Ana Sayfa Blog Sayfa 46

Peyama Yekîtîya Demê Nû: Parvekirina Erkê Hat Ragihandin, “Evîn Be Ji Dilên Me Re”

Konfederasyona Yekîtiya Komeleyên Elewiyan ên Ewropayê (AABK), bi bernameyên ku di navbera 30–31ê Rêbendanê 2026’an de li Strasbourg û Bühlê hatin lidarxistin û bi Kongreya Giştî ya Hilbijartinî ya 8emîn, qada mezin a dîrokî ava kir. Kongreya ku li Cemeviya Bühlê hat lidarxistin, bû cihê ku yekîtî û hevparîya tevgera Elewiyan bi hêz kir. Beşdarên kongreyê bi gotina “Evîn be ji yekîtîya dilan re” girîngiya vê pêvajoyê destnîşan kirin.

Çalakiyên ku bi vekirina Cemeviya Strasbourgê di 30ê Rêbendanê de dest pê kirin, roja paşê bi kongreya ku li Cemeviya Bühlê hat lidarxistin berdewam bûn. Beşdarbûna giran û piştgiriya cemeviyan careke din ruhê hevparîya civaka Elewiyan nîşan da. AABK bi van taybetmendiyan nîşan da ku bawerî û rêxistina Elewiyan her roj bi hêztir dibin.

Di kongreyê de, nûnerên Federasyona Elewî-Bektaşî, Komeleya Çandî ya Pir Sultan Abdal û Weqfa Çandî ya Hacî Bektaş Velî ya Anadoluyê û gelek kesayetiyên girîng hev hatin cem hev. Beşdarên kongreyê ji bo piştgiriya rê û baweriya Elewiyan li vê çalakiya girîng amade bûn. Bi destnîşankirina rêvebertiya nû, ji bo pêşeroja AABK’ê tabloyek hêvîdar hate pêşkêşkirin.

Ji bo demema 2026–2029, rêvebertiya nû di bin pêşengiya serokên hevpar Filiz Çağlar û Hüseyin Mat de dê kar bike. Wekî serokên alîkar, Mehmet Gündüz, Müslüm Dalkılıç û Zeynel Abidin Koç hatin destnîşankirin. Karê sekreteriya giştî jî ji bo Esmender Çöçelli, Leyla Dönmez û Haşim Arslan hate spartin. Rêvebertiya nû soz da ku hevparî û têkoşîna hevpar her weha bi hêztir bikin.

AABK bi vê pêvajoyê careke din girîngiya yekîtî, dirîbûn û iradeya têkoşîna hevpar hatirandin. Di vê demê de ku dê hevparî mezin bibe, ji hemû beşdar û kesên ku piştgirî dan hat spas kirin û bi kararlîbûn hat îfade kirin ku dê bi hev re bigihîjin armancên hevpar.

İstersen çeviriyi Kurmancî mi, Zazakî (Dimilkî) mi olacak şekilde yeniden uyarlayabilirim ya da başlık ve metni haber dili açısından daha da sadeleştirebilirim.

Alevi Deyişleri Mafya Anlatısının Parçası Değildir TÜRKAN DOĞAN

Alevi deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılması masum, rastlantısal ya da yalnızca estetik bir tercih değildir. Bu kullanım, Alevi inancının, tarihsel hafızasının ve ahlaki öğretisinin bilinçli biçimde bağlamından koparılması anlamına gelir. Özellikle uyarı ve irşat niteliği taşıyan deyişlerin, şiddeti ve suç ilişkilerini merkezine alan anlatıların içine yerleştirilmesi, dizi ve sinema sektöründe kültürel bir dikkatsizlik değil, açık ve bilinçli bir asimile etme tercihtir.

“Gafil gezme şaşkın” sözü bu bağlam kopuşunun en somut örneklerinden biridir. Bu söz, Alevi yolunda hafif bir nasihat ya da süs cümlesi değildir. İnsanı durduran, kendine döndüren, nefsini sorgulatan bir uyarıdır. “Gafil gezme” derken, gücün cazibesine kapılma denir; “şaşkın” derken, yolunu, vicdanını ve rızayı yitirme denir. Bu söz, elinde silah tutan sokak kabadayılarını yüceltmek için değil, tam tersine zorbalığa ve iktidar hırsına kapılanı uyarmak için söylenmiştir.

Alevi deyişinde güç kutsanmaz; sorgulanır. İktidar parlatılmaz; sorgulanır. Bu söz, zalimin hikâyesine eşlik etsin diye değil, mazlumun gözünü açsın diye vardır. Nefsin kabardığı yerde onu törpülemek, insanın kendini kaybettiği yerde onu uyandırmak içindir. Alevi yolunda deyiş, alıştırmaz; rahatsız eder. Susturmaz; düşündürür.

Tam da bu nedenle “Gafil gezme şaşkın” gibi bir sözün mafya anlatılarında fon müziğine dönüştürülmesi kabul edilemez. Mafya anlatısı gücü sorgulamaz, güce hayranlık üretir. Şiddeti problemleştirmez, normalleştirir. Bu söz ise şiddetin cazibesini bozan, gücü yerinden eden bir uyarıdır. Onu alıp suç ve zorbalık üzerine kurulu bir hikâyenin arka planına yerleştirmek, deyişin anlamını tersine çevirmek demektir.

Burada açıkça sormak gerekir: Hangi hakla bu sözleri kendi hikâyenizin süsü hâline getiriyorsunuz? İktidara karşı söylenmiş bir uyarıyı, iktidar fantezilerinin arka fonuna koymaya nasıl cüret ediyorsunuz?

Alevi öğretisi nefsin terbiyesi üzerine kuruludur. “Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi yalnızca bireysel bir ahlak kuralı değil, toplumsal bir yaşam anlayışıdır. Mafya anlatıları ise nefsin yüceltilmesini, gücün korku yoluyla kurulmasını ve zorun hayatın doğal bir parçası gibi sunulmasını temel alır. Bu iki anlayış arasında etik, felsefi ve tarihsel bir karşıtlık vardır. Buna rağmen yan yana getirilmeleri, bilinçli bir anlam kaydırmasıdır.

Bu kaydırma aynı zamanda Alevilere dönük bir “yem atma” pratiğidir. Deyişler aracılığıyla sahte bir yakınlık kurulmakta, “bizden de bir şey var” duygusu yaratılmaktadır. Ancak bu bir temsil değildir. Bu, kimliğin seyirlik hâle getirilmesi, hafızanın tüketim nesnesine dönüştürülmesidir. Alevi sözleri, kanlı hikâyelerin estetik tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır.

Bu durum, asimilasyonun günümüzde aldığı daha incelmiş ve daha sinsi bir biçimi işaret eder. Artık kimlikler yasaklanarak değil, görünür kılınıp içi boşaltılarak etkisizleştirilmektedir. Deyiş söylenir ama anlamı susturulur. Söz korunur gibi yapılır ama yönü tersine çevrilir.
Mafya dizilerinin bu kadar yaygınlaşması da bu tablodan bağımsız değildir. Adaletin zedelendiği, hukukun güven vermediği dönemlerde şiddet anlatıları parlatılır güç fantezilerinin mekânı hâline getirilir. Bu anlatılar özellikle çocuklar ve gençler üzerinde etkili olacak biçimde kurgulanır. Güç korku yaratmakla, hayatta kalmak ise ezmekle özdeşleştirilir.

Oysa Alevi öğretisi çocuğa korkuyu değil sorumluluğu öğretir. Can incitmemeyi, lokmayı bölmeyi, rızayı esas almayı öğretir. Rızasız lokmanın haram sayıldığı bir yolun sözlerini alıp, zor ve şiddet üzerine kurulu anlatılara eklemlemek yalnızca kültürel bir çarpıtma değil, aynı zamanda ahlaki bir ihlaldir.

Bu nedenle itirazımız nettir. Alevi deyişleri mafya anlatısının parçası değildir. “Gafil gezme şaşkın” gibi sözler, gücü kutsamak için değil, güce kapılmamak için söylenmiştir. Türkülerimiz, nefeslerimiz ve deyişlerimiz şiddeti meşrulaştıran senaryoları aklamak için kullanılamaz.

Alevilerin yeraltı tarihi suçun değil, baskının tarihidir. Sürgünlerin, katliamların, yok sayılmanın ve buna karşı geliştirilen direncin tarihidir. Bizim yeraltımızda gizlenen suç değil, gömülmüş hakikattir.

Bu yüzden çağrımız açıktır: Deyişlerimizden elinizi çekin. Dilimizi ve hafızamızı rahat bırakın. Alevi kimliğini popüler kültürün dekoruna dönüştürmeyin. Çünkü bu sözler söylenecektir; ama sizin karanlığınızın içinde değil, yolun ve ışığın içinde. Bizim gönlümüzün bilincimizin içinde…

AABK’nın Görev Dağılımı Açıklandı, “Aşk Olsun Gönüllere” Filiz Çağlar ve Hüseyin Mat Eşit Başkan

AHA Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 30–31 Ocak 2026 tarihlerinde Strasbourg ve Bühl’de düzenlediği programlar ve 8. Olağan Seçimli Genel Kurul ile önemli bir dönüm noktasına imza attı. Bühl Cemevi’nde gerçekleştirilen genel kurul, Alevi hareketinin birlik ve dayanışmasını pekiştiren bir etkinlik oldu. Katılımcılar, “Aşk olsun gönüllerin birliğine” sözüyle sürecin önemini vurguladı.

30 Ocak’ta Strasbourg Cemevi’nin açılışıyla başlayan etkinlikler, ertesi gün Bühl Cemevi’nde yapılan genel kurul ile devam etti. Bu süreçte, cemevlerinin sağladığı katkılar ve yoğun katılım, Alevi toplumunun dayanışma ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi. AABK, bu özellikleriyle Alevi inancının ve örgütlülüğünün güçlendiğini gösterdi.

Genel kurulda, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın temsilcileri ile birçok önemli isim bir araya geldi. Katılımcılar, Alevi yoluna ve inancına destek vermek amacıyla bu önemli etkinlikte yer aldılar. Yeni yönetim kurulunun belirlenmesiyle birlikte, AABK’nın geleceği için umut verici bir tablo ortaya kondu.

2026–2029 dönemi için belirlenen yeni yönetim kurulu, eşit başkanlar Filiz Çağlar ve Hüseyin Mat’ın önderliğinde çalışacak. Ayrıca, Mehmet Gündüz, Müslüm Dalkılıç ve Zeynel Abidin Koç başkan yardımcılığı görevini üstlenecek. Genel sekreterlik görevine ise Esmender Çöçelli, Leyla Dönmez ve Haşim Arslan getirildi. Yeni yönetim, dayanışmanın ve ortak mücadelenin daha da güçlendirileceğini taahhüt etti.

AABK, bu süreçle birlikte, birliğin, diriliğin ve birlikte mücadele etme iradesinin önemini bir kez daha hatırlatmış oldu. Dayanışmanın büyütüleceği bu dönemde, tüm katılımcılara ve destek verenlere teşekkür edilerek, ortak hedeflere ulaşma kararlılığı ifade edildi.

Hızır Orucu Başlıyor: “Dertlerimizle Hızır, Sen Yanımızdasın”

Hızır Orucu, Kızılbaş Alevi inancında doğayla, insanla ve hakikatle kurulan kadim bağların en güçlü duraklarından biri olarak, 10-11-12 Şubat 2026 tarihlerinde tutulacak. Hızır Ayı’nın gelişiyle birlikte, adalet, paylaşım, vicdan ve rızalık gibi değerler yeniden hatırlanıyor. Hızır, Kızılbaş Aleviler için yaşamın ve insan olmanın özünü temsil eden bir yol öğretisi olarak kabul ediliyor.

Hızır, dara düşenin dermanı, yoksulun lokması ve mazlumun nefesi olarak tanımlanırken; zulme karşı duran, mazlumdan yana saf tutan Hak erenlerinin sembolü olarak da görülüyor. İnanç dünyasında Hızır, haklı bir çağrıya yanıt veren bir bilinç olarak kabul edilir. Bu yönüyle, insanın vicdanında ve adalet arayışında rehberlik eden bir yol göstericidir.

Kızılbaş öğretisinde Hızır, Şah-ı Merdan Ali ile özdeşleştirilir. Ali, hakkı gözeten ve mazlumdan yana duruşun adıdır. “İnsanı yaşat ki doğa yaşasın” anlayışının özü Ali’de vücut bulurken, Hızır bu anlayışın yaşamla bütünleşen boyutudur. Hızır günleri, doğanın uyandığı ve yaşamın yeniden can bulduğu zaman dilimi olarak kabul edilir.

Hızır Orucu, yalnızca aç kalmak değil; nefsi terbiye etmek, lokmayı bölüşmek ve gönlü arındırmakla ilgilidir. Bu oruç, insanın birbirine destek olduğu, rızalıkla paylaşılan bir yolun parçasıdır. Hızır, yol ehline görünür ve darda kalanların elinden tutar. Ne zaman geleceği bilinmez, ama geldiğinde yol göstermeden gitmez.

Hızır Orucu dolayısıyla yapılan dua ve temenniler, Hak aşkına ve Şah-ı Merdan Ali aşkına kabul olması dileğiyle sunuluyor. Açıklama, inançlarının sürekliliği ve muhabbetin aşk ile sürmesi vurgusuyla sona eriyor.

Dersim Kültür Festivali’nden çağrı: Kültürümüze sahip çıkalım!

Avrupa Dersim Kültür Festivali Tertip Komitesi, 16. festivalin 5-6 Haziran 2026 tarihlerinde Frankfurt Rebstockpark’ta gerçekleştirileceğini duyurdu. Komite, Rojava’dan Dersim’e uzanan saldırılara karşı kültür, inanç, doğa ve kimliğe sahip çıkma çağrısında bulundu.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim İnşa Kongresi (DİK) öncülüğünde oluşturulan komite, 18 Ocak 2026 tarihinde düzenlediği genişletilmiş toplantıda festivalin programı ve konseptini belirledi. Toplantıda kadınların güçlü temsili dikkat çekti ve bu katılımın önümüzdeki çalışmalar için önemli katkılar sağlayacağı vurgulandı.

Yapılan açıklamada, festivalin inkâr, asimilasyon ve soykırımların sürdüğü bir dönemde düzenlendiği belirtildi. Rojava’daki Kürt halkına yönelik saldırıların, uluslararası emperyalist ve faşist devletlerin bir komplosu olarak değerlendirildiği ifade edildi. Söz konusu saldırıların yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik bir yok etme girişimi olduğu vurgulandı.

Komite, 1937-38 Dersim olayları ile günümüzde Rojava ve Dersim’de yaşananların aynı inkâr ve yok etme zihniyetinin devamı olduğunu belirtti. Uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi unsurlarla gençliğin hedef alındığı, doğal kaynakların talan edildiği kaydedildi. Bu duruma karşı güçlü bir ortak irade oluşturma çağrısı yapıldı.

Tüm Dersimliler ve dostları, 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nde Munzur’a, coğrafyaya, varlığa ve inanç değerlerine sahip çıkmaya davet edildi.

Bozatlı Hızır, Suriye’deki Alevi ve Kürtlerin yanında olsun!

Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, Hızır’ın halk inancındaki önemini ve Suriye’de yaşanan katliamları gündeme getirdi. Alevilere, Kürtlere ve farklı inançlara yönelik saldırıların, birlik ve beraberlik gerektirdiğini vurgulayan Akbaba, “Birbirimizin Hızır’ı olabilmeliyiz. Yaşanan acılar, bizim acılarımızdır” dedi.

Hızır ayının Anadolu’daki farklı kutlama biçimlerine de değinen Akbaba, bu dönemde oruç tutulduğunu ve cem erkânlarının yapıldığını belirtti. Hızır ayı boyunca, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde geleneklerin değiştiğini, ancak temel inancın aynı kaldığını ifade etti. “Hızır, darda kalanların yardımına koşandır” diyen Akbaba, bu dönemin yardımlaşma ve dayanışma için bir fırsat olduğunu kaydetti.

Akbaba, Hızır’ın karşılanma şeklinin bölgelere göre farklılık gösterdiğini aktardı. Özellikle belirli günlerde yapılan geleneksel aktivitelerin, toplumsal dayanışmayı pekiştirdiğini vurguladı. “Suriye’de Alevilere ve Kürtlere yapılan katliamlar karşısında sessiz kalamayız. Bozatlı Hızır, o canlara yardımcı olsun” şeklinde konuşarak, Hızır’ın her zaman var olduğunu ve insanların birbirine destek olması gerektiğini dile getirdi.

Son olarak, Akbaba yaşadığı bir Hızır anısını paylaşarak, bu inancın bireylerde nasıl bir etki bıraktığını gösterdi. Hızır’ın, insanlara umut ve destek sunma kapasitesinin altını çizen Akbaba, dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemini bir kez daha hatırlattı.

Dersim Kültür Festivali’nde değerlerimize sahip çıkma zamanı!

Avrupa Dersim Kültür Festivali Tertip Komitesi, 16. festivalin 5-6 Haziran 2026 tarihlerinde Frankfurt Rebstockpark’ta gerçekleştirileceğini duyurdu. Komite, Rojava’dan Dersim’e uzanan saldırılara karşı kültüre, inanca, doğaya ve kimliğe sahip çıkma çağrısında bulundu.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim İnşa Kongresi (DİK) öncülüğünde kurulan komite, 18 Ocak 2026’da genişletilmiş birinci toplantısını yaptı. Toplantıda, festivalin iki günlük programı ve konsepti belirlendi, katılımcıların önerileri değerlendirildi.

Toplantıya önceki yıllara göre yoğun bir katılım sağlandı ve kadınların temsili dikkat çekti. Komite, bu güçlü katılımın festivalin gelecekteki çalışmalarına önemli katkılar sunacağını vurguladı.

Tertip Komitesi, yaptığı yazılı açıklamada, festivalin inkâr, asimilasyon ve soykırımların sürdüğü bir dönemde gerçekleştirileceğine dikkat çekti. Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırıların, emperyalist ve faşist devletlerin uluslararası komplolarının bir parçası olduğuna işaret edildi. Açıklamada, bu saldırıların yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik bir yok etme girişimi olduğu vurgulandı.

Komite, Dersim’de 1937-38 olayları ile günümüzdeki Rojava ve Dersim’deki inkâr ve yok etme zihniyetinin devam ettiğini belirtti. Uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi araçlarla gençliğin hedef alındığı, doğanın talan edildiği ifade edildi. Festival aracılığıyla bu talan düzenine karşı güçlü bir ortak irade oluşturulması hedefleniyor.

Tüm Dersimlileri ve dostlarını, 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nde Munzur’a, coğrafyaya, varlığa ve inanç değerlerine sahip çıkmaya davet eden komite, dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

Fehîma Hecî Îbrahîm koça dawî kir Dayika welatparêz Fehîma Hecî Îbrahîm, di 79 saliya xwe de koça dawî kir.

Navenda Nûçeyan- Fehîma Hecî Îbrahîm (Xedîca Remo) a ji gundê Ludika yê girêdayî bajarê Çilaxa, îro di encama nexweşiyên xwe yên domdar de koça dawî kir.

Dayika Fehîma (79) salên 1980’yî de fikra Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan nas dike û ji wê demê heta beriya wefata xwe her di nava xebatên cur be cur yên Tevgera Azadiyê de bû.

Dayika Fehîma, di qadên cuda de mîna komîteyên lihevkirinê, komîn û malên gel de xebat meşandin, di nava şoreşa Rojava de beşdarî gelek çalakiyan bû.

Kurê dayika Fehîma yê bin navê Îdrîs Sebrî Bozo (Kanî) di sala 1991`an tev li nava refên gerîlayên azadiyê bûbû û di sala 1993`yan de li çiyayên Kurdistanê jiyana xwe ji dest da.

Cenazeyê dayika Fehîma li Pakrewangeha Şehîdên Sivîl (Leyla Tahir) a li bajarê Qamişlo hate veşartin.

Gulistan Kiliç Koçyîgît: Em ê piştgiriya xwe ya ji bo Rojava bidomînin Serokwekîla Koma DEM Partiyê Gulistan Kiliç Koçyîgît li meclisê axivî û wiha got: “Em bi Rojava re ne, em ê piştgiriya xwe ya ji bo Rojava dewam bikin."

Enqere- Serokwekîla Koma DEM Partiyê Gulistan Kiliç Koçyîgît, têkildarî mijarên rojevê li meclisê duxayanî da. Gulistan Kiliç Koçyîgît, bibîrxist ku bi boneya 1’ê Sibatê Roja Piştevaniya Rojava ya Cîhanê bi milyonan kes daketine qadan û wiha axivî: “Em ê piştgiriya xwe ya ji bo Rojava bidomînin.”

‘Di bin çavan de lêdan û îşkence sistematîze bû’

Gulistan Kiliç Koçyîgît balkişand ser zext û êrîşên li hemberî çalakiyan û wiha got: “Kedkarên çapemeniyê hatin binçavkirin. Di bin çavan de lêdan û îşkence sistematîze bû. Polîsan zarokek 13 salî rakirin hewa û erdê xistin. Diyar Koç ji aliyê polîsan hat derbkirin û xwîn çû ser mêjiyê wî. Ligel ku talûkeya wî ya jiyanê hebû û xwîn çûbû ser mêjî lê dîsa jî bijîşkên li Nisêbînê ew taburcu kirin. Sewqî Amedê kirin û şandin girtîgehê. Ji ber ku rewşa Diya Koç giran bû rêveberiya girtîgehê ew qebûl nekir. Vê carê jî li Amedê hildan beşa lezgîn ya nexweşxaneyê û li wir bi rojan ma. Ji ber ku tenduristiya wî nebaş bû ew sewqî Nexweşxaneya Bajar a Etlîk ya Enqereyê kirin. Me têkildarî rewşa wî bi bijîşkan re hevdîtin pêk anî û bijîşk got hewce nake asta 3’emîn a nexweşxaneyê de bimîne û dibe ku sewqî nexweşxaneyeke asta 2’emîn bikin.”

‘Gelo li dijî wan polîsên ku li Diyar Koç xistin tedbîr hatine girtin?’

Gulistan Kiliç Koçyîgît, diyar kir ku dema Koç ji Nexweşxaneya Bajêr a Etlikê veguhestine Girtîgeha Sincanê ji aliyê hemşîreyekê ve hatiye tehdîtkirin û wiha got: “Gelo vê hemşîreya nijadperest, faşîst û dijminê kurd çi got? ‘Wî radestî min bikin, ez ê tiştê ku divê bê kirin bikim. Me berê kesên wiha di kîsikên zer de teslîm digirt. Ez jî li rojhilat xebitî me. Hevjinê min polîs e.’ Belê, ciwanekî bêguneh ku tu sûc nekiribû, ku tiştekî xelet nekiribû, hate lêdan. Ew anîn ber mirinê. Wekî ku ev ne bes be, ew ji aliyê wê hemşîreyê ve jî hate tehdîtkirin ku diviyabû pê re bûya. Gelo li dijî wan polîsên ku li Diyar Koç xistin tedbîr hatine girtin? Diyar Koç hîn jî ji bo jiyana xwe têdikoşe. Nexwe, çi bi wan polîsên ku ew lê dan hat? Çi bi polîsan hat? Dibe ku ew ê hemû di demek nêz de bên xelatkirin. Ji ber ku li vî welatî, ji bo sûcên ku li dijî muxalîfan, li dijî kurdan, li dijî jinan tên kirin, tu ceza tune ye. Çawa ku kesên ku Hrant Dink kuştin wek xelat betlane hatibû dayîn û wêneyên xwe pê re kişandibûn, ev rastiya vî welatî ye.”  Gulistan Kiliç Koçyîgît da zanîn ku wek tê îdiakirin Diyar Koç çalakî lidar nexistiye, al danexistiye û tiştek bi vî rengî tune.

‘550 kes hatin binçavkirin’

Gulistan Kiliç Koçyîgît di berdewama axaftina xwe de ev tişt anî ziman: “Di vê pêvajoyê de 550 kes hatin binçavkirin. Herî kêm 80 kes hatin girtin. Gel li dijî qetlîaman daket kolanan û xwestin mafê jiyanê ya kurdan neyê binpêkirin, li dijî vê derketin. Ma ev sûc e? Ez ji Wezaretê Dadê dipirsim ev sûcek çawa ye?

‘Divê vekirina derî evqas zehmet nebe’

Deriyê Murşîtpinar li rex Kobanê ye û ger derî were vekirin dê nîv saetê de alîkarî bigihêjin Kobanê. Dibe ku bi xêra alîkariyên tên şandin zarokên li wê derê bên parastin. Gel û şaredariyan alîkarî li ber hev kirin. Alîkarî hatine rawestandin. Ma dê çend rojên din bên rawestandin. Divê vekirina derî evqas zehmet nebe. Li pêşiya vekirina derî tu astengî nîn e.

‘Em vê peymanê erênî dibinin’

Di navbera QSD û rêveberiya Şamê de di 29’ê Çileyê de peymanek hat îmzekirin. Em vê peymanê erênî dibinin. Ev peyman bidawîbûn nîn e, ji bo avakirina Sûriyeyek demokratik gavek e. Em dibêjin ku di vê peymanê de tişta girîng pratîzekirin e. Em ê jî pratîzekirina peymanê ji nêz ve bişopînin.”

Gulistan Kiliç Koçyîgît piştre pirsen rojnamegeran bersivand û diyar kir ku têkildarî rapora komîsyonê randevû ji serokkomar Tayyîp Erdogan nexwestine û dibê ku di rojên pêş de hevdîtinek pêk were.

Li Mexmûrê Şehîd Viyan Soran bi semînerekê hat bibîranîn Li wargeha penaberan a Mexmûrê Leyla Walî Huseyîn bi nasnav Viyan Soran di salvegera xwe ya 20’emîn de bi kombûna endam û şêniyên wargehê re bi semînerek hate bi bîr anîn.

Mexmûr- Leyla Walî Huseyîn bi nasnav Viyan Soran 2’ê Sibata 2006’an de li hemberî komploya 1999’an a li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan hatî kirin de li herêma Heftenînê bedena xwe da ber agir. Li wargeha penaberan a şehîd Rustem Cûdî(Mexmûrê) Viyan Soran di pêşengtiya Meclîsa Îştar de di salvegera xwe ya 20’emîn de bi kombûna endam û şêniyên wargehê re bi semînerekê hat bi bîr anîn.

Bîranîn li saziya meclîsa malbatên şehîdan bi deqeyek rêzgirtin ji bo tevahî cangoriyên azadiya Kurdistanê destpêkir. Piştî rêzgirtinê li ser navê Koordînasyona Meclîsa Îştar Qimet Nerexî axivî.

‘Heval Vîyan li ser îdeolojiya Rêbertî tevlîbûneke xurt da çêkirin’

Qimet Nerexî di destpêka axaftina xwe de tevahî cangoriyên tevgera azadiyê bi bîr anî û wiha got: “Heval Viyan ji bajarê Silêmaniyê ye û 1997’an de tevlî tevgera azadiyê bûye. Heval Vîyan li ser îdeolojî, felsefe û paradîgmaya Rêbertî tevlîbûneke xurt da çêkirin. Di sala 1999’an de li hemberî Rêber Apo komployek pêkhat. Her wiha li her derê li ser jinê bindestî û hişmendiya bavîksalarî dihat ferz kirin. Li hemberî van kiryaran heval Viyan li ser pêvajoyê lêhurbûnek kir û çû biryarek bi vî rengî.”

‘Heval Viyan her tim dixwest jina azad ava bike’

Qimet Nerexî, di berdewamiya axaftina xwe de diyarkir ku Viyan Soran girêdayî xeta jinê bû û wiha dawî li axaftina xwe anî: “Heval Viyan her tim dixwest derdora xwe rêxistin bike û jina azad ava bike. Li ser vê bingehê jî kar û xebatê xwe dimeşand. Pêvajoya ku komploya navnetewî di şexsê Rêbertî de li ser gelê Kurd dihat ferz kirin û dixwestin gelê Kurd tine bikin heval Viyan ev pêvajo baş xwend û biryara çalakiyeke bi vî rengî da. Viyan Soran bi çalakiya xwe da nişandan ku tu hêz nikare gelê Kurd tine bike û ji Rêbertî qut bike. Em wek jinên ku girêdayî paradîgmaya Rêbertî ne, emê hertim şopdarên heval Viyan û rêhevalên wê bin.”