Ana Sayfa Blog Sayfa 1123

Adalet Nöbeti 664’üncü günde: İllaki adalet, inadına adalet

2022 yılını da direnişle geçiren Şenyaşar ailesi sanal medyadan ‘Özgürlüğün, güvenin ve barışın yolu adaletten geçiyor. Adaletsiz bir Türkiye olmaz. İllaki adalet, inadına adalet’ paylaşımı yaptı

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın, Urfa Adliyesi önünde 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti 664’üncü gününe girdi. Aile, adliyenin hafta sonu kapalı olmasından dolayı nöbet eylemini Pirsûs ilçesindeki evinde sürdürdü.

Ailenin sanal medya hesabından ise, şu paylaşım yaptı: “2023 tüm yurttaşların kendilerini özgür ve güvende hissetti bir yıl olsun. Özgürlüğün, güvenin ve barışın yolu adaletten geçiyor. Adaletsiz bir Türkiye olmaz. İllaki adalet, inadına adalet.”

RIHA

#Adalet #Nöbeti #664üncü #günde #İllaki #adalet #inadına #adalet

Türkiye’den Eyn Îsa’ya saldırı

Türkiye’ye ait savaş uçakları Eyn Îsa’ya bağlı Seyda köyünü ve M4 Karayolu’nu bombaladı

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırıları yeni yılın ilk saatlerinde deva etti. 19 Kasım gecesi Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı saldırıları aralıksız sürüyor. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan haberde, dün gece yarısı Eyn Îsa’ya bağlı Seyda köyünün bombalandığı belirtildi.

Köyün yanı sıra M4 Karayolu’nun da ağır silahlarla hedef alındığı aktarıldı.

HABER MERKEZİ

#Türkiyeden #Eyn #Îsaya #saldırı

Brezilya’da Amazon kabilesi üyesi bakan oldu

Brezilya’da yerli halktan olan Sonia Guajajara, Devlet Başkanı Lula tarafından Yerli Halklar Bakanı oldu

Brezilya’da Ekim ayında kongreye seçilen Sonia Guajajara, Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva tarafından Yerli Halklar Bakanı olarak atandı. Yapılan açıklamada Sonia’nın toprak sınırlandırmasından sağlık hizmetlerine kadar çeşitli politikaları denetleme yetkisine sahip olacağı belirtildi.

Sonia, kararın ardından “Bu kişisel bir başarıdan çok daha fazlası. Yerli halkların kolektif bir başarısı, Brezilya’da tarihi bir telafi anı” açıklamasında bulundu.

En etkili kadınlardan seçildi

Brezilya’nın çok sayıdaki yerli kabilesinin ana şemsiye grubunun lideri ve Amazon Guajajara’nın bir üyesi olarak tanınan Sonia, bu yıl Time Dergisi’nin her yıl yayınladığı dünyanın en etkili 100 kişisi listesine girdi.

Askerleri övdü

Jair Bolsonaro, 1998 yılında henüz bir milletvekiliyken Brezilya Kongresi’nde yaptığı konuşmada ABD Süvari Birliği’ni “Kızılderilileri yok ettiği” için övmüş ve Brezilya’nın aynı şeyi yapmamış olmasından üzüntü duyduğunu belirtmişti.

HABER MERKEZİ 

#Brezilyada #Amazon #kabilesi #üyesi #bakan #oldu

Tahliye olan Kandal: Baskılar mücadelemizi engellemeyecek

GÖÇİZDER’e dönük operasyonda 16 kişiyle birlikte tutuklandıktan sonra tahliye edilen derneğin Eşbaşkanı Kamile Kandal, ‘Özgürlük ve insanlık mücadelesi veren insanlar olarak mücadelemizi sürdüreceğiz’ dedi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 Haziran 2022’de Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) Eşbaşkanları Kamile Kandal ve Mehmet Boğakan’ın da aralarında olduğu 22 dernek üye ve yöneticisi gözaltına alındı. 22 kişiden 16’sı, 13 Haziran’da tutuklandı. 23 kişi hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 1 Eylül’de iddianame hazırlandı. 16’sı tutuklu 23 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması 13 Aralık’ta görüldü. Derneğin Eşbaşkanı Kandal ve 3 kişi, ilk duruşmada tahliye edildi. Tahliye edilen Eşbaşkan Kandal, tutuklanma süreçleri ve suçlamalara dair Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Aslan’a konuştu.

Raporlar suç sayıldı

Derneğin Aralık 2016’da kurulduğunu ve o tarihten itibaren göç ve mültecilik alanında çalıştığını hatırlatan Kandal, göç edenlerin yaşadıkları ihlallere karşı mücadele verdiklerini belirtti. Zorla yerinden edilenlerin anlatımları üzerinden raporlar düzenlediklerini ve bunları kitaplaştırdıklarını ifade eden Kandal, “Devletin resmi anlayışı ile uyuşmayan fikirlere yer verebilirsin. Devleti eleştirebilirler. Ya da bölgedeki kolluk kuvvetinin davranışları hatalı olabilir. İnsanlar bunları anlatabilir, bunlar suç değil. Kitaplarda da bunlar var. Bunlar devletin resmi görüşleri uyuşmadığı için rahatsız olma durumu var. Devletin resmi kurumlarından bir şiddet varsa bu hatayı telafi etmek zorundasın. Bunu araştıranı cezalandırma yerine ‘ben burada kusurlu muyum’ deyip yaklaşmak lazım. Yanlış davranışlar nedeniyle birçok asker 90’lardan beri yargılanıyor. Devletin resmi tarihçesinde de kayıtlıdır. Hayali bir şey söylemiyoruz. Ancak bunları söylemek, yazmak veya raporlaştırmak suç sayılıyor” diye konuştu.

AB hibeleri suçlaması

Devletin resmi görüşüne karşı çalışmalar yürüten dernek ve vakıfların hedef gösterildiğini ve cezalarla karşı karşıya kaldıklarını vurgulayan Kandal, şunları söyledi: “Sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını rahat yapabilmesi için bu tür hibeler yapılabiliyor. Türkiye’de hibe alan birçok kurum var. Aynı zamanda kamu kurumları da alıyor. Bunlar denetlenmezken muhalif duran veya resmi görüşe uzak olan kurumların çalışmaları fişleniyor. İktidara yakın binlerce dernek var, acaba bizim kadar inceleniyor mu? Sanki hibe almak suçmuş ve bir yere aktarılıyormuş gibi gösteriliyor. Buna dair bir tespit de yok. Aldığımız hibeyi kuruşu kuruşuna bildiriyoruz. Uzmanlara verdiğimiz veya çalıştayda harcamalarımızı Dernek Masasına bildiriyoruz. Bu kadar denetleme varken suçlandık. Bu para tamamen faaliyetlerimize gidiyor. Ve bu çalışmalarımıza bile zor yetiyor nasıl başka yerlere göndereceğiz?”

Çalışmalar engellenmek istendi

Tutuklamaları ile dernek çalışmalarının durdurulmak istendiğine dikkati çeken Kandal, “Cezaevine atıldığımız gibi kapatma davası açıldı. Bugün siyasilerden toplumsal kanaat bildiren aydın veya yazarlara kadar herkesin düşünce kapatma davalarının olmamasına dönük. Demokratik ülkelerde olmaması gerekiyor. Umarım kapatılmaz ve uygulamalardan vazgeçilir” diye konuştu.

‘Adil yargılanma bekliyoruz’

Yapılanlarla toplumun korkutulmak istendiğini ifade eden Kandal, mahkeme sürecini şöyle değerlendirdi: “Savunmanın engellenmesi ve avukatların salondan çıkarılması olmaması gereken bir tavırdı. Sert bir tavırdı. Bu süreçte dernek, vakıf ve meslek örgütlerine tutum çok sertleşti. Bu hukuki yöne de sıçradı. Biz adil yargılanmayı bekliyoruz. Adalet bazen yargı içinde de tecelli etmiyor” dedi.

‘Çalışmalarımızı sürdüreceğiz’

Derneğin kapatılması halinde “demokrasi ayıbının” yaşanmış olacağını ifade eden Kandal, “Derneğin kapatılması bir darbedir. Ancak özgürlük, insanlık mücadelesi veren insanlar olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Başka bir dernek ve vakıfta çalışmalarımızı sürdürürüz. Yolumuza devam ederiz” ifadelerini kullandı.

Kandal, tutuklu bulunan tüm üye ve yöneticilerinin 4 ve 5 Ocak’ta iki oturum şeklinde görülecek duruşmasına sivil toplum örgütlerini ve demokrasi güçlerine katılım çağrısı yaparak, tutukluların tahliye edilmesini istedi.

Kaynak: Mehmet Aslan / İstanbul-MA

#Tahliye #olan #Kandal #Baskılar #mücadelemizi #engellemeyecek

60 yaşındaki kadına arama işkencesi

Tarsus Cezaevi’nde tahliye olduktan sorna ‘kurula çıkmadın ‘gerekçesiyle yeniden tutuklanan 60 yaşındaki Kıymet Yeşilgöz’e işkence edildiği öğrenildi

Hak ihlallerinin eksik olmadığı cezaevlerinde baskı, tecrit ve keyfi uygulamaların ardı arkası kesilmiyor. Özgürlük için hukukçular Derneği (ÖHD) Cezaevi Komisyonu ile Amed Barosu Cezaevi Komisyonu Mersin’de bulunan Tarsus Cezaevi’ni ziyaret etti.
Avukatlar yaptıkları ziyaretin sonuçlarını paylaştı. Buna göre, 60 yaşındaki Kıymet Yeşilgöz’e işkence edildiği, bundan dolayı Kıymet’in psikolojisinin bozulduğu belirtildi. Öte yandan Kıymet’in, 23 Eylül tarihinde Tarsus Cezaevi’nden tahliye edilirken, kurula çıkmadığı gerekçesiyle yeniden tutuklandığı belirtildi.

‘Tarafsız koğuş’ dayatması

Altı ay daha cezaevinde kalacağı ifade edilen Kıymet’in başta çıplak arama işkencesine uğradığı, ardından tarafsızlar koğuşuna gitmesi için dayatmaya maruz kaldığı kaydedildi. Kıymet’in tarafsızlar koğuşuna geçene kadar altı ay boyunca cezaevinde tutulacağı yönünde tehdit edildiği belirtildi. Kıymet, maruz kaldığı ihlaller ve dayatmalara ilişkin Amed Barosu’na ve ÖHD’ye yazdığı dilekçe ile suç duyurusunda bulundu.

Onuru kırıcı işkence

Kıymet dilekçede yaşadıklarını şu şekilde anlattı: “23 Eylül 2022’de Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye oldum. 1 Aralık 2022’de Dersim Mazgirt Köprüsü’nde otobüste iken kimlik kontrolünde gözaltına alındım. 1 gece nezarethanede kaldım. 2 Aralık 2022 tarihinde Elazığ T Tipi Kadın Cezaevi’ne getirildim. Girişte çıplak aramaya maruz bırakıldım. Alt iç çamaşırımı ayak bileğine kadar indirerek 3 defa otur kalk hareketi yaptırılarak arama yapıldı. Bu uygulamayı yapan personeller hakkında ve cezaevi yönetimi hakkında şikâyetçiyim. Bu insanlık dışı, onur kırıcı, işkence ve kötü muamele uygulaması kabul edilir değil.”

Kabus görüyorum

Dilekçenin devamında avukatı ile yaptığı görüşmeye yer veren Kıymet, “Onlar iffet demişlerdi ya. 60 yaşındaki anneye iç çamaşırı indirterek 3 kere otur kalk hareketi ile arama uygulaması yapmak iffetsizliktir. Üst aramasında yine üstümün boğazıma kadar sıyırmaları iffetsizliktir. Bir aydır ben rüyalarımda kâbus görüyorum. Bu şekilde onur kırıcı muameleye maruz bırakılamaz bir insan” dedi.

Avukatlar, Kıymet’in maruz kaldığı ihlaller ve dayatmalar üzerine aynı cezaevinde bulunan diğer tutsakların, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’a durumu anlatan bir mektup yazdığını aktardı. Mektuba cezaevi idaresinin el koyduğu ifade edildi. Baro ve ÖHD Cezaevi Komisyonu, Kıymet’in dilekçesiyle beraber suç duyurusunda bulunacaklarını ve bunun takipçisi olacaklarını paylaştı.

MERSİN

 

 

#yaşındaki #kadına #arama #işkencesi

Vive La Resistance Kurde

Cem Şahin

Paris’in Avrupa’daki Kürt katliamlarının merkezi haline gelmiş bulunması yapılan ikinci katliam olması hususuyla epey önem teşkil etmektedir. Katliamı düzenleyenler Sakine Cansız ve iki kadın aktivisti öldürenlerle aynı cenahtan. Böylesi derin bir istihbarata sahip olması epey düşündürücü olan saldırganın Ahmet Kaya KM ve Kürt esnafların dükkanlarını biliyor olması tesadüften öte bir anlam teşkil etmektedir. IŞİD barbalarına karşı savaşmış bir kadın komutanın doğrudan hedef alınarak öldürülmüş olması basit bir ırkçı organizasyondan öte bir planın işletildiğinin en temel göstergesidir. Bundan önce gerçekleştirilen katliam, barış süreciyle meşruluğunu güçlendirmiş Kürt iradesinin teslim alınması için yapılmıştı. Yine aynı karanlık odaklar bir kez daha Kürtlerin demokratik ve meşru siyaset yapma araçlarını ilga etmek, kazanılmış haklarını yok etmek istemektedir. Şüphesiz bu saldırıları dünya konjonktüründe yaşanılan krizlerden ayrı düşünmemek gerekir.

Her emperyalist ülke gibi Fransa da Rojava’da yürütülen savaşta taraf olmuş, silah ikmali üzerinden sağladığı kazancın en büyük ortaklarından biri olmuştur. Suriye’nin genelinde yaşanılan savaştan kaynaklı göçmen sorununu popülist siyasetlerinin uzantısı haline getiren Fransa, ezilen göçmenlerin ve savaş karşıtlarının en ufak hak talebini dahi şiddetle bastırmaya çalışmıştır.

Kürt diasporası da kendi üzerinden işletilen katliam pratiklerini Türkiyeli antifaşist kesimler ve Avrupalı antifaşist güçler ile güçlü bir protesto hareketine dönüştürmüş, ırkçı politikalara karşı ezilenlerin birleşik cephesiyle ortak hareket ederek sokak çatışmalarıyla hesap sormuştur. Oluşturulan ortak cephede bir yandan kendi yaşamlarına, geleceklerine sahip çıkan ezilenler, diğer yandan da Kürtler üzerinden yürütülen soykırım politikalarına militan bir kalkışmayla cevap olmuş, ırkçı/şovenist tutumlara yakıcı bir cevap vermişlerdir. Beka bahanesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin imha siyasetinin süreklileşmiş nesnesi kılınan Kürtlerin herhangi bir statü ve hak kazanımı elde edememesi için türlü savaşlar yürütülmüş ve hala da yürütülmektedir.

Türkiye burjuvazisinin silah ticareti üzerinden yürüttüğü kazançlı ekonomik alanın sönümlememesi için Kürtlerin barışçıl Ortadoğu mücadelesi her türlü gerici ittifakla oyun dışına atılmak istenmektedir. Aynı şekilde ezilen halkların demokratik ve barışçıl bir şekilde yaşam sürmesini kendi sömürgeci işleyişlerine tehdit gören emperyalist güçler Rojava’da elde edilecek bir statünün Ortadoğu’nun geneline sirayet etmesinin korkusuyla Kürtlere karşı yapılacak birçok katliama böylece alan açmakta, evrensel bir muhteva kazanmış Kürt realitesini büyümeden saldırıya açık hale getirmek istemektedir. Bu korku Kürtler üzerinden yürütülen vazgeçilmez bir politika olarak yıllardır aynı istikrarla işe koşulmaktadır. Çok iyi bilmekteyiz ki devletin başına hangi ırkçı oluşum geçerse geçsin Kürtlerin statü elde etmesi engellenmiş ve dahi bu temel bir görev olarak görülmüştür. Çok değil 6’lı masa denilen ve TÜSİAD sermayesinin temsilcisi olan burjuva partiler açıkladıkları deklarede Kürtler ve emekçilerin geleceği hakkında tek kayda değer hedef açıklamamıştır. Ez cümle iktidar da değişse bu sömürgeci/faşist düzen yıkılmadan ezilenler cephesinde değişecek çok şey de olmayacaktır.

Birçok dönem olduğu gibi bu dönem de Kürtler üzerinden yürütülen baskıcı politikalar kesintisiz devam etmektedir. Kürtleri sopalayarak diğer ezilen kesimlere de göz dağı veren mevcut iktidar HDP yöneticileri dahil olmak üzere devrimci/demokrat birçok özneyi gözaltına alarak tutuklamış, Kürtler başta olmak üzere tüm demokrasi güçlerine savaş açmıştır. Hem ulusal hem uluslararası düzeyde demokrasi mücadelesinin en güçlü bileşeni olan Kürt özgürlük mücadelesi türlü uygulamalarla bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Bu uygulamalar Kürtler nezdinde yeni değildir, zira Kürt halkı uzunca bir yıldır her türlü baskı ve asimilasyon politikasına karşı direnmiş ve bedel ödemiş bir halktır. Her savaştan galip çıkamasa da yenilmemiş, kendi politik ufkunu derinleştirmiş ve diğer ezilen halklara umut olmaya devam etmektedir.
Bu bağlamda ister Fransa’daki katliamlarda, isterse coğrafyamızdaki ırkçı politikalarda olsun bu saldırılar karşısında ne tür bir cevap üretileceği oldukça mühimdir. Artık ulusaşırı bir karakter kazanmış yeni kalkışma repertuarları Rojava’yla Chipas’ı, Sarı Yelekliler’le, Türkiyeli işçileri aynı bağlama endekslemiş, sömürgeci güçlere verilen mücadele hiç olmadığı kadar enternasyonal bir düzeye kavuşmuştur. Irkçılığa, sömürgeciliğe ve asimilasyona karşı halkların eşit ve birlikte mücadelesini büyümüş, devrimci güçler birbirlerine ilham kaynağı olmuştur. Bundan ötürü ezilenlerin mücadelesini birbirini güçlendirecek şekilde büyütmek ve yan yana getirmek gibi bir görevle karşı karşıyayız.

Halkların ve emekçilerin kendi geleceğini güvence altına alması, bütün ezilenlerin ortak cephesini oluşturması, her türden mücadele araçlarının örgütlenmesiyle mümkündür. Paris’teki ayaklanma bu bakımdan epey öğretici olmuştur. Ülkemiz için de yapılacaklar bellidir öyleyse. Başta Kürt halkı olmak üzere özgür dünya mücadelesi veren bütün bileşenler antifaşist bir güzergahı oluşturmak ve korumakla mükelleftir. Bu bakımdan temel kaygı ezilen halkların 3. Yol patikasını arşınlamak ve bu pratiği güçlendirmekten geçmektedir. Yaratılmaması sonucunda ise yaşayacaklarımız geçmişin acı deneyimlerini tekrarlamaktan öteye geçemeyecektir.

#Vive #Resistance #Kurde

Egemenlerin hakikati, ötekilerin direnişi: İmralı tecrit sistemine ‘Yeter artık’ demeliyiz

Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ile toplumsal çözümsüzlük doğru orantılıdır. Nitekim bilinmelidir ki; İmralı Ada Hapishanesi’ndeki tecrit derinleştikçe ülkedeki hak ve özgürlükler bu doğrultuda ortadan kalkmaktadır

Av. Eda Önal*

Derneğimize neredeyse her hafta İmralı tecridine dair röportaj talepleri geliyor. Tecridin hem hukuki hem sosyolojik hem de diğer disiplinlerde her türlü analizinin yapılıyor olmasına rağmen bu talepler veya her hafta bu konuya dair yayınlanan yazınlar bazı kişilerce konu kısırlığı veya tekrara düşülüyor şeklinde algılanıyor olabilir. Oysa hem bu taleplerde bulunan gazeteciler hem bu konuda söz söylemeye çalışan diğer kişiler yaşadığı ülkenin sorunlarının kilit noktasının İmralı tecridi olduğunun farkında. Hem bu kilidi kırma çabası hem de geleceğe bir hafıza oluşturma çabası ile muazzam bir ısrar söz konusu.
Bu hafıza sadece Kürtlerin hafızası da değil. Bu topraklarda yaşayan herkesin hafızası. Durkheim’in öğrencilerinden Fransız sosyolog Maurice Halbwach, toplumsal hafızanın, bireysel hatıralarının ötesinde aynı olaylara beraber tanıklık eden bireylerin yaşadıkları hatıraların buluşmasıyla ortaya çıkmakta olduğunu söyler. (1) James Werstch ise toplumsal hafızanın geçmişle olduğu kadar, bugün ve gelecekle de ilintili olduğunu anlatır ve “toplumsal hafıza, bir geçmişi inşa ederken, geçmişteki verilere göre hem bugünü hem de yarını inşa etmektedir” der. (2)

Hafızayı güçlendirmek

Dolayısıyla toplumsal hafızanın geçmişle olduğu kadar, bugün ve gelecekle de ilintili olduğunu anlatır. Bu doğrultuda hakikati tüm çıplaklığı ile gözler önüne seren toplumsal hafızayı oluşturmak için neyi hatırlamamız ve neyi unutmamız gerektiğinin bilinci ile hareket etmeli ve tekrar etme, hatırlama, anlama, yeniden inşa etme kavramları ile birlikte toplumsal hafızayı yeniden şekillendirmeliyiz. Bu kapsamda İmralı tecridinin yanı sıra hali hazırda devletin güvenlik politikaları adı altında sebebiyet verdiği ağır hak ihlallerinin, kötü muamele ve işkencelerin, kimliksizleştirme, asimile etme, yalnızlaştırma, hakikati çarpıtma çabalarının, toplumu bir bütün olarak tecrit etmeye yönelik tutumlarının kaynağının doğru ele alınması gerekmektedir. Ancak ben Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi olan bir hukukçu olarak bu yazıda; başta kilit noktası olarak andığım kilit noktasına yani İmralı tecridine ve geride bıraktığımız 2022 yılı içerisinde bu tecridin sonlandırılması için dernek olarak gerek iç hukuk yollarına gerekse de Uluslararası mekanizmalara yaptığımız çeşitli başvurulara odaklanmaya çalışacağım.

Sonuçsuz başvurular

Bilindiği üzere Sayın Abdullah Öcalan İmralı Ada Hapishanesi’nde 1999 yılından bu yana ağır bir tecrit altında tutulmaktadır. Bu tutulma halinin bize hukuk diye işaret edilen normlara uymadığı da yine aynı gerçeklikle ortadadır. Bizler hukukun bir tiyatroya çevrilmesine itiraz edip devletin hukukuna yine kendi hukuku çerçevesinde itiraz edip ÖHD olarak 2022 yılı içerisinde şu çalışmaları yürüttük:
* 26 Mayıs 2021 Tarihinde Sayın Abdullah Öcalan ile avukat ziyaretinin hukuka uygun koşullarda gerçekleştirilmesi için derneğimizin çağrısı ile bir imza kampanyası başlatılmış, bu çağrı sonucu toplanan 768 avukatın imzası ile İmralı Hapishanesi’ne gidiş önündeki engellerin ortadan kaldırılması için kamuoyuna çağrıda bulunmuştuk.

* 18 Eylül 2021 tarihinde ise İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Derneği, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Kuruluşu ve Çağdaş Hukukçular Derneği ile birlikte İmralı’da tecrit altında tutulan ve avukatları ile görüştürülmeyen Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş’a yönelik tutuma ilişkin İşkenceyi İzleme ve Önleme Komitesi’ne harekete geçmeleri için başvuruda bulunduk.

* 8 Mart 2022 Tarihinde Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Eş Genel Başkanlarımız, hukukun üstünlüğü ve savunma hakkının kutsallığı inancı ile İmralı Ada Hapishanesi’ne gitmek ve Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş ile görüşme yapmak üzere gerekli izinlerin verilmesi ve İmralı Ada Hapishanesi’ne gidiş koşullarının oluşturulması talebiyle Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Fakat bu başvuruya ilişkin herhangi bir yanıt verilmedi.

* 10.06.2022 Tarihinde aralarında kurum temsilcileri ve baro başkanlarının da bulunduğu 29 baroya kayıtlı 775 avukat ile İmralı F Tipi Hapishanesi’nde bulunan Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş ile 10.06.2022-17.06.2022 tarihleri arasında avukat ziyareti gerçekleştirmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunduk. Fakat yapmış olduğumuz başvuruya ilişkin herhangi bir yanıt verilmedi.

* Bizler ÖHD İstanbul Şubesi üyeleri 21.11.2022 Tarihinde İstanbul Barosuna, diğer şubelerimizdeki arkadaşlarımız bağlı bulundukları baroya çeşitli tarihlerde İmralı Ada Hapishanesinde tutulan ve 2 yıla yakın bir süredir kendilerinden haber alınamayan Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş iç hukuk ve uluslararası mevzuattan kaynaklanan haklarının temini için başvuruda bulunduk. Ancak İstanbul Barosuna yapmış olduğumuz başvuruya herhangi bir yanıt verilmedi.

Tecrit işkenceye dönüştü

Görüldüğü üzere özellikle iç hukukta başvurularımızın neredeyse tamamına olumlu veya olumsuz herhangi bir yanıt dahi verilmemektedir. Oysa İmralı Ada Hapishanesi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş’ın 25 Mart 2021 tarihinden bu yana dış dünya ile olan tüm bağları koparılmış, sağlık durumları, hukuki durumları, tutulma koşulları, pandemi ile ilgili tedbir koşulları gibi hiçbir konuda bilgi sahibi olunamamaktadır. İşkence yasağı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başta olmak üzere Evrensel İnsan Hakları bildirisinde, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ve daha birçok belgede düzenlenmiştir. AİHS’in 3. maddesinde “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz” denilmektedir. Mevcut koşullarda İmralı Ada Hapishanesinde işkence yasağını ihlal etmektedir. Bunun dışında aile ve özel hayata saygı ve haberleşme hakkı, adil yargılanma hakları da ihlal edilmektedir. İmralı Ada Hapishanesindeki hukuksal tıkanıklıklara, hak ihlallerine karşı başvurulacak etkili başvuru yolları da bulunmamaktadır.

Bir hukuk garabeti

İç hukukta ve Uluslararası hukukta tanınan mahpus hakları ve Mandela Kuralları (3) hiçe sayılarak Sayın Abdullah Öcalan Sn. Ömer Hayri Konar, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Veysi Aktaş’a uygulanan istisna infaz rejimini hukuk mantığı ile açıklamak bu noktada biz hukukçuları da oldukça zorlamaktadır. Kaldı ki hukuk fakültesinde hukuk eğitimi görmeyen herhangi bir yurttaş da İmralı Adası’ndaki durumu tarafsız bir şekilde değerlendirdiğinde ortada büyük bir hukuk garabetinin olduğunu yorumlayabilecektir. İmralı Ada Hapishanesi’nde insani, ahlaki, siyasi, hukuki norm ve yasalar görmezden gelinmektedir. Bizler hukuk mücadelesini sadece somut normlar üzerinden değil insanlık mirasının oluşturduğu adalet duygusunun üzerinde yükseldiği demokratik ahlaki toplum düzenini esas alan ve bu çerçevede hukukun normatif sınırlarını da zorlayan bakış açısı ile yorumlamaya çalışan özgürlükçü hukukçular olarak İmralı Ada Hapishanesi’nde yaşanan hukuk dışı uygulamaları, tıkanıklıkları ve belirsizlikleri hukuk mantığı ile açıklama çabasının ötesine geçerek politik anlamda izahatını da yapma gereği duyuyoruz. Zira İmralı Ada Hapishanesi, Türkiye, Avrupa ve dünyada eşi bulunmayan, en ağır düzeyde izolasyon, dolayısıyla insanlık dışı koşulların uygulandığı kapatma mekanı konumundadır.

Çözümsüzlüğün dayatılması

Bilinmelidir ki; Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ile toplumsal çözümsüzlük doğru orantılıdır. Nitekim bilinmelidir ki; İmralı Ada Hapishanesi’ndeki tecrit derinleştikçe ülkedeki hak ve özgürlükler bu doğrultuda ortadan kalkmaktadır. Tecrit öyle bir hal almış durumdadır ki tecridin topluma yansımasıyla; Türkiye ne yazık ki, yarı açık cezaevine dönüştürülmüş durumdadır. Toplumsal tecrit, hukuksal tecrit, ekonomik ve siyasal tecrit her yerde hüküm sürüyor. İran’da Mahsa Amini’nin ahlak polisleri tarafından katledilmesinden, TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına varan hiçbir toplumsal sorun Sayın Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecrit sisteminden azade değildir.

İmralı kilit noktasıdır

Bu nedenle Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit siyasetine son verilmeden; toplumsal barıştan, toplumsal özgürleşme ve çözümden söz edilmesi de mümkün olmayacaktır. Zira başta Kürt halkı olmak üzere aydın, sol-sosyalist, anarşist, feminist, demokratik tüm kesimlere kısacası kendini sisteme muhalif gören herkese yönelik hak ve özgürlükleri tamamen ortadan kaldıran politikaların “sıfır noktası” İmralı Ada Hapishanesi’dir. Kürt meselesi gerçekliği ve Sayın Öcalan’ın Kürt meselesinin çözümü noktasındaki misyonu çok önemlidir. Egemenler iktidar güçlerini güvence altına almak için Kürt meselesine karşı çözüm odaklı yaklaşmak yerine inkâr yolunu tercih etmektedir. Bu da Kürt meselesinde çözümün muhatabı olan Sayın Öcalan’a uygulanan ve her geçen gün daha da ağırlaştırılan tecrit sistemi ile karşımıza çıkmaktadır. Kaldı ki; Sayın Abdullah Öcalan Kürt meselesinde her zaman müzakere, diyalog, çözümden yana olmuştur. Sayın Öcalan ile diyalog kurulan tüm süreçler siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel her açıdan daha özgür-birlikte zamanlar olmuştur. Fakat Sayın Abdullah Öcalan ile diyalog kurulamayan süreçlerde şu anda içinde bulunduğumuz siyasi konjonktürde de olduğu gibi toplumsal baskı iklimi hakim olmaktadır. Bizlerde başta Türkiye halkları olmak üzere tüm Ortadoğu halklarını olumsuz anlamda etkilediğine bizzat tanıklık etmekteyiz.

‘Yeter artık’ demeliyiz

İmralı’daki hakikatin, gerçekliğin toplumdan gizlenme çabasına karşılık, toplumsal bir hafıza oluşturmak bu noktada da önem arz etmektedir. Zira egemenlerin resmi arşiv ve belgeler üzerinden ilerleyen sistematik olarak yok eden tarih anlayışı ve toplumsal hafızasızlık dayatmasına karşılık; egemenlerin kapsam dışı bıraktıkları tüm hakikat ve gerçeklikler ile toplumsal hafızayı oluşturmak gerekmektedir. Egemenlerin hakikati ile ezilenlerin-ötekilerin hakikatinin aynı olmadığını, bize hakikat olarak dayatılmaya çalışanın hakikat olmadığının ayırdında olmak gerekir. Kadir İnanır “İsyan” adlı filminde canlandırdığı Apo karakterinin Sayın Abdullah Öcalan olduğu gerekçesiyle yasaklanmasına ilişkin verdiği bir röportajında ; “Siz eğer bir ülkede yaşayan insanların bir bölümünü o ülkenin ‘öteki’ vatandaşı gibi iteler, hor görür, adaletsiz bırakırsanız, birileri de gelir bu işlerin böyle olmadığını söyler ve bunun kavgasını yapmaya başlar” demiştir. Kadir İnanır’ın da dediği gibi eğer bir halk sürekli ötekileştirilmeye, yalnızlaştırılmaya, kimliksizleştirilmeye çalışılırsa; sonucunda bir karşı duruş ve direniş ile karşılaşmak kaçınılmaz olur. Bu nedenle kendini bu çürümüş sisteme muhalif gören herkesin bir karşı duruş ve direniş sergileyerek İmralı Ada Hapishanesi’nde uygulanan tecrit işkencesine karşı ses olması gerekmektedir. İmralı Ada Hapishanesi’nde yaşanan tecrit koşullarını sıradanlaştırmamalı, tecride alışmamalı, bu anlamda toplumsal belleğimizi canlı tutarak hep beraber tecride karşı “Yeter Artık” demeliyiz.

* Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Yöneticisi

1- https://core.ac.uk/download/pdf/228065991.pdf>
2- https://core.ac.uk/download/pdf/228065991.pdf>
3- Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları

#Egemenlerin #hakikati #ötekilerin #direnişi #İmralı #tecrit #sistemine #Yeter #artık #demeliyiz

Üç kadının katili Necati A., tutuklandı

Saruhan ilçesinde 3 kadını katleden fail Necati A., tutuklandı. Failin daha önce de iki kadını katlettiği belirtildi

Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde, birlikte yaşadığı kadını katleden fail Necati A., (65) tutuklandı. İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yapılan ihbar sonucu İstasyon Mahallesi’nde metruk bir binanın girişine arama yapan polis, Mutlu M.’nin (60) cesedine ulaşıldı. Mutlu M.’nin cenazesi İzmir Adli Tıp Kurumuna gönderildi.

Başlatılan soruşturma kapsamında fail Necati A, gözaltına alınarak tutuklandı.

Failin 1984 yılında ilk eşi Emine A. öldürdüğü, cezaevinden tahliye olduktan sonra da 2003 yılında ikinci eşi Fatma A’yı öldürdüğü ortaya çıktı. Sanığın, 2 yıl önce Kovid-19 tedbirleri kapsamında şartlı tahliye edildiği, yaklaşık 1 aydır da Mutlu M. ile dini nikahlı yaşadığı öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Üç #kadının #katili #Necati #tutuklandı

HDP’den Kobanê Davası açıklaması: İktidar seçimlerde avantaj sağlama amacında

Kobanê Davası’nda savunmalar alınmadan mütalaa kararına tepki gösteren HDP MYK, ‘Mahkeme heyeti, davaya dair karar verme sürecini hızlandırma niyetini açıkça belli etmiştir. Bu tutum mahkeme heyetinin AKP-MHP iktidarının siyasi çıkarına hizmet ettiğini göstermektedir’ açıklaması yaptı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Kobanê Davası’nda partinin eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın savunma yapmadan mahkeme heyetinin savcının esas hakkında mütalaa vermesi yönündeki kararına ilişkin açıklama yaptı.

“Tüm kamuoyuna duyuruyoruz; Kobanî Kumpas Davası ile Türkiye’de siyaset dizayn edilmek isteniyor. Buna izin vermeyeceğiz!” başlıklı açıklamada, “Türkiye’de yargı eliyle yürütülen siyasi soykırım operasyonlarından biri olan Kobanî Kumpas Davası, ulusal ve uluslararası hukuk tarihine rezalet olarak geçecek gelişmelerle devam ediyor. Türkiye’de hukukun askıya alındığı, demokratik siyaseti tasfiye girişiminin AKP-MHP iktidarı ve yargı eliyle nasıl ilmek ilmek örüldüğü bu dava ile bir kez daha görülmüştür” ifadelerine yer verildi.

‘Mahkeme karar verme sürecini hızlandırma niyetini belli etmiştir’

AKP-MHP iktidarı tarafından görevlendirilen mahkeme heyetinin Yüksekdağ ve Demirtaş’ın da dahil olduğu çok sayıda siyasetçinin savunmalarını almadan savcının mütalaa vermesi yönündeki kararına değinilen açıklamada, “Bilinmelidir ki yargılama tarihinde, savunma yapmaya hazır olanların beyanları alınmadan mütalaa verildiği başka bir örnek yoktur. Kumpas davasında delillerin değerlendirilmemesine ve sorgu yapılmamasına ilişkin skandal kararlar veren mahkeme heyeti, davaya dair karar verme sürecini hızlandırma niyetini açıkça belli etmiştir. Bu tutum mahkeme heyetinin AKP-MHP iktidarının siyasi çıkarına hizmet ettiğini göstermektedir. Bu durumda mahkeme heyeti açıkça ihsas-ı reyde bulunmaktadır” denildi.

‘Hukuk askıya alındı’

Davada hukukun askıya alındığı vurgulanan açıklamada, “AKP-MHP iktidarının yönlendirdiği Kobanî Kumpas Davasında hukukun askıya alındığı bu gelişmeleri, HDP’ye yönelik kapatma davasıyla paralel düşünmek gerekmektedir. Meşru ve hukuki tek bir dayanağı olmayan HDP kapatma davasına, Kobanî Kumpas Davasıyla dayanak oluşturmaya çalışan AKP-MHP iktidarı, demokratik siyaseti imkânsız kılma ve 2023 yılı seçimlerinde haksız bir avantaj sağlama amacındadır” diye belirtildi.

Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: “Demokratik siyaseti engelleyerek seçimi kazanma tutumunun hedefi sadece HDP değildir. AKP-MHP iktidarının elinde kırbaç konumunda olan yargı üzerinden bir bütün olarak demokratik siyaset tasfiye edilmek istenmektedir. HDP ve HDP’li siyasetçilerle başlayan hukuku askıya alma süreci, tüm muhalefeti ve demokratik kamuoyunu kapsayacak şekilde genişleyecektir. Nasıl ki, DBP ve HDP’li belediyelere kayyım atanmasıyla başlayan süreç, üniversitelere ve tüm muhalif belediyelere genişletildiyse HDP’ye yönelik bu kumpasların da tüm muhalefeti içerecek şekilde genişlemesi kaçınılmazdır.

Demokrasi güçlerine çağrı

AKP-MHP iktidarının kurduğu bu karanlık oyuna karşı başta Türkiye halkları olmak üzere tüm demokrasi güçlerini ve muhalefeti, hukukun askıya alınması ve demokratik siyasetin tasfiye edilmesi karşısında teyakkuz halinde olmaya, demokratik tepkisini yükseltmeye çağırıyoruz. Bugün kumpas davalarına karşı durmak sadece HDP’yi savunmak değil, demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri ve Türkiye’nin geleceğini savunmaktır.”

#HDPden #Kobanê #Davası #açıklaması #İktidar #seçimlerde #avantaj #sağlama #amacında

Çavuşoğlu Suriye ile ikinci görüşme için tarih verdi

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kürtlerin pazarlık konusu olduğu Suriye ve Rusya ile yapılan üçlü bakanlar toplantısı için Ocak ayını işaret etti

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kürtlerin pazarlık konusu olduğu Suriye ve Rusya ile yapılan üçlü bakanlar toplantısına ilişkin açıklama yaptı.

İkinci bir görüşmenin yapılabileceğini ifade eden Çavuşoğlu, ocak ayının ikinci yarısına işaret etti.

Görüşmenin yerinin nerede olacağının belli olmadığını belirten Çavuşoğlu, “Moskova olabilir veya üçüncü ülke olabilir” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Çavuşoğlu #Suriye #ile #ikinci #görüşme #için #tarih #verdi