Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinden 1 Mayıs Çağrısı

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yayımladığı afişle emek, eşitlik ve özgürlük temalarını ön plana çıkardı. Dernek, tüm emekçileri birlik ve dayanışma içinde mücadele etmeye davet etti.

Afişte, “Emek bizim, söz bizim! Eşitlik, özgürlük, barış için birlikte!” ifadeleri kullanılarak, emekçilerin ortak mücadelesinin önemi vurgulandı. “Biz halkız, gelecek ellerimizde!” sloganı ile toplumsal dayanışma ve ortak gelecek mesajı verildi.

Ayrıca, afişte insanca yaşam, güvenceli iş, adalet, laiklik, eşitlik, barış, direniş ve dayanışma gibi talepler sıralandı. Bu talepler, emek mücadelesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve demokratik hakları da kapsadığına işaret etti.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 1 Mayıs’ın emeğin, dayanışmanın ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğunu belirterek tüm emekçilerin bayramını kutladı. Güçlü görseller ve sloganlarla, 1 Mayıs’ın birlik, mücadele ve umut günü olduğu bir kez daha hatırlatıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinin 1 Mayıs çağrısı, emek mücadelesinin sadece ekonomik değil, toplumsal ve demokratik haklar açısından da önemini vurguluyor. Alevilik geleneğinde dayanışma ve birlik, her daim ön plandadır; bu nedenle derneğin mesajı, tüm emekçilerin ortak mücadelesine ışık tutuyor. Eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri, Alevi toplumunun değerleriyle örtüşerek toplumsal barışa katkı sunmayı amaçlıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersimde 1 Mayısta emek dayanışması güçlendi!

Dersim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı, coşkulu bir şekilde kutlandı. 1 Mayıs 2026 tarihinde, Sanat Sokağı’nda bir araya gelen sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve yüzlerce yurttaş, Seyit Rıza Meydanı’na yürüyerek emek mücadelesini selamladı.

Etkinlikte, katılımcılar sık sık “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” ve “Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek” gibi sloganlar attı. Kutlama, emek ve toplumsal taleplerin dile getirildiği bir platform haline geldi.

Dersim’deki bu kutlama, sadece işçilerin değil, aynı zamanda tüm emekçilerin dayanışma içerisinde olduğunu gösterdi. Yerel halk, etkinliğe büyük bir katılım göstererek, Alevilik inancı ve eşit yurttaşlık taleplerini de ön plana çıkardı.

1 Mayıs kutlamaları, emek mücadelesinin ve dayanışmanın önemine dikkat çekerek, toplumsal adalet arayışını destekleyen bir atmosferde gerçekleşti. Katılımcılar, bu tür etkinliklerin düzenlenmesinin, hak mücadelesinin sürdürülmesi açısından büyük bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersimde gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, emek dayanışmasının ve toplumsal adalet arayışının güçlü bir şekilde ifade edildiği bir platform haline geldi. Alevilik inancı ile eşit yurttaşlık taleplerinin ön plana çıktığı bu etkinlik, ayrımcılığa ve haksızlıklara karşı duruş sergileyen bir toplumsal hareketin parçasıdır. Yerel halkın büyük katılımı, emek mücadelesinin her kesim için hayati önem taşıdığını gösterirken, bu tür etkinliklerin sürekliliği, mazlumların sesi olma misyonumuzu güçlendirmektedir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Kripto Kılıç Artığı” ifadesiyle eleştirince doğal olarak büyük bir tepkiyle karşılaştı.

Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’nu aldığı varsayılan bir tutum için eleştiriyordu. Bir iddiaya göre Kılıçdaroğlu, AKP tarafından “Andımız”ın kaldırılmasını yıllar önce bir sohbet sırasında desteklemişti. X platformunda yayın yapan bir hesap da bu iddiayı gündeme getirmişti. Kırıkkanat da işte bu tutumu “Kripto Kılıç Artığı” diyerek kendi meşrebince eleştirmiş oldu.

Ancak bu bir eleştiri değil, ırkçı bir suçlama. Çünkü: a) “Kılıç Artığı” Türkiye’de milliyetçi ve sağ kesim tarafından 1915 sonrasında hayatta kalan Ermeniler için, aşağılama amaçlı kullanılır. Buradaki tuhaflık şudur: Devleti, merkez sağı, merkez solu, İslamcısı, milliyetçisi, aşırı milliyetçisiyle (HDP çizgisindeki Kürt hareketi hariç) tüm partiler, Ermeni Soykırımı’nı inkâr ederken, bilhassa sağ siyaset “Kılıç Artığı” diyerek aslında soykırımı hem kabul eder hem de aba altından sopa gösterir. Yani “Yapılması gereken yapıldı, canını zor kurtarmışsın, sesini çıkarma” demektir bu. Türkiye’deki inkâr politikasının, ikrar ve kalanları da sindirme kodudur özetle. b) Aleviler için kullanılır. İki manada: Bazı Ermenilerin Alevileştiği iması ve Alevilerin de sonuçta yüzyıllara yayılan bir “cezalandırma”/şiddet politikasının idrakinde olmaları gerektiği mesajı. Burada asıl kastedilen Dersim Kırımı’dır şüphesiz. Yani Ermeniler için kastedilen/ima edilen ile aynı manaya gelir.

Kılıçdaroğlu da bilindiği gibi Dersimli. Burada mesele daha da çetrefilleşiyor çünkü Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu için sadece “Kılıç Artığı” demiyor, “Kripto Kılıç Artığı” diyor. Kripto da yine bilindiği gibi Soykırımdan kurtulmuş ve Sünnileşmek ya da Alevileşmek zorunda kalan Ermeniler için, yine sağ ve aşırı sağ kesim tarafından kullanılmakta. Yani “Öyle görünmüyorlar ama gizli gizli Ermeni olarak yaşıyorlar” denmekte. Hayatta kalmak da suç yani.

Bu durumda Kırıkkanat’ın söylediği gayet açık ve irkiltici. Düpedüz ırkçı bir tutum. Tepkiler üzerine Kırıkkanat “Kılıç Artığı”nın anlamını bilmediğini söyledi, “Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim” dedi, sonra özür diledi, tepkiler Kırıkkanat’ın yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesine yönelince gazete yönetimi de peşpeşe açıklamalar yaptı ve Aleviler için böyle bir tutum almalarının mümkün olmadığı ısrarla vurgulandı,  Kırıkkanat da yazılarına “bir süre” ara verdi, hatta Kılıçdaroğlu’nu aradı.

Tepkiler, Kırıkkanat’ın özür dilemesi, böyle bir laf edilince, olması doğal gelişmeler. Ancak tüm bu tartışmalarda mesele “Aleviler” etrafından konuşuldu, “Kripto” kısmına hiç değinilmedi. Yani diyelim ki Kırıkkanat “Kılıç Artığı”nın ne demek olduğunu bilmiyordu.  Peki “Kripto” nereden çıkmıştı? Bunun bir izahı yoktu.

Konu Aleviler üzerinden ilerleyince Cumhuriyet gazetesinin de alarma geçmesi doğal, ancak Cumhuriyet de bu “Kripto” kısmına pek takılmadı, konunun Ermenileri yaralayan boyutu tamamen göz ardı edildi.

Derken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mine Kırıkkanat hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla re’sen soruşturma başlattı.

Buraya gelince ister istemez şöyle bir durdum. Şu yüzden: Birine ya da birilerine “Kılıç Artığı” demek bir ceza soruşturmasının konusu oluyorsa, bazı siyasetçiler neden bu ifadeyi pervasızca kullanabiliyordu?

Mesela MHP Lideri Devlet Bahçeli, 2017 yılında Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadır Selvi için şu ifadeleri kullanmıştı: “MHP’yi Kürt kardeşlerimizin karşısında gösteren her kim varsa hem bölücü hem de Türkiye düşmanıdır. Bu kalem ve kılıç artığı şahsın MHP’ye menfi tutumu bellidir, ama AKP’ye dost mu, hasım mıdır? Türk-Kürt arasına nifak sokan ya şerefsizdir, ya teröristtir ya da zulmün oyuncağıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2020 yılında bir konuşmasında şöyle demişti:

“Ülkemiz içinde sayıları çok azalmış olmakla birlikte hâlâ varlıklarını sürdüren kılıç artığı teröristlerin eylem arayışlarına izin vermiyoruz. Güvenlik güçlerimiz yılın 365 günü ve günün 24 saati teröristleri kesintisiz bir şekilde takip ediyor, bulduklarında da tepelerine biniyor.”

Erdoğan’ın bu sözlerini o zaman (10 Mayıs 2020’de) Agos’ta yayımlanan başyazımızda eleştirmiş ve şöyle demiştik:

“Devlet ve devlete yön veren siyaset açısından ‘kılıç’ hâlâ toplumu tehdit etmek amacıyla kullanılan ve gerek görüldüğünde devreye sokulan, sokulacak bir ‘araç’tır.  Yüzyıldan fazla bir zaman geçti ama o kılıç bir türlü inmiyor. Bu zihniyetle yüzleşmeliyiz artık.”

Velhasıl şu soruyu sormamız gerekiyor. “Kılıç Artığı” ne demektir? Kimler için ve ne zaman kullanılabilir? Devlet, hükümet ve milliyetçi sağ açısından, kasıt kim olursa olsun, serbest midir? Yoksa aynı Kırıkkanat gibi Bahçeli ve Erdoğan da mı Kılıç Artığı’nın ne manaya geldiğini bilmiyor? Öyleyse hiç olmazsa bir özür dilemeleri gerekmez mi?

Agos

Kaşanlılar kültürel kimliklerini korumak için bir

Almanya’da yaşayan Kaşanlı köyleri, kültürel kimliklerini korumak ve yaşatmak amacıyla örgütlenerek önemli adımlar atıyor. Güney Almanya Kaşanlı Köyleri Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, 2014 yılında Avrupa Komitesi girişimiyle başlayan çalışmalarıyla, 2019 yılında resmi bir yapı haline geldi. Dernek, Afşin, Elbistan, Gürün ve Doğanşehir bölgelerinden gelen köyleri bir araya getirerek, diasporada bir kimlik ve kültür mücadelesi veriyor.

Derneğin eşbaşkanı Ahmet Değer, dağılmış bir toplumun yeniden bir araya gelmesi ve kültürel değerlerin korunmasının önemine dikkat çekti. Kaşanlı toplumu, hem Kürt hem de Alevi kimliğiyle tarihsel kültürel değerlerini yaşatmak adına örgütlenmenin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Dernek, farklı inanç ve kültürlerle saygılı bir ilişki geliştirmeyi hedefliyor.

Kaşanlıların coğrafi olarak dağınık olduğuna dikkat çeken Değer, ortak bir merkez oluşturmanın önemini belirtti. Ulaşılabilir bir merkez edinmek, kurumsallaşma sürecinin temel adımı olacak. Bunun yanı sıra, Avrupa genelinde bir festival düzenleyerek kültürel sürekliliği sağlamayı planlıyorlar. Bu festival, geleneksel buluşmaların Avrupa ayağını oluşturacak ve Ekim ayında gerçekleştirilecek.

Örgütlenme çalışmalarının genç kuşakları da kapsaması gerektiğini ifade eden Değer, toplumda bu konuda var olan çekincelerin aşılması gerektiğini söyledi. Birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yaparak, demokratik kitle örgütleriyle ortak hareket etmenin, güçlü bir ses oluşturma konusunda kritik olduğunu belirtti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kaşanlıların kültürel kimliklerini koruma çabası, diasporada Alevilik ve Kürt kimliğinin yaşatılması açısından büyük bir önem taşıyor. Derneğin çalışmaları, çok kültürlü ve çok etnisiteli bir yapının zenginlik olarak kabul edildiği, birlik ve dayanışmanın güçlendirildiği bir ortamda gerçekleşiyor. Kültürel değerlerin korunması için oluşturulacak merkez ve düzenlenecek festival, Kaşanlıların sesini duyurması ve toplumsal birliğin sağlanması adına önemli adımlar olacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Öz Savunma, Toplumsal Örgütlenme ve Demokratik Mücadele! İmam Canpolat

Sümer rahip devletinden günümüze kadar bütün devletli sistemler, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların toplumsallığını dağıtmak istemiş, Alevi toplulukları da varlıklarını korumak, toplumsallığını devam ettirmek için hep direniş içerisinde olmuşlar. Tarih, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların direnişleriyle doludur. Daha önceki dönemleri geçerek sadece Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve son Türk devlet tarihinde bu varlık direnişlerinin örneklerini bolca görmekteyiz.

Konumuza örnek oldukları için bu direnişlerden ikisini hatırlamak yeterli olacaktır. Birincisi; Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde, Maraş, Adıyaman, Kâhta, Gerger, Elbistan, Doğanyol, Sivas, Harran, Urfa, Amasya ve Tokat bölgelerinde gelişmiştir. (1240-1241) Bu direnişte sadece yetişkin erkekler yer almıyordu, kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlılarında katıldığı, topyekûn toplumsal bir direniştir. Kürdistan’da başlayan ve Anadolu’ya yayılan bu halk direnişi ancak paralı Frenklerin desteğiyle bastırılmıştır.

İkincisi de Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal öncülüğünde Aydın ve Manisa’da başlayan ve daha sonra Şeyh Bedreddin’in de dahil olmasıyla Trakya ve Balkanlara kadar çok geniş coğrafyaya yayılan öz savunma direnişi İznik’te, Doğu Roma’nın desteğiyle bastırılmıştır. (1416-1420) Bu Alevi direnişlerin ortak özelliği; Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin Ra Haq Kızılbaş Aleviliği tasfiye etmeye karşı gelişen öz savunma direnişleri olmasıdır. Bu direnişler aynı zamanda varlığını devam ettirme, komünaliteye dayanan toplumsallığını korumadır.

Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Şeyh Bedreddin önderliğinde gelişen direnişi değerlendiren birçok araştırmacı-yazar, bu direnişin hedefini; “Yarin yanağından gayri her şeyin ortak” olduğu bir komünal, toplumsal sistem yaratmak diye tespitler yapmaktadırlar, hatta bazıları bunun “köylü sosyalizmi” olduğunu yazmaktadırlar.

Devletler, kasttır, gücü elinde bulunduran bir grubun ya da bir sınıfın yönetim biçimidir. Güç kullanarak toplumu esir alır. Direnenleri öldürür. Bu özelliğiyle devlet, kastik katil grupların kurumudur. Devlet, sırasıyla tanrı kralların, sultanların ya da belli bir azınlığı temsil eden oligarkların yönetimidir. Devlet, geniş toplum kesimlerin malına mülküne el koyar ve köleleştirir. Ra Haq Kızılbaş inancında ve yaşam felsefesinde ise otorite yoktur. Toplumsal sisteminde ademi merkeziyetçilik vardır. Ademi merkeziyetçilik komünaliteye dayanan, ortakçı, paylaşımcı bir sistemdir. Bu nedenle Ra Haq Kızılbaş toplulukları hep devletli sistemlerin hedefinde olmuşlardır.

Alevi toplulukları da devletlerin zulmüne karşı büyük direnişler geliştirmişler ama bugün hala hem küresel hem de bölgesel tehdit altındadırlar.

Alevi topluluklarında dikey değil yatay örgütlenme esastır, yatay örgütlenme sistemi otorite ve iktidarı esas almaz, buna karşıdır. Alevi inanç ve toplum sisteminde, üst makamda görev yapan mürşit, talibin karşısında dara durur. Bu, aynı zamanda demokratik bir denetim ve özyönetimdir.

Kadim Ra Haq Alevi inanç felsefesi, özü komünalite olan ocaklar, ziyaretler ve aşiret kurumları üzerinden toplumsal ve bireysel sosyal yaşamı örgütlemiştir. Bugün devletli sistemler altında komünal yaşamları darbelenmiş, dağılmış olsa da tortusal olarak coğrafyamızda hala varlığını korumaktadır. Sağdıçlık, (Mısavıyen) ve kirvelik (kewrayen) sistemleri ortakçı, paylaşımcı ve dayanışmacı aklın, sistemin bir ürünüdür. Kadim Ra Haq Kızılbaş Alevilik tarihten bugüne, bu öz savunma kurumları sayesinde gelmiştir diyebiliriz.

Bütün Alevi kurumların temel görevi varlığını korumak için özüne uygun toplumsal örgütlenmeyi geliştirmek olmalıdır. Bazı Alevi kurumları ve “yol önderlerinin” ülke, bölge ve dünyadaki siyasal gelişmeleri doğru tahlil ettiklerini ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bu nedenle öz savunmayı geliştirme ve örgütlenmede yüzeysel kalmaktadırlar. Gündemlerini daha çok iç çekişmeler oluşturmakta, bu bilinçsiz pratik iç asimilasyona hizmet etmektedir.

Bu duruş, selefist devletli sistemlerin ya da DAİŞ/HTŞ’nin Suriye örneğinde gördüğümüz gibi düşmanların saldırı ve katliamları karşısında Alevi topluluklarını savunmasız bırakmaktadır.

Demokratik Alevi Federasyonu/Federasyona Eleviyan Demokratike Avrupa (FEDA) Avrupa’da, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ise, Türkiye ve Kürdistan’da öz savunma temelinde örgütlenmeye öncülük etmektedir. Her iki federasyonun geliştirdikleri toplumsal inanç örgütlenmeleriyle tarihsel bir görevi icra etmektedirler. FEDA ve DAD’ın çalışmaları Ra Haq Kızılbaş Alevi inancına karşı saldırıları barajladığını, ancak inançsal ve kültürel soykırım tehlikesi devam etmektedir. İnanç ve kültür soykırımını tamamen durdurmak için bütün Alevi yol önderlerinin, kurumlarının sorumluluk alması, güç birliği yapması ve demokrasi güçleriyle ortaklaşması gereklidir. Başta Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) olmak üzere diğer Alevi federasyon ve vakıfların hem Türkiye hem de Avrupa’da FEDA ve DAD’la bir araya gelmeli, selefist devletin hızlandırdığı asimilasyona karşı ortak tutum almalılar, toplumsal, kurumsal örgütlenmeyi inşa etmeli ve demokratik mücadeleyi daha güçlü geliştirmeliler.

Alevi kurumları, ocaklar ve ziyaretler etrafında daha güçlü birleşerek, komünler, kooperatifler, vakıflar ve benzeri kurumlar inşa ederek toplumsal ve kurumsal örgütlenmelerini geliştirebilirler. Bu da öz savunmanın temelini, omurgasını oluşturur.

Kurumsal ve toplumsal örgütlülük en güçlü öz savunmadır. Öz savunma için hangi sürekten, hangi etnik kimlikten olursa olsun bütün kurumların ortaklaşması gereklidir. Daha yalın bir ifade edişle söylemek gerekirse, bu inancı özgürleştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak için bu bir zorunluluktur.

İnancımızı tasfiye etmeye çalışan bu ceberut selefist düzene karşı demokratik direnişi geliştirmek için ülkede, bölgede ve Avrupa’da koşullar her zamankinden daha elverişlidir. Diyebiliriz ki tarihi bir fırsat doğmuştur, bu tarihi görevi karşılayan bir demokratik mücadele geliştirilirse özgürlüğün kapısı sonuna kadar aralanacaktır. 30 Nisan 2026

Alevi Kurumları Koalisyon Sözleşmesine Dahil Edildi

Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde CDU ve SPD arasında imzalanan 2026-2031 koalisyon sözleşmesi, Alevi kurumları ve cemevlerine yer verilmesiyle dikkat çekti. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), bu gelişmeyi Alevi toplumunun varlığının ve katkılarının resmi bir nişanesi olarak değerlendirdi.

AABF, yapılan açıklamada, Alevi kurumlarının sözleşmede yer almasının sadece sembolik bir adım olmadığını, aynı zamanda Alevi toplumunun değerlerine ve emeklerine yapılan güçlü bir tanıma olduğunu vurguladı. Bu durum, din özgürlüğü, demokrasi ve kültürel çeşitlilik mücadelesinin bir kazanımı olarak nitelendirildi.

Eyalet Başbakanı Alexander Schweitzer ve CDU lideri Gordon Schnieder’in önderliğindeki yeni hükümet döneminde, Alevi toplumunun toplumsal dayanışma ve gönüllü çalışmalardaki rolü ön plana çıkarıldı. AABF yetkilileri, koalisyon ortaklarına teşekkür ederek, geçmişteki iş birliğinin yeni dönemde de devam edeceğini belirtti.

Bu yapıcı diyalogun, toplumsal barış ve demokratik değerlerin korunması adına gelecekteki projelere ışık tutması bekleniyor. Alevi kurumlarının bu süreçte daha görünür hale gelmesi, toplumda Alevilik hakkında farkındalık yaratma açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının koalisyon sözleşmesine dahil edilmesi, Alevi toplumunun resmi tanınmasının önemli bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Bu adım, Alevilik inancının ve kültürünün toplumda daha görünür hale gelmesi için bir fırsat sunmakta, aynı zamanda demokratik değerlerin ve kültürel çeşitliliğin korunmasına hizmet etmektedir. Geçmişte yaşanan ayrımcılık ve dışlayıcılığa karşı durarak, Alevi toplumunun eşit haklara sahip olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

ABF, 1 Mayısta emek ve doğa için mücadele çağrısı yaptı

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, emeğin, doğanın ve halkın yanında durarak sömürüye karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Federasyon, 1 Mayıs’ın sadece bir kutlama günü değil, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğunu vurguladı.

Açıklamada, insanca yaşam, güvenceli çalışma ve sendikal hakların emekçilerin temel hakları olduğu ifade edilerek, iş cinayetlerine yol açan denetimsiz çalışma koşullarının sona ermesi gerektiği belirtildi. Taşeron sistemine ve güvencesizliğe karşı durulmasının önemli olduğu vurgulandı.

Federasyon, sermaye düzeninin yalnızca emeği değil, doğayı da tehdit ettiğini belirterek, rant projeleri ile yaşam alanlarının tahrip edildiğine dikkat çekti. Maden sahaları adı altında doğanın talan edilmesinin geleceğe yönelik büyük bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.

Alevi-Bektaşi inancının insanı, emeği ve doğayı kutsal kabul ettiğinin altı çizilirken, bu inancın sömürüye, zulme ve talana karşı sessiz kalmayacağı vurgulandı. ABF, emek sömürüsüne, doğa talanına ve halkın yoksullaşmasına karşı güçlü bir duruş sergileyeceğini açıkladı.

Açıklamada, 1 Mayıs meydanlarının itiraz ve direniş alanları olduğu, tüm emekçileri, gençleri, kadınları ve doğa savunucularını ortak mücadeleyi büyütmeye davet ettikleri aktarıldı. “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzen değişecek” ifadesiyle değişim çağrısı yapıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun 1 Mayıs çağrısı, emek ve doğa mücadelesinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Emeğin ve doğanın korunması, sadece Alevi inancının değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Sömürü ve talana karşı durmak, adalet ve eşitlik arayışının temelini oluşturur; bu mücadelede Alevi toplumunun sesi her zamankinden daha güçlü olmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Adana Alevi Platformu, nefret diline karşı duracak!

Adana Alevi Platformu, Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat’ın CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “kripto kılıç artığı” ifadesine sert bir tepki gösterdi. Platform, 30 Nisan 2026 tarihinde Salman-ı Pak Kültür Merkezi önünde basın toplantısı düzenleyerek nefret diline karşı duracaklarını açıkladı.

Basın açıklamasını yapan Cemal Yağmur, Kırıkkanat’ın ifadelerinin tarihi bir bağlamda katliamlardan sağ kurtulanlar için kullanılan bir dil olduğunu belirtti. Yağmur, bu tür söylemlerin sadece bireylere değil, aynı acıları paylaşan tüm halklara ve inanç topluluklarına yönelik bir saygısızlık olduğunu vurguladı.

Adana Alevi Platformu, ayrımcılığı ve nefret dilini reddettiklerini ifade ederek, bu tür söylemlere karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi. Platform, toplumda birliği ve kardeşliği sağlamak için çaba göstereceklerini dile getirdi. Bu açıklama, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve hak arayışı mesajı taşıdı.

Mine Kırıkkanat’ın ifadeleri, hem Alevi toplumu hem de diğer inanç grupları arasında büyük bir tepkiyle karşılandı. Kırıkkanat hakkında başlatılan soruşturma da bu nefret dilinin toplum üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Adana Alevi Platformunun nefret diline karşı durma kararı, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma arayışının önemli bir göstergesidir. Ayrımcı söylemlere karşı sessiz kalmamak, her inanç grubunun saygı görmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bu tür ifadelerin toplumsal barışa zarar vermesi, tüm halklar için ortak bir mücadele alanı yaratıyor ve Aleviliğin evrensel değerlerini savunma sorumluluğunu hatırlatıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

1 Mayıs’ı Kutlarken Hasan Aydın

0

1 Mayıs’ı kutlarken, işçi sınıfının örgütsel sorununun yanında öncü örgüt sorunu da tartışılması gereken bir sorundur. Kuşkusuz 1 Mayıs, kapitalizmin bir armağanı değildir. İşçi sınıfı büyük bedeller ödeyerek, kanı, emeği ve nasırlı elleriyle kazanmıştır.

İşçi sınıfının öncü örgütleri olduğunu iddia edenler ciddi bir yanlışın içindedirler. Marksist doktrini bir din haline getirdikleri için toplumun sosyal, siyasal, örgütsel ve ekonomik sorunları konusunda bir paradoks yaşamaktadırlar. Klişe kavramlar, yüz yıllık söylem ve sloganları perspektif haline getirerek yol alma arzu ve anlayışı içindedirler. Ekim, Çin, Arnavut devrimlerinin değişmeyen müritleri haline gelince doğal olarak devrimi örgütlemek de sorun olmaktadır.

Dünya değişiyor, kapitalistler değişiyor; ama biz ve söylemlerimiz değişmiyor. Unutmayalım ki kapitalistler de kitap okuyorlar ve belki de Das Kapital‘den en çok faydalanan kapitalizmin kendisi olmuştur. Kendini alternatifsiz kılarak bencillik, egoizm ve açgözlülüğü üreterek insanın tüm benliğini esir almışlardır. Bundan dolayı devrimin ekonomik boyutundan daha önemli olan insan, karakter ve kişilik boyutu öne çıkmaktadır.

Dünya solu bu anlamda bir handikap ve kimlik bunalımı yaşamaktadır. Sosyalizm, Rusya ve Çin’de gördüğümüz devlet kapitalizmi ya da parti diktatörlüğü değildir. Kapitalizmin alternatifinin devlet kapitalizmi veya parti putu olmadığını tarih tüm çıplaklığıyla önümüze koymuştur. Zamanı okumak, zaman dışı kalmamak önem arz ediyor. Sosyalizm adına yapılanlarla yüzleşmek gerekmektedir. Reel sosyalizmden kaynaklı bir umutsuzluk ve inançsızlık vardır. Umutsuzluğu yaratan ve taşıyan anlayışta ısrar, umut ve inancı pekiştirmeyecektir; inançsızlığa neden olan anlayışla inançsızlık aşılamaz.

Neredeyse sol partileri eleştirmek, ideolojik ve örgütsel anlayışlarını sorgulamak mümkün olamamaktadır. Bu da sosyalist öğretiyi dinleştirdiklerinin açık kanıtıdır. İslam’da Muhammed tartışılamaz; dinlerin böyle bir yanı vardır. Bilimsel bir öğreti olarak düşündüğümüz sosyalist kurama böyle bir anlam yüklemek, mutlak doğru-yanlış penceresinden bakmak, ciddi bir sapma olduğu gibi doğanın kanununa da aykırıdır.

Türkiye’de dünya kadar, kendini sol olarak tanımlayan siyasal gerçeklik vardır. Büyük tumturaklı tümcelerle örgütsel gerçekliklerini aşan sloganlar atıp umut vaat etmektedirler. Programlarına bakınca “gümbür gümbür geliyoruz” diyorlar. Ama her nedense insan kanını emen, alın terinden beslenen ırkçı ve faşist örgütler hep iktidarda. Bu kalıcı sağcı iktidarın arkasında basiretsiz bir solun olduğu bilinen bir olgudur. Bu kadar ekonomik sorun, yoksulluk ve yolsuzluğun yaşandığı bir ülkede, sol siyasal gerçekliklerin bolluğuna rağmen sağ hep iktidardaysa ciddi ciddi düşünmek gerekir.

İşçi sınıfı ve yoksul kesimlerin dünyasını, ruh halini ve rüyasını iyi okumak gerekir. En büyük rüyası ve uğraşı zengin olmaktır; bu konuda ciddi bir karakter açlığı vardır. Bu artık inkâr edilemez bir günümüz insanı gerçeğidir ve devrimin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Emek anlayışındaki çarpıklık ve mülkiyet hırsı toplumun tüm katmanlarını esir almıştır. İşçi sınıfının artık zincirlerinden başka kaybedecek bir dünyası, cenneti, hayalleri ve zengin olma umudu da vardır. Zaten üretim konusunda arızalı olan toplumsal bir zihniyet mevcuttur.

Bu toplumsal gerçeklikler görülmeden, ezbere dayalı Rus, Çin, Arnavut model ve perspektifiyle emeğin kurtuluşunun ve özgürlüğünün olmayacağını tarih bize göstermiştir. Bugün bu ülkelerdeki emekçi sınıflar, insan tipi, insan karakteri, sosyal paylaşım ve temiz toplum açısından sorun teşkil etmektedir. Eski toplumsal ahlak ve anlayışla sosyalizm ve sosyalist demokrasi inşa edilemez.

Dünyadaki adaletsizlik ve sömürüye karşı örgütlenmiş emekçi yığınların gücü küçümsenemez. Ancak mevcut siyasal gerçekliklerle, örgütsel anlayış ve Rusya devrim önderlerinin fikirlerini kopyalayarak kapitalizmin alternatifi olunamayacaklarını bilmeleri gerekir. Parti diktatörlüğü ve “değişmez mutlak doğru benim doğrum, mantığımdır, ideolojimdir” aklı bizi eski Sovyetler Birliği’nin çok gerisine götürecektir. Bunun da insan için bir kurtuluş olmadığı bilinmektedir. İnsanı, hak ve özgürlükleri, yaşamı önceleyen yeni bir siyasal paradigmaya ihtiyacımız vardır.

Marx’ın tanımladığı çağda yaşamamaktayız. İşçi sınıfının da egosu, kirli dünyası ve fikirleri vardır. Ekonomik boyutundan çok sosyal ve psikolojik boyutu, günümüz dünyasında önem arz etmektedir.

Bir avuç açgözlü insanın yazgımızı belirlemesi bir kader değildir. Üreten dünya insanının sırtında kambur olan bencil, egoist bir avuç çılgın ve açgözlü insan vardır; bunlar emek üzerindeki sömürü kadar insanlığımızı, hak ve özgürlükleri, doğamızı da sömürmektedirler. Bunları doyurmak başlı başına bir sorundur. Dünya insanı kaderini bu çılgın, egoist ve bencil bir avuç insana bırakmamalıdır; dünyamız bu intihar vari politikalara terk edilmemelidir.

Son savaşlar da göstermektedir ki kapitalizm, dünya insanına bir gelecek vaat etmemekte ve edememektedir. İnsan oğlunun soyunun devamı için sosyalizm yaşamsal önemdedir.

1 Mayıs’ı yılda bir kutlamakla insan sosyalist olmaz. Mücadele ve iktidarı hedeflemek, bunun örgütünü yaratmak gerekir. Parti Tanrı değildir; hedefe ulaşmak için bir araçtır. Her türden parti şovenizminden ve milliyetçilikten uzak, birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu geliştirmek gerekir. Özün öngördüğü tarihi ödev budur.

Yaşasın Özgürlük! Yaşasın 1 Mayıs!

FEDA ve DAKB, 1 Mayıs için ortak mücadele çağrısı yaptı

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde yaptıkları açıklamada, emeğin sömürüsüne ve inançlara yönelik ayrımcılığa karşı ortak mücadele çağrısında bulundu. 30 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan metinde, 1 Mayıs’ın sadece bir takvim günü değil, adalet ve eşitliğin simgesi olduğu vurgulandı.

Açıklamada, emekçilerin ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve güvencesizlik gibi sorunları eleştirilirken, eğitim ve sağlık alanında çalışanların maruz kaldığı şiddet ortamına da dikkat çekildi. Bugün Türkiye’de emekçilerin yaşam koşullarının giderek zorlaştığına ve gençlerin geleceksizliğe sürüklendiğine vurgu yapıldı.

FEDA ve DAKB, Alevilere yönelik ayrımcılığın ve cemevlerinin tanınmamasının adaletsizliğin bir göstergesi olduğunu belirterek, eşit yurttaşlık mücadelesinin 1 Mayıs’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Açıklamada, barışın ve demokratik bir toplumun inşasının, işçilerin özgürce 1 Mayıs’ı kutlayabilmesinin temel şartı olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Kürt, Alevi, Arap, Türk, Sünni, göçmen, kadın, erkek, genç ve yaşlı tüm emekçilerin ortak mücadelede buluşarak dayanışma göstermesi gerektiği vurgulandı. FEDA ve DAKB, 1 Mayıs günü alanlarda olma çağrısını yineleyerek, emeğin, inancın ve özgürlüğün savunulması için birlik olmanın önemine dikkat çekti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

FEDA ve DAKBnin 1 Mayıs için yaptığı ortak mücadele çağrısı, sadece işçi hakları için değil, aynı zamanda inanç ve kimlikler arası eşitlik mücadelesinin de önemini vurgulamaktadır. Türkiyede emekçilerin yaşam koşullarının giderek zorlaştığı bir dönemde, Alevi kimliğine yönelik ayrımcılığın sona ermesi için dayanışma ve birliktelik gereklidir. Barışın ve adaletin sağlanması, tüm emekçilerin eşit haklarla buluşabilmesi için kaçınılmaz bir şarttır.

— Alevi Gazetesi Editörü