Ana Sayfa Blog Sayfa 129

DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Aşure Lokması Paylaştı

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı. Lokma paylaşımı öncesi konuşma yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, iktidarın Alevi inancına, kimliğine ve diline tahammülünün olmadığını vurguladı ve aşurenin birliğe ve barışa vesile olmasını diledi.

Aşure Programına Yoğun Katılım

Aşure lokmasına İmam Rıza Ocağı Evladı Hüseyin Ağa’nın torunu Devrim Deniz Solmaz gülbenk verirken Zakir Hıdır Çelebi deyişler söyledi. Programa demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Mustafa Karabudak’ın Konuşması

DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, konuşmasında zor zamanlardan geçildiğini belirterek, “Siyasal iktidar içeride dışarıda tecrit uyguluyor. İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Seçilen yöneticilerimiz şu an da kayyumlarla yönetilmek isteniyor. İrademiz yok sayılıyor. Aşuremiz birliğe ve barışa vesile olsun diyoruz. Sizin lokmalarınızla yaptığınız aşuremizi, beraber pay edeceğiz. Siyasi iktidar bir taraftan da bizlere saldırırken, diğer taraftan da bizleri yanlarında tutmak, asimile etmek için elinden geleni yapıyor. Bizim hiçbir zaman DAD olarak hiçbir siyasi kurumla bağımız yoktur. Hiçbirinden destek almadık” dedi.

Ardahan’ın Damal İlçesinde Köy Okulları Kapatılıyor

Ardahan’ın çoğunluğu Alevi nüfustan oluşan Damal ilçesinde, 5 ila 14 köy okulunun kapatıldığı iddia edildi. Bölge halkı, bu kapatılmaların Damal’ın merkezine açılması planlanan imam hatip ortaokulu nedeniyle olduğunu ve bunun Alevi nüfusa karşı bir asimilasyon politikası olduğunu belirtiyor.

Köy Okulları Kapatılıyor

Birgün’den Deniz Güngör’ün haberine göre, Ardahan’ın tek Alevi ilçesi olan Damal’daki birçok köy okulunun, Şubat ayında göreve gelen İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın kararıyla kapatıldığı ileri sürüldü. 5 ila 14 köy okulunun tasarruf genelgesi veya öğrenci sayısının 30’un altına düşmesi nedeniyle kapatıldığı iddia ediliyor. Yerel gazetelerde çıkan haberlere göre, Seyitören köyündeki 16 öğrencili, tam donanımlı, 7 derslikli okul da ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında kapatıldı ve öğrenciler ilçe merkezine taşınarak eğitim alacak.

Bölge Halkının Tepkisi

Bölge halkı, köylerdeki okulların kapatılmasının Damal’ın merkezine açılması planlanan imam hatip ortaokulu nedeniyle olduğunu ve bunun Alevi nüfusa karşı bir asimilasyon politikası olduğunu belirtti. Damal Pir Sultan Abdal Platformu Sözcüsü Orhan Purhan, köy okullarının kapatılmasının ardında İlçe Halk Eğitim Müdürü’nün İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdiği görüş olduğunu savundu. Tepeköy ve Otal’daki okulların da bu yıl içinde kapatıldığını belirten Purhan, “Köy okullarımızın kapatılarak imam hatiplere dönüştürülmesi mevcut iktidarın siyasal İslam politikalarının bir ürünü” dedi.

Milli Eğitim Müdürü’nün Açıklaması

İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı, kapatılan okulların sayısına ilişkin bilgi vermezken, öğrenci sayısının azlığına bağlı olarak ülke genelinde yürütülen uygulamalar olduğunu söyledi. Uzantı, imam hatip ortaokulu açılacağı yönündeki iddiaları reddetti.

Asimilasyon Politikası İddiaları

Orhan Purhan, Damal’ın büyük çoğunluğunun Alevi olduğunu ve ihtiyaç olmamasına rağmen bölgede imam hatip okulu açılmasına müsaade etmeyeceklerini vurguladı. Purhan, “Kış aylarının sert geçtiği bir bölgede öğrencilerin merkeze taşınması eğitimde aksamalara neden olacak. Aileler masraflar ve ulaşımın yaratacağı zorluklar nedeniyle çocuklarını okula göndermekte zorlanabilir” dedi. Purhan, köy okullarının kapatılması durumunda genç nüfusun bölgede kalmasının anlamı kalmayacağını ve birkaç yıl içinde bölgenin tamamen boşalacağını belirtti.

Mersin Dersimliler Derneği Aşure Lokması Paylaştı

Mersin Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, geleneksel aşure lokması etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Dernek Başkanı Nurşen Çığlık, aşure lokmalarının barışa vesile olmasını diledi.

Etkinliğe Yoğun Katılım

Aşure lokmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, DEM Parti Mersin İl Örgütü, CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Başkan Çığlık’ın Konuşması

Açılış konuşmasını yapan Başkan Nurşen Çığlık, aşurenin önemine değinerek, “Ne yazık ki bugün de dünyanın birçok ülkesinde yezit anlayışı hüküm sürüyor. Aşure lokmalarımız dostluğa, barışa, dayanışmaya, yardımlaşmaya ve sevgiye vesile olsun” dedi.

Aşure Paylaşımı

Mersin Cemevi Başkanı Yardımcısı Baki Erdoğan Dede’nin okuduğu gülbengin ardından aşure lokmaları katılımcılara paylaştırıldı.

Hüseyin Gazi Türbesi Yönetim Krizi: Mahkemeden Yeni Karar

Ankara’daki önemli inanç merkezlerinden biri olan Hüseyin Gazi Türbesi’ne dair mahkemeden yeni bir karar çıktı. Türbe yönetiminin Alevi İnanç Birliği Vakfı’na devredilmesi ardından Ali Timurtaş Özmen’in “yürütmeyi durdurma” başvurusu reddedildi. Özmen ve yönetim kurulu üyeleri, usulsüz genel kurul yaptıkları iddiasıyla 23 Ekim 2024’te mahkemeye çıkacaklar .

Yönetim Krizi Devam Ediyor

Hüseyin Gazi Türbesi, uzun yıllardır farklı Alevi kurumlarının yönetimi ele geçirme çabaları nedeniyle tartışmaların odağında. Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız, “çökme yöntemi” olarak adlandırdığı bir süreç ardından başkanlıktan alınmış ve yerine Ali Timurtaş Özmen getirilmişti. Ancak, yeni yönetim de krizleri sona erdirmedi.

Mahkemeden Yeni Karar

Mehmet Ali Ayyıldız yönetiminin bilgisi dışında yapılan genel kurulun hukuksuz olduğu iddiasıyla konu yargıya taşındı. Ankara 25. İdare Mahkemesi, 3 Temmuz 2024’te Ali Timurtaş Özmen’in yürütmeyi durdurma başvurusunu reddetti. Özmen ve yönetim kurulu üyeleri, 23 Ekim 2024’te ilk duruşmada ifade verecekler .

Yönetim Devrine İlişkin Gelişmeler

Ali Timurtaş Özmen, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın desteğini kaybetti. Bu süreçte, türbe yönetimi Alevi İnanç Birliği Vakfı’na devredildi. Mahkemenin kararına rağmen, Özmen ve Hüseyin Öz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan destek almak için girişimde bulunsa da bu çaba sonuçsuz kaldı .

Ankara’da Kritik Görüşme

29 Temmuz’da, Alevi İnanç Birliği Vakfı Genel Başkanı Faruk Ali Yıldırım ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir bir araya geldi. Toplantıda, mahkeme kararları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu değerlendirildi ve sonraki süreçte yapılacaklar masaya yatırıldı .

Mansur darındayız!

“Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir…!” (Hallac-ı Mansur)

“IŞİD çeteleri Şengal’e girdi” haberi, beraberinde katliam, göz yaşı ve acı getirdi. İnsanlık, yerinden yurdundan edilen Êzidîlerin fotoğraflara yansıyan kareleri ile yeni bir utanca şahitlik etti. Yüreğimiz bir kez daha derin yara aldı. Aynı yüzlerce yıl önceki gibi; 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine Hewrami (Gorani) lehçesiyle yazılan bir şiirde, İslam halife ordularının Zerdüşti topluluklara karşı yaptığı katliam anlatılmaktaydı ve lanetlenmekteydi;

“Kutsal yerler yakıldı, kutsal ateşler söndü
Herkesten gizlerdi namlı büyükler
Zalimler girdi ta Fırat’a dek
Köylerden tut da ta Şehrizur’a kadar
Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar
Kendi kanında boğuldu özgür adamlar
Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini
Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birisini”


Bugün gene Musul’da tarih katledildi. Mabetler, türbeler, kiliseler, tarihi eserler kısacası insanlığın ortak tarihi, kültürü hedef alındı. Taş üstüne taş bırakılmadı. İnsanlığın izleri silinmeye çalışıldı. Ortak yaşam katledildi. Şimdi sıra Şengal’e geldi…

Alevi ve Êzidî tarihinin en değerli mirası, Hallac-ı Mansur’un makamı, mezarı IŞİD’in saldırısı altında. Yunus Peygamber’in türbesini havaya uçuranlar, Laleş’e, Şeyh Adi’nin mezarına ve onun mezarının yanındaki Hallac-ı Mansur’un mezarına doğru ilerlemek için var gücüyle Êzidîler şahsında insanlığa, insanlık değerlerimize saldırıyor.

Hallac-ı Mansur ki; Alevi-Kızılbaş düşüncesinin felsefi köküdür. Kurucularından biridir. Cem ayinlerindeki en yüksek makam olan Dar-ı Mansur divanının sahibidir. Temsilcisidir. Durduğu dar hak ve hakikat darıdır. Haklı ile haksızın ayrıştığı, halkın dahil olduğu mahkemedir. Bu mahkeme yüzlerce yıldır devam eden hak ile haksızın mücadelesinde bir meşale gibidir. Binlerce kez saldırıya uğramıştır. Unutturulması için her şey denenmiştir. Yazılı kaynakları tahrip edilmiştir. Tüm bunlara rağmen Hallac-ı Mansur gerçeği, hakikat yolculuğunda ayakta kalabilmiştir.

Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan Alevi ve Êzidî felsefesindeki yaratıcı yeridir. Kararlılığı ve fikirleri için darağacını, ölümü Kerbela’daki Hüseyin gibi göze almasıdır. Düşüncelerini ölümüne savunmasıdır.

“Enel hak”…

Êzidîlerin bir inancına göre ise: “Hallac-ı Mansur idam edildiğinde ruhu, bedeninden ayrıldı ve suların üzerinden uçmaya koyuldu. Rastlantı sonucu, kız kardeşi, su almaya geldi; testisini Dicle’nin suyundan doldurdu; erkek kardeşini fark etmedi; eve döndüğünde susadı ve bu testiden su içti. Böylece Mansur’un ruhu, onun bedenine girdi; önce onun erkek kardeşi iken, şimdi oğlu oldu. Bu olaydan dolayı Êzidîler, ağzı tülbentle kapalı olmadıkça hiçbir dar ağızlı kaba su doldurup bundan içmezler.” (Six Months In a Syrian Monastery; by Oswald H. Parry, B. A. (London; Horace-Cox, 1895); s. 372)

Roger Lescot ‘Yezidiler’ adılı eserinde, Hallacilerin, özellikle Êzidî Şeyhi Adi Bin Musafır’ın Hallac-ı Mansur’a abartılı bir sevgi ile bağlı olduğuna dikkat çeker. Şeyh Adi’nin Mansur’un yolunda gittiğini söyler. Bundan yola çıkarak Şeyh Adi’nin Hallaç’ın soyundan olabileceğini yazar…

“Hallaciyenin son temsilcileri Kadderiye’de toplanmış ve Şeyh Adi’de bizzat bu toplantıya icabet etmişti. Yezidilerin çok büyük saygı gösterdikleri Hallac-ı Mansur’un mezarı bu gün Irak’ın Musul kentinin kuzeyindeki Laleş’te bulunan Şeyh Adi’nin mezarı yanındaki Bağdat Şehitleri’ne ayrılan bir bölümde bulunmaktadır.” (a.g.e)



Tarihe karşı işlenen suçlara bir yenisi eklenirken, direniş de o kadar kahramanca olmuştur. Êzidîlerin yalnız olmadığı ve değerlerin ne pahasına olursa olsun korunacağını YPG şahsında Kürt siyasal hareketi ortaya koymuştur. Rojava’daki tüm imkansızlıklara ve saldırılara rağmen sınırları aşarak insanlığa siper olmuştur. Bu kahramanca çıkış, dikkatleri Şengal’e çekmeyi başarmış, sorumluluktan kaçanları Kürt halkı içinde teşhir etmiştir. KDP başta olmak üzere Kürt parti ve çevrelerini Şengal’e sahip çıkmaya mecbur bırakmıştır. İnsanlığı sorumluluğa davet etmiştir. IŞİD saldırıları karşısında gösterilen bu tavır, Ortadoğu’da güvenin adresini, katliamlara karşı direnişin adresini de herkese göstermiştir.

Mansur darındayız… Hak ile hakikat darındayız… IŞİD katliamları karşısında nerede olduğumuzu sorgulama günündeyiz…

Rivayet edilir ki; “İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mansur hazretleri inledi. Sebebi sorulduğunda; ‘Taş atanlar beni yakınen tanımayanlardır. Tabiidir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti.’ cevabını verdi.

08.08.2014

Alevi oyları Demirtaş’a

Bin cefalar etsen almam üstüme oy
Gayet şirin geldi dillerin dostum
Varıp yad ellere meyil verirsen
Gış ola bağlana yolların dostum dostum 
(Pir Sultan)

Görünen o ki cumhurbaşkanlığı seçimleri süreci en çok Aleviler üzerinden gerginliklerin derinleştirilmesi ile yol alacak. Kürt siyasetinin yeni bir Türkiye yaratma ideali toplumu derinden etkilemektedir. Özellikle Alevilerin belirgin bir biçimde Kürt siyasetiyle ortak gelecek için adım atması, muhafazakar, gerici ve ulusalcı çevrelerde büyük bir panik yaratmıştır. Bu panik, yeni provokasyonlar ve saldırılarla korku siyasetinin derinleştirilmesine neden olurken, Alevilerin devletçi ve ulusalcı kesim içinde tutulması hedeflenmektedir.

Başbakan başta olmak üzere, ulusalcı ve faşist kesimler el ele bu provokasyonları örgütlemektedir. Seçime kadar da bunun tonajını artıracakları anlaşılmaktadır. Alevilerden oy alması beklenmeyen AK Parti, Alevileri CHP’ye mahkum etmek gibi bir çalışma yürütmektedir. Erdoğan’ın söylemi, davranışı ve verdiği mesajlar korku siyasetinin örgütlenmesine en büyük katkıyı sunmaktadır. Bu politik yönelim, bakış açısı ve söylemlerin CHP’yi beslemesi, CHP’de oya dönüşmesi, Başbakan’ın, Alevilik konusunda CHP ile hem fikir olduğunu ortaya koymaktadır. AK Parti’ye ve onun adayı Tayyip Erdoğan’a oy vermeyecek olan Alevileri CHP’de tutmak suretiyle, devletle bütünleşmeyi amaçlamaktadır. CHP ise adı Tayyip Erdoğan olmayan Türk-İslamcı bir adaya oy verdirmek suretiyle devletin bekası konusunda AK Parti ile olan ortaklığını ortaya koymaktadır.

Öyle bir aday ki; Muhsin Yazıcıoğlu için “halkımızın kahraman bir evladıydı” diyebilecek kadar Alevilere düşman. Maraş’ta, Malatya’da, Çorum’da Alevi katletmekten başka bir “kahramanlığı” olmayan Yazıcıoğlu şahsında verilen mesaj Eklemettin bey seçildiğinde bizleri kimlerin, hangi kahramanların beklediğini göstermektedir.

Kısacası farklı cepheden Alevilerin oyları Tayyip Erdoğan ve Ekmelettin İhsanoğlu şahsında devletleştirilmek istenmektedir. Bu aslında Türk-İslamcı tırnak içinde cumhuriyetçi devletin yaratmak istediği, tekleşmenin de sağlanmış olması demektir.

Onun içindir ki devletin dışındaki tek aday Selahattin Demirtaş’dır. Demirtaş, değişen Türkiye’nin resmidir. Özgürlüklerin yaratılması, değerlerin korunması, inançların varlıklarını her alanda hissettirmesi anlamına gelmektedir. Bu misyon Demirtaş’ın şahsının ötesinde halkların, inançların ve sınıfların taleplerinin ancak bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde onun omuzlarında olmasındandır.

Büyük bir yük ve misyon üstlenmiştir. Halkların, inançların, kadınların, sınıfların umudunu ve hayalini omuzlamıştır. İşte Aleviler böylesine bir misyon yüklenmiş olan, Selahattin Demirtaş şahsında, kimlikleriyle var olabilmenin mümkün olduğunu görmüşlerdir. Türkiye siyasetine yeni bir soluk taşıyan Demirtaş şahsında gerici-muhafazakar, faşist ve ırkçı yapılar bu umutları yıkmak için harekete geçmişlerdir.

Diyarbakır’da kadınlara balta ve satırlarla saldıranlar, Rize’de tekme tokat linç girişimde bulananlar, Elbistan’da gençlere saldıranlara, İstanbul’da Selahattin Demirtaş standı açan Alevilere yapılan saldırıların tümü yeni Türkiye idealine karşı açılmış bir savaştır. Tüm bunlar, birlikte yaşama kültürü, sorunların ortaklaştırarak aşılması noktasında atılmış bir örnek adım olan HDP’ye karşı bir linç girişimidir.

HDP’nin ne kadar doğru bir adım olduğunu bu saldırılardan yola çıkarak söylemek mümkündür. HDP birilerini korkutmuş huzursuz etmiş ve egemenlik alanlarına müdahale etmiştir. Biz Alevilerin HDP içerisindeki varlığı da bu çevrelerin korkusunu artırmaktadır. Türkiye’de ezilen halkların, inançların ve emeğin itifakkı olan HDP, bu kesimlerin gücünü de Selahattin Demirtaş şahsında ortaya koymuştur. Seçim sürecine kadar her zamankinden daha duyarlı olmak, provokasyonlara karşı her zamankinden daha fazla tedbirler almak gerekmektedir.

Aklın duygulara hükmettiği bir sürecin içinden geçmekteyiz. Sabretmeyi bilmek, Kürt siyasetinin emeği ile yoğrulmuş, kişilik kazanmış bir dil kullanmak şarttır. Alevi ahlakı ve bakış açısıyla sorunları hal etmek, HDP başta olmak üzere siyasal partiler nezlinde pirim elde etmek için, gerginlikler üzerinden siyaset üretmekten itina etmek gerekmektedir. Devlet zaten böylesine bir gerginliği yaratmak, Kürtleri, Alevileri, emekçileri birbirine düşürerek, özgürlük ve demokrasi bloğunu ortadan kaldırmak için uğraşmaktadır. Her Kürt, her Alevi, her kadın, her emekçi özgürlük davası için çok kıymetlidir. Onun için birbirimize değer veren, yanlışlarımızı Hak divanında hesap vererek hakikat yolundan yürüyebilmek gerekir.

01.08.2014

Alevilere “korku verirler”

“Dirilirler dilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var”  (Karacaoğlan)

Alevilere yönelik tahrik edici saldırılar son günlerde artarak devam etmekte. Alevilerin yaşadığı hemen her bölgeden küçük çaplı gerginliğe vesile olan haberler gelmektedir. Kimi yerlerde Alevi çocuklarına zorla “namaz” kıldırıldığı, kimi köylerde camilerin inşa edildiği, ezanların okunduğu ve sözlü sataşma haberleri… Bildik tanıdık bazı “Alevi”ler tarafından başlatılan kampanyalarda buna eklenince korku siyasetinin besleyecek unsurların yeniden üretildiği görülmektedir.

Klasik Alevilere bakış açısının ötesindeki bu gelişme, saldırılar, seçim öncesinde Alevilerin oy akışını dizayn etmek isteyen kesimler tarafından planlı bir şekilde organize edildiği anlaşılmaktadır. Zaten sistematik bir baskı altında olan Alevilere karşı son günlerde eklenen gözle görülür yönelimler korku siyasetinin simsarlarını beslemektedir. Onlar tarafından da örgütlenmektedir.

Özellikle Ekmellettin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi sonrasında Aleviler başta olmak üzere sosyal demokrat kesimlerde oluşan tepkileri bastırmak için bu saldırıların önümüzdeki günlerde artarak devam edeceği anlaşılmaktadır.

1990 yıllarında Kemalist aydınlara karşı başlatılan cinayetler ve 2 Temmuz 1993’de Madımak Katliamı Alevi aklını esir almanın bir yolu olmuştur. Korkular üzerinden Alevilik teslim alınmak istenmiştir. “Cumhuriyet elden gidiyor” diyen bu akıl tutulması devletin Alevileri kendinde barajlaşmasını sağlamıştır. Bunun sağlamanın yolu, devlet politikası olarak bu katliamlar örgütlenmiştir. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun gibi Kemalist aydınlar art arda katledilirken bu cinayetlerin sorumluları halen yakalanmamış, bu cinayetler faili meçhuller listesinde bulunmaktadır.

Devletin bizzat örgütlediğine inanılan bu siyasi cinayetler ve 2 Temmuz katliamı Alevileri ciddi bir biçimde korkutmuştur. Sindirmiştir. Devlete, Alevi kurumlaşmasının yönünü ve ittifaklarını kendisine göre dizayn etme imkanı vermiştir. Siyaseten de bundan en çok menfaatlenen parti CHP’dir. CHP devletin Alevileri kendinde toplama merkezi olmuştur. Alevilere yapılan her saldırı CHP’ye oy olarak destek olarak dönmüştür. Alevileri kendisine mahkum eden bu durumun her aşıldığı dönemde devlet çeşitli manevralarla Alevileri yeniden CHP’de toplamanın yollarını açmıştır. Deniz Baykal sürecinde yıpranan ve Alevilerde kopuşun başladığı CHP’nin başına Kılıçdaroğlu Genel Başkan olarak getirilmiştir. Tayyip Erdoğan’ın katkıları ve bilinçli yönlendirmesiyle de; Alevilerin CHP dışında bir tercih yapmamaları için her yöntem denenmiştir, denenmektedir.

Söz konusu Aleviler olunca devletin refleksi devreye girmektedir. AK Parti, CHP, MHP ortak davranmaktadır. Meclis, komisyonlar aynı akılla işlemekte, Aleviliğin asimile edilmesi temel bir prensip olarak işlemektedir. Alevilerin hassasiyetleri söz konusu olduğunda kimseden ses çıkmamaktadır.

HDP şahsında somut bir duruma dönüşen Alevilerin kendilerini kendisi olarak ifade etme imkanı, şansı Alevilerde heyecan yaratmaya başlamıştır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunu gün yüzüne çıkarmıştır. Alevilerden Selahattin Demirtaş’a hatırı sayılır bir oy akışının olacağı görülmektedir. Başta Alevi kurumları olmak üzere Aleviler Selahattin Demirtaş şahsında Kürt siyasetiyle bağlarını yeniden düzenlemeye başlamıştır. Bu sürecin önümüzdeki yıllarda ötekilerin birlikte yürüme mücadelesine yansıyacağı da ortadadır.

Alevileri korkularından yola çıkarak teslim almak isteyen siyasetin artık başarılı olma şansı yoktur. Kirli ittifakların Aleviler tarafından itibar görmesi de düşünülemez. Alevilerin içindeki bu yaklaşımları dışına attığı bir süreçte, HDP, Aleviler içinde teşhir olmuş, mahkum edilmesi için yılların harcandığı yaklaşımların kendilerini yeniden örgütlemesine izin verilmemelidir. Alevilerin korkularını aşmasına katkı sunarak, Kürt siyasetinin direnci ve koruyucu gücü etrafında toparlamasını bilmelidir. Sorumluluk almalıdır. Alevileri kendisinde barajlaşmaya çalışan, siyaset malzemesi, sıçrama tahtası yapmak isteyen yaklaşımları görebilmeli, bunun önünü şimdiden almalıdır. Kürt siyasetinin Alevilere yaklaşımındaki samimi resmi temsil edebilme becerisini göstermelidir.

Çünkü bilinmelidir ki; Alevilerin mücadelesinin yeni bir boyut kazanması ve sistemle olan bağlarının koparılması Alevilere karşı yeni saldırıların olacağı anlamına da gelmektedir. Bu saldırıların göğüsleneceği bir birliğin sağlanması da hayati bir önemdedir. Aleviler bu olası saldırılar karşısında yalnız bırakılmamalıdır. Bırakılmayacağı da hissettirilerek korku siyasetinin sütüne yürünmelidir.

25.07.2014

Kobanê direnişi, Kerbela direnişidir!

Haksızlık önünde eğilmeyiniz… Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz! (Hz. Ali)

Alevi Pirlerinin çağrısı üzerine Aleviler Kobanê sınırına gittiler. Kobanê halkının direnişini “Kerbela direnişi” diye selamladılar. Sivil bir inisiyatif olarak Alevilerin kurumların girişimini beklemeden örgütledikleri bu gidişe Alevi kurumlarının önde gelenleri desteklerini açıklayıp temsilcileriyle katıldılar. Görüldü ki kurum ve kuruluşlarının hareketini sağlayacak olan pirlerin, aydınların, yazarların misyonlarına sahip çıkmaları.

Bunun en güzel örneği sınırda görüldü. Bu tür eylem ve etkinliklerin artık Alevilerin hayatının bir parçası olacağını şimdiden söylemek mümkün. Söz artık eyleme dönüşmek zorundaydı. Öyle de oldu. Eylemlilikler ve rengini ifade edecek etkinliklerin başını da pirlerimizin çekecek gibi. Hantal, siyasetin, bireysel ilişki ve menfaatlerin derinlemesine kendisini hissettirdiği Alevi kurumlarının kendilerini gözden geçirme ve yenilemesinin de önünü açacak olan pirlerimin bu ve benzer çıkışlarıdır. Hak ve hakikatin izinde yol almak için Alevi felsefesinin tarihi örgütlenme biçimi ve önderlik hakkının teslim edilmesi de böylece tekrar sağlanmış olacaktır. Hak ve hakikat pirlerimizde tecelli ettikçe, onların şahsında kendini resm ettikçe asimilasyona karşız da en büyük direniş başlamış olacaktır. Onun içindir ki;

Kobanê sınırında tarihin onlara yüklemiş olduğu misyona laik bir adım atmışlardır. İnisiyatifi ele almışlardır. Kendi varlıklarıyla, direnenlerin varlığını bütünleştirmişlerdir. Kobanê’de yaşananlara “Kerbela” demişlerdir. Direnenlere “Şah-ı Şehidin Hüseyin” demişlerdir. Kahramanlığa sahip çıkmış, hakikatle muhabbet etmişlerdir. Onları aşkı muhabbetle selamlıyorum… Ve onların sınırın sıfır noktasında haykırdıkları cümlelerini sizinle paylaşmak istiyorum. Pirlerimiz diyor ki;

Yezit’e karşı İmam Hüseyin Olma Zamanıdır!…

Ortadoğu ve Türkiye’de 20. yüzyılın “Paylaşım” planını yapan egemen sömürgeci güçler yüz yıldır mazlum halkları ve inanç gruplarını birbirine kırdırdı. Bu kırımı planlayanlar doğal kaynaklarımıza el koyup kendi çıkarları için kullanırken biz mazlum halklar ve inanç grupları katliamın acısını kat kat artıran yoksullaşmayı da yaşadık.

21. Yüzyılın “Yeni sömürge” planını yapan egemen güçler, aynı plan üzerine kurguladıkları senaryo için eli kanlı çeteleri kullanıyorlar. Ortadoğu, Mezopotamya, Anadolu, Kürdistan insanlığın doğal yaşamdan, yerleşik yaşama adım attığı kadim coğrafyadır. Bu kadim coğrafyanın halkları ve inanç grupları birbirinin “Düşmanı” değil dostu ve yarenidir. Bu dostluğun ve yarenliğin somutlaşması Rojava topraklarında gerçekleşirken, dostluğu, dayanışmayı, yarenliği, birlikte yürüyecek eşit ve özgür yaşamı bozmak, düşmanlaşmayı ve katliamı oluşturmak isteyen güçler tekrar iş başındadır. Yoksulluğu kuru ekmekle pay eden, acıları paylaşarak azaltan, her türlü etnik ve inançsal kimliği tanıyarak kendi kadim değerleri ile yaşatmanın planını yapan Rojava halkını hedef alan IŞİD vb. katliamcı çetelere karşı direnmek, mücadele etmek inancımız açısından ibadet kabilindedir. Rojava’da/Kobanê’de yaşayan ve destansı bir mücadele yürüten insanlar bilinmelidir ki dünyanın mazlum halkları adına zalim ve katliamcı zihniyete karşı mücadele etmektedir. Rojava direnişi sadece kendisi ile sınırlı değildir. Zulüm ve katliamın neredeyse “Kader gibi” algılandığı bir coğrafyada, yani ve özgür bir yaşamın olabileceğini kanıtlayan, halkın ve hakkın iradesiyle eşitliği yaşamsal kılan mazlum Kürt halkı zalime ve katile inat “Kaderin” bozuk yazgısını silme iradesi gösteriyor. Biz Alevi aydınları olarak “Bu irade bizim de irademizdir, bu direniş bizim de direnişimizdir.” diyoruz!

Rojava, Hama, Halep inancımızın Hak ve Hakikat uğruna direniş destanının Hak Aşıklarının kanıyla canıyla yazıldığı topraklardır. Sühreverdi (1191), Seyit Nesimi (1425) Halep’te hak için Hakka yürümüştür. Sühreverdi ve Seyit Nesimi gibi Hak ve hakikat aşıklarını katleden zihniyet IŞİD zihniyetinin kaynağıdır. Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın “Kızılırmak gibi bendinden boşan/ Hamadan, Mardin’den, Sivas’a döşen/ Düldül eyerlendi Zülfikâr kuşan/ Alim ne yatarsın günlerin geldi?” deyişi tam da bugünü gören ve bugün ne yapılması gerekeni ifade eden deyiştir. Bu gün Hak ve Hakikat aşkına, yoksulun, mazlumun, masumun, dili kimliği, inancı inkar edilerek katledilenler için Zülfikar kuşanma zamanıdır. Şahı Merdan Ali ile Muaviye güçleri arasında yaşanan Sıffin savaşı da bu topraklarda (Rakka/Sıffin) gerçekleşmiştir. Hak ve hakikatin karşısında yenilgiye uğrayacağını gören Muaviye askerlerine, İslam’ın kutsal kitabı “Kuran-ı Kerim sayfalarını yırtarak mızraklarının ucuna takma” emrini bu topraklarda vermiştir. IŞİD katilleri, Sıffin Savaşı’nda Şahı Merdan Ali’ye karşı tarihin gördüğü en düzenbaz savaş hilelerinden birini yapan Muaviye zihniyetinin temsilcisidir. İnsan bedenini parçalayarak “Kalbini yeme” Yezit’in atası, Muaviye’nin ana/babası Ebusüfyan ve Hind’den kalan bir caniliktir. Cani, kanlı katil IŞİD çetelerinin Rojava’da Kürt halkına, Suriye’de Alevi toplumuna karşı yaptığı katliamlar Yezit’in Kerbela’da yaptıklarının devamıdır. Nerde bir Muaviye varsa orada bir Şahı Merdan Ali olacaktır. Nerede Yezit eliyle yapılan bir Kerbela varsa orada bir İmam Hüseyin ve Masum-u Paklar, Zeynepler, Sakineler, Zeynel Abidinler olacaktır. IŞİD çeteleri kelle keserek Kerbela zulmünü sürdürüyorlar. İnsanlık bilmelidir ki suya erişmeyi engelleyen IŞİD çeteleri Yezitlik yapıyor. Rojava’da Ortadoğu’da çocukları katleden IŞİD çeteleri Kerbela’da altı aylık Ali Asgar’ı ve Masum-u Pakları katleden Hurmala Bin Kâhil’in soyundandır. IŞİD çeteleri Kerbela’da baş kesen Şimr Bin Zi’l Cevşen’in torunlarıdır. Tarihimiz zulüm ve katliama karşı direnişin destanıdır. Madımak’tan Kerbela’ya, Roboski’den Maraş’a, Çorum’dan Kobanê’ye, Dersim’den Rojava’ya kadar yaşanan tarihte mazlum biziz. Rojava direnişinde zulüm ve katliam yenilecek Halklar ve inanç grupları eşit, özgür ve özerk olacak. Bu mücadeleye güç katmak ve “Bu mücadele bizim mücadelemizdir” demek için buradayız.  

18.07.2014

HDP ve Aleviler

Pir Sultan Abdal’ım ey Hızır Paşa
Yazılan gelirmiş her daim başa
Beni hasret koydun kavim kardaşa
Katip arzuhalim yaz yare böyle

Sivas katliamının 21. yıldönümü. Acının ateşle eşleştiği 2 Temmuz’un arifesindeyiz. Alevi kurumları Madımak Oteli’nin önünde toplanacaklar. Her yıl olduğu gibi bu yıl da katliamın asıl sorumlularının ortaya çıkarılması, Madımak Oteli’nin (Kamulaştırıldıktan sonra Sivas il Özel İdaresi’ne devredilip, şimdilerde Bilim ve Kültür Merkezi olarak adlandırılan yer) utanç müzesine dönüştürmesi talebini dile getirecekler.

Cumhurbaşkanı seçimleri vesilesiyle siyasal tercihleri iyice deşifre olan siyasi partiler başta CHP, Alevililerin yalnızlığını bir kez daha ortaya koyarken, HDP Alevilerin beklentilerinin tek temsilcisi olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum yıllardır Kürt siyasetine karşı barajlama misyonu üstlenmiş, böyle bir misyon içinde tutulan kesimleri bile alternatifsiz bırakmıştır. Devlet, devletin siyasal partileri iki adayla siyasal İslam’da karar kılmıştır. Ve Ortadoğu’daki gericiliğe IŞİD şahsında esen rüzgara teslim olmuştur. Bu durum HDP’yi tüm umutların birleştiği parti yaparken, ezilen halkların inançların ve emeğin birleştiği bir merkez olma fırsatı vermiştir. Önümüzdeki en önemli soru bunun pratik temsili ve örgütlenmesinin nasıl olacağıydı ki; HDP aynı zamanda nasıl olunması gerektiğini de kongresinde ortaya koymuştur. Tüm farklılıkların zenginlik olduğu bir ülke…

Bu zenginlik içinde tabii ki büyük bir kitle ile Aleviler durmaktadır. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş bir gazeteye verdiği demeçte “Alevilerin partimizde güçlü temsilcileri var. Aleviler adına konuşmayı bile kendimizde bir hak olarak görmüyoruz. Talepleri neyse aracısı olacağız.” diyerek tam da Alevilerin beklentilerine cevap oldu. Alevilerin duymak istediği mesajı birinci ağızdan dillendirdi. Katıldığı bir televizyon programında da bu yıl da Alevilerle birlikte Sivas’ta, Madımak Oteli’nin önünde olacaklarını söyleyerek, Alevilerin yalnız bırakılamayacağının resmini çizdi. Önümüzdeki dönemde kendisini daha net olarak gösterecek olan Alevilerin HDP şahsında, Kürt siyasal hareketiyle kaderini ortaklaştırması süreci kendi içinde tehlikeleri de barındırmaktadır. Özellikle Kürt siyasetini Alevi Kurumlarıyla çatıştırmak suretiyle, Kürt siyasetini kendisine mahkum etmeye çalışan HDP içi yaklaşımlar görülmelidir. Buna karşı durulmalı ve Alevi hareketinin yönü iyi okunmalıdır. Kürt siyasal hareketine doğru yol alan Alevilerin önünü açılmalıdır.

Alevileri, Kürtlerle çatıştırmak suretiyle bugüne kadar Aleviler üzerinden siyaset yapan, devlet merkezli siyasal yaklaşımlar ve asimilasyon temelli örgütlenmeler iyi görülerek bunun artık zeminin kalmadığı bilinmelidir. Aleviler içinde artık kendi kendisini teşhir eder bir duruma düşen, itibarsızlaşmaya başlamış olan bu yaklaşımlar üzerinden Alevilerin okunmasına son verilmelidir.

Diğer önemli bilinmesi gereken nokta Alevi Hareketi olarak adlandırdığımız Alevi örgütlenmesi, AABF, ABF, ADF, PSAKD, ÖDAD, AVF, FEDA, CEM Vakfı vs… Tümü Kürtlerden oluşmaktadır. Kısacası bir Kürt hareketidir. Kürt Alevilerinin Alevilik etrafında var olma mücadelesidir. Bu kurumların yöneticileri ve üyelerinin %90’dan fazlası Kürtlerden oluşmaktadır. Bu anlamda Alevi hareketini Kürt hareketinden ayrı düşünmek ve onu “dostlar” pozisyonunda tutmak isteyen yaklaşımlar yanlıştır.

Bu niyete bağlı bir durumdur. Alevileri nasıl görmek istediğimiz, nerede görmek istediğimizle ilgilidir. Türk ve Türkmen Alevileri bu hareket içinde çok küçük bir kesimi oluşturmaktadırlar. Çepniler, Tahtacılar, Türkmenler diye adlandırabileceğimiz Türk kökenli Aleviler bu örgütlenme içinde yokturlar. Kendi örgütleri vardır ve siyasal tercihleri itibari ile CHP’nin bile gerisindedirler. Milliyetçi, ırkçı bir kuşatma içindedirler.

Bu anlamda Aleviliği ve Alevileri doğru okumak şarttır. Önemlidir. Büyük ve ağır sorunları olan bir toplumun bu statüde durması artık mümkün değildir. Alevilerin yüzü Kürt siyasetine dönmüştür. HDP’ye ve bileşenlerine buna doğru yaklaşmak düşer.

ABF ortaklaştırıcı olmalıdır

“ABDAL PİR SULTAN’ım gönlü zar olan
Döner mi sözünden gerçek er olan
Senin gibi ahtı sadık yar olan
Verdiği ikrardan döner mi yar yar”

Alevilere yönelik saldırıların had safaya çıktığı ve alenileştiği bir süreçte ABF kongresi gerçekleşti. Türkiye’deki en büyük Alevi bileşeni olan ABF bu kongresiyle yeni dönemde nasıl bir yola alaçığının da resmini ortaya koydu. Fevzi Gümüş ile Abbas Tan başkanlığında iki listenin yarıştığı kongrede Fevzi Gümüş’ün listesi seçimi kazandı.

Birlik Grubu olarak seçime giren Gümüş’ün yönetim kurulu 21 kişiden oluşuyor. Fevzi Gümüş, Necdet Saraç, Mehmet Uzuner, Engin Gündük, Ali Yıldırım, Recai Aksu, Ali Rıza Yıldırım, Haydar Şahin, Haydar Olcay, Hıdır Çam, Erdal Sefer, Miktat Öztürk, Baki Düzgün, Fadime Türkyılmaz, Ali Başak, Uğur Bilgin, Eyüp Tek, Kamil Ateşoğulları, Ali Özcan, Türkan Akbıyık, Hakverdi Çelik gibi isimlerin yer aldığı yönetim ABF içindeki farklı eğilimleri içinde topladığı görülüyor. Alevi Kültür Derneklerinin destekeldiği Abbas Tan etrafındaki eğilimi dışında tutarsak ABF yönetimine “birlik yönetimi” olduğunu söylemek mümkündür. İnancım odur ki: yönetimin dışında kalan arkadaşlarda çalışmalara dahil edilecek bir yaklaşımla, Alevilere karşı saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde, Alevi refleksi kendisini hissettirir.

Yeni yönetimin, geçmiş yönetimlerin düştüğü ve artık kendisini tekrarlama şansı olmayan, Alevilerin kabul edilemeyeceği kişiselleştirilmiş yaklaşımlardan uzaklaşılmış olsun.

Alevilerin artık kendilerini temsil edecek ve haklarını örgütleyecek bir yapıya ihtiyacı vardır. Önceliğin Alevilerin ve Aleviliğin çıkarları olan bir yaklaşımla bireysel kaygıların taşınmadığı ve gerekli fedakarlıkların gösterildiği kamil insan yaklaşımı içerisinde yol almak istemektedir.

Ortaoğu’da görüldüğü gibi her şiddete maruz kesimin yanında mutlakata bir Alevi, Şii veya Gayri-Müslüm kesim bulunmaktadır. Suriye, Irak, Türkiye vs… Alevileri avlamayı varlığının esası haline getirmiş IŞİD gibi çeteler Ortadoğu’da bugün kendisini her alanda hissettirir olmuştur.

Alevililerin her alandaki varlıkları hedef haline gelmiş, yaşama hakları gasp edilmeye başlanmıştır. Böylesi bir dönemde dernekcilik statüsünde kalmakta kabul edilir bir durum olmayacaktır. Alevilerin kendilerini koruması, savunması ve bunun için kendisi gibi mağdur edilen kesimlerle itifaka girmesi kaçınılmazdır. Ürkeklik ve kişisel kaygılardan dolayı bu itifaklardan uzak durmanın hiçbir açıklamsı olmayacaktır. Ölümün Türkiye’deki Alevilerin ensesinde olduğu bir dönemde böyle bir yaklaşım lüks olacaktır. Alevilerin kendilerini savunacakları bir yapılanmaya ihtiyaçları vardır. Bunu yapma misyonu da ABF gibi Alevi kurumlarına düşmektedir. Alevilerin haklarının örgütleneceği itifakları yaratmak, güçlendirmek temel bir görev olmaktadır.

Başta Kürtler olmak üzere, emekçi sınıfı, diğer milletlerden ezilen halklar, inanaçların birlikte yaşama kültürü etrafında itifakının yaratılması için kendisine görev çıkarmalıdır. Birliği, ortak haraket etmeyi esas alan ve bunu bizzat örgütleyen olabilmelidir. Çağrıcı olmalıdır. Almanya örneğinde görüldüğü gibi tüm ezileneler yan yana gelince büyük bir güç olmaktadır. Bu birliğe Alevilerin çağrısı vesile olabilmektedir. Bu görülmüştür. ABF, Alevilerin birleştirici ortaklaştırıcı yanlarını değerlendirmelidir. Bu durumu Alevilerin savunması için bir vesile haline getirilmeli, Alevileri yalnızlaştırmak isteyen kesimlere inat birliği örgütlemelidir. İtifakları geliştirmelidir.