Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Dersimde yoğun yağışlar yolları kapattı!

Dersim’de son günlerde etkili olan yoğun yağışlar, Munzur Suyu’nun debisini artırdı ve birçok yolu sular altında bıraktı. 5 Mayıs 2026 tarihinde meydana gelen bu doğal olay, bölgenin zorlu hava koşullarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Son yılların en soğuk kışını geçiren Dersim, baharın gelmesiyle birlikte karların erimesi ve sağanak yağışlarla karşılaştı. Bu durum, özellikle Ana Fatma Ziyareti’nin önündeki yolda kaymalara neden oldu. Yağışların devam etmesi, bölgedeki ulaşımı olumsuz etkiliyor.

Yerel halk, sular altında kalan yollar nedeniyle ulaşımda zorluklar yaşarken, yetkililer de durumu yakından takip ediyor. Bu tür doğal afetlerin önlenmesi veya etkilerinin azaltılması adına gerekli önlemlerin alınması bekleniyor.

Dersim’in doğal güzellikleri ve ekosisteminin korunması için bu tür olaylar, kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Bölge insanının yaşadığı bu zorlukların üstesinden gelinmesi ve dayanışma ruhunun güçlenmesi önem taşıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersimdeki yoğun yağışlar, doğal afetlerin bölgedeki zayıf altyapıyı nasıl etkilediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tür olaylar, sadece iklim değişikliğinin değil, aynı zamanda insani ihmallerin de sonucudur. Alevi toplumunun dayanışma ruhu, bu zorlu günlerde daha da önem kazanmakta; herkesin eşit şekilde desteklenmesi gerekmektedir. Ulaşımda yaşanan aksaklıklar, ayrımcılığa ve dışlanmaya karşı duruşumuzu güçlendirmeli, mağduriyetlerin giderilmesi için acil önlemler alınmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Katliamı’ndan bir yaprak: Axzunik köyü Cevdet Konak

Kamîya mordemî binê zonê mordemî de nimite ya.
(İnsanın kimliği dilinin altında gizlidir.)

Dersim, yüzyıllardır müstevli güçlerin hedefindedir. Lakin derviş mekânı, muktedire karşı eşsiz bir direniş sergilemiştir. Osmanlı Devleti’nin “fütuhhat” politikası dahi bu toprağın kutsiyeti karşısında çaresiz kalmıştır. Tıpkı Alişer’in Dersim için yazdığı gibi “evliyalar gülüdür, zalimler dermez”.

Muktedirin Dersim’e dönük sistematik tagallüp (boyun eğdirme) siyasetinin anatomisi 1848 yılına kadar uzanmaktadır. Dersim sancağının kurulmasının asıl amacı kentin bir statüye kavuşması değil, “temdin” edilmesidir. Hiç şüphesiz otokrasinin literatüründe temdin, yani medenileştirmek otokton unsuru egemen güç karşısında etkisiz hale getirmektir. 1850-51 yılından itibaren dönem dönem Dersim’e yönelik organize edilen askeri “operasyonların” amacı bir anlamda yerli iradeye boyun eğdirmektir.

Monarşinin yerine 1923’ten itibaren “cumhuriyetin” ilan edilmesi, müesses nizamın hedefinde bir değişiklik oluşturmamıştır. Padişah Kanuni Süleyman’ın vecizesi “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi” nasıl Dersim için bir anlam ifade etmediyse, Kemalist rejimin “cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” vecizesi de içi boş bir midye kabuğundan öteye gidememiştir. Daha ilk yıllarından itibaren cumhuriyet, kimsesizleri mülk sahibi sınıfın “kahyası” haline getirmiş; farklı etnisiteleri öğüten bir “kremasyon fırını”na dönüşmüştür. 1921 Koçgirî katliamı, 1926 Qoçan harekâtı, 1930 Pilêmurîye (Pülümür) harekâtı ve ardından 1937-1938 Dersim Tertelesi bu fırının nasıl işlediğinin nişaneleridir.

Kemalist rejimin “serafim meleklerinin” ortaklaşa dizayn ettikleri Dersim Katliamı, her yönüyle bir etno-dinsel kırımdır. Ne var ki katliamın faillerinden biri olan Abdullah Alpdoğan, asıl hedefi şu emirle tarif etmiştir: “Ermenilerin kökünü kuruttuk, bir tek bu Kürtlerle Kızılbaşlar kaldı. Çocuklarınızın bu ülkede mutlu yaşamasını istiyorsanız, acımadan öldüreceksiniz. Cumhurreisimiz ‘taş üstünde taş bırakmayın, yakın yıkın’ talimatı vermiştir.”

Katliamda teyyarelerden atılan bildirilerden birinde “kurtuluş ve selamet yolu devletin kucağına iltica edip şefkat istemektir” ibaresi geçiyordu. Muhtemelen bu bildirilerin dağıtıldığı köylerden biri de Dersim Xozat’a bağlı Axzunik köyüydü. Burası aynı zamanda benim de doğup büyüdüğüm köydür. 17 Ağustos 1938’de bu köyde yaşanan katliam, aslında devletin “şefkatinin” ne olduğunu gözler önüne sermiştir. Köyde herhangi bir “isyan” olmamasına rağmen halkın maruz kaldığı kıtal-ı mukatele (Allah yolunda askeri savaş) şefkat maskesini düşürmektedir. Esasen sömürgeci erkin Axzunik’e beslediği husumetin bir öyküsü vardır. Mesela husumetin “gözelerinden” biri 1915 Ermeni Soykırımı’dır. Katliamdan kaçan Ermenilerin bir kısmının bu köyde toplanması ve oradan Rus cenahına geçmesi, muktedirin hafızasında “silinmez” bir iz bırakmıştır. Yine bu köyde doğan Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey’in siyasi tutumu ve mücadelesi, devlet erkanının tarihsel belleğinde kalıcı bir hasar bırakmıştır. Nuri Dersimi’nin babası Mele İbrahim’den medrese eğitimi alan, İstanbul’da aşiret mektebinde okuyan, hem orduda hem de siyasi arenada önemli görevler ifa eden, hem meclis-i mebusanda hem de TBMM’de mebusluk yapan ve 1925 yılında Şeyh Said Direnişi’ne destek verdiği gerekçesiyle idam edilen Hasan Hayri Bey’in hayat felsefesi, muktedirin metabolizmasını bozmuştur.

Axzunik’te hasıl olan katliamın en mühim tanıklarından biri kuşkusuz Hıdır Çakmak’tır (Xidê Birayê Çaqî). Birkaç yıl önce Hakk’a yürüyen Çakmak, kendisiyle yapılan bir röportajda Dersim Tertelesi döneminde 9-10 yaşlarında olduğunu ifade etmektedir. Onun anlatımına göre asker, 17 Ağustos 1938’de öğleden sonra saat 16.00-17.00 gibi köye giriş yapmıştır. Aslında Axzunik’ten önce Taşkîrek, Segedîk, Peyîk, Urcêq, Hopa Axce gibi köylerde bir “katl û nehb” yani katliam ve yağma yaşanmıştır. Üstelik Axzunik’te yaşayanlar bu müessif panoramayı çaresizce izlemek zorunda kalmıştır. Acaba birkaç saat içinde bir savunma yapılabilir miydi? Gördüğümüz kadarıyla Qerebalan Aşiret Reisi Mehmet Ali Ağa, bizzat konağının olduğu köye herhangi bir müdahalenin olmayacağı konusunda kendinden emindir. Yani önceden tehlikenin farkındadır. Lakin işgalciyi yeterince tanımadığı, duygusal yaklaştığı, hatta aşiretin silahlarının büyük çoğunluğunu muktedire teslim ettiği ve “a cardinale mistake” yani fahiş bir hata yaptığı düşünülmektedir. Mehmet Ali Ağa, aslında 1925 yılında amcasının oğlu Hasan Hayri Bey’in idam edilmesiyle birlikte daha tedbirli ve dikkatli olmalıydı. Karşısında “Kürt halkına sürekli karmaşık labirentler oluşturan usta bir porsuk” olduğunu anlamalıydı. Nitekim 17 Ağustos’ta bu porsuk bizzat Mehmet Ali Ağa’ya “labirent” kurmuştu. Yine Hıdır Çakmak’ın verdiği bilgiye göre Mehmet Ali Ağa ve oğlu Veysik köyden alınmış; önce kendisi Kilise köyü civarında, ardından oğlu Xozat’ta öldürülmüştür. Oğlu Veysik, Taner köyü tarafında olmasına rağmen, saklanma olanağı olmasına rağmen Xozat’a gitmiş ve muktedirin “azabına” uğramıştır.

Yine Hıdır Çakmak’ın verdiği malumata göre Kilise’ye doğru götürülen kafileye İbrahim Ağa (İbrahim Kanko) da dahil olmak istemiş ancak huysuz ve semer kabul etmeyen tayı onu bir anlamda kurtarmıştır. Taya semer vurmakla iştigal eden ve kafileyi kaybeden İbrahim Ağa, bir süre sonra köydeki kargaşayı fark etmiş ve katliamdan sağ çıkmayı başarmıştır. Ama ailesinden 12 kişiyi kaybetmiştir. Üstelik bu insanlık dışı anları tarifi zor bir keder içinde uzaktan izlemek zorunda kalmıştır. Aynı İbrahim Ağa, ömrünün son yıllarına kadar katliamın yaşandığı tarladan üzüm bağına doğru her gittiğinde yüksek sesle hüzünlü ağıtlar yakıyordu. İbrahim Ağa’nın kardeşi Haydar Kang da bu dönemde İstanbul’da olduğu için kurtulmuş ama katliamın acısını derinden yaşamıştır. TBMM’ye gönderdiği 4 dilekçede (ilk dilekçe 1949 yılında gönderildi) dikkate nazır ayrıntılar takdim etmekte ve üst düzey devlet erkanının yargılanmasını talep etmektedir. Aslında Haydar Kang’tan önce kardeşi İbrahim Ağa’nın Nisan ve Ağustos 1939’da iki telgraf gönderdiği düşünülmektedir. Lakin herhangi bir cevap alınmamıştır. Haydar Kang, ailesinden 12 kişi olmak üzere toplam 170 Axzuniklinin katledildiğini ve yakıldığını yazmaktadır. Katledilenler arasında 70 çocuğun olduğu belirtilmektedir. Haydar Kang dilekçelerinde Başvekil Celal Bayar, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, katliamı bizzat idare eden 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay ve Umum Müfettiş Abdullah Alpdoğan gibi isimlerin katliamın asıl failleri olduğunu ve haklarında kanuni takibat yapılmasını istemektedir. Maalesef Haydar Kang’ın talepleri karşılık bulmamış ve devlet ricali verdiği cevapta Axzunik’te katliam değil, “çatışma” yaşandığını ifade etmiştir.

Axzunik’te vuku bulan kıyımda özellikle Hıdır Çakmak’ın hayat hikayesi oldukça hüzünlüdür. Annesiyle birlikte kurşuna dizilecek tarlaya götürülüyor ama neler olacağını çok da tahmin edemiyor. Asker, kadınları taramaya başlayınca annesini kaybediyor ve süngülenmesine rağmen annesinin bedeni altında kurtuluyor. Kendisiyle birlikte bir Ermeni kız çocuğunun da kurtulduğunu söylüyor. Onun verdiği bilgiye göre bu dönem Axzunik’te Ermenilere ait 15 hane bulunmaktaydı. 1915 Soykırımı’ndan kurtulanlar bu kez yeni bir ırkçı kasırga ile karşı karşıya kalmıştı. Gördüğümüz kadarıyla kahir ekseriyet katledilmiş. Köyde hala onların adını taşıyan bazı gayrimenkuller var. Mesela hêgayê Garî (Garo’nun tarlası), hêgayê Hovannesî (Hovannes’in tarlası), hêgayê Meryeme (Meryem tarlası) vb. Bu topraklar, onların hatırası olarak Axzunik’in hafızasında kalıcı bir etki bırakmıştır.

Hıdır Çakmak, 8 gün 8 gece dışarda kalıyor; yukarıda bahsettiğimiz İbrahim Ağa’nın üzüm bahçesindeki üzümlerle ayakta kalıyor. Burada 2 askere denk geliyor, ancak bu askerler onun korktuğu “türden” çıkmıyor. İkisinin Kürtçe (Kurmanci) konuştuğunu, merhametli olduğunu ve kendisine yiyecek bıraktığını anlatıyor. Dersim Tertelesi’nde bu tür örnekler zaman zaman karşımıza çıkmaktadır. Mesela Abdullah Alpdoğan’ın koruması Ali Öz’ün bir mektubunda, Amedli bir askerin (Diyarbakırlı Salih olarak biliniyor) Alpdoğan’ın “çocukları öldürün” emrine uymadığı gerekçesiyle kurşuna dizildiği bilgisi geçmektedir. Kürdistan’ın diğer kentlerinden gelen Kürt gençlerinin katliam karşısında duygusal olarak zor anlar yaşadığı bir gerçektir. Bazı kaynaklarda Ankara yönetiminin “zımni” olarak Dersim dışındaki Kürt kentlerinde “cihat” propagandası yaptığı ve dini hassasiyeti istismar ettiği yazılmaktadır.

Sonuç olarak, Axzunik’te meydana gelen insanlık dışı imha, bir “katliamlar kumkuması” olan cumhuriyetin tarihinde kara bir leke olarak kalacaktır. Hıdır Çakmak’ı süngüleyenler ve süngüleme emrini verenler, nasıl amaçlarına ulaşamadılarsa; günümüzün Celal Bayarları, Kazım Orbayları, Şükrü Kayaları, Abdullah Alpdoğanları da amaçlarına ulaşamayacak. Yine Alişer’in dediği gibi “Aslanlar yurdudur Dersim, tilkiler giremez.”

*Dersim Belediyesi Eşbaşkanı

yeni yaşam gazetesi

Dersim Tertelesi’nin 89. Yılı Anma Etkinliği Yapıldı

Almanya Parlamentosu, Dersim Tertelesi’nin 89. yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bu anlamlı etkinlik, DKG – Dersim Tarih ve Kültür Merkezi öncülüğünde gerçekleştirildi. Anma sırasında, Dersim’de katledilenler dualarla anılarak inançsal ritüellerle ortak hafızanın önemi vurgulandı.

AABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek, etkinlikte yaptığı konuşmada, Dersim 1937-38 Tertelesi’nde hayatını kaybeden canları anmak üzere bir araya geldiklerini belirtti. İçlek, Kırmancki, Almanca ve Türkçe olarak dualar ettiklerini ve lokmalarını paylaştıklarını ifade etti. Etkinliğe AABK İnanç Kurulu Başkanı Ecevit Emre Dede, AABF İkinci Başkanı Deniz Kaşal, AABF İnanç Kurulu İkinci Başkanı Hasan Doğan Dede ve Berlin Cemevi İnanç Kurulu Başkanları gibi birçok önemli isim katıldı.

İçlek, etkinlikte emeği geçenlere teşekkür ederek, özellikle Dersim davası için uzun yıllar boyunca mücadele eden ve Dersim’in çığlığını Almanya Parlamentosu’na taşıyan DKG emekçilerini selamladı. Anma, hem tarihsel bir hatırlatma hem de inanç ve hafıza bağlarının güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahipti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı anma etkinliği, tarihsel hafızanın ve inançsal bağların güçlendirilmesi adına önemli bir adım olmuştur. Almanya Parlamentosunda gerçekleşen bu anlamlı buluşma, Alevilik inancı ve kültürü adına duyulan özlemi bir kez daha gözler önüne serdi. Tarihsel adaletsizliklerin hatırlanması, sadece Dersim için değil, tüm Alevi toplumu için bir umut ve dayanışma çağrısı niteliğindedir. Bu tür etkinlikler, mazlumun sesini duyurmanın ve ezilenlerin yanında olmanın önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Katliamının 89. yılı Mersin Cemevinde anıldı

Mersin Cemevi’nde, 4 Mayıs 1937 tarihinde gerçekleşen Dersim Katliamı’nın 89. yıl dönümü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlendi. Anma, Mersin Cemevi Kadın Komisyonu ve yönetimi tarafından gerçekleştirildi. Etkinlikte, katledilenlerin anısına çerağ uyandırıldı ve adalet ile hakikatle yüzleşmenin önemi vurgulandı.

Etkinlikte yapılan konuşmalarda, Dersim Katliamı’nın yalnızca bir halkın değil, tüm insanlığın ortak hafızası olduğu belirtildi. Anmanın önemine değinilerek, “Geçmişe takılı kalmak değil, geleceği daha adil ve merhametli kurabilmek için hatırlamak şart” ifadeleri kullanıldı.

Katılımcılar, acıyı yarıştırmadan, insanlığı büyüten bir dil ile anmanın gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getirerek, “Unutmadık, unutturmayacağız” mesajını verdiler. Bu tür anmaların, geçmişte yaşananların bilinmesi ve toplumda adalet arayışının sürdürülmesi açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Katliamının 89. yılı anma etkinliği, geçmişin acılarını unutmadan, adalet ve hakikatle yüzleşmenin önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Alevilik inancının özünde yatan merhamet ve adalet duygusu, bu tür anmalarla pekişmektedir. Unutmadık, unutturmayacağız diyerek, geçmişte yaşananların bilinmesi ve toplumsal adalet arayışının sürdürülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu etkinlik, yalnızca Dersim halkının değil, tüm insanlığın ortak hafızasının bir parçası olarak önem taşımaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersimin tarihi tanıkların hafızasında saklıdır!

Dersim Tertelesi’nin 89. yıldönümünde, Pir Rıza Yağmur, Paris’teki Alevi Anıtı önünde yaptığı konuşmada hakikatlerin tanıkların hafızasında saklandığını vurguladı. 1937-1938 yıllarında Dersim’de yaşanan ve on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan bu trajedinin tarihinin, resmi belgelerle değil, bizzat katliamı yaşayanların anlatımlarıyla yazılması gerektiğini ifade etti.

Yağmur, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Alevi toplumunun önemli bir rol üstlendiğini, ancak zamanla bu topluluğun ağır bedeller ödediğini belirtti. Hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyet döneminde Alevilerin çok sayıda katliam ve baskıya maruz kaldığını hatırlattı. Dersim’de yaşananların sadece bir güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını ve bu olayların toplumsal bir boyutunun bulunduğunu dile getirdi.

Konuşmasında, o dönemde sürgün edilen ve katliamı yaşayanların hâlâ hayatta olduğunu hatırlatan Yağmur, “Dersim’in tarihi, arşivlerin kapatılmasıyla değil, o insanların tanıklıkları dinlenerek yazılabilirdi” dedi. Aleviliğin, özellikle ulaşılması güç coğrafyalarda ocaklar aracılığıyla korunabildiğini belirterek, bu yapının tarihsel olarak hem inancı hem de kimliği ayakta tutma işlevi gördüğüne dikkat çekti.

Yağmur, Dersim’deki kırımlar sırasında toplumsal dayanışmanın zayıf kaldığını da ifade ederek, geçmişte yaşanan kopuklukların günümüzde hâlâ etkisini sürdürdüğünü belirtti. Anma etkinliğine katılan Hozan Cömert de, Dersim coğrafyasındaki acıları dile getirerek ağıtlar seslendirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi’nin 89. yıldönümünde Pir Rıza Yağmurun konuşması, Alevi toplumunun tarihine dair unutulmaması gereken gerçekleri bir kez daha gözler önüne serdi. Resmi belgelerle değil, bizzat yaşananların tanıklıklarıyla yazılması gereken bu tarih, sadece bir güvenlik meselesi değil, derin toplumsal yaraların ifadesidir. Alevilik, bu topraklarda yaşanan acıları ve direnişleri korumak için bir arada durmanın ve dayanışmanın simgesidir; bu nedenle her türlü ayrımcılığa karşı durmalı ve mazlumların yanında yer almalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Tertelesi için TBMMde önerge verildi!

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dersim Tertelesi’nin 89. yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) bir önerge sundu. Fırat, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan ve 13 bin 160 kişinin katledilmesine, 12 bin kişinin sürgün edilmesine neden olan bu sürecin yarattığı tahribatın onarılması ve hakikatlerin açığa çıkarılması için Meclis’i sorumluluk almaya çağırdı.

Önergesinde, Dersim’de yaşananların izlerinin halen taze olduğunu belirten Fırat, Seyit Rıza ve diğer mağdurların mezar yerlerinin gizli tutulmasını vicdani ve hukuki bir yara olarak nitelendirdi. 2012 yılında 5 bin 233 mağdur yakınının TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığı başvurunun 11 yıl sonra yanıtlandığını hatırlatan Fırat, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “devlet adına özür dileme” açıklamasının ardından bu başvuruların nasıl bir muameleye tabi tutulduğunu eleştirdi.

Fırat, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a yönelttiği sorularla, 4 Mayıs günü resmi bir taziye ve anma mesajı yayımlanıp yayımlanmayacağını ve mağdur yakınlarının talepleri doğrultusunda yeni bir komisyon kurulup kurulmayacağını sordu. Bu sorular, TBMM’nin tarihsel sorumluluğunu yerine getirmesi açısından büyük önem taşıyor.

Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde yapılan bu açıklamalar, hem toplumsal yüzleşme hem de hakikatlerin ortaya çıkarılması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Fırat, bu tür girişimlerin, Alevilik ve diğer inanç gruplarının haklarının tanınması ve eşit yurttaşlık ilkesinin güçlendirilmesi için kritik olduğunu vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı, unutulmaması gereken bir acının hatırlatıcısıdır. TBMM’de sunulan önerge, tarihsel sorumluluğun gerekliliğini ortaya koymaktadır. Alevi toplumunun yaşadığı travmanın onarılması ve hakikatlerin açığa çıkarılması, sadece Dersim için değil, tüm mazlumlar için adalet arayışının bir parçasıdır. Bu süreçte, mağdur yakınlarının taleplerine duyarsız kalınmaması ve yeni adımlar atılması, toplumun birlik ve beraberliği açısından elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Tertelesi anmaları Avrupada yapıldı

Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen anma etkinlikleri ile Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anıldı. 4 Mayıs 2026 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinde gerçekleştirilen etkinlik, Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve İsviçre Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB-İ) tarafından organize edildi. Etkinlik, Pir Vakkas Urul’ın okuduğu gulbang ile başladı ve ardından bir sinevizyon gösterimi yapıldı. FEDA Bern temsilcisi Ali Çalışkan’ın ağıt yakmasının ardından, FEDA Eşbaşkanı Songül Aslan, Şahin Polat ve Hatice Altınışık konuşmalar yaptı. Konuşmalarda, Dersim Soykırımı’nın Aleviler açısından tarihsel bir kırılma olduğu ve katliamların uluslararası alanda tanınması gerektiği vurgulandı.

Viyana’da düzenlenen anma etkinliğinde ise Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gulbang ile başlanarak, Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik’in konuşmasıyla devam edildi. Çelik, Dersim Soykırımı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam olmadığını, etkilerinin günümüzde Alevi toplumu üzerinde sürdüğünü ifade etti. Bu bağlamda, geçmişle yüzleşme ve unutmama konusunda mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.

Bu anmalar, Dersim Tertelesi’nin anısına düzenlenerek, toplumsal hafızanın canlı tutulmasını amaçlıyor. Etkinliklerde, yaşananların unutulmaması için birlik ve dayanışma mesajları verildi. Anmalara katılanlar, asimilasyon politikalarının sürdüğüne dikkat çekerek, tarihsel ve toplumsal yüzleşmenin önemini vurguladılar.

Her iki etkinlikte de lokmaların paylaşılması ile sona erildi. Bu anmalar, Alevilik inancının ve Dersim’in tarihinin unutulmaması adına önemli bir adım olarak değerlendirildi. Katılımcılar, geçmişte yaşanan acıların gelecekte tekrar etmemesi için hakikat arayışının devam etmesi gerektiğini ifade ettiler.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi anmaları, Avrupanın dört bir yanında Alevi toplumu için bir dayanışma ve hafıza eylemi olarak gerçekleştirildi. Bu etkinlikler, geçmişte yaşanan acıların unutulmaması ve Dersim Soykırımının uluslararası alanda tanınması gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Alevilik inancının özünde barındırdığı adalet ve eşitlik arayışı, bu anmalarda yankı buldu ve toplumun bir arada yaşama iradesini güçlendirdi. Unutulmaz bir tarih karşısında sessiz kalmak, adaletsizliğe ortak olmaktır; bu nedenle hafızamızı diri tutmak ve mücadeleyi sürdürmek elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Ali Köylüce “Toplumundaki sorunlar yapısal bir dönüşümün sonucu”

ANF’den İshak Dursun’un yaptığı röportajda tarihçi-yazar Ali Köylüce, Kürt illerinde son yıllarda artan uyuşturucu, çeteleşme, toplumsal yozlaşma ve Gülistan Doku dosyası üzerinden süren “cezasızlık” tartışmalarını değerlendirdi.

Köylüce, yaşananların yalnızca adli olaylar olarak ele alınamayacağını belirterek, bunun “toplumsal kültürü zayıflatan daha geniş bir siyasal ve sosyolojik dönüşümün parçası” olduğunu söyledi.

Kürt toplumunun tarihsel olarak güçlü bir “kültürel alan koruma” refleksine sahip olduğunu ifade eden Köylüce, son yüzyılda yaşanan politik süreçler, zorunlu göç ve güvenlik uygulamalarının bu yapıyı zayıflattığını savundu.

1970’lerden itibaren hızlanan kırdan kente göçle birlikte toplumsal yapının değiştiğini belirten Köylüce, uyuşturucu, fuhuş ve çeteleşme gibi olguların da bu süreçte yaygınlaştığını dile getirdi.

Gülistan Doku dosyasını örnek gösteren Köylüce, “cezasızlık algısının” toplumsal sorunları derinleştirdiğini ve benzer vakaların çoğunun görünür olmadığını ifade etti.

Gençlik kültürü, kafe yaşamı ve medya etkisinin de toplumsal değerlerde dönüşüm yarattığını söyleyen Köylüce, çözüm için sivil toplum, yerel yönetimler, akademi ve siyasi yapıların ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

röportajın tümü için tıklayınız…

DAD, Dersim Katliamını anarak adalet talep etti!

Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 4 Mayıs tarihini anma etkinlikleriyle gündeme taşıdı. DAD Genel Merkezi, 1937 yılında başlayan ve Dersim halkına yönelik gerçekleştirilen soykırımın bugün hala etkilerini sürdürdüğünü vurguladı. Açıklamada, “Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyumlar ve kadın kırım politikaları bu durumun en somut kanıtlarındandır” denildi.

Açıklamada ayrıca, bu tarihlerin halk için tarihsel ve toplumsal hakikatle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme fırsatı olduğu ifade edildi. DAD, “Halkımızın sorun ve ihtiyaçlarına somut projelerle cevap verilmesi gerekmektedir” diyerek, mücadele çağrısı yaptı. 4 Mayıs, “Roza Şaye” olarak anılarak, halkın adalet arayışının simgesi haline getirildi.

Dersim, tarihi süreçte çeşitli saldırılara maruz kalmış ve katliamlarla anılmış bir bölge. DAD, bu süreçte yaşananların unutulmaması gerektiğini belirterek, “İnsanlık tarihi boyunca halklar, ortak coğrafyalarını paylaşmış ve birlikte yaşamın yollarını bulmuştur” ifadesini kullandı. Bu bağlamda, geçmişle yüzleşme ve demokratik toplum anlayışının geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.

Ayrıca, DAD, katledilenlerin mezar yerlerinin açıklanması, arşivlerin açılması ve toplumsal hakların tanınması gibi taleplerle birlikte, mevcut iktidarın demokratik adımlar atmasını beklediklerini ifade etti. “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” diyerek, geçmişte yaşananların bir kez daha hatırlanması ve toplumda adaletin sağlanması gerektiğini dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

DADın Dersim Katliamının 89. yıldönümünde adalet talep etmesi, geçmişte yaşanan acıların unutulmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Dersim, tarih boyunca maruz kaldığı saldırılarla anılmış bir bölge olarak, adalet arayışının simgesi "Roza Şaye" ile halkın iradesinin yeniden inşası için mücadele çağrısı yapıyor. Bu tür anmalar, Alevilik inancının özünde barındırdığı dayanışma ruhunu pekiştirirken, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamak adına önemli bir fırsat sunmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersimdeki Dedeler Zirvesine sert tepki!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 4 Mayıs 2026 tarihinde Dersim’de düzenlenmesi planlanan “Dedeler Zirvesi” toplantısına sert bir tepki gösterdi. ABF, bu toplantıyı “açık bir asimilasyon girişimi” olarak değerlendirdi ve Aleviliğin devlet eliyle dönüştürülmek istendiği uyarısında bulundu. Federasyon, “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan” mesajı vererek bu tür girişimlerin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Toplantının düzenleneceği tarih olan 4 Mayıs, Dersim Katliamı’nın yıldönümü olarak Alevi toplumu açısından büyük bir anlam taşıyor. ABF, bu tarihin seçiminin bir rastlantı olmadığını, aksine Dersim coğrafyasının özel olarak hedef alındığını ifade etti. Açıklamada, Aleviliğin kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yolu olduğu ve devlet kurumlarının bu inanca müdahale etmesinin reddedildiği belirtildi.

Federasyon, Alevi toplumunun iradesinin yok sayılarak yapılan bu tür toplantıların meşru olmadığına dikkat çekti. Alevilik, Ocakları, Mürşitleri, Pirleri ve Talipleri ile kendi dinamikleri içinde gelişen bir inanç yolu olarak tanımlandı. Bu bağlamda, Alevi Bektaşi Federasyonu tüm Alevi toplumunu bu tür girişimlere karşı ortak bir duruş sergilemeye davet etti.

Son olarak, ABF, inançlarına yönelik her türlü asimilasyona karşı duracaklarını ve seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirtti. Alevi toplumunun rızası dışında atılan adımların tanınmayacağı vurgusu yapılarak, Dersim halkının ve Alevi inancını temsil eden canların gereğini yapacağına olan inanç ifade edildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun Dersimde düzenlenecek "Dedeler Zirvesi"ne karşı gösterdiği tepki, Alevi toplumu için son derece anlamlıdır. 4 Mayıs tarihinin Dersim Katliamının yıldönümü olarak seçilmesi, bu toplantının niyetlerini sorgulatmaktadır. Alevilik, kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yoludur ve devletin bu inanca müdahale etme hakkı yoktur. Alevi toplumu, iradesinin yok sayılmasına karşı durarak, birlik ve beraberlik içinde bu tür asimilasyon girişimlerine karşı koymalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü