bulunurken, Türk halk yurtseverliğini, tarih ve kültürünü de anlatabilmelidir. Tartışmasız, “kendini bil” ilkesi ile Bektaşilerin, Arap ve Roman Alevilerin de “aynayı yüzlerine tutması” da Alevilere güç verecektir.

özgür politika

Buldan: İttifakkımızla birlikte en kısa zamanda kendi adayımızı çıkaracağız

‘HDP hiçbir masanın yandaşı da değildir’ diyen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, ‘İttifakkımızla birlikte kendi adayımızı çıkaracağız’ dedi. Buldan, adayın en kısa zamanda kamuoyuna açıklanacağını söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sivil Toplum Kuruluşu ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın katılımıyla, Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde seçim gündemi vesilesiyle Yöre Dernekleriyle bir araya geldi. Buluşmaya Kurdistan ve Türkiye illerinden gelen birçok yöre dernekleri, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşunun yanı sıra HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Ferhat Encu, İlknur Birol ve HDP Milletvekilleri katıldı.

Burada söz alan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP olarak toplumun tüm kesimleri ile buluşmanın bir ayağı olan yöre derneklerinin temsilcileriyle bir araya gelmekten büyük bir onur duyduklarını söyledi.

Buldan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

Yönetimler değişti ama zulüm hiçbir zaman değişmedi

Çünkü sizler; yerellerde demokrasiyi temsil eden, barışı ve adaleti isteyen, kendi illerinizde yaşayan halkımızın taleplerini dile getiren ama aynı zamanda mücadeleye ve birlikte kazanmaya katkı sunan arkadaşlarımızsınız. Bu akşam burada sadece biz konuşmayacağız. Önerilerinizi, geleceğe dair öngörülerinizi dinlemeye; seçimi nasıl kazanacağımızı, seçim sonrasında bu ülkeyi nasıl yeniden inşa edeceğimizi hep birlikte tartışmaya geldik. Bu akşam önemli, çünkü bu akşam burada HDP’ye ve Kürt halkına zulmü, zoru, faşizmi yaşatanları da afişe etmeye geldik. Karşımızda öyle bir iktidar var ki Kürt halkına her türlü zorbalığı, her türlü baskıyı, inkarı ve imhayı mubah görüyor. Demokratik siyaset yollarını tıkamanın, her türlü hak ve hukuku gasp etmenin, seçilmiş temsilcileri cezaevine atmanın, yüz binlerce insanı özgürlüğünden mahrum bırakmanın, Kürt halkını bütün kazanımlarından mahrum bırakmanın bu ülkeyi yönetenlerin yönetim biçimi haline geldiğine tanıklık ediyoruz. Kürtler bu tür fırtınalı süreçleri her daim yaşadılar. Kürtler bugünlere gelene kadar büyük bedeller ödediler. Kürtler bugünlere gelene kadar büyük ama aynı zamanda onurlu mücadeleler de verdiler. Gelmiş geçmiş her iktidarın, bu ülkeyi yöneten her bir partinin Kürtlere karşı ayrı bir hukuku ve yasası her zaman oldu. 20 yıllık AKP iktidarında da Kürt halkına ayrı bir hukuk ve yasa uygulandı. Kürtler bu 20 yıllık süreç içerisinde en büyük acıları yaşadı. Belki geçmişte yaşanan faili meçhuller, köy yakmalar gibi olmadı ama o dönemleri aratmayan bir yönetim biçimiyle karşı karşıya kaldı Kürtler. Yönetimler değişti ama zulüm hiçbir zaman değişmedi.

Rüyalarında gördükleri tek şey var; HDP ve Kürtler

Halkın temsilcilerinin cezaevlerinde olduğu, önceki dönemlerden çok daha fazla temsilcinin özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Kürt halkının iradesi belediye eşbaşkanlarının görevden alındığı, yerlerine kayyımların atandığı, bu kayyımların da Kürt halkının diline, kimliğine, kültürüne her türlü hakareti ve gaspı yaşattığı bir dönemi yaşıyoruz. Bir kez daha bu ülke savaş politikalarıyla yönetiliyor. Sadece Türkiye içerisinde değil, Kürtlere karşı zulüm Türkiye dışında Kürtlerin yaşadığı her yerde devam ediyor. Bunun son örneği Paris’te katledilen 3 Kürt’tür. Bu katliamlar ve saldırılar, iktidarın ve onunla birlikte hareket edenlerin Kürt halkından, Kürt halkının temsilcilerinden, Kürt halkının demokratik siyasetini yürüten HDP’den korktuklarının ve çekindiklerin bir göstergesidir. Bizden bu kadar korkmasalardı, bizden bu kadar çekinmeselerdi, inanın bize bu kadar saldırı olmayacaktı. Ancak yatıyorlar kalkıyorlar, rüyalarında gördükleri tek şey var; HDP ve Kürtler. Ama korkmaya devam etsinler; Kürtler direnecek, Kürtler kazanacak. İşte bu görüntü, bu birliktelik beraber kazanacağımızın göstergesidir. Bugün burada bir araya gelmemiz ve bu görüntüyü vermemiz, yakında Kürt halkının birliğini ve beraberliğini sağlayacağının en büyük göstergelerinden bir tanesidir. Çünkü bizler haktan, hukuktan, adaletten, demokrasi ve barıştan asla taviz vermeyen, bu uğurda mücadele eden ve bedel ödeyen, bedel öderken de “biz kefen giydik” diyerek yola çıkan arkadaşlarımızın, barış ve demokrasi uğruna bayrağı bize devredenlerin mirasçılarıyız. Bu miras kazanana kadar devam edecek.

Tecrid

Aslında AKP ve MHP’nin saldırısını, bize karşı tutumunu anlamakta zorluk çekmiyoruz. Çünkü siyaseten baş edemediklerine, sandıklarda yenemediklerine siyasi saiklerle kumpaslar kuran bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bize yönelik her türlü saldırı ve engellemenin, haksızlığın ve hukuksuzluğun siyasi olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Açılan bütün davalar bu şekildedir. Kobanî Kumpas Davası da kapatma davası da hazırlanan fezlekeler de böyledir. En son Hazine yardımımıza konulan bloke de siyaseten alınan bir karardır. Bunların hiçbirinin hukuki olmadığını, her birinin savcısının ve hakiminin Saray’da Erdoğan ve Bahçeli ile beraber hareket ettiğinizi hepimiz biliyoruz. Şimdi yeni yeni kumpaslar peşindeler. Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde tecrit etme yönünde bir karar aldıklarını görüyoruz. Ancak Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Gültan Kışanak’ın, Sebahat Tuncel’in, Ayla Akat Ata, İdris Baluken’in, cezaevindeki hiçbir arkadaşımızın sesini kısmaya güçleri yetmeyecek. Siz arkadaşlarımızın tweetlerini engelleyebilirsiniz ama biz dışarıda birer ketil olacağız ve onların mesajlarını milyonlara aktarmak için gece gündüz çalışacağız. Buradan arkadaşlarımıza söz veriyoruz.

İmralı’da başlattıkları tecridi, bugün artık diğer cezaevlerine ve yaşamın her alanına yaydılar. Tecrit, İmralı Cezaevinde başladı. Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit ne ahlaki ne vicdani ne de hukukidir. Biz biliyoruz ki bu tecrit siyasidir ve AKP hükümetinin keyfi uygulamalarından sadece bir tanesidir.

Halk iki kutba ne mahkum ne de mecburdur

Şimdi önümüzde bir seçim süreci var. Bu seçimin tarihi bir seçim olduğunu, bu seçimde Türkiye halklarının önemli bir karar vereceğini, aydınlıktan ya da karanlıktan yana bir tercih yapacağını, özgürlüklerden ya da faşizmden yana bir tercih yapacağını çok iyi biliyoruz. Ancak bugün geldiğimiz noktada bakıyoruz ki Türkiye halkları kararını çoktan vermiş. Türkiye halkları AKP-MHP iktidarını göndermek için seçimlerin bir an önce gelmesini istiyor, bu seçimlerde önemli bir tercih yapmaktan yana olduklarını her fırsatta gösteriyor. İki ayrı kutbun olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir tarafta Cumhur İttifakı diğer tarafta ise Millet İttifakı. Ancak Türkiye halkları bu iki kutba da ne mahkum ne de mecburdur.

HDP hiçbir masanın yandaşı da değildir

Türkiye’de adaletin, demokrasinin, barışın, özgürlüğün kırıntısının bile kalmadığı bir dönemde, herkesin gözlerinin HDP oylarında olduğu bir dönemde, Kürtlerin kime oy vereceğini merak ettiği bir dönemde çıktık dedik ki “Emek ve Özgürlük İttifakı kendi adayıyla vardır, buradadır, burada olmaya devam edecektir” dedik. Bunu dedik diye bir sürü tartışma yaşandı. Valla kimse kusura bakmasın; HDP şamar oğlanı değildir ve hiçbir masanın yandaşı da değildir, olmayacaktır. Biz ittifaklarımızla, bileşenlerimizle, kendi özgücümüzle, halkımızın desteği ve talebiyle kendi adayımızı çıkaracağız ve kendi adayımızın ikinci tura kalması için de büyük bir seferberlikle çalışacağız. Bunu buradan bir kez daha ilan ediyorum. Maç daha yeni başladı ve 90 dakika. Ve 90 dakikada bitecek bu maçta, Emek ve Özgürlük İttifakı diğer iki ittifakın karşısında kendisine güveniyle, halkına güveniyle ve özgücüyle bu seçimlerden en başarılı bir şekilde çıkacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve kaygısı olmasın. En kısa zamanda da bir takvim belirleyerek adayımızı kamuoyu ile paylaşacağız. Bu takvimi önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağız.

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak 15 Ocak’ta Kartal Meydanında büyük bir miting gerçekleştireceğiz. Bu miting Türkiye halklarının ortak mücadelesinin, birlik ve beraberliğinin göstergesi olacaktır. Hepinizi bu mitingde bizimle birlikte olmaya, sesimize ses olmaya, gücümüze güç katmaya davet ediyorum. Uzun konuşmak istemiyorum, bu akşam aslında sizleri dinlemeye geldik. Sözlerinizin bizim için yol açacağını ifade etmek isterim. Seçimlere kadar bu buluşmalar devam edecek. Bir kez daha geldiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, yolumuz açık olsun. Kazanacağımıza yürekten inanıyorum.”

#Buldan #İttifakkımızla #birlikte #kısa #zamanda #kendi #adayımızı #çıkaracağız

ÖHD, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi raporunu açıkladı

ÖHD, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda, ‘Tutsak edilen tüm kadınlara dönük bu erkek egemen saldırıların sorumlularının yargılanması için sürecin takipçisi olacağız’ denildi

Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Kadın Komisyonu, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi ile ilgili raporunu basın toplantısında açıkladı. Basın metnini hukukçular adına ÖHD avukatı Sevda Aydın okudu.

İktidarın kadın katliamını önlemeyi aklından geçirmediğini söyleyen Aydın, iktidarın kadın kazanımlarına her yerde saldırmaktan geri durmadığını söyleyerek, “Toki gibi her yere cezaevi yükselten iktidar, kadınlara baş eğdiremeyeceğini anlayınca kadınları cezaevlerine hapsetmeyi birincil politika haline getirdi. Başta eşbaşkanlık ve kadın mücadelesi kriminalize edilerek yargılama konusu yapıldı” dedi.

İnfaz rejiminin işkence türleri

Binlerce kadının eşitlik ve özgürlük mücadelesi verdiği için tutuklandığını ve cezaevlerinde başta çıplak arama olmak üzere insanlık dışı uygulamaların devreye konulduğuna vurgu yapan Aydın, “Raporumuzdan da anlaşılacağı üzere, erkek infaz rejiminin çıplak arama, hücre tecriti, süngerli oda, darp, işkence, infaz yakma uygulamaları artık hapishanelerde vaka-i adliyeden sayılmakta. İnfaz yasaları yine erkek bakış açısı ile hazırlanıp kadınlara özel ve onların gereksinimlerini karşılayacak hükümler içermemektedir. Erkek aklı türlü düzenlemeler ile cezaevindeki şiddet faili ve tecavüzcüleri serbest bırakmak için inanılmaz efor sarf etmekte ama cezaevlerindeki kadınların; cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğramamaları, bu tür ayrımcılığa karşı korunmaları ve ayrımcılığın önlenmesi konusunda herhangi bir düzenleme yapmaktan uzak durmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘Kadın tutsaklar ölüme terkedilmektedir’

Cezaevlerindeki genel sorunlara maruz kalan kadınların aynı zamanda özgün sorunlara da maruz kaldığını belirten Aydın, şöyle konuştu: “Kadınlar için ilk ihlal cezaevine girişte yapılan çıplak arama ile başlamakta ve çoğu kez ziyaretçileri dahi kapsayacak şekilde sürdürülmekte olduğunu vurgulayan Aydın, Basına her gün cezaevindeki kadınların darp edildiği, işkenceye uğradığı haberleri yansımaktadır. Aynı şekilde benzer iddialarla derneğimize de sık sık başvuru yapılmaktadır. Tüm bu sorunların yanında cezaevleriyle ilgili en büyük sıkıntılar hasta tutsaklar konusunda yaşanmakta. Tutukluların cezaevlerinde tedavilerinin mümkün olmadığı gerçeği bilinmesine rağmen, Adalet Bakanlığı ve cezaevi idaresi tarafından hasta tutukluların hastanelerde tedavi edilmeleri için yapılan başvurular reddedilmekte ve hasta kadın tutsaklar ölüme terkedilmektedir. Özellikle siyasi tutsakların tedavi istekleri sürece yayılmakta, mahpusun sağlık kurumlarına sevki esnasın da kelepçeli bir şekilde götürülerek sağlığa erişim hakkı adeta işkenceye dönüşmektedir.”

‘Sürecin takipçisi olacağız’

Aydın konuşmasının devamında “ÖHD’li kadınlar olarak, yetkililere başta rapora konu olan Sincan Kadın Cezaevi olmak üzere, cezaevinde bulunan bütün kadınların uğradığı insanlık dışı muamelelere derha son verip raporda sunduğumuz önerileri hayata geçirmeleri çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca tüm kadınları, sokakta,işyerinde evde yaşatılan şiddet ve baskının en ağır halinin yaşatıldığı cezaevlerine karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Biz kadınlar cezaevlerindeki kadınların bu baskı uygulamalarına karşı direnişlerini sahipleniyor, tutsak edilen tüm kadınlara dönük bu erkek egemen saldırıların sorumlularının yargılanması için sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#ÖHD #Sincan #Kadın #Kapalı #Cezaevi #raporunu #açıkladı

Êlih’te korucular arasında silahlı kavga: 2 korucu hayatını kaybetti

Êlih’in Hezo ilçesinde korucu olduğu belirtilen iki ailele arasında çıkan kavgada 2 korucu yaşamını yitirdi

Êlih’in Hezo ilçesine bağlı Xirbak’ta korucu olan iki aile arasında silahlı kavga çıktı. Korucu silahlarının kullanıldığı kavga çatışmaya dönüştü. Çıkan çatışma sonucu 2 korucu yaşamını yitirirken, 3’ü ağır 8 korucu ise yaralandı. Yaralılar Kozluk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Çatışmanın devam ettiği köyde yoğun askeri hareketlilik var.

Çatışmanın 3 Haziran 2022 tarihinde köyde çıkan çatışmada 3 kişinin yaşamını yitirmesi olayının devamı olduğu öğrenildi.

Ne olmuştu?

2 çocuğu da korucu olan emekli korucu Ömer Şala ile Durmaz ailesi fertleri arasında başlayan kavga silahlı çatışmaya döndü. Kavgada, Niyazi Durmaz ile korucular Kazım Durmaz ve Hasan Durmaz hayatını kaybetti.

Kavga sonrası askerler tarafından köyde önlem alınırken, hayatını kaybedenlerin cenazeleri otopsi için İlçe Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Aralarında husumet olan 2 ailenin silahlarına el konulmazken bugün o silahlar ile çatışma yaşandı.

ÊLIH

#Êlihte #korucular #arasında #silahlı #kavga #korucu #hayatını #kaybetti

Elazığ Cezaevi’nde 6 tutuklu açlık grevine başladı

Elazığ Cezaevi’nde 6 tutuklu, baskı ve ihlallere karşı açlık grevine başladığını duyurdu

Elazığ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kalan 6 tutuklu, aileleri ile yaptıkları telefon görüşmesinde cezaevinde artan baskı ve hak ihlallerine karşı bugün açlık grevine başladıklarını aktardı.

Ailelerin aktarımına göre, 10 Ocak’ta akli dengesi bozuk adli bir tutuklunun siyasi tutukluların koğuşlarına konulduğunu ve bu durumdan rahatsız olan tutukluların itiraz ettiklerini belirtti. Tutukluların bu isteğini kabul etmeyen cezaevi yönetiminin ise koğuşlara sürekli baskın yaparak, tutuklulara kötü muamelede bulunduğunu ifade etti.

Mahsum Sarp adlı tutuklunun 20 dakika boyunca gardiyanlarca darp edildiği ve bunun sonucunda Sarp’ın dişlerinin kırıldığını aktaran aileler, gardiyanların “Devlet ne derse onu yapmak zorundasınız” diyerek, adli tutuklunun koğuşta kalmaya devam edeceğini aktardığa yer verdi.

Bunun üzerine koğuşta kalan 6 tutuklu açlık grevine girdiklerini açıkladı.

ELEZÎZ

#Elazığ #Cezaevinde #tutuklu #açlık #grevine #başladı

Kameralar önünde işkence davası ertelendi

Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’nde adli tutuklu Şehmuz Emen’e kameralar önünde işkence eden gardiyanların yargılandığı dava ertelendi

Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’nde adli tutuklu Şehmuz Emen’i, Kameralar önünde çıplak arama dayatmasına maruz bırakan, konulduğu tek hücreye gardiyanlarca soğuk suyu dökülerek işkence edilmesine ilişkin gardiyanlar Çağatay Şimşek, Hasan Gökçe, Hidayet Cankurt, Reşit Deprem ve Yücel Moralı hakkında ise “İşkence yapma” suçundan açılan davanın ikinci duruşması Adana 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmaya tutuksuz yargılanan gardiyanlar, Emen ve avukatı Mehmet Nuri Toprak hazır bulundu.Duruşma Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’nde son bir yıl içerisinde cezaevinde yangın çıkıp çıkmadığına dair cezaevinin gönderdiği rapor okundu. Raporda 30 Eylül 2021 tarihinde cezaevinde yangın çıktığı belirtildi. Emen’in görme ve duyma kaybına ilişkin de tam teşekküllü bir hastanede rapor alınma talebine cevap verilmediği aktarıldı.

‘Şikayetçiyim’

Sanıklar, önceki duruşmadaki beyanlarını tekrarlayarak, beraatlerini istedi. Emen, önceki duruşmadaki beyanlarını tekrar edip “Şikayetçiyim, cezalandırılmalarını istiyorum” dedi. Av. Toprak, önceki duruşmadaki beyanlarını tekrar edip, sanıkların cezalandırılmasını istedi. Mahkeme heyeti, Emen’in görme ve duyma kaybına ilişkin de tam teşekküllü bir hastanede rapor alınması ve dosyadaki eksiklerin giderilmesi için duruşmayı 13 Nisan’a erteledi.

Gardiyanlara takdir indirimi

Emen’in diğer davasının karar duruşması ise 15 Aralık 2022’de görülmüştü. Gardiyanlar Caner Güney ve Halit Arıkan hakkında, “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” ve “Basit yaralama” suçlamalarıyla açılan davanın karar duruşmasında 2 gardiyana “basit yaralama” suçundan 5’şer ay hapis cezası verildi. Ancak daha sonra “takdir yetkisini” kullanan mahkeme, hapis cezasını paraya çevirip, her birine 3’er bin TL para cezası verdi.

HABER MERKEZİ

#Kameralar #önünde #işkence #davası #ertelendi