Ana Sayfa Blog Sayfa 236

Meksika’da aşırı sıcaklar nedeniyle 112 kişi hayatını kaybetti

Meksika’da aşırı sıcakların neden olduğu ölümler artarken, Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, kendi yönetimine karşı yürütülen olumsuz  bir medya kampanyası olarak niteledi

Meksika Sağlık Bakanlığı, ülkede son iki haftada bazı bölgelerdeki hava sıcaklıklarının 50 dereceye yaklaşması nedeniyle en az 100 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bakanlığın açıklamasında, ölümlerin üçte ikisinin 18-24 Haziran tarihleri arasında, geri kalanının ise bir önceki hafta meydana geldiği belirtildi.

Euronews’te geçen habere göre, Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador aşırı sıcaklardan ölümlerin arttığına dair haberlerin gerçek dışı olduğunu öne sürerek bunun kendi yönetimine karşı yürütülen bir olumsuz medya kampanyası olduğunu iddia etti

Sıcaklar rekor seviyeye ulaştı

Ulusal medya bunaltıcı hava dalgasının ülkenin kuzeybatısı ile güneydoğusunu etkisi altına aldığı ve rekor seviyeye ulaşan sıcaklıklar nedeniyle can kayıplarının en az 112 olduğunu aktardı.

Geçen yılın aynı döneminde sıcaklığa bağlı sadece bir ölüm vakası kaydedilmişti.

Hayatını kaybedenlerin 45 ila 64 yaş aralığında olduğu ve vakaların büyük bir kısmının sıcak çarpmasına bağlı olarak yaşamını yitirdiği bir kısmının ise vücuttaki su kaybı ile bağlantılı olduğu bilgisi paylaşıldı.

Kuzeydeki şehirlerde sıcaklıklar hala çok yüksek seviyelerde seyrederken Sonora eyaletine bağlı Aconchi kasabası çarşamba günü 49 santigrat dereceyi görmüştü.

Bakanlık tarafından gecikmeli olarak açıklanan rapor, son iki haftada sıcaklığa bağlı ölümlerde önemli bir artış olduğunu da gösteriyor.

DIŞ HABERLER

 

 

#Meksikada #aşırı #sıcaklar #nedeniyle #kişi #hayatını #kaybetti

Fransa’da protestolar devam ediyor

Fransa’da polis ateşi sonucu ölen genç için ‘intikam’ isteyen eylemciler üçüncü gece yaptıkları eylemlerde araçları, binaları ve çöp bidonlarını ateşe verdi

Fransa’nın başkenti Paris’te çarşamba günü 17 yaşındaki Kuzey Afrika kökenli bir gencin polis tarafından vurularak öldürülmesi sonrası patlak veren gösteriler üçüncü gününde de devam etti.

Macron’dan kriz toplantısı

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dinmeyen gösterilerle ilgili olarak bakanlarla yeniden kriz toplantısı düzenleyeceğini duyurdu. Euronews’te geçen habere göre, Avrupa Birliği zirvesine katılmak için Brüksel’de bulunan Macron, bugün yerel saatle 13.00’te başlayacak toplantı için ziyaretini erken kesecek.

667 kişi gözaltına alındı

İçişleri Bakanı Gerald Darmanin dün gece yaşanan olaylarda ülke çapında 667 kişinin gözaltına alındığını bildirdi.  Fransız Le Figaro gazetesi tutuklananların çoğunun yaşları 14 ile 18 arasında değişen gençler olduğunu yazdı. Ülke çapında en az 40 bin polis memurunun görevlendirildiği göstericileri dağıtmaya çalışan çevik kuvvet ekipleri, eylemcilere panzerler ve biber gazıyla müdahale etti.

İçişleri Bakanlığı olaylar sırasında 249 polis ve jandarma erinin yaralandığını duyurdu. Ancak hükümetin müdahalesi ve şiddetin durması için yaptığı çağrılar protestocuların öfkesini bastırmaya yetmedi.

‘Beyaz Yürüyüş’

Cezayir ve Fas kökenli Nael M.’nin öldürüldüğü Paris’in batısındaki banliyölerden Nanterre’de gencin ailesi tarafından gencin anısına barışçıl bir anma yürüyüşü düzenlendi. Nael M.’in ailesi tarafından düzenlenen “Beyaz Yürüyüş” olarak adlandırılan anma eylemine binlerce kişi katıldı. Eylemcilerin birçoğu üzerlerine “Nael için Adalet” ifadeleriyle birlikte gencin ölüm tarihinin yazılı olduğu tişörtler giydi.

‘Nael için intikam’

Barışçıl yürüyüşün ardından başlayan gösterilerde binalara “Nael için intikam” yazan protestocular, karanlığın çökmesiyle birlikte yeniden harekete geçti. Protesto eylemlerinde kalabalık gruplar havai fişek patlatarak araçları, kamu binalarını, bir banka ve çöp bidonlarını ateşe verdi.

Protestocular tarafından çıkarılan yangınlara müdahale etmek için görevlendirilen itfaiye, kent sakinlerinden acil bir durum olmadığı sürece yangın söndürme ekiplerini çağırmamalarını istedi.

Paris’teki bir banka gösteriler sırasında yağmalandı.Paris’in merkezinde bir spor mağazasına giren 14 kişi çaldıkları ürünlerle birlikte gözaltına alınırken, Rivoli caddesindeki mağazaların camlarını indiren 16 gösterici de yakalandı.

Eylemler bir çok kente sıçradı

Ülkeyi savaş alanına çeviren olaylar, başkent Paris’le sınırlı kalmadı ve Lyon, Marsilya, Lille, Toulouse gibi birçok büyük kente sıçradı. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Paris’teki bir otobüs deposu ile Lyon’daki bir tramvay deposu ateşe verildiği görüldü.

Marsilya’da turistik eski limanda gösteriler yapan gençler kafe ve mağazaları hedef aldı. Polis, göstericilere göz yaşartıcı gazla müdahale etti.

Belçika sınırı yakınındaki Roubaix’de bir mini süpermarketin ateşe verilmeden önce yağmalandığı, Nantes’da da bir süpermarkete arabayla dalan kişilerin yağmalama yaptığı bildirildi.

Bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Söz konusu yasağın 3 Temmuz’a kadar devam edeceği bildirildi.

Fransa’da polis şiddeti sonucu ölümler

Şiddet dolu gösteriler, büyük kentlerin çevresinde yaşayan daha düşük gelirli, ırksal olarak karışık banliyölerde ve insan hakları örgütlerinden gelen “polis şiddeti” ve “kolluk kuvvetleri içindeki sistematik ırkçılıkla” ilgili devam eden şikayetleri yeniden gündeme getirdi.

Nael M.’yi  trafik kontrolü sırasında silahla ateş açarak öldüren polis memuru, çıkarıldığı mahkemece ‘kasten adam öldürmek’ suçundan tutuklandı.

Olay, polisin silah kullanımını düzenleyen koşulların silbaştan gözden geçirilmesi çağrılarını da beraberinde getirdi.

Polis kayıtlarına göre, geçen yıl trafik kontrolü için durma talimatına uymadığından dolayı 13 kişi polis tarafından açılan ateş sonucu öldü.

Aynı koşullarda ölen kişi sayısı ise bu yıl Nael de dahil üç olarak açıklandı.

Polisin silah kullanma yetkisini genişleten yasa, ülkede meydana gelen bir dizi terör saldırının ardından 2017 yılında kabul edilmişti.

DIŞ HABERLER

#Fransada #protestolar #devam #ediyor

İddia: Soylu ekibi için Bahçeli devreye girdi

Gazeteci Tolga Şardan, Mustafa Çalışkan’ın Emniyet Genel Müdürü olmasına kesin gözüyle bakılırken, Bahçeli’nin devreye girdiğini belirtti

Seçimin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü koltuğuna ilişkin atamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin belirleyici olduğu öne sürüldü. Atamanın perde arkasını yazan T24 yazarı Tolga Şardan, şu kulis bilgisini aktardı:

“İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın atanmasıyla birlikte Süleyman Soylu ve ekibiyle ters düşen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çalışkan’ın Emniyet Genel Müdürü olarak göreve getirilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. En büyük aday Çalışkan’dı.

Çalışkan’ın bu göreve getirilmesi, Soylu’nun halen görevdeki ekibi için hiç iyi sonuçlar vermeyecekti. Gerçek bir tasfiye süreci başlayacaktı. Hatta usulsüz işlemlere imza attıkları bilinen kimi polis müdürlerinin cezaevine girmesi kaçınılmazdı.

Ancak, süreç farklı işledi. Çalışkan’ın adının geçtiği makama Eskişehir Valisi Erol Ayyıldız atandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Çalışkan üzerinde karar kıldığı herkesin malumu.

Bir ekleme yapayım, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım Büyüteç’te, Soylu’nun ekibinin tasfiye fırtınasından kurtulmak için Cumhurbaşkanlığı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli nezdinde girişimde bulunduğunu dile getirdim.

Girişimlerden olumlu yanıt alamayan ekip, bu kez Soylu’yu devreye sokarak Bahçeli ile temas kurmasını sağladı. Bahçeli’nin Erdoğan’la on gün önce yaptığı görüşmeye kadar Çalışkan Emniyet Genel Müdürü olarak görünüyordu.

O güne kadar ‘İşlerine karışmayacağız’ diyen Bahçeli ile Erdoğan’ın görüşmesinin ardından Çalışkan devre dışı kaldı. Anlaşılan Bahçeli, Soylu’nun ekibinin korunması konusunda devreye girdi.

Sonrası zaten biliniyor. Çalışkan, Ankara’dan uzaklaştırılmak için vali yapılıyor!”

HABER MERKEZİ

#İddia #Soylu #ekibi #için #Bahçeli #devreye #girdi

Dağ ve Er’in açlık grevi eylemi 44’üncü gününde

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı 44 gündür açlık grevindeler

Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliği diplomatlarından Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda Köse, Irak yurttaşı Nerîman Osman ve Hewler’den Beşdar Ramazan hayatını kaybetti. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanmıştı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, kötü muamele ve tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 44’üncü gününde devam ediyor.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

DIŞ HABERLER

#Dağ #Erin #açlık #grevi #eylemi #44üncü #gününde

İranlı gazeteci Gûran: İranlı kadınların kaybedecekleri hiçbir şey yok

Gazeteci Şilêr Gûran, ‘jin Jiyan Azadî’ felsefesi İran halklarına ışık olduğunu, rejimin ‘Örtü ve İffet Yasası’nda yaptığı değişikliklerin kadın mücadelesini etkileyemeyeceğini söyledi

İran rejimi tarafından Kürt kadın Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından “Jin jîyan azadî” sloganıyla Rojhilat’ta başlayan ve dünyaya yayılan direniş, 9’uncu ayını geride bıraktı. Kadın öncülüğünde büyüyen direnişi kıramayan İran rejimi, yargı yoluyla yeni yaptırımları devreye koydu. İran rejiminin ‘Örtü ve İffet Yasası’nda yaptığı yeni değişiklikle, halka açık yerlerde başörtüsünü çıkaran her kadına ilk aşamada uyarı mesajı gönderilecek, örtü kurallarının ikinci kez ihlal edilmesi durumunda para cezası uygulanacak, ödeme yapılmaması durumunda bu ceza iki katına çıkarılarak banka hesabından kesilecek.

İranlı gazeteci Şilêr Gûran, kadın öncülüğünde süren direnişi ve İran rejiminin baskılarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu’ya değerlendirmelerde bulundu.

‘Kadınlar yıllardır hedefte’

İran’ın İslam Cumhuriyeti’ne dönüşmesinden sonra kadınların yıllardır hedef olduğunu dile getiren Gûran, bu durumun ekonomik baskılarla da sürdürüldüğünü söyledi. Gûran, İran rejiminin kadınların çalışma hayatında yer almasını başörtüsü şartına bağladığını belirterek, rejimin kadınları toplumdan dışlama ve baskı altına alma taktikleri geliştirdiğini kaydetti.

‘İran kadınlarının kaybedecek bir şeyleri yok’

İranlı kadınların yıllardır aile ve rejim kıskacında var olmaya çalıştığını ifade eden Gûran, “İranlı kadınların kaybedecek hiçbir şeyleri yok, en temel haklarından yıllardır mahrum bırakıldılar. Son 40 yılda, özellikle Jîna Emînî’nin katledilmesinden sonraki aylarda gördüğümüz gibi, iktidar hiçbir zaman rakip istemedi ve kadınların iradesine saygı göstermedi. Birçok kadın öldürüldü, hapsedildi ve dövüldü ancak kadınlar alandan ayrılmadı. İktidar kadınları rakip olarak görüyor ve bu yüzden bu yasayı çıkarttı. Kadın mücadelesinde aksamalar olsa da kesinlikle yeni iffet ve başörtüsü yasasının kadın mücadelesinin gidişatına bir etkisi olmayacak” diye konuştu.

‘Her gün kadınlar katlediliyor’

İranlı kadınların temel hedefinin eşitlik olduğunu vurgulayan Gûran, “Bu ülkede ‘namus’ adı altında her gün bir kadınlar katlediliyor, kadına yönelik şiddet her yıl onlarca kadının hayatına mal oluyor. Kamusal alanları kullanmada bile erkeklerle eşit değiller. İran’ın ataerkil hükümetinin yasası bu konularda kadınlara yaşama fırsatı tanımıyor ve her zaman erkekleri destekler. İranlı kadınlar, bu dindar ve anti-feminist hükümetin gölgesinde asla eşitliğe ulaşamayacaklarının bilincindeler” diyerek, kadınların rejimin değişmesi için mücadele ettiğini söyledi.

 ‘Jin Jiyan Azadî felsefesi ışık oldu’

Jîna Emînî’nin katledilmesinden sonra “Jin jiyan azadî” felsefesinin İran halklarına ışık olduğunu dile getiren Gûran, Bu slogan ve felsefe, geçmişten farklı olarak kadınları protestoların ön saflarına taşıdı. Jin jiyan azadî sloganı, toplumun özgürlüğünün kadının özgürlüğünden geçtiğini ifade ediyor. İran dışındaki kadınların İranlı kadınların eşitlik arzusunun sesi olmalarını istiyor. Çünkü bu kadınların sesleri yıllardır duyulmuyor” diye konuştu.

WAN

 

 

#İranlı #gazeteci #Gûran #İranlı #kadınların #kaybedecekleri #hiçbir #şey #yok

İmralı cesaretsizliği AKP’yi pervasızlaştırdı

İmralı’daki mutlak tecridi değerlendiren Yeşil Sol Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, muhalefetin bu konudaki sessizliğinin ‘AKP’yi pervasızlaştırdığına’ dikkati çekti

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan haber alınamama hali 28’inci ayına girdi. İmralı’da ağır tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aile ve avukatlarının yaptığı tüm başvurular, ya “disiplin” cezaları gerekçesiyle reddediliyor ya da yanıtsız bırakılıyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Amed Milletvekili Serhat Eren, İmralı tecridinin derinleştirilmesi, muhalefetin, toplumun, sivil toplum örgütlerin sessizliğini eleştirdi, uluslararası hukuk kurumlarının sorumluluklarını hatırlattı.

Tecrit işkenceye dönüştü

İmralı’da 24 yıldır sürdürülen tecridin işkenceye dönüştüğünü ifade eden Eren, 28 aydır mutlak iletişimsizlik haliyle sürdürülen tecridin hem uluslararası hem de iç hukukta var olan İnfaz Kanunu’na aykırı olduğunu söyledi. İmralı’da hukuksuzluğun “hukuk” haline getirildiğini dile getiren Eren, İnfaz Kanunu ve ilgili yönetmeliklere göre var olan 15 günde bir aile görüş hakkı, mesai saatleri içerisinde avukat görüş hakkı, 15 günde bir 10 dakika telefon görüş hakkının “disiplin” cezaları gerekçesiyle engellendiğini belirtti.

AKP’nin temel politikası

İmralı uygulamalarıyla hukukun araçsallaştırıldığını ifade eden Eren, “AKP, savaş, kaos, hukuksuzluk üzerine inşa ettiği iktidarını sürdürmenin yegane yolunun tamamen tecridi mutlaklaştırmak, Sayın Öcalan’ın sesinin topluma, uluslararası camiaya duyurmamaktan geçtiğini biliyor. AKP’nin çözümün yolunu açacak bütün kanalları tıkamak gibi bir temel politikası var” şeklinde konuştu.

‘Sessiz olan ortaktır’

İmralı tecridinin hukuksuzluğunu dile getiren gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasının demokrasi güçlerine yönelik bir tehdit olduğunu ifade eden Eren, sessiz kalan muhalefetin açık ya da zimmi bir şekilde iktidarla aynı paydada ortaklaştığını söyledi. Yaşanan krizlerin temelinde bu sessizlik halinin olduğunu vurgulayan Eren, “Sivil toplum örgütlerinden hukuk örgütlerine, siyasi partilere eğer herkes AKP’nin hukuksuzluklarına karşı ilkesel bir duruş ortaya koysaydı, bugün herhangi bir gazetecinin ifade ettiği bir hukuksuzluk, bu kadar saldırıya maruz kalmazdı. Muhalefetin AKP’nin, hukuk, Anayasa tanımayan politikalarına sessiz kalışı, AKP’nin daha da pervasızlaşmasına, hukuksuzluğu bir yönetim biçimi haline getirmesine neden oldu. Bu hukuksuzluğa karşı sessiz kalan muhalefetin cesaretsizliği, ilkesizliği nedeniyle, AKP pervasız politikalarını sürdürüyor. Muhalefetin sessizliğinden güç alıyor” ifadelerini kullandı.

‘Muhalefet tutum almalı’

Muhalefetin İmralı’da uygulanan tecride karşı cesaretle karşı çıkması gerektiğinin altını çizen Eren, şunları söyledi: “Muhalefet tutum ortaya koymalı. Muhalefet tam da adalet, demokrasi, hukuk ve barışı savunduğu anda AKP zorlanacak. AKP’nin zorlandığı nokta, Kürt halkının hukuk ve adaleti talep ettiği noktadır. İmralı’daki hukuksuzluğa karşı çıkış, aynı zamanda adaleti, barışı talep etmektir. Bakın AKP-MHP tamamen İmralı’da bir mutlak bir tecrit politikası başlattığı anda, savaş politikaları devreye girdi. Savaş politikalarının Türkiye toplumu açısından maliyetini herkes biliyor.”

Türkiye toplumunun İmralı’da uygulanan tecride karşı çıkması gerektiğini belirten Eren, “Sayın Öcalan’ın çözüm politikasının toplumda bir karşılık bulması, AKP’nin sonunun olması anlamına geliyor. Tecridin nedeni, AKP’nin Sayın Öcalan’ın sesinin duyulmasından duyduğu endişe ve korkudan kaynaklıdır” diye konuştu.

İlkeler yok sayılıyor

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) sessizliğini de eleştiren Eren, şöyle devam etti: “CPT, defalarca ziyaret ettiği İmralı’da hukuksuzluk olduğunu ve uygulanan tecridin işkence olduğunu raporlarına geçirdi. AİHM’in 2014 yılında Sayın Öcalan hakkında verdiği ‘umut hakkı’na dair kararı var. Ancak bu kararların uygulanmasını takip etmesi gereken AKBK, kendi ilkelerini yok sayıyor. Avrupa tarihi boyunca temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, bireysel hakların önemsendiği ve bunların ihlali durumunda da etkin yargısal mekanizmaların hayata geçirilmesiyle övünür. Ama meselenin kendisi Sayın Öcalan, Kürtler olunca, hukuksuzluğu dönemsel çıkarlara kurban ediyor.”

Sorumluluklarını hatırlamalılar

Uluslararası hukuk mekanizmalarının işlemediğini dile getiren Eren, “Uluslararası mekanizmalar diğer meselelerde olduğu gibi işleseydi, Türkiye bu hukuksuzlukları yapmaz ve toplumun tamamına yaymazdı. Uluslararası hukukun cesaretsizliği, AKP-MHP açısından da cesaret kaynağı oluyor. Tüm toplumun CPT, AKBK ve AİHM’e kendi değerlerine bağlı kalmaları yönünde çağrı yapması gerekiyor. Sivil toplum örgütleri, barolar, hukuk örgütleri, siyasi partiler uluslararası kurumlara çağrıda bulunarak, sorumluluklarını hatırlatması gerekiyor. Mekanizmaların sessizliğini, görevlerini yerine getirmemelerini gündemleştirmek ve buna karşı mücadele edilmesi gerekiyor” dedi.

Haber: Berivan Altan – Cengiz Özbasar / Amed-MA

#İmralı #cesaretsizliği #AKPyi #pervasızlaştırdı

Tarihi 3 bin yıla dayanan Birgi köyü çökme tehlikesinde

Ödemiş ilçesinde 3 bin yıllık tarihiyle 9 medeniyete ev sahipliği yapan Birgi köyünde, restore edilmeyi bekleyen onlarca yapı çökme tehlikesiyle karşı karşıya

İzmir’in Ödemiş ilçesinde bulunan ve tarihi dokusu ile yerli, yabancı binlerce turistin ilgisini çeken Birgi köyünün tarihi 3 bin yıl öncesine dayanıyor. Birgi köyü Frigler, Lidyalılar, Ahameniş İmparatorluğu, Pergamon Krallığı, Persler, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Aydınoğulları Beyliği, Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yaptı. Aydınoğulları Beyliği başkentliğini de yapan köy, bu medeniyetlerin tamamından izler barındırıyor.

Binlerce yıldır yaşam alanı

Köy karşısındaki ovaya hakim konumu nedeniyle tarih boyunca saldırılara karşı güvenli bir merkez olurken, su kaynakları ve verimli topraklarıyla binlerce yıldır yaşam alanı olarak varlığını sürdürdü. Köy simge haline gelen tarihi konakları, mimarisi ile dikkat çeken ahşap pencereli taş evleri ve sokaklarında çınar ağaçlarıyla Ege Bölgesi’nde turizmin önemli merkezleri arasında yer alıyor.

 Dünya’nın en iyi turizm köylerinden biri

Yıllardır tarihi yapısını koruyan köyde, Çağırağa Konağı, Kerim Ağa Konağı gibi 18’inci yüzyıl yapılarının yanı sıra Bizans döneminden kalan Küp Uçuran ve Aydınoğlu Hamamı gibi 12 ve 14’üncü yüzyıldan kalma yapılarda mevcut. 2012’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenen köy 2022 yılında ise Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) tarafından dünyanın en iyi 32 turizm köyünden birisi olarak seçildi.

Yaklaşık 700 yıldır tarihi görüntüsü bozulmayan Birgi’de bugün de evler toprak ve ağaç türleri ile doğal taşları kullanılarak yapılmaya devam ediliyor. İki katlı binalar, zemini taş, üst kat ve tavanları ahşap olacak şekilde yapılırken, evlerdeki sofalar ve dışa yönelik kafesli pencereler mimarinin en belirgin özellikleri arasında bulunuyor. Köy ziyaretçilerine 700 yıl öncesinden tarihi bir deneyim yaşatıyor.

200 tescilli yapı bukunuyor

Ödemiş ilçe merkezine 9 kilometre uzaklıkta olan ve Bozdağ’ın yamaçlarında yemyeşil bir coğrafyanın içinde gizlenen köyde, 200 kadar tescillenmiş tarihi yapı bulunuyor. Köyün taş döşeli sokakları Rum ve Osmanlı mimarisini andırırken, ahşap ve cumbalı evlerde de bu mimarinin izleri görülüyor.

Ancak köyde restore edilmeyi bekleyen hala birçok yapı bulunuyor. Ana caddedeki evler restore edilirken, özellikle ara sokaklarda kalan konaklara ise henüz dokunulmamış. Tahrip edilen yapıların çelik konstriksiyon ile çökmesi engellenmeye çalışılırken, taş yapıların bir kısmı yıkılmış durumda. Yine bazı taş evlerin üzerine betonarme evler yapılması engellenmemiş, tarihi surların bulunduğu bir alana ise yeni bir konak inşa edilmiş durumda.

Haber: Tolga Güney / MA

#Tarihi #bin #yıla #dayanan #Birgi #köyü #çökme #tehlikesinde

‘Çözüm isteniyorsa Abdullah Öcalan’la görüşülmeli’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı’na yaptıkları başvuruya halen yanıt verilmediğini belirten Av. Ahmet Baran Çelik, ‘Bugün bir çözüm üretilmek isteniyorsa, Öcalan ile iletişime geçilmesinin kanalları açılmalı’ dedi

PKK Lideri Abdullah Öcalan ve Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’la görüşmek için Adalet Bakanlığı’na görüşme başvurusunda bulunan özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Ahmet Baran Çelik, İmralı’da yaşanan tecrit politikasına dair değerlendirmelerde bulundu.

Abdullah Öcalan’ın başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu ve Türkiye halkları için önemine vurgu yapan Çelik, PKK Liderinin toplumsal sorunların çözümü ve barışın sağlanması için çok önemli bir aktör olduğunu belirtti. Çelik, “Öcalan üzerindeki tecridin son bulması, halklar için çok önemli. Bugün tecride karşı gerçekleştirilen eylem ve etkinliklerin temel amacı da gelinen aşamada barışa olan ihtiyaçtan kaynaklıdır” dedi. Tecridin bir insan hakkı ihlali olduğunun altını çizen Çelik, Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların aile ve avukatlarıyla görüştürülmemesinin hukuksuz bir uygulama olduğunu kaydetti. Çelik, 24 yıllık ağır tecrit uygulamalarının yanı sıra 27 aydır haber alınamama halinin, gelinen aşamada hukukla izah edilemeyeceğini ifade etti.

Yasalar açık

İmralı Cezaevi koşullarının başlı başına bir tecrit sistemi olduğunu belirten Çelik, “İmralı’nın ada hapishanesi olmasından ötürü zaten dış dünyayla iletişimi kesik durumda. Buna ek olarak tutukluların hem avukatlarıyla hem de aileleriyle çok uzun yıllardır görüştürülmemesi bir ihlaldir. Düşünün 2011 yılından bu yana Öcalan avukatlarıyla görüştürülmüyor ya da çok nadiren görüştürülüyor. Bakın ‘çözüm süreci’ denilen dönemde dahi Öcalan avukatlarıyla görüştürülmedi. Oysa hukuk ve yasalar açıktır. Bugün aslında bu durumun gündem olmaması, aksine bu duruma ses çıkarılmaması gündem olmalıydı. Kimdir bu ses çıkarmayanlar, barolar, hukuk kurumları, siyasi partiler. Toplum olarak ses çıkarılması gerekiyordu.”

Başvuruya yanıt yok

ÖHD olarak Abdullah Öcalan ile görüşmek için 775 imza toplayarak Adalet Bakanlığı’na yaptıkları başvuruyu anımsatan Çelik, geçen süreye rağmen yanıt alamadıklarını söyledi. Bakanlığın sessizliği üzerine birçok kentte barolardan hukuki yardım talep ettiklerini hatırlatan Çelik, özellikle de dünyanın en çok üyesinin olduğu İstanbul Barosu’na yaptıkları başvurudan ve görüşmelerden de sonuç alamadıklarını söyledi.

‘CPT tutarlı değil’

PKK Lideri Öcalan’ın tarihsel rolünü oynamaması için ağır tecridin uygulandığını vurgulayan Çelik, “Bizlerle beraber Öcalan’ın avukatları da İstanbul Barosu’na başvuruda bulundu. Maalesef baro da bakanlık da Bursa Cumhuriyet Savcılığı da talebimize olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapmadı. Arama yöntemiyle de görüşme talebimiz oldu ama buna dair de herhangi bir randevu verilmedi. Uluslararası hukuk kurumları da sessizliğe bürünmüş durumda. Özellikle CPT’nin (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi) tecrit durumuna dair tutarlı olduğunu düşünmüyoruz, tepki göstermiyor. Bir politika haline gelmiş bu yalnızlaştırma ve izole etme haline yönelik gerekli adımlar atılmıyor. Artık bu durum siyasetle açıklanması gereken bir durum. Siyasi irade Sayın Öcalan’ı dünyadan ve halklardan koparmak istiyor” şeklinde konuştu.

‘İletişim kanalları açılmalı’

Sessizliğin tecridin tüm cezaevlerine ve topluma yayılmasına neden olduğunu ifade eden Çelik, “Toplumsal barış ve toplumsal çözüme ilişkin Öcalan önemli bir aktör. Çünkü sözü itibar görüyor ve sözlerinin halkta karşılığı var. Dolayısıyla bu kadar önemli olan bir kişinin tamamen bertaraf edilmesi herkese zarar verir. Bugün bir çözüm üretilmek isteniyorsa, Öcalan ile iletişime geçilmesinin kanalları açılmalı” dedi.

Kaynak: MA

#Çözüm #isteniyorsa #Abdullah #Öcalanla #görüşülmeli

Merdan Yanardağ’dan ‘Boyun eğmeyeceğim’ mesajı

Merdan Yanardağ, PKK lideri Abdullah Öcalan ilgili açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklanmasının ardından ‘Boyun eğmeyeceğim’ mesajı iletti

Tele 1 Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ,  PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ilişkin yaptığı açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklanmasının ardından yazarı olduğu BirGün gazetesi aracılığıyla Silivri Cezaevi’nden mesajını iletti. Yanardağ, tutuklanma sürecinin hukuki değil siyasi bir süreç olduğunu vurgulayarak, “Bu anlayışa asla boyun eğmeyeceğim” dedi.

Yanardağ BirGün gazetesi aracılığıyla şu mektubu yazdı:

“Gözaltı ve tutuklanma sürecimde dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyorum. Gösterilen dayanışma birleşerek birlikte kazanacağımızı bize bir kez daha göstermiştir. Demokrasi, özgürlük, hukuk mücadelesi toplumsallaşarak kazanılır. Tabi, TELE1’e, Merdan Yanardağ’a saldırmalarının özel nedenleri var. Anti demokratik, adil olmayan bir seçimle, çok küçük bir farkla seçimi kazanan, son derece zayıf dengeye dayanan bir iktidar var. Bu nedenle korku yaymaya ihtiyaçları var. Yurttaşların susması, ses çıkarmaması için örnek oluşturmaya çalışıyorlar. Anlaşılan, bağımsız Tele 1’in toplum üzerindeki etkisi, Merdan Yanardağ’ın gazetecilik tavrı iktidarı rahatsız etti. Bu nedenle beni hedef seçtiler. Yapılan, seçim döneminde kullanılan montaj video siyasetinin devamıdır. Tutuklanma sürecimin hukuki bir süreç olmadığını, siyasi bir süreç olduğunu düşünüyorum. Bunu da kısa sürede göreceğiz. Bu anlayışa asla boyun eğmeyeceğim. Türkiye’nin tüm demokrasi güçlerine ve topluma, TELE1 ve TELE1 yayıncılığı ile dayanışma içerisinde olma çağrısı yapıyorum.

AKP iktidarının sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Ekonomik kriz, zorla alınan seçimin sonuçları ve bir dizi başka nedenle baskıcı yöntemler uygulamayı deneyecek bir iktidar var karşımızda. Bu nedenlerle, aynı zamanda hareket alanlarını genişletmek isteyeceklerdir. Yeni bir “açılım” geliştirebilirler.

Ben de yaptığım programda bu durumu değerlendirdim. “Tecrit” ve benzeri ifadeler AKP’nin hazırlandığı işareti verilen “açılım” siyasetinin değerlendirilmesidir, tartışılmasıdır. Bir bakıma, deyim uygunsa “suçüstü” yakalanmayı hazmedemedikleri anlaşılıyor.

Ben bu değerlendirmeleri yaparken kimseyi övmek, yermek değil, bir öngörü üzerinden değerlendirme yapıyorum. Kaldı ki “tecrit” dahil, bu kavramların tamamı gündelik siyasette, hukuki tartışmalarda kullanılıyor. Bunda bütün sorun Öcalan üzerinden siyaset yapmaktır. Bunu yapan da iktidardır. Ben bunu açığa çıkarmak istedim. Çünkü Öcalan ile ne görüşüldüğünü, varsa, ne kararlaştırıldığını kamuoyu bilmiyor.

Dünya kritik bir dönemden geçiyor. Ukrayna savaşı bir doğu batı savaşına evrilmiş durumda. Doğuda yükselen Çin ve Avrasya güçleri batıyı ürkütüyor. Tüm bu coğrafyanın merkezinde de Türkiye yön duygusunu kaybetmiş, geleceği belirsizliklerle dolu, demokrasiden uzaklaşmış bir ülke olarak duruyor. Mevcut iktidarın Türkiye’yi hem içeride yaşanan ekonomik kriz, sosyal ve siyasi krizden hem de dünyada yeni şekillenecek düzenin yol açtığı karmaşadan çıkarabileceğini düşünmüyorum. Durum böyle olunca, AKP bağımsız medyayı susturarak daha önce yaptığı gibi sahte bir başarı ve yükselme öyküsü yazmak istiyor. Çünkü topluma anlatacakları bir şey kalmadı. Bana yönelik hiçbir hukuki ve demokratik nitelik taşımayan ve hoyratça yapılan siyaset güdümlü saldırının amacı da budur.

Ben her şeye karşın dayanışma ile engelleri aşacağımızı düşünüyorum. Destek olan, dayanışma gösteren herkesi sevgi ile selamlıyorum. Bir şeyin bilinmesini istiyorum. Haksızlıklara hiçbir zaman boyun eğmeyeceğim!”

İSTANBUL

#Merdan #Yanardağdan #Boyun #eğmeyeceğim #mesajı

Demir: Dayanışma içinde olursak tecridi kaldırabiliriz

MA TUHAY-DER Eşbaşkanı Dilek Sömez Demir, ’Dayanışma içinde olursak hem cezaevlerindeki hem de Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kaldırabiliriz’ dedi

Cezaevlerinde tutukluların yaşadıkları hak ihlalleri sürüyor. Cezaevi İdare ve Gözlem Kuruluları tarafından tutukluların infazları yakılırken, tecrit, sağlığa erişim, işkence ve kötü muamele, çıplak arama gibi ihlallere her gün yenisi ekleniyor. Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (MA TUHAY-DER) Eşbaşkanı Dilek Sönmez Demir, cezaevlerinde yaşanan ihlallerini Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.

Demir, mutlak tecrit altındaki PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna işaret ederek, söz konusu tecridin bütün cezaevlerine yansıdığını ifade etti. Tecridin “sistematik bir işkenceye” dönüştüğünün altını çizen Demir, “Bu iktidarın cezaevlerinde yarattığı koşullar çok ağır. Tutuklular aileleri ile görüşemiyor. Görüşseler bile görüşme haklarının çok kısıtlı olduğunu biliyoruz. Sosyal aktiviteleri her şekilde engelleniyor” dedi.

 Baskılar arttı

Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerinde 300’den fazla hasta tutuklunun olduğunu aktaran Demir, “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen birçoğunun tahliye edilmediğini söyledi. Demir, seçimlerden sonra cezaevlerinde baskıların arttığına işaret ederek, sadece Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerinde 60’a yakın tutuklunun infazının yakıldığı bilgisini paylaştı.

‘Tecriti el ele verip yıkalım’

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin temelinde İmralı tecridinin olduğunu belirten Demir, şunları söyledi: “Cezaevlerinde uygulanan tecrit, toplumun üzerinde de uygulanıyor. Bu aileler her zaman bu ihlalleri dile getireceğiz. Ayrıca sivil toplum ve hak örgütleri bu durumu her zaman gündeme getirecektir. Biz, cezaevi ile toplum arasındaki köprüyü her zaman sağlayacağız. Bütünlüklü bir dayanışma içerisinde olmalıyız. Bu dayanışma içinde olursak hem cezaevlerindeki tecridi kırmış olacağız, hem de Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi ortadan kaldırmış olacağız. Gelin hep birlikte bu tecridi el ele verip yıkalım.”

İSTANBUL

#Demir #Dayanışma #içinde #olursak #tecridi #kaldırabiliriz