Ana Sayfa Blog Sayfa 1085

Gazeteci Demirhan: Bu rejime faşizm demek gerek

Gazeteci Ali Ergin Demirhan ile mevcut rejimin karakteri ve buna karşı mücadelenin esaslarını konuştuk: Bu rejime faşizm demek gerekir. Bu nasıl bir faşizmdir; bir kontr-gerilla koalisyonudur

Yadigar Aygün/Hüseyin Kalkan

Son günlerde siyasi gelişmeler hızlandı. Sadece halka yönelik saldırılar değil, iktidar blokunun kendi içindeki çatışmalar da arttı. Seçim yaklaşırken, iktidar İstanbul Belediyesi’nin imkanlarını seçimlerde kullanmak için belediyeye kayyum atamanın yollarını ararken, bir yandan da Erdoğan seçimlerde kuvvetli bir rakip olarak gördüğü Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etmek için hamle üzerine hamle yapıyor. Dönemin en önemli gelişmesi ise Halkların Demokrat Partisi (HDP)’ne verilen hazine yardımının kesilmesi oldu. Anayasa Mahkemesi (AYM), karar vermeden, kararını açıklamış oldu. Bu gelişmelerin ne anlama geldiğini ve bizi nelerin beklediğini Sendika.Org’un editörlerinden Ali Ergin Demirhan ile konuştuk. Demirhan, konuşmasına rejimin ismi koyarak başladı: “Bu rejime faşizm demek gerekir. Devletin kurumsal yapısındaki faşizm özelliklerini taşıdığı gibi aynı zamanda son dönemde tüm dünya çapında izlenen neo-faşist hareketlerde gericiliğin çeşitli formlarıyla bir sivil aşağıdan yukarı niteliği olan özelliklerini de birleştirmiş bir rejim; devlet krizine bir tek adam rejimiyle, tek adam yönetimiyle yanıt vermeye çalıştılar. Kriz içerisinde bir faşizmin kendini sürdürebilmesi için de yeni nitelikler kazanarak devam etmesinden bahsediyoruz. Yoksa Türkiye’ye faşizm AKP ile geldi, son referandum ile geldi değil. AKP’de başka bir nitelik kazandı. Şu an var olan iktidarı bir kontr-gerilla koalisyonu olarak tanımlamak gerekir. Bu nasıl bir faşizmdir; bir kontr-gerilla koalisyonudur. Bir partinin iktidarda olduğu basitçe tek adam diktatörlüğü deyip geçemeyiz. Kabaca böyle tanımlayabiliriz bu rejimi.”

Seçim ve demokratik mücadele

Yaklaşan seçim sürecini demokratik mücadele açısından değerlendiren Ali E. Demirhan, Erdoğan’ın yeniden onay almak istediğini söylüyor. Demirhan, şöyle devam ediyor: “Bu seçim sürecinde bir kez daha Erdoğan da onay almak istiyor. Ama kitleler bu iktidardan kurtulmak istiyor. Türkiye’nin çoğunluğu her yönüyle bu iktidardan kurtulmak istiyor. İstediğimiz toplumun kurulması için değil, Erdoğan’ın gitmesi için oy verecek kitleler. Kitleler de bunun bilincinde. 6 Masa dediğimiz şey -ya da aslında restorasyon masası mı diyelim, onarım mı masası mı diyelim?- sistemi değiştirmek değil onarmak istiyor. Kitleler orada nasıl bir ülke istediklerini oylamayacaklar. Bir kişiden kurtulduğunuzda bu durumdan kurtulmuş olacak mısınız? Maalesef kurtulmuş olmayacağız. Türkiye şu an bir ekonomik, sosyal ve siyasal kriz içerisinde. Ama Erdoğan iktidarından kurtularak bir demokratikleşmenin geleceğini beklemek de bir tür bir hayaldir. Aslında faşizmin sınırlandırılması ve krizin derinleştirilmesi olabilir Erdoğan’dan kurtulma süreci.”

HDP’nin dayanılmaz ağırlığı

Türkiye’nin girdiği seçim sürecinde ekonomik ve siyasi krizin derinleştiğini belirten Ali E. Demirhan, demokrasi güçlerinin kendi tutumları ve mücadelelerinde net olmaların gerektiğini ekliyor: “Krizin derinleşeceği bir süreç ama şu aday olursa buna bir şans verelim, buna bir şans vermeyelimden çok, kendi programını işletmeli demokrasi güçleri. Gerçek bir dönüşümden yana olan demokrasi güçleri kendi konularını işletmeli ama seçimin sınırlarını da görmelidir. Millet İttifakı veya Altılı Masa Erdoğan’ı göndermenin anahtarını elinde tutuyor. Burada HDP’nin bir pozisyonu var. Gerçek bir oy gücü sebebiyle HDP’yi görmeme gibi bir ihtimalleri yok. Bu nesnel bir gerçeklik. Arka kapı diplomasisi ile varılacak herhangi bir anlaşmanın da bir hükmü yok. Çünkü bu partiler dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay veren, savaş politikalarına ve savaş tezkerelerine onay veren, HDP’nin dışında bırakıldığı platformlara ulusal çıkarlar doğrultusunda dahil olan ve bunu da kimilerinin söylediği gibi basiretsizlik veya aptallıktan değil gayet bilinçli bir şekilde yapan düzen partileri. Düzenin değişmesi gibi bir dertleri olmayan, o yüzden eskiye dönmekten, restorasyondan, onarımdan söz ediyor. Burada devrimci demokratik güçler, Erdoğan’ın gitmesi için bir taktik geliştirebilir. Yeni gelecek olası iktidarın programının esnetilmesi için, bir takım nefes aralıklarının bırakılması için müdahalede bulunma şansı vardır. Ama kesinlikle eklenilmemeli. Bu süreçteki mücadele de seçim alanıyla sınırlandırılmamalıdır. Türkiye toplumunun, Türkiye halklarının direniş potansiyeli seçmenlikle sınırlı değil. Çok ciddi bir direniş geleneği var. Yorgun, yorulmuş, baskılanmış, çok kayıp vermiş olmasına rağmen siyasete katılımının tek aracı seçmenlik değil. Türkiye halklarını seçmenliğe indirgerseniz iktidar da çıkar karşınıza kapınızı kapatır, adayınızı yasaklar. Bu koşullardaki bir iktidarla mücadelede salt seçmen muamelesi yaparak bir çağrıda bulunamayız. O yüzden de Emek ve Özgürlük İttifakı’nın da dahil olduğu düzen karşıtı güçlerin toplamının burada seçimlere sırtını dönmeyen ama seçime endeksli olmayan, bu krizin her durumda, her senaryoda sürecek olan bir kriz içinde olduğumuzu bilerek, halkın bağımsız örgütlenmeleri ve eylemiyle müdahaleyi önüne koyan bir strateji izlemesi gerekir.”

Ali Ergin Demirhan

HDP’nin toplumsal kökleri

HDP’nin toplumsal kökenlerine ve legal mücadele geleneğine işaret eden Ali E. Demirhan, hazine yardımının kesilmesi ile HDP ile başa çıkılamayacağını vurguluyor. Demirhan, bu konu ile ilgil şöyle bir analiz yapıyor: “Herhangi bir devrimci yapıyı, küçük bir organizasyonu yok edebilecek saldırılar düzenleyebilirsiniz ama Kürt Hareketi’nin böyle bastırılarak yok edilemeyeceği artık toplumsal bir gerçeklik Türkiye’de. Milyonlara yaslanan bir toplumsal gerçeklik. Yasal demokratik alandaki mücadele araçlarının da bir kökü var. Toplumsal kökü var. Türküne de Kürdüne de kabul ettirdi kendini. Yeniden doğmama ihtimali yok. Budarsın yeşerir. Yok edemeyeceğini biliyorsan sınırlandırmayı tercih edersin. Hazine yardımının kesilmesi sınırlandırma, boğma girişimidir. 2015’ten beri biz sürekli yeni hamlelerle ilerleyen bir darbe süreci, darbeler zinciri yaşıyoruz. Mesela bütünüyle parlamentoyu kapatmak gibi bir şeyi tercih etmiyor bu iktidar. Parlamento var. Boğmayı tercih ediyor. Biliyor ki kılıç attığında yenisi çıkacak, belki bir alanı sınırladığında çok daha şiddetli bir şey karşısına çıkacak. O yüzden bu toplumsal gerçeklikle baş edebilmesinin yolu sadece imha değil, pasifikasyon, sınırlandırma, boğma, kolunu bacağını budama. HDP’nin hazine yardımını kestiğinde sadece parasını almış olmuyor. Umut kırma hamlesidir aynı zamanda. Çalışma yapamayacaksın demektir. Kitle bağlarını zayıflatma çabalarıdır hep. HDP bürosunu bastığında öbür gün öldürebileceğini bilse dahi o büroyu açacak birilerinin olduğunu biliyor. İstiyor ki kitle ile bağları kopsun. O polis kalkanı neden HDP milletvekillerini çembere alıyor? Açıklama yaptırmaması, hazine yardımının kesilmesi de bu yüzden. Başka planları var mıdır öyle bir bilgim yok. Kobanê Davası, İBB davası. HDP dışındakiler düşünsün. Diyarbakır Belediyesi’ni verdiğin için şimdi İstanbul Belediyesi’ne konabiliyor. Bugün HDP’nin hazine yardımı kesildiği için yarın CHP’nin de hazine yardımı kesilebilir. HDP aç kalır ama gene yapar çalışmasını, öbür partileri bilemiyorum.”

Kendini savunan demokrasi

“Sen kendini savunma yeteceğine sahip değilsen bu iktidar yasa dışı şiddeti de kullanarak seni siyasetin dışına itebilir” diyen Demirhan, “Bir dönem Peker’in yönettiği esnaf ağlarına dayalı sokak çetesi şimdi Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz’ın önünde olduğu ya da büyük uyuşturucu mafyasına bağlı sokak çetelerinin, Gülsuyu’ndaki Hasan Fırat Gedik’i öldüren katillerin devlet korumasında tutulup yeni bir başka suikastte kullanıldığını görüyoruz. Yeni ağlar var ve bu ağlar içinde cihatçı ağlar da var. Suriye savaşında kullanılmış, eğitilmiş, kimisi dolaylı olarak, kimisi doğrudan yönlendirilen cihatçı ağları var. Kendisini bu şiddete karşı savunmasını bilmeyen demokrasi güçleri, devletin saldırısı karşısında bu şiddetle sınırlanacaktır. O yüzden ikili bir görevimizin olması gerekiyor. Bu iktidardan hoşnutsuz olan kitleleri seferber edebilme yeteneğimizi geliştirmemiz gerekiyor. Diğer yanıyla da faşist şiddete, faşist teröre yanıt verebilecek özsavunma araçlarının geliştirilmesi gerekiyor. Mükemmel senaryolar kuralım demiyorum. Bir mitinge bir intihar bombacısı gelse yapacaklarınız sınırlı. Silahlı bir saldırgan parti büronuza girip sizi tehdit edebilir, ama siz parti bürolarınızın açılmasını sağlıyorsanız, derneklerinizi, sendikalarınızı, eylemlerinizi güven altına alabiliyorsanız, sorun yok. Halkın gündelik hayat içinde geliştirdiği direnişi koruyacak bir öz savunma anlayışının olması gerekiyor. Bu halkın, kadınların, işçilerin, gençlerin, Kürtlerin, Alevilerin bir direnme eylemi mi var, o eylemin, o zaman örgütlenmesi ve donatılması gerekiyor. Korktuğumuzun başımıza geleceği bir süreçteyiz. O zaman korkmak yerine tedbir almakla yükümlüyüz” diyor.

Zor ama…

Demirhan, iktidarın demokrasi güçlerine saldırısının bir sapma değil, asıl doğrultusunun bu olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Şu an yaşadığımız sorunlar bu devletin yapısında bir takım sapmalardan kaynaklanmıyor. Bu devletin yapısı bu. Halklara, işçi sınıfına, ezilenlere verebileceği daha ileri bir şey yok. Bu devletin sınıfsal yapısı itibariyle, onun egemenlik yapısı, rejimi, kurumsallığı nedeni ile faşizmi bir yapıya indirgemeyelim diyorum. Devlet faşizmi AKP’den önce de iktidardaydı. Kökünü 2. Dünya savaşı’nın ardından Amerikan emperyalizmi ile kurulan bağımlılık ilişkisinden alan bir faşizmden, kontr-gerilla oluşumundan bahsediyoruz. Köklü bir değişim olmazsa en fazla makyaj tedbirler olur; en iyi yaşadığınız süreç bir mola süreci olur. Avrupa Birliği süreci ya da Çözüm Süreci’nde olduğu gibi. O kısa soluk araları bile çok katliam getirir. AB süreci aynı zamanda 19 Aralık Katliamı sürecidir. Çözüm Süreci aslında Paris Katliamı sürecidir. Yeni bir savaş, isyan bastırmaya yönelik bir süreçtir. AKP’nin kendisi bir sapma değil, bir mantıksal sonuçtur. Bir yerden saptı da rayına koyacağız değil. Bu devlet bunu doğurdu. Bu devleti yıkmadan demokratik bir devletten söz edemeyiz. Eğer demokratik bir devletten söz edeceksek yıkıp yenisini kurmak lazım. Zor mu? Zor ama olması gereken bu. Ötekisi kolay ama imkansız.”

#Gazeteci #Demirhan #rejime #faşizm #demek #gerek

‘Gazeteci gerektiğinde hapisten de haber geçiyor’

DİSK-Basın-İş, ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada ‘Kaç gazeteci hakkında dava açıldığını kimse bilemiyor. O kadar dava açılıyor ki, bu işle profesyonel olarak ilgilenen hak örgütleri bile yetişemiyor’ denildi

Gazetecilere yönelik baskıların ve açılan davaların arttığını belirten DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren, tutuklanan gazetecilerin cezaevinde dahi haber yapmayı sürdürdüğünü belirterek, “Umudu sürdürüyorlar” dedi.

Devrimci Sendikalar Konfederasyonu’na bağlı Devrimci Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK-Basın-İş), “Çalışan Gazeteciler Günü’ne” ilişkin Kadıköy’de bulanan İskele Meydanı’nda basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Züleyha Gülüm, DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), Dicle Fırat Gazeteciler Cemiyeti (DFG) üyelerinin yanı sıra çok sayıda gazeteci de destek verdi.

Açıklamada söz alan DİSK Basın İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, 10 Ocak 1961’de gazetecilerin haklarını düzenleyen 212 sayılı yasanın 12 Mart askeri darbenin ardından budandığını ve 10 Ocak’ın çalışan gazeteciler günü olarak adlandırıldığını aktardı. Yasanın fiilen yürürlükte olmadığını ve gazetecilerin çalışmasının engelleyecek birçok yeni yasanın çıktığını paylaşan Eren, “Uygulama ve fiili durum yaratıldı. Artık 10 Ocak bizim basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili dertlerimizi anlatma, baskı altında ya da tutuklu gazetecilerle dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha duyurmak için bir vesile” dedi.

Türkiye basın özgürlüğü en geri ülkelerden biri

Gazetecilere yönelik iktidar ve yargı tarafından yapılan saldırılara da işaret eden Eren, “Özellikle sahada çalışan meslektaşlarımız büyük baskı altında. Güvenlik güçleri tarafından işlerini yapmaları engelleniyor, itilip kakılıyor, şiddete uğruyor, gazeteci oldukları bilindikleri halde gözaltına alınıyor. Saray gazetecilere basın kartı vermiyor, güvenlik güçleri basın kartınız yok diye gazetecilere saldırıyor. Türkiye her yıl çeşitli kurumların yaptığı araştırmalarda basın ve ifade özgürlüğü alanında dünyanın en geri ülkelerinden biri durumuna düşmüş durumda. OHAL’den sonra 200’e yaklaşan tutuklu gazeteci sayısı bir süre sonra düşmeye başlamıştı. Ne yazık ki bu sayı yine artmaya başladı. Diyarbakır ve Ankara’da yapılan operasyonlar gibi toplu gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı” diye konuştu.

‘Hak örgütleri davalara yetişemiyor’

Gazetecilerin iddianamelerinin hala düzenlenmediğine de dikkat çeken Eren, “Neyle suçlandıklarını bilmiyor. Diyarbakır’daki operasyonda kamera, fotoğraf makinesi, bilgisayar gibi gazetecilerin çalışma aparatları suç aletiymiş gibi fotoğraflanıp servis edildi. Kaç gazeteci hakkında dava açıldığını kimse bilemiyor. O kadar dava açılıyor ki, bu işle profesyonel olarak ilgilenen hak örgütleri bile yetişemiyor. Davalar sadece yapılan haberler nedeniyle açılmıyor. İktidar çevrelerinin hoşlanmadığı gazetecilerin sosyal medya hesapları inceleniyor, yaptıkları paylaşımlar bahane edilerek davalar açılıyor. Geçtiğimiz yıl gazetecilere yönelik davalar ve verilen cezalarda gözle görülür bir artış yaşandı” bilgisini paylaştı.

‘Gerektiğinde hapisten de haber geçiyor’

Çıkarılan Sansür Yasası’na da tepki gösteren Eren, devamla şöyle konuştu: “Aynı yasa ile bazı sosyal medya platformları da fiilen kapatılabilecek. Bunun ilk örneğini İstiklal Caddesi’ndeki patlama sırasında yaşadık. Böyle bir atmosferde bir seçim süreci yaşayacağız. Yaşadıklarımız ve deneyimlerimiz bu baskıların daha da artacağını söylüyor bize. Gazeteciler tüm bu baskılara rağmen devletle, patronla, ekonomik krizle, işsizlik tehdidiyle mücadele ederek mesleğini yapmaya devam ediyor. Patrona da polise de karşı çıkıyor, gerektiğinde hapisten de haber geçiyor. Meslektaşlarımız gazeteciliğin yapılabileceği umudunu sürdürüyor.”

Gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen Eren, “‘Basın hürdür ve sansür edilemez’” denilen anayasa hükmü uygulansın. Özellikle sahada çalışan meslektaşlarımıza uygulanan şiddete son verilsin. Basın ve ifade özgürlüğü önünde engel olan tüm yasalar değişsin veya kaldırılsın. Gazeteciler ve medya organlarını boğma görevini üstlenen RTÜK, BİK, İletişim Başkanlığı lağvedilsin, yerine meslek örgütlerinin temsilcilerini yer aldığı gerçekten özerk kurumlar ve kurullar kurulsun” dedi.

Kalkan: 80 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle tutuklu bulunuyor

Açıklamada DFG adına söz alan gazeteci Hüseyin Kalkan da, “Gazeteciler günü, iktidar tarafından çalıştırılmayan gazeteciler gününe çevrildi. Yaklaşık 80 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle tutuklu bulunuyor. Bütün gazetecilerin hemen serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Daha sonra konuşan HDP’li Züleyha Gülüm ise, hakikatin üstünün örtülmek ve gizlenmek istendiğine dikkat çekti. Gülüm, “Bu ülkede halklara, ezilenlere, kadınlara, çocuklara ve gençlere nasıl bir baskı politikası uygulandığının gizlenmesini istiyor iktidar. Bunu yazan özgür basın susturulmak isteniyor. Ancak şöyle bir gerçek var: Tüm baskılara rağmen özgür basın direnmeye, halka haberi ulaştırmaya devam ediyor. Onlar sayesinde bir çok olayı öğreniyoruz. Onlar sayesinde yolsuzluğu, hırsızlığı, çocuklara yönelik cinsel istismarı, kadın cinayetlerini ve doğa katliamı ile Kürtlere yönelik katliamlarını onlardan dolayı haberdar oluyoruz. Sağ olun, var olun. İyi varsınız. İyi varız ve hep birlikte kazanacağız. Halkın ve basının özgür olduğu bir dönemi hep birlikte açacağız” diye belirtti.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #gerektiğinde #hapisten #haber #geçiyor

Sancar’dan kapatma davası açıklaması: Seçim sonrasına bırakılmasını isteyeceğiz

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, AYM’den kapatma kararını seçimden sonraya alması talebinde bulunacaklarını açıkladı

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partilerine yönelik kapatma davasında kararın seçimden sonra verilmesi için talepte bulunacaklarını açıkladı.

Sancar, “Savunmadan sonra AYM Başkanı dosyayı raportöre verecek ve AYM genel kurulu üçte iki çoğunlukta karar verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından kısmen men etme kararı çıkacaktır. Bu kararlar 15 üyeden 10’unun evet demesi gerekiyor. Seçim sürecinin öncesinde çıkması önemlidir. Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız. Bunu da buradan sizin kanalınızdan duyurmak isterim” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Habertürk’te katıldığı programda gündeme dair soruları yanıtlıyor.

Sancar’ın açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“Kapatma davasının bugün önemli bir aşaması gerçekleşti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi önünde sözlü mütalaasını sundu. Usulü aşamaları var. Bu sözlü aşamanın başladığı an oluyor. Bizim avukatlar alınmadı, kapalı yapıldı. Bize savunma için süre verilecek. Savunmadan sonra AYM Başkanı dosyayı raportöre verecek ve AYM genel kurulu üçte iki çoğunlukta karar verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından kısmen men etme kararı çıkacaktır. Bu kararlar 15 üyeden 10’unun evet demesi gerekiyor. Davanın seyrini belirleyen mahkemenin kendi yönetimidir.

AYM’den talepte bulunacağız

Ben mahkeme üyelerine ilişkin hiçbir zaman olumsuz söz kullanmak istemem. Son ana kadar kendilerinin hukuka ve vicdana uygun karar verecek olan inancımı korumak istediğimi belirttim ama Türkiye’de yargının durumu ortada. Sadece mahkeme salonunda karara bağlanacak bir davayla karara bağlanacak bir davadan söz etmek naiflik olur. Biz de naif değiliz. İktidarın bu kararların herhangi birinde etkisi olacağı açık. Bu kararlardan hangisinin ne zaman çıkacağı önemlidir. Seçim sürecinin öncesinde çıkması önemlidir. Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız. Bunu da buradan sizin kanalınızdan duyurmak isterim.

*Başsavcılık talep etmişse AYM uygun görmüşse siyasi yasak geliyor. Siyasi yasak bağımsız siyaset yapmaya engel değil. Seçim sürecine bu tehditle girilmesi sadece HDP’yi değil Türkiye’de seçim sürecinin adil, demokratik işleyişini de engelleyecektir. Karar ya seçim sürecini etkilemeyecek şekilde çıkmalı ya da seçim sonrasına resmen bırakıldığına dair karar alınmalıdır. Bunu Türkiye için istiyoruz. Davanın açılacağı belli olduğu andan itibaren çalışma grubu oluşturup, bütün seçenekleri masaya yatırdık. Bizim parlamento seçimlerine girecek yolları bulma konusundaki çalışmalarımız erken zamanda başladı ve tamamlandı.

Bütün yolları tıkayabilirler mi? Bunu yapabilmek için Anayasa’yı açık ve net askıya aldıklarını ilan etmeleri gerekir. Bütün yollar tıkansa elbette bir yol buluruz. Gelecek dönem demokrasi ile cumhuriyetin buluştuğu dönem olmalıdır. İkinci yüzyıla böyle girilmelidir. O nedenle bir yol bulacağız. Bulduğumuz yollar var. Ne yapılırsa yapılsın bu seçimlerde sayısal ve siyasal gücümüzü mutlaka yansıtacağız. Esasen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partiyi kapatmaları durumu değiştirmiyor. Biz seçimlerde tavrımızı belirleriz. Hangi tavrı alacağımız partinin kapatılmasından etkilenmez. Esas mesele parlamento seçimlerine girmektir. Kararın olumsuz çıkma ihtimalini esas alıyoruz. En kötü senaryoya göre çalışma yürüttük, tedbirlerimizi buna göre aldık. Şu anda öyle görülüyor ki, seçim döneminde bir tehdit olarak kullanılacak şekilde yürütülüyor.

Önlemlerimizi aldık

Anayasa Mahkemesi’nde çok değerli üyeler var. Bir kısmı meslektaşım, içlerinde öğrencilerim de var. Hukuk ve vicdan konusunda düzgün davranacaklarından şüphe duymadığım insanlar var. Özellikle son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde yapılan atamalar var. Tamamen hülle yöntemiyle AYM’ye atamalar yapıldı. Bu üyelerin bir kısmının vicdanla hareket etmek isterim, kimseyi töhmet altında bırakmam ama bu kadar saflık ve naiflikle hareket edemeyiz. Burada sadece partinin değil bir toplumun nasıl şekilleneceği sözkonusu. Biz en olumsuz ihtimale göre hazırlık yapmak zorundayız ve önlemleri aldık.

Aslında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 17 Mart’ta açmıştı. İddianameyi AYM’ye teslim etmişti. Orada bizim malvarlığımıza tedbir konulmasını talep etmişti, AYM reddetmişti. Bu dava hukuki bir dava değil. MHP uzun süre bir kampanya yürüttü. Hatta tehdit ettilre. Siyasi kampanya sonucunda açıldı. 17 Mart’ta açıldı. 18 Mart’ta MHP kongresi vardı. AYM oy birliğiyle reddettmişti. Sonra iddianameyi dayanaksız olarak niteledi. Sonra 7 Haziran’da iddianame sunuldu. Orada da aynı talepte bulunuldu, AYM onu da oybirliği ile reddetti. Şimdi 13 Aralık’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yeniden bloke talebinde bulundu. AYM bunu bize bildirmedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi var. Karşı tarafı haberdar edeceksiniz. Onun görüşünü, savunmasını alacaksınız. Biz basından öğrendik.

3 Ocak’ta başvurduk, ‘basında haberler var, doğru mu’ diye sorduk. Savunmalarımızı yapmak istedik. Dikkate almadılar. Daha doğrusu çoğunluk dikkate almadı. 9 üye ‘evet’ oyu verdi. ‘HDP’ye savunma süresi vermeye gerek kalmadan tedbir koyalım’ kararını 9 oyla aldılar. HDP’ye süre verelim, itirazını bildirsin oylaması 8’e 7 çıktı. 7 üye ‘HDP’ye süre vermeliyiz’ dedi. Bunun üzerine bize tebligat yapıldı, sadece bir paragraf. Tedbir kararının alındığını belirtiyorlar ama gerekçesi yok. Normal şartlarda AYM gerekçesini yazar ve tebliğ eder. Bize 1 ay süre verdiler, tedbir kararına itiraz için.

Siyasi operasyon var

Tedbir kararının gerekçelerini bilmediğimiz için neye itiraz edeceğiz? Biz de varsayımlara göre itiraz edeceğiz. Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri yok. Ortada siyasi bir müdahale olduğunu söylemek için başka hangi kanıtları söylemem gerekir. Ortada bir siyasi operasyon var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tek bir mevzuat hükmüne atıf yapmamış, AYM tek bir mevzuat hükmünü zikretmemiş. Burada seçim sürecini, siyasi dengeleri dizayn operasyonu var. Demokrasiye bir dizayndır bu, sadece HDP meselesi olarak görülmemelidir.

 

 

#Sancardan #kapatma #davası #açıklaması #Seçim #sonrasına #bırakılmasını #isteyeceğiz

Türkiye Tunç’un ifadesinin alınmasını istedi, Almanya reddedi

Almanya Darmstadt savcılığı, ifade ve düşünce özgürlüğüne işaret ederek, Türkiye’nin sanatçı Ferhat Tunç’a dair talebini reddetti

Sanal medyada yaptığı paylaşımlar nedeniyle AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, “Hakaret etmek” iddiasıyla sanatçı Ferhat Tunç’un yargılandığı davanın 15’inci duruşması Büyükçekmece 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Tunç yurt dışında olması nedeniyle katılmazken, avukatı Fatma Hopikoğlu ise mazeret bildirdi.

Mahkeme, bir önceki duruşmada istinabe yoluyla Tunç’un beyanlarına başvurulmasına dair yazdığı müzekkereye yanıt geldiğini paylaştı. Mahkeme, yanıtta Darmstadt savcılığın talebi, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiği ve bu nedenle Tunç’un beyanlarını almadığını aktardı.

Mahkeme, daha sonra ara kararını oluşturarak, önceki celsede yer verdiği söz konusu talepten vazgeçti. Ancak mahkeme, Tunç hakkında verdiği yakalama kararının ise beklenmesine karar vererek, duruşmayı 12 Eylül’e erteledi.

HABER MERKEZİ

#Türkiye #Tunçun #ifadesinin #alınmasını #istedi #Almanya #reddedi

HDP, dokynulmazlık toplantısına katılmayacak

HDP, CHP’li Ali Mahir Başarır ve İYİ Parti’li Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlık dosyalarının görüşüleceği, yarınki Meclis Anayasa-Karma Komisyonu toplantısına katılmayacaklarını duyurdu

CHP, İYİ Parti ve HDP milletvekillerine yönelik dokunulmazlık dosyalarının görüşüleceği Meclis Komisyonuna katılmıyor.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, yarınki Karma Komisyon’a katılmayacaklarını duyurdu.

Özel, “Böyle bir toplantıya katılmayı; büyük bir hukuksuzluğu, eşitsizliği meşrulaştırmak olarak görüyoruz. Bin 700 tane dosya dururken bu dosyaların çekilip getirilmesinin açıklanması gerekiyor. Biz oradaki bir tiyatroya alet olmayız, parça olmayız. Saray mühendisliğini sahneye koysunlar. Onları birbirleriyle baş başa bırakıyoruz” dedi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu da toplantıya katılmayacaklarını duyurdu.

Dervişoğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “İYİ Parti olarak yarın TBMM Karma Komisyonu’nda bulunmayacağız. Komisyonu ve komisyonun aldığı kararı meşru görmüyoruz” dedi.

MHP ve AKP katılacak

CHP ve İYİ Parti’nin ardından HDP de Karma Komisyon’un toplantısına katılmama kararı aldı.

Üç muhalefet partisinin bu kararından sonra yarın (11 Ocak) gerçekleşecek olan toplantıya AK Parti ve MHP milletvekilleri katılacak. Toplantıda iki milletvekilinin dokunulmazlıklarını görüşmek üzere bir hazırlık komisyon kurulması bekleniyor.

Ne olmuştu

İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Türkkan’ın ölen askerin yakınına “hakaret” ettiği, CHP Mersin Milletvekili Başarır’ın da, Yalova’da mahkeme heyetine, “müdahale ettiği” suçlamalarıyla iki milletvekilinin haklarındaki fezlekeler TBMM’ye gönderilmişti. TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, suçlamalara ilişkin hazırlanan dokunulmazlık dosyalarını yarın görüşücek.

HABER MERKEZİ

#HDP #dokynulmazlık #toplantısına #katılmayacak

BM: Tedbir alınmazsa 59 milyon çocuk ve genç yaşamını yitirecek

BM 2021 yılına ilişkin yayınladığı raporda, tedbir alınmaması durumunda dünyada 2030 yılına kadar 59 milyon çocuk ve gencin yaşamını yitireceğine dair uyarıda bulundu

Birleşmiş Milletler Çocuk Ölümleri Tahminleri Kuruluşlar Arası Grubu’nun (BM IGME), 2021 yılına ilişkin rapor yayınladı. BM yayınladığı rapora göre 5 milyon çocuğun daha 5 yaşına gelmeden hayatını kaybederken yaşları 5 ila 24 arasında olan 2 milyon 100 bin çocuk ve gencin de hayatını kaybettiği belirtildi. Bu oran her 4 saniyede bir, 1 çocuğun hayatını kaybettiği anlamına geliyor.

Rapora göre, 2021 yılında dünyada her 4,4 saniyede bir çocuk veya genç hayatını kaybetti. BM IGME, eğer gerekli önlemler alınmazsa, 2030 yılına kadar daha fazla çocuk veya gencin ölebileceğini belirtti.

2030 yılı uyarısı
Raporun devamında şu ifadeler yer aldı: “2021 yılında, 9 milyon 100 bin çocuk ölü doğdu. Sağlık sistemlerine daha fazla önem verilip bu ölümler araştırılırsa ölüm oranları azalacaktır. Eğer gereken tedbirler alınmazsa 2030 yılına kadar yaklaşık 59 milyon çocuk ve genç hayatını kaybedebilir.”

En fazla ölüm Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da

Sahra Altı Afrika ve Güney Asya çocuk ölümlerinin en çok yaşandığı bölgeler olarak öne çıkarken, Sahra Altı Afrika’da 2021’deki tüm 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 56’sı, Güney Asya’da ise yüzde 26’sı görüldü.

Sahra Altı Afrika’da doğan çocuklar dünyada en fazla ölüm riskiyle karşı karşıya kalırken, bu riskin Avrupa ve Kuzey Amerika’da doğan çocuklardan 15 kat daha fazla olduğu da rapora yansıyan bilgilerden.

HABER MERKEZİ

#Tedbir #alınmazsa #milyon #çocuk #genç #yaşamını #yitirecek

HDP’den basın ziyaretleri: Bizi izlemeye devam edin

HDP, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla MA ve JINNEWS’i ve Parlamento Muhabirleri Derneği’ni (PMD) ziyaret ederek basın emekçilerinin gününü kutladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve Êlih Milletvekili Nejdet İpekyüz, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Mezopotamya Ajansı (MA) ve JINNEWS bürosunu ziyaret etti.

‘Sizinle birlikteyiz’

Ziyarette konuşan Beştaş, gazetecilerin gününü kutlayarak, “Özgür Basının Türkiye’de gazetecilik mesleğine özel bir katkısı var. Bu nedenle özel olarak bedel ödeyen ama buna rağmen hakikatin peşinden koşan Özgür Basın emekçilerini özel olarak ziyaret etmek istedim. Sizinle birlikteyiz, dayanışmamız sürecek” dedi.

HDP Ankara İl Örgütü ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) de gazetecilerle dayanışmak amacıyla MA ve JINNEWS bürosunu ziyaret etti.

Parlamento Muhabirleri Derneği’ni ziyaret

HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Parlamento Muhabirleri Derneği’ni (PMD) ziyaret ederek basın emekçilerinin gününü kutladı. PMD Başkanı Kemal Aktaş ve yönetim kurulu üyeleri HDP Heyeti’ni karşıladı. HDP yöneticileri ziyaretin ardından basın emekçilerine karanfil verdiler.

‘Basın özgürlüğü olmadan demokrasi mümkün değil

Birgün’de yer alan habere göre Saruhan Oluç, ziyarette şu konuşmayı yaptı:

“Basın özgürlüğü olmadan bir ülkede haber alma hakkı, iletişim hakkı tam olarak gerçekleşmeyen bir ülkede demokrasinin olması zaten mümkün değil. Geçen sene de buraya gelmiştik, yine bunları konuşmuştuk. Herhangi bir iyileşme olmadığı gibi bir de üstüne sansür yasası çıkarak iyice içinden çıkılmaz bir hale getirdi basın özgürlüğünü. Basın özgürlüğü için mücadele etmek sizlerin gerçekleri yansıtması için mücadele etmek gerçekten çok önemli bir iş. Umuyoruz Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin evrensel düzeyde kullanılacağı günlere hep birlikte geleceğiz. O zaman bu yasakların, sansür anlayışının ötesine geçeceğiz. Gerçekten hakikatleri, üstü örtülenleri ortaya çıkaracak bir işleyişle hep birlikte Türkiye’yi daha güzel günlere taşıyacağız. Hepinize çalışmalarda başarılar dileriz. Mücadeleyi hep birlikte sürdürürsek kazanacağımıza olan inancımız tamdır.”

‘Bizi izlemeye devam edin’

PMD Başkanı Aktaş, gündeme ilişkin de değerlendirmelerin olabileceğini hatırlatırken Meral Danış Beştaş, “Yapmayın ya biz gündem için gelmedik. Biz Çalışan Gazeteciler için geldik” dedi.

HDP ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayını ne zaman açıklayacağına dair yöneltilen soruya Danış Beştaş, “Yakında” derken, Oluç, “Üç zaman içerisinde diyelim. Bizi izlemeye devam edin” yanıtını verdi.

‘Kendi adayımızı çıkaracağız’

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı çıkaracağına dair söylemleri üzerine yöneltilen soruya Oluç, “Biz kendi adayımızı çıkaracağız. Ondan sonra adayımız nasıl bir süreci idare eder onu hep beraber göreceğiz. Biz her halükârda adayımızı çıkaracağız. O konuda kararlıyız. Bunu da bir süreç olarak yaşadık aslında. Herkes sanıyor ki birdenbire son gün karar verdik. Öyle değil. Biz 27 Eylül 2021 ilk tutum belgesini yayınladığımızda söylemiştik. Biz bu konuda bir müzakere sürmezse başımızın çaresine bakarız demiştik. Grup Toplantısında 25 Ekim’de Mithat Başkan (Mithat Sancar) ‘aday çıkarma çalışmalarımızı hızlandırdık, isim havuzumuzu oluşturuyoruz, komisyonumuz en kısa sürede bir karara varacak’ dedi. Üstünden yaklaşık 3-4 ay zaman geçti, şimdi de bu noktaya gelindi. Sürecin bir sonucu. En kısa zamanda adayımızı gerçekten açıklayacağız. Aday kim diye sormayın” diye yanıt verdi.

Altılı Masa yorumu

İktidarın sürekli olarak Altılı Masa ile yan yana olduklarını söylediğini ifade eden Oluç, “Dışarıdan ‘masanın altındaki’ diyor iktidar. Masadakiler ‘hayır burada yok’ diyor. Biz ‘orada değiliz’ diyoruz. Şöyle hissediyoruz. Seçimlerle ilgili bizim seçmenimizden oy isteyenler, ‘Bir düğünümüz var, düğüne sizi davet ediyoruz fakat düğüne gelmeyin, altını bir zarfın içine koyun, zarfın üzerine de isminizi yazmayın…’ Böyle bir durum… Biz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Oluç, Altılı Masa’ya kapıların kapanıp kapanmadığı ile ilgili soru üzerine, “Yani kapı açık değil zaten. Kapandı mı?” dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığına HDP olarak nasıl baktıklarına ilişkin yöneltilen soruya Oluç, “Biz şunu hiç doğru bulmadık, bulmayız da. Altılı Masa’nın adayları hakkında konuşup, şu kişi aday olsun demeyi dışarıdan bir dayatma yapmayı siyasi saygı açısından da uygun görmeyiz. Elbette ki Kemal Kılıçdaroğlu, çok değerli bir ana muhalefet partisi lideri. Bizim açımızdan net. Bunu her zaman söyleriz. Ama adaylığı konusunda bir şey söylememiz Altılı Masa’ya da saygısızlık olur. Bu konuda o yüzden dikkatli davranmaya özen gösteriyoruz” yanıtını verdi.

Danış Beştaş da aynı soru üzerine “Bizim temel hattımız isimler üzerinde değil ilkeler üzerinde” dedi.

HABER MERKEZİ

#HDPden #basın #ziyaretleri #Bizi #izlemeye #devam #edin

İran’da polise ‘başörtüsü’ talimatı

İran’da Jîna Emînî protestolarının ardından kadınların zorunlu başörtüsü kurallarına uymaması üzerine polis teşkilatına ihlallerin üzerine ‘kararlılıkla gidilmesi’ talimatı verildi

İran’da Jîna Emînî’nin başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle ülkenin ahlak polisi tarafından katledilmesi sonrası başlayan protestolar devam ediyor. İsyanlarda çok sayıda kişi hayatını kaybederken zorunlu başörtüsü kuralının ihlalindeki artış hükümeti harekete geçirdi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre, Genel Başsavcı Yardımcısı Abdussamed Hurremabadi, konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

İran İslam Hukuku Ceza Kanunu’nun 638’inci ve Ceza Muhakeme Kanunu’nun 44’üncü maddelerinde baş açma cezalarının yer aldığını aktaran Hurremabadi, buna göre başörtüsü kuralının ihlalinin apaçık bir suç olduğunu belirtti.

Hurremabadi, “Kolluk kuvvetleri bu suçun faillerini yakalayıp cezanın infazı için bu kişileri yetkili adli makamların karşısına çıkarmakla yükümlüdür. Son zamanlarda, ülke genel başsavcılığının direktifiyle polise ‘ülke genelinde başörtüsü kuralını ihlal suçuyla kararlı şekilde mücadele edilmesi’ talimatı verilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Para ve hapis cezası

İran İslam Hukuku Ceza Kanunu 638’inci maddesine göre, zorunlu başörtüsü kuralını çiğneyenlere 10 gün ile 2 ay arasında hapis cezası veriliyor. Ancak İran yasalarına göre 3 aydan az cezalar para, sürgün veya işten uzaklaştırılmaya çevrilebiliyor.

İnsanları “başörtüsü kuralına ihlale davet etme” suçu işleyenler ise “bozgunculuğa teşvik” kapsamında değerlendirilerek 1 ila 10 yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

#İranda #polise #başörtüsü #talimatı

13 çocuk ve 2 IŞİD’li kadın İspanya’ya teslim edildi

İspanya Dışişleri Bakanlığı heyeti Kuzey ve Doğu Suriye’yi ziyaret etti. Ziyaret sonrası 13 çocuk ve 2 IŞİD’li kadının İspanya’ya teslim edildiği belirtildi

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Bürosu, İspanya Dışişleri Bakanlığı heyetinin Kuzey ve Doğu Suriye’yi ziyaret ettiğini açıkladı. İspanya Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Guillermo Anguera ve Dış İlişkiler Bürosu Eşbaşkan Yardımcısı Fener El Giêt, Özerk Yönetim Kurulu Üyesi Xalid Îbrahîm, Demokratik Birlik Partisi (PYD) üyesi Lana Hisên ve Kadın Kurumu Temsilcisi Huweyda Mihemed Selîm Mihemed ile görüştü. Suriye’deki siyasi süreç, Özerk Yönetim bölgelerindeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunları görüşmede ele alındı.

El Giêt, “Türkiye’nin savaşı teşvik etmesi ve Suriye toprağını işgal etmesinden sonra Suriye-Türkiye yakınlaşması Suriye ve Suriyelilerin çıkarlarına aykırıdır” dedi. El Giêt, Til Koçer Sınır Kapısı’nın kapatılmasının bölgedeki insani ve ekonomik durumu olumsuz etkilediğini, bu kararla Suriyelilere haksızlık edildiğini ifade etti.

Guillermo Anguera ise, bölgenin güvenliğini sağladığı ve IŞİD’e karşı savaştığı için Özerk Yönetim ile Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) teşekkür etti. Anguera, İspanya’nın insani, güvenlik ve ekonomi alanında Özerk Yönetim’e destek verdiğini söyledi.

Görüşmenin sonunda taraflar arasındaki anlaşmalar baz alınarak, ailesi DAİŞ’li olan 13 çocuk ve 2 IŞİD’li kadın İspanya’ya teslim edildi.

HABER MERKEZİ

#çocuk #IŞİDli #kadın #İspanyaya #teslim #edildi

Birçok kentte eylem: TBB herhangi bir iktidara yaslanmayı her zaman reddetti

TTB’nin Ankara’da görülen davası öncesi birçok kentte destek açıklaması yapıldı, açıklamalarda ‘TTB herhangi bir iktidara yaslanmayı her zaman reddetmiş’ dedi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına yönelik açılan davanın ilk duruşması Ankara’da başladı. Dava duruşması öncesi birçok kentte TTB üyelerine destek açıklaması yapıldı.

Êlih (Batman) Emek ve Demokrasi Platformu adına destek açıklaması yapan Êlih Tabip Odası Başkanı Sertaç Adıgüzel, hekimler olarak gerçekleri haykırmaya devam edeceklerini söyledi. Tabip Odası Genel Sekreteri Sevcan Dündar DA , “TTB’nin en büyük dayanağı toplumdur, hekimlerdir. TTB bu güç ve sorumlulukla üzerinde oluşturulmaya çalışılan algılarla, linç kampanyalarıyla, baskılarla dün olduğu gibi yarın da mücadele edecek birikim ve inanca sahiptir” dedi.

TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Vahdettin Tüzün, iktidarın kendisine muhalif tüm kesimleri hedef aldığını söyledi. Baro Başkanı Erkan Şenses, 29 Aralık’ta görülen Şebnem Korur Fincancı duruşmasına işaret ederek, “ Orada kendisine uygulanan hukuksuzluğu gördük. İktidarın ‘terör’ kılıfı altında muhalefete gözdağı verilmeye çalışılıyor” dedi.

Bu mücadele uzun solukludur

Riha (Urfa) Tabip Odası, davaya dair oda binasında açıklama yaptı. Riha Tabip Odası Başkanı Bulut Ezer, ” TTB de insanlık tarihi kadar köklü böylesi mücadelenin yakın tarihteki somutlaşmış örneklerinden biridir yalnızca. Herhangi bir iktidara yaslanmayı her zaman reddetmiş, eleştirel, bilimsel, etik aklı en büyük dayanağı olmuştur. Mücadelesi uzun solukludur ve onunla baş etmeye çalışanların soluğu yetmemiştir” diye konuştu.

Çukurova’dan açıklamada

Adana Tabip Odası, DİSK, KESK, Adana Barosu, Eczacı Odası, Veteriner Hekimler Odası, Emek Partisi ve TMMOB da konuya dair açıklama yaptı. Mersin Tabip Odası da, binasında davaya tepki gösterdi.

HABER MERKEZİ

#Birçok #kentte #eylem #TBB #herhangi #bir #iktidara #yaslanmayı #zaman #reddetti