Ana Sayfa Blog Sayfa 128

Alevilerin siyasette olması sizi neden rahatız ediyor!

0

DEĞME ARİF BUNUN SIRRIN BİLEMEZ
BİLİR AMA YİNE ARİF OLAMAZ
HER MÜRŞİT ÖLÜYE DİRİ KILAMAZ
HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ OLMAYINCA

Bugün tüm toplumu kuşatan, insani değerlerle çelişen, o kadar kirlilik varken, erdemli ve ahlaklı bir toplum olan Alevilerin siyasete aktif olması ve kendi siyasi temsilciletini meclise yollaması sizi neden rahatsız ediyor?

Yüzyıllardır devletin resmî ideolojisinin gölgesinde bırakılan, hakları fetihçi zihniyetle red edilen, özellikle örgütlenmesi yasaklanıp her türlü engellenen, inancı demokratik ve barışçı içeriğinden koparılarak etkisizleştirilmeye çalışılan, Alevi toplumu bütün bu çabalarınızı boşa çıkaracaktır.

Alevilerin hak ve adalet mücadelesinde durduğu nokta apaçık bellidir. Onun yerini belirlemek ve tanımlamak size mi düştü?

Bakınız, Alevi ve Sünni toplum arasında farklılığı, Sünni din anlayışı üzerinde tarif ederek, her türlü kirli çağrışımı siyasetle kendi lehine çevirmeye çalışan devlete karşı, Yol’umuzun özüne sahip çıkmamız, ses çıkarmamız, mücadele etmemiz ve Alevilerin sesi olmamız neden size dert oluyor ?

Gelir eşitsizliğine ve sömürüye dayalı sermaye düzeni ile esas emek verenler ve inancımız yok sayılmaktadır.
Bu anlayış, biz Alevileri her türlü eşitsizlikle karşı karşıya bırakmıştır.

Buna karanlık zihniyete karşı, adaletsizliğe uğrayan tüm farklılıkları eşitlemenin en önemli yolu siyaset yapmaktan geçiyor.

Kısacası; Cemevlerimiz hem inanç merkezlerimizdir, hem de geçmişten bugüne Dergah niteliğindeki inanç mekanlarımızdır.

Toplumla, demokratik işleviyle, kamuyla arasındaki bağı kuran çok önemli birer örgütlenme merkezleridir. Devletin din anlayışının taşıyıcılığını yapan siz ve sizin zihniyetinizdekilerin disipline edeceği yerler değildir, bunu bilesiniz.

Unutmayın ki, toplumsal yapımızın varlığında süreklilik esastır.

Bu süreklilik inançsal belleğimizi oluşturan unsurların özüne uygun ve esasının yaşanmasıyla gerçekleşir. İnançsal yapımızın korunması, inanç ve ritüellerimizin bir tutarlılık içinde sürdürülmesi gelecekte çocuklarımıza bırakacağımız en önemli mirastır. Bu mirasın korunmasına da gelecek kuşaklara aktarılmasına da kimse engel olamaz.

Tarihimizden de örnekleri olduğu gibi, varsın bütün oklar üstümüze yağsın.

Biz bu yolda yürümekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Yol’umuz uzun ve gölgesi ağırdır bilesiniz. Bu karanlık zihniyetten kurtulacağımız günler çok yakındır.

Pirlerimiz ziyaretgahlarımız cümlemizin yoldaşı olsun…

İletişim kültürü

0

#İletişim, kişi ya da örgütlerin hem içinde yer aldıkları sistemle hem de sistemdeki diğer kişi ve örgütlerle uyumunu ve etkileşimini sağlayan temel süreçtir. Yani

iletişim insan-insan, insan-örgüt, örgüt-örgüt ve örgüt-toplumsal sistem ilişkilerini sağlayan araçtır. Bizi burada ilgilendiren konu insan örgüt iletişim türüdür.

İletişim biçimimizi etkileyen olgu ise yaşadığımız ilişkilerdir. Dolayısıyla iyi bir iletişim, iyi bir ilişkiye giden yoldur. Peki, nitelikli iletişim nasıl gerçekleşir?

Nitelikli iletişim olması için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır; öncelikle muhatabınızın kim olduğunu bilmeli, kişi/kurum karşınıza alınmalı, karından konuşmadan uygun sözcüklerle ifade edilmelidir.

Bazı engeller oluşabilir, engellerin oluşmasında öfkeli, üzgün, hırslı duygu ve düşüncelerin olması olabilir. Bu duygu ve düşünceler saldırganlık ve zayıflık oluşturur.

Günümüz teknoloji koşullarında ise; sözlü ve yazılı iletişime sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda eklendi. Paylaşım diyorum çünkü sosyal medya sağlıklı iletişim aracı değildir. Paylaşım yaparak kendini ifade etmek bazı kişiler için bir yöntem gibi görünse de etkili ve sağlıklı değildir. Bu paylaşımları yaparken “arkasından söylediklerini yüzüne karşı söyleme cesareti var mı?” sorusu sorulmalıdır.

Hele ki, kendini muhalif, yönetici, politik, demokrat, Alevi vb olarak tanımlayan kişilerin ne zaman, nasıl, nerede, ne konuşacağını bilmesi elzemdir çünkü “İnsan dilinin altında gizlidir; konuştukça kimliğini ve kişiliğini ele verir.” Netameli bir alan olan sosyal medya üzerinden iletişim kurması, kişiliklerini gizleyip öfke, hırs gibi hassas duyguların ortaya çıkmasına neden olur yani kişilerin gerçek düşünce / ruh halleri gizlenir.

Sosyal medya iletişim biçimi olmadığı gibi kısa vadeli algı oluşturma, çamur attım izi kalsın zihniyetine hizmet eder.

Son günlerde yapılan paylaşımlar; asimilasyon, ayrımcı saldırıyla her dönem karşı karşıya kalan Alevi toplumu için aşağı çeken, algı oluşturan, düşmanlıktan öte değildir. Kişilerin örgüt ile kurdukları bu iletişimsizlik örgütün toplumla olan bağını ve iletişimini de etkilemektedir.

Unutulmamalıdır ki; başkanlar, kişiler örgüt değildir ama örgütü oluşturan temel taşlardan bir tanesidir. Alınan kararlara, yönetim biçimini eleştirmek örgüt içerisinde her üyenin temel hakkıdır ancak üyelerin hakkıdır! Alınan kararlar esneyebilir, örgütün niteliği esneyemez! Kişiler yaptıkları eleştiriyi ulu orta taş atar gibi savurmadan önce neden bunu yaşadıklarını sorgulamalıdır.

Sonuç olarak; kişiler gelip geçer Alevilik ve Alevi örgütleri esas olarak kalır.

Ne mutlu, bozuk düzende doğru kalabilene, yıkmanın bu kadar kolay olduğu durumlarda yapıcı olmak için çaba gösterene…

KOBLENZ AKM ve CEMEVİ BAŞKANI ÖZGÜR DEM

Ocaxê Bakê Ziyareti’nde Muhabbet Cemi

0

Elbistan’a bağlı Hoffolar olarak bilinen ziyaret yerinde Aleviler tarafından ziyaret edilip adaklar adandı. Ocaxê Bakê Alevi Kültür Merkezi tarafından düzenlenen muhabbet ceminde bir araya gelindi. Aleviler tarafından ziyaret edilen ve adaklar adanan Elbistan’a bağlı Hoffolar olarak bilinen Ocaxê Bakê ziyareti önünde cem yürütüldü. Ali Sizer ve Tacim Baba’nın oğlu Ali Yıldız tarafından nefesler okunarak, deyişler söylendi.

Saat 18.00’da başlayan muhabbet cemi saat 20.00’de son buldu. Ocaxê Bakê Ziyareti önünde yürütülen ceme çevre köylerden canlar katıldı, lokmalar pay edildi.

“TOPRAKLARIMIZI YERLE BİR ETTİLER”

Ocaxê Bakê’nin 5. kuşak torunlarından Ocaxê Bakê Alevi Kültür Merkezi Başkanı Kemal Demir, ziyaretin isminin aslına uygun şekilde düzeltileceğini, asimilasyondan kaynaklı olarak asıl ismi Türkçeleştirdiklerini ve bunun kendilerinin eksikliği olduğunun özeleştirisini vererek huzurda bulunan canlardan özür diledi. Şükrü Yıldız’ın kendilerine olan desteğinden bahseden Demir, derneğin onursal başkanı olarak Şükrü Yıldız‘ı seçtiklerini belirtti.

Hakikatçi geleneğin yol yürütücülerinden Ali Sizer, Alevilerin yaşam alanlarının yok edildiğine dikkat çekerek, “Topraklarımızı yerle bir ettiler. Bir tarafa taş ocağı, bir tarafa mermer ocağı açtılar. Suyumuzu borularla taşıyarak bitirdiler. Orman bırakmadılar, hepsini yaktılar. Oysa Alevilik, Kızılbaşlık, Bektaşilik doğayla bütünlük içerisindedir” dedi.

Ocaxê Bakê torunlarından olan Hasan Demir, Ocaxê Bakê’nin özgeçmişini anlattı. Demir, insanların Ocaxê Bakê’nın yanına gelerek şifa bulduğunu, çocukları olmayan ailelerin çocuk, hasta olanların da iyileşmek amacıyla dileklerini dilemeye geldiklerini belirtti.

“BU TOPRAKLAR KUTSİYET BARINDIRIYOR”

Sev-Der Başkanı Salman Gümüş ise Alevilerin örgütlü olması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Ne kadar kurumsallaşırsak, ne kadar örgütlenirsek o kadar güçlü oluruz, o kadar diri oluruz. Birlikte olursak ancak gelecekten bahsederiz. Hak ve adalet yürüyüşünde dimdik durduğumuz sürece ancak başarılı olabiliriz. Bu topraklar kutsiyeti barındırıyor. Bizler de bir nebze onlara sahip çıkarak layık olmaya çalışıyoruz.”

ELBİSTAN

Kaynak: PİHA

Ortadoğu’nun İki Yüzlü Yüzleri: Recep ve Netanyahu

Ayasofya’da Filistin mitingi gerçekten dikkat çekiciydi. Eşini kurasız, çekilişsiz ve devlet imkanlarıyla beş kere haça göndermiş haramzade Ali elinde kılıç ile vaaz veriyor. Lüks makam arabalarıyla camiye gelmiş iktidar zerzevatı ve binlerce figüran huşu içinde, aşka gelmiş Ali’yi dinliyor. Sahneyi Recep’in Bilal’den daha akıllı kızı Sümmeya tamamlıyor. Evet, evet, 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nda sıfırlama işindeki becerisiyle tanıdığımız Sümmeya Hanım. Bilal’in imdadına yetişen kahraman zeki kız. Şehadet parmağı havada tekbir getiriyor.

Recep, 1 Ocak 2024’te Bilal’e de şov örgütlemişti. Devlet erkanının sıralandığı, Bilal’in muhteşem dehasını gösterdiği bir miting düzenlemişti. Ailesinin gemileri harıl harıl İsrail’e lojistik taşırken, “Elimizden geleni yapacağız ki bu sermaye sahipleri ayağını denk alsınlar” dediği miting.

İsrail ile Filistin Gazze’deki gerginlik sürecinde Türkiye’nin tavrını gözden geçirin. Erdoğan son günlerde yüksek perdeden konuşuyor. Ülkede ekonomik kriz derinleştikçe, Erdoğan’ın bu tonu da yükseliyor. Ve ülkenin ana gündemine bunu yerleştirmeye çalışıyor. Troller iç siyasette Filistin söylemlerinin egemen olması için müthiş bir çaba harcıyor. Hep bir ağızdan bağırıyorlar, “cambaza bak”.

Recep’in dış siyasette bilinen durumu, Türkiye’nin kullanışlı olması ve kendisini kullandırmasıyla ilgili. NATO’nun ileri karakolu, Avrupa’nın mülteci kampı. Değeri bu kadar. Uluslararası tüm güçler görüyor, Recep, güçlülerin karşısında her zaman hazırolda bekleyen, kendinden zayıflara karşı acımasız, vicdansız biri. Filistinle ilgili söylediklerinin sadece iç kamuoyunu hedef aldığını biliyorlar.

Onun içindir ki, Recep’in söyledikleri ancak dünya medyasının komedi sayfalarında yer buluyor.

Peki iç siyaset? İç siyasette Recep kabadayılığını Türkiye toplumuna ve bizlere pazarlıyor. Beceriksizliğinin üstünü Filistin’de dökülen kanla örtmeye çalışıyor. Sahte gözyaşları ile sahneye iniyor. Kendisinden başka ses duymak istemiyor, halk farklı bir ses duyamasın diye alternatif medyayı, muhalif medyayı daha da baskı altına alıyor; tutukluyor, tehdit ediyor, yasaklar getirip davalar açtırıyor.

Filistin davasını desteklediğini açıklıyor ve İsrail’e kafa tutuyor. Yalancı kabadayıya sormazlar mı halen diplomatik temsilciliğiniz İsrail’de ne iş yapıyor? Hangi işlerin takibi için orada hala duruyor? Azeri petrolünü İsrail’e kim taşıyor? İsrail’e jet yakıtını nereden sağlıyor? İsrail ile ticarete getirdiğiniz kısıtlamalara rağmen neden gemiciklerin biri gidip diğeri geliyor? Balkanlar üzerinden İsrail’e verdiğiniz lojistik desteğin devam ettiğini herkes biliyor. En çok da İsrail’deki dostunuz, dostlarınız biliyor.

Ne demişlerdi, “biz ticareti durdursak bizim aleyhimize olur. Onun için biz İsrail’le ticaret yapmaya devam edeceğiz.” Bunun anlamı ortada değil mi! Açıkça söylüyorlar. “Filistin halkı bizim ticaretimiz kadar önemli değil.”

İşte bu insanlar, bu sahtekarlığın örgütleyicileri, şehadet parmaklarını kaldırıp tekbir getiriyorlar.

Ayasofya’da damat Selçuk da var. Selçuk Bayraktar, damat olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki tüm imkanları kendi lehine kullanıyor. Devletimizin ve iktidarımızın damadı olarak besleniyor. Bu isim gündeme geldiğinde genellikle İHA’lar, SİHA’lar ve savaş danışmanlığı gibi konular öne çıkıyor; yani iktidarın milleti manipüle etmek için pazarladığı konularla anılıyor. Eğer bu kişi gerçekten Filistin davasını destekliyorsa, Ukrayna’ya İHA, SİHA gönderebiliyorsa, o zaman bu desteğin gerçek olup olmadığını anlamak için HAMAS’a da bir iki tane göndersin! Böylece şehadetlerinin gerçekten şehadet olup olmadığını görebiliriz.

Buradaki duruş tamamen bir pazarlama mantığı, bir tüccar yaklaşımı. Ortadoğu’da koyun tüccarlarının halk pazarında yaptığı pazarlık gibi bir pazarlık anlayışı. Bu kişiler, vicdan ve ahlak sömürüsü yapıyor, başkalarının duruşlarını yargılıyorlar. Hak ve hakkaniyet konusunda söz söyleme hakkını kendilerinde görüyorlar. Akıl verme, yönetme ve hukuksuzluk yapma hakkını da kendilerine tanıyorlar. Türkiye’de Filistin’le ilgili söylenen sözler ne kadar yüksek perdeden ve çıta yükseltilmişse, buna İsrail’den de bu tempoyu yükseltecek fon müziği ekleniyorsa, bilin ki İsrail ve Filistin’de büyük bir yıkım ve katliam yaşanıyor.

Vicdan meselesine gelince, Türkiye’de oturup mazlum Filistin halkından bahsedenler, Filistin’de haklı olarak Gazze’nin bombalandığını, sivillerin hayatını kaybettiğini ve insanların göçe zorlandığını, sınırlarda dram yaşandığını söylüyor. İnsanlığa çağrıda bulunuyorlar.

Untanmuyorlar, yüzleri kızarmıyor. Sahtekarlıklarını kimse görmüyor sanıyorlar.

Suriye sınırları içinde Rojava diye bir Kürt bölgesi var. Orada Kürtler Recep’in askerleri, uçakları, tankları ve topları ile her şeyleriyle yakılıp yıkılıyor. Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden insanlar katlediliyor. 200 binden fazla insan sadece Afrin bölgesinden sürgün edilmiş durumda. İnsanlar o kıyamet ortasında yaşam mücadelesi veriyorlar. Recep’in devleti Türkiye Cumhuriyeti yapıyor bunu.

Netanyahu’dan ne farkı var Recep’in?

Netanyahu için Filistinliler düşman, Recep için Kürtler düşman. Netanyahu’nun yönetiminde, Mossad’ın paralarıyla satın alınan Filistinliler, diğer Filistinlilere karşı kullanılıyor. Türkiye’de Recep’in satın aldığı Kürtler de Kürtlere karşı kullanılıyor. Netanyahu Filistin topraklarını bombalarken, Recep Kürtlerin yaşadığı bölgeleri bombalıyor. Netanyahu, Filistinlileri göçe zorluyor ve topraklarını boşaltarak göçmen yerleştiriyor. Recep de Suriye topraklarındaki Kürt yerleşimlerini boşaltıyor ve kendisine yakın grupları yerleştiriyor, nüfus değiştiriyor. Hem Netanyahu hem Recep çocukların başına bombalar yağdırıyor ve Ortadoğu’da öldürmede, vicdansızlıkta birbirleriyle yarışıyorlar.

Recep’i destekleyenler ve Netanyahu’yu destekleyenler, aynı zihniyetteki bir vicdansızlar ordusunu oluşturuyor. İkisini de destekleyen gruplar, karşılarında Filistinlileri veya Kürtleri gördüklerinde dengesini kaybediyor. Netanyahu, Gazze saldırılarıyla iktidarını ayakta tutuyor ve davaların üstünü örtüyor. Recep de benzer şekilde sıfırlama, hırsızlık, rüşvet ile anılıyor.

Gerçekten de bunlar Allah’ı kandırdıklarını mı düşünüyorlar? Bu insanlar, iman ve inanç sahibi olsalarde, büyük bir sahtekarlık ve dolandırıcılık içerisindeler olmalarının utancını yaşamaları gerekirdi. Ancak, para ve dünya malı tanrıları olduğu için vicdanları, ahlakları, utanacakları ve ağlayacakları bir duvarları yok.

Ve onlar, omurgasız, suratsız olarak aramızda dolaşıyorlar.

Yasaklar Nereye Kadar?

0

Türkiye gündemine bir yasak daha geldi; sosyal medyaya erişim engeli. Birçok insanın geçim kaynağı olan, haber ve bilgi erişimin sağlandığı sosyal medya platformlarına Türkiye’de giriş yapılamıyor. Vatandaşlar olarak sebebini merak ediyoruz. CHP Milletvekili Murat Emir, geçen hafta mecliste gündeme getirse de net bir yanıt henüz alınamadı. Yasakları koyanlar, neden yasak olduğunu söylememe konusunda kararlı!

Ancak yasaklar bu kadarla bitmedi! Önce, Ağrı’da gerçekleşen düğüne polis baskını oldu. Sebebi; Kürtçe şarkıların çalınması olarak gösterildi. Düğün durduruldu, gözaltılar oldu, sonuç olarak Kürtçe yasaklandı!

Kürtçe şarkı yasağı yetmedi, Kürtçe yazı ve tabelalar da kaldırıldı! Daha önce Diyarbakır ve Van’da silinen Kürtçe yazılar, Mardin’in bazı noktalarında da silindi. Bu yasakların ırkçılık naraları olduğunu biliyoruz. Mesele “halay” meselesi değil! Esas mesele, muhalif olan bir kültürü susturma politikası. Evet, bu ülkede Alevilere ve Kürtlere karşı ayrımcılığın var olduğunu biliyorduk ancak ayrımcılığın son noktalarını yaşıyoruz. Kürtlere dil ve kültür yasağı gelirken, Alevilerin inanç ve kültür merkezi olan cemevlerine yönelik saldırılar devam ediyor. Örneğin; yakın zamanda, CHP’li Burcu Köksal, cemevini boşalttırdı: “Oy verin, bir şey istemeyin. Temiz şekilde teslim edin.” dedi.

Geldiğimiz noktada; 80’lerde yasaklanan Kürtçe, 2024’te de yasaklanıyor; Osmanlı’dan bu yana katledilen Aleviler bugün de asimilasyona uğratılmak isteniyor.

Hamas lideri öldürüldü, çok geçmeden sosyal medya yasağı geldi. Tabii, akıllara gelen ilk soru; “İsrail’in İran’a yaptığı bu saldırının bize yansıması mı?” sorusu oldu. Bir diğer soru ise neden yasaklanıyor? Bilgi, haber erişimimiz neden engelleniyor?

Tüm soruların cevabı için buzdağının görünmeyen kısmına bakmak lazım. Kısacası; Saray istiyor, meclis onaylıyor! Dolayısıyla muhalif partilerin önerisi veya oyu kabul görmüyor. İttifak kuran partinin vekilleri hiçbir çalışma yapmadan, söz alma zahmetine girmeden oy kullanarak ülke yönetimine yön veriyor.

Türkiye, yapılan araştırmalarda haber erişimi en çok engellenen ülkelerden bir tanesi. Cumhuriyet rejiminin var olduğu bir ülkede, bu yasaklar nasıl bu kadar çabuk yürürlüğe girebiliyor, akıl almıyor ancak göz görüyor.

9. Yargı Paketi, Öğretmenlik Meslek Kanunu, Sokak Hayvanlarına Ötenazi Yasası vd. AKP-MHP İttifakı ile kabul edilip yürürlüğe giriyor. Liderler küsüp barışırken halkın iradesine başvurulmadan haber ve sosyal medya siteleri kapatılıyor. Türkiye’nin haber portallarında işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk yer alırken haber hakkımız engelleniyor. Instagram’a erişim engeli; ifade ve basın özgürlüğünü yok saymaktan öte değildir. Bu yasak keyfi olmakla birlikte kabul edilemez. Dahası, halkın ve basının haber hakkına müdahale edilemez.

Çözüm ise çok açık; kolektif bilinçle sesimizi duyurmak! Bu sebeple; “Özgürlüğe ses ver!”

DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Aşure Lokması Paylaştı

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı. Lokma paylaşımı öncesi konuşma yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, iktidarın Alevi inancına, kimliğine ve diline tahammülünün olmadığını vurguladı ve aşurenin birliğe ve barışa vesile olmasını diledi.

Aşure Programına Yoğun Katılım

Aşure lokmasına İmam Rıza Ocağı Evladı Hüseyin Ağa’nın torunu Devrim Deniz Solmaz gülbenk verirken Zakir Hıdır Çelebi deyişler söyledi. Programa demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Mustafa Karabudak’ın Konuşması

DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, konuşmasında zor zamanlardan geçildiğini belirterek, “Siyasal iktidar içeride dışarıda tecrit uyguluyor. İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Seçilen yöneticilerimiz şu an da kayyumlarla yönetilmek isteniyor. İrademiz yok sayılıyor. Aşuremiz birliğe ve barışa vesile olsun diyoruz. Sizin lokmalarınızla yaptığınız aşuremizi, beraber pay edeceğiz. Siyasi iktidar bir taraftan da bizlere saldırırken, diğer taraftan da bizleri yanlarında tutmak, asimile etmek için elinden geleni yapıyor. Bizim hiçbir zaman DAD olarak hiçbir siyasi kurumla bağımız yoktur. Hiçbirinden destek almadık” dedi.

Ardahan’ın Damal İlçesinde Köy Okulları Kapatılıyor

Ardahan’ın çoğunluğu Alevi nüfustan oluşan Damal ilçesinde, 5 ila 14 köy okulunun kapatıldığı iddia edildi. Bölge halkı, bu kapatılmaların Damal’ın merkezine açılması planlanan imam hatip ortaokulu nedeniyle olduğunu ve bunun Alevi nüfusa karşı bir asimilasyon politikası olduğunu belirtiyor.

Köy Okulları Kapatılıyor

Birgün’den Deniz Güngör’ün haberine göre, Ardahan’ın tek Alevi ilçesi olan Damal’daki birçok köy okulunun, Şubat ayında göreve gelen İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın kararıyla kapatıldığı ileri sürüldü. 5 ila 14 köy okulunun tasarruf genelgesi veya öğrenci sayısının 30’un altına düşmesi nedeniyle kapatıldığı iddia ediliyor. Yerel gazetelerde çıkan haberlere göre, Seyitören köyündeki 16 öğrencili, tam donanımlı, 7 derslikli okul da ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında kapatıldı ve öğrenciler ilçe merkezine taşınarak eğitim alacak.

Bölge Halkının Tepkisi

Bölge halkı, köylerdeki okulların kapatılmasının Damal’ın merkezine açılması planlanan imam hatip ortaokulu nedeniyle olduğunu ve bunun Alevi nüfusa karşı bir asimilasyon politikası olduğunu belirtti. Damal Pir Sultan Abdal Platformu Sözcüsü Orhan Purhan, köy okullarının kapatılmasının ardında İlçe Halk Eğitim Müdürü’nün İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdiği görüş olduğunu savundu. Tepeköy ve Otal’daki okulların da bu yıl içinde kapatıldığını belirten Purhan, “Köy okullarımızın kapatılarak imam hatiplere dönüştürülmesi mevcut iktidarın siyasal İslam politikalarının bir ürünü” dedi.

Milli Eğitim Müdürü’nün Açıklaması

İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı, kapatılan okulların sayısına ilişkin bilgi vermezken, öğrenci sayısının azlığına bağlı olarak ülke genelinde yürütülen uygulamalar olduğunu söyledi. Uzantı, imam hatip ortaokulu açılacağı yönündeki iddiaları reddetti.

Asimilasyon Politikası İddiaları

Orhan Purhan, Damal’ın büyük çoğunluğunun Alevi olduğunu ve ihtiyaç olmamasına rağmen bölgede imam hatip okulu açılmasına müsaade etmeyeceklerini vurguladı. Purhan, “Kış aylarının sert geçtiği bir bölgede öğrencilerin merkeze taşınması eğitimde aksamalara neden olacak. Aileler masraflar ve ulaşımın yaratacağı zorluklar nedeniyle çocuklarını okula göndermekte zorlanabilir” dedi. Purhan, köy okullarının kapatılması durumunda genç nüfusun bölgede kalmasının anlamı kalmayacağını ve birkaç yıl içinde bölgenin tamamen boşalacağını belirtti.

Mersin Dersimliler Derneği Aşure Lokması Paylaştı

Mersin Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, geleneksel aşure lokması etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Dernek Başkanı Nurşen Çığlık, aşure lokmalarının barışa vesile olmasını diledi.

Etkinliğe Yoğun Katılım

Aşure lokmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, DEM Parti Mersin İl Örgütü, CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Başkan Çığlık’ın Konuşması

Açılış konuşmasını yapan Başkan Nurşen Çığlık, aşurenin önemine değinerek, “Ne yazık ki bugün de dünyanın birçok ülkesinde yezit anlayışı hüküm sürüyor. Aşure lokmalarımız dostluğa, barışa, dayanışmaya, yardımlaşmaya ve sevgiye vesile olsun” dedi.

Aşure Paylaşımı

Mersin Cemevi Başkanı Yardımcısı Baki Erdoğan Dede’nin okuduğu gülbengin ardından aşure lokmaları katılımcılara paylaştırıldı.

Hüseyin Gazi Türbesi Yönetim Krizi: Mahkemeden Yeni Karar

Ankara’daki önemli inanç merkezlerinden biri olan Hüseyin Gazi Türbesi’ne dair mahkemeden yeni bir karar çıktı. Türbe yönetiminin Alevi İnanç Birliği Vakfı’na devredilmesi ardından Ali Timurtaş Özmen’in “yürütmeyi durdurma” başvurusu reddedildi. Özmen ve yönetim kurulu üyeleri, usulsüz genel kurul yaptıkları iddiasıyla 23 Ekim 2024’te mahkemeye çıkacaklar .

Yönetim Krizi Devam Ediyor

Hüseyin Gazi Türbesi, uzun yıllardır farklı Alevi kurumlarının yönetimi ele geçirme çabaları nedeniyle tartışmaların odağında. Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız, “çökme yöntemi” olarak adlandırdığı bir süreç ardından başkanlıktan alınmış ve yerine Ali Timurtaş Özmen getirilmişti. Ancak, yeni yönetim de krizleri sona erdirmedi.

Mahkemeden Yeni Karar

Mehmet Ali Ayyıldız yönetiminin bilgisi dışında yapılan genel kurulun hukuksuz olduğu iddiasıyla konu yargıya taşındı. Ankara 25. İdare Mahkemesi, 3 Temmuz 2024’te Ali Timurtaş Özmen’in yürütmeyi durdurma başvurusunu reddetti. Özmen ve yönetim kurulu üyeleri, 23 Ekim 2024’te ilk duruşmada ifade verecekler .

Yönetim Devrine İlişkin Gelişmeler

Ali Timurtaş Özmen, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın desteğini kaybetti. Bu süreçte, türbe yönetimi Alevi İnanç Birliği Vakfı’na devredildi. Mahkemenin kararına rağmen, Özmen ve Hüseyin Öz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan destek almak için girişimde bulunsa da bu çaba sonuçsuz kaldı .

Ankara’da Kritik Görüşme

29 Temmuz’da, Alevi İnanç Birliği Vakfı Genel Başkanı Faruk Ali Yıldırım ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir bir araya geldi. Toplantıda, mahkeme kararları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu değerlendirildi ve sonraki süreçte yapılacaklar masaya yatırıldı .

Mansur darındayız!

“Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir…!” (Hallac-ı Mansur)

“IŞİD çeteleri Şengal’e girdi” haberi, beraberinde katliam, göz yaşı ve acı getirdi. İnsanlık, yerinden yurdundan edilen Êzidîlerin fotoğraflara yansıyan kareleri ile yeni bir utanca şahitlik etti. Yüreğimiz bir kez daha derin yara aldı. Aynı yüzlerce yıl önceki gibi; 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine Hewrami (Gorani) lehçesiyle yazılan bir şiirde, İslam halife ordularının Zerdüşti topluluklara karşı yaptığı katliam anlatılmaktaydı ve lanetlenmekteydi;

“Kutsal yerler yakıldı, kutsal ateşler söndü
Herkesten gizlerdi namlı büyükler
Zalimler girdi ta Fırat’a dek
Köylerden tut da ta Şehrizur’a kadar
Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar
Kendi kanında boğuldu özgür adamlar
Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini
Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birisini”


Bugün gene Musul’da tarih katledildi. Mabetler, türbeler, kiliseler, tarihi eserler kısacası insanlığın ortak tarihi, kültürü hedef alındı. Taş üstüne taş bırakılmadı. İnsanlığın izleri silinmeye çalışıldı. Ortak yaşam katledildi. Şimdi sıra Şengal’e geldi…

Alevi ve Êzidî tarihinin en değerli mirası, Hallac-ı Mansur’un makamı, mezarı IŞİD’in saldırısı altında. Yunus Peygamber’in türbesini havaya uçuranlar, Laleş’e, Şeyh Adi’nin mezarına ve onun mezarının yanındaki Hallac-ı Mansur’un mezarına doğru ilerlemek için var gücüyle Êzidîler şahsında insanlığa, insanlık değerlerimize saldırıyor.

Hallac-ı Mansur ki; Alevi-Kızılbaş düşüncesinin felsefi köküdür. Kurucularından biridir. Cem ayinlerindeki en yüksek makam olan Dar-ı Mansur divanının sahibidir. Temsilcisidir. Durduğu dar hak ve hakikat darıdır. Haklı ile haksızın ayrıştığı, halkın dahil olduğu mahkemedir. Bu mahkeme yüzlerce yıldır devam eden hak ile haksızın mücadelesinde bir meşale gibidir. Binlerce kez saldırıya uğramıştır. Unutturulması için her şey denenmiştir. Yazılı kaynakları tahrip edilmiştir. Tüm bunlara rağmen Hallac-ı Mansur gerçeği, hakikat yolculuğunda ayakta kalabilmiştir.

Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan Alevi ve Êzidî felsefesindeki yaratıcı yeridir. Kararlılığı ve fikirleri için darağacını, ölümü Kerbela’daki Hüseyin gibi göze almasıdır. Düşüncelerini ölümüne savunmasıdır.

“Enel hak”…

Êzidîlerin bir inancına göre ise: “Hallac-ı Mansur idam edildiğinde ruhu, bedeninden ayrıldı ve suların üzerinden uçmaya koyuldu. Rastlantı sonucu, kız kardeşi, su almaya geldi; testisini Dicle’nin suyundan doldurdu; erkek kardeşini fark etmedi; eve döndüğünde susadı ve bu testiden su içti. Böylece Mansur’un ruhu, onun bedenine girdi; önce onun erkek kardeşi iken, şimdi oğlu oldu. Bu olaydan dolayı Êzidîler, ağzı tülbentle kapalı olmadıkça hiçbir dar ağızlı kaba su doldurup bundan içmezler.” (Six Months In a Syrian Monastery; by Oswald H. Parry, B. A. (London; Horace-Cox, 1895); s. 372)

Roger Lescot ‘Yezidiler’ adılı eserinde, Hallacilerin, özellikle Êzidî Şeyhi Adi Bin Musafır’ın Hallac-ı Mansur’a abartılı bir sevgi ile bağlı olduğuna dikkat çeker. Şeyh Adi’nin Mansur’un yolunda gittiğini söyler. Bundan yola çıkarak Şeyh Adi’nin Hallaç’ın soyundan olabileceğini yazar…

“Hallaciyenin son temsilcileri Kadderiye’de toplanmış ve Şeyh Adi’de bizzat bu toplantıya icabet etmişti. Yezidilerin çok büyük saygı gösterdikleri Hallac-ı Mansur’un mezarı bu gün Irak’ın Musul kentinin kuzeyindeki Laleş’te bulunan Şeyh Adi’nin mezarı yanındaki Bağdat Şehitleri’ne ayrılan bir bölümde bulunmaktadır.” (a.g.e)



Tarihe karşı işlenen suçlara bir yenisi eklenirken, direniş de o kadar kahramanca olmuştur. Êzidîlerin yalnız olmadığı ve değerlerin ne pahasına olursa olsun korunacağını YPG şahsında Kürt siyasal hareketi ortaya koymuştur. Rojava’daki tüm imkansızlıklara ve saldırılara rağmen sınırları aşarak insanlığa siper olmuştur. Bu kahramanca çıkış, dikkatleri Şengal’e çekmeyi başarmış, sorumluluktan kaçanları Kürt halkı içinde teşhir etmiştir. KDP başta olmak üzere Kürt parti ve çevrelerini Şengal’e sahip çıkmaya mecbur bırakmıştır. İnsanlığı sorumluluğa davet etmiştir. IŞİD saldırıları karşısında gösterilen bu tavır, Ortadoğu’da güvenin adresini, katliamlara karşı direnişin adresini de herkese göstermiştir.

Mansur darındayız… Hak ile hakikat darındayız… IŞİD katliamları karşısında nerede olduğumuzu sorgulama günündeyiz…

Rivayet edilir ki; “İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mansur hazretleri inledi. Sebebi sorulduğunda; ‘Taş atanlar beni yakınen tanımayanlardır. Tabiidir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti.’ cevabını verdi.

08.08.2014