Ana Sayfa Blog Sayfa 1080

Günay’dan Yargıtay savcısına: Dilekçesi iktidarın grup toplantısı metni gibi

Partisnin haftalık basın toplantısında HDP’nin hazine yardımının kesilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ebru Günay, Yargıtay Başsavcısı’nın AYM’ye sunduğu talep dilekçesine ‘iktidarın gurup toplantısının bir metni gibi’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde haftalık basın toplantısını düzenliyor. Günay, gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunuyor.

Günay konuşmasına yargı eliyle yaşanan haksızlıkları hatırlatarak başladı. Partisi hakkında kapatma davası hakkında konuşan Günay, davanın baştan sona hukuksuzca yürütüldüğünü ifade etti.

HDP hesaplarına bloke konmasını da değerlendiren Günay, süreçte anayasa ihlali yapıldığını ve ‘meselenin hukuksal değil siyasi’ olduğunu belirtti.

Günay, kararın sarayın karanlık dehlizlerinde alındığını ve savcının talep dilekçesinin bir örneği görmedik diyerek sözlerine şöyle devam etti; “Bu talep dilekçesinin savcılık elinden çıkmış olmasını düşünmek sadece saflıktır. İddia değil ithamlarda bulunuyor. Dilekçeyi okurken hukuki bir metin değil iktidarın grup toplantısının metninin okuyor gibi oldum.”

Sanki Bahçeli konuşuyor

Yargıtay Başsavıcı Bekir Şahin’in sözlü mütalaasından sonra basına verdiği demeci hatırlatan Günay, “Öyle bir konuşuyor ki konuşan sanki savcı değil de iktidarın sözcüsü Devlet Bahçeli. Bu savcı taraflıdır, talimat almıştır ve görevini kötüye kullanmıştır. Kendisine tavsiyem yeniden hukuk fakültesine kayıt yaptırsın ve hukuku yeniden öğrensin” dedi

Ayrıntılar geliyor…

#Günaydan #Yargıtay #savcısına #Dilekçesi #iktidarın #grup #toplantısı #metni #gibi

Şenyaşar ailesinden davaya katılım çağrısı

Adalet Nöbet’leri 675’inci güne giren Şenyaşar ailesi sanal medya hesaplarından 17 Ocak’ta görülecek davaya çağrı yaparak, ‘Karamsarlığa kapılmayacağız, eninde sonunda adalete ulaşacağız’ dedi

Riha’nın(Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 675’inci güne girdi. Anne Emine Şenyaşar’ın rahatsızlığından ötürü bugün katılmadığı nöbeti Ferit Şenyaşar sürdürdü.

‘Karamsarlığa kapılmayacağız’

Aile sanal medya hesabından nöbete ilişkin ise, “Hakim ve savcılar üzerindeki siyasi baskı kalkmadıkça ülkeye huzur gelmeyecek! TBB ve bütün barolar adalet talebimize sahip çıkmıştır. 17 Ocak’ta binlerce hak savunucu ile birlikte Malatya’dayız. Karamsarlığa kapılmayacağız, eninde sonunda adalete ulaşacağız” paylaşımında bulundu.

RIHA

 

#Şenyaşar #ailesinden #davaya #katılım #çağrısı

Giresun Espiye Cezaevi’nde tutuklulara işkence: Aileler endişeli

Giresun Espiye L Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’nda siyasi tutuklulara saldırı yapıldığı ve tutuklulardan İsmail Taylan ve İsa Aslan’ın zorla kelepçelenip koğuştan götürüldüğü belirtildi

Sürgün ve işkence haberleriyle gündem olan cezaevlerinde özellikle siyasi tutuklulara yönelik baskılara her gün yenileri ekleniyor. Giresun Espiye L Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’nda tutuklara yönelik saldırı gerçekleştiği belirtildi.

Sabah saatlerinde aileleri ile yaptıkları telefon görüşmesinde yaşadıkları işkenceyi anlatan tutuklular, 1’inci Müdür ve Baş Gardiyan tarafından fiziki saldırıda bulunulduğunu ve tutuklulardan İsmail Taylan ve İsa Aslan’ın zorla kelepçelenip koğuştan götürüldüğünü belirtti.

Duyarlılık çağrısı

Arkadaşlarının durumundan endişe ettiklerini ve nereye götürüldüklerini bilmediklerini belirten tutuklular, “Artık sizin idam vaktiniz geldi” gibi tehditlere maruz kaldıklarını belirtti. Tutuklular insan hakları örgütlerine ve kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.

Gazetemize ulaşıp yaşananları aktara aileler ise endişe duyduklarını belirterek, yaşanan işkencelere karşı ‘herkese yüzünü cezaevlerine dönme’ çağrısı yaptı.

İddialar üzerine aradığımız ve ismini vermek istemeyen cezaevi yetkilileri de iddiaları ret etmezken, bu konuda bilgi verme yetkilerinin olmadığını ileri sürdü.

GİRESUN

#Giresun #Espiye #Cezaevinde #tutuklulara #işkence #Aileler #endişeli

Dersim’de 80 köy tehdit altında

Dersim’de Erzican’ı da kapsayan birçok alan için yeni maden projeleri planlanıyor. Yapılacak projelerin Dersim’i yaşanmaz hale getireceğini belirten Çetinkaya, ‘Yapılan projeler doğaya vurulan darbedir’ dedi

Dersim’de son 10 yılda 6 baraj ve Hidroelektrik Santrali (HES) projesi tamamlanırken, kentin doğası her gün yeni rant projesiyle maden şirketlerine peşkeş çekiliyor. Karasu ve Peri çayları üzerinde yapılan projelerle kentin etrafı göllerle çevrilerek, iklim değişikliği yaratılıyor. Pulur (Ovacık) Mercan Şahverdi-Işıkvuran bölgesinden başlayıp, Pîlemûriye’deki (Pülümür) Hel Dağı ve Bağır Dağı eteklerine kadar uzanan Eskigedik-Karagöz-Hasangazi-Kırklar hat boyunca kontrolsüz ve denetimsiz onlarca alanda, maden arama faaliyetleri devam ediyor.

Munzur Doğal Yaşamı Koruma Derneği Başkanı Haydar Çetinkaya, kentte şimdiye kadar yapılan HES, maden ocakları ve yapılması planlanan projelerin tahribatına ilişkin, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Zerrin Sangut’a konuştu.

80 köyü etkileyecek

Çetinkaya, projelerin devlet tarafından hayata geçirildiğini hatırlattı. Yapılan tahmini proje sayısının 27 olduğunu kaydeden Çetinkaya, “Munzur Dağı, Pîlemûriye, Hel Dağı ve Karagöz Yaylası, ekosistem için oldukça önemli yerler. Bu bölgelere yapılacak olan projeler, coğrafyayı yok etmeyi hedefleyen projelerdir. Yaklaşık 80 köyü etkisi altına alacak projelere, her gün bir yenisi ekleniyor” dedi.

Koruma altında ama…

Yaptığı araştırmalar neticesinde Dersim’deki HES projelerinin tarihinin 1800’lü yıllara dayandığını ifade eden Çetinkaya, projelerin hayata geçirildiği bölgelerde köylerin sular altında kaldığını vurguladı. Çetinkaya, Berlin Sözleşmesi’ni hatırlatarak, “Berlin Sözleşmesi’ne göre Munzur Vadisi koruma altında olan önemli bir vadidir. Bu projeler Munzur’un bütün doğal yapısını bozuyor” diye belirtti.

Doğa mücadelesi

Planlanan projeler hayata geçirilirse Dersim’in yaşanmaz bir hale geleceğini vurgulayan Çetinkaya, “Dersim halkı, HES ve baraj projelerine karşı, ciddi mücadeleler yürüttü. Birçok baraj projesi iptal edildi. Bu mücadele, doğanın, tabiatın ve doğa üzerinde hayat bulan canlıların kazanımıdır.”

Erzincan’ı da kapsıyor

Pîlemûriye (Pülümür) ilçesinin Büyükçeşme köyünde yeni bir madencilik projesinin hayata geçirilmesi için müracaat yapıldığını paylaşan Çetinkaya, projenin büyük bir alanı kapladığını söyledi. Çetinkaya, Erzincan’ı da kapsayan bu projelerin 200 bin hektara denk geldiğini söyleyerek “Buralara yapılacak her HES projesi, doğaya vurulmuş bir darbedir” ifadelerini kullandı.

DERSİM

#Dersimde #köy #tehdit #altında

Yaşama elverişli bir gezegen keşfedildi

NASA, dünyadan 100 ışık yılı mesafede yaşama elverişli bir gezegen keşfettiğini açıkladı

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), dünya büyüklüğünde yeni bir gezegen keşfettiğini açıkladı. NASA açıklamasında, Geçiş Halindeki Öte Gezegen Araştırma Uydusu (TESS), yörüngesindeki Yunus (Dorado) Takımyıldızı’nın “yaşama elverişli bölgesinde” bulunan Dünya büyüklüğünde bir öte gezegen keşfetti. “TOI 700 e” adı verilen gezegenin, dünyadan 100 ışık yılı mesafede olduğu belirtildi.

Açıklamaya göre gezegenin, yörüngesindeki yıldıza suyun gezegen yüzeyinde var olmasına olanak sağlayacak mesafede bulunuyor.

NASA araştırmacısı Emily Gilbert, “Bu, bildiğimiz çoklu, küçük, yaşanabilir bölge gezegenlerine sahip birkaç sistemden biridir” dedi.

HABER MERKEZİ

#Yaşama #elverişli #bir #gezegen #keşfedildi

Hevsel’in başka bir emsali yok!

Hevsel Bahçeleri ‘Kültür Park” adı altında parça parça edilecek. Hevsel’in içinden 25 metrelik bir yolun geçmesinin bölgedeki tarımı tamamen bitireceğini belirten ZMO ve ŞPO Şube yöneticileri suç duyurusunda bulunacak

Kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Sur Belediyesi, Hevsel Bahçeleri’ni “Kültür Park” adı altında paça parça ranta açıyor. Çivi çakılmaması gereken alanda gayri resmi yol ve yöntemlere göz yumuluyor. Söz konusu “proje” alanını kapsayan bölgedeki arazi sahiplerinin iş makineleriyle araçların geçebileceği 25 metrelik yol çalışmasına ses çıkarılmadı. Dünya mirası olan Hevsel Bahçeleri’ni bitirecek bu girişimlere karşı sivil toplum örgütleri, suç duyurusunda bulundu.

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Amed Şubesi Eşbaşkanı Abdussamed Ucaman ve Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Amed Şubesi Sekreteri Mahmut Özkeskin, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ ve Mahmut Altıntaş’a konuşarak yapılanların kanuna aykırı olduğunu ve Hevsel Bahçelerindeki tarım alanının tehlikeye gireceğini ifade etti.

UNESCO’dan sonra vazgeçtiler

Özkeskin, 2012 yılında yapılması planlanan ancak durdurulan “Dicle Vadisi” projesinin yerine “Kültür Park” adıyla yürütülen resmi ve gayri resmi çalışmaları anlattı. Özkeskin, Hevsel Bahçeleri’nin 2015 yılında UNESCO dünya miras listesine alındıktan sonra projeden vazgeçildiğini belirterek, “Fakat imar plan değişikliği o dönemdeki sıkıntılardan dolayı bir türlü yapılamadı, son yıllarda da Diyarbakır Belediyelerine kayyum atanmasından kaynaklı oranın imar planı halen aynı şekilde durmakta” diye belirtti.

Hukuk dışı

Arazi sahiplerinin işlem yaptığı söz konusu bölgenin önemli olduğunu ve Büyükşehir Belediyesi ile Sur Belediyesi tarafından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Özkeskin, “Tabii ki bu yapılan şeyler hukuk dışıdır. Bu yüzden biz de suç duyurusunda bulunduk” diye konuştu.

Hafızayı değiştiriyorlar

“Bizim amacıız korumak çünkü başka emsali Diyarbakır yok” diyen Özkeskin, “Bir toplumu değiştirmek isterseniz hafızasını değiştirirsiniz, o toplumda artık ona verilen her şeye açık olur. O yüzden kente hem bu yönden hem de yapısal olarak zararları çok fazla” dedi.

Hevsel içine yol yapılacak

Çalışma alanında ciddi bir talanın ortaya çıktığını vurgulayan ZMO Şube Eşbaşkanı Samet Ucaman ise  Hevsel’in tam içerisinde 25 metrelik bir yol açıldığını belirterek, Bu yol o bahçelerin tüm alanını tahrip edecektir. Çünkü yolun yapıldığı alan birinci derecede tarım alanıdır. Dolayısıyla birinci sınıf arazisini yok ediyorlar. Yolun girdiği bir yerde, yapılaşma olur ve bu yapılaşma da mevcut şehrin kendi planlamasına göre yapılmaz” ifadelerini kullandı.

Bu neyin nesi?

Talanın UNESCO heyetinin gitmesinin hemen sonrasında başladığını belirten Ucaman, “Bu bürokratların bu kente bir aidiyetleri, bir paylaşımları ve duyguları yok. Dolayısıyla bu kente böylesi bir aidiyeti olmayan kişiler rant amaçlı her türlü faaliyeti yaparlar. Kırklar Dağı taraflarında da yine çalışmalar var, dozerler girmiş. Bu neyin nesidir? Bunu kim hangi kanunla yapıyor. Bunların tümü suç unsurudur. Bu suçu da işliyorlar.”

Suç duyurusunda bulunulacak

Bu yıkıma karşı tüm resmi kurumlara itirazda bulunacaklarını da belirten Ucaman, “Hem Toprak Koruma Kurulu’na müdahil olması için yazı yazacağız hem de bu konuyla ilgili kent dinamikleriyle suç duyurusunda bulunacağız. Bunun seçime yönelik bir yatırım olduğunu görebiliyoruz. Rant alanı oluşturmaya çalışıyorlar ve bu konuda da itirazımızı her taraftan yükselteceğiz. Yaptıkları kente karşı bir suçtur, görevi kötüye kullanmadır” ifadelerini kullandı.

AMED

#Hevselin #başka #bir #emsali #yok

Okyanus suyu sıcaklığı rekor kırdı

İklim değişikliğiyle ilgili yapılan bir araştırmaya göre 2022’de okyanus sıcaklıkları en yüksek seviyeye çıktı

Küresel ısınma nedeniyle okyanus sıcaklıkları en yüksek seviyeye çıktı. Guardian’ın haberine göre, bilim insanlarından oluşan ekibin yaptığı araştırmada, insan kaynaklı emisyonlardan kaynaklanan ısıyı emen okyanusların 2022’de en yüksek sıcaklığa ulaştığı ve bunun iklim sisteminde derin değişimlere yol açtığı belirtildi.

ABD’de St. Thomas Üniversitesi’nden Prof. John Abraham, küresel ısınmanın yüzde 90’dan fazlasının okyanuslara gittiğini belirterek, “Okyanusların ısınması sebebiyle daha aşırı hava koşulları yaşıyoruz. Bunun tüm dünyada korkunç etkileri var” dedi.

Kaynak: MA

#Okyanus #suyu #sıcaklığı #rekor #kırdı

Tarihçi Aydın: Demokratik Cumhuriyet panzehirdir

Tarihçi Erdoğan Aydın, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çözüm için önerdiği “Demokratik Cumhuriyet” modelinin Demokratik Cumhuriyet ‘Kemalist Cumhuriyet’e’ karşı bir panzehir olduğunu savundu.

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı ardından 29 Ekim 1923’te “Türkçülük” esası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yılına girdi. Cumhuriyet boyunca inkar, imha ve asimilasyon politikaları ile Kürtler başta olmak üzere halklar kırımdan geçirildi. Bu kırımlara Kürtler, sistematik bir şekilde yerel başkaldırılarla hep karşı çıktı. En son olarak bu politikalara başkaldıran PKK Lideri Abdullah Öcalan, kalıcı çözümün “Demokratik Cumhuriyet” projesi ile mümkün olabileceğine dair ısrarını sürdürürken, yüzüncü yıllına giren Cumhuriyet ile birlikte Abdullah Öcalan’ın çözüm tezi daha da çok tartışılmaya başlandı.

Ortak vatan

Tarihçi Erdoğan Aydın, cumhuriyet öncesi dönemde “Kürtlerin ve Türklerin vatanı” şeklinde tarifin olduğunu ve bu nedenle özellikle Azadî Cemiyeti’nin bu yönlü taleplerinin olduğunu anımsattı. Milli mücadele döneminde Kürtlerin ve Türklerin eşit haklara sahip olacağına dair bir gelecek vaadinin olduğunu dile getiren Aydın, “Bu açıdan baktığımızda, kullanılan millet kavramı, ‘Türk ulusu’ anlamında değildi. Müslüman milleti kast ediliyordu. Bunun için de öncelikle Kürtler ve Türkler yer alıyordu” dedi.  Bu hususa dair Misak-ı Milli’ye de işaret eden Aydın, “Kurtarılması düşünülen vatan toprakları, ‘Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı topraklar’ şeklinde tabir ediliyordu.  Bunun yanı sıra Lozan’a Kürtler ve Türklerin hakkı için gidildi. Bu süreçte Kürt aşiretlerinden destek de aldılar. Aynı zamanda imzalı metinler de almışlardı” diye konuştu.

Kürtlerin kendi aralarındaki çelişkiler

Kürtlerin kendi aralarından çelişkiler yaşadığını bu nedenle ortaklaşma konusunda zorluklar yaşadıklarını ifade eden Aydın, “Ortak tek Kürt ulusal siyasetinin saptaması konusunda zorlandılar. Böyle bir dönemdi. Bu tür faktörler bir araya geldiğinde aslında Lozan Anlaşması’nın imzalanması akabinde başta Mustafa Kemal ve diğer yöneticiler, yarım kalan bir işi tamamlamaya yöneldiler. Yarım kalan iş neydi? Elbette Ziya Gökalp’in Türkleştirmek, Müslümanlaştırmak ve Muasırlaştırmak projesi idi.. Nitekim Lozan Anlaşması sonrasında Milli Mücadele önderliği, ‘1921 Anayasası’nı değiştirdi” ifadelerini kullandı. 1921 Anayasası’nın Ademi Merkeziyetçi yönünün olduğunu ve bu yönüyle “Demokratik Özerkliği” de garanti altına alan bir Anayasa olduğuna vurgu yapan Aydın, “Eğer bu anayasa uygulansaydı hem Kürtler açsından sorun çözülürdü hem de Türkiye demokratik bir ülke olurdu. Bu gün Türkiye çok daha müreffeh, çok daha zengin olurdu. Uluslararası iş bölümünde çok daha aktif rol oynardı.” diye konuştu.

İsyan inkarla bastırıldı

Tekçi anlayışın Şeyh Said başkaldırısının yaşandığını ancak, “İsyan oldu, onun için Kürtlere yöneldik” anlatısının öne sürüldüğünü anımsatan Aydın, bunun “kesinlikle” gerçeği yansıtmadığını belirtti. Aydın, “Şeyh Said’in isyana filen zorlandığı atmosfer, Kürtlüğün inkarının anayasal düzeyde ilan edilmesinin sonrasında gerçekleşti. Yani milli mücadele döneminde Kürtlere verilen taahhütlerin tümü devre dışı bırakılması üzerine Şeyh Said’in şahsında isyan gelişti. O döneme kadar birlikte bir gelecek tasafürü vardı. İsyan, travmanın tepkisiydi. Bu tepki ne yazık ki Türk egemen sınıfları tarafından Kürtlüğe yönelik topyekün bir fırsata dönüştürüldü” diye konuştu.

İsyandan sonra Takrir-i Sükun yani ‘sessizlik’ yasası çıkarıldığına dikkat çeken Aydın. “Bu yasayla şu yapıldı: Sadece Kürtler değil Kürt olma hakkı değil aslında muhalif olabilecek hiç kimse ayakta bırakılmadı” dedi.

Sürgün ettiler mallara el koydular

Binlerce insanın öldürüldüğünü dile getiren Aydın, şöyle devam etti: “Türkiye’ye çok büyük kötülük yaptılar. Binlerce insan sürgüne gönderildi ve binlerce insanın mülküne malına el konuldu. Tıpkı bir önceki dönemde İttihat Teraki’nin gayrımüslimlere yaptığı gibi bu sefer Kürtlere yapıldı. Kürtlerin karşı koyuşları, ‘Şeyh Said isyanı’ diye tabir edilen dirençte de ‘biz halklarımızı istiyoruz’ talebi vardı. Fakat şöyle düşünülmesin: ‘Kürtler sürekli isyan etti’ söylentisi doğru değil. Ağrı İsyanı’nın farklı bir bağlamı var. Ancak diğerlerinin hepsi, ‘dilimizi, inancımızı istiyoruz. Biz de bir ulusal aidiyetiz’ şeklinde argümanlar ile gerçekleşti.”

Asimilasyon ve fetih araçları

Kurdistan’a demir yolunun götürüldüğünü ve bu demir yolunun “vatandaşlık hakkı” kapsamında götürülmediğine de işaret eden Aydın, “Bunları onu fethetmek etmek için yaptı. Nitekim İsmet İnönü örneğin Dersim ile ilgili  yazdığı raporlarda, ‘biz Dersim gaylesini demir yollarıyla çözdük’ diyor. Okullar da aynı şekilde yapıldı. Şimdi okullar aslında bir asimilasyon aracı olarak uygulandı. Bugün hala temel bir yara olan ana dil hakkının tanınmaması da zaten bunun göstergesidir. Yüzüncü yılına geldiğimiz Cumhuriyetin ne için demokratikleşemediğini esas cevabı bunlardır. Esas cevap burada aranmalıdır” diye kaydetti.

Cumhuriyetin ilk yüzyılında demokraası uygulanmadı

“Bu işin mayasında anti-demokrasi var” diyerek sözlerini sürdüren Aydın, Türkiye’nin NATO’ya girmesi ile de demokrasi açısından negatif bir etkinin oluştuğunu söyledi. AKP iktidarında aynı kapsamda politikalar işlediğini dile getiren Aydın, bu politikalar nedeniyle Cumhuriyet’in yüzüncü yıllına kadar demokrasinin yaşanmadığını belirtti.

Demokratik Cumhuriyet panzehirdir

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “Demokratik Cumhuriyet”e işaret eden Aydın, “Demokratik Cumhuriyet çok kimlikli, çok kültürlü bir Cumhuriyet demektir. Herkesin kendini ifade edebileceği bir Cumhuriyet demektir. Vatandaşın vatandaş olmadan gelen haklarını kendini nasıl görüyorsa öyle yaşama hakkının tanındığı bir Cumhuriyet demektir. Bu açından baktığımızda Demokratik Cumhuriyet ‘Kemalist Cumhuriyet’e’ karşı bir panzehirdir. Demokratik Cumhuriyet önümüzdeki dönemde gerçek anlamda toplumsal kardeşliğin, ekonomik refahın, komşularla barışabilmenin ve dünyada saygın bir yer edebilmenin olmazsa olmaz gereğidir. İkinci yüzyılını Türkiye Cumhuriyeti birincisi gibi geçiremez. Şu anda her ilişkisi tıkanmış halden zaten net olarak görülüyor”  diye kaydetti.

Demokratik Cumhuriyet şanstır

“Demokratik Cumhuriyet, bir seçenek ve şans ile imkandır” diyen Aydın, sözlerini “Toplumun bütün kesimleri tarafından anlaşılması lazım. Türkiye’nin demokrasi güçlerinin de Kürt hareketi, Alevi hareketi, sosyalistler ve herkes bunu toplumun diğer kesimlerine anlatma beceresi de göstermesi lazım. Burada da bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Demokratik Cumhuriyet; Türkiye’nin kanamakta olan yaralarının tedavi edilmesinin biricik yol ve yöntemidir” şeklinde konuştu.

 

 

#Tarihçi #Aydın #Demokratik #Cumhuriyet #panzehirdir

Şeker: Adalet Bakanlığı çağrılara sessiz

TBB’nin İmralı’daki görüş yasağına karşı baroların yaptığı başvuruyu gündemine alarak Adalet Bakanlığı’na yazı gönderdiğini aktaran ÖHD Eş Genel Başkanı Bünyamin Şeker, bakanlığın henüz bir cevap vermediğini söyledi.

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan 21 ayı aşkın bir süredir haber alınamıyor. Avukat ve aile görüş başvurularına yanıt verilmezken, hukuk örgütlerinin tecride karşı girişimleri sürüyor. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Amed, Şirnex, İstanbul, Ankara, İzmir, Colemêrg, Wan, Ankara, Mêrdîn, Êlih ve Mersin barolarına başvuruda bulundu. Başvurularda, avukat görüş yasağının kaldırılması, iç ve uluslararası mevzuatta yer alan hakların temini için yapılan başvuruların takibi yapılması istendi. Bunun üzerine bazı barolar, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi ve hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) başvurdu. TBB’nin söz konusu başvurular üzerine harekete geçtiği ve konuyu Adalet Bakanlığı’na sorduğu öğrenildi.

Tecrit toplumun her kesiminde 

Başvuruya dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtlayan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Bünyamin Şeker, TBB’nin Amed, Şirnex ve Wan barolarının talebi doğrultusunda Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunduğunu aktardı. Öcalan’ın direnmesiyle tecridin de ağırlaştırıldığına dikkati çeken Şeker, “Son dönemlerde direnişin olduğu alanlarda bir tecrit uygulamasının baş gösterdiğini gördük. Özellikle Sayın Öcalan’ın son telefon görüşmesinden bu yana, tecrit daha çok toplum üzerinden hissedilmeye başladı. Tecridi değerlendirirken bütünlüklü olarak, bütün boyutlarıyla değerlendirmek gerektiğini inanıyoruz ve bunun siyasal, sosyolojik ve hukuki birçok boyutu var. Bu durum hem Türkiye yasalarında hem de uluslararası hukuk normlarında bir işkence hali olarak tanımlanıyor. Çünkü Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) zaman zaman yayınladığı raporlarda kendi ifadeleriyle bunun bu şekilde tanımlanması söz konusu. Çok üst seviye bir şeyden bahsediyoruz. Tecrit derinleştirilmiş ve mutlak bir hal var. Tamamıyla dış dünyadan, ailesinden, avukatlarından izole edilmiş, mutlak iletişimsizlik hali söz konusu” şeklinde konuştu.

CPT’ye mektup yazıldı

Öcalan’ın müdafiliğini yürüten Asrın Hukuk Bürosu’nun “CPT’nin Eylül 2022 tarihinde İmralı Adasına yaptığı ziyarette Sayın Öcalan’ın görüşmeye çıkmadığı duyumuna sahibiz” açıklamasına değinen Şeker, “CPT’nin 2 bine yakın avukatın başvurusundan sonra böyle bir girişimde bulunması bizim için nispeten olumluydu. Ama sonrasında yine mevcut durumun devam edilmesi kabul edilebilir bir durum değil. 2 bin avukat içerisinde farklı farklı ülkelerden hukukçular vardı. Bu hukukçularla tekrardan değerlendirmelerde bulunmaya karar verdik. Nasıl bir yol haritası çizebiliriz diye. CPT’nin bu raporu açıklaması ya da bu görüşmesine dair bilgi vermesi için bu anlamda tekrardan bir araya geleceğiz. Tekrardan CPT’ye bir mektup gönderildi. Bir çağrı daha yapıldı, şimdi bunun sonucunu bekliyoruz. CPT buna nasıl refleks geliştirecek. Önümüzdeki süreçte göreceğiz” diye konuştu.

TTB başvurularımız gündeme aldı

Şeker, bir süre önce birçok baroya başvuru yaptıklarını anımsatarak, bazı baroların bunun üzerine TBB’ye başvuruda bulunduklarını ifade etti. Başvurularda görüşmelerin neden engellendiğinin sorulduğunu kaydeden Şeker, girişimlerinin sürdüğü bilgisini paylaştı. Şeker, TBB ile birebir görüşmeler sağlamaya çalıştıklarını TBB’nin, 3 baronun başvuru dilekçesi talebini değerlendirerek, gündemine aldığı ve Adalet Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne yazı gönderdiğini söyledi.

Avukat görüşü anayasal bir haktır

Abdullah Öcalan ile 2019 yılında yapılan görüşmeler sonrası dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün görüşmelere dair yaptığı “herhangi hukuki bir engel yok” sözlerini anımsatan Şeker, “Avukat görüşü önünde herhangi bir engel yoksa o zaman nedir bu engel? Bunun açıklaması yapılmalı. Adalet Bakanlığın verilen bazı cevaplarda disiplin cezaları öne sürülüyor. Ama Türkiye mevzuatında ceza infaz kanununda ya da bütünleyici kanunlarda böyle bir uygulamanın olmadığını biliyoruz. Bir hükümlünün disiplin cezası alması avukat görülerinin önünde engel değildir. Çünkü avukatın görüşü savunma hakkıyla birebir bağlantılıdır. Savunma hakkı da anayasal güvence altındadır. Bu uygulamalar Sayın Öcalan şahsında Kürt sorunun ele alınmasıyla alakalı” şeklinde konuştu.

Tecride karşı ortak mücadele

Tecride karşı hukuki mücadele verdiklerini vurgulayan Şeker, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin bertaraf edilmesinden kaynaklı görüşmelerin engellendiğini ifade etti. Tecridin sadece İmralı’da değil hayatın her alanına sirayet ettiğine dikkat çeken Şeker, “Ciddi sorunlar yaşıyoruz. Her bir bireyin her kesimin bu anlamda elini taşın altına koyması gerekiyor. Hayal ettiğimiz demokratik düzeni ancak birlikte mücadeleyle sağlayabiliriz” sözleri ile ortak mücadele çağrısı yaptı.

Kaynak: MA

 

 

 

#Şeker #Adalet #Bakanlığı #çağrılara #sessiz

Gazeteci Oremar: Halk idamlara rağmen taleplerinde ısrarlı

İran’daki son gelişmeleri değerlendiren gazeteci Kakshar Oremar, ‘Eylemlerin azaldığını söylemek halkın bastırıldığı ve taleplerinden vazgeçtiğini göstermez. Eylemler azalmış olsa da halkın talebi halen aynı ve bu rejimi istemiyorlar’ dedi

Halk ayaklanmasının devam ettiği İran ve Rojhilat kentlerinde İnsan Hakları Örgütü’nün resmi verilerine göre şuana kadar en az 481 kişi katledildi, binlerce kişi ise tutuklandı. Katledilen kişilerden 64’ünün çocuk olduğu ifade ediliyor. Gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Kakshar Oremar, ülkedeki son duruma dair değerlendirmelerde bulundu.

İdamlara rağmen alandalar

Eylemlerin ağırlıklı olarak Rojhilat kentlerinde devam ettiğini belirten Oremar, “Eğer Rojhilat olduğu gibi diğer İran kentlerinde eylemler sürseydi eylemlerin tesiri şu ankinden daha çok etkili olurdu. İnsanlar da idam edilmiyor olabilirdi. Kürtler, rejime karşı demokratik halklarını kullanmayı sürdürüyor ve şuana kadar da İran’da bulunan diğer halklara öncülük yapıyor. Eylemlerin sürmesi, İran rejiminden kaynaklanıyor. Çünkü rejim, halkların çağrılarına kulak asmıyor. Bu eylemlere karşı da rejim idamı öne çıkarıyor. 109 kişi idamla yargılanıyor, 17 kişi hakkında idam kararı verilmiş ve 4’ü idam edilmiş. Yine Kurdistan kentlerinde 8 kişinin gizli bir şekilde idam edildiği yönünde bilgiler de bulunuyor” dedi.

Toplu katliamlar olabilir

Tüm baskılara rağmen eylemlerin sokaklarda sürdüğüne dikkati çeken Oremar, sokakların yanı sıra fabrikalarda grevlerin de gerçekleştirildiğini aktardı. Oremez, “Eylemlerin azaldığını söylemek halkın bastırıldığı ve taleplerinden vazgeçtiğini göstermez. Eylemler azalmış olsa da halkın talebi halen aynı ve bu rejimi istemiyorlar. Eğer rejimin baskılarına halk sessiz kalırsa ve alanlardan çekilirse toplu katliamların olması durumu ortaya çıkabilir. Çünkü daha önce bunun örnekleri var. Umarım bunlar gerçekleşmez ve halk tamamen alanlardan ayrılmaz” şeklinde konuştu.

Rejim halka kulak vermeli

Hükümetin halka ve farklı ülkelerden yapılan çağrılara kulak vermesi gerektiğini vurgulayan Oremar, “İran, halka kulak verip, rejim değişikliğine gitmezse yok olmaya mahkumdur. Rejim artık yaptığı katliamlara karşı kılıf bulmaktan vazgeçmeli. Rejim değişikliği kesinlikle olmalı” dedi.
Halkın hükümete olan güvenini tamamen yitirdiğini ve demokratik bir sistemin inşasını istediğini vurgulayan Oremar, “Bugüne kadar rejimin Rojhilat bölgesine karşı yaklaşımı tutuklama, cezaevi, idam, ölüm, baskı ve engelleme olmuştur. Aynı şeyi diğer halklar ve etnik kimliklere de yapmıştır. Bu baskıları Kurdistan’da sürekli hale getirmiştir. İran’da bulunan diğer halkların da rejime karşı kazanmaları için birlikteliğin olması gerekiyor. Bu birliktelik de ‘jin, jiyan, azadî’ felsefesi üzerinden yürütülmeli” dedi.

Haber: Cengiz Özbasar /MA

#Gazeteci #Oremar #Halk #idamlara #rağmen #taleplerinde #ısrarlı