Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Neumünster Cemevinde Anneler Günü Etkinliği

Neumünster Cemevi Kadınlar Birliği, Anneler Günü dolayısıyla “Gönül Birliğimizle Anneler Günü’nde Buluşuyoruz” temasıyla bir dayanışma ve sohbet etkinliği düzenleyecek. Bu anlamlı buluşma, 10 Mayıs 2026 Pazar günü saat 15.00’te Neumünster Cemevi’nde gerçekleştirilecek.

Etkinlik, her yıl olduğu gibi sevgi ve dayanışmayı artırmak amacıyla düzenleniyor. Cemevi, bu özel günde kadınları bir araya getirerek dayanışma ruhunu pekiştirmeyi hedefliyor. Etkinlik çağrısında, tüm kadın canların sofraya ve sohbete katılması için davet yapıldı.

Programda, Sayime Dalmış da yer alacak. Dalmış, yaşamın farklı alanlarında karşılaşılan zorluklar ve iş bulma süreçleri hakkında rehberlik sağlayacak. Katılımcılar, Dalmış’a sorular yönelterek birlikte çözüm yolları üzerinde tartışma fırsatı bulacaklar.

Neumünster Cemevi Kadınlar Birliği, bu buluşma ile Anneler Günü’nü kutlarken, kadınların dayanışma içinde olmasının önemini de vurgulamış oluyor. Tüm kadınlar, bu anlamlı etkinlikte bir araya gelerek güçlenmeyi amaçlıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Neumünster Cemevi Kadınlar Birliğinin Anneler Günü etkinliği, Alevi kültüründe kadınların dayanışma ve güçlenme yolundaki kararlılığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu buluşma, toplumsal dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin önemini vurgularken, her kadının eşit bir şekilde sesini duyurması gerektiğini hatırlatıyor. Cemevi, kadınların bir araya gelerek sorunlarına çözüm aradığı bu tür etkinliklerle, ayrımcılığa karşı duruşunu ve bir arada yaşama kültürünü pekiştiriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dedeler Zirvesi Alevilikte Asimilasyon

Alevilik inancına yönelik eleştiriler, geçtiğimiz günlerde düzenlenen ‘Dedeler Zirvesi’ ile yeniden gündeme geldi. Bu zirve, Alevi toplumu içerisinde tartışmalara yol açtı. Bazı kesimler, zirvenin arka planda Aleviliği asimile etmeye yönelik bir girişim olduğunu savunuyor.

Dedeler Zirvesi, Türkiye genelinden çeşitli dedelerin katılımıyla gerçekleştirildi. Zirve sırasında, Alevilik inancının toplumsal kabulü ve bu inancın modernleşmesi üzerine tartışmalar yapıldı. Ancak birçok Alevi, bu tür etkinliklerin, inançlarının özünden uzaklaşmalarına neden olabileceğini düşünüyor.

Toplumun farklı kesimlerinden gelen tepkiler, Alevilik üzerine yapılan tartışmaların ne denli hassas bir konu olduğunu ortaya koyuyor. Alevi inancının, devlet politikaları ve toplumsal baskılar altında maruz kaldığı asimilasyon tehdidi, katılımcılar arasında endişe yaratıyor.

Bu bağlamda, Alevi dernekleri ve temsilcileri, inançlarının özgünlüğünü koruma adına daha fazla söz sahibi olmaları gerektiğini ifade ediyor. Alevilik, tarihsel ve kültürel kökleriyle yaşatılması gereken bir inanç olarak görülüyor ve bu konudaki hassasiyetin göz ardı edilmemesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

Alevi toplumu, bu tür zirvelerin yalnızca diyalog ortamı oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda inanç özgürlüğünü ve eşit yurttaşlık haklarını güvence altına alacak çözümler üretilmesi gerektiğini talep ediyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dedeler Zirvesi, Alevilik üzerindeki tartışmaları yeniden alevlendirirken, inancın özünden uzaklaşma kaygılarını da gün yüzüne çıkarmıştır. Alevi toplumunun, tarihsel ve kültürel kökleriyle yaşatılması gereken bu inançta, asimilasyon tehdidine karşı daha fazla söz sahibi olması gerektiği açıktır. Toplumun farklı kesimlerinden gelen tepkiler, Aleviliğin özgünlüğünü koruma mücadelesinin ne denli kritik bir mesele olduğunu gösteriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

İzmirde Aleviler, Hıdırellezi coşkuyla kutladı

İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Şirintepe Mahallesi, 5 Mayıs akşamı Alevilerin geleneksel Hıdırellez kutlamalarına ev sahipliği yaptı. Alevilikte önemli bir yere sahip olan Hıdırellez, doğanın yeniden canlanmasını, bolluğu ve bereketi simgelerken, toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel ritüellerin gerçekleştirildiği bir gün olarak kutlanıyor.

Mahallede ateşler yakılarak yapılan kutlamalarda, birçok kişi dilek tutup ateşten atladı ve halay çekerek bu özel günü coşkuyla kutladı. Özellikle çocuklar, etkinliklerde büyük bir neşe ile eğlendi. Hıdırellez, Hızır ve İlyas’ın buluştuğu gün olarak da biliniyor ve yardımlaşma ile dayanışmanın simgesi olarak değerlendiriliyor.

Bu kutlamalarda yer alan Hanım Yola, 40 arkadaşıyla birlikte topladığı lokmalarla özel bir ritüel gerçekleştirdi. Yola, bu lokmalarla kendine anahtarlığı olan bir kolye alarak, kalbindeki dileklerin kabul olmasını umduğunu ifade etti. Hıdırellez, Alevilikte sadece bir mevsim geçişi değil, aynı zamanda doğa ile insan arasındaki kadim bağın güçlendiği bir zaman dilimi olarak da değerlendiriliyor.

İzmir’deki bu etkinlik, Alevi toplumu için sosyal bir dayanışma ve paylaşımın öne çıktığı bir anı temsil ederken, aynı zamanda inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık vurgusunun da altını çizmektedir.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

İzmir’deki Hıdırellez kutlamaları, Alevi toplumunun dayanışma ve paylaşım kültürünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bu özel gün, sadece doğanın canlanmasını simgelemekle kalmayıp, aynı zamanda birlik ve beraberliğin güçlendiği bir fırsat sunuyor. Alevilikteki bu gelenekler, toplumsal bağları kuvvetlendirirken, ayrımcılığa ve dışlayıcı anlayışlara karşı durma iradesini de pekiştiriyor. Hıdırellez, bizlere hem geçmişimizi hatırlatıyor hem de geleceğe umutla bakmamız gerektiğini gösteriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Aslan Uzunun beraati Alevi toplumu için bir zaferdir

Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, 6 Mayıs 2026 tarihinde Küçükçekmece Adalet Sarayı’nda görülen davada beraat etti. Uzun, 19 Mart 2026 tarihinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Avcılar Şubesi’nde gerçekleştirdiği bir suç duyurusunun ardından gözaltına alınmış ve daha sonrasında tutuklanmıştı.

Mahkeme, Uzun’un beraat kararını verirken, sosyal medya üzerinden yapılan açıklamada, “Hakikati söylemek suç değildir” vurgusu yapıldı. Açıklamada, Uzun’un Alevi katliamlarına karşı duruşunun ve mazlumların sesi olma çabasının önemine değinildi. Bu kararın sadece bireysel bir zafer değil, adaleti savunanların ve zulme karşı duranların ortak mücadelesinin bir yansıması olduğu belirtildi.

Yeşilkent Cemevi, bu süreçte dayanışma gösteren Alevi kurumlarına ve topluma olan teşekkürlerini dile getirdi. Aslan Uzun’a geçmiş olsun dilekleri iletilirken, adalet mücadelesinin önemine vurgu yapıldı. Bu gelişme, Alevi toplumu için anlamlı bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Aslan Uzunun beraati, Alevi toplumunun adalet mücadelesinde önemli bir kazanım olarak öne çıkıyor. Bu karar, sadece bireysel bir zafer değil, aynı zamanda zulme karşı durmanın ve hakikati savunmanın önemi üzerine bir ders niteliğindedir. Alevi kurumları ve toplumu, dayanışma içinde bu süreci sahiplenerek, adaletin sağlanması için verdikleri mücadeleyi bir kez daha taçlandırmıştır.

— Alevi Gazetesi Editörü

GADEV Alevi Akademisi 2026/2027 Programını Başlatıyor

GADEV Alevi Akademisi, 2026/2027 eğitim programını başlatıyor. Bu program, Alevi coğrafyalarının demografik yapısı, ritüelleri, gelenekleri ve inanç mekanları üzerine odaklanacak. Eğitim süreci, Türkiye’deki farklı Alevi bölgelerini karşılaştırmalı olarak ele alarak Alevi toplumsal hafızasını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Programın ilk etkinliği, 10 Mayıs 2026 tarihinde saat 13.00’te Adıyaman’da gerçekleştirilecek. “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlıklı konferansta, Adıyaman Aleviliği çok yönlü bir şekilde incelenecek. Etkinlikte sanatçı Ali Sizer, türkü ve deyişlerle inanç ve kültürün sözlü aktarım geleneğini yaşatacak.

GADEV, Alevi toplumunun inançsal ve kültürel birikimini bilimsel bir perspektiften ele almayı hedefliyor. Program, akademik bilginin yanı sıra Alevi inanç dünyasının estetik ve duygusal boyutlarını da görünür kılmayı amaçlıyor. Etkinliğe katılım için kayıtlar internet üzerinden yapılabilecek.

Katılım için kayıt linki: Kayıt Formu

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

GADEV Alevi Akademisinin yeni eğitim programı, Alevi toplumunun derinliklerine inerek kültürel ve inançsal zenginliğimizi bilimsel bir bakış açısıyla ele almayı hedefliyor. Bu tür etkinlikler, Alevi coğrafyalarının ve değerlerinin görünür kılınmasını sağlarken, ayrımcılığa ve dışlanmaya karşı durmanın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Adıyamanda gerçekleştirilecek konferans, Alevilik geleneğinin zenginliğini yansıtırken, toplumsal hafızamızın güçlenmesine katkı sunacak.

— Alevi Gazetesi Editörü

6 Mayıs 1972: Mamak’ta Sessizlik Günü Atilla Keskin

“Ama bugün farklı. Korkutucu bir sessizlik egemen tüm cezaevine; kimse konuşmuyor, kimse kuramsal tartışma yapmıyor; kimse şarkı, türkü söylemiyor; koşan, kültürfizik yapan da yok bugün. Kimse “merhaba”, “nasılsınız” bile demiyor. Askerlerin, gardiyanların, subayların bile sesi çıkmıyor.”

Mamak Askeri Cezaevi. Ön hücrelerin havalandırması. Görünen her şey bir gün, beş gün, beş ay öncesinin aynı. Duvarlar, tel örgüler, karşıda tepesi görünen kel bir dağ bozuntusu, tutuklular, askerler, gardiyanlar, subaylar… Korkunç bir farklılık var ama bugün. Görülmeyen bir farklılık bu. Sadece duyulan ve duygularla algılanan bir farklılık.

İstedikleri kadar dış dünyadan koparmış olsunlar bizi; yaş ortalaması en çok yirmi iki, yirmi üç olan deli fişek, inançlı gençleriz. Cıvıltımızı kesemediler bugüne değin. Hele de sabahları. Yandaki koğuştan ödünç voleybol topu isteyenler, türkü çağıranlar, hızlı bir voltada bağırıp çağırarak kuramsal tartışma yapanlar, koşanlar, kültürfizik yapanlar.

“Bizim koğuşun gazeteleri nerede kaldı?” diye gardiyanlara bağıranlar.

“Er Ahmet Çelik, ön koğuş nöbetinde görüşünüze hazırdır komutanım,” diye çığlık çığlığa tekmil veren askerler.

Ama bugün farklı. Korkutucu bir sessizlik egemen tüm cezaevine; kimse konuşmuyor, kimse kuramsal tartışma yapmıyor; kimse şarkı, türkü söylemiyor; koşan, kültürfizik yapan da yok bugün. Kimse “merhaba”, “nasılsınız” bile demiyor. Askerlerin, gardiyanların, subayların bile sesi çıkmıyor.

Havalandırmada volta atıyorum. Diğer arkadaşlarım da aynı şeyi yapıyor. Bu kez herkes tek tek voltalıyor beton bahçeyi. Hızlı ama alabildiğince ses çıkarmamaya çalışarak atılıyor voltalar. Becerebildiğim kadar dik tutuyorum başımı. Gözlerim yerde de olsa başım dik durmalı. Yerde bir su birikintisi var. Ona basmamaya çalışarak yürüyorum.

Bu, ikinci kez tanık oluşum “toplu ölüme”. Bu kez ilkindeki gibi milyonların içinde yapayalnız değilim. Kinle, acıyla, neşeyle, umutla kenetlenmiş, en azından dışarıya karşı böyle görünen arkadaşlarımla beraberim. Yine de atamıyorum yalnızlık duygusunu. Sadece ben değil, hepimiz, tüm cezaevi; mahkûmu, tutuklusu, gardiyanı, askeri, subayı, haini, ispiyoncusu, direngeni, cesuru, korkağı; herkes yalnız bugün.

Birlikteydik ama yalnızdık.

Sessizdi cezaevi. Herkesin kendisiyle hesaplaşmasına olanak verecek ölçüde sessiz ve durağan. Anlaşmalı bir sessizlik bu.

Bir avuç subay ve gardiyanı bir yana bırakırsak; askeri, tutuklusu, yaş ortalaması yirmi iki, yirmi üç olan bu gençlerin hepsi mi taş yürekli? Niye hiç ağlayan, bağırıp çağıran yok! Niye isyan etmiyor kimse?

Biz ki sokak köpeklerine, dağ başında yanlışlıkla basıp ezdiğimiz çiğdeme üzülen, sevgililerimizin hasretine dayanamayıp iki tek attıktan sonra sulu zırtlak olan, içerikli bir filmi, tiyatro oyununu seyrederken çekinmeden gözyaşlarını akıtabilen bir kuşağız.

İşte, en yakınımızdaki en dost üç yoldaşımızı koparıp almışlar bizden; hem de sonsuza değin.

Niye böyle taş gibiyiz hepimiz? Ne oldu bize? Niye birbirimizin yüzüne bile bakmıyoruz? Oysa çığlık çığlığa tüm benliğim. Biliyorum, tüm dostlarım da öyle. Savaşıyorduk hâlâ. Haklı bir savaşı sürdürmenin doğal bir yöntemini, sessiz bir anlaşmayla sağlamıştık aramızda. Alınmış bir kararı, belirlenmiş bir taktiği yoktu bu savaşın.

Karşı tarafın temsilcileri, kapılardan, pencerelerden bakıp geldikleri gibi yine sessizce kayboluyorlardı. Bu koşullarda ancak böyle savaşabilirdik. Susarak, dişlerimizi sıkarak, başımızı alabildiğince dik tutarak, gözyaşlarımızı içimize akıtarak, olabildiğince sert adımlar atarak. Öyle de yaptık!

Elbette yanıyordu yüreğimiz, elbette tüm bedenimiz dağlanmıştı; elbette acıyla doluydu tüm benliğimiz. Ama bırakalım karşıdakileri, birbirimize bile açık edemezdik bu duygularımızı. Erlerin, gardiyanların da çoğu üzülüyordu. Bu, yüzlerinden, oturup kalkışlarından belliydi. Ama şu bol “yıldızlı”, “aylı” takım, bu kararı verenler, planlarını yapanlar, pusu kuranlar, erketelik yapanlar… Onlar ne düşünüyordu o gün? Hangi duygularla doluydular? Aradan yirmi beş sene geçti, hâlâ merak ederim.

Uyudum mu dün gece? Duyduklarım düş müydü? Zincir sesleri, açılıp kapanan kapılar; postal gıcırtıları… “Sağlıcakla kalın; kendinize iyi bakın!” diye gür sesle bağırdı mı birisi.

Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler, s. 139’dan alıntıdır.

Atilla Keskin – Avrupa Postası – Avrupa Postası – Avrupa’dan Son Dakika Haberleri Sayfasından alınlıştır

Dersimde Aleviliğin özgün yapısına tehditler var!

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ni eleştirerek, bu tür etkinliklerin Aleviliğin kendine özgü yapısını tehdit ettiğini vurguladı. Kenanoğlu, 4 Mayıs 1937’de başlayan Dersim katliamının yıldönümünü anarak, bu süreçte Alevi ve Kürt kimliğine yönelik inkar ve asimilasyon politikalarının hâlâ devam ettiğini belirtti.

Dersim’deki insansızlaştırma politikalarına dikkat çeken Kenanoğlu, devletin tekçi anlayışının Alevi kimliğini yok saydığını ifade etti. “Dersim, devlet gözünde bir çıban başı olarak görülüyor ve bu nedenle soykırıma maruz kalıyor,” diyen Kenanoğlu, Dersim isminin iadesi ve kayıp kişilerin isimlerinin açıklanması çağrısında bulundu.

Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerinin, devletin Aleviliği kendi politikalarına entegre etme çabalarının bir parçası olduğunu savundu. “Devlet, Aleviliğin özgün yapısını ortadan kaldırmaya çalışıyor,” diyerek bu duruma karşı durulması gerektiğinin altını çizdi.

Alevi ve Kürt kimliklerini savunanların, bu asimilasyon politikalarına karşı bir araya gelerek mücadele etmesi gerektiğini ifade eden Kenanoğlu, “Haktan, hukuktan ve adaletten yana olan herkesin bu politikalara karşı çıkması gerekiyor,” çağrısında bulundu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kimliğinin yok sayıldığı bir ortamda, Dersimdeki etkinliklerin Alevilik üzerindeki tehditleri artırdığına dikkat çekmek son derece önemlidir. Devletin asimilasyon politikalarına karşı durmak, Alevi ve Kürt kimliklerini savunanların ortak mücadelesiyle mümkün olacaktır. Bu tür etkinliklerin, Aleviliğin özgün yapısını zedelemesine izin vermemek için toplumsal dayanışma şarttır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dede atamaları Alevi toplumunu tehdit ediyor!

Son dönemde Alevi toplumunun en önemli meselelerinden biri, dede atamalarının iktidar tarafından belirlenmesi tartışmalarıdır. Alevilik inancı açısından önemli olan dede, toplumsal ve kültürel bağlamda büyük bir rol oynamaktadır. Ancak, bu rolün iktidar tarafından belirlenmesi, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık açısından ciddi endişelere yol açmaktadır.

İktidarın, kimin dede olacağına karar verme yetkisini elinde bulundurması, Alevi toplumunun kendi iç dinamiklerini etkilemekte ve toplumsal huzuru zedelemektedir. Bu durum, Alevilik inancının özüne aykırı bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Alevi bireyler, kendi inançlarını yaşama ve temsil etme hakkına sahiptirler. Bu hakların ihlal edilmesi, toplumsal birliği tehdit etmektedir.

Bu tartışmalar, özellikle Dersim ve Amed gibi bölgelerde daha da belirgin hale gelmektedir. Bu illerde yaşayan Alevi toplumu, kendi inançlarına uygun olarak dede seçme hakkının ellerinden alınmasını kabul etmemektedir. Alevilik, tarih boyunca özgün bir inanç sistemi olarak var olmuştur ve bu geleneğin sürdürülmesi, toplum için hayati öneme sahiptir.

Uzmanlar, Alevi toplumu üzerindeki bu baskıların, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık prensipleriyle çeliştiğini vurgulamaktadır. İktidarın dede atamalarındaki rolü, sadece bireyleri değil, tüm Alevi topluluğunu etkilemekte ve toplumda derin yaralar açmaktadır. Bu nedenle, Alevi bireylerin haklarını savunmak ve inançlarını özgürce yaşamak için seslerini duyurmaları büyük önem taşımaktadır.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dede atamalarının iktidar tarafından belirlenmesi, Alevi toplumunun inanç özgürlüğüne açık bir saldırıdır. Alevilik, tarihsel olarak bireylerin kendi inançlarını özgürce yaşamasını savunan bir sistemdir ve bu hakların gasbedilmesi, toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Dersim ve Amed gibi bölgelerdeki Alevi bireyler, kendi dede seçim haklarını savunarak, bu baskıcı yaklaşımın karşısında durmalıdır. Bu durum, sadece Alevi toplumu için değil, tüm toplumsal dinamikler için bir uyanış çağrısıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Yol, İkrarla Yürünür; İkrarından Dönenin Yolu Olmaz Sevda Ergin

1937–38’de Dersim halkına yönelik yapılan soykırımı  saldırısı daha önceden planlanmıştır. 1925 Şark Islahat Planı’ndan, Tunceli Kanunu’na ve Umumi Müfettişliklere kadar uzanan süreç, bu soykırımın adım adım hazırlandığını göstermektedir. On binlerce insanın katledildiği bu tarih, Alevi halkının hafızasında silinmez bir yara olarak yaşamaktadır. Bu nedenle 4 Mayıs, Alevi kurumları tarafından bir yas ve yüzleşme günü olarak kabul edilmektedir.

Dersim Soykırımı’nın 89. yılında Alevi kurumları, emek, özgürlük ve demokrasi güçleriyle birlikte Dersim’de bir araya gelerek katledilen canları andı. Seyit Rıza Meydanı’nda çerağlar uyandırıldı, gülbenkler verildi, ağıtlar yakıldı. Bu anma, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; aynı zamanda değerlere ve ikrara bağlılığın ifadesiydi.

Aleviler soykırımda yitirdikleri canları anarken, Türkiye ve Avrupa’dan getirilen yaklaşık 130 “dede”, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile  Tunceli Cemevi’nde toplantı halindeydi. Üstelik bu toplantının temel gündemlerinden biri, dedelerin maaşa bağlanmasıydı.

Soykırımın yaşandığı bir kentte, o acının yıl dönümünde böyle bir toplantıya katılmak;  yalnızca bir “tercih” değil, açık bir ikrar sorunudur. Çünkü Alevilikte ikrar, yoluna ve hakikatine bağlı kalmaktır. Bu bağlılığı, para ve makam karşılığında terk etmek ise Alevi inancında yol düşkünlüğü olarak tanımlanır.

Tarihsel olarak Pir Sultan Abdal ile Hızır Paşa’nın yolları yüzyıllar önce ayrılmıştır. Pir Sultan Abdal Alevi değerlerin ve mazlumun yanında dururken, Hızır Paşa çıkarları uğruna zalimlerin safına geçmiştir. Bugün de aynı ayrım sürmektedir. Bir yanda Dersim’in hafızasına sahip çıkan, ikrarına bağlı kalanlar; diğer yanda ise iktidarın sunduğu imkânlar karşısında yolundan dönenler var.

AKP-MHP iktidarının yürüttüğü “Alevi açılımı” politikası, geçmişin inkârcı anlayışının yeni bir biçimidir. Bu kez baskı doğrudan değil; bürokrasi, kurumlar ve maddi olanaklar üzerinden kurulmaktadır. Amaç açıktır: Aleviliği tanımlamak, denetlemek ve “resmî Alevilik” yaratmak.

Oysa Alevilik bir inançtır, bir yol erkânıdır. Devletin tanımlayacağı bir alan değildir. Aleviler devletten kim olduklarını öğrenmediler, bugün de öğrenmeyecekler. Alevilerin talebi nettir: Tanımlanmak değil, eşit yurttaşlık.

Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir ve bu gerçek, hiçbir yasa ya da bürokratik düzenleme ile değiştirilemez.

Devlet eliyle kurulan bu yapıların amacı; Alevileri bölmek, örgütlü yapıları zayıflatmak ve toplumsal-inançsal iradeyi denetim altına almaktır. Ancak Alevi halkı bu yönelimi görmekte ve reddetmektedir.

Bu gidişat karşısında en güçlü yanıt; Avrupa ve Türkiye’de demokratik Alevi çizgisi temelinde örgütlü olan kurumların etrafında kenetlenmektir. Çünkü bu kurumlar, Aleviliğin bağımsız iradesini ve inançsal özünü temsil etmektedir.

Sonuç olarak gerçek açıktır:
İşbirlikçiler, uzlaşmacılar ve yolundan dönenler Alevileri temsil edemez.

Alevilik; mazlumun zalime karşı direnişinde, hak ve adalet arayışında var olmuştur. Bu yol, iktidarların gölgesinde değil; halkın mücadelesinde yaşam bulmuştur. Çünkü bu yol, ikrarla yürünür.
İkrarından dönenin yolu olmaz.

Alevi Haber Ağı / AHA

Dersimdeki Dedeler Zirvesi asimilasyon politikası mı?

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) ve Dersim İnşa Kongresi (DİK), 4 Mayıs 2026 tarihinde Dersim’de gerçekleştirilen “Dedeler Zirvesi”ne sert tepki gösterdi. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenen bu toplantı, Dersim soykırımının 89. yıl dönümünde yapılması nedeniyle tartışmalara yol açtı.

Alevi kurumları, toplantının Alevi ve Kürt kimliğine yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu ifade etti. Açıklamalarda, “Devletin yeni soykırım mekanizması olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, 81 ilden gelen temsilcilerle bir araya gelerek soykırım politikalarını güncellemeye çalışmaktadır” denildi.

Toplantının, Alevi toplumu üzerinde tahrik edici bir etki yarattığı vurgulandı. Açıklamada, “Bu toplantı, masum ve toplumsal katkı sağlayan bir etkinlik değildir. Alevilerin hassasiyetleriyle oynamak, asimilasyonu derinleştirmek amacı taşımaktadır” ifadelerine yer verildi.

FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK, bu tür girişimlerin Alevilik inancının ve kimliğinin dönüştürülmesine yönelik olduğuna dikkat çekerek, Alevi toplumunun bu tür saldırılara karşı duyarlı olması gerektiğini belirtti. Ayrıca, gerçek bir barışın sağlanabilmesi için Dersim soykırımıyla yüzleşmenin şart olduğunu vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi toplumunun tarihsel ve kültürel değerlerine yönelik tehditler, bu tür etkinliklerle daha da derinleşmektedir. Dersimde düzenlenen “Dedeler Zirvesi”nin, Alevi ve Kürt kimliğine yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu açıkça görülmektedir. Alevi kurumlarının uyarıları, bu tür girişimlerin Alevilik inancını dönüştürme çabalarına karşı duyarlı olmamız gerektiğini ortaya koymaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü