Ana Sayfa Blog Sayfa 193

Depremde hasar gören bina çöktü: 3 yaralı

Osmaniye’de depremde ağır hasar alan bir bina çökmesi sonucu yoldan geçen 3 kişi yaralandı

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta peş peşe yaşanan depremlerin ardından birçok hasarlı bina yurttaşların can güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor. Osmaniye’nin Alibeyli Mahallesi Cevdet Sunay Caddesi’nde, depremlerde ağır hasar alan 4 katlı bina çöktü. Binanın çöktüğü sırada caddeden geçen 3 kişi, enkaz altında kalarak yaralandı. Bölgeye çok sayıda itfaiye, sağlık, polis ve AFAD ekibi sevk edildi.

Yaralanan 3 kişi ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Ekipler ise boş olduğu bilinen binada herhangi birinin olup olmadığının tespiti için çalışma başlattı. Yaralanan 3 kişinin durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

OSMANİYE

#Depremde #hasar #gören #bina #çöktü #yaralı

Zırhlı polis otosunun çarpmasıyla katledilen Can davasında ceza istemi

Zırhlı polis otobüsüyle mühendis Cihan Can’ı katleden polis Hakan Avcı hakkında açılan davada 6 yıla kadar hapis istendi

Amed’de Halkların Demokratik Partisi (HDP Amed İl binası önünde oturtulan kişilerin “güvenliğini” sağlamak amacıyla görevlendirilen polislerin taşıması sırasında, mühendis Cihan Can’ı zırhlı polis otobüsüyle katleden polis Hakan Avcı’nın “bilinçli taksirle ölüme neden olmaktan” suçundan yargılandığı davanın duruşması görüldü.

27 Aralık 2019’da merkez Rezan (Bağlar) ilçesi Turgut Özal Bulvarı’nda meydana gelen olaya ilişkin Diyarbakır 11’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasında, iddia makamı ceza istemiyle hazırladığı mütalaasını mahkemeye sundu.

Yüzde yüz kusurlu olduğu hatırlatıldı

Mütalaada Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) olayda sanık polis Avcı’yı yüzde 100 kusurlu bulduğu raporlara işaret ederek, sanığın olay sırasında gerekli özen ve dikkati göstermediğini belirtti. ATK raporlarında sanığın arkadan gelerek Can’a çarptığı, Can’ın kaçabilecek bir yerinin bulunmadığına dikkati çeken iddia makamı, tanık beyanları, kamera görüntüleri ve bilirkişi raporları bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçu işlediğini kaydederek, “bilinçli taksirle ölüme neden olmaktan” 2 ile 6 yıl arası değişen hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.

Duruşma Eylül ayına ertelendi

Sanık avukatı Faruk Uygun ve Can ailesinin avukatı, mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere süre talebinde bulundu. Mahkeme, süre talebini kabul ederek duruşmayı 4 Eylül’e erteledi.

AMED

#Zırhlı #polis #otosunun #çarpmasıyla #katledilen #davasında #ceza #istemi

Tahincioğlu: Gazeteciler siyaset eliyle tutuklandı

Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, Amed merkezli soruşturmada tutuklanan 15 gazetecinin sürecinin siyaset eliyle yürütüldüğünü ifade ederek, ‘Meslektaşlarımız serbest bırakılmadı’ dedi

Amed merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, Xwebûn Gazeteci Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin, 8 gün süren gözaltı sürecinin ardından çıkarıldıkları mahkemece mesleki faaliyetleri nedeniyle “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

Amed merkezli operasyon sonucu gözaltın alınıp tutuklanan 15 gazeteci hakkın da açılan davanın ilk duruşması 13 ay sonra yarın görülecek. MA’dan Berivan Kutlu’ya konuşan Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, gazetecilerin tutuklanma sürecinin siyaset eliyle yürütüldüğünü belirterek, serbest bırakılması gerektiğinin altını çizdi.

Gazetecilikle suçlanıyorlar

2022 yılında Kürt gazetecilere yönelik art arda operasyonların yapıldığını hatırlatan Tahincioğlu, “Bu operasyonların ortak özellikleri hem tutukluluk sürelerinin uzun olması hem de iddianamelerin çok geç hazırlanmasıydı. Gazetecilik örgütleri bu iddianamelerle ilgili önemli raporlar hazırladılar, oralara baktığımızda gazetecilik dışında başka bir şeyle suçlanmıyorlar. Bu durum bize iki şey söylüyor; birincisi gazetecilik yaptıkları için suçlanan arkadaşlarımız için bu kadar uzun cezaevinde tutulmalarına, uzun tutukluluk sürülerine, video kliplerle çekilen operasyonlara, yani doğrudan cezalandırmaya ve en başından itibaren bu insanları suçlu gösteren bu organizasyonlara gerek var mı? İkincisi haberler neden suç? İddianamelere konu edilen haberler ve haber ilişkileri neden suç?” diye konuştu.

AİHM kararları hatırlatması

İddianameyi hazırlayanların gazetecilerin işlerini yapmasını istemediğini söyleyen Tahincioğlu, “Burada tutuklanan insanlar bizim yıllardır alanlarda birlikte gazetecilik yaptığımız arkadaşlarımız. Habercilik dışında bir eylemde bulunduklarını da görmedik. Ki AYM, AİHM kararları var. Yani öyle örnekler görüyoruz ki tutuklanan bazı gazeteciler 2012’ten, 2013’ten bu yana sistematik olarak aynı iddialarla tutuklanmış, belli bir süre hapishanede tutulmuş, daha sonra beraat etmiş. Ya da hakkındaki suçlama ‘örgüt üyeliği’ gibi ağır bir suçlamadan basit bir basın davasına dönüşmüş ve dava o şekilde kapatılmış. Basit bir şekilde ifade vererek yürütülecek soruşturmaların bu yöntemlerle yürütülmemesi gerekiyor” diye belirtti.

Siyaset eliyle yürütülen süreç

Gazetecilerin tutuklanma anlarının video kliplerle iktidara yakın medyaya servis edilmesine de değinen Tahincioğlu, “Türkiye’de uzun zamandır, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirecek olaylarda bir peşin cezalandırma yöntemi ve toplumun önüne atma politikası var. Bu siyaset eliyle dizayn ediliyor elbette. Bu nasıl yapılıyor; Gazetecileri bir organize suç örgütü lideriymiş gibi, sanki büyük şiddet eylemine karışmış gibi bir muamele ile gözaltına alıyorlar. O operasyonlarda da yüzlerce polis aracıyla, dronelerle yapılan çekimler, kırılan kapılar filan oluyor. Sonrasına bakıyorsunuz, ortalama bir gazeteci evi” şeklinde konuştu.

Tahliye edilmeleri gerekiyor

Gazetecilerin yargılandığı davada suçlama konusunun sadece haberler olduğunu belirten Tahincioğlu, “Suçlamaların haber kapsamında olduğunu görüyoruz. Daha önce yaptıkları haberler nedeniyle çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kalan gazeteciler oldu. Günün sonunda maalesef özgürlüklerinden mahrum kaldılar, yapılanın haber olduğu, gerçek olduğu ortaya çıktı. Bütün bu yapılanın evrensel kriterlerini de tartışmamız gerekiyor, hukukun da bunu tartışması gerekiyor. Türkiye’deki gazetecilerin tutuklanması durumunun bir an önce son bulmasını istiyoruz. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan meslektaşlarımız tahliye edilmeli, mesleklerini yapmalarına olanak sağlanmalı. Arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Amed merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, Xwebûn Gazeteci Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin, 8 gün süren gözaltı sürecinin ardından çıkarıldıkları mahkemece mesleki faaliyetleri nedeniyle “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

ANKARA

#Tahincioğlu #Gazeteciler #siyaset #eliyle #tutuklandı

Êlih’te trafik kazası: Aynı aileden 4 kişi yaşamını yitirdi

Êlih’te meydana gelen trafik kazasında, aynı aileden 4 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi ağır yaralandı

Êlih (Batman) kent merkezinde Kantar Kavşağı’nda meydana gelen trafik kazasında, 4 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi ağır yaralandı.

Gece saatlerinde meydana gelen kazada, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi üzerine uçurumdan yuvarlanan kamyonet alev aldı. Kamyonette dorse içerisinde bulunan aynı aileden Ali Özgür, Sedat Özgür, Gökhan Özgür ve Mehmet Özgür yaşamını yitirdi.

Veysi Özgür ile Orhan Özgür ise yaralandı. Yaşamını yitiren 4 kişi ve yaralanan 2 kişi, olay yerine gelen ambulanslarla Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kazaya ilişkin soruşturma başlatıldı.

ÊLIH

#Êlihte #trafik #kazası #Aynı #aileden #kişi #yaşamını #yitirdi

Xîzan’da yüzlerce ağaç kökünden söküldü

Bedlîs’in Xîzan ilçesinde geçtiğimiz hafta ilan sokağa çıkma yasağında Xûlepûr köyünde yüzlerce fındık ve meyve ağacı kepçelerle kökünden söküldü

Operas adı altında Kurdistan’da ağaç kıyımı devam ediyor. Bedlîs’in (Bitlis) Xîzan (Hizan) ilçesine bağlı 10 köy ve bağlı mezrada 2 Temmuz’da başlayan ve 5 gün süren sokağa çıkma yasağında yurttaşlara ait arazilere zarar verilirken, yüzlerce ağaç kepçelerle yerlerinden söküldü. Xûlepûr köyünden Mehmet Saki Altun, kendisine ait fındık ve yüzlerce meyve ağacının bölgeye getirilen kepçenin tahrip etmesi sonucu yok edildiğini söyledi.

İnceleme yapılması gerekiyor

Yasak sırasında köye onlarca iş makinesi getirildiğini aktaran Altun, “Yasak başlatıldıktan sonra benim amcamın evine baskın düzenlendi. Baskından sonra arazilerimize kepçelerle girdiler. Yüzlerce fındık, ceviz ve elma fidanımızı talan ettiler. 30 dönümlük bir araziyi saniyeler içerisinde yerle bir ettiler. Bir heyetin köye gelerek inceleme yapması gerekiyor” diye konuştu.

Bu baskılarla göçe zorlandıklarını dile getiren Altun, “Sözde yollarını açmak için bunu yapmışlar. Oysa bahçenin iki kenarında da yol var. Ceviz, fındık, elma, bütün ağaçlar tahrip edildi” diyerek, suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

BEDLÎS

#Xîzanda #yüzlerce #ağaç #kökünden #söküldü

10 Ekin anması: Kimin canımıza kastettiğini biliyoruz

Gar Katliamı anmasında konuşan 10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, ‘Katilleri tanıyoruz ve kimin canımıza kastettiğini biliyoruz’ vurgusu yaptı

DAİŞ’in bombalı saldırısı sonucunda 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı’nda 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırının 93’ncü ayında katliamın yaşandığı meydanda anıldı. 10 Ekim Barış Derneği’nin (10 Ekim-Der) katliam yerinde gerçekleştirdiği anmaya, 10 Ekim ve Suruç katliamlarında hayatını kaybeden ve yaralananların yakınları katıldı.

Hukuk mücadelemiz tarihe geçecek

Açıklamada konuşan 10 Ekim-Der Yönetim Kurulu Üyesi İshak Kocabıyık, gerçek faillerin ortaya çıkarılmasıyla yaslarının son bulacağını belirterek, “Buraya katliamı unutturmayacak bir anıt dikeceğiz” dedi. Daha sonra 10 Ekim, Suruç ve Sivas katliamlarında hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşu yapıldı. 10 Ekim-Der Başkanı Avukat Mehtap Sakinci Coşgun da, 94 aydır adalete erişemediklerini kaydederek, “Bugün Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdürdüğümüz hukuk mücadelesi er ya da geç tarihe geçecek. Bu mücadeleden bir adım geriye gitmedik ama 500’e yakın talebimiz de kabul edilmedi” dedi.

Halkın iradesi uygulanmıyor

Coşgun, 8 Eylül’de yapılacak duruşmaya katılım çağrısında yaparak, “Katilleri tanıyoruz ve kimin canımıza kastettiğini biliyoruz. Ama Ankara, Suruç ve Diyarbakır katliamlarında da cezasız bırakma iradesini gördük. Suruç katliamı aydınlatılmadığı için yaşanan büyük katliamın savunucuları olmak zorunda kaldık” ifadelerini kullandı. Yerel seçimler arifesinde olunduğunda dikkat çeken Coşgun, “Bir önceki seçimde tek sorun eski başkan olarak gösterildi ama halkın iradesi hala uygulanmıyor. Bu iradenin uygulanması gerekir. Verilen sözlerin tutulmasını talep ediyoruz. Tutulmadığı takdirde de yeni fikirlerin derneğimiz üzerinden yapılacağını dile getiriyoruz” diye konuştu.

ANKARA

#Ekin #anması #Kimin #canımıza #kastettiğini #biliyoruz

Adana’da Gadir-i Hum bayramı kutlandı

Adana’da Gadir-i Hum Bayramı vesilesiyle konferans düzenlendi.Konferansa katılım yoğun oldu.

Arap Alevilerinin en kutsal bayramlarından olan Gadir-i Hum Bayramı vesilesiyle Adana Alevi Platformu, konferans düzenledi. Selman-ı Pak Cemevi’nde düzenlenen konferansa platforma bağlı 20 kurum ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.

Adana Alevi Platformu Dönem Sözcüsü Hamit Karaoğullarından’ın açılış konuşmasından sonra Şakirpaşa Cemevi Semah ekibi semah döndü.

Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Verde Özuğurlu, konferansta konuşmacı olarak yer aldı. Özuğurlu, konuşmasında Gadir-i Hum Bayramı ile ilgili bilgilere yer verdi.

ADANA/ PİRHA

‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’

ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına ilişkin tepkiler yükseliyor. Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, Müslümanların da bu projeye karşı olması gerektiğini belirtirken, Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can da projenin iptal edilmesine yönelik mücadele edeceklerini ifade etti.

Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.

Söz konusu uygulama ile ilgili Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz ve Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

“DAHA ÖNCE DE DENENMİŞ BİR GİRİŞİM”

Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, daha önce de aynı projenin denendiğini, gelen tepkilerle birlikte geri çekildiğini hatırlattı:

“Beş yıl önce de benzer bir uygulama hayata geçirilmek istendi. O yıllarda da bizler, Alevi kurumları, eğitim sendikaları iptaline yönelik çok mücadele ettik, dilekçeler yazdık. Gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmışlardı ama şimdi yeniden deniyorlar aynı şeyi. Ülke tarikat evleriyle dolu zaten. Daha önce tarikat evlerinde, gizli bir şekilde yapıyorlardı şimdi ise işe resmiyet katıp okullarda yapmaya başladılar. Sadece Alevileri değil, hakiki Müslümanları da zehirlemek için bunu yapıyorlar. Türkiye günden güne Pakistan, Afganistan’a dönüşüyor. Bu projeye gerçek İslamcılar da karşılar, karşı olmalılar.”

ÇEDES’in yaratacağı tehlikeler konusunda her kesimin bilgilendirilmesi gerektiğinin önemine vurgu yapan Kılavuz, “Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çocukları okula giden aileler bu konuda çok duyarlı olmak zorundalar. Birbirimize bu projenin tehlikelerini anlatmamız gerekiyor. Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

“ALEVİ ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE ETKİSİ DAHA DERİN OLACAK”

Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, okullara imam atanmasının özellikle Alevi öğrenciler üzerinde daha olumsuz bir etki yaratacağını dile getirdi. Öğrencilerin okulda psikoloji baskı ve inanç karmaşası yaşayacağına dikkat çeken Can, “Bu konu derin endişeler uyandırmaktadır. Özellikle Alevi çocukları bu durumdan daha çok etkilenecektir. Çünkü Aleviler üzerinde uygulanmaya çalışılan asimilasyon politikaları, baskılar, acılar, katliamlar bir korku bıraktı. Buna bağlı olarak Alevi çocuklar evde başka bir inanç, okulda gittikleri zaman başka bir inançla karşılaşacaklar. Bu da kendi içlerinde karmaşa yaşamalarına sebep olacaktır. Bu da çocukların gelişiminde olumsuz bir etken olacaktır” sözlerini kullandı.

Projeyle iktidarın kendi inancını başkalarına dikte ettiğini söyleyen Can, bu uygulamaya derhal son verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

Dersim’in büyük bilgesi Firik Dede unutulmadı: Hakk’a yürüyüşünün 16. yılı

Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacıklı Firik Dede, 16 yıl önce 106 yaşındayken Hakk’a yürüdü. 1980 askeri darbe günlerinde, Ovacık’ta işkence yapılıp diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

Aslen Dersim Ovacıklı ve Derviş Cemal Ocağı’nın bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, Yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve ‘Ocak’ kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başına dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu Yol önderlerinin gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, cemlerin yasaklandığı dönemlerde de cem yürüttüler. Defalarca gözaltına alındılar. Ama asla kararlılıklarından, Yol’dan ödün vermediler!

1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda 15 kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve 20 kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

OĞLUNU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

Oğlu Behzat Firik’in acısıyla yas tutan Firik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

“Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’nin bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da Yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’nin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

Firik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü 38, yaralarına yeni yaralar eklemişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından Hakk’a yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken, “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hakk’a uğurlanan Firik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.

PİRHA/DERSİM

Dağ ve Er 54 gündür açlık grevinde

Hewlêr Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in başlattığı açlık grevi, 54’üncü gününe girdi

Federe Kurdistan Bölgesi’nde 2019 yılında tutuklanan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklu bulundukları Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı 18 Mayıs’ta başlattığı açlık grevi 54’üncü gününe girdi. Dağ ve Er, keyfi arama, fiziki şiddet, hakaret ve tek tip elbise dayatmasının sona ermesini talep ediyor.

Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde sağlık durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak çocuklarına “sahip çıkma” çağrısı yapmıştı.

Kaynak: MA

#Dağ #gündür #açlık #grevinde