Ana Sayfa Blog Sayfa 1097

TJA aktivisti Sönük: Devrimlerin dili kadınların dilidir

TJA üyelerinin Êlih’te katledilen Kürt kadınları için yaptığı basın açıklamasında konuşan TJA aktivisti Gülistan Sönük, ‘Sesimizi evde, sokakta, iş yerlerinde şiddet gören haksızlığa uğrayan ve mücadele eden tüm kadınlarla birlikte yükseltiyoruz’ dedi

Tevgera Jinên Azad (TJA), Türkiye, Kurdistan ve Avrupa’da katledilen Kürt kadınları için basın açıklaması yaptı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih İl Örgütü binası önünde yapılan açıklamada konuşan TJA aktivisti Gülistan Sönük, dünyada kadın kazanımlara yönelik saldırılara değindi.

Dünya kadınlarına ilham oldu

Sönük, “Kadın düşmanı uygulamalarıyla tüm dünyaya korku salan ve hızla toprak işgal eden barbar IŞİD, Şengal’e saldırarak buradaki Kürt kadınları köleleştirmiş ve pazarlarda satarak korkunç görüntülerle dehşet yaratmıştır. IŞİD’e karşı Kobanê’de amansız bir mücadele veren Arin Mirxan ve Hevrin Xelef ve yüzlerce kadın direnişçi ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla hayatlarını feda ederek, direnişin zafere götüreceğini göstermiştir. Kobane direnişi devrimleşerek dünya kadınlarına ilham kaynağı olmuştur” dedi.

Devrimlerin dili kadınların dilidir

İran rejiminin Orta Çağ karanlık zihniyetine karşı mücadele eden kadınların Jîna Emini’nin katledilmesiyle birlikte “Jin, jiyan, azadi” sloganıyla isyan başlattığını dile getiren Sönük, “Afganistan’da Taliban’ın yönetime gelmesiyle yaptığı ilk şey yine İran’da olduğu gibi kadın haklarına ve kazanımlarına saldırmak olmuştur. Afganistan ve İran’da kadınların direnişi tüm dünya tarafından sahiplenilmeli. Devrimlerin dili kadınların dilidir” dedi.

Öncü kadınlar hedef seçildi

Mücadeleye öncülük eden kadınların özelikle hedef seçildiğini, başlatılan cadı avlarına, suikastlare, tutuklamalara ve sürgünlere karşı alanlarda olduklarını vurgulayan Sönük, “Tarih faşist gerici erkek sistemlerin karşısında bizlerin mücadele tarihidir. Özgür bir yaşamın ancak kendi kendini yönetmekle mümkün olabileceğine inanan Sevê Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar, Kürt kadın hareketinin öncüleri olan üç kadın üç yoldaşımız işte tam 7 yıl önce Silopi’de katledildiler. Onlar bize en zor şartlarda direnmenin cesaretini gösterdiler. Kadın düşmanı rejimler, yönetimler, iktidarlar, dünyanın her yerinde lider ve öncü kadınları hedef haline getirerek katlediyor. 10 yıl önce tüm ömrünü kapitalist sistemle mücadele ederek, alternatif bir yaşam modelinin kurulmasının mümkün olduğunu savunan ve bu modeli kurmak için çaba gösteren kadın mücadelenin öncüsü Sakine Cansız, Paris’te Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’le birlikte katledildi” dedi.

Sesimizi yükseltiyoruz

Kürt kadınlarının öncülüğünde yaratılan “Jin jiyan azadî” sloganın felsefesinin tüm dünyada yankılanmasına tahammülü olmayan erkek sistemlerin her yerde kadın düşmanı saldırılarına 10 Ekim’de Jineoloji dergisi editörü olan Nagehan Akarsel’i Süleymaniye’de katlederek devam ettiğini hatırlatan Sönük, “Sesimizi evde, sokakta, iş yerlerinde şiddet gören haksızlığa uğrayan ve mücadele eden tüm kadınlarla birlikte yükseltiyoruz. Sesimizi İranlı, Belluc, Rojhilatlı, Rojavalı ve Afganistanlı kadınlarla birlikte yükseltiyoruz. Sesimizi eşitsizliğe karşı korkusuzca mücadele eden tüm yoldaşlarımız için yükseltiyoruz!” dedi.

ÊLIH

#TJA #aktivisti #Sönük #Devrimlerin #dili #kadınların #dilidir

Amed ve Elîh’te 35 yıl önce kaybettirilen Soysal’ın akıbeti soruldu

Amed ve Elîh’te yapılan ‘Kayıplar bulunsun, failler yargılansın’ eylemlerinde 1 Ocak 1988 yılında kaybettirilen İsa Soysal’ın akıbetini soruldu

İHD ve Kayıp Yayınları’nın her hafta yaptığı eylemlerde Amed ve Elîh’te Şirnex’in Silopiya ilçesinde 1 Ocak 1988 yılında kaybettirilen İsa Soysal’ın akıbetini soruldu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerinin 726’ncı haftasında Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan açıklamada konuşan İHD Amed Şube Başkanı Abdullah Zeytun, “90’lı yıllardaki bu ağır suçlara karşı, faillere yönelik yargılama, hesaplaşma ve yüzleşmelerin gerçekleşmemesi sonucunda oluşan neticeleri yaşıyoruz. Bunlar asla münferit olaylar olarak değerlendirilmemelidir” dedi.

Ardından İsa Soysal’ın hikâyesini okuyan İHD Amed Şube Başkan Yardımcısı Ezgi Sıla Demir, evli ve üç çocuk babası Soysal’ın, 1988 sonbaharında Silopiya’ya bağlı Bozalan köyünün Karox (Karuğ) mezrasındaki evine gelen sivil giyimli kişiler tarafından zorla götürüldüğünü aktardı. Demir, alındığı günden bugüne Soysal’dan bir daha haber alınamadığını söyledi.

35 yıldır haber alınmadı

Aile ve diğer bütün köy halkı üzerindeki baskıların yıllara devam ettiğini söyleyen Demir, “1994 yılının başında köy askerler tarafından boşaltıldı. İsa Soysal’ın yakınları döneme hâkim olan korku atmosferi nedeniyle 2009 yılına kadar resmi bir şikâyette bulunamadı. 2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘Karakutu: Ergenekon’un Karanlık İsmi Tuncay Güney’ isimli bir kitap yayımlandı. Kitapta, Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı yer alıyordu. İsa Soysal’ın kardeşi Musa Soysal da başvurucular arasında bulunuyordu. 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Fakat aile burada da İsa Soysal’a ait herhangi bir bilgiye ulaşamadı. İsa Soysal o tarihten beri hala kayıp” dedi. Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.

Yaz kış demeden…

İHD Êlih (Batman) Şubesi ve Kayıp Yakınları 562’nci buluşmada Soysal’ın akıbetini sordu. Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde buluşan Kayıp Yakınları adına açıklamayı İHD Batman Şube yöneticilerinden Hüseyin Elçi yaptı. Elçi, yağmur, kar, kış ve yasaklar demeden 562 hafta boyunca kayıpların akıbetini ve 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetler ile öldürülenlerin adalet talebi için bir arada olduklarını ifade etti. Elçi’nin konuşmasının ardından kayıp İsa Soysal’ın hikayesi okundu. Hikayenin okunmasının ardından beş dakikalık oturma eylemi gerçekleştirildi.

HABER MERKEZİ

#Amed #Elîhte #yıl #önce #kaybettirilen #Soysalın #akıbeti #soruldu

Barış Annesi Demir toprağa verildi

Riha’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Barış Annesi Bedriye Demir toprağa verildi

Dün akşam tedavi gördüğü Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybeden Riha (Urfa) Barış Anneleri Meclisi’nden Bedriye Demir toprağa verildi. 65 yaşında olan ve akciğerinin enfeksiyon kapması nedeniyle hastaneye kaldırılan Demir’in cenazesi hastane morgundan ailesi, Riha Barış Anneleri Meclisi, Özgür Kadın Hareketi (TJA), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kadim Topraklarda Yakınlarını Kaybetmiş Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KATDER) üyeleri, HDP Riha Milletvekili Ayşe Sürücü’nün de olduğı kiyle tarafından alınarak, Yusuf Paşa Camii’ne getirildi.

Burada dini vecibelerin yerine getirilmesinin ardından cenaze Bediüzzaman Mezarlığı’na kadar kadınların omuzunda taşındı. Demir, dualar eşliğinde defnedildi. Mezarı başında konuşan HDP’li Sürücü, Demir’in yıllardır barış için mücadele ettiğini belirterek, onun yolundan ilerleyerek, ülkeye barışı getirene kadar mücadeleyi büyüteceklerini söyledi.

RİHA

 

 

#Barış #Annesi #Demir #toprağa #verildi

Polisin ateş açtığı araçta bir mülteci öldü

Wan-Qelqelî yolunda bulunan polis kontrol noktasında mülteci taşıdığı belirtilen minibüse açılan ateş sonucu bir mülteci hayatını kaybetti

Wan-Qelqelî (Özalp) yolunda bulunan polis kontrol noktasında mülteci taşıdığı belirtilen minibüse ateş açıldı. Qelqelî’den Wan’a doğru yola çıktığı ve 20 mültecinin içinde olduğu belirtilen minibüsün yoldaki polis noktasında ters yöne girdiği iddia edildi. Minibüsün ters yöne girmesi üzerine polisin araca ateş açtığı belirtildi. Açılan ateş sonucu 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 1 kişinin de ağır yaralandığı kaydedildi.

Hayatın kaybeden kişinin cesedi uzun bir süre yol kenarında bekletilirken, karayolu kentin giriş çıkışlarına bir kapatıldı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, cenazeyi alırken, 20 kişilik mülteci grubunun ise olay yerinde bekletildiği ifade edildi.

WAN

 

#Polisin #ateş #açtığı #araçta #bir #mülteci #öldü

Poyraz davası üst mahkemeye taşınacak

Deniz Poyraz davasında katil Onur Gencer’e verilen hapis cezası için yapılan açıklamada konuşan avukat Fatma Demirer, dosyayı üst mahkemelere taşıyacaklarını belirtti

Polis bağlantılı Onur Gencer tarafından geçtiğimiz yıl 17 Haziran’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’nde katledilen Deniz Poyraz davasında verilen ceza için il örgütü basın açıklaması yaptı Toplantıya HDP Êlih (Batman) Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Deniz Poyraz’ın ailesi ve dava avukatlarından Fatma Demirer katıldı.
Dava sürecinde yaşananlara ilişkin konuşan dava avukat Fatma Demirer, “Soruşturma aşamasından bu cinayetin bir kişinin yapamayacağını, birlikte hareket ettiğini söyledik. Bu katilin, lüks otellerde, olay yerinde keşif yapacak lüks bir yetkinlikte bir kişi değil. Katil daha önce Suriye’ye gitmiş, eğitim almış nasıl böylesi bir olayı tek başına yapmış olabilir. Sanığın evinde alınan telefonun imajı alınıp babasına veriliyor. Babası sanık olarak yargılanması gerekirken tanık olarak dinlendi. Failin arkadaşları tanık olarak yazıldı. Sonradan çoğu tanık olmaktan vazgeçtiler. Bunların sanık olması gerekirdi” dedi.

Üst mahkemeye taşıyacağız

Beşinci duruşmadan itibaren yaşananları anlatan Demirer, “Bizim yokluğumuzda yargılama süreci devam etti. Sorular soruldu ve karar verildi. Evet bir tetikçi, fail var ama tek başına yapmış olamaz. Kaçak bir duruşma yapılmış. Biz avukatlar olarak maddi gerçeğin bu olmadığını düşünüyoruz. Mahkeme hukuka aykırılığa devam etti. Biz mahkeme heyetinin değişmesini istedik ama bu yapılmadı. Duruşma saati ondaydı ancak mahkeme başkanı saat 11 talimat dosyası koymuş demek ki karar önceden verilmiş. ‘Karar verelim kurtulalım’ kaygısı içerisinde olmuşlardır. Dosya mahkeme başkanının sorumluluğundayken, sorumluluğu başkasına atamaz. Biz bütün üst mahkemelere bu süreci taşıyacağız” diye konuştu.

İktidarın hesap vermesi gerekir

Daha sonra söz alan HDP Êlif Milletvekili Ayşe Acar Başaran da, politik cinayetlerin, 1980 ve 1990’lı yıllarda da Türkiye’de yaşandığını ve cezasızlık politikaları nedeniyle bugün de devam ettiğin söyleyerek, “Kolluğun kendisiyle kurduğu ilişki AKP-MHP’nin ortaya koyduğu tavır hangi karanlık odakların bu işi katil Onur Gencer’e yaptırdığı ortada. Bu hukukla çözülecek bir mesele değil. Ayaklar altına alınan bir hukuk sorunu var” dedi.
Deniz Poyraz’a yönelik katliamın, kadın mücadelesine, demokrasi mücadelesine, Kürt halkına sıkılan kurşun olduğunu vurgulayan Başaran, HDP’yi her türlü politikalarla hedef alan iktidarında hesap vermesi gerektiğini söyledi.

İZMİR

#Poyraz #davası #üst #mahkemeye #taşınacak

Demokratik Cumhuriyet sempozyumu: Halkçı bir direnç geliştirilmesi lazım

TÖP’ün düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet’ sempozyumu başladı. Gazeteci, yazar ve siyasetçilerin konuştuğu programda Demokratik Anayasa, Kürt Sorunu ve Katılımcı Ekonomi gibi başlıklar tartışılıyor

Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde birçok siyasetçi, yazar ve adının katıldığı “Bir çıkış var Demokratik Cumhuriyet” konulu sempozyum düzenlendi.

Sempozyumun düzenlediği salona “Halkın iktidar için demokratik cumhuriyet, demokratik anayasa” pankartı asıldı.  Üç oturum şeklinde gerçekleşen sempozyumda, “Demokratik Anayasa’ya Hazırlık”, “Kürt Sorunu”, “Demokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Katılımcı Ekonomi” konuları tartışıldı.

Açılış konuşması

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan TÖP Parti Meclis (PM) üyesi Haluk Koşar, Gezi Direnişi sonrasında AKP iktidarının ülkeyi adeta cehenneme çevirdiğini belirterek sözlerine başladı. Her türlü baskıya rağmen yıkılmaz denen AKP iktidarının 2019 yılı itibariyle parçalarının koptuğunu ve ellerindeki bütün güçleri kaybetmeye başladığını ifade eden Koşar, “İşte tam da bu kırılma anlarında belirleyici olan şey halk güçlerinin talepleri ve bu talepler için verilen mücadeleydi. Tekçi anlayışa karşı Kürt halkının, Alevilerin kadınların eşit haklar için mücadele veren LGBTİ’lerin ve emek sınıfının özgürlükçü, halkçı bir direnç geliştirmesi lazım. Bu direncin gelişmesinin tek yolu demokratik cumhuriyettir” şeklinde konuştu.

Özdal: Bir diktatörlük sistemi

Sempozyumun ilk oturumunda “Sınıf savaşımının bir zemini: Demokrasi ve Dikdatörlük” konusu üzerine söz alan Gazeteci Hakan Özdal, 2023 yılı seçimlerinin önemine işaret etti. Bu seçimin cumhuriyetin 100’üncü yılına tekabül ettiğini ve ağır baskılarla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Özdal, “Türkiye’de olağanüstü bir diktatörlük sistemi var. Ama Türkiye’nin toplumsal devrimci sosyalist güçlerinin 2023 seçimlerini tarihi bir moment, bir dönüm noktası, geri dönülmez bir eşik gibi görmekten ve göstermekten vazgeçmesi gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Aydın: Siyasal İslamcılığa yedekleme

“Türkiye Cumhuriyeti niçin demokratikleşemedi” konusu üzerine konuşan gazeteci ve yazar Erdoğan Aydın ise, Türkiye’nin demokratikleşmemesinin önündeki engellere vurgu yaptı. Son yirmi yılda Siyasal İslam projesinin adım adım iktidarı ele geçirmesiyle bunun zirveye çıktığını aktaran Aydın, “Cumhuriyet öncesi tarihine baktığımızda da genel olarak tüm kritik dönemeçlerde Türkiye’de en ağır mağduriyeti Kürtler, aleviler ve emekçi sınıfının yaşadığını görüyoruz. Daha önce Alevi, Kürtleri ve emekçi sınıfının siyasal İslamcılığa yedeklemeye çalışanlar şimdide kemalimize yedekleme durumuyla karşı karşıya. Türkiye’de gerçek ve amasız demokrasi isteyenlerin demokratikleşmeme halinin yapısal nedenleriyle ilgili ciddi bir fikri tahkimat oluşturmaları gerekir.  Aksi takdirde kendileri olma imkanını kaybedecekler” ifadelerini kullandı.

Durmuş: Rant ekonomisi

“Emekten yana geçiş ekonomisi önerisi: demokratik katılımcı ekonomi” üzerine konuşan yazarımız ekonomist Mustafa Durmuş da, 2017 den bu yana başta ekonomi olmak üzere her alanda giderek derinleşen krizle karşı karşıya olduklarını belirtti. Ekonomide son yirmi yılda adeta bir rant ekonomisi yaratıldığına dikkat çeken Durmuş, “ Devlet içinde bir ahbap çavuş, akraba kapitalizmi de yaratılmış durumda. Bu gruplarla devlet mafya sermaye üçgeninde çok yaygın yolsuzluklar yaşadığı biliniyor. Bir iktidar bloğu her türden politikayı siyasal ve ekonomik araçları düzenini sürdürebilmek için de kullanmayı sürdürüyor” dedi.

Sempozyum ikinci oturumla devam ediyor.

İSTANBUL

#Demokratik #Cumhuriyet #sempozyumu #Halkçı #bir #direnç #geliştirilmesi #lazım

Cumartesi Anneleri: Güçlükonak Katliamı için adalet

2023’ün ilk eylemini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, 928 hafta da Güçlükonak Katliamı’na dikkat çekti

Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 2023’ün ilk eylemini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak okudu.

Güçlükonak katliam için adalet talebi

Gözaltında kaybetmeler, yargı dahil tüm süreçlerin hakikatin inkarı ve cezasızlıkla sonuçlandığını ifade ederek konuşmasına başlayan Ocak, 928 haftadır ısrarla yaşadıklarını tekrar, tekrar anlattıklarını ve hakikate ve adalete ulaşmayı bir hak ve siyasal bir talep olarak dile getirdiklerini söyledi. Ocak, 928’inci haftalarında 15 Ocak 1996’da gözaltındaki 11 köylünün bir minibüs içerisinde ateşli silahla katledilip yakıldığı Basa (Güçlükonak) Katliamı için adalet talep ettiklerini belirtti.

Baskından katliama giden süreç

“Devletin kayıtlarına da giren katliam için hazırlanan rapordan bilgiler veren Ocak,  “Askerler, 10-12 Ocak 1996’da Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç bu baskında gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Köylüler gördüğü ağır işkence sonucu öldü. 15 Ocak 1996’da da Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü Ramazan Nas da taranarak öldürüldü”

PKK’nin üzerine atıldı

Genelkurmay Başkanlığı 16 Ocak 1996’da Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirdiğini hatırlatan Ocak. gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu’nnun katliamı PKK’nin üzerine attığını söyledi.

Çok sayıda çelişki…

Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazılarının resmi açıklamaları kuşku verici bulduğuna dikkat çeken Maside, “Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitti. Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmî açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu” dedi.

Girişimler sonuçsuz kaldı

Heyetin ulaştığı tüm bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, “Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır” açıklamasında bulunulduğunu paylaşan Ocak, “Heyet, defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı. Bugüne kadar yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen davada ise Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkum oldu” ifadelerini kullandı.

Kaç yıl geçerse geçsin vazgeçmeyeceğiz!

Güçlükonak’ta katledilen 11 kişi ve tüm kayıpları için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Maside, “Devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 229 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” sözleriyle seslendi.

İSTANBUL

 

#Cumartesi #Anneleri #Güçlükonak #Katliamı #için #adalet

Buldan: HDP kendi cumhurbaşkanı adayını açıklayacak

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan partisinin Qers il kongresinde konuştu; Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Qers ile örgütünün 4’üncü Olağan Kongresi, Antoryum Düğün Salonu’nda gerçekleşti. Kongrenin gerçekleştiği salona; “Umut ve cesaret ile örgütlenelim faşizmi yenelim” ve “Halkımıza sözümüz var çözüm bizde” pankartları asıldı. Kongreye, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP milletvekilleri, HDP PM üyeleri, Yeşil Sol Parti, EMEP, Saadet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye İşçi Partisi, 78’liler Derneği’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, seçimlerde HDP’nin kendi adayı ile halkın karşısına çıkacağını söyledi.

HDP’den korkuyorlar

Kongrelerinin çok güçlü geçtiğini söyleyen Buldan, “Gittiğimiz her yerde aynı teveccühü aynı alakayı halkımızdan görüyoruz. Bugün Türkiye’nin her yerinde HDP var. Siyasette HDP var, meydanlarda HDP var, sokaklarda HDP var, mücadelede HDP var, ezilenlerin yanında HDP var, mazlumların yanında, kadınların yanında gençlerin yanında HDP var. Ama bir yandan da bazılarının korkulu rüyası haline gelen bir HDP var” dedi.

Buldan’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

AYM kararı

“Son olarak; AYM’nin verdiği kararla HDP’nin yani Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin, 6 milyondan fazla insanın oy verdiği bir partinin hazine yardımının aktarıldığı hesaba bloke konularak hazine yardımından yoksun bırakılması ve yardımın gasp edilmesi meselesi var. Elbette ki bu kararın hukuki bir karar olmadığını biliyoruz. Bu kararın Saray’ın talimatıyla alındığını da biliyoruz. AYM’nin bu hukuksuzluğun altına imza atarak kendisini sarayın aracı haline getirdiğini üzüntüyle belirtmek istiyorum. Onlar hazine yardımımızı bloke edebilirler ama asla halkın iradesini bloke edecek olan hiçbir güç yoktur

Zulüm ittifakıdır

Bütün seçim çalışmalarını hukuksuzluklar üzerine gerçekleştiren ve bu zihniyeti hayata geçirmeye çalışan AKP-MHP iktidarı işte seçimlere bu saiklerle hazırlanıyor. Bu seçim çalışmalarını yaparken hem Türkiye’nin içinde hem de Türkiye dışında Ortadoğu’da dünyanın her yerinde Kürt düşmanlığı gerçekleştiren ve Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. AKP ve MHP ittifakı kısacası bir zulüm ittifakıdır. AKP ve MHP ittifakı bir siyasi gasp ittifakı; bir hukuksuzluk ittifakıdır.

Üstün başarı elde edeceğiz

Bütün bu kumpaslarla bütün bu haksızlıklarla hukuksuzluklarla Türkiye’yi bir seçime götürecek olan AKP-MHP ittifakı seçim sonuçlarını gördüğü zaman elbette ki bir hüsran yaşayacaktır. Bunu şimdiden ifade etmekte fayda var. Biz de HDP olarak bütün bu bize yapılan zulme haksızlığa kötülüğe zora karşı hummalı bir çalışma yürüterek ittifaklarımızı kurarak, kadın ittifakımızı, Kürt ittifakımızı, Emek ve Özgürlük İttifakımızı kurarak bu seçimlerde üstün bir başarı elde etmeyi hedefliyoruz. Onların amacının HDP’siz bir siyaset yaratmaya HDP’siz bir parlamento yaratmaya çalıştıklarını bildiğimiz için bu çalışmalarımızı çok daha görkemli çok daha güçlü bir şekilde yapmanın zamanı gelmiştir.

Tecrit gündemi

İmralı’da Sayın Öcalan’a değil Türkiye’nin her yanına yaymaya çalışan ve tecridi bir yaşam biçimi haline getiren, hakkı ve hukuku İmralı’da bulunan Sayın Öcalan’ın elinden alan en doğal hakkı olan aile ve avukat görüşlerini engelleyen ve bunu da sistematik bir hale getiren AKP ve MHP zihniyetine karşı bu seçimlerde el ele omuz omuza hareket etmek zorundayız. Bizler öyle bir gelenekten geliyoruz geçmişte yaşadığımız acıların, ödediğimiz bedellerin bir kez daha yaşanmasını istemiyoruz.

Kendi adayımızla seçime gideceğiz

Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek. Bizim Cumhur İttifakıyla ne millet ittifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şuan ki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir. Türkiye’nin tüm demokrasi güçleriyle birlikte emek ve özgürlük ittifakıyla birlikte kadınların onayıyla gençlerin onayıyla bu ülkede bütün kesimlerin önerilerini, görüşlerini alarak kendi adayını en kısa zamanda açıklamanın hazırlıklarını yaptığımızı belirtmek istiyorum.

HDP herkesin partisi

Parlamento seçimlerinde de yine Türkiye’nin en geniş seçim ittifakı ile demokrasi güçleriyle emek ve özgürlük ittifakını daha da büyüterek Kurdi ittifaklarımıza, kadın ittifaklarımıza ve Türkiye’nin farklı kesimlerini, farkı inançlarını farklı mezheplerini parlamentoya taşımanın ve çok sayıda milletvekiliyle parlamentoya girmenin çalışmalarını yaptığımızı halkımızın bilmesini istiyorum. HDP sadece Kürtlerden değil bugün Ermenilerin de Süryanilerin de Alevilerin de Azerilerin de Terekemelerin de ve bu ülkede ezilen, yok sayılan, ötekileştirilen tüm kesimlerin partisidir

Yeni yönetim

Konuşmaların ardından tek liste ile gidilen seçimlerde HDP Qers İl Eşbaşkanlığına Hacer Karataş ve Cengiz Anlı getirildi.

#Buldan #HDP #kendi #cumhurbaşkanı #adayını #açıklayacak

HDP Hukuk Komisyonu: Bu iktidar çalmaya alışık bir iktidar

AYM’nin HDP’nin hesaplarına bloke koymasına karşı açıklama yapan HDP Hukuk Komisyonu Eşsözcüsü Nuray Özdoğan, ‘Halkların demokratik partisine oy veren milyonların cebinden çıkan paradır. Bu iktidar çalmaya alışık bir iktidardır’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), partilerinin hazine yardımı hesabına bloke koymasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. HDP Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda açıklamayı HDP Hukuk Komisyonu Eşsözcüsü Nuray Özdoğan yaptı.

Bizler de basından öğrendik

AYM’nin 5 Ocak’ta verdiği kararın tarihe kara bir leke olarak geçeceğini belirten Özdoğan,“AYM’nin verdi 5 Ocak’ta verdiği kararın iki aşaması var. Birinci ve en önemli aşaması, partimizin banka hesabına özellikle 2023 yılında ödenecek devlet yardımına dair bloke konulması kararı. Bu kararı 6 üyenin karı oyuna ve 9 üyenin kabul oyuyla karar verildi. Bize yapılan tebligatın içeriğinde de AYM kararı eksik. O kadar çok hukuka aykırı işlemlerle karşılaşıyoruz ki; AYM üyeleri, karşı oy verirken bunun gerekçelerini yazmadıkları bir karar mı ortaya koymuşlardır? Yoksa karşı oy gerekçeleri bize mi tebliğ edilmemiştir? Yayınlanan karar içerisinde de bize karşı oy gerekçelerini göremiyoruz. Bilgilenmek bizim de kamuoyunun da hakkı. Tebliğ etmek zorundadır. Ama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tedbir yönünden yaptığı başvuru ve sonrasındaki süreci bizler de sizler gibi basından öğrendik” dedi.

Bu kararın geçerliliği yok

Mahkemenin, bu konuda kendilerine değil basına bilgi vererek süreci yürüttüğünü vurgulayan Özdoğan, “Bu, algı operasyonlarının bir parçası olmak demektir. 3 Ocak’ta AYM’ye gittiğimizde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının böyle bir talebi olduğu tarafımıza sözlü olarak iletildi, bu konunun hangi tarihteki toplantıda ele alınacağına dair bilgi olmadığı söylendi. Başsavcılığın talebi hukuk dışı olmasına rağmen mahkeme sonuç olarak nihai kararla bağlantılı bir karar vermiş. Bu bir ara karar gibi yansıtılsa da, verilen karar AYM 99-7 itibariyle nihai karara götüren bir karardır. Anayasa Mahkemesi ancak kapatma yönünde bir karar vermeyecek ise hazine yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yönünde karar verebilir. Ara karar şeklinde nihai karara etki eden bir karar veremez. Nihai karara etki eden, doğrudan belirleyen bir karar verdiğinde bunu nitelikli çoğunluk dediğimiz üçte iki çoğunlukla bu kararı olmak zorundadır. Oy çokluğuyla alınan bu kararın hukuken geçerliliği yoktur” dedi.

Önce dava sonuçlanmalı

AYM’nin Anayasa hükümlerine uymak zorunda olduğunu belirten Özdoğan, HDP hakkında açılan kapatma davası ve sonrasında gelişen sürecin siyasi müdahaleler ile yürüdüğüne işaret etti. Özdoğan, bloke kararı sürecinde MHP Hukuk ve Seçim İşleri Komisyonundan sorumlu genel başkan yardımcısının, “2023 seçimleri için siyasi partilere yapılacak hazine yardımı üç katına çıkacak. HDP’nin bu yardımdan yararlanmaması için kapatma davasının bir an önce sonuçlanması lazım” sözlerini anımsatarak, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı partimizle ilgili kapatma iddianamesi düzenlendiği tarihten ve AYM’nin tedbir talebini reddettiği tarihten bu yana ne değişti de bir tedbir kararı alınmasının zorunluluk olduğunu somut olarak ispat etmesi gerekirdi. Dilekçesine baktığımızda buna dair bir ispat göremiyoruz. İddianamedeki iddiaları aynen tekrar ettiği ve daha da ileri giderek aslında partinin siyasi söylemlerine tekrar tekrar eleştirdiği bir metin sunmuştur” ifadesinde bulundu.

Bu siyasete müdahaledir

Bütçe görüşmeleri esnasında milletvekillerinin 2023 yılında bütçede savaşa ayrılan kaynaklara yönelik eleştirilerinin iddianamede yer aldığına değinen Özdoğan, “Sınır ötesi operasyonlara dair yapılan eleştirileri, Sayın Öcalan’a yönelik uzunca yıllardır süren ağır tecrit koşullarının eleştirilmesini, gerekçe olarak sunulmuştur. Öyle ki iktidar tarafından karartılan, pek çok soru işareti barındıran Taksim katliamına ilişkin partimiz tarafından yapılan kınama açıklamasında PKK’nin isminin geçmemiş olmasını gerekçe olarak sunulmuştur. Savcılık makamı bütçe görüşmeleri sırasında medya kanallarına verdiği görüşleri eleştirmiş. Hangi haber kanallarına görüş vermemesi gerektiğine dair görüşte bulunmuş. AYM’ye bunları sunmuş. Bütün bunlar aslında partimizin nasıl siyaset yapacağına, nasıl söz kuracağına nerede duracağına, neye muhalefet edip etmeyeceğine ilişkin bir müdahaledir dedi.

Halkı parası sizin değil

Savcılık dilekçesinde yer alan, “Parti toplantılarına ait giderlerin hazineden karşılanacağı açıktır. Bu devlet yardımı yapılırsa HDP bunun parti toplantıları ve siyasi faaliyetleri için harcayacaktır” ifadelerine dikkat çeken Özdoğan, “Siz bunu engelleyemezsiniz. Bu siyasi parti, siyasi faaliyetlerine devam edecektir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı şunu bilmelidir ki hazine yardımı halkların parasıdır. Yine halkların demokratik partisine oy veren milyonların cebinden çıkan paradır. Ne iktidarın ne savcılığın gasp edeceği paralar değildir. Bu iktidar çalmaya alışık bir iktidardır. Anayasa Mahkemesi, iktidar ortaklarının taleplerini ve görüşlerini dilekçesine taşıyan Başsavcılık makamının talebini kabul ederek, bu faşizan ve anti-demokratik cephenin seçim kampanyasına ortak olmuştur” ifadelerinde bulundu.

Bu kararı tanımıyoruz

Yargısal değil siyasi takvimin işlediğini belirten Özdoğan, “Bu ülkenin halklarına karanlığı layık görenlere karşı Halkların Demokratik Partisi siyaseti, demokrasiden ve hukuk devletinden yana mücadelesinden vazgeçmeyecektir. Halkların ortak mücadelesi karşısında yargısal örtüyle kaplanmış siyasi kararlar hükümsüzdür. Bu kararı hiçbir şekilde tanımıyoruz” dedi.

ANKARA

 

 

 

 

#HDP #Hukuk #Komisyonu #iktidar #çalmaya #alışık #bir #iktidar

‘Örgüt Üyeliği’nden tutuklanan Tekin’in iddianamesinde örgüt yok

Ankara’da 16 gün önce çektiği görüntüler gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Üyeliği’nden tutuklanan belgesel yönetmeni Sibel Tekin hakkında hazırlanan iddianamede herhangi bir örgüt belirtilmedi

‘Karanlıkta Başlayan Hayat’ belgeseli için çekim yaparken ihbar edilip tutuklanan belgesel yönetmeni Sibel Tekin hakkında suçlama örgüt üyeliği ancak örgütün ismi yok.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Karanlıkta Başlayan Hayat’ belgeseli için çekim yaparken ihbar edilip tutuklanan belgesel yönetmeni Sibel Tekin hakkında iddianame hazırladı. Tutuklandıktan 16 gün sonra hazırlanan iddianamede, okul ve dolmuş görüntüleri çeken Tekin’in “örgüt talimatıyla keşif yaptığı” iddia edildi. iddianamede, “silahlı örgüte üye olma” suçundan cezalandırılması istendi ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 5. maddesi uyarınca cezanın yarı oranında artırılması talep edildi.

Örgüt üyesi ama hangi örgüt

İddianamede Tekin’in çeşitli örgütlerle bağlantılı olduğu öne sürüldü ancak hangi örgüte üye olduğu belirtilmedi. İddianame savcısı, dijital materyal incelemesinde dolmuş, kırtasiye, okul ve ışıkları yanan evler gibi görüntülerin olduğunu ancak buna rağmen “Karanlıkta Başlayan Hayat” konulu belgesele ilişkin herhangi bir delil bulunamadığını belirtti.

İddialar yorum üzerine

El konulan basılı ve dijital materyal incelemelere göre Tekin’in “örgütsel bağlantılı” hareket ettiğini iddia eden savcı, “güvenlik kamerası kayıtlarına göre belli noktaların özellikle çekildiğini” iddia etti. Tekin’in, örgütler bünyesinde “mesleki kimliğini kullandığını” iddia eden savcı, keşif iddiasına da “video çekimi ve kayıt alma işleminin fark edilmeden yapılabileceği” bir saatte çekim yapılmasını dayanak olarak gösterdi.

Gazeteler suç delili sayıldı

Tekin’e yönelttiği “örgütsel bağlantılı” iddiasına el konulan basılı ve dijital materyallerde yapılan incelemeleri dayanak gösterdi. El konulan basılı yayınlar arasında bulunan Evrensel gazetesi ile Atılım gazetelerini “örgütsel bağlantılı ve içerikli gazeteler” olarak tanımladı.

ANKARA

#Örgüt #Üyeliğinden #tutuklanan #Tekinin #iddianamesinde #örgüt #yok