Ana Sayfa Blog Sayfa 172

Sesi duyulsaydı sonuç farklı olurdu

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, cezaevinden PKK Lideri üzerindeki tecride dair sorularımızı yanıtladı: Herkes şunu çok iyi bilsin ki sorunun çözümü için hayati önemde olan Öcalan’ın, tahliye edilip sağlık ve güvenlik koşullarının yaratılması öncelikli hedefimizdir. Kürt sorunu demokratik çözümü ve onurlu bir barış için bu olması gereken en önemli adımdır

Ferhat Çelik

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde mutlak tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ve aynı cezaevinde bulunan Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. “Koster bozuk”, “Hava muhalefeti” gibi gerekçelerle 27 Temmuz 2011’den itibaren avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleriyle oluşan kamuoyu baskısı sonucu 2019 yılında avukatları ile 5 kez görüşme gerçekleştirebildi. Ailesiyle temas kurduğu son tarih ise, 25 Mart 2021 tarihi oldu. Abdullah Öcalan’ın bu tarihte kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ise 4 buçuk dakikanın ardından kesildi. Yapılan bu görüşmenin üzerinden 27 ay geçmesine rağmen Öcalan’la herhangi bir temasın sağlanmasına izin verilmiyor.

Önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de tüm partilerin ve televizyon kanallarının gündeminde Abdullah Öcalan olurken, neredeyse hiç kimse uzun zamandır İmralı’da uygulanan mutlak tecridi görmek istemedi. DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, PKK Lideri üzerindeki tecridi, muhalefet partileri başta olmak üzere görmezden gelinen İmralı durumunu ve Öcalan’ın sesi dışarı çıksaydı oluşacak gelişmeleri değerlendirdi.

  • İmralı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Seçim sonuçlarının İmralı’da süren tecritle bir bağlantısı var mıdır?

Uluslararası ilişkiler literatüründe “dondurulmuş sorunlar” olarak tanımlanan krizler yeniden ısıtılırken dünya çok kutupluluğa eviriliyor. 3. Dünya Savaşı olarak da adlandırabileceğimiz yeni bir dünya savaşı senaryolarının ortaya saçıldığı bu kaotik iklimde ufak bir kıvılcımın öngörülemez sorunlara yol açması işten bile değildir. Abdullah Öcalan on yıllardır Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözümü için muhatap aramaktadır. İmralı Adası’nda olduğu süre içinde bu konudaki çabasını daha da büyütmüş ve birçok yetkiliye çağrılar yapmıştır. Bu çağrılara AKP tarafından “Çözüm Süreci”yle cevap verildiğinde hem Kürt hem de Türkiye halkları derin bir nefes almış ve kalıcı çözümün gelişeceğine inanmıştır. Ancak çok geçmeden bunun samimi bir hamle değil de taktik ve zaman kazanmaya dönük bir yanıltma olduğu ortaya çıkmıştır. İki Erdoğan’ın olduğunu belirtebiliriz. Biri “Kürt sorunu benim sorunumdur, gerekirse baldıran zehri içerim” diyen Erdoğan. Diğeri de “Bunlar Zerdüşt, bunlar dinsiz, bunlar terörist, katil” diyen Erdoğan’dır. Hangisinin gerçek fikirleri olduğu muammadır. Konjektöre göre 2 taktiği de kullanmaktadır. Çözüm sürecinin önce “Buzdolabına kaldırıldı”ğını söyledi. Daha sonra da “Biz Kürt sorununu çözdük, bitirdik” dedi.

  • Söz konusu İmralı olunca iktidar yasaları işletiyor mu?

Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’ndaki 24 yılının 20 yılı AKP iktidarında geçti. Bu 20 yılda yaşananlara baktığımızda bir hukuksuzluklar yumağı ile karşı karşıyayız. Son derece keyfi ve inanılmaz uygulamalar söz konusudur. Kendi yasalarını dahi tanımayan adeta “İmralı Yasaları” olarak tanımlanabilecek “yasadışı” uygulamalara imza atılmıştır. Abdullah Öcalan’a uygulanan bu ağır tecrit koşulları ne yazık ki dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. İnsan haklarına az çok duyarlı olan ve kendisine “İnsanım” diyen her bireyin, kurumun, kuruluşun bu işkence sistemine ve zamana yayılmış öldürme konseptine karşı çıkması gerekir. Çünkü bir başkasının yaşam hakkına sahip duymayan ve bu hakkı korumayanın dostluğundan ve eylemlere katılımından şüphe duyulur.

  • Bu konuda hak savunucuları başta olmak üzere diğer kesimlerden yeterli bir tepki geldi mi sizce?

Bugüne kadar ne yazık ki Kürt halkı (HDP-DBP-DTK-TJA) bileşenleri dışında neredeyse hiç kimse bir şey söylemedi. Her türlü hak ihlalinde açıklama yapıp duyarlılık gösterenler, Abdullah Öcalan ve adadaki diğer tutukluların yaşadığı ağır tecrit konusunda adeta üç maymunu oynadılar. 14 Mayıs seçim sürecinde de aynı şey yaşandı. Erdoğan bu konuda bütün muhalefeti adeta rehin aldı. “Dokunan yanar” misali. Erdoğan, Kürt sorunu ve tecrit konusunda muhalefete bir alan çizdi. Ne yazık ki muhalefet bu alanın dışına çıkamadı. En kabul edilemez olan da muhalefetin AKP’yi eleştirirken çözüm süreci üzerinden ve Kürtleri rencide eden sözlerle eleştirmesiydi. Sarf edilen sözlerin hedefi AKP’den ziyade Kürt halkı ve onun temsilcilerine oldu. Bu nedenle açıkça belirtmek gerekir ki Kürt halkı için Kürt sorunu ve tecrit konusunda AKP-MHP iktidarı ile korkak muhalefet partilerinin hiçbir farkı yok. Biri; yaşadığımız, kabul edilemez bütün hukuksuzlukların faili diğeri de suç ortağıdır. Oysa Kürt halkının güvenini kaybetmektense seçimleri kaybetmeyi göze alabilirlerdi. Çünkü birinin telafisi mümkün diğerinin imkansızdır. İddia ediyoruz ki eğer Abdullah Öcalan’ın sesi 14 Mayıs seçimleri sürecinde dışarı çıkabilseydi sonuçlar bambaşka olurdu. Kendisi öngörülü siyaset tarzıyla hem Türkiye hem Ortadoğu’da gelişmekte olan ve gelişebilecek her türlü siyasi analizi yapar, çağdaş, evrensel değerler ışığında tüm demokratik bir sistemin inşasına katkı sağlardı.

  • ‘Abdullah Öcalan’ın sesi 14 Mayıs seçimleri sürecinde dışarı çıkabilseydi sonuçlar bambaşka olurdu’ dediniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Abdullah Öcalan politik öngörüsüyle Kürt sorununun son 30 yılında doğru temelde öncülük edebilmiş, liderlik vasıflarını en iyi şekilde taşıyan bir şahsiyettir. Evet; açık yüreklilikle belirtmek gerekir ki eğer kendisiyle görüşmeler yapılsaydı, avukatları ve siyasi heyetler adaya gidebilse mevcut siyasi konjektöre çok büyük bir katkısı olacaktır. İmralı Adası’ndaki bütün hukuksuzluklar ve tecrit politikaları siyasi saiklerle yapılmakta ve devlet politikası olarak hayata geçirilmektedir. Uluslararası komplo güçlerinin bilgisi ve onayı olmadan bu insanlık dışı tecrit politikası sürdürülemez. CPT’nin arada bir gelip objektif olmayan raporlar hazırlaması da bu durumu hukuki kılıfa büründürmek içindir. Oysa Abdullah Öcalan yasalardan doğan hiçbir hakkını kullanamamaktadır.

  • Muhalefetin bu konudaki suskunluğu neye yol açtı?

“Faşizm terimini kullanmanın doğruluğu bir yana kullanmaktan çekinmek çok daha büyük hata olacaktır” diyor Robert Misk. Sağ’ın kendisini “aşırı sağ” olarak etiketlediği ve bu şekilde tabanında popülarite sağladığı günümüzde bile muhalefetin tutkuyla faşizm tanımını kullanmaktan kaçınması gerçekten ilginçtir. Tarih şahittir ki faşistler aynı zamanda siyasi bukalemunlardır. 14 Mayıs seçimlerinde görüldü ki bugünün faşizmi, topluma demokratik değerlerle sesleniyor. Kendi baskıcı politikaları tarafından sindirilen, mağdur edilen Kürtlerin sesi olduğunu iddia ediyor. (Bunun en son örneği de 6 Şubat depremi olarak gösterebilir) Bu aşırı sağ ve muhafazakar güruh sıkça kendisini “Özgürlük havarisi” gibi gösterebiliyor. Eğer öyle olmasaydı Erdoğan muhalefete “Bunlar faşist” der miydi? Kısacası “sosyalistler umudu örgütlerken faşistler korku ve öfkeden kokteyl yaptılar.” Bu atmosferde tamamen sindirilen ve hizaya çekilen iktidarın diliyle konuşan muhalefet partileri de İmralı Adası’nda başlayan ve başta cezaevleri olmak üzere bütün topluma yayılan tecrit işkencesi karşısında hiçbir tepki göstermediler. Nasıl ki faşizm demekten imtina ettiler tecrit işkencesi dahil bunun karşısında tek bir söz söyleyemediler. Alanı boş gören AKP-MHP iktidarı bu muhalefet boşluğundan yararlanarak tecrit sistemini en üst seviyeye taşımıştır.

  • Tecridin kime ne faydası var?

Emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki dizaynının üzerinden 10 yıl geçmiş yeni bir dizayn için yeni bir konsept devreye girmiş durumdadır. Kürt sorununu çözmüş ve tam bağımsız demokratik bir Türkiye’yi asla istemeyen bu güçler Türkiye’yi zayıflatacağı için Kürt Sorunu’nun devam etmesi için tecritte ısrar etmektedirler. Önemli olan Türkiye’yi yönetenlerin bu komploları görebilmesi ve doğru temelde ele almasıdır. Ama gördüğümüz kadarıyla Kürt düşmanlığı gözlerini kör etmiş ve bu gerçeği göremiyorlar. Eğer karar vericiler siyasi atmosferi birazcık da olsa doğru okusalar halkımızın Öcalan’a uygulanan tecrit konusunda ne kadar hassas ve duyarlı olduğunu bilirler. Bu konuda en son zindanlarda Zülküflerin, Aytenlerin ortaya koyduğu fedai ruh en somut örneğidir.

  • Uluslararası güçlerin tecritteki rolü nedir? 

1999’da Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eden uluslararası komplo güçleri 100 yıl önce Kürtlerin ülkesini dört parçaya bölen güçlerdir. Amaçlarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ama en iyi de Öcalan biliyor. Tutsaklığı döneminde yazdığı savunmalar ve kitaplarda bu konuyu bütün boyutlarla ele alıyor. Bu güçlerin ne Kürtleri ne Türkleri ne de Ortadoğu halklarını düşündüğünü hiç kimse iddia edemez. Bütün konseptleri kendi çıkar ve menfaatleridir. Kendi hegemonyalarını sürdürmek için halkları birbirine kırdırırlar. Örneğin ABD SSCB-Rusya hiçbir zaman savaşmamışlardır. Ama her zaman paylaşmışlardır. Hani bir söz vardır ya “Toplumlar dinin kucağına doğar, bürokrasinin kucağında ölürler” diye, bu söz durumu daha net ifade etmektedir. Bu nedenlerle egemen güçler Ortadoğu’da Kürt sorunun çözümünü istemezler. Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus-Demokratik Konfederal sistem olarak formüle ettiği ve Ortadoğu gibi çok kültürlü, çok inançlı, çok kimlikli bir coğrafyada hayata geçirildiğinde dünyanın en demokratik modeli olacağı kesin olan bu paradigmayı boğmaya çalışıyorlar. Bütün dünyada ulus devletlerin tıkandığı ve toplumun daha esnek ve çağdaş değerler etrafında kenetlendiği ahlaki, politik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamın tercih edildiği bir dünya halkları gerçekliği emperyal güçleri ciddi anlamda rahatsız etmektedir.

  • Bu güçler Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden mi korkuyor?

Bütün dünyada gelişmelerin ışık hızıyla yayıldığı, teknolojik gelişmelerin yeni bir boyuta evirildiği, toplumun bilgiye erişiminin daha mümkün olduğu bir ortamda, demokratik toplum hedefi en çok aranan model oluyor. Çünkü demokratik toplumun hedefi bireylerin özgür kılınmasıdır. Demokrasi, farklı hayat tarzlarının meşruiyeti üzerine kurulur. Demokrasinin kural ve kurumları ile boy verdiği ülkeler özgürlüklerin yeşerdiği yerlerdir. Kürt halkı kendi varlığını dünyanın zihinsel haritasına kan, ter, acı ve gözyaşı ile yazdırmıştır. Eğer bugün Kürtler dünyanın her yerinde büyük bir gururla “ben Kürdüm” diyebiliyorsa kendi kurumlarına sahip çıkabiliyor, kendi basın-yayın ve kamoyunu oluşturabiliyorsa, bu büyük ölçüde Abdullah Öcalan sayesindedir. Başta kadın devrimi olmak üzere, birçok sessiz devrim gerçekleşmiştir. Halkımız Öcalan’ın yeni paradigması ile dünyaya ve yaşama farklı bir noktadan yani demokrasi ve özgürlükler perspektifinden bakabilmektedir. Bu nedenle halkımız “An Azadi an Azadi” diyerek önderliksiz ve özgürlüksüz bir yaşama hayır demektedir. “Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez” diyerek sorgulamaya, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmamızı Mezopotamya coğrafyamızda hayata geçirmek ve demokratik Ortadoğu, özerk Kurdistan hedefimizin inşasında elimizden gelenin fazlasını her şart altında yapmaya kararlıyız.

Halkımızın yiğit evlatları dün olduğu gibi bugünde herhangi bir meydanda ortaya koyacağı öfke nidasını 5 tepede çığlığa dönüşmesini sağlayabileceklerdir. 21. yüzyılda artık hakların kaderi muktedirlerin masasında değil kitlelerin ruhunda ve eyleminde hazırlanmaktadır. Eğer mevcut iktidar “Nasılsa bütün acılar unutulacak ve eskiyecek” diye düşünüyorsa yanılır. Halkımız yaşadıklarını bilince çıkarmış ve Ortadoğu’nun en politik örgütlü halkı olmuştur. Kürt halkının ulusal bilincini geliştiren ve kendi kendine savunabilecek duruma getiren Öcalan, Kürt sorunun çözümünde en önemli aktördür. Dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenliği için yeryüzü kadar geniş gökyüzü kadar açık, su gibi temiz bu yolculukta olduğu gibi bundan sonra da kararlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Herkes şunu çok iyi bilsin ki sorunun çözümü için hayati önemde olan Öcalan’ın, tahliye edilip sağlık ve güvenlik koşullarının yaratılması öncelikli hedefimizdir. Kürt sorunu demokratik çözümü ve onurlu bir barış için bu olması gereken en önemli adımdır.

#Sesi #duyulsaydı #sonuç #farklı #olurdu

Önce katilini bıraktılar sonra ismini değiştirdiler

AKP ve HÜDA PAR arasındaki işbirliği tartışıladursun, AKP iktidarı, Hizbullah tarafından katledilen gazeteci Hafız Akdemir’in önce katilini serbest bıraktı, ardından isminin verildiği parkın ismini değiştirdi

Selman Çiçek

 AKP ve HÜDA PAR arasında 14 Mayıs seçimlerinde yapılan işbirliğine tepkiler devam ederken AKP’nin HÜDA PAR’a verdiği tavizler de bir bir ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de Hizbullah tarafından 8 Haziran 1992 tarihinde katledilen gazeteci Hafız Akdemir’in anısına yapılan parkın isminin değiştirilmesi oldu.

Hizbullah dosyasını hazırlıyordu

Hafız Akdemir, Özgür Gündem gazetesi muhabiri olarak Amed’de Kürt halkına baskı ve şiddetin en yoğun olduğu dönemde halka hakikati taşıyan özgür basın geleneğinin ilk neferlerindendi. Mesleğinin ilk dönemlerinde 90’lı yıllarda Kürt halkına karşı tetikçi olarak kullanılan Hizbullah ile ilgili bir dosya hazırlığındaydı. Hizbullah ve devletin derin ilişkisini irdeleyen Akdemir, henüz mesleğinin ilk yıllarında karanlık kontra güçler tarafından evinden gazete bürosuna giderken katledildi.

Katili serbest bırakıldı

Hafız Akdemir’i öldüren Hizbullah üyesi Cihan Yıldız’dı. Yıldız, aynı zamanda Mehmet Sincar ve altı Kürd’ün katili idi. Yıldız, 2008 yılında Avusturya Viyana’da Interpol tarafından yakalanarak Türkiye’ye iade edildi. Yıldız, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamanın ardından 6 cinayetten sorumlu tutularak 30 Mayıs 2013 tarihinde ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Yıldız, AKP ve Hizbullah arasındaki derin ilişkiler sonucu Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, uzun yargılamayı gerekçe göstererek Yıldız’ın yeniden yargılama talebini yerinde buldu ve yurt dışına çıkış yasağı getirerek tahliye etti. Yıldız, o günden bu yana bir katil olarak aramızda gezmeye devam ediyor.

Hafız ve Hrant’ın isimleri

Yıldız’ı tahliye eden devlet kurumları, Yıldız’ın katlettiği ve Amed halkı tarafından çok sevilen, birçok gazeteci tarafından örnek alınan Hafız Akdemir’in ismini parktan sildi. Peyas (Kayapınar) Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından yapımı tamamlanan iki parka, belediye meclis kararıyla öldürülen gazeteciler Hrant Dink ve Hafız Akdemir’in isimleri verilmişti. Belediye meclis kararıyla 8 Haziran 1992 tarihinde Amed’de gazete bürosuna giderken yaşamını yitiren Özgür Gündem muhabiri Hafız Akdemir’in ismi verilen park, Riha (Urfa) yolundan başlayıp Elezîz (Elazığ) yolunda bulunan tren yoluna kadar devam eden 120 bin metrekare ve 2 bin 842 m uzunluğuna sahip. 5 bölümden oluşan parkın içinde 4 adet çocuk oyun grup alanı, 1 adet engelli çocuklar oyun grubu, 4 adet spor yapma alanı, koşu bandı, dinlenme alanları ve yürüme bandı bulunmakta. Yürüme bandında engelliler için uygun yürüme alanı da bulunmakta.

Parkın ismini değiştirdiler mi?

2018-2022 arasında Kayapınar Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili olarak görev yapan Ünal Koç, çoğunluğu HDP’den oluşan belediye meclisini feshetti. Meclisin feshedilmesi sonrası kendi inisiyatifi ile kurduğu meclis, belediyeyi hukuksuz bir şekilde yönetti. Adı birçok yolsuzluğa neden olan kayyum Koç’un yine aldığı bir karar ile kentin en sevilen gazetecisinin ismini hukuksuz bir şekilde değiştirdiği iddia edildi.

Belediye çark etti

Belediye meclisinden alınan kararlar, belediyelerin web sitelerinde yayınlanarak halka duyurulurken Peyas Belediyesi’nde ise kayyumla beraber bu durum ortadan kaldırıldı. Belediyenin aldığı her karar halktan gizli bir şekilde yapılmaya başladı. Parkın isminin değiştirilmesi ise parkın girişinde Hafız Akdemir Parkı isimli tabelanın eskimesi gerekçesiyle yenilenmesinin ardından parkın isminin Yeşil Kuşak Parkı olarak değiştiği ortaya çıktı.

Ancak parkın isminin değiştirilmesinin kamuoyunda duyulması üzerine gelen tepkiler sonucu belediye, isim değişikliğinin olmadığını, sadece tabelanın yenileneceğini açıkladı. Oysa parkın isim değişikliği Koç döneminde yapıldığı, tabelanın sökülmesi sonucu parkın isminin Yeşil Kuşak olarak değiştirildiği ortaya çıkmıştı.

Kayyum Koç’un ismi usulsüz işe alımlar, belediyenin taşınmazlarını peşkeş çekme gibi birçok yolsuzlukla sık sık gündeme gelmişti. Koç, 12 Kasım 2018’de ilçe kaymakamı ve belediyeye kayyum olarak atanan Ünal Koç, 5 Nisan 2022 günü Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamına Giresun’un Bulancak ilçesine atanmıştı.

Halkın değerlerini siliyorlar

Hafız Akdemir’in halka mal olmuş bir özgür basın emekçisi olduğunun altını çizen Keser, “Hafız halka mal olmuş biridir. Bu yüzden bu parka ismi verildi. Bu ismi değiştirmek toplumun vicdanını derinden yaralamıştır. Sokaklarda çöp yığınlarını temizlemeyen, halkın sorunlarını çözmeyen kayyum, halkın değerlerini silen, kentin sosyopolitik yapısını değiştirmek ile uğraşıyor” dedi.

Halkın değerine saldırı

Hafız Akdemir isminin değiştirilmesini değerlendiren görevden alınan Peyas Belediyesi Eşbaşkanı Davut Keser, bu son gelişmenin kayyum zihniyetin ilk icraatı olmadığını, uzun süredir kayyum politikasıyla beraber gittikçe su üstüne çıkan soygun politikaları ile halk kazanımlarının çalındığını söyledi. Belediyenin uzun bir süredir büyük emek ile inşa ettiği bu değerlerin gasp edildiğine dikkat çeken Keser, “Bu gasp, kentin sosyopolitik şeklini değiştiren bir zihniyetle devam ediyor. Bir parkın ismini değiştirmek ile bakmamak gerek. Bir halkın değerine yaklaşım söz konusudur. Bu kararları da meşru olmayan bir meclis kararı ile alıyorlar. Bu hukuksuzluğu halen devam ettiriyorlar” diye konuştu.

 

 

 

#Önce #katilini #bıraktılar #sonra #ismini #değiştirdiler

Tahliye olan gazetecilere dayanışma ziyareti: Halkın sesi oldular

13 ay tahliye edilen gazetecileri ziyaret eden kurum ve siyasi parti temsilcileri, hakikatin sesini kısmak için Özgür Basın’a saldırıldığını belirterek, ‘Kürt gazeteciler halkın sesi oldu’ dediler

Amed’de geçtiğimiz yıl yapılan operasyonda tutuklanan ve 13 ay sonra tahliye edilen 15 gazeteci, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nde (DFG) bir araya geldi. Gazetecileri birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü ziyaret etti. DFG’ye gelen gazetecileri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticilerini tahliye olan gazeteciler ve dernek üyeleri karşıladı.

Kürt gazeteciler hakikati yansıttı

Ziyarette konuşan HDP Amed İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, gazetecilerin duruşmada tarihi bir savunmada bulunduğunu söyleyerek, “Kürt gazetecilerin hakikati yansıtmasını istemediler. Hakikati susturmak için tutuklandılar. Hakikatin sesini kısamayacaklar” dedi. Ceylan, “ Gazeteciler de her zaman hakikatin sesi olacaktır. Onların hukuksuz tutukluluğunun son bulmasından dolayı mutluyuz” ifadelerini kullandı.

Bize sessiz olun dediler ama başaramadılar

Daha sonra söz olan tahliye edilen gazetecilerden olan DFG Eşbaşkanı Serdar Altan konuşmasına dayanışma gösterenlere teşekkür ederek başladı. Zorlu bir süreç atlattıklarını belirten Altan, “Bize ‘sessiz olun’ dediler onu da başaramadılar. Sessizlik olmadı, arkadaşlarımız çalışmayı sürdürdüler. Bize destek sunan herkese teşekkür ederiz” şeklinde konuştu.

Kürt gazeteciler halkın sesi oldu

Yeşil Sol Parti Amed İl Eşsözcüsü Abbas Şahin de, parti adına gazetecilere geçmiş olsun dileklerini iletirken, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Cahit Kırkazak ise, her alanın direniş alanı olduğunu belirtti. Özgür Basın’ın önemine işaret eden Kırkazak, “Kurdistan Gazetesi’nin çıkmasından bu yana Kürt gazeteciler halkın sesi oldu. Aralıksız bu görevi sürdürüyorlar. Bu nedenle özellikle Kürt basınına saldırıyorlar. Emeğiniz, mücadeleniz için sizlere teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

Özgür Kadın Hareketi (TJA) adına konuşan Çağlar Demirel de, “Özgür Basın üzerindeki hukuksuzluklar her zaman var. Halk bu hukuksuzlukları biliyor. Özgür Basın’ın haber yapması suç olarak görüldü. Bir kez daha hepinize hoş geldiniz diyoruz” diye belirtti.

Gazeteci Neşe Toprak da ziyarete gelenlere kendilerini yalnız bırakmadıkları için teşekkür etti.

AMED

#Tahliye #olan #gazetecilere #dayanışma #ziyareti #Halkın #sesi #oldular

Kayyum cumaya gidecek diye cemaat kimlik kontrolünden geçirildi, cami ablukaya alındı

Hakkari Belediyesi kayyumu ve kent valisi İdris Akbıyık, Cuma namazı kılmaya gidecek diye cami ablukaya alındı, yollar ‘güvenlik’ gerekçesiyle kapatıldı, cemaat kimlik kontrolünden geçirildi

Hakkari Valisi ve belediye kayyumu İdris Akbıyık, Cuma namazı için gittiği Biçer Mahallesi’nde bulunan Çatallar Camisi ablukaya alındı, yollar “güvenlik” gerekçesiyle kapatıldı. Camiye gitmek isteyen yurttaşlar kimlik kontrolü ve üst aramasından geçirildi.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti ) Colemêrg Milletvekili Vezir Parlak, yaşananlara tepki gösterdi. Parlak, “Hakkari kayyımı, her hafta Cuma namazına birkaç zırhlı araç ve onlarca güvenlik personeliyle gidiyor. Cuma namazı kılmak isteyen vatandaşlar güvenlik kontrolünden geçirilerek camiye alınıyor. Vali, kendi özel seccadesini götürerek camide bile protokol uyguluyor. İbadetlerini yerine getirmek isterken kötü muameleye maruz kalan vatandaşların önemli bir kısmı camiye gitmeyerek ibadet hakkından mahrum kalıyor. İbadet mekânları herkesin eşit olduğu yerlerdir. Valinin kıldığı namaz bir başkasınınkinden daha üstün ya da daha önemli değildir. İbadeti bile gösteriye ve güvenlik uygulamasına dönüştüren vali bu uygulamadan derhal vazgeçmeli, Hakkari halkının ibadetini huzur içinde yerine getirme hakkına saygı duymalıdır” dedi.

Kaynak: MA

#Kayyum #cumaya #gidecek #diye #cemaat #kimlik #kontrolünden #geçirildi #cami #ablukaya #alındı

Riha’da 14 Temmuz anması

Riha’da 14 Temmuz “Büyük Ölüm Orucu”nda hayatını kaybedenlerin anısına yapılan programda, İmralı tecridine karşı herkese duyarlılık çağrısı yapıldı

Riha 78’liler Girişi, 14 Temmuz 1982’de Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in başlattığı Büyük Ölüm Orucu”nun 41’inci yıl dönümü dolayısıyla anma etkinliği düzenledi.

Sinevizyon gösterimi yapıldı

“14 Temmuz ruhuyla tecridi kıralım” başlıklı Riha Barosu salonunda yapılan etkinliğe Ali Çiçek’in kardeşi Ayşe Çiçek’in yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcisi programa katıldı.

Saygı duruşunun ardından başlayan programda, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın konuşmasının yer aldığı bir video izlendi.

Tecride karşı tepki çağrısı

78’liler Girişimi’nin anmaya dair mesajının ardından konuşan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Kürtlere yönelik “soykırım politikalarının” İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecritle sürdürüldüğünü belirtti. Ayan, tecride karşı tüm kesimlerin tepki göstermesi gerektiğini vurguladı.

HDP Gençlik Meclisi üyesi Muhsin Aydoğdu da tecride değinerek, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için herkes elinden gelenin fazlasını yapmalı” diye kaydetti.

Anmada, dönemin tanıkları da cezaevinde yaşananlara karşı başlatılan ölüm orucu eylemini anlatırken, anma 14 Temmuz direnişini konu alan 14 Temmuz filminin gösterimiyle sona erdi.

RIHA

#Rihada #Temmuz #anması

Gever’de halk toplantısı: Ulaşmadığımız her yere ulaşacağız

Yeşil Sol Parti ve HDP, Gever’de geniş katılımlı halk toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda yapılan konuşmalarda, ‘İttifaklarımızı büyütüp, birliğimizi sağlayıp, ulaşmadığımız her yere ulaşacağız’ denildi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) seçimlerin ardından yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında düzenledikleri halk toplantıları Türkiye ve Kurdistan kentlerinde sürüyor.

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde bir düğün salonunda düzenlenen halk toplantısına Yeşil Sol Parti Sêrt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Wan Milletvekili Gülderen Varlı, Colemêrg Milletvekili Vezir Parlak, HDP ve Yeşil Sol Parti Parti Meclis (PM) üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.

Daha fazla çalışacağız

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunun ardından toplantının açılış konuşmasını yapan HDP Colemêrg İl Eşbaşkanı Lokman Özdemir, 14-28 Mayıs seçimlerinde istedikleri sonuçları alamadıklarını belirterek, daha fazla çalışacaklarını söyledi.

Ulaşamadığımız her yere ulaşacağız

Özdemir, “Tarih boyunca gerçekleşen tüm devrimler seçimlerle değil, mücadele ile gelmiştir. Ağır bedeller ile elde edilen tüm kazanımlar ve başarıya ulaşan tüm devrimlerin bir ayağı da her zaman siyasi alan olmuştur. Siyasi zeminde ne kadar güçlü olursak o kadar kısa sürede kazanımlar elde edilir. Bu nedenle başarıya giden yolda daha çok çalışacağız ve başarıya ulaşacağız. Bu saatten sonra ittifaklarımızı büyütüp, birliğimizi sağlayıp, ulaşmadığımız her yere ulaşacağız” dedi.

Konuşmaların ardından halk toplantısı, basına kapalı bir şekilde devam etti.

COLEMÊRG

#Geverde #halk #toplantısı #Ulaşmadığımız #yere #ulaşacağız

Afrikalı göçmene polis şiddeti sanal medayda tepki topladı

İstanbul’da Afrikalı bir göçmenin polisler tarafından darbedilerek gözaltına alınması sanal medyada tepki topladı

İstanbul’da Afrikalı bir göçmen polisler tarafından darbedilerek gözaltına alındı. Polis şiddeti bir yurttaş tarafından kameraya kaydedilirken video sanal medyada gündem oldu.

İddiaya göre; kimliği olmayan Afrikalı bir göçmen polis tarafından ‘kaçak’ olduğu gerekçesiyle gözaltına alınırken şiddete maruz kaldı. Kameralara yansıyan görüntüde şüphelinin gözaltına alınırken karşı koymamasına rağmen 3 polisin şiddetine maruz kaldığı görülüyor. Sanal medyada çokça kez paylaşılan görüntüler tepki topladı.

Kaynak: Evrensel

#Afrikalı #göçmene #polis #şiddeti #sanal #medayda #tepki #topladı

Amed Şiddetle Mücadele Ağı: Kadın kazanımları saldırı altında

Amed Şiddetle Mücadele Ağı, artan kadın cinayetlerine karşı açıklama yaparak, kadın kazanımlarının bir bütün saldırı altında olduğu ve buna karşı mücadele edeceğini vurguladı

Amed Şiddetle Mücadele Ağı, artan kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Rosa Kadın Derneği’nde yapılan toplantıda açıklamayı yapan Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği Eşbaşkanı Gulan Önkol, Türkiye ve dünyada yükselen aşırı sağcı ve radikal politikalarla birlikte her geçen gün kadın ve LGBTİ+’lara dönük erkek şiddetinin ve kazanımlara yönelik saldırıların yoğunlaştığını belirtti.

Erkeklikle mücadele yıllardır sürüyor

Önkol, saldırılara karşı direnenlerin kriminalize edildiğini belirterek, iktidar tarafından hedef gösterildiğini belirtti. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme süreci ile benzer şekilde kurgulanan ataerkil zihniyeti tanıdıklarını ifade eden Önkol, faillere koruma sağlayan erkeklikle mücadelelerinin yüzyıllardır sürdüğünü dile getirdi.

Kazanımlarımız hedef alınıyor

Karma eğitim tartışmalarıyla kız çocuklarının eğitim hakkının hedefte olduğuna dikkat çeken Önkol, Özellikle karma eğitimin engellenmesini kız çocuklarının okullaşma oranını arttıracağı kılıfıyla süslemeye çalıştıkları ideolojileri, evlilik yaşı gibi son dönem kadınlar üzerinden yürüyen bütün tartışmalar birlikte değerlendirildiğinde bu zihniyetin neyi hedeflediğini açıkça ortaya koymaktadır. İşte tam da kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikaların, kazanımlarımızı hedef alan tüm söylemlerin arttığı bu ortamda, kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+’lara dönük şiddetin körüklendiğini görmekteyiz” dedi.

Kadınların başvurduğu kurumlar yetersiz

Kadınların, başvurdukları kamu kuruluşlarındaki yetersiz ve etkisizlikten dolayı şiddetin üretildiği ortama geri dönmek zorunda bırakıldığını söyleyen Önkol, “Şiddet mağdurlarının, şiddet ortamından uzaklaştırılarak kamu nezdinde korunması amacıyla yerleştirildikleri sığınaklar mağdurlar için yeni travmalar yaratmaktadırlar. Türkiye genelindeki sığınakların sayısının az olması sebebiyle birçok kadın bu imkandan yararlanamamaktadır. Ağ bileşeni kurumlara yapılan başvurular gösteriyor ki; Diyarbakır’da katledilen kadınların büyük bir kısmı daha önce sığınakta kalmış ancak kötü koşullar nedeniyle ayrılmak zorunda kalmış kadınlardır” dedi.

Kadınlar açıklamalarının devamında saldırılara karşı mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

AMED

#Amed #Şiddetle #Mücadele #Ağı #Kadın #kazanımları #saldırı #altında

Zap’ta taktik nükleer bombalı saldırı

Türkiye’nin Zap bölgesine 2 kez taktik nükleer bombayla saldırı düzenlediği belirtildi

Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları sürüyor. Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan HPG Basın İrtibat Merkezi açıklamasına göre, Türkiye, Zap bölgesine 2 kez taktik nükleer bombalarla saldırı gerçekleştirdi.

Saldırıların 11 ve 13 Temmuz’da yaşandığı ve sesinin kilometrelerce öteden duyulduğu belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Zapta #taktik #nükleer #bombalı #saldırı

DBP: 3’üncü yolu büyütme sorumluluğumuz var

DBP 9-11 Temmuz’da yaptığı toplantının sonuç bildirgesinde, yeni dönemin daha çok örgütlenme sorumluluğu yüklediği ifade edilerek, ‘Temelimiz sağlam, irademiz ve kararlılığımız tamdır. Halkın örgütlülüğü ve 3’üncü yol siyaseti yeniden yapılanmanın rotasıdır’ denildi

gerçekleştirdiği toplantılara dair açıkladığı sonuç bildirgesinde “Halkımızla birlikte 3’üncü yol siyasetini örme ve büyütme kararlılığıyla büyük başaracağımıza ve kazanacağımıza inanıyoruz” dedi.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 9-11 Temmuz arasında gerçekleştirdiği Kadın Meclisi, Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantılarına dair sonuç bildirgesini açıkladı.
Yapılan toplantılarda siyasal ve örgütsel durumların ele alındığı, eleştiri ve özeleştiri ile yeni dönem planlaması yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, daha güçlü bir örgütlenme kararı alındığı vurgulandı.

Kürt halkına topyekûn savaş açıldı

Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu da ırkçılık, milliyetçilik ve dinciliğin cinsiyetçilik eksenli bir politikayla kadınlara ve toplumun saldırılar ile karşıya karşıya olduğu bir süreç yaşandığı vurgulanan bildirgede, “AKP-MHP faşizmi ve ilkel milliyetçilik üzerinden gelişen Kürt halkına karşı topyekun savaş ve soykırım politikalarının dozunu gün geçtikçe artırmaktadır” denildi.

Kürtler statüsüz bırakılmak isteniyor

Bildirgede, “AKP-MHP faşist bloğunun 2023 yılını yeni Türkiye Yüzyılı olarak adlandırması esasta ulus devletin sınırlarını çizen ve aynı zamanda Kürtleri statüsüz bırakan Lozan antlaşması güncellemek istenmektedir” denilerek, Astana görüşmelerinde de değinildi.

Lozan NATO ile devam ettirilmek isteniyor

“Astana görüşmelerinde yayılmacı devletlerin Rojava başta olmak üzere Ortadoğu coğrafyasına yönelik yürüttükleri tartışmalar ve Türkiye’nin AB sürecinin yeniden başlatılmasına olumlu yaklaşımlar göstermektedir ki, Kurdistan önümüzdeki süreçte yeniden tüm kaynaklarıyla sömürülmek istenmektedir” denildi. Yine yeni yüz yılda sömrünün Lozan Antlaşması’nın yerine NATO eliyle devam ettirilmek istenmektedir denilerek buna karşı DBP’nin Kürt kazanımlarını koruyacağı belirtildi.

Çıkışın anahtarı halktır

2014 yılında ortaya çıkan “Çöktürme planına” da değinilen bildirgede, “14-28 Mayıs seçimlerinde bu planın etkilerini her yönüyle karşımıza çıkmıştır” denildi.”Bu süreçten çıkış anahtarını elinde tutanın halk olduğu, halkın çizgisinin izlenmesiyle oluşturulacak dönemin mücadele hattının siyasetimizi içinde bulunduğu buhrandan çıkaracağı tespiti yapılmıştır” dilen açıklamada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride değinildi.

Tecritte ısrar savaşta ısrardır

Bildirgede tecride dair, “Tecrit, bugün İmralı’dan yaşamın her alanına sirayet etmiştir. Direnen tüm toplumsal kesimlerin iradesi yok sayılmakta; kadınlara, doğaya, inançlara, gençlere yönelik düşman politikalar gün geçtikçe derinleştirilmektedir. AKP- MHP iktidarı Sayın Öcalan üzerindeki tecritte ısrar ederek, savaş politikalarını devam ettirmek suretiyle bölgeyi içinden çıkılamaz bir krize sürüklemek istemektedir” sözleri sarf edilirken devamında ise tüm demokrasi güçlerine tecride karşı duyarlılık çağrısı yapıldı.

Suikastlara karşı mücadele çağrısı

Cezaevlerinde yaşanılan hak ihlallerine vurgu yapılan bildirgede Hewlêr Cezavin’de 55 günü aşkın süredir açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er hatırlatıldı. Bildirgede Federe Kurdistan Bölgesi’nde son yıllarda yapılan suikastlere de yer verilerek, “Nagehan Akarsel’ den Hüseyin Arasanlar’a kadar yaşanan tüm sivil suikast ve katliamlara karşı tüm toplumsal kesimler ve sivil toplum kuruluşlarını duyarlılığa ve yaşam hakkı, örgütlenme hakkı kapsamında mücadelesini yürütmeye Demokratik bölgeler partisi olarak çağrıda bulunuyoruz” denildi.

Kadın kimliği hedefte

Kadın kimliği hedefte denilen bildirgede, “Erkek egemen sistemin bütün kötülüklerine ve saldırganlığına karşı mücadelenin ‘Jin jiyan azadi’ ile taçlandırılması tesadüfi değildir. Bugün Kürdistan’dan başlayan bu ses tüm dünyanın ortak sesi olmuş durumdadır. Toplumsallaşan bu sesi daha da yükseltmek, örgütlemek ve 21. yüzyılın kadın devrimi haline getirmek temel görevimiz olmaktadır” denildi.

3’üncü yolu büyütme sorumluluğumuz var

Bildirgede kadınların öz savunmalarına da vuru yapılarak, yeni dönemin görevinin kadın örgütlülüğünü inşa etmek olduğu vurgulandı. Bildirgede son olarak DBP’nin süreçte sorumluklarını yerine getireceği vurgulanarak, “Yeni yüzyılda rol ve misyonumuzun farkına vararak Kürt halkına kazandırmak üzere buradayız. Temelimiz sağlam, irademiz ve kararlılığımız tamdır. Halkın örgütlülüğü ve 3’üncü yol siyaseti yeniden yapılanmanın rotasıdır. Halkımızla birlikte 3’üncü yol siyasetini örme ve büyütme kararlılığıyla büyük başaracağımıza ve kazanacağımıza inanıyoruz…” denildi.

AMED

#DBP #3üncü #yolu #büyütme #sorumluluğumuz #var