Ana Sayfa Blog Sayfa 183

Karamollaoğlu ve Davutoğlu ortak grup toplantısı yaptı

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Meclis’te ilk ortak grup toplantısını gerçekleştirdi.

Gelecek Partisi milletvekillerinin Saadet Partisi’ne (SP) geçmesiyle kurulan SAADET Meclis Grubu, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya katılan SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Toplantıda ilk olarak konuşan Karamollaoğlu, iktidarın hayatı pahalılaştırmayı, emeği ucuzlatıp emekliyi yardıma muhtaç bırakmayı başardığını belirterek, “Ev sahiplerine yüzde 25 sınır koyan iktidar bu sınırı keşke enflasyon ve vergiler için de koyabilseydi. Büyük ekonomi, müthiş büyüme, tek haneli enflasyon, sıfıra yakın faiz cümleleri kurarak seçmene yönelik tokatçılık icraatı kabarık birileri ile ortaklıktan kaçınmak elzemdir. Milletin emeğini değersizleştiren, emekçinin umudunu azaltan siyaset tokatçısının kim olduğunu açıkça söylemeye gerek yoktur” ifadelerini kullandı.

NATO tepkisi

Karamollaoğlu’nun ardından konuşan Davutoğlu ise, İsveç’in NATO üyeliğine dair sürece değinerek, “Bir hafta önce Sayın Erdoğan, İsveç’e şöyle hitap etti: ‘Boşuna uğraşma İsveç, sen benim mukaddes kitabım Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına izin verdikçe NATO’ya giremezsin.’ Aynı günlerde Bahçeli, ‘İsveç’le ilişkilerimizi keselim’ diyordu. Bunlar böyle işte. Bir hafta içinde tutum değiştirdiler. Ne tutum koydunuz İsveç’e? Sebebi çok açık. Biden ile bir görüşme yapabilmek için taviz verdiler. Bundan sonra Sayın Erdoğan’ın ilk hedefi Washington’a bir saatliğine de olsa gidebilmektir.”

Erdoğan’a yanıt

Erdoğan’ın daha önce kendileri hakkında sarf ettiği “Onlar, siyasi tarihimizin en büyük tokatçılığına imza atarak CHP’den 39 milletvekili kopardılar” sözlerine yanıt veren Davutoğlu, şunları belirtti: “Sayın Erdoğan bu tabirleri nereden buluyor bilemiyorum. Onlara hakaret, bize nezaket yakışır. HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi Meclis’e zembille mi indi? Onlar da AK Parti’yi mi tokatladı? O zaman sen de tokatlanansın. Reza Zarrab kimi tokatladı? Bu saatten sonra Hazineyi tokatlayan olursa karşısında 20 cesur yürek olacak. İki ay önce bizi Amerika’nın ajansları olarak nitelendirenler şimdi neredeler? Siyasi iktidarın sonu gelirken, biz daha yeni başlıyoruz.”

ANKARA

#Karamollaoğlu #Davutoğlu #ortak #grup #toplantısı #yaptı

Mexmûr’da tecrit semineri yapıldı

Mexmûr’da PKK Lideri Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecride ilişkin bir seminer düzenlendi

Mexmûr Kampı’nda PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit ve yaklaşık 28 aydan bu yana da hiçbir haber alınamamasına ilişkin seminer düzenlendi.

Şehit Aileleri Kurumu’nda yapılan seminerde Abdullah Öcalan’dan uzun bir zamandır hiçbir haber alınamadığı belirtilen konuşmalarda, tecridin kaldırılması ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için hareke geçme çağrısı yapıldı.

Seminerde ayrıca 14 Temmuz’dan itibaren kampta birçok eylem ve etkinlik yapılacağı belirtildi.

DIŞ HABERLER

 

#Mexmûrda #tecrit #semineri #yapıldı

Öldürülen iş insanı Munğan’ın oğlu: Amcalarım tehdit nedeniyle beyanlarını değiştirdi

Nisêbîn’de iş insanı Oktay Munğan’ın öldürülmesine ilişkin görülen davada Munğan’ın kardeşleri ‘azmettirici’ suçlamasıyla yargılanan Mehmet Şerif Başak hakkındaki beyanlarını değiştirdi. Munğan’ın oğlu, amcalarının kendisi gibi tehdit edildiğini belirtti

Mêrdîn’in (Mardin) Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde 10 Şubat’ta uğradığı silahlı saldırıda ağır yaralandıktan sonra kaldırıldığı hastanede 1 Mart’ta yaşamını yitiren iş insanı Oktay Munğan’ın bir çete yapılanması tarafından öldürülmesine ilişkin açılan davanın 12’nci duruşması Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmada tutuklu sanıklar Deniz Işık, Gürkan Çalışkan ve Onur Yıldız, tutuklu bulundukları cezaevinden SEGBİS aracılığıyla hazır edildi. Çete faaliyetleri gerekçesiyle başka bir dosyadan tutuklu sanıklar Doğan Oral, Eyyup Aksoy ve Kemal Ürün hazır edilmezken, tutuksuz sanıklar iş insanı Mehmet Şerif Başak, İzzettin Düzkaya, Adnan Koç, Abdullah Er, Ahmet Yıldız, Oğuzhan Karayılan, Sinan Demirtaş, Cemal Dinç, Leyla Oral, Dara Yaruk ve Uğur Kaya katılmadı. Bir kısım müştekiler ile tarafların avukatları da duruşmada hazır bulundu.

Dilekçeyle beyan değişikliği

Kimlik tespitinin ardından geçilen duruşmada gelen evraklar okundu. Firari sanık Vedat Ürün’ün halen yakalanmadığı belirtildi. Katılan taraftan Abdulkadir Munğan, Ekrem Munğan ve Taciddin Munğan’ın dosyada azmettirici olarak yer alan iş insanı Mehmet Şerif Başak hakkındaki beyanlarını geri çektikleri yönünde dilekçe sundukları görüldü.

6 kişi için müebbet istendi

Savcı, daha önce hazırladığı mütalaasını tekrar ederek Onur Yıldız ve Deniz Işık hakkında “Tasarlayarak öldürme”, İzzettin Düzkaya ve Adnan Koç hakkında “Tasarlayarak öldürmeye yardım etme” suçlarından ceza verilmesi istedi. Sanıklardan Kemal Ürün’ün yakalanması nedeniyle dosyasının tefrik edilmesi talebini geri çeken savcı, Ürün ve Mehmet Şerif Başak hakkında “tasarlayarak kasten öldürme eylemini azmettirici” suçlamasıyla müebbet hapis verilmesi istendi. Firari sanık Vedat Ürün’ün dosyasının ise tefrik edilmesi talep edildi.

Savcı, sanıklar Abdullah Er, Ahmet Yıldız, Gürkan Çalışkan, Oğuzhan Karayılan ve Sinan Demirtaş ile Cemal Dinç, Doğan Oral, Eyyup Aksoy ve Leyla Oral’ın saldırıyla bağlantılarının bulunduğuna dair sabit delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat ettirilmesini istedi. Savcı; sanıklar Dara Yaruk ve Uğur Kaya’nın eyleminin ise meşru müdafaa kapsamında kaldığını belirterek cezalandırılmasına yer olmadığı yönünde karar verilmesini talep etti.

‘Tehdit edildiler’

Devam eden duruşmada söz alan Munğan’ın oğlu Mehmet Salih Munğan, beyanlarını değiştiren amcalarının tehdit nedeniyle beyanlarını değiştirdiğini belirterek, “Diğer katılanların neden fikirlerini değiştirdiğini biliyorum. Biz de tehdit aldık. Bizim de oturduğumuz daire Mehmet Şerif Başak’ın üzerine kayıtlıdır. Tehditle ilgili olarak ben 12 Haziran’da dilekçe verdim. Abdulkadir Munğan ve diğerleri Mehmet Şerif Başak’ın tehditlerinden korktukları için beyanlarını değiştirmişlerdir. Mehmet Şerif Başak’ın tehditleri halen devam etmektedir” dedi.

Ardından sanıklar ile müdafileri ve müşteki müdafilerinin mütalaaya karşı savunmaları alındı. Avukatlar dosyada yeni gelişmeler olduğu gerekçesiyle mütalaaya karşı süre talebinde bulundu.

 Bir sanık tahliye edildi

Mahkeme tutuklu sanık Gürkan Çalışkan’ın tahliyesine, tutuklu diğer sanıkların tutukluluk halinin devamına, tutuksuz sanıkların tutuklanma taleplerinin reddine karar vererek duruşmayı 28 Eylül’e erteledi.

MÊRDÎN

#Öldürülen #iş #insanı #Munğanın #oğlu #Amcalarım #tehdit #nedeniyle #beyanlarını #değiştirdi

Ameliyat olması gereken tutuklu cezaevine geri götürüldü!

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta tutuklu Özge Özbek’e hastane doktoru beynindeki tümörün ilerlediğini ve acil ameliyat olması gerektiğini söylemesine rağmen, cezaevine geri götürüldü

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve daha önce beyin tümörü nedeniyle ameliyat olan Özge Özbek, 10 Temmuz’da baygınlık geçirdi. Kafasını yere çarpan ve hastaneye kaldırılan Özbek’e hastane doktoru beyin tümörünün ilerlediğini ve acil ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ancak Özbek, doktorların uyarısına rağmen askerler tarafından yeniden cezaevine götürüldü.

Baş dönmesi ve kusma yaşıyor

Özbek’in sağlık durumuna ilişkin bilgi veren eşi Özgür Özbek, “Her Pazartesi günü Özge bizi arıyordu. O gün bizi aramayınca tedirgin olduk. Gece saatlerine doğru cezaevini aradık. Cezaevi hastaneye götürüldüğünü söyledi. Daha sonra Özge ile konuştuk, başının döndüğünü ve bayılıp başını çarptığını söyledi. Hastaneye kaldırıldığını ve buradan yapılan tetkik ve muayeneden sonra beynindeki tümörün ilerlediğini doktorun başka bir hastanede acil ameliyat olmasını gerektiğin söylemesine rağmen gardiyanlar tarafından cezaevine götürüldüğünü söyledi. Sürekli baş dönmesi ve kusma sorunu yaşıyor” dedi.

Ne olmuştu?

Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında “örgüt üyeliği” iddiasıyla hakkında 6 yıl yıl 3 ay hapis cezası verilen Özbek, beyninde oluşan tümör nedeniyle 27 Ekim 2020 tarihinde İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde açık beyin ameliyatı geçirdi. Ameliyat sonrası Özbek’in cezası Yargıtay tarafından onandı. Yapılan infaz ertelenme başvurusu sonucu, Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu’nun 24 Aralık 2021 tarihli raporunda, Özbek’in cezaevi şartlarında kalmasının uygun olmadığına kanaat getirdi. Ancak Sağlık Kurulu raporuna rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) Özbek hakkında “cezaevinde kalabilir” raporu düzenledi.

ANKARA

#Ameliyat #olması #gereken #tutuklu #cezaevine #geri #götürüldü

‘Nagihan’ın ruhu sinmişti’

Süleymaniye’de katledilen gazeteci ve Jineoloji Araştırmaları Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’in projesi olan ‘Kürt Kadınları Kütüphane Arşiv Araştırma ve Hafıza Merkezi’nin açılışına katılan Yeşil Sol Parti Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş, ‘Nagihan’ın mücadelesini, kalemini, hayallerini yoldaşları devraldı’ dedi

Güney Kurdistan’ın Silêmanî kentinde 4 Ekim 2022’de suikast ile katledilen Kürt akademisyen-gazeteci ve Jineoloji Araştırmaları Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’in projesi olan “Kürt Kadınları Kütüphane Arşiv Araştırma ve Hafıza Merkezi” dünyadan çok sayıda kadının katılımıyla 24-25 Haziran’da Silêmanî’de açıldı. Kurmancî, Soranî başta olmak üzere İngilizce, Türkçe, Almanca, Farsça, Arapça ve daha birçok dilde 3 bine yakın kitap bulunuyor. Bir arşiv merkezi de olan kütüphane 11 kişilik bir yönetim kurulundan oluşuyor. Birçok ülkede arşiv çalışması yürütecek olan merkez çalışanları, topladıkları ürünleri bu merkeze taşıyacak.

Kütüphane açılışına katılan Yeşil Sol Parti Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş kütüphaneyi, önemini ve açılışını JINNEWS’ten Öznur Değer’e anlattı.

Erk zihniyeti rahatsız etti

Güneş, Akansel’in yaptığı çalışmalardan erkek egemen devletin dikkatini çektiğini ve bundan rahatsız olduğuna dikkat çekti. Güneş, “Nagihan arkadaş katledildiğinde bizler ve tüm dünya kadınları İran’da katledilen Jîna Mahsa Amînî’nin hesabını sormak için sokaklardaydı. Alanlarda, sokaklarda yükselen “Jin jiyan azadî” sloganı ile Jîna Mahsa Amînî’nin intikamını alıyorduk. “Jin jiyan azadî” sloganlarının yükseldiği günlerden birinde Silêmanî’den kara bir haber geldi ve Nagihan Akarsel’in evinin önünde katledildiğini öğrendik. Hem kadının gelişmesi hem de Jineolojinin ilerlemesi için çok önemli çalışmalar yürütüyordu. Bu slogan ve bu çalışma, erkek egemen zihniyetin de dikkatini çekmiş olacak ki, kütüphanenin tamamlanmasına izin vermediler. Jineoloji ve kadın üzerinde yürütülen çalışmaların bir şekilde önünü almak istediler”

Duygusal bir atmosfer

“İnsanın yüreğine ve zihnine dokunan bir atmosfer vardı” diyerek izlenimi anlatan Güneş, konuşmasını şöyle sürdürdü. “ “Jin jiyan azadî” felsefesiyle bir araya gelen dünya kadın örgütleri ve Kürt kadın hareketi, Nagihan’ın mirasını ve hayalini gerçekleştirdi. Bunu çok kutsal görüyorum. Atmosferi konuşacak olursak da, gerçekten insanın yüreğine ve zihnine dokunan bir atmosfer vardı. Bu kütüphane Nagihan arkadaşın mirası olduğu için duygusal bir atmosfer vardı. Ve her yerinde Nagihan varmış gibi hissediliyordu. Bir yerden çıkıp da kütüphane hakkında konuşacakmış gibi…”dedi.

“Jin jiyan azadî”çoğalacak

Açılışta öne çıkan konulara değinen Güneş, “Nagihan ve arkadaşlarının bıraktığı mirası ilerletmekti. O kütüphane açık kaldığı müddetçe, kadınlar kütüphaneye sahip çıktığı sürece Nagihan’ın yürüttüğü mücadele daha da büyüyecek. Kadınların sesi ve “Jin jiyan azadî” sloganı dünya sokaklarında daha çok yankılanacak. “Jin jiyan azadî” felsefesi ve Güney’de açılan kütüphane sadece Kürt kadınlar için değil, tüm dünya kadınları için açıldı. Kütüphanenin açılışının temel amaçlarından biri kadının kaybolan mirasına yeniden kavuşmasıdır. Açılan merkezde kadınlar, tarihsel süreç boyunca kadınların izini arayacak. Kadınların tarihte ne zaman, neden ve niçin ezildiğini, yok edilmek istendiğini araştıracaklar. Bu da sadece Kürt kadınları değil tüm dünya kadınlarını ilerletecektir” diye ifade etti.

Çalışmaları büyütmek

Kütüphane’nin kadın sorunlarını çözmek için önemli rol üsteleneceğini ifade eden Güneş, “Dünyada, Türkiye’de, Kurdistan’da çok sayıda kadın sorunu çözümsüz bırakılmak isteniyor. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez. Kadın özgürleşmeden, sorunlarımızı demokratik yollarla çözemeyiz. Kadın sorunu çok önemli. Bu kütüphane de kadın sorunlarını çözmek için çok önemli bir rol oynayacak. Tüm dünya kadınlarının gözü de bu kütüphane. Kütüphanenin çalışmaları kadın çalışmalarını daha da büyütecek” diye belirtti.

Eril zihniyet boşa çıktı

Akarsel’i katleden eril-militarist zihniyetin bir kez daha kadınlar tarafından boşa çıkarıldığını söyleyen Güneş, “Nagihan arkadaşın, kadın mücadelesi için yakılan ateşi yükselteceğini, kadınlar için, kadın sorunları için bir örgütlülük oluşturacağını biliyorlardı. O nedenle de kütüphanenin açılmasının önüne geçmek istediler. Ancak kadınlar buna karşı çok güçlü bir mesaj verdiler. Bütün baskı ve zulümlere karşı kadınlar, bırakılan mirasa sahip çıkacaklar” dedi.

Kadın tarihini jineoloji yazacak

Erkek aklıyla yazılan kadın tarihinin Kürt kadınlarının öncülüğünde değişeceğini söyleyen Güneş, “Şimdiye kadar kadın tarihi erkek eliyle yazıldı. Sadece kadının tarihi değil, kadının yaşamı da erkek eliyle yazıldı. Toplum da erkek zihniyeti, düşüncesi ve duygusu tarafından inşa edildi. Kadın ise erkek tarafından yaratılan bu yaşamda kendine mücadele ve değişim alanı inşa ediyor. Bu merkez de öyle bir merkez olacak. Kadının çalınan, kaybolan tarihini yeniden yazacak. Kadının toplumsal, sosyal, yaşamsal ihtiyaçlarını yeniden inşa edecek. Yeniden ve yeni bir kadın kimliği, yeni bir kadın tarihi yaratacaklar. Kürt kadınlar öncülüğünde inşa edilecek bu yeni yaşam tüm dünya kadınlarını da etkileyecektir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

MÊRDÎN

#Nagihanın #ruhu #sinmişti

Mahkeme Bayındır’ın vekil seçilip seçilmediğini Meclis’e soracak

DBP Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti Êlih Milletvekili Keskin Bayındır’ın yargılandığı davada mahkeme Bayındır’ın milletvekilli olup olmadığının Meclis’e soracak

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı aynı zamanda Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil sol Parti) Êlih Milletvekili Keskin Bayındır’ın “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bayındır’ın katılmadığı duruşmada avukatları Burhan Arta ve Yunus Muratakan hazır bulundu.

Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşmada savunma yapan Bayındır’ın avukatları, önceki savunmalarını tekrar ederek, müvekkillerinin beraatini talep etti. Avukatlar, milletvekili seçilmesinden ötürü müvekkilleri hakkındaki mevcut tüm adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması ve yargılamanın durdurulmasını istedi.

Meclis’e soracak

Ardından söz alan iddia makamı, TBMM’ye müzakere yazılarak, Bayındır’ın milletvekili olup olmadığının sorulması ve seçilmişse buna ilişkin evrakların gönderilmesini talep ederek, yargılamanın durdurulması talebinin gelecek cevap sonrası değerlendirmesini istedi.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti ise, yurtdışı yasağının devamına, Meclis’e Bayındır’ın milletvekilli olup olmadığının sorulmasına, avukatların yargılamanın durdurulması talebinin gelecek cevaptan sonra değerlendirilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Kasım’a erteledi.

AMED

#Mahkeme #Bayındırın #vekil #seçilip #seçilmediğini #Meclise #soracak

Yeni sömürgecilik

Sırbistan cumhurbaşkanının Fransız ve hatta Lüksemburg muhalefetiyle resmi olarak görüşmek istemesi fikri insana gülünç gelecek kadar hayali geliyor. Bu bir şaka. Bir olasılık olarak gündeme gelseydi, gerçekten de böyle muamele görürdü. Ama her şaka gibi bu da bize gerçek dünya hakkında bir şeyler söyler

 Branko Milanović* 

Bugün, son otuz yılda yaşananları aşırı bir biçimde yeniden teyit eden bir haber beni çok etkiledi. Hollanda ve Lüksemburg Başbakanları, muhtemelen Avrupa Birliği adına, Sırbistan’ı (Kosova’ya gitmeden önce) 24 saatten kısa bir süre için ziyaret etti. Her ikisi de devlet düzeyinde en üst düzey onurlandırmalarla karşılandı; ikisi de devlet başkanı olmadığı için bu aşırıya kaçmıştı. Ayrıca, Belgrad’a yaptıkları aşırı kısa ziyaret sırasında, şu anda sokaklarda gösteri yapan ve bence oldukça meşru bir şekilde hükümetten şiddet ve suçun çok daha ciddi bir şekilde bastırılmasını talep eden Sırp muhalefetinin temsilcileriyle (Belgrad’daki Parlamentoda oturan) ayrı ayrı toplantılar yapmak için yeterli zaman buldular.

Dikkat ederseniz, Batılı ülkelerin başbakanlarının yerel muhalefetle görüşmeleri normal bir habermiş gibi görünür. Ama sonra, açalım. Devletten devlete resmi bir ziyaret söz konusu ve ziyaret eden devletin temsilcileri yerel muhalefete de danışmanın gerekli olduğuna inanıyor. İlk sorun, devletten devlete ziyareti siyasetin geri kalanıyla karıştırmanın uygun olup olmadığıdır. Ülkelerin ileri gelenleri birbirlerini ziyaret ettiklerinde, ev sahiplerinin inandığı her şeye katıldıklarını ya da kendilerini kabul eden hükümeti desteklediklerini ister istemez ima etmez. O toprak parçasını denetim altında tutan hükümetle ortak iktisadî ve siyasî çıkarlar hakkında konuşmak için oradadırlar. Yeni ve farklı bir hükümet geldiğinde, onunla konuşmaktan da aynı derecede mutlu olacaklardır. Bu uluslararası siyasetin basit ve normal bir kuralıdır.

Daha da ileri gidelim. Hollanda ve Lüksemburg başbakanlarının Sırp muhalefetiyle (orada on iki saat kaldıktan sonra) konuşmalarında bir sakınca yoksa, Sırbistan Cumhurbaşkanının iade-i ziyarette Hollanda ve Lüksemburg muhalefetiyle görüşmesi kabul edilebilir mi? Hollanda ve Lüksemburg muhalefeti şu anda sokaklarda protesto gösterileri yapmadığı için bunun için bir neden olmadığını düşünüyorsanız, o zaman Sırbistan cumhurbaşkanının bir sonraki Fransa ziyaretinde, şu anda Fransa’nın kentlerinde protesto gösterileri yapan “hoşnutsuzlar”la görüşmek isteyip istemeyeceğini merak edebilir miyiz? Ya da emeklilik reformu karşıtlarıyla? Ya da Birleşik Krallık’ı ziyaret edecek olsa, Brexitçilerin ve AB yanlılarının parlamenter ve parlamenter olmayan destekçileriyle alternatif olarak görüşmek isteyebilir mi?

Sırbistan cumhurbaşkanının Fransız ve hatta Lüksemburg muhalefetiyle resmi olarak görüşmek istemesi fikri insana gülünç gelecek kadar hayali geliyor. Bu bir şaka. Bir olasılık olarak gündeme gelseydi, gerçekten de böyle muamele görürdü. Ama her şaka gibi bu da bize gerçek dünya hakkında bir şeyler söyler. O da devletlerarasındaki ilişkilerin düpedüz eşitsiz hale gelmiş olmasıdır. Üçüncü Dünya ve bağlantısız ülkelerin güçlü olduğu ve en azından resmi olarak devletlerin eşitliğinin tanındığı ve diplomatik alanda bu resmi eşitliğin kabul edildiği 1960-1990 döneminin aksine, gücün sadece törensel yönleriyle bile önemli olduğu Ortaçağ tarzı devletlerarası ilişkilere geçtik. Eşitsizlik gizlenmiyor, aksine sergileniyor: secde edin ve mor cübbemin kenarlarını öpün!

Devletlerarasındaki güç eşitsizliği açıkça sergileniyor ve son otuz yılda buna alışan pek çok insan bunu normal karşılıyor. Çünkü onlar kendilerine olan saygılarını kaybetti.

* Branko Milanović kalkınma ve eşitsizlik konularında uzmanlaşmış bir iktisatçıdır. En yeni kitabı Capitalism, Alone: The Future of the System That Rules the World [Tek Başına Kapitalizm: Dünyayı Yöneten Sistemin Geleceği]

*dunyadanceviri.wordpress.com’dan alınan bu yazı S. Erdem Türközü tarafından çevrildi.

#Yeni #sömürgecilik

Şenyaşar ailesinden Bakan Tunç’a: Adalet dilek dilemekle sağlanmaz

Adalet mücadelesini sürdüren Şenyaşar ailesi, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü’nde yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak, ‘Adaletin başındaki kişi dilekte bulunmaz. Taşıdığı sorumluluğu yerine getirmekle mükelleftir’ dedi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 842’inci güne girdi. Bugünkü nöbet eylemi Emine Şenyaşar’ın rahatsızlığı sebebiyle Pîrsus’taki evlerinde sürdü.

Adalet dilekle sağlanmaz

Aile, sanal medya hesabında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü dolayısıyla yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak, “Hukukun üstünlüğünün, hakkaniyet ve adaletin tüm insanlığa hakim olması dileğinde bulunmuş @yilmaztunc. Adaletin başındaki kişi dilekte bulunmaz. Taşıdığı sorumluluğu yerine getirmekle mükelleftir. Üstünlerin hukukuna karşı 842 gündür devam eden bir mücadeleyi dünya takip ediyor” paylaşımı yaptı.

RIHA

#Şenyaşar #ailesinden #Bakan #Tunça #Adalet #dilek #dilemekle #sağlanmaz

Torba yasadan siyasi tutuklulara ayrımcılık çıktı!

İnfaz Kanunu ile ilgili değişikliklerin yer aldığı kanun teklifinin Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu kaydeden HDP, infazda siyasi tutuklulara dönük ayrımcılığı kabul etmediklerini vurguladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu, AKP’nin 8 Temmuz’da Meclis gündemine getirdiği; kira artırımından, memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamma, deprem bölgelerindeki konteynırlara vergi muafiyetinden kurumlar vergisine pek çok konuda değişiklik içeren torba kanun teklifine son anda İnfaz Kanunu ile ilgili değişiklikler de eklenmesi sonrası Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmesine dair yazılı açıklama yayımladı.

‘Anti-demokratik’

Genel kurulda görüşülecek ve oylanacak olan bu torba kanun teklifinin toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu belirtilen “İnfazda siyasi tutsaklara ayrımcılığı kabul etmiyoruz” başlıklı açıklamada, “Bir torba teklifle onlarca mevzuatta değişiklikler yapmak, üzerine konuşup tartışmadan kabul ettirmek anti-demokratiktir, uygulayıcılar açısından da pratikte büyük sıkıntılara sebep olacaktır. Böylece toplum için hukuki belirliliğin ve güvenliğin olmadığı bir kaotik hukuk düzeni yaratılmaktadır” denildi.

Teklifin İnfaz Kanunu’nu değiştiren maddesinde hükümlülerin özgürlük gibi en temel hakkını etkileyen düzenlemelerin yer aldığına dikkat çekilen açıklamada, “Teklifteki Geçici 10’uncu madde ile hükümlülerin koşullu salıverme tarihinden önce açık cezaevine ayrılma ve denetimli serbestlik şartları değiştirilecek, hükümlüler açık cezaevine ve denetimli serbestliğe 3 yıl daha erken ayrılacaktır” ifadelerine yer verildi.

‘Hukuka aykırı’

“Teklif hem biçim hem esas yönünden hukuka aykırıdır” vurgusu yapılan açıklamanın devamında şu sözler kaydedildi: “Değişiklik hapishanelerdeki kapasite yoğunluğunu azaltmak amacıyla yapıldığı ve pek çok hükümlünün salıverileceği sonucunu doğurduğu için özel af niteliğindedir. Dolayısıyla hem özel olarak bu maddenin hem de içinde bulunduğu torba kanunun bütünüyle Meclis İçtüzük 92’nci Maddesine göre oylanması ve beşte üç çoğunlukla kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak iktidar bugüne kadar infaz düzenlemelerinin de içinde yer aldığı hiçbir torba kanunda bu yöntemi izlememiştir. Bu sebeple özel af niteliğindeki bu düzenlemenin Meclis’e bu yöntemle getirilmesi de kabul edilmesi de Anayasa’ya aykırıdır.

 ‘Siyasi tutsaklar faydalanmayacak’

Esas bakımından ise daha önceki infaz düzenlemeleri gibi yine siyasi tutsaklar kapsam dışı bırakılmıştır. Adli hükümlüler bu düzenlemelerle erken tahliye olabilecekken, siyasi tutsaklar bu düzenlemeden faydalanamayacaktır. Bu sebeple teklif içeriği, ayrımcılık yasağına ve eşitlik ilkesine göre de Anayasa’ya aykırıdır. En son Covid-19 pandemisi gerekçe gösterilerek 2020 yılında benzer düzenlemeler yapılmış, o zaman da koşullu salıverme sürelerinde adli hükümlüler bakımından infaz süresi üçte ikiden yarı oranına indirilmiş, siyasi tutsaklar bakımından hiçbir değişiklik yapılmayarak 4’te 3 oranı korunmuştu. Yine denetimli serbestlik süresi adli suçlarda 3 yıl iken siyasi davalarda 1 yıldı ve bugün siyasi tutsakların idare ve gözlem kurulu kararlarıyla bu hakkı da gasp edilmiştir.

‘Ayrımcı kanun teklifi’

İktidarın bu ayrımcı kanun teklifi, Anayasaya, BM Kişisel ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesine, BM Cezaevlerine İlişkin Asgari Standart Kurallara, AİHS’e, Avrupa Cezaevi Kurallarına aykırıdır. En başta İnfaz Kanunu’na aykırıdır. İnfaz Kanunu’nun 2. maddesine göre, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar, hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçler ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.

İktidar siyasi tutsakları düşman gibi görerek lehe yapılan bütün düzenlemelerde kapsam dışı bırakmaktadır. Hükümlüler arasındaki bu çifte standart hukuka uygun olmadığı gibi vicdani ve ahlaki de değildir. Hele ki Türkiye, mevzuattaki ‘terör’ tanımının belirsizliği ve siyasi davalarda verilen kararlar sebebiyle başta adil yargılanma hakkı olmak üzere pek çok hak bakımından AİHM karşısında yoğunlukla mahkûm edilen bir ülke konumundadır. Örgütlenme, ifade ve basın özgürlüğünün yok sayılarak siyasetçilerin, gazetecilerin, avukatların, insan hakları savunucularının, genel olarak tüm muhalif kesimin yargılanıp cezalandırıldığı ve hapsedildiği bu ülkede, ortaçağdan kalma hukuk anlayışı bir intikam aracına dönüştüğü için bu kanun tasarısı adil de değildir.

Tutum almaya çağrı

Yapılacak tüm infaz değişikliklerinde adli suçlara uygulanacak her bir koşullu salıverme, açık cezaevine ayrılma ve denetimli serbestlikten faydalanma koşulları siyasi tutsaklar açısından da uygulanmalıdır. İnfazda eşitliği savunuyoruz, ayrımcılığa ve düşmanlaştırmaya karşıyız ve Anayasa’ya aykırı bu düzenlemeyi asla kabul etmiyoruz. Meclisi bu ayrımcı ve suç olan siyasi anlayışa karşı tutum almaya çağırıyoruz.”

ANKARA

#Torba #yasadan #siyasi #tutuklulara #ayrımcılık #çıktı

Peköz: Türkiye dış politikada yönünü NATO’ya çevirdi

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği için görüşmelerini değerlendiren Siyaset Bilimci Dr. Mustafa Peköz, ‘Dışişleri Bakanı Fidan’ın dış politikanın yönünü giderek NATO’ya doğru yönlendirmesi, Cumhurbaşkanı’nın belirlediği politikaları etkilemeye başladı. Ancak cumhurbaşkanı bunu diplomatik ilişki ve dengeleri hesaba katmadan yapıyor’ dedi

Rusya sınırına yaklaşık 300 kilometre mesafedeki Litvanya’nın Vilnius kentinde dün başlayan NATO Zirvesi, devam ediyor. İsveç’in NATO üyeliğinin temel gündem olarak ele alındığı NATO Zirvesi sürecinde Türkiye, daha önce ittifak üyeliğine engel olduğu İsveç lehine pozisyon aldı. F-16 konusundaki belirsizlik sürerken, İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması için önümüzdeki günlerde Meclis’te karar alınması bekleniyor.

Siyaset Bilimci Dr. Mustafa Peköz, yaşanan gelişmeler konusunda konusunda Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

*11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkentinde NATO üye ülkelerin devlet başkanlarının katıldığı toplantı başladı. Bu toplantının esas amacı nedir?

*En önemli gündem maddesi İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanmasıdır.

İsveç’in NATO’ya üyeliği neden o kadar önem arz ediyor. İsveç olmadan NATO’nun bölgesel savunmasından sorun mu oluşur?

İsveç ve Finlandiya tek başına bir önem oluşturmaz ancak NATO’nun 2035-2040 yılına kadar askeri güvenlik stratejisinde Baltık ülkelerinin özellikle Finlandiya ve İsveç’in sürece dâhil ederek yeni bir askeri politika belirledi ve çatışma alanlarının bu bölgelere doğru kayacağı hesaplanıyor. Bunun bir başka anlamı NATO’nun Rusya ile olan en uzun sınırı yaklaşık 2 bin 200 kilometre olacak.

*İsveç’in NATO’ya dahil edilmesindeki ısrarın başka nedenleri olabilir mi?

Öncelikli olarak şu noktayı vurgulamak isterim. NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaşın çıkmasının ve özellikle belirttiğimiz 2200 km hattında bunun son derece zor olduğunu belirteyim. Sorunuza cevap vermek gerekirse, Evet başka çok daha önemli meseleler var. Sorun sadece İskandinavya ülkelerinin güvenliği olmayıp aslında Bering Boğazı üzerinden ABD’nin askeri güvenliği bakımından da önemli bir sıçratma tahtası olarak görülmektedir. Aynı şekilde Kuzey kutup bölgesinin derinliklerinde çok büyük doğalgaz ve petrol gibi enerji kaynaklarının olduğu tespit edilmiş durumda. Bu bölgelerin önemli bir kısmı Rusya’ya ait olduğu da kabul edildi. Bu bakımdan NATO’nun Rusya’ya karşı belirlediği yeni askeri savaş konsepti özellikle küresel ilişkilerin geleceği bakımdan hayati derecede önemlidir. Bölgenin yeni bir çatışma alanı olmasının nedeni Rusya’nın buralara yönelik bir askeri saldırı olasılığından çok jeo-politik ve ekonomiktir.

Türkiye aslında çok katı ve sert gibi göründü ama işin böyle olmadığı biliniyor. Ankara, NATO üyeliğini gerekçe gösterip PKK’nin İsveç’teki faaliyetlerinin yasaklanmasını talep etti. Bu talep daha çok iç politikaya yönelikti. Zaten bildiğim kadarıyla PKK’nin İsveç’te resmi bir faaliyeti bulunmuyor. Ancak Ankara’nın esas istediği ise özellikle Kürt sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine son verilmesi ve tasfiye edilmesidir. Bu talebin İsveç hükümeti tarafından kabul görmesi pek mümkün görünmüyor.

* Türkiye’nin başka gerekçeleri var mı?

Ankara, kamuoyunda daha çok PKK meselesini tartışsa da esas meselenin Türkiye’nin bölgedeki askeri güç dengelerinde kendi pozisyonunu koruyabilmesi için F-16’ların mutlak bir şekilde modernize etmesi gerekir. Türkiye F-35 programından çıkartıldı. Buna karşılık F-35’lerin Yunanistan’a satılması ABD Kongresinde kabul görüldü. Yani Ege’de ve Akdeniz’de askeri güç dengeleri Türkiye’nin aleyhine yeni bir durum oluşmaya başladı. Türkiye’nin Dışişleri ve Savunma Bakanlığı bürokratlarının arka planda üzerinde durdukları, belki de ABD ile yapılan görüşmelerde en önemli şartın; F-16’ların modernizasyonu konusundaki blokenin kaldırılmasıdır. Biden yönetiminin bu talebi olumlu gördüğü ve bu konuda pozitif bir karar verilmesi için kongreye tavsiyede bulunduğu biliniyor. Ancak Kongrenin hem Dış ilişkiler hem Savunma Komitesi başkanlarının F-16’ların modernizasyonuna onay verilmesi şartlarını “İsveç’in üyeliğinin onaylamasına bağlamaları”, Türkiye üzerinde baskı oluşturma ve karar vermeye zorlama planıdır. Yani AKP iktidarı, İsveç’in NATO’ya üyeliğini onaylamadığı taktirde F-16’ların modernizasyonu gerçekleşmez. Bu nedenle bir bakıma Türkiye zorunlu olarak bu süreci onaylayacak.

*Türkiye’nin NATO ile Rusya arasında kurduğu dengenin yeniden NATO’ya doğru evirildiğini söyleyebilir miyiz?

Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı, İbrahim Kalın’ın MİT Başkanı olmasıyla NATO ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını söylemek yanlış olmaz. Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel politikalarında Fidan ve Kalın çok daha fazla etkili olacaklardır. Bu iki kişinin politik yönelimleri daha çok batıya yöneliktir. Türkiye çok farklı düzeylerde itirazlar ileri sürse de bir noktadan sonra İsveç’in NATO’ya üyeliğini bir şekilde onaylayacaktır.

*NATO-Rusya dengesinin bozulması özellikle Moskova’da nasıl yankı bulur?

Ankara’nın Ukrayna ve Rusya ilişkilerinde kurduğu dengenin giderek değişeceğini ve kontrolden çıkacağını söyleyebiliriz. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin politik yönelimleri konusunda yeni sorunlar ve sorular gündeme gelecektir. Dışişleri Bakanı Fidan’ın dış politikanın yönünü giderek NATO’ya doğru yönlendirmesi, Cumhurbaşkanı’nın belirlediği politikaları ve söylemlerini etkilemeye başladı. Ancak cumhurbaşkanı bunu diplomatik ilişki ve dengeleri hesaba katmadan yapıyor. Bu da uluslararası alanda bir kısım sorunlar oluşturuyor. Örneğin birkaç gün önce Zelenski ile yaptığı görüşmede, “Ukrayna’nın NATO’ya alınması gerektiği”ne dair yapmış olduğu açıklama hem ABD ve Avrupa Birliği’nde hem de Rusya’da şaşkınlık yarattı. Ukrayna’nın neo-faşist olarak bilinen 5 “Azov Taburu” komutanını Zelenski’ye teslim etmesi, Rusya cephesinde çok sert karşılık buldu. Çünkü yapılan anlaşma gereği bu kişilerin Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş bitene kadar Türkiye’de kalacakları belirtilmişti. Cumhurbaşkanı’nın NATO toplantısının öngününde böyle bir karar alması bir tesadüf değildir. Değişim hamlesinin bir bakıma “radikal” çıkışlarla tescil etmesi anlamına gelir.

*Türkiye, Rusya ile ilişkilerin gerilmemesi için ne gibi tavizler verebilir?

Rusya ile oluşan ilişkilerin geleceği konusunda yeni krizlerin ortaya çıkacağına dair birçok verinin oluştuğunu söyleyebiliriz. Yakın dönemde Ankara’nın belki de istemediği tek şey Moskova ile ilişkilerin gerilmesi ve kırılmasıdır. Ancak süreç oraya doğru eviriliyor. Rusya ile bozulma eğilimi artan ilişkilerin telafisi için Türkiye’nin, Suriye’de Rusya’nın politikasına uygun bir adım atarak İdlib, Efrin ve El Bab’ı Şam’a teslim etmesi için süreç başlatabilir.

*İsveç’in NATO üyeliğinin Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri etkiler mi?

NATO, Suriye’deki değişim ve dönüşüme paralel olarak Kuzey ve Doğu Suriye’nin özerk yapısını korunması konusunda hemfikirdir. Bu gerçeği gören Ankara, ABD ya da NATO ile bu sorunu SDG’nin tasfiye edilmesi talebiyle çözemeyeceğinin farkındadır.

Türkiye’nin temel meselesi sorunları esasen ABD ile olan ilişkilere bağlıdır, bunu bir başka yönü de ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ile kurduğu ve giderek kalıcılaşan askeri ve politik ilişkileridir. Her ne kadar Türkiye SDG’yi (QSD) “terör örgütü” kapsamında görse de hiçbir NATO üyesinin böyle yaklaşmadığını, tersine işbirliği yapılması gereken bir örgüt olarak gördüğünü biliyoruz. Bu nedenle SDG şartının masaya sürülmesi Ankara için bir kazanım olmaz, belki tersi bir durum olur. Bu gerçeği gören Ankara, ABD ya da NATO ile bu sorunu SDG’nin tasfiye edilmesi talebiyle çözemeyeceğinin farkındadır. Önümüzdeki dönemde Dışişleri Bakanı Fidan’ın bu konuda bir kısım adımlar atarak yeni bir politik denge oluşturması kimseye sürpriz gelmemelidir.

*Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğini Türkiye’nin AB üyeliği şartına bağladı. Nasıl yorumluyorsunuz?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğini, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik koşuluna bağlaması özel olarak planlanmış bir stratejiye dayanmıyor. Böyle bir taleple NATO zirvesine gitmek, Türkiye’yi çok daha zora sokacaktır. Çünkü Avrupa Birliği’ne yönelik üyelik müzakerelerinin durmuş olması, Türkiye’nin protokole ilişkin bir kısım sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanıyor. Benim anladığım temel nokta şu: Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın Avrupa Birliği sürecinin başlatılması için Erdoğan’ı ikna ettikleri anlaşılıyor. Böyle bir açıklamayla mesajını vermiş oldu.

* Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir kazanımı oldu?

Özellikle Ankara için son derece önemli olan F-16’ların modernizasyonunun önünün açılması sağlanabilir. Dış politikadaki fiili izolasyon ortadan kalkabilir. Ankara belirlenen kriterler konusunda adım atarsa Avrupa Birliği sürecinin yeniden başlayabileceğine dair NATO üyesi AB başkanları bir mesaj verebilirler.

Haber : Fırat Can Arslan / MA

 

#Peköz #Türkiye #dış #politikada #yönünü #NATOya #çevirdi