Ana Sayfa Blog Sayfa 220

Mereş’te devrilen minibüsteki 9 tarım işçisi yaralandı

Mereş’ın Göksun ilçesinde tarım işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 9 kişi yaralandı

Mereş’ın Göksun ilçesindeki otogar yakınlarında tarım işçileri taşıyan minibüs sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Minibüsün devrilmesi sonucu 9 kişi yaralandı.

Yaralılar, sağlık ekiplerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

 

#Mereşte #devrilen #minibüsteki #tarım #işçisi #yaralandı

Dağ ve Er 48 gündür açlık grevinde, KDP sessiz

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı başlattıkları açlık grevi eylemi 48 gündür devam ediyor

Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliği diplomatlarından Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda Köse, Irak yurttaşı Nerîman Osman ve Hewler’den Beşdar Ramazan hayatını kaybetti. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanmıştı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, son olarak tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 48’inci gününde devam ediyor.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Güney Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

KNK’den çağrı

KNK, 46 gündür açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’e ilişkin Hewlêr yönetimine çağrıda bulunmuştu. KNK, tutuklu hakları konusunda Hewlêr yönetimi başta olmak üzere parti, örgüt, kurum ve bu konuda yetki ve söz sahibi olanlara çağrıda bulunarak her iki gencin de cezaevindeki diğer tutuklularla eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade etmişti.

‘Sağlık ve güvenliklerinden KDP sorumludur’

KCK Dış İlişkiler Komitesi de bir açıklama yaparak, Hewlêr cezaevindeki insanlık dışı koşullara tepki olarak açlık grevinde bulunan siyasi tutsaklar Mazlum Dağ ve Abdurrrahman Er’in sağlığı ve güvenliğinden KDP’nin sorumlu olduğunu belirtmişti.

İdama Karşı Dayanışma İnisiyatifi ise Hewlêr Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in durumuna dikkat çekerek taleplerinin karşılanması çağrısı yapmıştı.

Dağ ve Er’e verilen sözler tutulmadı

Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

Kaynak: RojNews

#Dağ #gündür #açlık #grevinde #KDP #sessiz

Gazeteci Kadir Bayram gözaltına alındı

Gazeteci Kadir Bayram, evine yapılan baskınla gözaltına alındı

Gazeteci Kadir Bayram, Amed’de evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Bayram’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtildi.

AMED

#Gazeteci #Kadir #Bayram #gözaltına #alındı

Kayyum yandaşa ihale verdi, belediyeyi 450 milyon borçlandırdı

‘Îdir Belediyesi kayyumunun tüm ihaleleri AKP’li isimlere verdiğini’ belirten belediye Meclis üyesi Musa Eterci, kayyumun belediyeyi 3 yılda 450 milyon lira borçlandırdığını aktardı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 50,1 oy oranıyla yönetime geldiği Îdir (Iğdır) Belediyesi, 15 Mayıs 2020’de kayyum atanması sonrası borç batağına sokuldu. 450 milyon TL borcu olan belediyede, tüm ihaleler AKP’nin kentte 6 yıl boyunca il başkanlığını yapan Abdulcabbar Baştemur’un ailesine ait firmaya verildi. Baştemur’un ailesine ait firmaya, şimdiye kadar toplam 58 milyon 796 bin TL bedelle 15 ihale verildiği ortaya çıktı.

‘İhaleler yandaş şirkete’

Kayyum Vali Engin Sarıibrahim’in yönetimindeki belediye, 13 Mayıs’ta “Yeşil Kuşak Yolu 2 Etap Yapım İşi” ihalesi yaptı. Yaklaşık maliyetin 7 milyon 102 bin TL olarak gösterildiği ihaleye iki teklif verildi. İhale, 6 milyonluk 847 bin TL’lik telifle Baştemur ailesine ait Başyol Yapı şirketine verildi. Aynı şirkete 23 Temmuz 2022’de de 6 milyon 847 bin TL’lik yol yapım ihalesi verildi. Baştemur’un şirketleri, son 11 yılda kamu kurumlarından 75 milyon 662 bin TL’lik tam 31 ihale aldı. Bu ihalelerin 58 milyon 796 bin TL’lik kısmını, Iğdır Belediyesi’nden alınan işler oluşturdu.

Tüm ihaleler Baştemur ailesine

Baştemur ailesine ait Başyol Yapı, ayrıca Iğdır İl Özel İdaresi’nden 6 milyon 554 bin TL’lik 8 ihale, kentin Halfeli Belediyesi’nden 739 bin TL’lik ihale ve Doğubayazıt Belediyesi’nden 6 milyon 745 bin TL’lik ihale aldı.

Abdulcabar Baştemur’un kardeşi Reşit Baştemur’e ait Hakra İnşaat da son 11 yılda kamu kurumlarından 35 ihale aldı. Söz konusu ihalelerin toplam bedeli ise 36 milyon 933 bin TL oldu. Hakra İnşaatın, Iğdır Belediyesi’nden 26 milyon 513 bin TL’lik 16 ihale, Halfeli Belediyesi’nden 5 milyon 683 bin TL tutarında 5 ihale, Melekli Belediyesi’nden 2 milyon 736 bin TL’lik 3 ihale, Hoşhaber Belediyesi’nden 813 bin TL’lik 3 ihale aldığı ortaya çıktı.

Belediyenin kayyum tarafından borç batağına sürüklenmesi ve tüm ihalelerin AKP’lilere verilmesini Mezopotamya Ajansı’dan Berivan Kutlu’ya değerlendiren HDP Îdir Belediyesi Meclis üyesi ve Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Îdir Eşsözcüsü Musa Eterci, HDP yönetiminde kasalarında 7 milyon TL olduğunu ancak kayyum atandıktan sonra belediyenin 450 milyon TL’yi borcu olduğunu aktardı.

‘Kayyum iktidara kaynak aktarmak için atandı’

Halkın büyük bir desteği ile belediyeyi aldıklarını ifade eden Eterci, “Biz, belediyeyi borçsuz bir şekilde aldık. Kayyum atanmadan öncede kasamızda yaklaşık 7 milyon TL vardı. Herhangi bir proje yapılmadığı halde belediye şuan 400-450 milyon TL civarı borçlanmış durumda. Bütün halkımız biliyor ki kayyumların atanmasının temel nedeni belediyelerden rant devşirmektir. Rant kapısı açılması için atamalar yapıldı, belediyelerimize atanan kayyumların temel nedeni budur. Hiçbir arkadaşımızın ne rantla ne de başka bir şeyle suçlanmadığını herkes biliyor. AKP rant alanı oluşturmak ve iktidara kaynak aktarmak için kayyumları atadı” dedi.

‘Projelerimiz üzerinden rant devşiriyor’

Kayyumun HDP’nin projelerini kendi projeleri olarak lanse ettiğini söyleyen Eterci, “Billboardlara astığı projeler bizim projelerimiz ve bunun üzerinden rant devşiriyor. Seçimlerde halka vaat ettiğimiz, temelini attığımız projelerimizi kendi projeleri olarak yansıttı. Otogar, taziye evi ve sebze hali projelerimizi devam ettirdi. Sebze halini kentin dışına götürmeyi planlıyorduk, fakat o tam tersi merkez yerlere taşıdı. Biz seçildiğimizde hizmetin daha az gittiği 6 mahalleyi kapsayan bir proje başlattık. Bunu yaparken önceki belediyemizin fonlardan aldığı bir miktar para vardı. Biz projemizi başlatamadan kayyum atandı. O 33 milyonluk proje AKP’li bir müteahhitte verildi. Projeyi; tek tek tüm mahallelerde alt ve üst yapı bitecek şekilde tasarladık. Biri bitmeden diğer mahallede çalışmalar başlatmama kararı aldık, fakat onlar tüm mahallelerde aynı anda bu çalışmaları başlattı. Ama 3 yıldır mahallelerin projeleri hala bitmedi ve büyük sorunlar oluştu” diye aktardı.

‘Projeler, MHP bölgesine kaydırıldı’

Kayyumdan önce yeni bir imar planı hazırladıklarını ifade eden Eterci, “İmar planını kapsayan mahallelerdeki yurttaşlar, imar planına uygun evler yaptılar. Fakat kayyum rant alanı sağlamak için bazı evleri yıktı. Bu durum toplumda büyük bir huzursuzluk oluşturdu. Yine 2 yıldır 18’inci maddenin uygulandığı projeler bitmedi. 2009 yılında belediyeyi aldığımızda, ‘Yeşil Kuşak’ diye bir proje başlatmak istemiştik ve bu 7 tane mahalleyi kapsayan bir projeydi. Ama maalesef kayyum projeyi iptal ederek asfalt döktü. Yeşil Kuşak projesini ise hiç ihtiyaç olmayan başka bir bölgeye kaydırdı. Kaydırılan bölge daha çok MHP’nin tabanının olduğu yer ve orada arsa fiyatları 3-5 milyona çıktı” şeklinde konuştu.

  ‘Tarafsız belediyecilik yapılmıyor’

Kayyumun tarafsız belediyecilik yapmadığını vurgulayan Eterci, “Maalesef tüm valiler, kaymakamlar iktidar partisinin birer temsilcisi gibi çalışıyor. Halkın idarecisidir ama bölgede iktidar partisinin temsilcisi gibi çalıştı. Kayyum yaklaşık 3 yıldır belediyede tüm ihaleleri AKP İl Başkanı Ali Kemal Ayaz’ın kardeşine veriyor. Söz konusu firma önceden il başkanın adınaydı, fakat il başkanı seçilince kardeşine devretti. Yapılan ihalelerinin yüzde 90’ı AKP’li ya da MHP’li iş insanları alıyor. Kürt esnaflar ise yıllardır iş yapamaz halde” dedi.

 Deprem önlemleri alınmıyor

Îdir’in ikinci derece deprem bölgesi olduğunu hatırlatan Eterci, şunları söyledi: “Deprem çok da umurlarında değil. Îdir’de biz gelir gelmez uzmanlarla birlikte zemin ve bina stoku kontrolü yaptık. Kentte 380 binden fazla binanın kentsel dönüşüme girmesi gerektiğini tespit ettik. Bunun raporlarını dönemin bakanlarına ve müfettişlerine verdik. Kent bataklıkta inşa edildiği için 5 kat bina yapımı bile riskli iken, son dönemlerde 9 kata bile izin verildi. Bu da olası bir depremde 5 ve üzeri katlarının yüzde 80’inin yıkılması demektir.”

ÎDİR

 

#Kayyum #yandaşa #ihale #verdi #belediyeyi #milyon #borçlandırdı

Madımak Oteli Hafıza Merkezi kuruldu

Madımak katliamının unutulmaması ve gelecek nesillere yaşananların aktarılması amacıyla Madımak Oteli Hafıza Merkezi kuruldu. Yıl sonuna kadar tamamlanması planlanan çalışmada, Sanal Müze, Dijital Kütüphane, belgesel ve sözlü tarih çalışmaları yer alacak

Sêwas’ta (Sivas) 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanan Madımak Oteli katliamında yaşamını yitirenler anısına oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi çalışmalarına devam ediyor. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından organize edilen proje çalışmalarına, 2022 Nisan ayında başlandı. 5 bölümden oluşan projenin ilk adımı olan Dijital Kütüphane 10 Haziran’da açılırken, sırada Sanal Müze, belgesel, wep belgesel ve sözlü tarih projeleri var. Hafıza Merkezi tasarımcılar, yaratıcılar, grafiker, yazılımcıdan oluşan yaklaşık 30 kişilik bir ekipten oluşuyor.

Çalışmalar sırasında hem katliamın canlı tanıkları hem de katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinden oluşan yaklaşık 120 kişi ile görüşmeler yapıldı. Yapılan görüşmeler hem sözlü tarih hem de belgesel çalışmalarında kullanılacak. Aynı zamanda oluşturulan Sanal Müze ile oluşturulan 3 boyutlu çalışma ile de katliamda yaşamını yitirenlerin anılarının canlı tutulması amaçlanıyor.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Koordinatörü Eylem Şen ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi, Halk Ozanı Ali Çağan, projenin ayrıntılarını ve amaçlarını Mezopotamya Ajansı’na anlattı.

‘Proje parça parça sunulacak’

Hafıza Merkezi Koordinatörü Eylem Şen, 5 bölümden oluşan projenin parça parça sunulacağını söyledi. İlk olarak 10 Haziran’da Dijital Kütüphane’nin yayınlandığını aktaran Şen, “Eylül ayında Sanal Müze açılacak. Bu kütüphaneye dayanarak ve sözlü tarih çalışmalarından yola çıkarak bir belgesel ve wep belgesel çalışması yapılıyor. 2D tasarımların olduğu ve tüm yaşananları bir kaç metin üzerinden anlattığımız bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Kasım ayında belgesel gösterilebilir bir durumda olacak. Benzer zamanlarda wep belgeselde hazır olacak. Son olarak ise Sözlü Tarih Görüşmeleri yayınlanmış olacak” dedi.

‘Hatıra müzesi’

Projenin detaylarına değinen Şen, şunları söyledi: “Sanal Müze çalışması wep portal üzerinden Madımak Oteli’ni referansla oluşturuldu. Otelin mutfak giriş kapısı üzerinden oluşturulan bu projede, katliamda hayatını kaybeden her bir can için ayrı ayrı oda tasarımları yaptık. Bunları yaparken ailelerden aldığımız nesnelerin 3D modellemesini yaparak odalara yerleştirdik. Onların tutkuları, hayalleri, hayatta gerçekleştirdikleri, onları mutlu eden ne varsa bu odalara taşımaya çalıştık. Bu aslında aynı zamanda bir hatıra müzesi. Sanal müzenin kendisi de Madımak Oteli’nin 30 yıldır bir utanç müzesi yapılmasını isteyen ailelerin talebine dikkat çekmek için yapıldı. Madem Madımak’ta bizim istediğimiz şekilde orada yaşanan acıyı, Alevilere yönelik soykırımı görünür kılan, bütün toplumun utanması gereken bir müze yapılmıyor. O zaman dünyanın her yerinden bakan herkesin görebileceği ve bu büyük acıyı gösterebileceğimiz bir wep portal yapalım dedik.”

‘Madımak ile yüzleşilseydi Roboski , Suruç olmazdı’

Hafıza Merkezi ile tüm yaşananları görünür kılmak, 33 canı sonsuzluğa taşımak ve katliamla ilgili hakikatlere işaret etmeyi amaçladıklarını vurgulayan Şen, Madımak katliamının hala yaşayan bir katliam olduğunu ve bununla ilgili bir yüzleşme olmadığını belirtti. “Madımak ile yüzleşilseydi, Roboski, Suruç olmazdı” diyen Şen, “Bütün bunlarla yüzleşmek ve toplumsal hafıza yaratmak hepimizin sorumluluğu. Bu merkezi toplumun tüm unsurlarıyla birlikte tamamlayabiliriz. Madımak katliamı ve burada hayatını kaybedenlerle ilgili elinizde belge, bilgi, görsel, video olan herkes hafıza merkezi ile paylaşırsa seviniriz. Ancak böylelikle güçleniriz ve toplumsal hafıza yaratabiliriz. Bütün bu süreçlerde yaşanan suçlarla yüzleşmeye bir katkınız olabilir” diye seslendi.

 ‘Katliama inanmıyorlar, film kesiti sanıyorlar’

Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çağan ise, katliamın canlı tanıklarından olduğunu aktardı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen adalet arayışının da yüreklerindeki ateşin de sönmediğini dile getiren Çağan, “Ben hep 2 Temmuz 1993’te ve Madımak Otelinin içerisindeyim. İsveç’te insanlara bu katliamı anlattığımızda, inanamıyorlar, film kesiti sanıyorlar. Normal bir insanın algılayamayacağı bir olaya tanık olduk. Böylesi bir durumda bizim hala yüreğimiz yanıyor, acımız büyük. Bu çalışmayla 500 yıl sonra da bu topraklarda, insanların dini, ırkı, inancı yüzünden egemenler tarafından katledilmesinin önünü kesecek bir şey bırakmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Canlı tanıkların da artık hayatını kaybetmeye başladığını dile getiren Çağan, onların tanık olduğu her şeyin de kendileriyle birlikte yok olduğunu belirtti. Çağan, “Yaşananların bizden sonraki kuşaklara da aktarılması gerektiğini düşündük. Kaybettiğimiz canların anlatılması gerekiyordu. Orada katledilenler sadece 33 rakamından ibaret değildi. İnanıyorum ki bu topraklara, sevginin üzerine kurulmuş bir yapı getirilecek. Hep birlikte bunlardan hesap soracağız” dedi.

İZMİR

#Madımak #Oteli #Hafıza #Merkezi #kuruldu

Cilo’da çok yönlü saldırı

Kutup bölgelerinde ortaya çıkan buzul erimeleri Cilo Dağları’nda da kendisini gösteriyor. Cilo Sat Buzulları maden sahası olarak işaretlenirken, diğer yandan turizm adı altında bölgede yağmalama adımları festivalle büyüyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Colomêrg’de (Hakkari) 3 bin 400 rakıma sahip Cilo Dağları ve Sat Buzul Gölleri’nde düzenlenen festival bölgenin doğal yapısının yağmaya açılmasını genişletirken, devlet eliyle düzenlenen festivalle halk üzerinde algı yaratılıp yağma da rıza üretilmeye çalışılıyor. Dağ kriyosferi yani buzul göller, insanlığın yarısına tatlı su ve diğer yaşamsal ekosistem hizmetleri sağlayan çok değerli ve mutlak korunması gereken alanlar olarak niteleniyor. Dağ buzullarındaki erime ve olası kirlilikler, bölgede yaşayan insanlar üzerinde doğrudan, buzulların beslendiği nehir havzalarında yaşayanlar üzerinde ise dolaylı etkileri vardır. Gerçekleştirilen festival alanı buzul gölünün kıyısında olması bölge ekosistemi açısından büyük bir tehdit olarak ortaya çıkarken düzenleyici devlet organlarının aynı bölgeyi maden sahası olarak belirlemiş olması, birçok yağma planının festival ardına gizlendiğini gösteriyor.

Halk bölgeden sürülür!

Turizm sermaye çıkarını besleyen özelliğe sahiptir. Ülkelerin sahillerinin yağmalanması, bitki örtüsünün yok edilmesi, doğasının bir daha geri kazanılamayacak şekilde kirletilip bozulması turizmin yıkıcı yüzünün gözlerden gizlenmesi işlevi görmektedir. Cilo buzullarını turizm adı altında sermaye hizmetine koşmak ise doğal yaşama vurulan en büyük darbelerden birisidir. Cilo Dağları ve buzullarına dönük süren çok yönlü saldırı bölge halkının yaşadığı alanlardan sürülmesiyle devam edeceği bugüne kadar dünyada yaşanan birçok örnekte yaşanmıştır. Afrika’da Batılı turistlere “safari turizmi” yaptırmak için bütün bir bölge boşaltılıp kabilelerin silah zoruyla göç ettirildiği bilinen bir gerçektir.

Cilo buzullarının yarısı eridi

Madenlerle kuşatılmaya devam edilen Cilo Dağları’nın eteklerinde büyük vadi buzulunun son 31 yılda yüzde 48 eridiği tespit edilirken en büyük erime ise son 10 yılda yaşandı. 2021 yılında “kesin korunacak hassas alan” kapsamına alındığı ilan edilen buzullarla ilgili çalışma yürüten bilim insanları, buzullarda yaşanan felaketi gözler önüne sermişti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Şatır, buzullardaki erimeyi uydu verileri üzerinden hazırladıkları bir bilimsel makalesi Hollanda’daki bilimsel bir dergide yayımlandı.

‘Büyük bir çözülme var’

Doçent Satır, “Çok net bir kayıp var. Bu kayıp buzulun bütünlüğünü de bozmuş. Dolayısıyla ilerleyen zamanda bu erime devam edecek. Son 30 yılda beklenenin üzerinde bir çözülme söz konusu” dedi. Erimedeki en büyük etkenlerden birinin küresel ısınma olduğunu vurgulayan Şatır, fiziki ve coğrafi koşulların da buz tabakalarını etkilediğini aktarırken buzulların tamamen erimesine yol açan ve açmaya devam edecek olan maden girişimlerine makalede yer vermemesi dikkat çekiciydi.

Erime hızlanacak Kentteki buzullara yönelik çalışma yapan Hakkari Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Nuri Bodur ise “Türkiye’de buzulların yaşının yaklaşık 1-2 milyon yıl olduğunu yapılan incelemelerden biliyoruz. Yaptığımız son gözlemler sonucunda buzullardaki erime sürecinin hızlandığını görüyoruz. Bunun da bölgesel olarak mikro iklim, ekosistem, bitki örtüsü ile tarım ve hayvancılık açısından büyük etkilerinin olduğunu söyleyebiliriz” diye belirtti.

Çok yönlü talan

Kutuplarda buzulların erime sürecinin inanılmaz bir hızla sürdüğü ve yakın gelecekte dünyanın birçok bölgesinde kentlerin sular altında kalacağı ve milyonlarca insanın bu nedenle göç etmek zorunda kalacağı tespitleri yapılıyor. Bununla birlikte milyonlarca hektar tarım arazisi deniz sularıyla kaplanacağı ve bu durumun dünyada gıda krizini büyüterek yine milyonlarca insanın açlıktan öleceği gerçeği ile yüz yüzeyiz. Bu süreç hızla gelişirken doğal alanların mutlak korunması gerekirken Cilo Sat Gölleri’nin de içinde bulunduğu bölge hem milli park hem turizm alanı hem de maden sahası olarak işaretlenmiş olması Türkiye’de ikiyüzlülüğün önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

72 bin dekar alan maden sahası

Colemêrg’de 2020 Ağustos ayında 7 bin 186 hektar (71 bin 186 dekar) doğal alan içinde bulunan 5 bölge için ihale yapılmıştı. İhaleye çıkan 5 bölgenin tamamı şirketlerin yaptığı noktasal taleplerdi. Cilo Sat Gölleri ve Korgan köyü, Derecik’teki Govend Dağı ile kent merkezine bağlı Ördekli (Kotranis) köyü vadisi ve Nebirnav Yaylası maden bölgesi olarak belirlenirken, bu bölgelerde madencilik başlaması halinde neler yaşanacağını düşünmemiz gerekiyor. Colemêrg için hazırlanan MTA raporlarında; krom, kurşun, çinko, bakır, titanyum vd. madenler bulunduğu belirtilirken çinko ve kurşun rezervinin 40 milyon ton olduğu iddia edilmişti.

Cilo kuşatma altında

Hakkari Valiliği, Türkiye Kurşun ve Çinko Çalışma Grubu, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, İl Özel İdaresi, Hakkari Üniversitesi ile Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TSO) desteğiyle “Kurşun-Çinko Çalıştayı” düzenlenmişti. Çalıştayın hedefi Colemêrg coğrafyasını yerle bir edecek özellik barındırıyor. Çalıştay için Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nın (DAKA) hazırladığı fizibilite raporunda, “Hakkari-Şırnak bölgesi, Türkiye’nin en büyük çinko-kurşun provensi (aynı türden birden fazla yatak) ve 100 milyon ton düzeyinde kurşun-çinko potansiyeli içermektedir” denilirken Türkiye Kurşun, Çinko Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk çalıştayda yaptığı vurgular yağmanın birçok koldan ilerlediğini ortaya koydu. Öztürk, “Burada büyük yataklar var. Potansiyel var” sözleriyle bölgeye dair sermayenin ilgisini uyandırmaya çalışıyordu.

 

 

#Ciloda #çok #yönlü #saldırı

AKP iktidarının sırrı

Sağcı partilerden bazıları uzun süreler iktidarda kalabildi. Uzun süreli iktidarda kalan Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’ne şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi katılmış durumda. Dahası 21 yıldır devam eden iktidar süresiyle AKP, bu konuda bir rekor kırmış bulunuyor. Peki ama AKP, bunu nasıl başardı?

Hüseyin Aykol

Ülkemizde II. Dünya Savaşı sonrasında çok partili sisteme geçildi. İşte o günden bu yana sağcı iktidarlar tarafından yönetiliyoruz. 1946 seçimlerini aslında Demokrat Parti (DP) kazanmıştı; ancak sayım sonuçlarıyla oynandı ve iktidar kendilerine verilmedi. 1950 seçimlerinde ise DP’nin iktidara gelmesine izin verilmek zorunda kalındı.
Daha sonraki dönemde parlamenter sistem zaman zaman ordunun darbeleriyle sekteye uğratıldı. Darbe dönemlerinde kurulan teknokrat hükümetler de dahil olmak üzere, o günden bu yana sol partilerin kısa süreli koalisyon hükümetlerini saymazsak, hep sağ partiler tarafından yönetiliyoruz.

Sağcı partilerden bazıları uzun süreler iktidarda kalabildi. Uzun süreli iktidarda kalan Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’ne şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi katılmış durumda. Dahası 21 yıldır devam eden iktidar süresiyle AKP, bu konuda bir rekor kırmış bulunuyor. Peki ama AKP, bunu nasıl başardı?
İçeride bunca yıldır iktidarda kalabilmelerinin iki temel nedeni, algı yönetimi konusunu ciddiye alıp, medyanın neredeyse tamamını ele geçirmeleriyse, diğeri kendilerine alternatif olabilecek sağcı partilere yaşama şansı vermemeleri olsa gerek. Bu arada, tüm sağ partiler gibi tarikat ve cemaatlerle ilişkilerini sıkı tuttular. Neredeyse tüm cemaatlerin desteğini kendilerinde toplamakla kalmadılar; kendi cemaatlerini de kurmaya başladılar.
Milli Görüş kaynaklı ve esasen İslami tarikatlara-cemaatlere dayanan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin girdiği parlamento seçimlerde elde ettiği sonuçları birlikte gözden geçirelim:

2002 Seçimleri

Bu seçimlere yasal zorunluluğunu yerine getirmiş (illerin en az yarısında örgütlenmiş ve seçimlerden en az 6 ay önce genel kurulunu yapmış) 20 parti girebildi. Bunlardan 12’si sağ partilerdi: Anavatan Partisi, Aydınlık Türkiye Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti, Demokrat Türkiye Partisi, Doğru Yol Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Yeniden Doğuş Partisi, Yurt Partisi. Bu özellikleri taşımayan; ancak mecliste grubu olduğu için seçimlere girebilen sağcı partiler ise şunlardı: Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi…

2002 seçimlerinde tüm sağ partiler barajı geçemezken yeni kurulan ve mecliste grubu olmasa seçimlere katılamayacak olan Adalet ve Kalkınma Partisi, barajı geçen tek sağ parti oldu ve meclise 363 milletvekili ile girdi. Sol partilerden de sadece CHP barajı aşan parti olarak meclise 178 milletvekili gönderdi. AKP, 363 vekilliği yüzde 35 oy oranı ile kazanırken, CHP’nin oy oranı da sadece yüzde 19 idi.
2002 yılında baraj altında kalan sağ partilerin oy oranları ise şöyle oldu: Doğruyol Partisi-yüzde 9.9, MHP-yüzde 8, Genç Parti-yüzde 7, ANAP-yüzde 5…

2007 Seçimleri

2007 seçimlerinde AKP, meclise gönderdiği tek başına 341 vekil ile tek başına iktidar olmayı sürdürürken, meclise bir sağ parti daha girdi. MHP 70 vekil ile meclise girerken, CHP’nin vekil sayısı 112’ye düştü. AKP’nin oy oranı yüzde 46.5’a yükselirken, vekil sayısı 363’ten 341’e düşse de tek başına iktidar olmayı sürdürdü.
CHP aldığı oy oranı yüzde 19’dan yüzde 21’e yükselse de, vekil sayısı 178’den 112’ye düştü. Bunun nedeni ise yüzde 14 oy alan MHP’nin 70 vekille meclise girmesiydi. Barajı geçemeyen üç sağ partinin oy oranları ise şöyle oldu: Demokrat Parti-yüzde 5.4, Genç Parti-yüzde 3 ve Saadet Partisi-yüzde 2.3

2011 Seçimleri

2011 seçimlerinde AKP, aldığı yüzde 49 oy oranı ve meclise gönderdiği 327 vekille tek başına iktidarını sürdürdü. Bu seçimlerde oy oranını yüzde 26’ya yükselten CHP, 135 vekillik kazanırken; oy oranı yüzde 13’e düşen MHP’nin vekil sayısı 53’te kaldı. Bağımsızlar ise 35 vekillik kazandı.
Bu seçimde seçime girme hakkı olan 8 partiden sadece Saadet Partisi’nin oy oranı yüzde 1’i geçebildi. Sağda alternatif olma girişiminde bulunan Halkın Sesi Partisi (Has Parti) bu seçimlerde yüzde 0.77 oy olarak büyük hayalkırıklığı yarattı. Eskilerden Doğru Yol Partisi’nin oy oranı ise yüzde 0.15 ile yerlerde sürünüyordu.

2015 Seçimleri

HDP’nin parti olarak seçimlere girip, 80 vekillik kazanması, meclisteki AKP’nin tek başına iktidar ve CHP ve MHP’li muhalefet denklemini bozdu. Haziran ayında yapılan seçimler, Kasım ayında tekrarlandı ve AKP yeniden tek başına iktidarı sürdürebilir hale geldi.
2015 yılı Haziran ayında yapılan seçimlere 13 sağ parti katılabilirken, bunlardan sadece Saadet Partisi, yüzde 2’lik oy oranına ulaştı. AKP ve MHP dışındaki 10 sağ partinin oy oranları yüzde 1’in altındaydı.

Aynı yılın Kasım ayında tekrarlanan seçimlere ise 9 sağ parti katılırken; AKP ve MHP dışındaki 7 partiden en yüksek oyu alan Saadet Partisi’nin oy oranı sadece yüzde 0.66 olabildi. Haziran ayında yüzde 41’lik oy oranıyla 258 vekillik kazanabilen AKP, Kasım seçimlerinde oy oranını yüzde 49.5’a, milletvekili sayısını ise 317’ye yükseltmeyi başardı.

2018 Seçimleri

Bu seçimlerde de yüzde 42.5 oy oranıyla 295 milletvekili kazanan AKP, tek başına iktidarını korurken, 4 partili meclise beşinci bir parti daha girmeyi başardı. CHP’nin seçime girmesi için 15 vekilini gönderip, grup kurmasını sağladığı İYİ Parti, iktidarın engellemelerini aşarak 43 vekille mecliste temsil hakkı kazandı.
2018 milletvekili seçimlerinde yüzde 23 oy oranıyla CHP 146 vekilini meclise gönderdi. HDP’nin 67 vekille temsil edildiği mecliste, MHP’nin 49 vekili oldu. Bu seçimlere sadece 5 sağcı parti katılabildi. AKP, MHP ve İYİ Parti mecliste temsil edilirken; meclise vekil gönderemeyen Saadet Partisi yüzde 1.3 oranında, ilk kez seçimlere girebilen Hür Dava Partisi (Hüda-Par) ise yüzde 0.3 oy alabildi.

2023 Seçimleri

Bu seçimlere hem soldan hem de sağdan katılan parti sayısı çok yüksek oldu. 2023 seçimlerine katılabilen 24 partinin 14’ü sağ eğilimliydi. Ancak yüzde 35.6 oy almasına rağmen tek başına iktidarını koruyabilen AKP’nin yanı sıra sağcı partilerden MHP, İYİP kendi listeleriyle; Yeniden Refah Partisi AKP’nin baraj desteğiyle, Hüda-Par AKP listesinden; DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti ise CHP listelerinden meclise girdiler.
Bugün mecliste AKP’nin 263 milletvekili bulunuyor. Bu milletvekili sayısıyla AKP aslında tek başına iktidar olamıyor; ancak bu sayıya MHP’nin 50, Yeniden Refah Partisi’nin 5 ve Hüda-Par’ın 4 milletvekili de eklendiğinde toplam sayı 322 ediyor. Dahası bu sayıya İYİ Parti’nin 44, DEVA’nın 15, Gelecek Partisi’nin 10, Saadet Partisi’nin 10 ve Demokrat Parti’nin 3 milletvekilini de eklerseniz; mecliste 404 kişilik sağ bir blok bulunuyor.

Başka sağcı partileri yaşatmadı

AKP, kendine alternatif olabilecek sağcı partileri yaşatmadı. 2002 seçimlerinde baraj altı kalan sağcı eski iktidar partilerinden ANAP ve Doğru Yol Partisi birleşme operasyonları esnasında birbirini bitirirken; 2002’nin sürpriz partisi Genç Parti ise AKP’nin yolsuzluk operasyonlarına maruz kaldı ve liderleri yurtdışına kaçan Parti, giderek küçüldü.
AKP’ye alternatif olarak Numan Kurtulmuş liderliğinde kurulan Halkın Sesi Partisi, girdiği ilk seçimde yüzde 1 bile oy alamayarak hayalkırıklığı yaşadıktan sonra AKP katıldı. Abdüllatif Şener liderliğindeki Türkiye Partisi, seçime girebilecek örgütlenmeye bile ulaşamadı. Şener ise bağımsız olarak girdiği seçimi kazanamayınca, parti kapatılmak zorunda kalındı.

Doğru Yol Partisi

Doğru Yol Partisi (DYP) 1983 yılında kuruldu. Siyasi yasağı kalktıktan sonra partinin başına Süleyman Demirel geçti. 1987 seçimlerinde DYP, kazandığı 59 milletvekili ile dönemin Başbakanı Turgut Özal’a muhalefet yapmaya başladı. Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi, 1991 seçimlerinde 178 vekillik kazandı ve koalisyon hükümetine katıldı.
Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi ardından partinin genel başkanlığına Tansu Çiller seçildi. Çiller’in başkanlığındaki DYP, 1995 ve 1999 seçimlerinde düşüşe geçti ve 2002 seçimlerinde yüzde 9.9 oy almasına rağmen baraj altı kaldı. Doğru Yol Partisi ile ANAP’ı Demokrat Parti adı altında birleştirme çabaları sonrasında DYP fiilen tarihe karıştı.

Anavatan Partisi

Turgut Özal liderliğinde 1983 yılında kurulan Anavatan Partisi (ANAP) 1983 ve 1987 seçimlerini birinci parti olarak bitirdi ve iki dönem tek başına iktidar olmayı başardı. İki dönem boyunca başbakanlık yapan Turgut Özal’ın 1989 yılında cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. Daha sonra kurulan birçok koalisyon hükümetinde yer alan ANAP, 2002 seçimlerinde sadece yüzde 5 oy alarak meclis dışında kaldı. Doğru Yol Partisi ile birleşme çabaları sonrasında iyice eriyen parti, siyasi mirasını şimdi Demokrat Parti içinde devam ettirmeye çalışıyor.

Genç Parti

Hasan Celal Güzel liderliğindeki Yeniden Doğuş Partisi’nin 26 Kasım 1992 günü isim değiştirmesiyle kurulan Genç Parti, beklenmedik bir şekilde 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde yüzde 7.25 oy aldı. Genç Parti’ye gösterilen bu ilgi, MHP’nin oylarını düşürdü ve onun baraj altında kalmasına neden oldu.
Genç Parti, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, sadece yüzde 3 oy alarak girdiği ikinci seçimde de seçim barajını aşamadı ve bu yüzden meclise girmeyi başaramadı. Genç Parti, 2023 seçimlerinde sadece yüzde 0.21 oy aldı. Partinin kapanacağı konuşuluyor.

Halkın Sesi Partisi

Halkın Sesi Partisi (HAS Parti), 1 Kasım 2010 tarihinde kuruldu. Partinin ilk olağan büyük kongresi kuruluşunun 28’inci gününde “Halkın Sesi İktidara” sloganı ile 28 Kasım 2010 günü gerçekleştirildi ve Numan Kurtulmuş genel başkanlığa seçildi. Kurucular kurulunda HAS Parti ile ilk defa siyasete girecek isimlerin yanı sıra, daha önce bakanlık yapmış 6, milletvekilliği yapmış 37 ve il belediye başkanlığı yapmış 4 isim yer aldı.
Has Parti, 2011 yılında girdiği ilk genel seçimlerde, sadece 0.77 oy alarak büyük hayal kırıklığı yaşadı. Gelen teklif üzerine Numan Kurtulmuş, partisini feshederek 22 Eylül 2012 günü AKP’ye katıldı. AKP’de birçok üst düzey görevde bulunan Kurtulmuş, son olarak AKP ve MHP adayı olarak Meclis Başkanlığı’na seçilmiş bulunuyor.

Türkiye Partisi

Türkiye Partisi, 25 Mayıs 2009 tarihinde, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AKP’den milletvekili seçilen ve bu partilerde bakanlık da yapmış olan Abdüllatif Şener liderliğinde kuruldu. Parti 2011 seçimlerine girme hakkı kazanamayınca, Şener, Sivas’tan bağımsız olarak seçimlere katıldı. Ancak aldığı 19 bin oy milletvekili seçilmesine yetmedi.
Bunun üzerine, Parti 27 Ağustos 2012 tarihinde kapandı. 2011 yılına kadar Adalet ve Kalkınma Partisi’nden istifa eden Yozgat milletvekili Mehmet Yaşar Öztürk ile TBMM’de 1 sandalyeyle temsil edilmekteydi. Abdüllatif Şener, 27 Ağustos 2012 tarihinde finansal nedenlerden dolayı partiyi kapattığını açıkladı.

#AKP #iktidarının #sırrı

Kürt aktivist Halide Dündar yaşamını yitirdi

Devrimci Demokratik Kadınlar Derneği yöneticisi Halide Dündar, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi edildiği hastanede yaşamını yitirdi

Devrimci Demokratik Kadınlar Derneği’nin (DDKAD) yöneticisi Halide Dündar 61 yaşında vefat etti. Dündar, kalp yetmezliği nedeniyle İstanbul’da bir hastanede yaklaşık bir aydır entübe ediliyordu. Dündar’ın cenazesi yarın Amed’in Licê (Lice) ilçesinde toprağa verilecek.

Dündar’ın yaşamını yitiren Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu şube Kadın Meclisi de sanal medya hesabından “Bir Kürt kadını olarak yıllardır feminist, devrimci mücadelede yer alan, yaşama sevinciyle aramızda görmeye alışık olduğumuz dostumuz, yoldaşımız eğitim emekçisi Halide Dündar’ı kaybettik. Devri daim olsun” ifadelerine yer verdi.

Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube’den yapılan açıklamada ise “Çok değerli mücadele arkadaşımız Halide Dündar’ı maalesef dün gece kaybettik. Üzüntümüz, acımız büyük. Mücadelesi ve hatırası daima bizimle olacak. Ailesine, yakınlarına ve tüm dostlarına baş sağlığı diliyoruz. Cenazesi yarın Diyarbakır’da toprağa verilecektir” denildi.

HABER MERKEZİ

#Kürt #aktivist #Halide #Dündar #yaşamını #yitirdi

Burası Fransa: Nanter’de bir polis bir çocuğu öldürdü

Duyduğuma göre, katil polis memuru meşru müdafaadan söz ediyormuş. Hangi meşru müdafaa? Elinde en belalı silahlardan biriyle biz üç çocuğu, önce beni, tehdit eden polisi biz nasıl öldürebilir mişiz?

Nahel 17 yaşındaydı

  1. Şehmus Güzel

Cuma, 30 Haziran 2023. Dokuz otuza doğru evden çıktım. Belediye önündeki otobüs durağına ulaştığımda, her günkü gibi, dedelerden, ninelerden, yoksul ana-babalardan, genç çocuklardan oluşan alışılmış kalabalığı gördüm. Kalabalık ama o kadar da değil. Belediye otobüsünü beklerken durağın hemen arkasındaki küçük meydanın beş veya altı metre çaplı ve etrafı demir parmaklıklarla çember biçiminde çevrili çiçekliğin çevresinde ve gölgede kalmaya çalışarak turluyorum. Dikilmekten iyidir. Nereden çıktığını ilk başta hemen anlayamadığım afacan, sevimli, güleç ve cesur bir bebenin de beni taklit ettiğini görüyorum ve tebessümüne tebessümle yanıt veriyorum. Tebessümümden belki cesaret alıp tam karşıma gelince, “Sen bu yana ben bu yana koşalım” diyor.

O soldan sağa giderken bana sağdan sola doğru gitmemi öneriyor. O koşuyor ve bana “Koş Papi (dede) koş” diyor. Hatırı kalmasın diye koşar gibi yapıyorum. Hatta tırısta koşuyorum da. Bebe seviniyor, keyiften çığlıklar atıyor. Birkaç otobüs bekleyici bu neşenin kaynağını arıyor. Anası olduğunu sandığım orta yaşlı bir kadın da. Ananın karnı burnunda. Bir, iki, üç, beş tur diyoruz. Otobüs henüz kendini göstermediği için koşu dostuma “Ya habibi bir ara verelim” diyorum, öneriyorum. O bir kahkaha daha atıyor, iki tur daha dönüyor. Sonra anasına doğru koşuyor. Anası sarışın, iri yarı, heybetli, düzenli saçları taralı arkaya doğru, tebessüm edince ak dişleri ışıl ışıl parlıyor. Sonra bana doğru geliyor. Sağ elleremizle tokalaşıp birbirimizi kutluyoruz. Sanki maçı kazanmışız gibi. Oysa maç çok önceden başlamış olsa da rakip kendini göstermiyor, ele vermiyor bile.

-Adın ne? Diyorum.

-Trois ans diyor. Üç yıl. Sorumu anlamadı diyerek sorumu başka bir formülle yineliyorum, o yine;

-Trois ans diyor. Bunun üzerine anası müdahele ediyor

-Nahel diyor, Nahel M.

-Bravo, kutlarım. Oğlunuz gerçek bir şampiyon.

Nahel mutlu, yine havalara uçuyor. Tutmasak Belediye Binası çatısına fırlayacak.

Derken otobüs geliyor. Biniyoruz, şoföre bakıyorum. Gözleri kapandı kapanacak.

-Uyuma yoldaş diyorum. Gözlerini birazcık açıyor. Emekli bir profesörün emekçi bir gence yoldaş demesine kimse şaşırmıyor.

Otobüs hareket ediyor. Quartier Latin’e varınca iniyorum. Nahel ve annesi Porte d’Orleans’a doğru yollarına devam ediyorlar. İkisine de sol elimle selam veriyorum, el sallıyorum.

***

Öğrenci Mahallesi’nde, Sorbonne’un hemen yan tarafındaki daracık Sorbonne Sokağı’nda, kadim dost Mehmet Ağlayançerit’in fotokopici dükkanına giriyorum. Basılması söz konusu bir kitabımın pdf’den doc’a çevirilmesi işini konuşuyoruz. Sonra anılarımıza dalıyoruz, çıkıyoruz. Mayıs 1968’de “Kızıl Dany” ve “takımı”, 1970’lerin başındaki gösteriler, hele 1972’de Komün’ün 100. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen dev gösteriye Tours kentinden gelip katılmamız, birkaç dostumuzu ziyaret ve 1960’lara dönüş: “Sarhoş” Macit, “Eşşek Atilla”, “Adanalı Cezmi”, “Hilarlı Zülo”, “Sarı Cemil”, Paris’e yolumuz düştüğünde, sahaya ve seyirciye alışmamızdan hemen sonra evini bize bırakıp kaybolan “Büyükelçi Salim”, “Güzel” Osman, “Beton” Filiz, “Kiremitçi” Filiz, “Sinemacı” Nora, “Civciv” Ayşenur ve diğerlerini anıyoruz.

Öğlen yemeği niyetine peynir ekmek yiyoruz. İşim bitince çıkıyorum. Minicik Sorbonne Meydanı’ndan geçerken, Auguste Comte bana bir göz atıyor, dile geliyor:

-Bugünlerde uyanık ol, diyor, ayaklanmanın nereye gideceği, ihtilalin ne zaman geleceği belli olmaz. Gözünü dört aç!

Heykeldir diyorum. Yalan söyleyecek hali yok ya.

***

Üç dört adım daha atıp Saint-Michel Bulvarı’ndaki otobüs durağına varıyorum, hiç beklemiyorum. İlk gelen otobüs bizimki. Atlıyorum. Olacak şey değil. Veya yüz yirmi milyonda bir olacak bir şey: Şoför biraz önceki şoför. Elli yıldır bu ülkede yaşıyorum ilk kez böyle bir olayla karşılaşıyoum. Sosyolojik ve/veya siyasi bir açıklaması olmalı mutlaka. İlk fırsatta Emile Durkheim’a ve Karl Marks’a sormalı. Şoför;

-Birbirine yakın fikirliler birbirini terketmez, diyor. Ceket yakasını ters çeviriyor, Fransız Komünist Partisi ve CGT (Genel İş Konfederasyonu) rozetlerini gösteriyor. Tamam anlaşıldı. Konuşmayı sürdürüyor:

-Garges-Les-Gonesse’de oturuyorum doğdum doğalı. Dün gece hiç uyuyamadım. Aklım bir yandan benden küçük iki erkek kardeşimde. Öte yandan olup-bitenlerde. Gençlerle “güvenlik” güçleri arasındaki çatışma sabah altıya yediye kadar sürdü. Gözümü kapayamadım. Balkona bile çıkamıyorduk. Gençler uzun menzilli silah bile kullanıyor. Silahlarıyla güvenlik kameralarını vurmaya çalıştılar. Başaramayınca çelik kesiçi aletlerle işe giriştiler ve metrelerce yükseklikteki kameraları yere indirip parçaladılar.

Yaklaşan 14 Temmuz için her zamanki gibi çok önceden alınmış ve depo edilmiş havai fişekler, bilhassa “les mortiers d’artifice”, motolof kokteyler zulalarından çıkarıldılar ve cömertçe kullanıldılar. Güvenlik güçlerine karşı ve yangın çıkarıcı silah olarak. Hiç bu kadar polis karakolu, belediye binası, bu kadar eczane, bu kadar kütüphane, bu kadar süpermarket, bu kadar belediye otobüsü, bu kadar okul, otomobil, tramvay yakılmamıştı. Bu kez binlercesi yakıldı… Yağma edildi. Aralarında silah satıcı bir mağaza bile var.

“Şoförle konuşmak yasaktır” emrine uymayan şoförü sessizce dinliyorum. Anlatmaya ihtiyacı var:

-Banliyölerde egemen ve aralarındaki uyuşturucu satımı alanlarının paylaşılması ve benzeri meseleler dolayısıyla sık sık silahlı çeteler arasında ölümcül hesaplaşmalar yapıldığı ve kaleşnikofların ekmek peynir gibi satıldığı biliniyor. Çetelerarası çatışmalarda kullanıldıkları birkaç kez kameralara da yansıdı. Ama şimdiye kadar kaleşnikofların bu tür çatışmalarda, “güvenlik” güçlerine karşı kullanıldığı görülmemişti. Bu da oldu. Bazısı molotof kokteylinin modası geçti, el bombalarını çıkarmak lazım bile diyor. Bağıra bağıra, gösterilerde, saldırılar sırasında. Kimi uzmana göre gençler black-bloc nam anarşist gruplardan örgütenme ve çatışma “dersleri” alıyormuş (black-bloc konusunda Kitapçı Rüstem, Paris isimli ekitabıma bakılabilir. ekitap.ayorum.com’da, bedelsiz.).

Bu kez işe yağmacı takımların ve çete üyelerinin hep birlikte katıldıkları da söyleniyor.

Alışveriş merkezlerine saldırılarda giysi, bilgisayar ve benzeri kıymetli şeyler yanında özellikle dikkati çeken yiyecek madelerinin de “götürülmesi”. Görüntülerde apaçık: Yoksul mahallelerin çocukları ailelerini geçindirmek, karınlarını doyurmak için yağmalıyor, yiyecek dolu arabaları kullanıyor. Kimi kamyonetlerle gelmiş, yağmalananları düzenli bir biçimde kamyonetlerine yerleştiriyor, kamyonetlerini dolduruyor, gidiyor daha sonra başka bir mahallede yeniden işini sürdürüyor. En çarpıcısı 28 Haziran gecesi görüldü: Paris’in merkezindeki, birçok metro hattının kesiştiği ve dev bir yeraltı şehri gibi düzenlenmiş Chatelet-Les Halles metro ve RER (Bölgesel Hızlı Şebeke) istasyonundaki mağazaların sırasıyla, tek tek ve planlı bir biçimde yağmalanması oldu. İlk gece banliyölerinden RER ile gelen çocuklar normal zamanda bir parça avare avare dolaştıkları, bir türlü satın alamadıkları (bir çift pabuç 360 öro!!!) şeylere arzuyla baktıkları mağazalardaki her türlü malı vitrinleri düzenli bir biçimde cam kesicilerle kesip destelerle, kutularla “aldılar”. Soran olursa “Enflasyonunuzu dikeyim! Aç gözlüler fiyatlarınızı yükseltin aralıksız, fiyatınız miyatınız, güvenlik kameralarınız umurumda değil, kendim açıp, kendim götürüyorum” diyorlar.

“Seyir toplumu”ndan “aşırı ve şiddete dayalı tüketim toplumu”na geçtiğimizin resmidir. Saldıranlar arasında 11-16 yaşları arasındaki çocukların çok sayıda bulunması savımızı doğruluyor. Çocuklar kendilerine üstten bakılmasına tahammül edemiyorlar. Artık bunu şiddetle bile olsa bağırarak ilan ediyorlar. Çocukları duymak değil sadece, dinlemek de lazım. Yoksul mahallelerinin çocukları zengin çocuğu yaşıtları gibi giyinip, yaşıtları gibi yemek, yaşıtları gibi sinemaya gitmek, konsere katılmak istiyor. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik.

1970’lerin başındaki yağmacılar çalar-gezer radyo, plak, teyp vb şeyler çalıyorlardı; bugün makarna, konserve, çikolata, peynir çalınıyor: 1789’da Gavroş’lar ve “Baldırı çıplaklar” özgürlük için çarpıştılar. Bugün karın doyurmak önde geliyor. Küçük kardeşimizin bir tebesümü için neler yapmayız ki?

***

Otobüs şoförünün anlatacağı daha pek çok şey var, anlatıyor. Otobüsümüz, Seine Nehri’nin üstünden ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün arkasından geçerken, aniden havalanıyor: Yukarıya, güneşli masmavi gökyüzüne doğru yükseliyoruz. Yükseliyoruz. Sarı renkli üstü açık bir bulut üstünde 17 yaşındaki   Nahel karşılıyor bizi: Nasıl birkaç saat içinde 17 yaşına ulaştı?

-Bizim topraklarda çocuklar erken büyümek zorundadırlar Hocam diyor. Kadim dost Hüseyin’e bakıyorum. Hüseyin başıyla onaylıyor ve;

-Aynen, diyor.

Sonra Nahel yeniden sözü alıyor:

-O sabah erkenden bir otomobil kiraladım. Bayram günü fiyakamız olsun diye. Onbeş yaşındaki ayrılmaz arkadaşım N. ve 18’indeki L. ile, Nanter’de, mahallemizde, bir tur atıp, bir çocukluk arzusunu gerçekleştirmek istedik.

Evet otobüslere özel bir bulvara lüks otomobilimizle daldım, biraz hız yaptım, poz kestim, ehliyetim yok tamam ama polisin emrine uyup durduktan sonra, direksiyon başındaki beni elindeki çıplak silahla, tabanca filan değil, yanılmıyorsam “akrep” nam savaş silahı ile onbeş-yirmi santimetreden tehdit etmesi, bana uyuşturucu satıcısı patronu gibi mualeme yapması, “istersen  kafana bir kuruşun sıkayım” ve benzeri saçma sapan şeyler söylemesi ve vurup öldürmesi hangi kanunda var? Kurşunu yüzümden aldım, öldüm, otomobil denetimden çıktı, elektrik direğine çarptı, durdu. Öndeki arkadaşım paralize olmuş vaziyette yakalandı. Arkadaki arkadaş kaçtı. Canını kurtardı mı? Bilemiyorum. Ben yalnız kaldım. Ama ölümüm üzerine yapılan “Beyaz Yürüyüş”e polis rakamlarına göre 6200, benim gördüğüme göre on veya oniki bin kişinin katılması hiç te yalnız kalmadığımı gösteriyor.

Hele katil polis memurunun hakkında dava açılması ve “geçici olarak hapse atılması” bu suçun cezasız kalmayacağını gösteriyor. Ülkemin Adalet’ine güveniyorum.

Biliyorum kanım yerde kalmayacak.

Biliyorum anam ylanız bırakılmayacak. Ne de nenem. O nenemki ikinci anam gibidir. Anaların ve nenelerin emeğini hiç unutmamalıyız.

Dünya aleme İnsan Hakları konusunda ders veren Fransa Cumhuriyeti polisine çeki düzen vermeli, polis teşkilatı içindeki ırkçıları gözünün yaşına bakmadan bünyesinden çıkarmalı.

Bu tür infazlara son verilmeli. Benim gibi polislerce bu biçimde öldürülenlerin sayısı onu çoktan geçti. Umarım ben sonuncusu olurum.

Duyduğuma göre, katil polis memuru meşru müdafaadan söz ediyormuş. Hangi meşru müdafaa? Elinde en belalı silahlardan biriyle biz üç çocuğu, önce beni, tehdit eden polisi biz nasıl öldürebilir mişiz? Verdiği ilk ifadede “otomobili üstümüze sürdü” yazılıymış. Otomobil ben kurşunu yedikten sonra kendiliğinden fırladı. Ben ölüyordum, benim otomobil kullanacak halim mi vardı? Otomoili polislerin emri üzerine durdurmuştum. Dahası iki polis de otomobilin önünde değil sol kenarındaydı. Yalanın bile bir sınırı var. Polis memuru Cezayir kökenli Fransa Cumhuriyeti vatandaşı olduğumu duyunca zıvanadan çıktı, “Cezayir’i kaybettik Nanterre düşmeyecek” gibi bir laf ettikten sonra tetiğe bastı. İlkel ırkçı söylemin etkisinde kaldığını sanıyorum. Fransa siyasetini ve giderek toplumunu zehirleyen ırkçı partilerin ölümcül etkilerinden biri daha. Umarım bir daha olmaz.

Hepinizin gözlerinizden öperem.

Ben de sizin gibi bir candım. 17 yaşımda kıydılar bana. Unutulmasın!

 

#Burası #Fransa #Nanterde #bir #polis #bir #çocuğu #öldürdü

İzmir’de Madımak anması: Yaşamını yitirenler anısına denize karanfil bırakıldı

İzmir’de Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Sorumluların aklanmasına izin vermeyeceklerini belirten İzmirli yurttlaşlar, yaşamını yitirenler anısına denize karanfil bıraktı

Konak Kent Konseyi, 3 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak katliamında yaşamını yitirenleri anmak amacıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Sivas’ın acı dumanı 30 yıldır tütüyor” ve katliamda yaşamını yitirenleri isimlerinin bulunduğu pankartlar açıldı

Açıklamaya Madımak’ta katledilen Metin Altınok’un kızı Zeynep Altınok, Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, kentte bulunan siyasi parti ve kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

‘Sivas’ın adaletsizliği bugünkü karanlığın temelidir’

Açıklamada konuşan Zeynep Altınok, Madımak’ta Alevi toplumunun ve aydınların hedef alındığını söyledi. Katliamın adaletsizlikle başbaşa bırakıldığını belirten Altınok, “Mahkeme süreci sanıkların değil yakınlarını kaybedenleri hedef alan bir süreçti. O adaletsizlikten güçlenerek iktidara adım atanlar, tarikatlarla eğitimin içini boşaltanlar bizi bugünün karanlığına taşıdı. Sivas’ın adaletsizliği bugünkü karanlığın temelidir. Bu karanlık bugün de Merdan Yanardağ’ı tutuklayarak gazetecileri susturmak istiyor. Onu tutuklayanlar Sivas katliamcılarını serbest bırakanlar. Onlar bugün adaletsizlikten başka bir hikaye yazmanın derdinde, toplumu belleksiz bırakmak istiyor. Ancak buna izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Bu katliamı aklayanlar da en az katiller kadar suçludur’

Ardından konuşan Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu ise Madımak Katliamı’nın, hoşgörüsüzlüğün ve karanlığın acımasızca ortaya çıktığı bir trajedi olduğunu vurguladı. Ancak Madımak’ta yaşananların insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmediği için sorumluların aklandığını söyleyen Mumcu, “Bu cezasızlık benzer suçların işlenmesinin önündeki caydırıcı etkenleri de ortadan kaldırıp yeni katliamlara cesaret verecektir. Sürecin en başından beri suçluları koruyanlar, azmettirenleri gizleyenler, hukuku işlevsiz kılanlar, failleri affedenler, zamanaşımı kalkanına sığınmaları için çabalayanlar, kısacası bu katliamı aklayanlar da en az katiller kadar suçludur. Bu insanlık ayıbının tozlu raflara kaldırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Onların mücadeleci ruhunu yaşatmak için, hep birlikte unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı haykırıyoruz” diye konuştu.

Denize karanfiller atıldı

Ardından sloganlarla Alsancak sahiline kadar yürüyen kitle, katliamında hayatını kaybedenler anısına denize karanfil bıraktı.

HABER MERKEZİ

#İzmirde #Madımak #anması #Yaşamını #yitirenler #anısına #denize #karanfil #bırakıldı