Ana Sayfa Blog Sayfa 1116

Kobanê filmi Süleymaniye’de gösterime giriyor

Kobanê’de IŞİD’e karşı verilen 134 günlük direnişin anlattıldığı “Kobanê” filmi, Avrupa’nın çeşitli kentlerinin ardından şimdi de Süleymaniye’deki Salim Sineması’nda gösterilecek

Kobanê’de IŞİD’e karşı verilen 134 günlük direnişin anlattıldığı ‘Kobanê” filmi 5 Ocak tarıhinde Federe Kürdistan’da bulunan Süleymaniye’deki Salim sinemasında gösterilecek. Rojava Film Komünü’nün yapımcılığını üstlendiği Kobanê filminin senaryosunu Medya Doz ve Özlem Yaşar birlikte kaleme aldı. Doz ve Yaşar, senaryo için yüzlerce tanık ve savaşçıyla görüşerek gerçek kahramanları baz aldı. Film, direnişin yaşandığı Kobanê kentinde, Tebqa ve direnişin geçtiği mekanlarda çekildi.

Ne anlatıyor?

Film, 2014-2015 yılları arasında IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırısında halkın direnişini konu alıyor. Filmin yönetmenliğini yapan Özlem Yaşar, filmin Medya Doz’un romanından ilham aldığını belirtti. 2 saat 30 dakika uzunluğundaki film, Kobanê’nin farklı yerlerinde çekildi. Film ilk olarak Kobanê’deki Baqî Xido Kültür ve Sanat Merkezi’nde 7 gün boyunca gösterildi.

Daha önce Reqa, Tebqa, Qamişlo, Rimêlan ve Hesekê’de de gösterilmişti. Ardından da Almanya’nın başkenti Berlin’de bulunan Roza Lüksemburg Salonu’nda, Dresden, Kiel, Köln, Mannheim, Essen, Saarbrucken, Bochum ve Leverkusen kentleri ile Fransa’nın Marsilya kentinde de gösterime girmişti.

KÜLTÜR SERVİSİ

#Kobanê #filmi #Süleymaniyede #gösterime #giriyor

Emek ve Özgürlük İttifakı aday profilini belirlemek için buluşuyor

Emek ve Özgürlük İttifakı, seçim stratejisi ve Cumhurbaşkanı adayının profilini belirlemek üzere 5 Ocak’ta İstanbul’da bir araya geliyor

Üçüncü Yol stratejisiyle Türkiye siyasetine yeni bir soluk açan Emek ve Özgürlük İttifakı, “Yol Haritası”nı açıkladığı 24 Eylül 2022 tarihli buluşmanın ardından, 5 Ocak’ta önemli gündemlerle toplanıyor. İttifak içerisinde yer alan partilerin genel başkanları ve kurullarının katılacağı toplantının gündeminde, seçimler, ittifakın genişlemesi ve 15 Ocak’ta gerçekleştirilecek büyük miting yer alıyor.

Yeni yılda gerçekleştirilecek ilk toplantıda gündeminde seçim olan Emek ve Özgürlük İttifakı, hem seçim stratejini hem de yeni dönem mücadele hattını belirleyecek. Bir süredir tartışılan ve merakla beklenen Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayına dair öneriler de masada olacak. İttifak, Cumhur ve Millet ittifakına karşı pozisyon belirleyecek, yine bu toplantıda aday profilini netleştirecek.

Toplumsal dinamiklere öncülük edecek olan Emek ve Özgürlük İttifakı, bir süredir sürdürdüğü ittifakın genişlemesi çalışmalarını da yeniden ele alacak. Toplantıda, bu kapsamda yapılan görüşmeler, gerçekleştirilen halk buluşmaları ve toplantılarının sonuçları masaya yatırılacak, ittifakın genişletilmesine dair görüş ve öneriler alınacak. İttifakın seçimlere giderken siyasi partiler, sivil toplum örgütlerinin de yer almasıyla genişlemeye dair karar alması bekleniyor.

Uzun bir süredir halk toplantıları ve buluşmalarıyla 15 Ocak’ta gerçekleştirilecek ‘Büyük İstanbul Mitingi’ne hazırlanan Emek ve Özgürlük İttifakı, yeni dönemin mesajını da burada verecek.

Kaynak: MA

#Emek #Özgürlük #İttifakı #aday #profilini #belirlemek #için #buluşuyor

Kızımı kaçıranlar korucu diye mi bulunmuyor?

Ağabeyi korucu olan G.Y.’nin kaçırdığı kız çocuğundan 25 gündür haber alınamazken, bir camide imamlık yapan ağabeyinin “evlilik” için devreye girdiğini belirtildi

Kurdistan’da özel savaş politikalarının en iyi uygulayıcıları olan korucular, bölgede her tür suçun kaynağı konumunda. Son yıllarda Kurdistan’da devlet eliyle geliştirilen özel savaş politikaları en büyük amaçlarında biri toplumu çürütmek, yozlaştırmak ve fuhuş çetelerini kurma, uyuşturucu maddeyi yaygınlaştırma, şiddet, tecavüz ve kadınları katletme korucuların işlediği suçların başında geliyor.

Kurdistan’da son 5 yıl içerisinde korucular 11 kadını ve çocuğu katletti, 7 kadın ve çocuğun da şüpheli bir şekilde korucu silahıyla yaşamını yitirdiği, korucuların en az 11 kadın ve çocuğa taciz ve tecavüzde bulunduğunu ortaya çıktı. En az 3 fuhuş olayında fail olan korucular, 9 tehdit ve yaralama suçuna da karıştı.

Bunlardan biride 25 gün önce Êlih’te ağabeyi korucu olan G.Y tarafından kaçırılan K.A. oldu. K.A’dan haber alınamazken, bir camide imamlık yapan ağabeyinin “evlilik” için devreye girdiğini belirten çocuğun babası Y.A., “Kızımı kaçıranlar korucu diye mi bulunmuyor?” diye sordu.

Son görüntüler parkta

G.Y.’nin son görüntüsü ise bir parkın güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntünün kaydedildiği Jiyan Parkı kız çocuğunun eğitim gördüğü dershanenin hemen yanındaki bir park olmasına rağmen, G.Y. henüz yakalanmadı. Çocuğun ailesinin polis ve savcılığa yaptığı başvurular üzerine G.Y.’nin sadece yaşadığı evde bir arama yapıldı.

Başvurulardan cevap yok

K.A.’nın babası Y.A. kızlarından bir haber almak için başvurmadıkları yerin kalmadığını belirterek, yaşamından endişe duyduklarını söyledi. Y.A, “Kaçıran kişi kim, adresi neresi, nerede kalabileceği ve daha birçok bilgi mevcutken bir türlü bulunmuyor. Aileden gözaltına alınan kimse yok. 25 gündür bize herhangi bir bilgi verilmiyor. Savcılık ve emniyette yaptığımız başvurular sonuçsuz kaldı. Anca bize aracı gönderiyorlar. Kızımın evlendirilmesi için gönderilen aracılar, evliliğin yapılması için teklifte bulunuyor. Kimse aracı olmaya çalışmasın, küçük kızım neredeyse derhal evine gönderilsin” sözleriyle tepki gösterdi.

İmam abi devrede

G.Y.’nin Mûş’ta imam olan ağabeyi M.E.’nin evlilik için devreye girdiğini kaydeden baba Y.A., “Aile korucu bir aile. Çocuğun bir ağabeyi Mûş’ta imamlık yapıyor. Evliliğin olması için sürekli aracı gönderiyor. Gönderdiği kişilere kaçırılanın bir çocuk olduğunu bilmiyor. Onlara cevabımın net; ben kızımı istiyorum. Küçücük çocuğu kaçırıp zorla evlendirme uğraşında olan her kim varsa suç işliyor. Kimse bu suça ortak olmazsın” diye belirtti.

Halka çağrı

Günlerdir uyku uyuyamadıklarını söyleyen baba Y.A., “Annesi ağlamaktan bitkin düşmüş durumda. Kızımı kaçıranlar korucu diye mi bulunmuyorlar? Devlet o silahı onlara çocuk kaçırsın diye mi verdi? Bu silahın arkasına sığınıp kızımı alıkoyuyorlar. Topluma sesleniyorum; sizin de çocuklarınız var. Bu yaşta bir çocuk kaçırılıp zorla evlendirilmek isteniyor. Vicdanı olan herkesi kızımın bulunması için yardımcı olmaya, ses çıkarmaya çağırıyorum” ifadelerinde bulundu.

ÊLİH

#Kızımı #kaçıranlar #korucu #diye #bulunmuyor

Fatma Uyar’ın annesi Hatice Uyar: Paris’te kızım aklıma geldi

Silopiya’da 2015’te sokağa çıkma yasaklarında 4 Ocak günü katledilen Fatma Uyar’ı annesi Hatice Uyar anlattı

Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesinde 2015 yılında özyönetim direnişleri sürecinde AKP iktidarının ilan ettiği sokağa çıkma yasağı ilan etti. 37 gün süren yasaklar döneminde 4 Ocak 2016 tarihinde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi Sêvê Demir, Kongreya Jinên Azad (KJA) aktivisti Fatma Uyar ile Silopî Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır zırhlı araçtan açılan ateşle hedef alınarak katledildi.

Fatma Uyar, 28 Ağustos 1988 yılında 7 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak Duhok köyünde dünyaya geldi. 5’nci sınıfta okulu terk ederek 11 yaşında çalışmalara katıldı. 2000’li yılların başında gençlik mücadelesinde aktif olarak yer aldı. Deli dolu, ele avuca sığmaz bir kadın olan Fatma 2009 yılında tutuklandı. 5 yıl 3 ay cezaevinde süren tutsaklığın ardından tahliye olduktan sonra Serhat ve Botan bölgesinde kadın çalışmalarına katıldı. Fatma, katledilmeden önce Silopi’de KJA çalışmaları yürütüyordu.

Fatma Uyar’ın annesi Hatice Uyar, örgütlü kadınların planlı bir şekilde hedef alındığını belirterek, kızı ve 2 arkadaşının bilinçli şekilde katledildiğini ifade etti.

Cesaretin simgesi

Uyar’ın daha çocukluğundan itibaren hareketli ve arayış içerisinde olduğunu söyleyen Hatice Uyar, şunları dile getirdi: “Fatma yurtsever bir ailede büyüdü. Daha çocukken hareketi seviyordu ve çok heyecanlıydı. Çok küçük yaştayken bile mücadele ve örgüt sorumluluğu vardı. Bu şekilde mücadelenin yükünü de almaya başladı. Sakin ve güçlü bilinci olan bir kişiliği vardı. Nerede bir ihtiyaç varsa oraya gidiyor özellikle de kadınlar için çalışma yürütüyordu. 2009 yılında tutuklandı ve bir süre Mêrdîn ve Sêrt’te cezaevinde kaldı. Ancak çıkar çıkmaz daha güçlü bir şekilde çalışmalarına devam etti. Hiçbir zaman durmadı ve aralıksız bir şekilde mücadelesini sürdürdü. Kızım cesareti, düşüncesi ve duruşu ile tanınıyordu.”

Cenazeler sokakta kaldı

Kızı ve iki arkadaşının planlı bir şekilde katledilmediği ve hiç kimsenin yargılanmadığını belirten anne Uyar, “Şiddetli bir savaş vardı. Herkes kaygılıydı” sözleri ile o süreci hatırlatan Uyar devamında, “Kızım bir gün beni arayarak ‘hakkını helal et’ dedi. Bu sözü duyduğumda içim yandı ve ağladım. Telefonu kapattıktan sonra sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Sonraki gün onu yine aradım. Fatma telefonu açtı biraz içim rahatladı. Yine bana ‘eğer telefonu açamazsam bilki sağ değilim’ dedi. İçim yandı yine. Fatma, Sêvê ve Pakize o gece katledildiler ancak biz duymamıştık. Daha sonra haberlerde gördüm isimlerini. Onları planlı bir şekilde katlettiler. Ambulansa haber verilmişti ancak saatlerce gelmemiş. Cenazeleri saatlerce sokakta kaldı” dedi.

Kadınları etkileme gücü

Kürt kadınların sürekli iktidarın hedefinde olduklarını ifade eden Uyar, şu sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlar yıllardır özgürlükleri için, baskıdan kurtulmak için büyük mücadele veriyor. Kadınlar çok güçlü. Bu yüzden kadınların gücünden ve mücadelelerinden korktular hala da korkuyorlar. Hem Türkiye’de hem de İran’da yine dünyanın her yerinde kadınlar iktidarlar için büyük bir korku. Bu yüzden de kadınları hedef alarak mücadelelerini engellemek istiyorlar. Kızım kadınların özgürlüğü için mücadele ediyordu. Ben onun mücadelesi ile gurur duyuyorum. Çevresinde ve kadınlarda büyük etki yarattı. Ben onun hem annesi hem de arkadaşıydım.”

Mücadeleleri sürüyor

Silopîya ve Paris’te yaşanan katliamların yıldönümü yaklaşırken, Paris’te yaşanan ikinci katliama dikkat çeken, Uyar son olarak, “Katledilmelerinin yıl dönümü yaklaştıkça devlet yeni bir olay çıkarıyor. Kızım ve iki arkadaşının katledilmesinin yıl dönümü yaklaşırken Paris’te yine bir katliam gerçekleştirdiler. Orada Evin Goyî ve 2 arkadaşı katledildi. Paris Katliamı gerçekleştirildiğinde kızım aklıma geldi. Çok içim yandı. Ancak bir o kadar da öfkelendim. Kürt kadınları buna karşı mücadelelerini sürdürüyor ve kendilerini daha da güçlendiriyorlar. Fatma, Sêvê ve Pakize kadınlara büyük bir mücadele mirası bıraktı. Kadınlar ve Kürt halkı onların mücadele mirasına sahip çıktı ve hala anılarını yaşatıyorlar” diye konuştu.

Haber: Sema Çağlak / Şirnex-JinNews

#Fatma #Uyarın #annesi #Hatice #Uyar #Pariste #kızım #aklıma #geldi

Xaneqîn’de Kürtçe okullar kapanıyor

Xaneqîn’de yaşayan yurttaşlar, Kürdistan Bölgesi’ndeki üniversitelerin çocuklarını kabul etmemesi nedeniyle Arapça eğitim gören okulları tercih etmeye zorlandıklarını söyledi

2017 yılı sonlarına doğru yaşanan olaylar sonrasında Federe Kürdistan’da bulunan Diyala kentine bağlı Xaneqîn ilçesindeki Kürtçe okul sayısı azalmaya başladı. Şu an sadece 39 okulda Kürtçe eğitim yapılıyor. Irak Hükümeti’nin aldığı bir kararla bu sayının daha da düşeceği ifade ediliyor.

Öğretmen sayısı az

Xaneqîn’de Kürtçe eğitim sorununa ilişkin Rojnews’e konuşan Karwan Murteza isimli yurttaş, Kürtçe eğitim veren okulların sayısının azalmasının birkaç nedeni olduğunu belirterek, “Kürtçe eğitim veren öğretmen sayısı az. Ailelerin çoğunluğu çocuklarını Kürtçe okullara göndermiyor. Çünkü Kürdistan Bölgesi’ndeki üniversiteler, bu okullarda okuyan öğrencileri kabul etmiyor.”

Karwan Murteza, göçertme politikalarının Kürtçe eğitimi de etkilediğini belirterek, Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin de Xaneqîn’de Kürtçe eğitimin gelişmesi konusunda herhangi bir çaba içerisinde olmadığını ifade etti.

Kürtçe okullara destek yok

Casım Muhammed isimli yurttaş da aynı konuya ilişkin düşüncelerini dile getirerek, “Siyasi hilelerle birkaç Arapça okul açıldı. Kürtçe okullar Irak Hükümeti’nden hiçbir destek alamıyor. Kürtçe eğitime ilişkin müfredat ve kitaplar Kürdistan Bölgesi tarafından belirleniyor. Ancak sınav soruları ise Bağdat’ta belirleniyor. Bu durum, öğrencilerin yönünü Arapça okullara çevirmesine yol açmıştır” dedi.

Üniversiteler kabul etmiyor

Irak Eğitim Bakanlığı Kürt Dili Genel İdaresi’ni eleştiren Casım Muhammed, “Irak Eğitim Bakanlığı Kürt Dili Genel İdaresi, hiçbir işe yaramıyor. Öğrenciler için hiçbir şey yapmıyor. Bağdat Hükümeti’ne bağlı bir okul okuyan öğrenciler derecesi ne kadar yüksek olsa da Kürdistan Bölgesi’ndeki üniversiteler tarafından kabul edilmiyorlar. Bu durum, yaşanan sorunların başında geliyor” ifadelerini kullandı.

50 öğrenci okulsuz kalacak

Kürdistan Öğretmenler Birliği Üyesi Ahmet Muhammed, Irak Milli Eğitim Bakanlığı’nın aldığı yeni bir kararla 50 öğrencinin okuduğu birkaç Kürtçe okulu kapatacağını söyledi. Ahmet Muhammed, “Halk, Bağdat Hükümeti’ne bağlı Kürtçe okulların hiçbir işe yaramadığını düşünüyor artık. O nedenle artık çocuklarını Arapça okullarına gönderiyorlar.”

XANEQÎN

#Xaneqînde #Kürtçe #okullar #kapanıyor

Kimyasalla yaşamını yitiren Kurtay’ın babası: Hak savunucuları nerede?

Kimyasal silah saldırısında yaşamını yitiren HPG’li İsa Kurtay’ın babası Yusuf Kurtay, hak savunucularına seslenerek, ‘Neden herkes seyirci kalıyor?’ diye sordu

Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı, 2022 yılı savaş bilançosunu dün açıkladı. Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan HSM’nin açıklamasına göre, Türkiye, 3 bin 280 kez kimyasal silah ve yasaklı bombalarla saldırı düzenledi. Saldırılarda 301 HPG’linin yaşamını yitirdiği, 6’sının ise alıkonulduğu belirtildi. Geçtiğimiz günlerde ise Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerinde dönük saldırılarda kimyasal silah kullanımı nedeniyle 11 HPG ve YJA-Star üyesinin daha yaşamını yitirdiği açıklandı. 27 Aralık’ta yapılan açıklamada, hayatını kaybedenlerin kimlik bilgilerine de yer verildi. İsa Kurtay (Sefkan Adar) da son açıklamada ismi geçenlerden birisi.

Îdir’ın Qulp (Tuzluca) ilçesine bağlı Nerzivan köyünde 1983’te dünyaya gelen Kurtay, 1994’te ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. Kurtay, ağabeyi Muhammed Kurtay’ın 2016 yılında Kobanê direnişinde yaşamını yitirmesinin ardından “Ağabeyimin şehit düştüğü yere gidip ziyaret edeceğim” diyerek, Kobanê’yi ziyaret etti. Ancak dönüşte Riha’da tutuklanarak, cezaevine gönderildi. Yaklaşık 2 buçuk yıl kadar cezaevinde kalan Kurtay, tahliye edildikten sonra 10 Ocak 2019’da PKK’ye katıldı.

Kurtay’ın babası Yusuf Kurtay, oğlunun mücadelesi ve kimyasal saldırılara dair konuştu.

İnsanları incitmezdi

Oğlunun yaşamı boyunca haksızlığa karşı mücadele verdiğini belirten baba Kurtay, “Asla kendisine yapılan hakareti kabul etmezdi. Ağzındaki ekmeği çıkartıp arkadaşına verebilirdi. Ama aksi damarına denk gelseydin muhakkak ya o sizi darp ederdi ya siz onu” dedi. Kurtay, oğlunun insanları incitmeyen bir yönünün olduğuna işaret ederek, “Kimse ondan dolayı incinmedi. Hiçbir insana hakaret etmezdi. Öyle bir insandı. Ama biri ona karıştığı zamanda ondan kurtulamazdı. Çok çalışkan bir insandı. Asla kendi bildiğinden dönmezdi. İlla kendi dediğini yapardı” diye kaydetti.

Kobenê’ye gitti

Oğlunun Kobanê’ye gittikten sonra tutuklanma sürecine değinen Kurtay, şunları söyledi: “2016’da gitti, gelmedi. Bir polis Urfa’da bir karakoldan aradı, ‘İsa bizim elimizde’ dedi. 2-2 buçuk yıl kadar cezaevinde kaldı. Cezaevinde açlık grevine girdi ve 91 gün açlık grevinde kaldı. O açlık grevinden sonra çok hastalandı. Tahliye olup eve geldiğinde çok zayıflamıştı, perişan olmuştu. Özel hastaneye götürdük, ilaç kullandı. Ondan sonra 3 ay evde kaldı, 10 Ocak 2019’da da gitti. İsa haksızlık gördü. O zulmü hakareti kabul etmedi. Cezaevinde ne gördüyse, ne yaşadıysa, ne öğrendiyse, kafasında ne kaldıysa çıktı, o yolu seçti.”

‘Ben de onlar ile öldüm

Oğlundan PKK’ye katıldıktan sonra bir daha haber alamadıklarını aktaran Kurtay, oğluna dair acı bir haber almamak için uzun bir süre haber kanallarına bakmadığını söyledi. İsviçre’de yaşayan oğlunun anneyi arayarak haberi verdiğini ifade eden Kurtay, “Eve gittiğimde ‘İsa şehit olmuş’ dediler. 11 arkadaşın kimyasaldan şehit olduğunu söylediklerinde sanki ben de onlarla beraber öldüm” dedi.

Hak savunucuları nerede?

Oğlunun kimyasal silahla yaşamını yitirmesini bir türlü kabul edemediğini dile getiren baba Kurtay, “O kadar zoruma gitti. Bu yasak şeyleri nasıl bu insanlara karşı kullanıyorlar? İnsan hakları nerede, neden herkes seyirci kalıyor?” şeklinde konuştu.

Fincancı’nın tutuklanması

Kurtay, kimyasal silah kullanımına dair kamuoyundaki tartışmaları uzun zamandır yakından takip ettiğine işaret ederek, Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına değindi. Kurtay, “Bu araştırılsın’ demek suç mu? O insanın suçu neydi de cezaevine attılar? Allah kabul etmez” dedi.

Kaynak: MA

#Kimyasalla #yaşamını #yitiren #Kurtayın #babası #Hak #savunucuları #nerede

Abdullah Öcalan’ın Anayasa değerlendirmeleri: 1921’in 20 maddelik Kürt Reform Tasarısını esas alabilirsiniz

3 Ocak 2013 yılında Ayla Akat Ata ve Ahmet Türk ile yaptığı görüşmede, ‘Kürt varlığını inkâr etmek Türk varlığını da inkâr etmektir’ değerlendirmesi yapan PKK Lideri Abdullah Öcalan 3 başlıklı eylem planına dikkat çekmişti

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan, 21 ayı aşkın süredir haber alınamıyor. İmralı Adası’nda 27 Temmuz 2011’de devreye konulan avukat görüş yasağı, her ne kadar 2019 yılında 5 görüşme gerçekleştirilse de 12 yıldır sürüyor. İmralı tecrit sisteminin hem hukuki hem siyasi bir durum olduğunun altını çizen Abdullah Öcalan, “çözüm” adı altında başlatılan süreçte dönemin Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Ahmet Türk ile Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Êlih Milletvekili Ayla Akat Ata’nın yer aldığı siyasi heyetle 3 Ocak 2013’te gerçekleştirdiği görüşmenin üzerinden 10 yıl geçti. Bu görüşmede 1993’ten beri barış için uğraştığını dile getiren Abdullah Öcalan, 30 yıl boyunca bütün bu çabaları heba edildi.

Tasfiyeyi amaçladılar

Bu görüşmede “Beni bile 14 yıldır çürütmek için uğraştılar” diyerek devletin imha politikalarına değinen Abdullah Öcalan, çözüm için Meclis’in ve bünyesinde kurulacak Hakikat Komisyonu’nun önemine vurgu yaptı. Abdullah Öcalan, Anayasa konusunda kurucu bir Meclis olması gerektiğinin altını çizerek, “Son 40 yıllık şiddeti Türk ve Kürt halkına aştıracak bir anayasa olmalı. Cumhuriyetin kuruluşundan beri anayasada laik Kemalistler, Kürtleri ve İslami toplumu tasfiye etmeyi amaçladılar. Böylece Türk halkı da hak ve özgürlüklerinden yoksun kaldı” dedi.

Kürtlerin varlığı kabul edilmeli

Söz konusu Anayasa’nın Türk halkının ve İslami kesimin hak ve özgürlüklerini, Kürt halkının da varlığını kabul etmesi gerektiğini belirten Abdullah Öcalan, “Sadece dilinin değil beyninin, gövdesinin, yani varlığının kabul edilmesi gerekir. Kürt realitesi parlamento tarafından kabul edilmeden nasıl Anayasa yapacaksınız? Bu konuda 1921 Anayasasını ve 20 maddelik Kürt Reform Tasarısını esas alabilirsiniz. Orada Kürtlerin varlığının kabulü var. Biz Kürt Reform Tasarısını canlandırmak istiyoruz. Biliyorsunuz, 9 Şubat 1922 tarihli 64’e karşı 373 oyla kabul edilen Kürt Reform Tasarısı belgelerinin gizlenmesi Kürtleri tasfiye amaçlıdır. Oysa bu belgenin kabulünden sonra 30 Ağustos Zaferi gerçekleşmiştir. 1922 Türkiye’nin kurtuluş yılıdır. Bu belgeleri niye saklıyorsunuz?” diye sordu.

Yaşanan komplodur

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile yine dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasındaki 4 Mayıs 2007 tarihli görüşmeyi anımsatan Abdullah Öcalan, “Erdoğan’la Büyükanıt görüşmesinde darbeci kesimle Kürtlerin dışlanması konusunda anlaşma ve uzlaşma var. Bu uzlaşmanın aşılması barışın şartıdır. Eğer barış ve çözümü realize edemezsek, KCK operasyonu provokasyonunu aşamazsak barış hikâyedir. 10 kişinin içeriye alınması komplodur, etkisizleştirmedir, bir çeşit öldürmedir. Barış için iki ayınız var. Daha sonra dokunulmazlıklarla birlikte kalan da tasfiye edilebilir. Daha sert darbeler de söz konusu olabilir. KCK operasyonlarının sonu gelmeli” ifadelerini kullandı.

3 başlıkta öneriler

Abdullah Öcalan, bunun sağlanması için 3 başlık altında şu önerilerde bulundu: “Çatışmasızlık ortamının sağlanması. Anayasal ve yasal süreç; Kürt Reform Tasarısı güncelleştirilmeli. Vatandaşlık tanımı için şöyle öneriyorum: Anayasamız bütün tarihsel kültürleri Türkiye’nin bir zenginliği olarak kabul eder, kendisini geliştirme, özgürce ifade etme ve örgütleme hakkını tanır. İspanya Anayasasında da böyledir. Bu tanım vatandaşlık sorununu da, diğer birtakım sorunları da çözer. AKP’nin önerisi gibi nötr bir öneri de olabilir. Ancak benim sunduğum gibi bir tanım birçok sorunu da çözer. Dil eğitimini tartışmıyorum bile. Yasama hakkı, ekonomik özerkliği olacak. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılacak.”

Üç kelime yeter

Abdullah Öcalan devamında, “Normalleşme süreci; Kürt varlığını inkâr etmek Türk varlığını da inkâr etmektir. Kürt gider, İslam giderse Anadolu’da Türk de kalmaz. Bütün bu unsurlar dışlanırsa bu lobiler, egemen güçler sizi de dışlar. Tüm tarihsel kültürlere saygı, kendini ifade etme ve örgütlenme hakkının tanınması önemli. Böyle bir düzenleme durumu kurtarabilir. Bunun içine her şey girer. Anayasanın buna kapalı olmaması önemlidir. Saymaya gerek yok. Üç kelime yeter: Yurttaşlık, devlet bağıdır. AKP’nin Anayasa Komisyonunda önerdiği anadil ve kültürel kimlik hakkının bireysel temelde ele alındığı, kolektif bir hak olarak kabul edilmediği ifade ediliyor. Bu konu hakkında şunları belirtiyorum: Ne bireyin haklarını devletin içinde eritme, ne de devlete karşı bütün kültürleri ayrı ayrı konumlandırma olmalı. Siyaset gerçek tanımına uygun yapılmayınca, ülke insanına kaybettiriyor. Bu durumda politikacı çözümsüzlüğü derinleştiren insan oluyor” ifadelerini kullandı.

Haber: Özgür Paksoy / Ankara-MA

#Abdullah #Öcalanın #Anayasa #değerlendirmeleri #1921in #maddelik #Kürt #Reform #Tasarısını #esas #alabilirsiniz

Kilyos’taki cenazeler için ailelere çağrı

Kilyos Mezarlığı’ndaki kaldırıma defnedilen kardeşi Serhat Can’ın cenazesini iki yıllık mücadeleyle alabilen Hanifi Can, hala teslim edilmeyen cenazeler için ailelere başvuruda bulunma çağrısı yaptı

Bedlîs merkeze bağlı Oleka Jor köyünde bulunan Xerzan Mezarlığı, 8-17 Aralık 2017 tarihleri arasında iş makineleriyle tahrip edilerek, HPG’lilere ait 282 cenaze ailelerden habersiz çıkarıldı. Uzun bir süre nereye götürüldüğü bilinmeyen cenazelerin 2 Ocak 2018’de Bitlis Valiliği tarafından yapılan açıklamayla, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürüldüğü ortaya çıktı. ATK’de bekletilen cenazelerin daha sonra plastik kutu içerisinde İstanbul’da bulunan Kilyos Mezarlığı’nda bulunan kaldırıma gömüldüğü öğrenildi. Bunun üzerine aileler, cenazelerini alabilmek için birçok başvuruda bulundu. Israrlı girişimler sonucu en son 1999’da Xerzan Bölgesi’nde çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Nizamettin Gökalan’ın cenazesi 14 Aralık’ta ailesine teslim edildi. Geçen 5 yıllık süreçte ise sadece 23 cenaze, ailelere teslim edildi, diğer ailelerin bekleyişi ise sürüyor.

Kardeşi Serhat Can’ın (Serhat Doktor) Kilyos Mezarlığı’ndaki cenazesini 2 yıllık mücadeleyle 2019 yılında alabilen Hanifi Can, cenazelerini hala alamayan ailelere çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulundu.

Kimsesizler mezarlığına gömüldü

Kardeşinin 2005 yılında Kurdistan’ın birçok bölgesinde yaşanan çatışmaların durdurulması için gerçekleştirilen “canlı kalkan” eylemlerine katıldığını ifade eden Hanifi Can, eylemlerin sonuç vermemesi nedeniyle de PKK’ye katıldığını aktardı. Kardeşinin 2012 yılında çıkan bir çatışmada yaşamını yitirdiğini söyleyen Can, cenazenin o dönem Malatya’daki kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü söyledi.

2013-2015 yılları arasında devlet yetkililerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yürüttüğü diyalog sürecinde cenazeyi Malatya’dan alıp Xerzan Mezarlığı’na binbir zorlukla defnettiklerini söyledi.

Düşman hukuku

Kitlesel bir törenle Xerzan Mezarlığı’nda bir kez daha toprağa verdiklerini söyleyen ağabey Can, 2017 yılına gelindiğinde cenazenin diğer yüzlerce cenaze ile birlikte kendilerinden habersiz bir şekilde çıkarılıp İstanbul’a götürüldüğünü anımsattı. Durumdan ise basında çıkan haberle haberdar olduklarını dile getiren ağabey Can, “Defin ruhsatı Malatya Cumhuriyet Başsavcısı tarafından bize verilmesine rağmen cenaze mezarlıktan çıkartıldı. Cenazeler çıkarılmadan 15 gün önce bölge ‘güvenlik alanı’ ilan edildi. Ondan sonra oradaki köylüler dahil kimse bölgeye giremedi. Bu yüzden haber alınmıyordu. Düşünün ki devlet ölülere bile operasyon düzenliyor ve operasyonla cenazelerimizi oradan çıkartıyorlar. Bu kadar insanlık dışı bir uygulamayla işkence yapılabilir mi?” diyerek, kendilerine yaşatılanları “düşman hukuku” olarak tanımladı.

Ailelere çağrı

Aradan geçen 5 yılda hala ailelere teslim edilmeyen cenazelerin olduğunu söyleyen ağabey Can, ailelere şu çağrıda bulundu: “Devletin bu süreçte baskı ve hukuksuz uygulamaları bundan sonra daha ne kadar kötü olabilir ki. Kendi parçasından bir parça gitmiş zaten. Çocuğunun orada olduğunu hisseden ya da tahmin eden herkes başvuru yapsın. Başvuru yapmadıkları sürece ne cenazelerine kavuşabilirler ne de içlerindeki o şüpheyi kaldırabilirler.”

Mezar yeri 4 kez değişti

Durumdan haberdar olduktan sonra İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) ve savcılığa başvuruda bulunduklarını ifade eden Can, savcılığın kendilerine ruhsatın artık geçerli olmadığını söylediğini belirtti. Bunun üzerine ayakta dahi duramayan hasta babasından tekrar kan örneği aldığını kaydeden ağabey Can, “Bu haliyle hem bize hem de cenazeye işkence yapıldı. Ölüye saygısızlık yapıldı. Bunun hiçbir izahı yok” dedi.

Kardeşinin yaşamını yitirmesinden sonra cenazesinin Malatya Kimsesizler Mezarlığı, Xerzan Mezarlığı, Kilyos Mezarlığı ve en son olarak tekrar Bedlîs’te doğup büyüdüğü köye taşınmasıyla toplamda 4 ayrı kez toprağa verildiğine dikkat çeken ağabey Can, tüm bu uygulamaları insanlık dışı olarak yorumladı.

Kaynak: MA

#Kilyostaki #cenazeler #için #ailelere #çağrı

Sokak ortasında şiddet uygulayan polislerden 2’si açığa alındı

Bağlar’da Emre Elaltunteri’yi darp eden 2 özel harekat polisi açığa alındı

Amed’in Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Kaynartepe mahallesinde kimlik kontrolü için durdurdukları Emre Elaltunteri’yi darp eden özel hareket polislerinden 2’si hakkında soruşturma başlatıldı. Valilik, olayın sanal medya hesaplarına yansıması sonrası yaptığı açıklamada, hakkında soruşturma başlatılan 2 polisin açığa alındığını duyurdu.

Olayın 14 Aralık 2022’de gerçekleştiği aktarılan açıklamada, kimlik kontrolü için durdurulan Elaltunteri’nin pantolonunun arka cebinde bıçak olduğu, bıçağın ele geçirilmeye çalışıldığı sırada polislere “saldırgan” tavırlar göstererek mukavemette bulunduğu iddia edildi.

Sanal medyada yayınlanan görüntülerde GBT için durdurulan Emre Elaltunterin, namaza geç kaldığını söylemesi üzerine darp edilmiş, polisin “neyine güveniyorsun?” sorusuna “Allah’a güveniyorum” diyen Elaltunterin’e polisin tokat attığı görüntülere yansımıştı.

AMED

#Sokak #ortasında #şiddet #uygulayan #polislerden #2si #açığa #alındı

2022’nin ardından Avrupa

Avrupa’da neoliberal politikaların, yaşamın her alanının militaristleştirilmesinin, ırkçı-faşist yaklaşımların kökleşmesinin, emperyalist yayılmacılığın ve demokratik ve sosyal haklara yönelik saldırıların ivme kazandığı bir yılı daha geride bırakıyoruz

Murat Çakır

Başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa’da neoliberal politikaların, yaşamın her alanının militaristleştirilmesinin, ırkçı-faşist yaklaşımların kökleşmesinin, emperyalist yayılmacılığın ve demokratik ve sosyal haklara yönelik saldırıların ivme kazandığı bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2022 aynı zamanda Avrupa’daki reformist toplumsal ve siyasi solun toplumsal direniş potansiyellerini güçlendirerek egemenleri baskı altına almak yerine meydanı milliyetçi, ırkçı ve faşist hareketlere bıraktığı ve NATO soluna dönüştü bir yıl olarak tarihe geçti.

2022’ye telgraf stilinde bakacak olursak, daha yıl ilk günlerinde, Ocak ayında emperyalist eskalasyon sarmalının nasıl hız kazanacağının belli olduğunu görebiliriz. AB içinde belirleyici güç olan Almanya’da Transatlantikçi şahinler kazandıkları mevzilerden bir tarafta Nord Stream 2 boru hattı tartışmaları, diğer tarafta da Rusya düşmanı söylemlerle Ukrayna ihtilafını körüklemeye devam ettiler.

Nitekim şubat ayında Rusya’nın gerginliğin bilinçli olarak artırılmasına, Ukrayna’daki faşist rejimin AB ve NATO’ya üye yapılması girişimlerine, NATO medyasına dönüşen yaygın Avrupa medyasının savaş kışkırtıcı propagandalarına ve NATO tarafından kuşatılma stratejisine, aynı Batılı emperyalist güçler gibi BM Şartını ve uluslararası hukuku çiğneyerek Ukrayna’ya saldırarak yanıt verdiğine tanık olduk.

İhtilafın sıcak savaşa dönüşmesi ise harekatın başlamasının ardından gelen aylardaki siyasi gelişmeleri belirledi. Mart ayında Scholz hükümeti Almanya’nın 1949 sonrası tarihinin en büyük silahlanma projesini başlatırken, AB Askeri Hareketlilik Fonu’nun çerçevesi genişletilerek, diğer AB üyesi ülkelerin silahlanma giderleri artırıldı ve 25 Mart’ta “Stratejik Pusula” ile militaristleştirme hız kazandı. Ancak pandemi sürecinin ardından başlayan sıcak savaş ve Batı’nın Rusya’ya karşı başlattığı iktisat savaşı enerji fiyatlarının ve enflasyon oranlarının artmasına neden olarak toplumsal huzursuzluğun derinleşmesine yol açtı. Egemenler bu huzursuzluğa antikomünizm silahı ile yanıt verdiler.

Mayıs ve haziran aylarında bir tarafta ABD ve AB stratejilerinin çelişkileri, diğer tarafta da AB üyeleri arasındaki çıkar çatışmaları daha görünür oldu. Her ne kadar Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine evet demesi ve Danimarka’nın AB Savunma Stratejileri’ne dahil olmak istemesi belirli bir birliktelik resmi sergilese de Baltık ülkeleri ile Polonya gibi ABD yanlısı AB üyelerinin Alman-Fransız öncülüğüne itirazları çelişkileri sertleştirdi. Buna rağmen yayılmacılık, neoliberal dönüşüm, sosyal haklara saldırılar, burjuva demokrasilerinin içinin boşaltılması, dış politikanın saldırganlaştırılması, yoksul coğrafyalara yönelik yaptırım ve baskının artırılması, Rusya ve ÇHC düşmanlığı AB’nin karakteristik özellikleri hâline getirildi.

2022 yazında emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesi hız kazandı. G7 Zirvesi’ne Arjantin, Endonezya, Güney Afrika Hindistan ve Senegal’i davet ederek, politikalarına eklemlemeye çalışan Batı başarılı olamadı. Madrid’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nde kabul edilen yeni “Stratejik Konseptle” Rusya’nın yanı sıra ÇHC’nin en büyük rakip olarak ilân edilmesi, bununla birlikte Ukrayna savaşının Avrupa’da resesyon ve enerji krizi olarak etkide bulunması, Avrupacı ve Transatlantikçi sermaye fraksiyonları arasındaki çelişkileri derinleştirdi. ABD Avrupalı müttefikleri üzerindeki baskısını artırarak bilhassa Almanya’yı sıkıştırmaya devam etti.

Eylül ayında Prag’da gerçekleştirilen AB Zirvesi’nde Alman emperyalizminin öncülük talebini yinelemesi ve AB’nin 36 üyeye genişletilmesini savunması, küçük AB üyelerinin, özellikle Doğu Avrupa’daki AB üyesi ülkelerin tepkisine neden oldu. Özellikle Alman şansölyesi Scholz’un Rusya ve ÇHC konusunda ikircikli yaklaşımları Avrupacı fraksiyonların siyasi temsilcilerinin Transatlantikçi fraksiyonlara karşı konumlandıklarını gösterdi. Avrupa toplumlarında enerji fiyatlarına ve yaşam ve çalışma koşullarının zorlaşmasına karşı oluşan tepkilerin yanı sıra, BRICS-Plus toplantıları ve Şanghay İş Birliği Örgütü’nün karşı adımları ABD-AB çelişkilerini derinleştirdi.

AB, BRICS ve ŞİÖ’nün girişimlerine ekim ayında gerçekleştirilen bir enformel AB Zirvesi ile yanıt vermek istediler. Ancak bu enformel zirve “sohbet toplantılarından” ileri gidemedi ve nihâyetinde Almanya ile Fransa’nın zaafı olarak görüldü. Avrupacı-Transatlantikçi gerilimler derinleşti. Avrupa’da ırkçı-faşist hareketlerin güç kazanması ise reformist solun sefaletini kanıtladı.

Yılın son aylarında ise ABD ile AB arasında ÇHC’ne yönelik yaklaşımlardaki çelişkilerin derinleştiğine tanık olduk. Son G7 Zirvesi’nde ise Alman hükümetindeki çatlaklar ortaya çıktı. Ancak özellikle Almanya’nın dayatmasıyla AB ülkeleri Avrupa’daki Kurdistanlılar üzerindeki baskılarını artırdılar ve kimyasallar, bombardımanlar ve işgal hareketleriyle Kurdistan üzerinde tehdit oluşturan AKP-Saray Rejimine desteklerini artırdılar. Nihâyetinde 2022 de bir önceki yıl olduğu gibi, emperyalist saldırganlığın vahşetine sahne oldu. Buna rağmen, İran’daki kadın direnişinde olduğu gibi, ezilen ve sömürülen sınıflar direnmeye devam etti ve direniş umutlarını yeşerttiler.

NATO genişlemesi

28 Haziran’da NATO, İspanya başkenti Madrid’de 3 günlük toplantı yaptı. NATO genişlemesi ele alındı. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği için Türkiye’nin veto kartını kullanmaması istendi. Erdoğan ve Çavuşoğlu, Kürtlere karşı pazarlıklar yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’ye operasyona izin verilmesini istedi,

1 Temmuz’da Tunus Başkanı Kays Said, içeriği Cumhurbaşkanına daha geniş yetkiler sunan yeni bir anayasa tasarısı sundu.

7 Temmuz’da İngiltere Başbakanı Boris Johnson, bir dizi skandaldan sonra istifa etti ve ona bağlı grup da istifa etti.

9 Temmuz’da Sri Lanka Başkanı Gotabaya Rajapaksa, halkın ayaklanması bastırılamayınca başkent Colombo’dan kaçtı.

22 Temmuz’da Moskova ve Kiev Karadeniz’de durdurulan Ukrayna’nın gıda, buğdayı ile ilgili Türkiye ile iki ayrı anlaşma imzaladı. Ukrayna önemli tahıl ihracastçısıydı. Tahıl Koridoru açılana kadar dünya genelinde tahıl ve ekmek fiyatları tırmandı.

Jin Jiyan Azadî

q 16 Eylül’de Kürt kadını Jîna Emînî, başörtüsünü istenen şekilde bağlamadığı gerekçesiyle İran Ahlak Polisi tarafından Tahran’da gözaltında katledildi. Rojhilatê Kurdistan’da 17 Eylül’de başlayan ayaklanma Tahran’a ve 31 eyalete yayıldı. “Jin Jiyan Azadî” sloganıyla yayılan isyan dünya genelinde yankı buldu. Birçok ülkede kadınlar saçlarını kesme eylemleri yaptı, yürüyüşler oldu. Bu 1979 molla rejimi sonrası en uzun süreli ve en yaygın protesto dalgasıydı.

23 Eylül’de Rusya, Donetsk, Luhansk, Kherson ve Zaporizhia’yı Rusya’ya bağlamak için referandum gerçekleştirdi. Ardından 30 Eylül’de Ukrayna’nın dört bölgesini Rusya’ya bağladığını ilan etti.

3 Ekim’de Trablus’taki Abdulhamid Dibeybe hükümeti petrol ve doğal gaz araması konusunda Türkiye ile anlaşma yaptı. Tobruk hükümeti, Mısır ve Yunanistan tepki gösterdi.

11 Ekim’de Lübnan ve İsrail arasında uzun yıllar sonra uzlaşma sağlandı ve deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

13 Ekim’de siyasi kriz sarmalındkai Irak’ta parlemantos Abdulletif Raşid’i cumhurbaşkanı seçti. Raşid, de Muhamed Şiya el-Sûdanî’yi başbakan olarak görevlendirdi.

30 Ekim’de Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun’un görev süresi doldu. Koltuk anlaşmazlıklar üzerine yıl içinde doldurulamadı, Lübnan krizi derinleşti.

Netanyahu, ırkçı Otzma Yehudit (Yahudi Gücü), Noam Partisi ile hükümet kurup 29 Aralık 2022’de Meclis’ten güvenoyu aldı. Benyamin Netanyahu 6. kez başbakan oldu.

5 Aralık’ta Sudan ordusu ve muhalefet güçleri sivil bir hükümetin kurulması için anlaşma imzaladı.

7 -19 Aralık 2022’de Peru’da bir buçuk yıl önce sol blokun adayı olarak seçilen Cumhurbaşkanı Pedro Castillo’la Kongre restleşti. 7 Aralık 2022 günü Kongre, Pedro Castillo’yu görevden aldı. Pedro Castillo’nun bırakılması ve yerine geçen Dina Boluarte’nin istifası için gösteriler oldu. Onlarca kişi polis tarafından öldürüldü.

Irak’ta Meclis işgali

27 Temmuz’da Sadr taraftarları, Muhamed Şiya el-Sûdanî’nin hükümet başkanı adaylığına karşı Irak parlamentosunu işgal etti, protestolar Ağustos ayında da sürdü.

Zevahiri’nin öldürülmesi

1 Ağustos’ta ABD Başkanı Joe Biden, 31 Temmuz’da düzenlenen bir ABD operasyonunda El Kaide Lideri Eymen El Zewahrî’nin öldürüldüğünü duyurdu.

2 Ağustos’ta ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Çin’in uyarılarına yanıt olarak Tayvan’a geçti. Çin onlarca uçak ve gemi sevketti bölgeye, 8 Ağustos’ta en büyük deniz ve kara tatbikatlarını gerçekleştirdi.

17 Ağustos’ta İsrail, Türkiye ile diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını duyurdu. 27 Aralık 2022’de İsrail’in Ankara Büyükelçisi Irit Lillian’ın AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a güven mektubunu sundu. Böylece “One Minute” krizi sonrası büyükelçi yeniden göreve başlamış oldu.

Tigray’de olanlardan AKP-MHP de sorumlu

24 Ağustos’ta Etiyopya’da 5 aylık ateşkesin ardından Tigray Kurtuluş Cephesi ile hükümet güçleri arasında savaş başladı. AKP-MHP yönetimi Etiyopya’ya silahlı insansız hava aracı (SİHA) satarak sivillerin ve Tigray savaşçılarının öldürülmesinde sorumlu ülkeler arasında yer aldı. Nisan 2022’de rapor hazırlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü, Etiyopya güvenlik güçleri ve milislerin, Tigray bölgesinde “etnik temizlik” ve “insanlığa karşı suç” kapsamına girebilecek ihlallerde bulunduğunu belirtti.

8 Eylül’de Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth öldü. Yerine oğlu III. Charles (Charles Philip Arthur George) olarak tahta geçti.

Yunanistan’a tehdit

11 Aralık’ta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Samsun’da Gençlik Buluşması’nda yaptığı konuşmada silah sanayi ile övünüp Yunanistan’ı tehdit etti: “Şimdi artık füzelerimizi yapmaya başladık. Bu üretim tabii Yunan’ı ürkütüyor. ‘Tayfun’ diyorsun, Yunan ürküyor, ‘Atina’yı vurur’ diyor. Eee vuracak tabii.”

14 Aralık’ta Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, ülkesinin Akdeniz’deki deniz sınırını tanımlayan yeni bir kararname imzaladı. Türkiye’nin Trablus’la imzaladığı bölgeye de denk geliyordu.

18 Aralık: Kerkük’te 18 Aralık’ta IŞİD tarafından patlayıcıyla yapılan saldırıda 8 polis öldü. IŞİD’lilerle çatışmada bir IŞİD’li de öldü.

Taliban yasakları

20 Aralık 2022’de Afganistan’ın yönetimindeki Taliban, kadınların üniversiteye girişini yasakladı.

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında bulunan ve gıda vb geçişi için önemli olan Laçin Koridoru’nu kapalı tutması BMGK’de görüşüldü.

21 Aralık: Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye kentlerine saldırıla BMGK toplantısında gündem oldu.

26-27 Aralık’ta St. Petersburg’da Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üye ülkeleri devlet başkanları gayriresmi zirvede buluştu. Rusya Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile 26 Aralık’ta üçlü görüşme gerçekleştirdi.

28 Aralık 2022: Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Federasyonu ve Suriye istihbarat başkanlarıyla Moskova’da bir araya geldi. Hedef yine Kürtlere operasyondu.

#2022nin #ardından #Avrupa