Ana Sayfa Blog Sayfa 1121

Salgar 30 yıl sonra tahliye oldu

30 yıldır cezaevinde tutulan İsmail Salgar tahliye oldu

Samsun Bafra T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan İsmail Salgar, 30 yıl sonra tahliye oldu. 1992’de Amed’te gözaltına alınan Salgar, ardından çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) tutuklandı. Hakkında DGM’de açılan Salgar’a, “Devletin birliği ve bütünlüğü bozmak” ve “örgüt üyeliği” iddialarıyla müebbet hapis cezası verildi.
Salgar, 30 yıllık cezasını tamamlaması ardından 31 Aralık’ta tutulduğu cezaevinden tahliye oldu.

Cezaevinden çıkan Salgar, aynı gün gece saatlerinde Amed’e geçti.

AMED

#Salgar #yıl #sonra #tahliye #oldu

2022’de eğitim

2022 yılı, kamusal, bilimsel, “parasız”, laik, anadilinde, cinsiyet eşitlikçi, ekolojik ve demokratik eğitimin rahatça tartışıldığı, eğitim yaşamında eşitlik, özgürlük, adalet bakımından ilerlemelerin olduğu bir yıl olmadı. Geride bıraktığımız yıl, eğitimde sağ, muhafazakâr, ataerkil ve popülist anlayışın ve neo-liberal özelleştirme ve ticarileştirme uygulamaların yaygınlaştırıldığı ve derinleştirildiği bir yıl oldu. Eğitim alanı, siyasal iktidarca “yerli-milli” ve “kindar ve dindar”, ataerkil İslamcı-Türkçü bir nesil yetiştirme alanı olarak görüldü.

2022 yılı, ölüm, sivil ölüm felsefesi ve pratiğine karşın yaşam felsefesinin ve yaşamdan yana uğraşının cesaretle ve dirençle sürdürüldüğü bir yıl olmuştur aynı zamanda. Tüm baskılara ve yıldırma uygulamalarına karşın eşit ve özgür bir eğitim anlayışının inşasına yönelik basın toplantıları, basın açıklamaları, yerel, bölgesel ve merkezi mitingler, sendikaların birleşik mücadelesi ve iş bırakma dahil güçlü mücadelelerin de olduğu bir yıldır 2022 yılı.
Çok boyutlu kriz koşullarında 2022’de sağlıklı yaşam hakkı ihlal edildi.

Kamusal bir hizmet olan eğitimin birincil koşulu doğal varoluşumuzu sürdürebilmektir; tüm eğitim bileşenleri için yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenme hakkıdır. Tersine ekonomik, politik ve yönetsel olarak çoklu kriz koşullarında, COVID-19 pandemisi artçılarının ve savaşın gölgesi altında eğitimin tüm bileşenlerinin geçiminin, öğrencilerin istismarının, kötü beslenme ve açlığının, velilerin işsizliği, sosyal yardımlara muhtaçlığı, asgari ücretle geçimi sorununun tartışıldığı bir yıl olmuştur. 2022 yılında, olağan okul günlerine, eğitimde/okulda şiddet, çocuk istismarı ve ihmali, çocuk evlilikleri ve uyuşturucu kullanımı gibi vahim olaylar artarak dahil olmuştur.

2022’de eğitim hakkı ihlalleri arttı. 2021-2022 Milli Eğitim istatistiklerine göre 5-17 yaş grubunda 1 milyon 201 bin çocuk çeşitli nedenlerle okula kayıtlı değildir. Zorunlu eğitim çağındaki çocuklar için okulun anlamı ve değeri, pandemi döneminde açık biçimde anlaşılmış olmasına karşın okullaşma konusunda sorunlar devam etmiştir. Okul kaydı olmayan çocuklara, okulla ilişkisi çok zayıf olan çocukları, yani açık ortaokullara (170 bin) ve açık liselere (yaklaşık bir buçuk milyon), okula bir gün işyerine ise dört gün devam eden mesleki eğitimdeki çocukları da dahil ederek değerlendirdiğimizde 3 milyonun üzerinde çocuğun okulun dışında kaldığını ve eğreti bir okul yaşamı sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Bu rakamlara mülteci ve sığınmacı çocuklar dahil değildir, çünkü net sayı bilinmiyor.
Çocuklar hangi nedenlerle okulda değiller? Birinci neden yoksulluk: eğitim maliyeti nedeniyle okula gitmeyen çocuklar, mevsimlik işçi çocukları, çalıştırılan çocuklar. Diğerleri toplumsal cinsiyet rolleri ile kuşatılan kız çocukları, anadili farklı olan çocukların okul acısı, engelli çocukların karşı karşıya kaldığı toplumsal engellerdir.

2022 yılında kalabalık okullar, ikili eğitim, kalabalık sınıflar sorunu büyüdü ve konteyner okul dönemi başladı. Okula kaydı olan çocuklar konusunda 2022’nin temel sorunlarından birisi “devamsızlık” oldu. Devamsızlığın COVID-19 pandemisi ile kuşkusuz bağlantısı var. Okullar açılınca etkin telafi programları uygulanmadığı için çocukların okulla güçlü bağ kurması mümkün olmadı. Okul devamsızlığı konusunda Milli Eğitim Bakanlığı geçen yıl 12 sınıflar için “af” getirdi, liselerin diğer sınıflarında da devamsızlık büyük bir sorundu, ancak devamsızlığın nedenlerini araştırmadı ve kamuoyunu bilgilendirmedi. Öte yandan sınav odaklı sistem, özellikle lise son öğrencilerini okullara değil, sınav odaklı eğitim veren kurumlara ve özel derslere yönlendiriyor.
2022’de eğitim emekçilerinin sorunları devasa boyutlara ulaştı.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilenlerin göreve iadesinin açık biçimde azaldığı, eğitim emekçilerinin yeni ihraç ve sürgünlerle karşılaştığı bir yıldır 2022 yılı. Yüz binleri aşan üyesi olan eğitim sendikalarının Milli Eğitim Bakanı ile görüşemediği bir yıldır 2022 yılı.
Ekonomi ve siyasetteki krizler 2022’de eğitim emekçilerinin gündelik yaşamına doğrudan yansıdı. Öğretmenler ve eğitime destek emekçileri yüksek enflasyon nedeniyle açlık sınırına yakın maaşlarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Eğitim emekçilerinin geçim şikâyetlerini baskılamak amacıyla 13 maddelik Öğretmenlik Meslek Kanunu bir “müjde” olarak öğretmenlere sunuldu.

1-3 Aralık 2021’de yapılan Milli Eğitim Şurası’nda kariyer basamakları sistemine geçilmesi tavsiye kararının ardından, eğitim sendikalarının ve muhalif siyasal partilerin tüm itirazlarına karşın 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu 14 Şubat 2022’de yasalaştı. Eğitim tarihinde eğitim emekçileri açısından “eşit işe eşit ücret” ilkesini açıkça ihlal eden en ayrımcı yasa eğitim yaşamına yerleşti. Eğitim emekçilerinin, öğretmenlerin yoksulluk sınırının üzerinde bir maaş almaları için politika üretmek yerine “inatla” seminer-sınav süreci ile seçerek bazılarının maaşlarını iyileştirme politikası izlendi. Böylece öğretmenler, ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, sadece öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak parçalandı, eşitsizlikler, ayrımlar ve aralarında hiyerarşiler örüldü.
Öğretmenlik Meslek Kanunu, ILO-UNESCO ortak belgesi olan Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’ne ve Anayasa’ya aykırı biçimde çok dar, ayrımcı bir düzenleme olarak yaşama geçti. Kanun; yüz binlerce ataması yapılmayan öğretmeni, özel sektörde çalışan eğitim emekçilerini, ücretli ve sözleşmeli öğretmenleri, idari, teknik ve yardımcı hizmetlerdeki eğitim emekçilerini, usta öğreticileri, engelli öğretmenleri ve eğitim emekçilerinin devasa sorunlarını görmedi ve duymadı.
Baskılar, yıldırmalar, siyasal kayırmacılık ve güvencesizlik tehdidi altında üniversitelerin sessizleştirildiği ve susturulduğu bir yıl yaşadık. Boğaziçi Üniversitesi, sergilediği direnç ile demokratik ve özerk üniversite kavgası için umut olmayı sürdürüyor.

2022’nin bakiyesi, 2023’te yapabilirliklerimizin çerçevesini ortaya koyuyor. Umudu ve cesareti örgütlemeye devam edeceğiz; eşit, özgür ve tüm renkleriyle çoğul ve anlamlı bir yaşam uğraşısını 2023’te “şimdi ve burada” titizliği ile hep birlikte tarihselleştireceğiz.

#2022de #eğitim

Kurdistan ve Türkiye tarihsel bir kavşakta

Yıl Kürt siyaseti ile AKP-MHP arasında mücadele ile geçti. İktidar çok ağır hamleler yaptı. Kısıtlı imkanlara rağmen Kürt siyaseti bu hamlelere aynı ağırlıkta hamlelerle yanıt verdi. Her şeye rağmen bir tek geri adım atmadı ve iktidarın yıpranmasına, sarsılmasına ve gerilemesine yol açtı

Hüseyin Kalkan

Türkiye 2022 yılına siyasi ve ekonomik krizle girdi. Bu kriz yıl boyu derinleşerek sürdü. Krizin bu şekilde derinleşmesi boşuna değildi. AKP-MHP iktidarının her alanda savaş politikalarını esas alması krizin derinleşmesine yol açan yegane etmendi.

Yıl, Kürt siyaseti ile AKP-MHP iktidarı arasında mücadele ile geçti. İktidar çok önemli ve ağır hamleler yaptı. Kısıtlı imkanlara rağmen Kürt siyaseti bu hamlelere aynı ağırlıkta hamlelerle yanıt verdi. Her şeye rağmen bir tek geri adım atmadı ve iktidarın yıpranmasına, sarsılmasını ve gerilemesine yol açtı.

İktidar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uyguladığı tecridi ağırlaştırarak sürdürdü. Haziran ayında “Tecrit siyasetine karşı özgürlüğü savunmak için Gemlik’e yürüyoruz!” sloganı ile yapılan ‘Büyük Gemlik Yürüşü”ne polis sert bir şekilde saldırdı. Kürtler geri adım atmadı ve polis şiddeti ve tecrit politikası teşhir edildi.

Kürt siyaseti ve davalar

Derin devleti temsilen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin isteği üzerine 2021 yılında Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP)’ye açılan kapatma davası sürdürüldü. Yine kapatma davasına delil üretmek ve AKP için önemli bir kırılma noktası olan Kobanê direnişi intikamını almak için açılan Kobanê davası önemli mücadele noktaları oldu. IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek HDP eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nda Eş başkanlarından üyesine kadar Kürt siyasetçiler davayı bir mücadele alanı olarak gördüler. Savcıların iddiaları tek tek çürütüldüğü gibi, Kürt siyasetçiler bu platformda yararlanarak ideolojik ve politik tutumlarını ortaya koydular. Kobanê davasında asıl suç ‘düşmemesiydi’.

IŞİD ve arkasındaki güçlere rağmen Kürtler direndi ve IŞİD için sonun başlangıcını ilan ettiler. IŞİD’i bölgeye hakim olmak için bir imkan olarak gören güçler için bu direniş bir yara oldu. Kobanê davası bunun için açıldı. Kobanê Davası sadece hukuki gerçekleri hatırlatan bir dava olmadı. Yarın bu davayı incelemeye kalkacak araştırmacılar Türkiye ve Kurdistan’ın dününe ve bugününe dair ciltler dolusu malzeme bulacak.

Savaş ve savaşa karşı mücadele

İktidar bloku geçtiğimiz yıl savaş politikalarını ısrarla sürdürdü. Savaş politikaları ekonomide krize neden olurken, sadece silah üretimine yatırım yapan iktidara yakın çevresinin zenginleşmesine yol açmaya devam etti. Bütün dünyada şu veya bu düzeyde ekonomik zorlukların yaşandığı bir gerçek. Avrupa’da bile özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra enflasyon artmaya başlamıştı. Ama dünyanın hiçbir yerinde enflasyon ve hayat pahalılığı Türkiye gibi halk için yıkım düzeyine çıkmamıştır. Bunun temel nedeni Kürt sorununda benimsenen savaş politikaları. 40 yıldır süren bu savaşın getirdiği mali yük ekonomi için artık taşınamaz bir noktaya gelmiştir. Savaş, ekonomi için kalıcı bir kriz etmeni haline gelmiş bulunuyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bu savaş sona ermedikçe Türkiye ekonomisi krizden çıkmayacaktır. Elbette ki bu savaştan kazananlar var. Silah üreticileri, askeri malzeme ve araç üreticileri gibi kesimler bu savaştan kazanıyorlar. Ve bu savaş lobisi Türkiye’nin tarihinde görülmemiş güce ve boyutlara ulaşmıştır. Savaş ekonomisi bir ekonomidir. Ama bu ekonomide ortaya halk için bir fayda çıkmaz. Tarih bunu göstermiştir. Ayrıca Türkiye tarihi bunun örnekleri ile doludur. Ancak bu reel gerçek savaş ve silah sahiplerini ikna etmeye yetmez. Onları durduracak olan Türkiye halklarının vereceği barış mücadelesidir.

İttifaklar  ve seçimler

Önemli bir hesaplaşma önümüzdeki seçimlerde gerçekleşecek. AKP-MHP (Derin devlet ve müttefikleri) iktidarı bu seçimleri kaybetmemek için şimdiye kadar çok şey yaptı ve yapmayı sürdürecek. Mücadelenin öbür kutbu bütün bedellere rağmen herkesin hakkı için mücadeleyi sürdürüyor. HDP kendisine açılan kapatma ve Kobanê davalarına rağmen mücadele etmekten geri durmadı. HDP’nin anahtar parti haline gelmesi sadece rakamsal bir mesele değil, mücadelede kilit bir rol oynamasıdır. Bu mücadele herkes için bir yaşama ve var olma alanı sağlıyor. Seçimler yaklaşırken açıklanan üçüncü yol, üçüncü ittifak önemli bir hamle oldu. Emek ve Özgürlük ittifakı olarak adlandırılan ittifakta Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) yer aldı. Basın ve siyaset tarafından görülmezden gelişmesine rağmen bu adım güçler dengesinde önemli bir hamle oldu. Hemen hemen her araştırma Emek ve Özgürlük İttifakı’nın desteğini almadan herhangi bir gücün seçimi kazanamayacağını gösteriyor.

Altılı masa bir ara güçtür

Altılı masa gibi oluşumlar ara güçlerdir. İktidarın hamleleri karşısında sarsıntı geçirmeleri bundandır. Doğru olan bu ittifak içindeki partileri ayrı ayrı değerlendirmektir, ama ittifak olarak olumlu bir rol oynamaları ancak demokrasi blokunun gücüne ve mücadelesine bağlı. İktidarın hamleleri karşısında yaşadıkları sarsıntılar, seçimi kaybetmelerine neden olabilir.

Sonuç ve seçimler

HDP’ye açılan kapatma davasının nasıl sonuçlanacağı henüz kesin değil. HDP’yi kapatmaya karar vermek bazılarının sandığı kadar kolay değil. Bir kere HDP’li yetkililer her ihtimale karşı tedbirin aldığını söylüyorlar. Bu demektir ki HDP kapatılsa bile Kürt seçmen partisiz kalmayacak. İkincisi HDP kapatılırsa Kürtler bunu ödüllendirir gibi AKP’ye oy vermeyecek. Tam aksine AKP hala aldığı bir miktar Kürt oyunu da kayıp edecek. Bütün bunlara rağmen Erdoğan, derin devletin ısrarına karşı koymayabilir. HDP kapatılırsa, Kürt seçmen partisiz kalmaz, HDP kapatıldı diye kimse AKP’ye oy vermez.

Altılı masa ile HDP’nin ilişkisine gelince. Altılı masanın tutumu nedeniyle bu konu AKP’nin rehinesi haline geldi. Millet  ittifakının korkusu nedeni ile AKP bu konuda istediği gibi hareket ediyor, muhalefeti rehin almayı da beceriyor. Bu Altılı masanın korkak tutumundan kaynaklanan bir paradoks. HDP, Altılı masaya da muhtaç değil. Zaten seçime kendi adayı ile girmeyi tartışıyor HDP ve bu adayın bir kadın olması üzerinde duruluyor. Bazı isimler basında yer aldı bile. Sonuç olarak Kürtler ve Türkler tarihsel bir kavşakta bulunuyorlar. Kürtler bulundukları her ülkede demokrasinin temel dinamiği haline gelmiş bulunuyor. Türkiye’ye bakın, İran’a bakın, Irak’a bakın, Suriye’ye bakın, Rojava’ya bakın, ne demek istediğimizi anlarsınız. Kürt siyaseti yeni dönemde yeni politikalarla Kurdistan’ı ve Türkiye’yi yeni bir siyasi iklime, daha demokratik bir siyasi iklime taşıyacaktır.

Yeniden inşa çağrısı

Yılın en önemli olaylarından biri elbette ki Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ilanıydı. Birçok toplantıdan sonra İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde bir araya gelen 7 parti ve hareket toplantıyı ayrıntılı bir deklarasyonla kapattı. Bu önemli belgenin bir özetine burada yayınlamayı yılın panoramasını yaparken uygun buluyoruz. Deklarasyon Türkiye’nin durumuna dair şunları söylüyor: “Seçimler Türkiye için kritik bir anlam taşımaktadır. Seçim sürecinde halkın gelecek umutlarını salt sandığa bağlamadan, ancak sandığın önemini de görmezden gelmeden emek ve demokrasi mücadelesini yükselterek, bu temelde halkı seçimlerden kazanımla çıkmaya motive etmek ve seçim güvenliği için bütün tedbirleri almak ihmal edilemez bir sorumluluktur. İçinden geçtiğimiz bu olağanüstü süreçte ekonomik ve politik acil görevlerin gerçekleşmesi için hedeflediğimiz ittifak, sömürülen ve ezilen bütün halk kitlelerinin ittifakıdır. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, gençlerin, doğa ve insan hakları savunucularının dayanışması ve ittifakıdır. Ortak, güçlü ve kararlı bir mücadele zeminidir.” Deklarasyon, ekonomik kriz ve bu krize karşı insanı korumak için atılacak adımlar dair kendi tutumunu şöyle açıkladı: “Ekonomik krizin ve çok yönlü toplumsal yıkımın ağır faturasını yerli ve yabancı sermayeye ödetecek, emekçilerin yaşadığı güvencesizliğe ve geleceksizliğe son verecek politikaların izlenmesi şarttır. Bütçe kaynaklarının; saraylar, savaşlar, yandaşlar ve dış borçların ödenmesi için değil halkın ekonomik güvencesi ve doğrudan gelir destekleri için seferber edilmesi ilk adımlardır. Halkın elektrik, doğalgaz, su, internet gibi temel ihtiyaçlarının bir ‘sosyal haklar programı’ kapsamında, aylık geliri yoksulluk sınırının altında olan herkese ücretsiz sağlanması, KYK borçlarının tamamen silinmesi, Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT) ve öğretmenler başta olmak üzere kamuda ataması yapılmayan tüm meslek gruplarının sorunlarının çözülmesi acil ihtiyaçtır.”

Kürt sorununa barışçıl çözüm

“Türkiye’nin çözmesi gereken en köklü sorunlardan biri de Kürt sorunudur. Demokratik çözüm ve barış için ülkedeki bütün toplumsal kesimlerin yaklaşımlarını ve kaygılarını dikkate alan yapıcı bir politika olması gerekendir” diyerek Kürt sorununun önemi ve aciliyetinini altını çizen Emek ve Özgürlük İttifakı, çözüm yaklaşımını şöyle formüle ediyor: “Demokratikleşme ile doğrudan bağlantılı ve iç içe geçmiş olan Kürt sorununun çözümü için inkâr ve bastırma siyaseti yerine demokratik ve barışçı bir çözüm için adım atılması gereklidir. Savaş politikaları, silah ve çatışma yöntemleri yerine, diyalog ve müzakere seçeneklerinin kendini tarihsel olarak dayattığı ve güncel olduğu aşikârdır.”, “İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden geçerli hale getirilmesi ve uygulanması, kadınlar ve LGBTİ+’lar için toplumsal cinsiyet eşitliği önündeki siyasal, idari, ekonomik ve kültürel tüm engellerin kaldırılması ilk acil adımlardır” olduğunu belirten deklarasyon şöyle bir çağrı ile sona eriyordu: “Türkiye’nin aydınlık ve demokratik geleceğini düşünen tüm kurum, kuruluş ve partilere, tek tek yurttaşlaradır. Hep beraber sorumluluk alalım. Cumhuriyetin 2. yüzyılında yangın yerine çevrilen ülkeyi ortak talepler ve birlikte mücadele anlayışıyla özgür ve demokratik şekilde yeniden inşa edelim.”

#Kurdistan #Türkiye #tarihsel #bir #kavşakta

2023’te olası ‘Kelebek etkisi’

2023 yılında Türkiye, Yunanistan, Doğu Akdeniz, Rusya, Ukrayna, Suriye, Libya, Irak, İran, Dağlık Karabağ, İngiltere, Lübnan, Peru, Afganistan, Pakistan eksenli kaotik gelişmelerin kelebek etkisini görebiliriz

Mehmet Ali Çelebi

2022 yılı direniş ve otoriter yönetimleri alaşağı etme umutlarını yeşerten Kazakistan’daki halk ayaklanmasıyla başladı, jeopolitik etkileri keskin olan Ukrayna’daki savaşla ısındı, Sri Lanka’da Rojhilatê Kurdistan’da ve İran’daki isyanla sürdü, darbeyle tamamlandı. Gerilim tırmansa sınıra yığınak yapılsa da Ukraynalılar bile savaş beklemiyordu. Ancak savaş Gayya Kuyusu açtı. Rusya-Ukrayna Savaşı, AB’yi, NATO’yu, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek potansiyel taşıyor. Ayaklanmalar da halklar için ilham ve moral dalgaları yükseltti. Çok yönlü sarsıntılar yaratan faylar 2023’te Türkiye, Doğu Akdeniz, Rusya, Ukrayna, Suriye, İran, İngiltere gibi yerlerde “Kelebek etkisi”yle kaotik süreçler doğurabilir. Eşitlik, adalet, özgürlük dinamikli yoğun bir katarsise ihtiyacı olan dünyda devrimci dinamiklerin buluştuğu yerler ancak özgürlük-adalet mimarisi inşa edebilir.

İşte 2022’den 2023’e yansımalar: Kazakistan’da çalkantı sürebilir

Yolsuzluklar, baskı, Covid-19’un ekonomi üstündeki etkisi sonucu biriken öfkeyle yeni yılın ikinci günü Kazakistan’da isyan patlak verdi. Kazakistan petrolde dünyada 11 sırada, doğal gazda 20. sırada olmasına rağmen eşitsizlik vardı; işsizler, yoksulluk sınır altında yaşayanlar, yoksullar çoktu. Yolsuzluk ve insan hakları ihlalleri vardı. İlk başkan olarak 28 yıl koltukta kalıp 2019’da koltuğu bırakan Nursultan Nazarbayev’in siyaset üstündeki etkisi, 2019’da ülkenin ikinci başkanı olan Kasım Cömert Tokayev’in eski sistemi sürdürmesi ve sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) fiyatlarına yeni yılla birlikte zam yapması bardağı taşırdı. Bazı hükümet binaları ele geçirildi, bazıları ateşe verildi. 5 Ocak’ta Nursultan Nazarbayev, Güvenlik Konseyi Başkanlığı’ndan alınsa da Başbakan Askar Mamin istifa etse de ayaklanma 8 Ocak’a kadar sürdü. Tokayev, OHAL ilan edip Twitter, Facebook, Instagram, Telegram’a erişimi yasakladı. Orduyu devreye soktu. Tokayev; Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Belarus ve Ermenistan’ın üye olduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi ülkelerden destek istedi. Ayaklanma, Rusya ordusu desteğiyle kanlı şekilde bastırıldı. Nüfusun yüzde 68 kadarı Kazak, yüzde 19 kadarı Rus. Ukraynalılar, Özbekler, Almanlar, Tatarlar, Uygurlar, Koreliler, Kürtler (Almatı gibi kentlerde), Dunganlar, Azeriler, Ahıska Türkleri diğer halklardan oluşan Kazakistan, iletişim çağının geliştiği, gençlerin anlam arayışının arttığı bir dönem yaşanırken yeni ayaklanmalara gebe. Tokayev koltukta kalsa da zenginliklerin ve gelirin oligarklara transferi, şeffaf seçimlerin olmaması ve hak ihlalleri nedeniyle çalkantılar kaçınılmaz.

Sıra Sadabad Sarayı’nda mı?

2022’nin uzun vadede jeopolitik dönüşümlere, örgütsel sıçramalara yol açacak başkaldırılarından biri İran ve Rojhilatê Kurdistan’da yaşandı. 22 yaşındaki Kürt kadını Jîna Mahsa Emînî (Jîna Mahsa Amini) İran’ın başkenti Tahran’da Metro İstasyonu çıkışında kardeşiyle yürürken saçlarının bir kısmını örtmediği gerekçesiyle Gaşt-e Erşad Devriyesi (Ahlak Polisi) tarafından 13 Eylül’de gözaltına alındı, işkence gördü. 16 Eylül’de ailesine cenazesi verildi. Kadınlara karşı terör estiren Gaşt-e Erşad, Ortaçağ zihniyetinin klonu olarak Mahmud Ahmedinejad tarafından 2005’te kurulmuştu. Rejim, Kürt kentlerinden Saqiz’da doğan Jîna Mahsa’nın katledilmesini otoriter yönetimlerin klişe yalanlarıyla örtbas etmeye çalıştı. Gazeteciler ve ailesi işkenceyi göze alarak karanlığın yırtılmasını sağlayınca Jîna Mahsa Emînî’nin 17 Eylül’de Saqiz’da toprağa verildiği sırada öfke kıvılcımları alevlendi. Yaşam tarzına müdahaleler, dil, tarih, kültür temelli hakikatlerin baskılanması, asimilasyon, yoksulluk, yolsuzluk, ordu-polis yağması, ordu-polis işkenceleri, idamlar gibi nedenlerle katmerleşen öfkenin; kadınların ve gençlerin ağzından yılların birikimi çok katmanlı felsefi damarları ve dalgaları olan “Jin, jiyan, azadî” sloganına dönüşmesiyle başkent Tahran’a kadar direniş setleri oluştu.
Rejim 18 yaş altındaki çocukları dahil öldürmeye, idam etmeye başlayarak meydan okumayı küllendirmeye çalışsa da “Jin, jiyan, azadî” farklı dillerde de keskinleştirilip İran’ın dışına taştı. Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar hem İran direnişini selamladı hem kendi ülkelerindeki baskıyı “Jin, jiyan, azadî”yi kendi dillerinde yankıladı. Özgürlük rüyalarının ısıttığı İran sokaklarında gelecek düşlerinin mevsimleri “Ölüm olsun zalime, ister şah olsun ister molla”, “Örtülü, örtüsüz, devrime doğru ileri”, “İster başörtülü ister başörtüsüz gidiyoruz devrime doğru”, “İdam cumhuriyetine ölüm”, “Çocuk katili devlet istemiyoruz” sloganlarıyla mayalandı. İsyan; Cumhurbaşkanı’nın kaldığı Sadabad Sarayı, Tahran’daki Azadi Meydanı, Ayetullah Ali Hamaney’in karargahların işgaline evrilirse sadece İran’da değil, Ortadoğu’da yeni bir dönemin kapılarını açacak.

Ukrayna ve Çanakkale Boğazı

Rusya ile Ukrayna arasında 2014’ten beri Donbass (Donetsk ve Luhansk) krizi yaşanıyordu. Ukrayna’da 2. Dünya Savaşı’nda Hitler-Nazi güçleriyle çalışan Stepan Bandera’nın artçıları olan faşist gruplar iktidarca kollanırken bu gruplar 2 Mayıs 2014’te Odessa’da 48 kişinin yakıldığı sendika binası katliamı gibi saldırılarla tansiyonu yükseltiyordu. Ancak Rusya Başkanı Vladimir Putin, maximalist güdülerle makas değiştirip Ukrayna’nın tamamına yöneldi. Putin, Ukrayna’nın Lenin ve Stalin tarafından yaratıldığını ve yok edilmesi gerektiğini ilan ederek 24 Şubat 2022’de saat 05.00’te Ukrayna nehirlerine, tarım alanlarına, nükleer santrallerine, enerji nakil koridoruna hakim olmak, Transdinyester ile birleşme için 24 Şubat 2022 günü savaş başlattı.

Çeçen grupları, Wagner gruplarını alıp kilometreleri bulan uzun tank konvoyuyla Rus ordusu Kiev’e ilerlerken savaş yayıldı. Rusya, Belarus üslerini kullanarak balistik füzelerle Harkov, Lviv, Donbass, Mariupol, Kherson (Herson), Odessa hattını bombardıman altına aldı. Çeçenistan gibi yerlerden asker toplayan, uçaklar, balistik füzeler ve kara birlikleri ile ilerleyen Rusya ordusu, Mariupol, Melitopol, Zaporijya, Herson’u ele geçirerek hem nükleer santrali kontrolüne aldı hem Azak Denizi’ni Ukrayna’ya kapattı. Ukrayna’nın güneybatı sınırındaki Moldova’daki Rus nüfuslu Transdinyester’le birleşme stratejisi Odessa’yı geçemeyince gerçekleşmedi. Savaş iki taraftan on binlerce asker kaybına, binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, milyonlarca kişinin mültecileşmesine neden oldu. Tahıl ülkesi ve enerji geçiş koridoru olan Ukrayna’daki savaş gıda fiyatlarını tırmandırdı, dünya genelinde ekmek vb. gıda fiyatları yükseldi. Enerji krizi baş gösterdi. Yaptırımlar ve Rusya ordusunun ağır kayıpları Rusya’nın Suriye’de TSK-SMO ittifakına, Azerbaycan-Türkiye ittifakına taviz vermesini getirdi. Putin, 2023 seçimlerini Erdoğan’ın kazanması için Avrupa’ya doğal gaz dağıtımı için Trakya’da Gaz Dağıtım Merkezi projesini masaya koydu, sıcak para desteğinde bulundu.
Putin yönetimi bağımsızlık hakları olduğunu söyleyip 30 Eylül 2022’de Donbass’ı (2014’te Rusya desteğiyle Donetsk ve Luhansk bağımsızlık ilan etmişti, Rusya vatandaşlık dağıtmıştı), Zaporijya’yı ve Herson’u ilhak ettiğini ilan ederken Kremlin yönetiminin Astana-Soçi formatıyla Suriye iç savaşını sürdürmesi, sık sık Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi için “Kürtler, provokatif ayrılıkçı faaliyetlerine son vermeleri” gibi açıklamalar yapması ilkeler yerine çıkarların yüceltildiğini bir kez daha gösterdi.

Rusya’nın, Donbass’ı hedef yapmışken beklenmedik şekilde Ukrayna’yı haritadan silme konuşması yapıp konvansiyonel güçleri konvoylarla Kiev’e yöneltmesi vizyon körlüğü ve ahmaklık girdabı olarak siyasi tarihe geçebilir.
Ekonomik krizleri derinleştiren, ABD-NATO ile Rusya arasındaki hegemonya savaşına dönüşen savaşın etkilerinden biri yön sorunu yaşayan NATO’nun genişlemesi ve güçlendirilmesi oldu. I. ve II. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın hayatına mal olan, Ermeni, Yahudi ve Pontus Soykırımlarında rol alan Almanya’nın yeniden silahlanma kararı alması diğer sonuçlardan oldu. Silahlanan Almanya 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda olduğu gibi halklara karşı yeniden tehdit olacak.

“Savaşa hayır” gösterileri yapanları şiddetle bastıran Putin yönetimi, Kiev’i birkaç günde düşürmek, Ukrayna Başkanı Vlodimir Zelensky yönetimi yerine bir yönetim oluşturmak isterken savaş uzayacak. Savaşın artçı şokları birçok bölgeye Gordion Düğümü atacak.
Kiev’de yönetime gelecekler uzun yıllar AB, İngiltere ve NATO’nun sömürge valisi pozisyonuna düşecek. ABD-NATO; Balkanlar’a, Yunanistan’a, Karadeniz kıyısı ülkelere daha çok yerleşecek. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın uzaması Ege, Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de çalkantıları arttıracak.
Savaşın bir yılı dolmadan ABD ve AB ülkeleri Rusya’ya karşı Karadeniz’i kontrol etmek, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol (OBOR) hattını bloke etmek ve Suriye Milli Ordusu’nu (SMO) kullanan Türkiye’de ciddi bir El Nusralaşma, IŞİD’leşme ve Taliban zihniyetinin AB ülkeleri için tehdit durumuna gelmesini önlemek için Çanakkale’nin karşısındaki Alexandroupoli’de (Dedeağaç) donanma üssünü genişletti, bazı adalara silah sevkiyatı gerçekleştirdi bile. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan adaların silahlandırılmasının durdurulması için “Tayfun diyorsun, Yunan ürküyor, ‘Atina’yı vurur’ diyor. Vuracak tabii” dese de durum Ankara açısından iç açıcı değil. Yunanistan’a saldırı olursa karşı ittifak Çanakkale Boğazı’na el koyabilir. IŞİD, El Nusra zihniyeti, Avrupa’yı çok ürkütmüştü. Türkiye’nin Yunanistan’a saldırması durumunda aportta bekleyen ülkeler Türkiye’de El Nusralaşma sürecinin AB’yi tehdit ettiği güdüsüyle, Çin’in yolunu kesme, Ege ile Akdeniz’i Rusya’ya kapatma güdüsüyle Çanakkale Boğazı’na el koymayı deneyebilir. 28 Kasım-15 Aralık’ta California’da yapılan Çelik Şövalye-2023 Tatbikatı’ndaki Island Fight’ın (Ada Dövüşü) Ege Adaları ve Çin’in hedeflediği adalar için prova olduğu söylenebilir.
Askeri harcamaların artmasıyla toplumsal huzursuzluğun kaynayacağı Rusya; Ortadoğu’da, Orta Asya’da, Kafkasya’da ve Balkanlar’da Türkiye gibi ülkelere daha çok taviz vermek zorunda kalacak. Bu da biyoritmini kaybetmiş Kremlin tarzı siyaseti sonucu Putin’in ömür boyu iktidarda kalmak için yaptığı anayasa değişikliklerinin berhava edip iktidarına mal olabilir. Günün sonundaysa Ukrayna büyük yıkım yaşasa da savaşın kaybeden küfesinde Rusya yer alacaktır.

Sri Lanka’da soykırımcıların sonu

2002 ortasında Sri Lanka’da Tamillere karşı soykırım yapan, tehcir, işkence, yolsuzlukla anılan Gotabaya Rajapaksa (Devlet Başkanı), Mahinda Rajapaksa (Başbakan), Basil Rajapaksa (Maliye Bakanı) diktatörlüğüne karşı Mart-Temmuz 2022 ayaklanması yaşandı. Türkiye’nin de örnek aldığı Sri Lanka’da diktatörlüğe karşı başkaldırı ülke tarihini farklı yöne büktü. Koltukları aile içinde paylaşan Rajapaksa ailesinin Tamillere karşı soykırımına dünya seyirci kalmıştı. Kaynaklar “güvenlik” ve “savaş” perdesi arkasında ordu, polis ve oligarklar tarafından çalınırken yoksulluk, gıda, akaryakıt, elektriğe erişimde sorunlar artmıştı. Dış borç ödenemiyordu, ilk kez 2022’de temerrüde düşülmüştü. Akaryakıt alamayan halk ada ülkesinde balığa da çıkamıyordu. Sri Lanka’da ekonomik krizi ve elektrik kesintilerini çözemeyen Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa ve abisi olan Başbakan Mahinda Rajapaksa protesto edildi. 9 Haziran 2022’de halkların Başkanlık Sarayı’nı basması aile diktatörlüğünü tarih çöplüğüne süpürdü. Mahinda Rajapaksa’nın istifası sonrası Gotabaya Rajapaksa 13 Temmuz’da askeri uçakla Maldivlere kaçıp istifa etti. Maliye Bakanlığı’ndan istifa etmek zorunda kalan Basil Rajapaksa da ABD’ye kaçtı. Sri Lanka’da halkın “sokaktan saraya” aşamalı protesto stratejisi sonuç verirken taşlar yerinde ve zamanında döşenebilirse devrimci yönetimler oluşturulabilir

Barut fıçısı: Zengezur ve Laçin Koridoru

Ukrayna Savaşı nedeniyle artan petrol, doğal gaz, gıda ihtiyacının bir kısmını Azerbaycan-Türkiye arası boru hatlarından karşılamayı hesaplayan ABD, İngiltere, Almanya gibi ülkeler ve Ukrayna’da savaşan Rusya, Dağlık Karabağ hattındaki krizi uzaktan izleme pozisyonundaydı. Erdoğan ile Aliyev arasında 15 Haziran 2021’de Şuşa’da Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi’ni imzalanmıştı. Konjonktürü değerlendiren TSK-Azeri ordusu ittifakı; 2020’deki 2. Karabağ Savaşı’nda ağır asker ve silah kayıpları verip toparlanamayan Ermenistan ordusuna darbe vurup Lozan Anlaşması’nın 100. yılına Aras Nehri’nin kuzeyini koparıp “Zengezur (Syunik) Koridoru” açarak, Nahçıvan’ı Azerbaycan’a kesintisiz bağlayarak girmeye hazırlanıyordu. Aliyev yönetimi tetiğe basınca 12-15 Eylül 2022 arasında Türkiye destekli Azeri güçler Dağlık Karabağ’da Daşkesen, Kelbecer ve Laçin istikametlerinde saldırdıktan sonra Ermenistan sınırını da geçti. Azerbaycan ordusu Gegharkunik, Syunik, Artanish, Verdenis, Sotk, Jermuk, İskhanasar, Goris gibi yerleri vurdu. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 14 Eylül’de KGAÖ’nin devreye girmesini talep etti, Paşinyan’dan hazzetmeyen, Ankara ile kopma noktasına gelmek istemeyen Putin KGAÖ’yü dışarıda tuttu. Ermeni ve Azeri taraflar yüzlerce asker kaybetti. Siviller katledildi. İşkence, tecavüz vakaları basına yansıdı. 8 bin kadar sivil yerinden edildi. Paşinyan, Azeri güçler karşısında zor durumda kalıp Azerbaycan ile bazı anlaşmalar yapmaktan söz edince 14 Eylül gecesi binlerce kişi Parlamento önünde toplandı. Eylemciler ülkesini koruyamadığı, tavizler verdiği gerekçesiyle Paşinyan’ı protesto etti.

Türkiye farklı kartlarla Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya’yı uzakta tuttu. İran-Ermenistan sınırında akan Aras Nehri boyunca demiryolu, kara yolu içeren petrol-doğal gaz boru hattının geçirilmesi, Türkiye-Nahçıvan-Azerbaycan arasında kesintisiz ticari-askeri yol açılmasını içeren Turancılık hayalinin gerçekleşmesi hedefinde “Zengezur (Syunik) Koridoru” için hesaba katılmayan bir ülke vardı: İran.
İran’da yüzde 16-17 kadar Azeri nüfus vardı ve çanların çalabileceği endişesi vardı. İran sınıra asker gönderip namlu gösterince Aras’ın geçtiği Zengezur denen Ermenistan’ın güneyini koparma, Orta Asya kaynaklarını taşıma, Zengezur rüzgarıyla Türkiye’de seçime gitme hayali buharlaştı.
Ancak Erdoğan-Aliyev ittifakı, Ermenistan’ı zorlamak için Laçin Koridoru’nu Aralık 2022’de kapattı. Laçin, 2. Karabağ Savaşı’nda TSK-Azeri birlikleri tarafından ele geçirilmişti, koridor Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasında yaşamsal bağlantıydı. Bölgedeki “Rus Barış Gücü” de koridorun açık kalmasını sağlayamazken Laçin Koridoru’nun kapatılması sadece İran’ı değil, Çin’i de rahatsız etti.
7 Aralık 2022’de Brüksel’de planlanan Azerbaycan, Ermenistan ve AB arasındaki üçlü liderler zirvesi, Erivan’ın Fransa’nın da dahlini istemesi üzerine Bakü tarafından iptal edildi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Rus Barış Güçleri’nin Laçin gibi yerlerde görevlerini yerine getirmediğini kaydederek Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları arasında Moskova’da 23 Aralık’ta planlanan görüşmeleri iptal ettirdi. Olanlar krizin çok katmanlı olarak büyüyeceğine işaret. Hem bu hattaki kriz hem İran’daki Jîna Mahsa Emînî ayaklanmasına Azerilerin de katılmasının yarattığı dönüşümler nedeniyle Tahran ile Türkiye-Azerbaycan ittifakı arasında yeni krizler de kaçınılmazlaştı.

Peru’da darbe

Paraguay’da 2012’de Fernando Lugo’nun, 2009’da Honduras’ta Manuel Zelaya’nın, 2016’da Brezilya’da Dilma Rousseff’in, 2019’da Bolivya Başkanı Evo Morales’in “soft-power” darbesiyle (Bolivya’da ordu aktif rol alıp sokağa çıkmıştı) devrilmesinin tekrarı 7 Aralık 2022’de Peru’da yaşandı. Sol ittifakın adayı olarak cumhurbaşkanı olan eski sendikacı ve öğretmen Pedro Castillo’ya karşı egemen güçler Kongre üstünden darbe yaptı. Pedro Castillo, 7 Aralık 2022 günü hükümeti devirmekle suçladığı Kongre’nin feshedildiğini, ülkeyi acil durum hükümetinin yöneteceğini açıkladı. Kongre, Pedro Castillo’yu görevden aldı. Yerine yardımcısı Dina Boluarte’nin atandığı ilan edildi. Castillo, Başkanlık Sarayı’ndan çıkışta aynı gün gözaltına alınıp tutuklandı. Castillo destekçileri başkent Lima dahil birçok kentte alanlara çıktı. Onlarca gösterici katledildi. Başkanlık seçiminin 5 yılda bir yapıldığı Peru’da sağ partiler çalıp çırpıyordu, solu ise emperyal güçlerce frenleniyordu. 6 yılda 6 başkan değişmişti. 28 Temmuz 2016’da Pedro Pablo Kuczynski’nin başkanlık koltuğuna oturmasından sonra sırayla Martin Vizcarra, Manuel Merino, Francisco Sagasti, Pedro Castillo, Dina Boluarte koltuğa oturmuştu. Ancak Bolivya gibi nüfusun büyük kısmı yerli olan Peru halkları sağın sömürgeci geçmişinden çok çektiğinden kısa sürede yeniden sol diyecektir.

#2023te #olası #Kelebek #etkisi

2022’nin özeti: Beyaz soykırım

Anadilde eğitim, sağlık alanında yaşanan sorunlar, onlarca kişinin hayatını kaybettiği ‘önlenebilir kazalar’, mültecilere ve öteki kesimlere yönelik ırkçı saldırıların gölgesinde geçen 2022 yılında Türkiye’de değişen bir şey olmadı

Ercan Kaplan

Dünyayı kasıp kavuran Kovid-19 pandemisinin yansımaları ile başlayan 2022 yılında ırkçılık ve hak ihlalleri de artarak devam etti. Anadilde eğitim konusunda adım atmayan iktidar, “tekçi eğitim” sistemine devam ederken, Kürtler yaşamın birçok alanında anadillerini konuştukları için saldırıya uğradı. Öyle ki bu durum TV programlarında Kürtçe konuştuğu için sesinin kısılmasına kadar vardı. Bunların yanı sıra toplumun farklı kesimlerine yönelik ırkçı uygulamalar da artarak devam etti. Mültecilere yönelik saldırıların hız kaybetmediği 2022 yılında yüzlerce mülteci sınırlarda katledildi.
Yine pandemi döneminde “beyaz önlüklü kahramanlar” olarak adlandırılan sağlıkçılar da 2022’de iktidarın politikalarından payını aldı. “Sağlıkta dönüşüm programı” adı altında hastanelerde yürütülen “performans” gibi uygulamalar yüzünden doktorlar ve sağlık çalışanları nefes alamaz durumu gelirken, yurttaşlar ise aylarca uğraşıp bir randevu almaya çalıştı.

Sağlık sistemi çatırdıyor

2022 yılı boyunca sağlıktaki ciddi sorunlar ekonomik krizle birlikte katlanarak devam etti. Ağrı kesici, ateş düşürücü, antibiyotik, tansiyon, kanser ve kan sulandırıcı gibi 650’den fazla ilacın temininde sıkıntı yaşandı. Bakanlık, buna karşı sadece “eczane ve depoları denetleme” adımı attı.

Doktorlar yurt dışına gitti

Derinleşen ağır çalışma koşullarına karşı sağlıkçılar çözüm olarak mesleklerinden vazgeçmeyi ya da özel hastanelerde çalışmayı seçti. Bunun yanında Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre 2022’nin ilk 11 ayında 2 bin 417 doktor yurt dışına çıktı. Sağlık sistemindeki sorunlar nedeniyle yaşanan istifalar doktor sayısındaki düşüşü arttırdı.

En az 400 saldırı

Sağlık çalışanlarına dönük şiddet ise artarak devam etti. Sağlık emekçileri görevleri başında hasta yakınları tarafından saldırıya uğrayıp yaralandı ve katledildi. Sağlık emekçilerinin sağlıkta şiddete yönelik önlem çağrıları dikkate alınmazken Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) verilerine göre 2022’in 11 ayında en az 398 sağlık emekçisine fiziki saldırı gerçekleşti. Saldırıları gerçekleştiren 464 saldırgandan 198’i hakkında hiçbir işlem yapılmazken, sadece 91 saldırgan tutuklandı. Temmuz ayında Konya Şehir Hastanesi’nde görevli Dr. Ekrem Karakaya, görevi başındayken bir hasta yakını tarafından katledildi; İstanbul Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesi’nde hasta yakınlarını “Sessiz olun” diye uyaran güvenlik görevlisi Tuğrul Okudan saldırıya uğrayarak öldürüldü; ağustos ayında Afyon’da kentin tek hematoloji hekimi, bir hasta yakınının CİMER’e yazdığı şikayet dilekçesinde şiddet ve tehdit içerikli ifadeler kullandığı gerekçesiyle “Öldürülme endişesi taşıyorum” diyerek istifa etti.

Dêrik Katliamı

Sağlıkta yaşanan sıkıntılar bir yana “önlenebilir kazalar” nedeniyle de yüzlerce yurttaş hayatını kaybetti. Merdîn Dêrik ilçesi girişinde 20 Ağustos’ta akşam saatlerinde Cengiz Holding’e ait Eti Bakır Fabrikası’ndan yük taşıyan iki TIR katliama neden oldu. Bölgede yaşanan trafik kazasından sonra yurttaşlar yaralıların yardımına koştu. Bu sırada Cengiz Holding’e ait Eti Bakır Fabrikası’ndan gübre taşıdığı öğrenilen bir TIR yokuş aşağı halkın arasına daldı. 21 kişi yaşamını yitirdi. İki kaza arasında 35 dakikalık zaman aralığında hiçbir önlem alınmadığı ortaya çıkarken kazadan sonra Derik-Mazıdağı çevre yolunun ETÜT çalışması ve projelendirmesi bitmesine rağmen 18 aydır çalışmalara başlanmadığı öğrenildi.

Görüntüler Soylu’yu yalanladı

Olayın ardından görgü tanıkları olayda 3’üncü bir TIR’ın daha lastiklerinin patladığını ve son anda durdurulduğunu belirtmişti. Buna karşılık İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Mardin Valiliği, “3’üncü TIR yok” iddiasında bulunmuştu. Mezopotamya Ajansı (MA), görgü tanıklarının bahsettiği 3’üncü TIR’ı görüntülemişti. Tonlarca gübre ile yol kenarında bekleyen TIR’ın zorlukla durabildiği asfalt izlerinden anlaşılırken, bir lastiğinin patlak olduğu görülmüştü. Bunun yanı sıra diğer lastikleri de aşırı şekilde aşınmış halde olan TIR’ın bir lastiğinin ise yırtılmış halde olduğu görüldü. Aynı gün Dilok’ta meydana gelen kazada ise 16 kişi hayatını kaybetti, 21 kişi ise yaralandı.

‘Barınamıyoruz’

Öte yandan ekonomik krizin faturası ise halka çıkartıldı. Büyük emekler vererek üniversiteyi kazanan öğrenciler, geldikleri kentlerde barınabilecekleri yurt bulmadı. Fahiş kira fiyatları nedeniyle ev de kiralayamayan öğrenciler, “Barınamıyoruz” şiarı ile eylem başlattı. Günlerce parklarda kalan öğrencilere çok sayıda milletvekili destek verirken, iktidar bu konuda susmayı tercih etti.

Aleviler boyun eğmedi

Bunun yanı sıra Aleviler de bu ırkçı ve ayrımcı politikalardan payını aldı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 9 Kasım’da Resmi Gazete’de yayınlanan kararnameyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulması kararı verildi. Alevi toplumu, kontrol altına alma ve asimilasyon olarak gördüğü bu kararı alanlara çıkarak protesto etti. Yılın son günlerinde İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Yenikapı’da bir araya gelen Aileviler, düzenledikleri “Büyük Alevi Kurultayı” ile iktidara bir kez daha seslendiler. Cemevlerinin ibadethane statüsünün kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tasfiyesi, Madımak’ın “utanç müzesi” yapılması, Alevilere dönük katliamlarla yüzleşilmesi, Alevi yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesinden vazgeçilmesi ve değiştirilen yerlerin isimlerinin iade edilmesi, Alevi inancında özel yeri olan günlerin resmi tatil edilmesi ile tüm bu hakları güvence altına alan yeni bir anayasanın yapılması taleplerini sıralayan Aleviler, bir kez daha “Devletin Alevi’si olmayacağız” diye haykırdılar.

 

#2022nin #özeti #Beyaz #soykırım

Gever’de bir bekçi boş arazide ölü bulundu

Gever’de emniyete bağlı bekçi Kemal Öner, boş bir arazide ölü bulundu

Colemêrg’in Gever (Yüksekova)  ilçesinde emniyete bağlı mahalle ve çarşı bekçisi Kemal Öner (31), boş bir arazide ölü bulundu. Esenyurt mahallesindeki TOKİ konutları ile İpekyolu arasında bulunan boş arazide cansız bedeni bulunan Öner, olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri tarafından otopsi için hastane morguna kaldırıldı. Öner’in vücudunda kurşun izi bulundu.

Emnitten açıklama

Hakkari Emniyet Müdürlüğü, olaya dair şu açıklamayı yaptı: “Yüksekova İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli 1992 doğumlu ÇMB (çarşı ve mahalle bekçisi) K.Ö. isimli şahıs Yüksekova Esenyurt Mahallesi TOKİ’ler ile İpek yolu arasında bulunan boş arsada ex olarak bulunmuştur. Şahsın göğüs ön kısmından bir adet giriş, arka taraftan bir çıkış şeklinde ateşli silah ile ex olduğu, şahsın sağ yanında bir adet tabanca, bir adet kovan, bir fişek olduğu tespit edilmiş konuyla ilgili intihar suç adı ile tahkikata başlanılmıştır.”

COLEMÊRG

 

 

#Geverde #bir #bekçi #boş #arazide #ölü #bulundu

 Uganda’da yılbaşı izdihamında ölenlerin sayısı 10’a çıktı

 Uganda’nın başkenti Kampala’da yılbaşı kutlamalarında çıkan izdihamda yaşamını yitirenlerin sayısı 10’a çıktı 

Uganda’nın başkenti Kampala’da yılbaşı kutlamalarında izdiham çıktı. İlk belirlemelerde izdihamda 1’i çocuk 9 kişi yaşamını yitirdi. Son yapılan açıklamalarda ölenlerin sayısının 10’a çıktığı belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Ugandada #yılbaşı #izdihamında #ölenlerin #sayısı #10a #çıktı

Metropoll anketti: AKP 2015’den buyana 12 puan kaybetti

Metropoll Araştırma’nın kurucusu Özer Sencar, 2015’ten bu yana partilerin oy desteklerinin verilerini paylaştı. AKP 2015-2022 yılları arasında 12 puan kaybetti

Sencar’ın kararsızlar dağıtılmadan paylaştığı verilerde AKP’nin yüzde 2022’de yüzde 31’e gerilediği görüldü.  Aralık 2022 verilerinde CHP’ye oy desteğinin yüzde 20,7, MHP’ye  yüzde 6,1, HDP’ye yüzde 9,5, İyi Parti’ye yüzde 10,5 olduğu kaydedildi.

Türkiye’nin Nabzı Aralık ayı araştırmasının; Türkiye genelinde NUTS2 sistemine göre 26 bölgeyi esas alan 28 ilde tabakalı örnekleme ve ağırlandırma yöntemi ile 13-18 Aralık 2022 tarihleri arasında toplam 2077 kişi ile yapıldığı  0,95 güven sınırları içinde +/-  2,11 hata payı ile CATI yöntemiyle gerçekleştirdiği bilgisi paylaşıldı.

Yıllara göre partilerin aldığı destekler şu şekilde:

AKP

Kasım 2015: Yüzde 43.5

Aralık 2022: Yüzde 31.0

CHP

Kasım 2015: Yüzde 21.6

Aralık 2022: Yüzde 20.7

MHP

Kasım 2015: Yüzde 9.4

Aralık 2022: Yüzde 6.1

HDP

Kasım 2015: Yüzde 10.1

Aralık 2022: Yüzde 9.5

İYİ Parti

Ekim 2017: Yüzde 6.9

Aralık 2022: Yüzde 10.5

Kararsız, protesto oy ve cevapsız oylar:

Kasım 2015: Yüzde 13.6

Aralık 2022: Yüzde 15.9

HABER MERKEZİ

#Metropoll #anketti #AKP #2015den #buyana #puan #kaybetti

Osmaniye’de orman yangını

Osmaniye’nin Düziçi ilçesindeki bir ormanda yangın çıktı. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri alevlere müdahale ediyor

Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde çıkan orman yangınına karadan müdahale ediliyor.

Akçakoyunlu köyü Hamus Çayı yakınlarında ormanlık alanda yangın çıktığını görenlerin ihbarı üzerine bölgeye itfaiye ve Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

Ekiplerin yangına müdahalesi sürüyor.

HABER MERKEZİ

 

#Osmaniyede #orman #yangını

Türkiye saldırısında 6 Suriye askeri yaralandı

Türkiye’nin Efrîn’e yönelik bombardımanında 6 Suriye askeri yaralandı

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sürüyor. ANHA’nın haberinde, Efrîn’in Şera ilçesine bağlı Elqemiyê köyünde Suriye rejimine ait askeri noktaların bombalandığı belirtildi.

Bombardıman sonucu Şam hükümetinin 6 askerinin yaralandığı açıklandı.

HABER MERKEZİ

 

#Türkiye #saldırısında #Suriye #askeri #yaralandı