Ana Sayfa Blog Sayfa 201

Cumartesi Anneleri’ne meydana çıkarken gözaltı

Galatasaray Meydanı’na uygulanan keyfi ablukaya karşı çıkan Cumartesi Anneleri bu hafta da gözaltına alındı

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinin 954’üncü haftasında, ellerinde taşıdıkları karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda. Grup yeniden saldırı ile gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle gerçekleştirdikleri eylem 954’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararlarının ardından 13 hafta boyunca polis ablukası ve ters kelepçe ile gözaltına alınsalar da Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyen Cumartesi Anneleri / İnsanları ve hak savunucuları, bu hafta da ellerinde taşıdıkları karanfillerle meydana gelmek istedi.

Ancak grubun önünü kesen çok sayıda hak savunucusunu gözaltına aldı.

Ayrıntılar gelecek…

#Cumartesi #Annelerine #meydana #çıkarken #gözaltı

İran Jîna’nın babasıyla röportaj yapan gazeteciyi tutukladı

İran rejimi tarafından katledilen Jîna Emînî’nin babasıyla röportaj yapan gazeteci Nazila Maroofian, bir kez daha tutuklandı

İran’da geçtiğimiz yıl saçı görüldüğü gerekçesiyle katledilen Jîna Emînî’nin babasıyla röportaj yapan gazeteci Nazila Maroofian, bir kez daha tutuklandı.

Yaptığı röportaj nedeniyle “rejime karşı propaganda faaliyeti yürütmek”, “Jîna Emînî’nin babasıyla röportaj yapmak suretiyle kamuoyunu rahatsız etmek amacıyla yalan bilgi yaymak” iddiasıyla tutuklanarak uzun bir süre Evin Cezaevi’nde tutulan Maroofian, 2 yıl hapis cezası, 15 milyon tümen para cezasına çarptırıldı.

Geçtiğimiz hafta evine baskın yapılan Maroofian’ın elektronik eşyalarına el konulmuştu. İfade için Evin savcılığına çağrılan gazeteci Maroofian, Tahran’da tutuklandı.

DIŞ HABERLER

#İran #Jînanın #babasıyla #röportaj #yapan #gazeteciyi #tutukladı

Şenyaşar ailesi: Adaletle sağlanırsa evimize, sağlanmazsa Ankara’ya gideceğiz

Adalet mücadelelerini sürdüren Şenyaşar ailesi, duruşma öncesi adalet sağlanırsa eve, sağlanmazsa Ankara’ya gideceklerinin mesajını verdi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 838’inci güne girdi.

Hafta sonu adliyenin kapalı olmasından kaynaklı aile, nöbet eylemini Pîrsus’taki evlerinde sürdürdü.

Davaya çağrı

Aile, sanal medyadan 18 Temmuz günü görülecek davalarının 2’nci duruşmasına dikkat çekerek, “Haksızlığa karşıyız. Adalet için durmayacağız. Urfa Adliye kapısında 838 gündür asılı bulunan bu pankart (5 yıldır sadece adalet istiyoruz) 18 Temmuz’da ya Ankara’ya gidecek ya da anne alıp evine gidecek! Takdir, adaletli olacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin eden yargıda” mesajını paylaştı.

RIHA

#Şenyaşar #ailesi #Adaletle #sağlanırsa #evimize #sağlanmazsa #Ankaraya #gideceğiz

Murat Nehri’ne giren çocuk hayatını kaybetti

Agirî’nin Giyadîn ilçesinde Murat nehrine giren 10 yaşındaki Rojhilatlı Arsalan D. boğularak hayatını kaybetti

Agirî’nin (Ağrı) Giyadîn Diyadin) ilçesinde Murat nehrine giren 10 yaşındaki Rojhilatlı Arsalan D. boğularak hayatını kaybetti.

Nehrin karşı tarafına geçmeye çalışan Arsalan, daha önce kum ocağının kazıları nedeniyle 8 metre derinliğindeki noktada kayboldu. Saatler süren arama-kurtarma çalışması sonucu Arsalan’ın cansız bedenine ulaşıldı. Diyadin Devlet Hastanesi’nde yapılan otopsi sonrası Arsalan’ın cenazesi Rojhilat’a gönderilecek.

AGİRÎ

#Murat #Nehrine #giren #çocuk #hayatını #kaybetti

Mücadeleye adanan bir yaşam: Xemê Akdoğan

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden ve mücadeleyi omuzlayan 85 yaşındaki Xemê Akdoğan’ın mirasını devralan gelini ve mücadele arkadaşları, ‘Barış sağlanana kadar, herkes mücadelenin bir yerinden tutarak bu mirasa sahip çıkmalı ‘dedi

Baskı ve zulmün üç kuşak sürdüğü Kürdistan’da büyük acılar ile ilerleyen yaşına rağmen mücadelenin en ön saflarında yer alanlardan biri de önceki gün yaşamını yitiren Wan Barış Anneleri Meclisi Üyesi Xemê Akdoğandı. 100 yıllık Cumhuriyet boyunca her gelen iktidar Kürt sorununa yönelik derinleştirdiği çözümsüzlük politikası sonucu binlerce kadın çocuklarının özlemi ve hasretiyle yaşamını yitirdi, binlercesi sürgün edildi, on binlercesi hala cezaevinde.

27 yıllık özlemi…

Akdoğan, doğduğu Şirnex’ın (Şırnak) Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Pirosa köyünden, 1985 yılında devlet baskısı sonucu göç ederek Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Dotka köyüne yerleşir. Dotka köyünde yine devletin baskıları ile karşı karşıya kalan Xemê ve ailesi 1997 yılında Wan’ın Rêya Armûşê (İpekyolu) ilçesine bağlı Xaçort (Hacıbekir) Mahallesi’ne göç etti. Kurulduğu günden bu yana Barış Annesi olarak mücadelesini sürdüren 27 yıldır barışın sağlanabilmesi için mücadele ediyordu. Akdoğan,15 gün önce kaldırıldığı Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Dursun Odabaş Tıp Merkezi‘nde önceki sabah hayata gözlerini yumdu.

Torununu sonsuzluğa uğurladı

Akdoğan’nın hikayesini, hem mücadele arkadaşı hem de gelini Xecê anlattı. Yaklaşık 27 yıldır mücadelenin içinde yer alan Akdoğan için gelini Xecê, “Ben onun sayesinde Barış Anneleri Meclisi’nde yer aldım. Kaynanamla birlikte birçok etkinliğe gittik. Uzun yıllardır verdiği mücadele ve çektiği acıların tanığıyım. O bana hep, ‘Nefes aldıkça, bir damla kanım kaldıkça bu mücadelenin içinde yer alacağım’ diyordu. Göç, sürgün ölümle çocuklarını kaybetti. En son geçtiğimiz hafta bir çatışmada yaşamını yitiren oğlum onun da torunu Mêrdîn’in Omeriya (Ömeryan) bölgesinde 12 Mart’ta gerçekleştirilen hava saldırısında hayatını kaybeden 3 HPG’liden Ali Akdoğan’ın (Deniz Helîn) cenazesi defnettik” dedi.

‘Mücadelesini ben devralacağım’

Xecê Akdoğan, “Var olduğum sürece onun bıraktığı yerden mücadeleyi sürdürme sözünü veriyorum. Onun davasına sahip çıkacağım. Ben de Barış Annesi görevini aktif olarak sürdüreceğim. Barışı görmeden yaşamını yitirdi. Tüm anneleri onun mirasına sahip çıkmaya çağırıyorum. Birbirimize, mücadelemize sahip çıkmalıyız” dedi.

‘Yıllarca yoldaşlık ettik’

Mücadele arkadaşlarından Wan Barış Annesi Meclisi üyesi Zekiye Kaya da, “Uzun yıllar arkadaşlığımız sürdü. Bizim arkadaşlığımız barışa olan özlemimizden geliyordu. Ülkede, bölgede, kentte birçok eylem etkinlikte yan yana yürüdük. Büyük bir emek sahibiydi. Ben onunla bu mücadele sayesinde tanıştım, yoldaşlık ettim. Bizler bu mücadele sayesinde yan yana durduk, bir birimizi tanıdık. Herhangi bir etkinlikte elini tuttuğumuzda ‘elimi tutmayın, ben yürüyebiliyorum!’ sözleriyle tepki gösteriyordu. Onun hem sağlık sorunları ve hem de ilerleyen yaşından dolayı bazen ona ‘sen gelme ana’ derdik. Ancak o ‘Neden gelmeyecekmişim?, bana ne yapabilirler ki?’ ifadeleriyle tepki gösteriyordu. Katıldığımız her etkinlikte bizi kanatları altına alırdı” ifadelerini kullandı.

Haber: Zelal Tunç / JINNEWS

#Mücadeleye #adanan #bir #yaşam #Xemê #Akdoğan

Koçyiğit: AKP-MHP tecrit ile savaşı dayatıyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barış AKP-MHP’nin ise savaş istediğini ifade eden Gilistan Kılıç Koçyiğit, ‘Türkiye tutsak edilmiş bir durumda, Kürt sorunu üzerinden esir alınmış bir durumda bu esaret zincirlerini çözecek, çözüm gücü olabilecek, esaret zincirlerini kıracak yegane kişinin de Sayın Öcalan olduğunu açık ve net belirtelim’ dedi

Uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, 1999 yılından bu yana İmralı Adası’nda tecrit altında tutulurken 28 aydan bu yana da hiçbir haber alınamıyor. İktidar tecridi her geçen gün derinleştirirken, başta Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar da buna karşı sessizliğini koruyor. Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Qers (Kars) Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sürdürülen savaş ve savaşın temelinde yer alan mutlak tecride ilişkin değerlendirmede bulundu.

Anayasanın inkarı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 28 aydır hiç haber alınamadığını ifade eden Koçyiğit, “Ondan öncesi de çok kesintili, kamuoyunun mücadelesi sonucu yapılan küçük küçük görüşmeler vardı ama aslında Sayın Öcalan’ın İmralı’ya getirildiğinden beri tecrit sürecine maruz kaldığını biliyoruz. 99’dan beri tek kişilik ada cezaevinde ve bir işkencehanede tam olarak böyle ifade etmek gerekiyor. Bu tecrit, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi anayasasını inkarı anlamına geliyor; bir anayasa devleti olmaktan çıkma halini, hukuki anlamda kendi yasalarını ilga etme, yok sayma halini bize gösteriyor. Sadece kendi anayasası açısından değil, uluslararası sözleşmeler açısından da temel bir ihlal olduğunun, bir işkence suçu, insanlığa karşı bir suç olduğunun özel olarak altını çizmemiz gerekiyor” dedi.

Ülkenin turnusol kâğıdı

İmralı tecridinin bu ülkenin turnusol kâğıdı olduğunu ifade eden Koçyiğit, “Hem demokrasi güçleri, kendilerini demokratik olarak ifade edenler açısından bir turnusol kâğıdıdır hem de AKP hükümetinin karakterini göstermek açısından öyledir. Örneğin Merdan Yanardağ özelinde baktığımızda, evet daha ulusalcı kimlikte olan bir gazeteci, CHP’ye yakın bir yerden gazeteci kimliğine sahip ama buna rağmen bu hakikati dile getirmiş olması bizim açımızdan çok kıymetli. Çünkü bu bir gerçek. Çok açık ve net bir şekilde karşı mahalleden biri olarak ‘Kral çıplak’ dedi. Daha mesafeli bir yerden durarak aslında bir hakikati dile getirdi ve bu anlamıyla tam da o ‘Kral Çıplak’ dediği yerde kralın yaptığını görüyoruz. Kral bu söze ve hakikate karşı bu hakikati yeniden bastırmak, hakikati toplumun, demokrasi güçlerinin gözünden kaçırmak üzere bunu en uç tedbirle bastırdı. Tutukladı” diye belirtti.

Muhalefet vicdanını yitirdi

Türkiye’de kamuoyu ve ana muhalefet partisi dâhil muhalefetin vicdanını yitirdiğini aktaran Koçyiğit, “Çok açık ve net bir vicdansızlık, bir çürüme hali var. Düşünün bu hakikati Merdan Yanardağ dile getirdi, peki Yeşil Sol Parti ve HDP dışında kim ona sahip çıktı? Hangi çevre ‘bu söz doğrudur Merdan Yanardağ’a yapılan haksızlıktır, yanlıştır’ diye kim isyan etti, kim sesini çıkardı? En yakınında duranlar bile sahip çıkamadılar. Şimdi bu yumuşak karnın kendisi, AKP’nin çizdiği sınırlar içinde siyaset yapma bugün bizi buraya getirmiş durumdadır. Hakikati söyleyeni cezaevine koyuyorlar ve buna ortam hazırlayanın da en başta ana muhalefet olmak üzere genel muhalefet olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu ülkede bir insan cezaevindeyse, tecrit altındaysa bu ana muhalefetin gündemi değil midir, ana muhalefet bu ülkedeki hukukla ilgilenmiyor mu, demokrasiyle, yasaların uygulanmasıyla ilgilenmiyor mu? Bu nasıl bir duyarsızlıktır ki biz anlamakta güçlük çekiyoruz. Başta da dediğim gibi bu bir turnusol. Sayın Öcalan’a yaklaşım da Kürt sorununa yaklaşım da bu ülkede demokrat olmanın ölçüsüdür. Bu kadar açık ve nettir” diye aktardı.

En temel gündem tecrit

Yeni dönemde tecrit meselesinin en temel en üst başlıklardan biri olarak önlerinde durduğunu vurgulayan Koçyiğit, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Tecrit, tecride bağlı Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesi ve Türkiye’de demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi olacak. Barış demiyorum çünkü barıştan çok çok uzağız. Türkiye’de demokratik bir iklimin inşa edilmesi için mevcut rejimle kıyasıya bir mücadele etmek ve bunun mücadelesini geliştirip paydayı büyütmek bütün demokrasi güçleri, toplumsal muhalefetle yan yana gelmek gibi tarihi bir rolümüz var ve bu rolümüzü oynamak da bizim boynumuzun borcu. Yakın dönemde seçim sürecini de değerlendireceğimiz halk toplantılarımız olacak, yine il ilçe örgütlerimizle toplantılarımızı aldık. Bu toplantılarda seçim sürecini değerlendirmekle beraber mücadelenin hangi ayağında eksik kaldığımızı da tartışıyoruz. Hangi mücadele başlığında eksik kalıyoruz, hangi mücadele başlığını toplumsallaştıramıyoruz ya da buluşturamıyoruz bunda nasıl zaaflarımız ve eksikliklerimiz var bunları da tartışacağız. Bu anlamıyla mücadele programının ilk başlığı tecride karşı mücadele, tecridi kırmak, Kürt sorununun demokratik yolla çözümü için sorumluluk almak ve mücadele bayrağını yükseltmek geliyor.”

AKP tecrit ile halka savaşı dayatıyor

Abdullah Öcalan’ın en Türkiye’deki barış aklını geliştirmek istediğini sözlerine ekleyen Koçyiğit, “Kendisi de bunu ‘ben devlette çözüm aklını geliştirmek istiyorum’ diye ifade etmekte. Gerçekten çok uzun bir süre devlette çözüm iradesi gelişmesi için, o çözüm iradesinin güçlenmesi için de çok ciddi mücadele ettiğini biliyoruz. O anlamıyla neye sahip çıktığına çok iyi bakmak gerekiyor. Bugün Sayın Öcalan barışa sahip çıkan, Kürt sorununun demokratik yollardan çözümünü isteyen, sadece Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkaların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşaması için değil bütün dünya halklarının, Ortadoğu’nun özgürleşmesi için çözüm aklı sunan bir yerde duruyor. Tersine bakalım AKP-MHP neyi temsil ediyor; savaş kampını temsil ediyorlar ve Kürt sorununun yok sayılması, Kürt halkının tüm temel haklarının yok sayılması üzerine bir konsensüsleri var. Bu iktidar varlık koşulunu savaşa bağlamış durumda, savaş dursa AKP gidecek, Kürt sorunu çözülse AKP gidecek denklem bu kadar basit. Sayın Öcalan’a yönelik tecridin temeli AKP’nin iktidarda kalma tutkusu yatıyor. Sayın Öcalan’ın sesinin duyulması demek Kürt halkının da onun önderliğinin de barış iradesini ortaya koyması demek” dedi.

Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülmez

Tecridin kaldırılması durumda kimin barış kimin savaş istediğinin net bir şekilde ortaya çıkacağının altını çizen Koçyiğit, “Gördük ama yeniden hatırlamış olacağız. Çünkü çok zaman geçti insanların bunu duymaya ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın iradesini, nerede durduğunu, Kürt sorununun çözümü konusunda ne düşündüğünü yeniden bütün toplumun ve Kürt halkının duymaya ihtiyacı var. Tecridin kırılması çok kritik bir yerde duruyor. Çünkü yeni dönemin nasıl şekilleneceği, nasıl bir rol oynayacağını geçmiş döneme bakarak anlayabiliyoruz bu anlamıyla orada bir barış iradesi tutsak, tecrit altında, Kürt sorununun demokratik çözümü tecrit altında ve bütün bu tecridi yapanın kendisi Kürt sorunu üzerinden kendini yaşatmaya çalışan AKP-MHP ittifakıdır. Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülemez, barış gelemez. Bütün ülkeyi tutsak eden bir sorundan bahsediyoruz ve bu tutsaklığı çözecek, Türkiye’yi özgürleştirecek tek kişinin de Sayın Öcalan olduğunu söylüyoruz. Evet, Türkiye tutsak edilmiş bir durumda, Kürt sorunu üzerinden esir alınmış bir durumda bu esaret zincirlerini çözecek, çözüm gücü olabilecek, esaret zincirlerini kıracak yegane kişinin de Sayın Öcalan olduğunu açık ve net belirtelim” şeklinde konuştu.

Haber: Melek Avcı / JİNNEWS

#Koçyiğit #AKPMHP #tecrit #ile #savaşı #dayatıyor

‘AKP’ye oy verseydiniz’ diyen askerler köyün suyunu kesti

Hezex’in Hespist köyüne günlük 4 saat verilen su, askerler tarafından kesilirken, askerlerin köylülere ‘AKP’ye oyunuzu verseydiniz başınıza bu gelmezdi’ belirtildi

Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesine bağlı Hespist köyünde her yıl havaların ısınmasıyla birlikte su kesintileri yaşanıyor.

Yaz aylarında su kaynağının büyük bir bölümü ilçe merkezine verildiği için köylüler susuz bırakılıyor. Köyde su sorunu devam ederken, sabah saatlerinde köye gelen askerler tarafından köyün su vanası kapatıldı. Köye günlük dört saatliğine verilen suyu kesen askerler köylülere, “AKP’ye oyunuzu verseydiniz başınıza bu gelmezdi” dediği belirtildi.

Askerlerin, suyun ilçe merkezine verilmesi için İdil Belediyesi kayyumun talimatıyla vanayı kapattığı belirtilirken, askerlerin köydeki bekleyişi sürüyor.

ŞIRNEX

#AKPye #verseydiniz #diyen #askerler #köyün #suyunu #kesti

Madımak‘ın 30. Yılında yine hüzün ve öfke var

Dün Sivas Madımakta 33 Aydınımız, sanatçımızın  katledilişinin diri diri yakılışının 30. yılıydı.. Bu yıl da yine Madımakta  yitirilen Canlar Türkiye’ de ve yurt dışında kitlesel katılımlı etkinliklerle, anma toplantılarıyla anıldılar.

Merkezine insanı, bilimi, ışığı alan o güzel, suçsuz yere katledilen insanlarımız bir kez daha saygıyla anıyoruz. Madımak hala utanç müzesi yapılmadı öfkeli bu yüzden insanlarımız

Madımak tarihte yaşanan Alevi katliamlarından, kıyımlarından sadece birisidir.

Maraştan, Çorumdan ya da Cumhuriyet öncesindekilerden ders alınsa, suçluları cezalandırılsa belkide Madımak olmayacaktı.

Alevi inancı kökü Anadoluda, Mezopotamya’ da olan yeniliğe, dünyaya açık, eşitlikçi, sosyal paylaşımcı bir öğretidir.

Ne yazıkki bu güzel öğreti muhalif duruşu, ezilen den yana olması nedeniyle geçmişten, günümüze kadar hep dışlanmış, imha ve inkarlara maruz kalmıştır.

Ama Aleviler tüm bu baskılara, ötekileştirmelere rağmen inancını, kültürlerini sözlü geleneklerle kuşaktan, kuşağa aktarmışlardır.

Aleviler günümüze gelene kadar kendi inançlarını hayatları pahasına korumuş, ağır bedeller ödemişlerdir. Yurt içinde ve yurt dışına sürgünler, tecritler yaşamışlardır.

Tarih isyanlar, acılar ve gözyaşlarıyla dolu. Sistem İslam-Türk sentezinin dışındakilere hayat hakkı tanımamaktadır.

Bugün Türkiye’ nin 81 vilayetinde bir Alevi Vali , yüzlerce ilçesinde Alevi Kaymakam, Emniyet Müdürü, Bakanlıklarda bir  Genel Müdür bulamazsınız. . Yani Aleviler devletten hep uzak tutulmuşlardır

Bir T.C vatandaşı olarak askere giden, vergi veren her türlü sorumluluklarını yerine getiren Aleviler Türkiye’ de 2023 yılında yinede eşit haklardan yoksun ve  hayatın her alanında ayrımcılığa uğramaktadırlar.

Ülkede sayıları 20-25 milyonu bulan Alevieri Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu ya hiç tanımıyor ya da yanlış tanıyorlar.

Bunda devletin Alevi politikası önemli bir oynuyor. Bugün Türkiye’ de Alevilere verilmeyen Haklar tek tek Almanya’ da veriliyor. Cemevlerine inanç merkezi statüsü verildi. Alevilik dersleri alıyor gençlerimiz, üniversitelerde Alevilik kürsüsü kuruldu, Alevi kurumlarına bir çok Eyalette resmi statü verilmiş bulunuyor.

Alevi Kanaat önderleri, Konfederasyon, Federasyon başkanları, Dedelerimiz en üst düzeyde devlet törenlerinde kabul görmekte , davet edilmektedirler.

Çünkü burada yani Amanya’ da bazı eksiklilklerine rağmen demokrasi, insan hakları ve gerçek Laiklik, farklı inançlara saygı var.

Türkiye’ de Alevi ayrımcılığını ve nefret söylemini üretenleri, Alevileri ötekileştirenleri şiddetle protesto ediyoruz. Onlarla mücadelemiz asla bitmeyecektir biline

AKP toplumdaki kutuplaştırmayı artırıyor ve bir Alevi-Sünni gerginliğine zemin yaratmaktadır. Bu ülkenin bir felaketi olabilir bundan vazgeçmeleri lazım.

Dağılan, yedi parçaya bölünen Yugoslavya örneği var ortada unutmayalım. Mezhepçi politikalar çıkmaz sokaktır, kimseye bir şey getirmez. Seçimin kaybedilmesi ise bizler için hiç iyi olmadı.

Çözüm tam demokrasidir, güçlü örgütlenme, demokrasi güçleriyle birlikte direniş ve dayanışmadır. Alevi-Sünni farketmez Devrimcileri ,  Alevilerle buluşturacak konseptlere, çizgilere ihtiyaç vardır. Bu ilişkiler yeniden inşaa edilirse mezhepçi, ayrımcı, ırkçı , çağdışı  politikalar mutlaka geri püskürtülecek, Aleviler rahat bir nefes alabileceklerdir.

Aşk ile …

Lozan çalıştayı sona erdi: Birliğimizi kurup, demokratik ulusu inşa etmeliyiz

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) tarafından düzenlenen Lozan çalıştayını değerlendiren Kongra Star Demokratik İttifaklar Komisyonu Üyesi Rûken Ehmed, birlik ile saldırıların önünü alıp demokratik ulusu inşa etmenin önemine dikkat çekti

Uluslararası Lozan çalıştayındaki tartışmaları değerlendiren MSD ve Kongra Star üyeleri, Kürtlerin eline tarihi bir fırsat geçtiğini, Kürtlerin birliği ve demokratik ulus sistemi ile saldırıların boşa çıkarılıp kazanımların korunabileceğinin altını çizdi.

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) tarafından Lozan antlaşmasının 100’üncü yıldönümü vesilesiyle organize edilen “Lozan: Bölgenin huzur ve güvenliği ile ilgili sorunların çözümü” konulu uluslararası çalıştay Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hesekê gerçekleştirildi. Çalıştaya Avrupa ve Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinden 150’yi aşkın hukukçu, siyasetçi ve Ortadoğu üzerine çalışmaları bulunan araştırmacılar katıldı. Çalıştayda, Lozan Antlaşması ve Skes-Picot Antlaşması öncesi Ortadoğu, Kurdistan ve Kürt halkının durumu, siyasi süreç ile ulus devlet oluşumu süreci tartışıldı. Yine çalıştayda. 20’inci  yüz yılda Kürtlere karşı yapılan antlaşmalar, Sevr Antlaşması, Kahire Antlaşması, Lozan Antlaşması’nın nedenleri, ortaya çıkan sorunsal üzerinden tarihsel okumalar yapıldı.

Lozan Antlaşması ile Kürt halkına ilişkin ortaya çıkan sonuç ve Kurdistan’ı egemenliği altına alan devletlerin siyasetleri üzerinde duruldu çalıştayda Kürt halkının mevcut durumda karşılaştığı engeller, Kürt halkını yok etmeyi hedef alan savaş, Lozan’ın nasıl aşılacağı ve çözüm yolları tartışıldı.

Kürtlerin birliğinin önemli olduğu vurgulandı

Çalıştayı değerlendiren Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkan Yardımcısı Leyla Qehreman Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yıldönümü vesilesi ile bir araya geldiklerini, Lozan’ı bir çok yönü ile tartıştıklarını söyledi. Lozan Antlaşması ile verilen mesaj Kürtleri harita dışı bırakmak olduğuna vurgu yapan Qehreman, “Çalıştaya katılanlar, Kürtlerin sosyolojinin iyi okunması gerektiğini, Kürt hareketlerinin bir sonuç elde etmek istediklerini ve bir model oluşturmak istediklerini belirtti. Yine tarihin tanımlanması ele alındı. Hegemon güçler bugün Kürt halkının sesinin yükselmesini ve dünyada Kürtlerin var olmasını istemiyor. Kürtleri kültürsüz ve kimliksiz bırakmak istiyor. Çalıştayda bu yüzden bu yüzyılda Kürtlerin birliğinin önemli olduğu ve kendi kaderlerini belirlemeleri gerektiğinin altı çizildi. En önemli mesaj buydu ve bunun anlaşıldığı, kavrandığı ve kabul edildiği ortaya çıktı. Ne olursa olsun sorunumuz olsa da bir tarafa bırakıp Kürtlerin varlığını kalıcılaştırmak gerektiği belirtildi” diye konuştu.

Kazanımlarımızı korumamız gerekiyor

 Kongra Star Demokratik İttifaklar Komisyonu Üyesi Rûken Ehmed de,  NRLS’nin organize ettiği çalıştayın oldukça önemli olduğuna dikkat çekerek, “Yüz yıl içerisinde Kürt halkına yönelik neler yapılmış bugün analiz ediliyor. Eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz nedir gidermek istedik. Birçok kazanımımız oldu, onları korumamız gerekiyor. Anı zamanda Rojava Kurdistanı’nda bir devrim gerçekleşti. Oluşan statüye ilişkin kapsamlı tartışmalar yürütüldü” dedi.

Kürtleri statüsüz bırakmak için saldırıyorlar

Hegemon güçlerin planlarının Ortadoğu halkları arasında kargaşa çıkarmak üzerine kurduklarına dikat çeken ifadelerini kullanan Ehmed, “Buna karşı biz kendimizi nasıl koruyalım. Uluslararası güçler bu güne kadar dil ve kültür kırımını Kürt halkı üzerinde başaramadılar. Bu gün de Kürt halkına yönelik yoğun saldırılar var. Kürtleri statüsüz bırakmak için saldırıyorlar. ‘Terör’ ve ‘ayrılıkçılık’ üzerinden birçok suçlama yapılıyor bize karşı. Bunun için ittifaklar oluşturuyorlar. Birçok Astana toplantısı yapıldı, Lozan Antlaşması’nın haritasını tekrardan çizip Kurdistan’ı parçalamak için girişimler var. Rojava topraklarına birçok gücün yerleştiğini görüyoruz ve devrimimize tehdit ediyorlar. Bu yüzden böylesi önemli toplantılara ihtiyaç var ki bu gerçekleri iyi okuyabilelim, analiz edebilelim” şeklinde konuştu.

Demokratik ulusu oluşturmalıyız

Kürt halkının eline bugün tarihi bir fırsat geçtiğinin altını çizen Ehmed, “Çözüm için önemli bir çizgimiz var. Elimizdeki fırsatı iyi değerlendirmeliyiz ve Kürtlerin birliğini oluşturmalıyız. Birlik saldırı ve tehditlerin önünü alır. Demokratik ulusu oluşturmalıyız, çünkü sistemimiz devletçi sistemlere karşı ve var olan karmaşayı da ortadan kaldırıyor. Ama bugün sistemimiz saldırılarla karşı karşıya bu yüzden de hem Kürtler hem de dünya nezdinde dayanışmaya ihtiyacımız var. Bizler Rojava halkı olarak çok adım attık ve projemizin başarılı olacağına inanıyoruz. Çünkü tüm halklar kendisini bunun içinde ifade edebiliyor, görebiliyor. Bizler bu kazanımları koruyup tüm halklara ve insanlığa mal edebiliriz.” dedi.

Haber: Gülistan Şahin/JinNews

 

 

#Lozan #çalıştayı #sona #erdi #Birliğimizi #kurup #demokratik #ulusu #inşa #etmeliyiz

2 Afganistanlı idam edildi

‘Shahcheragh’ isimli türbeye saldırı düzenlediği iddia edilen ve haklarında delil bulunmayan Afganistanlı Mohammad Ramez Rashidi ve Naeim Hashem Ghotali idam edildi

Protestoların sürdüğü İran’da rejimin idamları da devam ediyor. Fars Başyargıcı Seyed Kazım Mousavi’nin Afganlı Mohammad Ramez Rashidi ve Naeim Hashem Ghotali’nin idam cezalarının yakında infaz edileceğini duyurmasının ardından, iki kişinin bu sabah idam edildiği belirtildi.

DAİŞ’in yaptığı ortaya çıkmıştı

İran devlet medyası iki kişinin 26 Ekim 2022’de, protestoların önünü açtığını iddia ettikleri Şiraz’daki “Shahcheragh” adlı bir türbeye saldırı düzenlendiğini açıklamış ancak olaydan kısa bir süre sonra saldırının DAİŞ tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştı.

Delil bulunamadı

İran rejimi daha sonra tetikçinin öldürüldüğünü açıklasa da günler sonra, resmi kaynaklar altı kişinin daha tutuklandığını bildirdi. Söz konusu iki kişi hakkında bir delil olmamasına rağmen rejim güçleri işkenceyle Mohammad Ramez Rashidi’ye itiraf dilekçesi imzalatıldığı da daha önce kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındaydı. Yapılan yargılama sonunda Mohammad Rahmani 25 yıl, Mostafa Jan Amani 15 yıl ve Hamid Ala Kaboli 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bugün sabah saatlerinde Rashidi ve Ghotali bulundukları cezaevlerinde idam edildiği öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Afganistanlı #idam #edildi