Ana Sayfa Blog Sayfa 311

Seqiz kenti rejim güçlerince ablukaya alındı, halk genel grev başlattı

Seqiz kenti rejim güçlerince ablukaya alınınca halk, Jîna Emînî’nin mezarına gidişleri engellemek amacıyla başlatılan yol projesini protesto etmek için genel grev başlattı

Rojhilat’ın Seqiz kentinde Jîna Emînî’nin mezarının bulunduğu Ayçi Mezarlığı’na ziyaretlerin engellenmesi amacıyla belediye tarafından yol projesi başlatıldı. Seqiz Belediyesi projesinde, mezarlık yolunun kapatılması ve mezarlıkta bulunan parkların kaldırılmasının hedeflendiği belirtildi. Kararın duyulması ardından Seqiz halkı, projeyi kepenkleri kapatarak ve grev kararı alarak protesto etti.

Bu arada Seqiz’de yapılması planlanan miting öncesi, askerler kenti ablukaya aldı. Rejim güçleri belediyeye giden yolları tamamen kapatarak, bu caddelerde trafiği durdurdu. Bunun üzerine kentte bulunan esnaflar, ailelere destek vermek için genel grev başlattı.

DIŞ HABERLER

#Seqiz #kenti #rejim #güçlerince #ablukaya #alındı #halk #genel #grev #başlattı

Irak’ta düzenlenen konferansta uluslararası topluma Hol Kampı çağrısı

Bağdat’ta düzenlenen konferansta Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan El Hol Kampı tartışıldı ve uluslararası topluma DAİŞ’li aileleri ülkelerine gönderme çağrısı yapıldı

Irak’ın başkenti Bağdat’ta dün Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan El Hol Kampı’nın ele alındığı bir konferans düzenlendi. Konferansa, Iraklı yetkililer, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Temsilcisi, DAİŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun bazı üyeleri ve çeşitli ülkelerin büyükelçileri katıldı.

‘Tehlikeli bir merkez üstü’

Irak’ın devlet haber ajansına göre; Irak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmad Sahhaf, yaptığı açıklamada, “El Hol Kampı sorununun sona erdirilmesi Irak için en önemli ulusal çıkar haline gelmiştir” dedi. Ahmad Sahhaf, uluslararası toplumu, kampta vatandaşları bulunan tüm ülkeleri, “tehlikeli bir merkez üssü” haline geldiği için kampı nihai olarak kapatmak amacıyla mümkün olan en kısa sürede ülkelerine geri göndermeye teşvik etmeye çağırdı.

Konferansta konuşan Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Qasim al-Araji de, Irak’ın geçtiğimiz haftalarda 5 bin 569 vatandaşını oluşturan bin 396 aileyi Hol Kampı’ndan geri gönderdiğini söyledi.

DAİŞ’lileri evlerine gönderme

Geri dönüşlere rağmen kampta yaklaşık 25 bin Iraklı kalmaya devam ediyor ve bu sayı kamp nüfusunun neredeyse yarısını oluşturuyor. Kampın 73 bin olan nüfusu, büyük ölçüde binlerce Suriyeli ve Iraklının evlerine dönmesine izin verilmesi nedeniyle azaldı. Ancak diğer ülkeler, vatandaşlarını geri almaya büyük ölçüde karşı çıktı. Bu ayın başlarında Suriye Demokratik Güçleri (DSG), 50 Iraklı DAİŞ’liyi Bağdat’a teslim ettiğini duyurmuş, kampta yaşayan 170 Iraklıyı da ülkelerine geri gönderdiğini açıklamıştı.

DAİŞ’lilerin yargılanması

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim Basın Dairesi Eşbaşkanı Ciwan Mele îbrahîm, uluslararası ve bölgesel kanunlara göre Kuzey ve Doğu Suriye’deki cezaevlerine kalan 60 farklı ülkeden binlerce DAİŞ’linin yargılanacağını belirtmişti.

Tehlikeli olmayı sürdürüyor

Mart 2019’da DAİŞ, DSG tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından on binlerce kişi Hol Kampı’na götürüldü. Kampta büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan, DAİŞ’lilerin eşleri ve çocukları dahil olmak üzere, çoğu Suriyeli ve Iraklı yaklaşık 51 bin kişi kalıyor. Kampın Ek Bina olarak bilinen bölümünde yaşayan 60 farklı milletten yaklaşık 8 bin kadın ve çocuk da bulunuyor. Yine kampın diğer bölümlerinde kalan mültecilerde uzun süre DAİŞ egemenliği altında ve etkisinde kalmış kişiler. Kamptaki çocukların DAİŞ  öğretileri ile büyütülmesi dünya için tehlikeler barındırıyor. DAİŞ’in yenilgiye uğramasına rağmen uyuyan hücreleri Irak, Suriye ve Kuzey ve Doğu Suriye’de saldırılar düzenlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda El Hol’da insanlık suçlarının işlendiği basına yansıdı.

DIŞ HABERLER

#Irakta #düzenlenen #konferansta #uluslararası #topluma #Hol #Kampı #çağrısı

Kılıçdaroğlu: Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir

Meclis’te grup toplantısıdna konuşan Kılıçdaorğlu ‘Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin’ dedi

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayıyken “buradan son kez sesleniyorum” dediği Meclis kürsüsünden partililere seslendi.

Sözlerine MKE’de yaşanna iş cinayetleri ile başlayan Kılıçdaroğlu seçimlere ve partisidneki görevine ilişkin ise “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

Can Atalay mesajı

Mazbatayı aldığı tarihten itibaren bu arkadaşımız tutuklu. Biz CHP olarak nerede haksızlık hukuksuzluk varsa o haksızlığın giderilmesi için mücadele ederiz. Önemli olan bir milletvekilinin Anayasa’ya aykırı olarak hapishanede tutulmasıdır. TBMM’nin onurunu haysiyetini koruyacak olan bir numaralı isim Meclis Başkanı, suskun davranamaz.

Gemiyi limana sağlam götürceğiz

Bir seçim dönemini geçirdik. Elbette oturup değerlendireceğiz. Her değerlendirmenin kendine göre artıları, eskileri olacaktır. Güzel bir atasözümüz var; “Yolu doğru olanın, yükü ağır olur” Yolumuz doğrudur ve yükümüz ağırdır. Biz 85 milyonun yükünü çeken bir partiyiz.

Mesele Kılıçdaroğlu olayı değildir. Kılıçdaroğlu bu büyük mücadelenin sadece bir neferidir. Ben CHP’nin bir üyesi olma şerefini bu partinin genel başkanı olma şerefini ömrüm boyunca taşıyacağım.

Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #Gemiyi #limana #sağlam #götürmek #kaptanın #görevidir

Taş ocaklarıyla tahrip edilen İkizdere’de HES planı

Karadeniz coğrafyası maden ve HES’lerle yerle bir ediliyor. İDEF Çevre Komitesi Başkanı Aslı Kahraman Eren, ‘Cengiz İnşaat büyük bir vahşete imza atarken, şimdi de HES yapılmak isteniyor’ dedi

Rize’nin İkizdere ilçesinin doğası, yıllardır yeni “projelerle” talan ediliyor. İlk olarak Hidroelektrik Santraller (HES) ile başlayan süreç taş ocakları ile devam ederken, ilçede bulunan vadiler, ormanlar, çaylıklar yok olmakla karşı karşıya kaldı. Cengiz Holding taş ocağıyla doğayı katlettiği ilçede bu kez HES projesi için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlatıldı. 1 Haziran’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından duyurusu yapılan ve Reis Enerji tarafından yapılması planlanan HES için 22 Haziran’da toplantı yapılacak. Bölge halkı HES’e büyük tepki gösterirken, İkizdere Öğretmen Evi’nde yapılması planlanan toplantıya karşı çalışmalar başladı.

‘17 HES’i önleyebilmiştik’

İkizdere Dernekler Federasyonu (İDEF) Çevre Komitesi Başkanı Aslı Kahraman Eren ile ilçede yaşanan ekolojik talanı ve yeni HES projesi için atılacak adımları konuştuk. İkizdere’de ekoloji direnişlerinin ilk olarak 22 yıl önce HES’ler ile birlikte başladığını söyleyen Eren, “8 bin nüfuslu İkizdere ilçesine 20 tane HES yapılmak istendi. Bizler bir direniş başlattık. O dönemde 17 tane HES projesini iptal ettirdik sadece 2 tanesi yapılabildi. Ama bir vadimizi kaybettik. Sonrasında Eşkencedere Vadisi’nin karşısındaki Kapse Köyü’nde bir taş ocağı çalışması başladı. 3 sene önce ise Gürdere (Ethone) köyünde bir taş ocağı çalışması başladı. Her iki köyde de gerçekten büyük bir yıkım var. Eşkencedere Vadisi’nde Cengiz İnşaat dur durak bilmeden büyük bir vahşete imza atıyor” dedi.

Ağaçlar kesildi, vadi kurudu

Gürdere (Ethone)’de insanların yaşam alanlarında dinamitlerin patlatıldığını kaydeden Eren, bu süreçte doğal yaşam döngüsünün içinde yaşayan onlarca canlının da bu vahşetten nasibini aldığını vurguladı. İkizdere gibi suları dağlardan gelen ve asla su kıtlığı yaşanmayacak bir yerde artık suların akmadığını aktaran Eren, “Taş ocağı yapımından sonra vadi kurudu ve binlerce ağaç katledildi. Bunun da en büyük sıkıntısını kadınlar yaşıyor. Orada kadınların verdiği mücadele Türkiye, hatta dünyaya sesini duyurdu. Ama maalesef kapitalist düzen vahşice saldırı ile vadiyi yok etti. İnsanların kendilerini geçindirdikleri çay bahçeleri, ekip yedikleri sebze bahçeleri yerle bir oldu” ifadelerini kullandı.

ÇED toplantısı 22 Haziran’da

Rüzgarlı Köyü’nde Reis Enerji tarafından yapılacak HES ile sistemin devam ettirilmek istendiğini ifade eden Eren, projeyle birlikte dünyada sayılı vadiler arasında olan İkizdere Vadisi’nin yok oluşa gideceğini söyledi. Eren, HES için 22 Haziran’da İkizdere Öğretmen Evi’nde halkın katılımıyla toplantı yapılacağını belirterek, “Bizler mümkün olduğu kadar o toplantıyı yaptırmamayı düşünüyoruz. İkizdere halkı taş ocağını iş imkanı olarak görüyordu. Ama sadece çocuğunun akciğerini ve nefesini bitirmiş oldu. Karadeniz’de yapılan her HES, taş ocağı projesi çocuklarımızın geleceğinin bitmesi, genç yaşta kanser olma riskiyle karşılaşması demektir. Her proje ile birlikte bir ilçenin vadisini kurutarak çalışmalarını yürütecekler” diye belirtti.

Ağaç, hava, su ve emek

Yıkıma karşı mücadeleyi asla bırakmayacaklarını, ilkelerinin geleceği, nefes alanlarını, suyu ve toprağı savunmak olduğunun altını çizen Eren, “Eğer doğa yoksa insan, toprak yoksa yaşam yok. Dolayısıyla doğayı korumaya devam ettikçe, kapitalizme karşı farklı bir bakış açısı geliştirmiş olacağız. Mücadele ettiğimiz her yerde insanların siyasi görüşü ne olursa olsun, yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Asla ‘Bu ilçeden şu partiye şu kadar oy çıkmış. Direnmeyiz’ demeyeceğiz. İkizdere direnişinden bir hafta sonra Akbelen direnişi başladı. Bizde Akbelenli Necla ile o zaman tanıştık. İkizdereli bir kadın olarak ona ağlayarak video paylaştım. O da bana ağlayarak paylaştı. Yine Amasya Çambükü’ne gittiğimizde de sadece doğa değil, insanların ekmek ve toprak mücadelesi olduğunu gördük. Akbelen’de de zeytin, İkizdere’de de çay mücadelesi vardı. Sadece ağaç, hava, su mücadelesinin yanı sıra emek mücadelesi de veriyoruz ve vereceğiz” diye konuştu.

Haber: Tolga Güney – Rize / MA

#Taş #ocaklarıyla #tahrip #edilen #İkizderede #HES #planı

AP’de Kürt sorunu konferansı: Avrupa Kürt davasının destekçisi olmalı

Avrupa Parlamentosu’ndaki konferansta İmralı tecridi ve Türkiye’de hukukun siyasallaşması gibi tartışılırken, ‘Kanunsuz alanlar İmralı’dan başlayarak yayıldı’ vurgusu yapıldı

Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH) ile Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) tarafından organize edilen ve AP’deki Sol Parti (Die Linke), Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) iş birliğiyle “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı bir konferans düzenleniyor.

Konferansın açılış bölümünde konuşan AP Sol Parti Eşbaşkanı Martin Schirdewan, İmralı’daki tecride, Türkiye’deki seçimlere ve seçimler sonrasında Avrupa devletlerinin tutumuna değindi.

Schirdewan, Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, “Biz sessiz kalmayacağız. Avrupa devletlerinin ve liderlerinin iki yüzlü davranmalarını kınayacağız. Yargı kararlarının yerine getirilmediğini biliyoruz. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararı sürüncemede bırakıldı” hatırlatması yaptı.

İlk oturumda moderatörlüğünü sosyal aktivist ve IACTA üyesi, Feminist Kooperatif avukatı Paula Martin Ponz’in yaptığı “Türkiye’de siyasetin yargılanması” paneline Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol, Katalonya’dan ELDH Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Louis Lemkow, Türkiye İnsan Hakları Davalarını Destekleme Projesi (TLSP) ve Middlesex Üniversitesi’nden Prof. Philip Leach ve AP üyesi Fabio Massimo konuşmacı olarak katıldı.

‘Avrupa Kürt davasının destekçisi olmalı’

AP Yeşiller Grubu üyesi François Alfonsi ise “Ben Korsikalıyım, biz de haklarımız için mücadele ediyoruz. Siz Kürtlerin hakları için mücadele ettiği gibi. Abdullah Öcalan yıllarca tecrit içinde yaşıyor. HDP son seçimlerde Erdoğan’ın büyük başarıya ulaşmasının önünde engel oldu. Adil ve demokratik bir seçim olmadı. Avrupa Kürt davasının destekçisi olmalıdır” diye konuştu.

Konferansı organize eden ELDH Eşbaşkanı Prof. Bill Bowring, “Londra’da hukuk profesörü ve avukatım. Eşbaşkanım Barbara Spinelli Kürt hakları için çalışması nedeniyle Türkiye’ye giremiyor. Biz Türkiye’de pek çok mahkemeyi izledik. Cezaevlerini de gezdik. İmralı’yı da ziyaret ettik. Türkiye ile ilgili pek çok davada görev aldım. Özgür Gündem davasında görev aldık. Düşünce özgürlüğü konusunda içtihat kararları haline geldi bu davalar” dedi.

‘İktidar siyasi rakiplerine karşı hukuku kullanıyor’

MAF-DAD Başkanı Heike Geisweid, şunları söyledi:

“Biz MAF-DAD’ı yıllar önce kurduk. Temel insan hakları ve medeni hakları korumak için kurduk. Mücadelemiz sonucunda Türkiye’de DGM’ler kaldırıldı. Bugün diğer mahkemeler de hukukun üstünlüğü önünde engelleri oluşturuyor. Avrupa’nın eleştirileri nedeniyle Türkiye’de cezaevi sistemi değiştirildi. F Tipleri getirildi. Ancak bununla beraber tecrit önemli bir olay oldu.

AİHM kararlarına rağmen Abdullah Öcalan insan hakları ihlaline maruz kalıyor. Yıllardır aile ve avukatları ile komik nedenlerle görüşemiyor. Türkiye’de iktidar siyasi rakiplerine karşı hukuku kullanıyor. Ayrıca 2015 sonrasında PKK, TKP/ML, DHKP-C gibi örgütlerin militanlarına karşı çatışmalar yaşandı. 2015 son baharından 2016 ilk baharına kadar çok ciddi insan hakları ihlalleri yaşandı. Cizre, Sur, Nusaybin gibi kentler yıkıldı. 179 sivil öldürüldü. 2016’da HDP eşbaşkanları, yüzlerce üyesi, sivil toplum örgütü üyeleri tutuklandı. On binlercesi korkunç hapis cezalarına maruz kaldı. Belirsiz muğlak ‘terör’ hukuk tanımı nedeniyle.

2016’da birçok hukukçu görevden alındı hükümete yakın kişiler atandı. Sonrasında ise seçilmiş kişiler görevden atandı. Kayyumlar atandı. Koronada çok ciddi suçlu bırakıldı, siyasi tutsaklar bırakılmadı. Son seçim sonrası AKP’nin rejimi demokratikleştireceğini düşünmek saflık olur. Avrupa kurumlarının Türkiye üzerinde baskı kurması çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

‘Kanunsuz alanlar İmralı’dan başlayarak yayıldı’

Asrın Hukuk Bürosu’ndan Faik Özgür Erol da konuşmasında yargının siyasallaşmasına dikkati çkerek, Demirtaş ve Kavala davalarını örnek gösterdi. Erol, “Devletin refahı adına tüm norm ve standartlar bir kenara bırakılmıştır. Devletin bekası adına yasal sınırları kaldırıyor, etnik kimlikleri ve diğer inançları linç ediyorlar. AKP, hukuku kendi dışındaki grup ve çevreleri kazanmak için bir araç olarak kullandı” dedi.

Erol konuşmasının devamında, “Suriye’de işgal altındaki bölgeler Guantamano’daki uygulama gibi karanlık bir alandır” vurgusu yaparak şunları söyledi: “Kürt bölgelerinde de bu böyledir, özellikle ‘sokağa çıkma yasağı’ sırasında, alanlar yeniden karardığında. Bu durum göçmenler için de geçerlidir. AKP yönetimi kendisine göre statüsüz yerler yaratıyor. O gün göçmenler Ege bölgesinde bir yerde tutuklandı. Etraflarını çitle çevirerek dışarıdan yiyecek ve içecek verdiler. Hukukta böyle bir şey yok. Bu kanunsuz karanlık alanlar da İmralı’dan başlayarak diğer bölgelere yayıldı.”

Panel sürüyor

Katalan Avukat-Prof. Luis Lemkow, siyasetin yargıyı kontrol ettiğini ve “Türkiye’de olduğu gibi İspanya’da da siyasi yargı dönüşümü yaşandı” dedi.

Prof. Philip Leach ise şöyle dedi:

“Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi birkaç gün önce durumu gözden geçirerek Türkiye’den Kavala ve Demirtaş’ı derhal serbest bırakmasını istedi. Demirtaş davası, Türk yargısının siyasallaşmasına da ışık tutuyor. Bu dava geçen hafta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündemine getirildi.”

İkinci panelin başlığı ise “cezaevleri, izolasyon ve yargı” olacak. Amed Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, Türkiye’deki ceza infaz sistemini ele alacak. Asrın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Cengiz Yürekli, İmralı deneyimi üzerinden tecrit ve cezaevlerindeki durum hakkında bilgi verecek. 2023 Cezaevi Delegasyonu Üyesi Avukat Miriam Fieding uluslararası heyetlerin gözlem ve tavsiyelerini aktaracak. Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nden (ÖHD) Avukat Rengin Ergül ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “umut hakkı” kararını değerlendirecek.
Konferansın üçüncü paneli ise “Türkiye için demokratik perspektif” başlığıyla gerçekleşecek ve çözüm yolları üzerinde durulacak. İrlanda’dan Sosyalist Avukatlar Derneği’nden Declan Owens “Çatışma çözümü deneyimleri ve hukukun rolü” başlıklı bir sunum yapacak. Norveç Pen’den Caroline Stockford “Kürtçe savunma hakkı ve Kürt gazetecilere, medyaya yönelik baskıları” ele alacak. AP Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı Grubu’ndan Giuliano Pisapia ise Türkiye’nin demokratikleşmesinde Avrupa’nın rolü üzerine konuşacak.

Kaynak: ANF

#APde #Kürt #sorunu #konferansı #Avrupa #Kürt #davasının #destekçisi #olmalı

Esad, Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi şartını yineledi

İran heyetiyle bir araya gelen Beşar Esad, Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi şartını yineledi

Şam hükümeti başkanı Beşar Esad, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asğar Haci ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. SANA’nın aktardığına göre Esad, Türkiye ile olan ilişkilere değindi.

Şam-Ankara arasındaki ‘normalleşme’ müzakerelerinde, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme hedefine odaklanılması gerektiğini dile getiren Esad, Suriye’nin müzakerelerdeki ana hedeflerinin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki topraklardan çekilmesi ve ‘terörle mücadele’ olduğunu söyledi

SANA’daki haberde şu ifadeler yer aldı: “Esad, bundan sonraki aşamada, özellikle dörtlü toplantılar ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizerek, Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele olsun, ister başka konular olsun temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlıkları ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesini vurguladı.”

DIŞ HABERLER

#Esad #Türkiyenin #Suriyeden #çekilmesi #şartını #yineledi

Bergamalılardan RES ihalesine tepki: Dağlarımızda şirketler tarafından terör estiriliyor

Bergama’da yapılmak istenen RES ihalesine tepki gösteren yöre halkı, ‘Dağlarımızda RES ve GES şirketleri tarafından terör estiriliyor’ dedi

Bergama Çevre Platformu, Maruflar ve Setlik köylerinde yapılmak istenen Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) ihalesinin yapıldığı Bergama Belediyesi önünde basın açıklaması yaptı. Sık sık “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganı atılan açıklamaya köylülerin yanı sıra ekolojistler ve çok sayıda yurttaş da katıldı.

Açıklama yapan Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, Maruflar’da 50 Setlik’te 30 dekarlık tarım arazisinin sermayeye aktarılmak istendiğini aktardı. Bu köylerin Bergama’nın en yokluk çeken köyleri olduğunu vurgulayan Engel, “Bin ağacın bulunduğu arazide köylüler hayvancılık yapmakta. Yöre köylüsüne rağmen geçim kaynaklarını elinden alan onları açlığa terk eden bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bu nedenle bu ihale halka karşı bir anlayışla yapılıyor. Burayı 29 yıllığına kiralayarak RES ve GES yapacaklar. Dağlarımızda RES ve GES şirketleri tarafından terör estiriliyor. Bu RES sermayedarları köylülerin ellerindeki malları yok pahasına belediye marifetiyle alıyor. Zaten köylerde giderek azalan nüfus var. Buraları tamamen insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz” diye konuştu.

‘İnsanları zor durumda bırakacaklar’

Ardından konuşan Maruflar Köyü Muhtarı Hüseyin Paloz ise, “Köyümdeki 50 dekarlık alanın satılmasını istemiyorum. Köylülerimiz hayvancılıkla geçiniyor. Bu köy yoksul bir köydür. Bunu satıp insanları zor durumda bırakacaklar. Zaten maden köye birçok zarar verdi. Buna karşı birçok yazı yazsakta bakanlık buraya dair bir adım atmadı. Biz bu arazinin de yok olmasını istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İZMİR

#Bergamalılardan #RES #ihalesine #tepki #Dağlarımızda #şirketler #tarafından #terör #estiriliyor

Kontrgerilla’nın kuruluş belgesi ortaya çıktı: ABD’den yardım talep edilmiş

Faili meçhul cinayetlerle adı anılan ve ‘gladyo ve kontrgerilla’ olarak anılan ‘Özel Harp Dairesi’nin kuruluşuna dair Türkiye’nin ABD’den yardım talep ettiği belgeler ortaya çıktı

Günümüzde Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak adı ve yapısı değiştirilen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun kuruluş belgeleri ilk kez ortaya çıktı.

Tarihçi yazar Erhan Çiftçi, yakın tarihteki birçok suikast ve faili meçhul cinayetle anılan kuruluş için Demokrat Parti’nin iktidarda ve Türkiye’nin NATO’ya tam üye olduğu 1952 yılında Türkiye Genelkurmayı tarafından ABD yönetiminden yardım talep ettiğine dair belgeyi paylaştı.

İlgili belgeyi ABD arşivlerinde çalışırken bulduğunu belirten Çiftçi, belgenin içeriğini ise “bu belgelerde Türk Genelkurmayı’nın kendi bünyesinde bir psikolojik harp departmanı kurmak istediği ve bunun için Kur. Alb. Emin Çobanoğlu aracılığıyla Amerikalılardan yardım talep ettiği görülüyor” ifadeleriyle açıkladı.

Çiftçi, paylaştığı belgeye göre Ankara’nın “tavsiye” talebine karşılık ABD yönetiminin verdiği yanıtı da “Amerikalılar ise böyle bir talepte bulunulmasından duydukları memnuniyeti dile getirerek 22 Eylül 1952 tarihinde ‘Hususi ve Yardımcı Muharip Birlikleri’ adıyla kurulacak ve ertesi yıl ‘Seferberlik Tetkik Kurulu’ ismini alacak yapı için ilk önerilerini sunmuşlar” sözleriyle açıkladı.

“Kontrgerilla” ve “gladyo” gibi isimlendirmeler de yapılan kuruluşla ilgili ABD’nin önerisine dair arşivde, “psikolojik harp işleri ile meşgul olacak teşkilat yapısının siyasi ve askerî boyutları şemalarla” anlatıldığını dile getiren Çiftçi, “proje”nin siyasi boyutunu gösteren çizimi de paylaştı.

Çiftçi, paylaşımlarında, belgede adı geçen ve ABD’lilerle teması kuran Kurmay Albay Emin Çobanoğlu’nun birkaç yıl sonra askerlikten ayrılarak günümüzdeki adıyla “Millî İstihbarat Teşkilatı”na katıldığına ve teşkilata kısa süre başkanlık yaptığına da dikkat çekti.

HABER MERKEZİ

#Kontrgerillanın #kuruluş #belgesi #ortaya #çıktı #ABDden #yardım #talep #edilmiş

AİHM’den ‘Kürdistan’ kararı: Baydemir’e tazminat ödenecek

AİHM Osman Baydemir’e, Meclis’te ‘Kürdistan’ ifadesini kullandığı gerekçesiyle verilen cezayı haksız buldu. Baydemir’e 16 bin 957 euro tazminat ödenecek

Eski Amed Büyükşehir Belediye Başkanı ve eski HDP Riha Milletvekili Osman Baydemir’e Meclis’te “Kürdistan” ifadesini kullanması gerekçesiyle 2017’de verilen ceza, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından ifade özgürlüğü ihlali sayıldı.

Baydemir’in başvurusunu görüşen mahkeme, Türkiye devletini 9 bin 750 euroluk kısmı manevi tazminat olmak üzere toplam 16 bin 957 euro tazminat ödemeye mahkum etti.

Ne olmuştu?

Söz konusu olay, Baydemir’in HDP Riha milletvekili olduğu 2017’deki bir Meclis oturumunda “Ben Kürt halkının bir evladı olarak, Kürdistan’dan gelen bir temsilci olarak kendime şöyle bir rol biçiyorum: Bu çatı, Kürt’ün ve Türk’ün ortak çatısı olsun” ifadelerini kullanması üzerine yaşanmıştı. Baydemir’e bu gerekçeyle, “iki parlamento oturumuna katılmamayı” ve “maaşının üçte ikisinin kesilmesini” içeren disiplin cezası verilmişti.

Baydemir ise “yasama faaliyeti sırasında sarf ettiği sözler nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği” gerekçesiyle cezayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımıştı. Ancak AYM, “disiplin cezasının Anayasanın yargısal denetimini mümkün kıldığı parlamento kararlarından olmadığı” gerekçesiyle yetkisizlik kararı verince Baydemir itirazını AİHM’e taşımıştı.

HABER MERKEZİ

#AİHMden #Kürdistan #kararı #Baydemire #tazminat #ödenecek

Arif Çetin’e ‘suç örgütleriyle arana mesafe koy’ diyen avukata soruşturma

Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin’e dair ‘Suç örgütleriyle arana mesafe koy’ paylaşımı yapan Av. Tugay Bek hakkında soruşturma açıldı

Adana Barosu’na kayıtlı avukat Tugay Bek, Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin’in Metro Turizm sahibi Galip Öztürk ve devlet bağlantılı çete yöneticisi Alaattin Çakıcı’nın çalışanı Ferhat Aydoğan ile birlikte çektiği fotoğrafa dair sanal medya hesabından, “J. Komutanı, suç örgütleri ile arasına mesafe koysun. Cinayetten müebbet alıp, kaçtığı Gürcistan’da uyuşturucu suçundan 8 yıl ceza alan Metro Turizm sahibi Galip Öztürk samimi pozlar veren Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin, şimdi de Çakıcı’nın adamı Ferhat Aydoğan’ı ağırlamış” paylaşımında bulunmuştu.

‘TSK’yi küçük düşürmek’

Çetin, bunun üzerine Av. Bek hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” ve “TSK’yi küçük düşürmek” iddialarıyla şikayette bulundu. Şikayet üzerine Av. Bek hakkında “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Bek, soruşturma kapsamında 8 Haziran’da Adana İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi.

Bek, üzerine atılı suçlamayı reddederek, “Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamakla görevli en önemli kurumlarımızın başında gelen jandarma genel komutanın ilişkide olduğu kişileri belirlerken daha seçici olması gerektiği açıktır. Zira suç örgütü mensupları Jandarma genel komutanı veya üst düzey bürokratlarla çektirmiş olduğu bu türden fotoğrafları toplumu sindirmek sanki suç işleme ayrıcalığı varmış gibi bir izlenim yaratmak içinde kullanmaktadır. Benim paylaşımımın jandarma genel komutanını ziyaret eden kişileri belirtip ‘Jandarma Komutanı suç örgütleri ile arasına mesafe koysun’ demekten ibarettir” dedi.

 ‘Suç örgütlerine meşruluk kazandırma’

“Jandarmayı küçük düşüren benim paylaşımım değil, suç örgütü mensuplarıyla görüşmeyi, fotoğraf çektirmeyi normalleştiren, suç örgütlerine meşruluk kazandıran müştekinin kendisidir” diyen Bek, paylaşımın “düşünce ve ifade hürriyeti” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

ADANA

 

#Arif #Çetine #suç #örgütleriyle #arana #mesafe #koy #diyen #avukata #soruşturma