Ana Sayfa Blog Sayfa 474

Seyit Rıza ile Şeyh Said’in hayalini gerçekleştireceğiz

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul’dan Alevi adayı Celal Fırat, seçim sürecini gazetemize anlattı: Kürt meselesi ile Alevi meselesinin birbirine entegre olduğuna inanıyorum. Halk da bunu görmeye başladı. El ele verip bu meseleyi çözeceğiz. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in hayallerini gerçekleştireceğiz. Biz birleşeceğiz…

Hüseyin Kalkan

Celal Fırat, Alevi örgütlerinin ortak kararı ile milletvekili adayı olmuş. Fırat’ın başka bir özelliği ise seçim kampanyasının aday olduğu İstanbul 3. Bölge ile sınırlı olmaması. Tekirdağ’dan Malatya’ya, Malatya’dan Adıyaman’a Alevlerin olduğu her yerde kampanyaya katılıyor. Kendisini şöyle tanıtıyor: “Malatya Pütürge doğumluyum. Kürt Aleviyim. İmam Rıza Ocağı’nın bir ferdiyim. Ocağın mensup kendi taliplerimin dedeliğini yapıyorum. Aynı zamanda yıllardır esnaflık yapıyorum Eminönü bölgesinde. Esnaf derneği başkanlığını yaptım halende içindeyim. Alevi Dernekler Federasyonu ve diğer Alevi derneklerinde yoğun bir şekilde 25 senedir etkin bir şekilde hizmet ediyorum. Erikli Baba Dergahı’nda daha önce yöneticilik yapmıştım. Özellikle Garip Dede Dergahı’nda 2002 yazında yönetime girdim, 2012’de başkan seçildim. O görevim devam ediyor. Alevi Dernekler Federasyonu’nda yönetim kurulundayım. Evliyim, 2 kızım var. Bizim inancımız şunu söylüyor, bir yerde zulüm var ise zulmü engellemiyorsan zulmü yapana hizmet ediyorsun demektir.”

Eşit yurttaşlık çözer

Fırat, doğal olarak Alevlerin sorunları ile hemhal olmuş durumunda. Türkiye’nin en ücra köşesinde olan Alevilerle iletişim halinde. Sorunların hal edilmemesinin Alevileri artık yorduğunu belirten Fırat, Alevi sorununu şöyle özetliyor: “Cemevi meselesi artık Alevi toplumunu yormuş durumda. 2023 yılında hala cemevleri meselesi konuşuluyorsa, tartışılıyorsa, mesele bir elektrik-su meselesine, bir dedenin maaşının ödenmesi meselesine indirgenmiş ise bu ülkeyi yönetenlerin ayıbı olarak görmek gerekiyor. Alevi toplumu bundan ciddi bir şekilde rahatsız. Eşit yurttaşlık talepleri var, zorun din derslerinin kaldırılması meselesi bizim için hayati bir mesele, çocuklarımızın psikolojisi bozuluyor. Evde farklı bir gelenek-görenek, itikat inanç ama okulda Sünni Vahabı inancını dayatıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Alevilerin birinci önceliği diyebiliriz. Türkiye’de demokratik bir cumhuriyetin oluşmasını herkes arzuluyor. Alevi çocuklar ötekileştiriliyor. Sözlü mülakatla eleniyorlar, herhangi bir işe giremiyorlar. İstanbul genelinde her hafta 7-8 çocuğumuz intihar ediyor. Bu ayrımcılıktan dolayı psikolojisi bozuluyor. Yerel yönetimlerin çoğu muhalefete geçti ama çocuklarımız yine işe alınmıyor. Yine siyasi konjonktür kadroları orada çok etkin. Türkiye’de bizim için çok bir şey değişmedi. Biz artık birlikte yaşayacağımız demokratik bir cumhuriyet, sivil bir anayasanın özlemini herkes çekiyor. Bunu birlikte yaratacağımıza inanıyorum.”

AKP’nin açılımı

Devletin bütün meselelerdeki çözüm formülü, herkesi kendine benzeterek çözmektir. Celal Fırat bunu hem Alevilik meselesinde hem Kürt meselesinde denendiğini söylüyor. Seçimler yaklaşırken kurulan ve Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlanan Bektaşi-Alevi Daire Başkanlığı’nın da bu çabanını bir sonucu olduğunu belirtiyor. Ve şunları ekliyor: “Esasında yıllardır devleti yönetenler Alevileri kendilerine benzetmeye çalıştılar. Alevilere onların istemediği, onların olmayan bir gömlek giydirmeye çalıştılar. Tayyip Erdoğan ilk geldiğinde hep şunu söylüyordu ‘Alevlik Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim, buyrun camiye gelin’ diyordu. Bu toplum nezdinde kabul görmedi. Alev hareketinin de hakkını teslim etmek lazım, son birkaç sene içinde çok yoğun çalışmalarımız oldu. Elektrik meselesi, su meselesi toplum içinde çok tartışıldı. Ticarethane olarak bizden elektrik parasini tahsil ediyorlardı. Bu konuda ben bir çalışma yaptım. Alevi çatı örgütleri, bütün muhalefet partileri ve bakanlıklarla görüşmelerimiz oldu. Bakanlık, bize cemevlerini ibadethane olarak kabul edemeyiz, bu bütün İslam aleminde bir kırılma yaratır, biz elektrik-su parasını ödeyelim dediler. Bütün kurumlar ortak bir irade ile şiddetli bir şekilde reddettik. AKP ne yaptı? Hep yaptığını yaptı. Paravan Alevi dernekleri kurdurdu. Fethullah Gülen o süreçte devreye sokuldu. Bunlar kapandı ama tekrar açtılar. MHP Lideri Hacı Bektaş’ta büyük bir arsa alarak Alevlilere hediye ediyor gibi yaptı. Toplumda Alevi sorunu çözülüyor algısı yaratmaya çalıştılar. Biz buna karşı mücadele ettik. Köy köy dolaşarak gerçeği anlattık. 8 Kasım 2022’de Meclis’in önünde açıklama yapmak istedik, engelemeye çalıştılar. Özellikle 25 Aralık 2022’de Yenikapı’da büyük bir etkinlik yaptık, burda net bir şekilde Alevi toplumu şunu gördü. Devletin bize ne yapmak istediğini anladı. İran, Diyanet İşleri Başkanı’na ‘ya bunları sünninleştiremiyorsanız bırakın biz şialaştıralım’ demiş. Sonuçta Alevi toplumu devletin ne yapmak istediğini gördü. Seçim çalışmaları kapsamında Süleyman Soylu Alevi kurumlarına bir kahvaltı verdi. Ama Alev örgütlerinden kimse katılmadı. Cem Vakfı ile Şahkulu Vakfı katıldı. Bu aynı zamanda Alevilerin ne kadar örgütlü olduğunun bir göstergesi. Bu kurdukları Alevi-Bektaşı Daire Başkanlığı’nı lağvedilmesi gerekiyor. Biz hep söylüyoruz. Bizim için yok hükmündedir. Bir torba yasa içinde geçirdiler bunu. Bu önümüzdeki dönemde Meclis’te bize düşen bu yaşananların kaldırılmasını sağlamak, bunun mücadelesini vermek. Birinci önceliğimiz cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, ikinci mesele eşit yurttaşlık meselesidir ve hak ihlalleri meselelerini yoldaşlarımızla birlikte çözeceğimize inanıyorum.”

Kesişen kümeler

Celal Fırat, Alevi sorunu ile Kürt sorununun kesişen kümeler olduğunu, biri çözülmeden diğerinin çözülemeyeceğini söylüyor. Bu savını şöyle temellendiriyor: “İkisi de birbirine paralel ve yer yer kesişen sorunlar. Alevilerin hatırı sayılır bir bölümü Kürt’tür. Mesela ben hem Aleviyim, hem Kürdüm. Ben ilk okulda Türkçe öğrendim. Annem-babam hala Kürtçe konuşur. Yıllardır Kürtlere yapılan baskının seçim arifesinde artarak sürdüğünü görüyoruz. Geçenlerde bir partili gözaltına alınırken babası kalp krizinden öldü. Bu Kürtlerin büyük bir acı duymasına yol açıyor. Kürt meselesi ile Alevi meselesinin birbirine entegre olduğuna inanıyorum. Halk da bunu görmeye başladı. Her gittiğimiz yerde özellikle demokratik yollarla onurlu bir barış sürecine girileceğine herkes inanıyor. El ele verip bu meseleyi çözeceğiz. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in hayallerini gerçekleştireceğiz. Biz birleşeceğiz.”

Bir ülkeye demokrasi getirmek

Celal Fırat, kelimenin tam anlamıyla bir Alevi önderi. Neredeyse Türkiye’deki her Alevi ile ilişkisi var. Bu ilişki seçim kampanyası ile iç içe geçmiş gibi. Fırat, bu kampanya ile ilgili şunları anlatıyor: “Çalışma alanlarımı ben kendim belirledim. İlk dönem daha çok partinin ön gördüğü yerlere gidiyorduk. Sonra bunun çok verimli olmadığını fark ettik. Benim bağımsız çalışmam gerektiğine karar verdik. Ben Alevi toplumu içinde çalışıyorum. Zaten yıllardır onlarla iç içeyim. Her yıl en az 50 ilde Alevileri ziyaret ederim. Sorunlarına eğilirim. Şimdi ben kampanyayı Alevi toplumu içinde yürütüyorum. Aynı zamanda bir iş çevrem var, onların içinde çalışıyorum. AKP cenahında da çok arkadaşımız var. Onlarla yoğun bir şekilde görüşüyorum. Büyük bir ilgi var diyebilirim. Ayrıca başka illerdeki seçim çalışmalarına katılıyorum. Trakya’ya gittim, Malatya ve Adıyaman’a gittim. Taliplerimiz var. Talepleri şu. Bu ülkeye demokrasi getirin. Barışı getirin. Beraber oturup muhabbet edelim diyorlar. Artık bu kavgadan herkes yorulmuş vaziyette. AKP’nin bu kirli iktidarına son verin diyorlar. Bizim dinimiz sevgidir başka dine inanmayız, bu sözcüklerin her yere nakş edilmesini istiyorlar. Alevilerin yüzde 70’i İstanbul’da yaşıyor. Evet köylerimizde cemevlerimiz var, ocaklarımız var hizmet veriyorlar ama en etkin olduğumuz yer İstanbul. En az 5-6 milyon Alevi var.”

Ortak iradenin temsilcisi

Fırat’ın adaylık süreci Alevi örgütlerinin onayı ile gerçekleşmiş. Adaylık sürecinin gelişme seyrini şöyle açıklıyor: “Benim adaylık sürecim şöyle gelişti. Alevi Dernekler Federasyonu’nun bütün bileşenlerinin onayı ile oldu. 48 tane bizim birleşenimiz var. Etkin kurumlar bunlar. Bunu çok iyi okumak lazım. İlk kez Türkiye’de bir Alevi hareketi ortak irade belirledi ve ben ortak iradenin temsilcisiyim. Bizim bağımsız kurumların da desteklerini alarak Türkiye’de bir güzellik oluştu diyebilirim. Her cemevimizin binlerce üyesi var. Her gün neredeyse 10’un üzerinde yöre derneği ile görüşüyorum. Federasyon başkanları ile görüşüyoruz. Mesajlaşma sistemi ile de çalışıyoruz. 272 bin üzerinde datamız var. 400-500 bin insana ulaştık. Sosyal medya hesabımıza baktığımızda 7-8 milyon sosyal medya aracılığı ile ulaştığımız kitlemiz var. Bizim Alevi kesiminde bu kadar sahiplenileceğimizi açıkcası tahmin etmiyordum. Bu gerçekten beni şaşırttı. Bazı yerlerde belki tepki gelir diye bir beklentim vardı. Olabilirdi. Bunu gayette doğal karşılardım. Fakat büyük bir sevinçle bağırlarına bastıklarını gördüm. Ancak bir baskı var. İnsanlar karanlarını vermiş ama açıklamaya korkuyorlar. İkili görüşmelerde bunu söylüyorlar. Fabrikalara gidiyoruz. Emekçilerin yüreği yanmış durumda. Ben bu kadar tahmin etmezdim. Toplum çok bunlardan yorulmuş durumda. Gerekeni yapacaklarına inanıyorum. Bir tabir var ‘Abbas yolcu’ diye. Erdoğan’ın yolcu olduğuna inanıyorum. O da bunu fark ettiğinden dolayı. AKP’li dediklerim 99.9’ü Sünni arkadaşlarımız, dostlarımız. Onlar da bizi tanıyorlar. Bu dostlarımızdan da destek alacağımızı biliyoruz. Biz sadece 3. Bölge’de değil Türkiye çapında yoğun bir şekilde çalışma yürütüyoruz. Deprem sırasında ben 40 gün deprem bölgesinde kaldım. Gittiğimiz yerlerde Alevi-Sünni ayrımı yapmadık. Elimizdeki imkanlarla insanların ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık.”

‘Gideceklerini anladılar’

Saldırılara ve gözaltılarla ilgili sorumuzu yanıtlayan Celal Fırat, AKP-MHP iktidarının gideceğini anladığı için saldırganlaştığını belirtiyor. Fırat bu konu ile ilgili şunları belirtiyor: “Gideceklerini anladıklarına inanıyorum. Özellikle Yeşil Sol Parti’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vermesi onları çok kızdırdı. Adeta kudurttu. Kürtlerin ve Alevilerin birlikte hareket etmesini hazmedemiyorlar. Bunun göstergesi bu saldırılar. Erdoğan ve Bahçeli toplumu galeyana getiren söylemler kullanıyor. Seçim konuşmalarını mezara gömmek, mermi ile vurmak gibi sözler kullanıyorlar. Bu söylemler üzerine Yeşil Sol Parti’nin bürolarına, sahada seçim çalışması yapan arkadaşlarımıza yönelik saldırılar arttı. Seçim sorumluları, avukatlar, gazeteciler, sanatçılar, milletvekili adalarımız gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Gideceklerini onlar da hissediyorlar, giderken çatışmalı bir ortama yaratarak gitmek istedikleri kanısındayım. Özellikle gerginliği çok artıracakları kanısındayım. Ama bu kaybetmelerini engelleyemeyecek. Örnek vermek gerekirse bizim Malatyalı dernekler ile yoğun katılımlı bir toplantımız oldu. Orda duyduklarım beni gerçekten çok mutlu etti. Çok şaşırttı. İlk kez çok net bir sekilde ben Tayyip Erdoğan’ın gideceğine inanıyorum, bu kavga dilinden, kirli siyaset kavgasından herkes bıkmış durumda. Çocuklarımız aynı okulda okuyor diyorlar, aynı işyerine çalışıyorlar, birbiri ile evleniyorlar. Bu gerginlik, kutuplaştırma herkesi bıktırmış durumda. Demokrasiyi herkes özledi.”

Dersim’le yüzleşmek

Dersim Katliamı büyük bir Kürt-Alevi katliamıydı. Kemalistler uzun yıllar bu katliamı gözlerden saklamayı başardılar. Kürt hareketinin mücadelesi sonucu, Dersim Katliamı bilince çıktı. Yeni oluşacak Meclis’in bir işi de, Dersim sorunu ile yüzleşmek. Celal Fırat, bu yüzleşme için adımlar atmak gerektiğini vurgulayıp, şunları ekliyor “Ben 48 yaşındayım, inanın ki 22-23 yaşına kadar Dersim Katliamı’ndan haberim yoktu. Birçok Alevinin de yoktu. 2012 yılında Garip Dede Cemevi’ne geldiğimizde bir etkinlik yapmak istedik Dersim Katliamı ile ilgili kıyamet koptu. Sonuç olarak yaptık ama toplum bilmiyordu, Özellikle Aydınlık gazetesi cenahından bize saldırıla oldu. Alevlerin haberi yoktu. Özellikle Sivas sürecinden sonra Alevilerin belleklerini tazelediğine tanık oldum. O sürecin içindeydim. Köy köy geziyorduk. Dersim Katliamı büyük bir zulümdür. Alevi toplumu bununla yüzleşmesi lazım. Cumhuriyetle yüzleşmesi lazım. Cumhuriyetin 1. yüz yılında kendi düşüncelerini Alevilere kabul ettirmeye çalıştılar. Bu çaba halen sürüyor. 2023 yılındayız. Tayyip Erdoğan bir ara sorumluluğu CHP’ye yükleyerek özür sözü etmişti. 21 yıldır bu ülkenin başında Dersim arşivlerini açmadı. Aynı kanaldan o da besleniyor. Zihniyetleri aynı. Eğer seçilirsek bizim bir görevimiz Dersim Katliam ile yüzleşmek için gerekeni yapmaktır.”

#Seyit #Rıza #ile #Şeyh #Saidin #hayalini #gerçekleştireceğiz

AKP mutlaka gönderilmeli

AKP’nin 21 yıllık iktidarında doğal yaşam sermaye çıkarları için yok edilirken, tarım ise yerle bir edildi

Yusuf Gürsucu

Türkiye halkları Pazar günü yapılacak seçimlerde geleceği için oy kullanacak. Türlü ayak oyunlarıyla iktidara tutunma gayretinde olan AKP, halk ve doğa düşmanı yüzünü gizlemeye gerek duymadan seçimleri manipüle ediyor. Hem doğal yaşamı güçlendirip korumak için hem de gıda egemenliğine ulaşmanın kapısını aralamak için bu kirli sermaye iktidarından derhal kurtulmak elzem bir durum. Ancak iktidara aday olan Millet İttifakı’nın programının da sermaye birikimini temel alması, olası iktidar değişiminde benzer sorunların yaşanmaya devam edeceğine işaret etmekte. Bu durumu ekolojistlere ve tarım örgütlerine sorarak değerli görüşlerini sayfamıza taşıdık.

Mücadeleyi kaldığımız yerden sürdüreceğiz

Derya Akyol

Mezopotamya Ekoloji Hareketi Derya Akyol: “80’den başlayan neoliberal yapısal dönüşüm AKP’nin iktidara gelmesiyle, daha fazla sermaye birikim sürecine girilmiştir. 21 yıllık iktidarı boyunca sermaye birikim politikaları sebebiyle doğa talan ve kırıma uğratılmıştır. Barajlar ve HES’lerle su varlıkları tahakküm altına alınmış, madencilik faaliyeti yürütülmeyen alan kalmamış, tarım ve orman alanları çeşitli politikalarla yok edilmiştir. Tüm bu yıkımların diğer bir yüzü de Kürdistan coğrafyasına dönük gerçekleştirilen tasfiye ve asimilasyon politikalarıdır. Barajlarla ve orman yok etmeleriyle bir halkı yerinden etmeye dönük ırkçı politikalar da hayata geçirilmiştir. Kürdistan illerinde halkın doğrudan söz sahibi olduğu ve olabileceği yerel yönetimlere atanan kayyumlar aynı zamanda ekolojik yıkımlara çokça kapı açmış, kentsel dönüşüm adı altında birçok rant ve tasfiye odaklı projeler hayata geçirilmiştir.

Sermaye tarafında tutum

6 Şubat’ta yaşanan ve 11 ilin doğrudan etkilendiği deprem; imar barışı ve rant odaklı yapımlarla felakete dönüşmüştür. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde, AKP’nin tekrardan iktidarını sürdürmesi durumunda çoklu krizler derinleşerek artacak, yaşam alanlarımız daha fazla yok olacak, doğal afetler birer felakete dönüşecektir. Millet İttifakı’nın hazırlamış olduğu mutabakat metni ne yazık ki bizlere bu politikalardan vazgeçme vaadinde bulunmuyor. Yine kalkınma ve milli kavramlarıyla sermaye tarafında bir tutum ortaya koyuyor. Millet İttifakı ekolojiye dair AKP iktidarının kırım politikaları dışında herhangi bir söz üretmedi. Millet İttifakı yönetiminde yine doğa üretim sürecine girecek ve ekolojik yıkımlar devam ettirilecektir. Bizler ekoloji mücadelesi verenler olarak yeniden bu mücadelemize kaldığımız yerden devam edeceğiz gibi görünüyor.”

Yaptıkları yapacaklarının garantisi

Cemil Aksu

Polen Ekoloji’den Cemil Aksu: “AKP’nin yaptıkları yapacaklarının da garantisi. AKP iş başına gelir gelmez, enerji alanında özelleştirme adımları attı ve “su boşa akıyor” diyerek, başta Karadeniz olmak üzere ülkedeki bütün dereleri, nehirleri, vadileri tarumar etti. Ardından Anadolu’yu baştan başa saran deprem gerçeğini bahane ederek başta istanbul olmak üzere bütün kentlerde “kentsel dönüşüm” adı altında kentleri, kentlerdeki kamusal alanları, parkları, bahçeleri, tarım alanlarını kültürel ve tarihi mekanları şantiyeye çevirdi. Bu inşaat dalgasının ihtiyacını karşılamak için de her yeri maden sahasına çevirdiler. Büyük bir orman kıyımı yaşandı. Uşak’taki Murad Dağı’ndan Artvin’deki Cerattepe’ye, Mardin Mazıdağı’ndan, Çanakkale’nin Kazdağları’na, Antalya’nın Fenike’sinden, Alakır’ından Samsun’un Çarşamba ovasına, Dersim’e… Memleketin her tarafı enerji, inşaat, turizm, maden vb. projeleri ile şimdi beşli çete denilen ama bütün sermaye kesimlerinin yüzde 200’lere varan kârlar elde ettikleri bir “kalkınma” gerçekleştirildi.

Vaatler kolajdan ibaret

Millet İttifakı’nın mutabakat metni baştan sona kadar birbiri ile çelişkili vaatlerin olduğu bir kolajdan ibaret. Yani hiçbir tutarlılığı olmayan, bu nedenle de inandırıcılığı olmayan bir metin. Millet İttifakı da, AKP döneminde kamu kaynaklarının şirketlere aktarılmasının mekanizması olan “kamu özel işbirliği” mekanizması ile yapmayı vaad ettiği birçok ekolojik yıkım projesi var. Kılıçdaroğlu’nun temiz fonlar, temiz sermaye, temiz yatırım vb. söylemi, tam bir sermayeyi aklama çalışması. Sermayenin her yerinden kan ve irin akar. Bunu Soma’da gördük, 3. havaalanında gördük. Bunu teknoloji yatırımları ile büyüyen Hindistan’da, ABD’de, Çin’de gördük. Teknoloji yatırımlarını temiz sermaye, yatırım olarak lanse etmek, Google’da, Apple’de, Amazon’da sömürü yok demektir. Bu şirketlerin yatırım yaptığı ülkelerde kimse evsiz değil, yoksulluk çekmiyor demektir. Bu büyük bir yalan. Bu açıdan Millet İttifakı’nın vaat ettiği restorasyon, doğa için yıkımın daha da boyutlandırılması, yaygınlaşması anlamına geliyor.”

Talan, rant, yandaş

Abdussamed Ucaman

ZMO Diyarbakır Şb. Baş. Abdussamed Ucaman: “Tarımın son yıllarda önemsenmediği, çiftiçinin kendi kaderine terk edildiği bir dönemi neredeyse her gün çarşıda pazarda astronomik bir şekilde yükselen tarımsal ürünlerin dış ülkelerden ithal gıdaların hem tarımsal hem de hayvansal ürünlerin sektörel olarak nasıl alaşağı edildiğini toplum olarak yaşadık. Küresel çapta büyük şirketler ile uluslararası anlaşmalar imzalayan iktidarın bu dönemi de talan, rant ve yandaş üçleminde geçeceği artık tartışmasız bir durum. Dolayısıyla köylü, çiftçi, ziraat mühendisi ve veteriner hekimine kadar topyekun bir çöküşün oluştuğu görülürken, değiştirme ile ilgili hiçbir çabanın da olmadığını sürekli değişen tarım bakanlarından görmekteyiz. Gıda güvenliği ve gıda egemenliği konusunda gelecek dönemin ciddi tehditler beklediği AKP’nin tarım politikalarından anlaşılmaktadır.

Makro ölçekte olmasa da

Neoliberal politikaların kapitalist modernite sistematiğinde küresel dev şirketleri ile dünya ticaret örgütü vasıtası ile ülkeleri bazı anlaşmalara imza atmaya yönlendirdikleri bilinmektedir. Türkiye’nin de bu politik baskısı altında ülkedeki iktidarı kaybetmeme adına birçok anlaşmaya imza attığı üretim özgünlüğü ve özgürlüğünü kendi eli ile dünya ticaret örgütüne teslim etmiş durumdadır. Bu nedenle artık hükümetlerin politik tutumları ne olursa olsun uluslararası anlaşmalar tüm politik süreci yönlendirdiğinden Millet İttifakı’nın durumu da önümüzdeki dönemde pek iç açıcı olmayacağı kanısındayım. Millet İttifakı’nın makro ölçekte olmasa da belirli ve anlamlı iyileştirmelere gidileceği umudu daha çok erkenden olsa oluşmaktadır.”

AKP neoliberalizmin fütursuz uygulayıcısı

Adnan Çobanoğlu

Çiftçisen Örgütlenme Sek. Adnan Çobanoğlu: “Deyim yerindeyse; yarım kalan işini tamamlamaya çalışır. Bilindiği gibi AKP “yerli ve milli”(!) politikalar uyguladığını iddia etse de; tarım politikaları da dahil neoliberal politikaların en iyi ve fütursuz uygulayıcısı bir parti. Seçimler yaklaşırken bile boş durmamış Tarım ve Orman Kanunları’nda değişiklik yapmış, siyasi iktidarın çiftçilerin/köylülerin topraklarını el koyarak şirketlere teslim etmesinin yolunu yasallaştırmıştır. AKP seçimleri kazanırsa küçük aile tarımı yapanların tasfiyesi hızlanır, emekçilerin gıdaya erişimi zorlaşır, açlık kaçınılmaz olur. Afrika’da açlığın, gıda krizinin nedeni yeterli tarım arazilerinin olmaması değil, var olan tarım arazilerinin şirketlerin elinde olması ve onların ihracat için kahve üretimini tercih etmeleridir.

‘BM Köylü Hakları Deklarasyonu’

Millet İttifakı’nın da ekonomi politikaları sermaye büyümesine dayanıyor. Endüstriyel gıda sistemini örneklendiriyorlar. Kimin, nasıl, hangi tohumla üretim yaptığına bakmaksızın tarım politikalarını büyüme ve ihracat üzerine kurguluyorlar. Agroekolojik tarımsal üretim fikrinden uzaklar. Jeotermalden yararlanılarak şirketlerin kontrolünde yapılan, ekosisteme zarar veren örtü altı tarımı övüyorlar. Tarım arazilerini tarımsal üretim için kullanma yerine güneş enerji santrallerinin panellerinin tarlası haline getirecek projelerden bahsediyorlar. Ancak şurası da bir gerçek ki nispi demokratik haklara kavuşmak bile önemli. Örneğin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen kısa adı “BM Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “BM Köylülerin ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu”nun (UNDROP) ülkemizde de kabul edilmesini ve iç hukuk haline getirilmesini kabul ettirebilirsek önemli bir eşiği aşmış oluruz.”

‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’

Sadik Turan

Tüm Köy Sen G.Başkanı Sadik Turan: “AKP’nin seçimleri tekrar kazanması durumunda kölelik ve açlıkla tamamen yüz yüze kalacağız. 21 yıllık AKP iktidarı ülkede tarımı bitme noktasına getirdiğini hepimiz biliyoruz. A’dan Z’ye tüm tarım ürünleri ithalata bağlanmış durumda. Yağmalanmadık ve talan edilmedik ne arazi ne akarsu ne de ormanlarımız kaldı. En yakın örneğini yaşadığım Amasya’nın Taşova ilçesi Çambükü köyünde yaşadık. Düşünün köyün tüm geçim kaynağını sağladığı 800 dekar tarım arazisi üzerine, organize sanayi kurulu amacıyla tüm arazi molozlarla dolduruldu, dikili ağaçları ve ürünleri tamamen sökerek katlettiler. Kısacası ‘ayinesi iştir kişinin lafa bakilmaz’ sözünden hareketle yeniden iktidarda kalmaları halinde ne yapacakları bellidir.

Söylemler muğlak

AKP’nin iktidara geldiği 2002 öncesi Türkiye’de buğday rekoltesi ne ise bugün de aynı noktadadır. Ancak nüfus neredeyse 2 kat artarken, tarımsal ithalatta buna bağlı kat be kat artmıştır. Millet ittifakının tarım konusundaki çözüm önerileri AKP iktidarına göre olumlu görünsede yeterli görmüyoruz. Örneğin tarımda ithalatın yasaklanacağına dair bir tutumlarını duymadık. Ayrıca üretici köylerin sendikalaşma konusunda engellerin kaldırılacağı ve teşvik edilmesi gibi konulara hiç değinilmedi. Tarım kanununun 21. Maddesinde yer alan üreticilere verilecek destek miktarı GSMH’nın arttırılacağına dair bir açıklama yok. Söylemleri çok muğlak ve bu muğlaklık için bizlerin muradına cevap olamamaktadır.”

#AKP #mutlaka #gönderilmeli

Kobanê Davası’nda tahliye talepleri reddedildi

Kobanê Davası’nda mahkeme tahliye taleplerini reddetti. Tutuk inceleme duruşması ise 7 Haziran’a ertelendi

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de bulunduğu 20’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen 25’inci duruşmasında tutuk incelemesi kararı açıklandı.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi, yargılanan isimlerin tahliye ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebinin reddine karar vererek, tutuk inceleme duruşmasını 7 Haziran’a erteledi.

HABER MERKEZİ

#Kobanê #Davasında #tahliye #talepleri #reddedildi

İzmir’de Güler’i vuran polis tutuklandı

İzmir’in Konak ilçesinde ‘dur’ ihtarına uygmadığı gerekçesiyle Semih Gürler’i katleden polis tutuklandı

İzmir’in Konak ilçesinde dün akşam Semih Gürler adlı bir yurttaşı ihbar üzerine gelen ve “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle katleden polis memuru F.Y. tutuklandı.

İzmir Valiliği tarafından yapılan açıklamada; “Konak ilçesi 1161 sokak numara 3 adresinde 11.05.2023 günü 20.30 sıralarında, aile içi şiddet olayı yaşandığı ihbarı alınması üzerine, belirtilen adrese polis ekibi sevk edilmiştir. Polis ekibi olay yerine intikal ettiğinde, şüpheli S.G.’nin, ikametinin balkonunda bir kadını darp ettiğini görerek şüpheli şahsı olayı sonlandırması ve ikametin dışına çıkması için ikna etmeye çalıştığı esnada, şüpheli S.G. ikamet içine girerek elinde parlak bir cisimle balkona çıkmıştır. Bunun üzerine görevli polis memuru F.Y. şahsın elindeki parlak cismin silah olabileceğini değerlendirerek ikaz maksadıyla havaya iki el ateş etmiştir. Açılan ateş sonucu şüpheli S.G. baş bölgesinden yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak vefat etmiştir. Polis memuru F.Y. gözaltına alınmış, olayla ilgili adlî ve idarî soruşturma başlatılmıştır” denildi.

Öte yandan, soruşturma kapsamında polis memuru F.Y.’nin tutuklandığı öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#İzmirde #Güleri #vuran #polis #tutuklandı

Muğla’da Şerzan Kurt anıldı

Muğla’da polis kurşunuyla katledilen Şerzan Kurt için anma gerçekleştirildi

Muğla Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mayıs 2012 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencisiyken polis kurşunu ile katledilen Şerzan Kurt’un ölümünün 13’üncü yılında anmak için Muğla Sınırsızlık Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Halkaların Demokratik Partisi (HDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP), Emek Partisi (EMEP), Devrimci Parti, DİSK ile birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü katıldı.

‘Faşistler polis kontrolünde saldırdı’

Açıklamada, Şerzan Kurt anısına saygı duruşunda bulunuldu. Açıklamayı yapan Şerzan Kurt’un üniversite arkadaşı Nurullah Yıldız, 12 Mayıs 2012’de Kürt öğrencilere yönelik planlı bir şekilde faşist saldırı düzenlendiğini, polisin ise saldırıya uğrayanları gözaltına aldığını hatırlattı. Yıldız, “Gözaltındaki arkadaşlarının serbest bırakılmasını bekleyen öğrencilere faşistler bu sefer polis kontrolünde saldırdı. Bu saldırı karşısında kendini korumaya çalışan öğrencilere doğru ateş eden katil polis memuru Gültekin Şahin, Şerzan Kurt’u katletti” dedi.

‘Cezasızlık güvencesi devreye girdi’

Davanın ‘güvenlik’ gerekçesiyle Eskişehir’e taşındığını hatırlatan Yıldız, “Katil Gültekin Şahin, önce müebbet hapis cezası aldı. Daha sonra ise haksız tahrik’ ve ‘mahkemeye saygı’ indirimleri alarak tahliye edildi” hatırlatmasında bulundu. Yıldız, “Ne yazık ki cezasızlık güvencesi devreye girdi. Devlet, suç işlemiş görevlisini korudu. Yasaya göre havaya ateş etmesi gerekirken, göstericilere silah doğrultan polis adaletin elinden kurtarıldı” diye kaydetti.

‘Şerzan’ın sesiyiz’

Yıldız, davanın takipçisi olduklarını belirterek, “Şerzan’ın katledildiği bu sokaklarda Şerzan’ın sesi oluyoruz. Şerzan Kurt Kürt olduğu için, öldürüldü. Bizler Muğla Emek ve Demokrasi güçleri ve yurtsever ve sosyalist gençler olarak bu ülkede yaşayan hiçbir gencin yaşamının baharında kimliğinden, ideolojisinden ya da ırkından kaynaklı saldırıya uğramasını, katledilmesini kabul etmiyoruz” diye konuştu.

Kurt ailesinin mesajı

Açıklamada Şerzan Kurt’un annesi Necla ve babası Ömer Kurt’un mesajı da okundu. Mesajda şu ifadelere yer verildi: “Anne ve baba Kurt’un mesajı şöyle: “Anadolu ve Mezopotamya toprakları üzerinde yaşayan her halkın ve kesimin kendini içinde kimliğiyle, rengiyle ifade edeceği, can ve mal güvenliğinin sağlanacağı bir barış gelecektir. Bu barışın, özgürlüğün geleceği siz Şerzan Kurt’un Türk, Kürt ve diğer halkların onurlu genç yoldaşlarının, birlik, beraberlik ve kararlı mücadelesiyle olacaktır.”

Açıklama yapılan oturma eylemi ile son buldu.

HABER MERKEZİ

#Muğlada #Şerzan #Kurt #anıldı

Yeşil Sol Parti: KİM uygulaması Soylu’nun fotoğrafını tarayınca

Yeşil Sol Parti, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun tanıttığı ‘KİM’ uygulamasında Soylu’yu arattı, uyuşturucu kaçakçısı, tecavüz ve şiddet failleriyle yan yana fotoğraflarını sıraladı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun araba kullanırken tanıttığı “KİM” uygulamasına dair “KİM uygulaması Soylu’nun boyu tarayınca…” notuyla video paylaştı.

Soylu’nun arabada söylediği “Dünyada teknolojiyi en iyi kullanan bakanlıklardan birisi İçişleri Bakanlığı’dır. Bu konuda tevazu göstermem hiç” başlayan videoda uygulama Soylu’nun yüzünü taramasıyla uyuşturucu kaçakçısı, tecavüz ve şiddet failleriyle yan yana fotoğraflarına yer verildi.

Fotoğraflar sıralandı

Soylu için “Suç İşleri Bakanı Süleyman Soylu” denilen videoda uyuşturucu kaçakçısı ve şiddet failleriyle yan yana olan fotoğrafları verilerek şunlar sıralandı:

”*Dolandırıcı Fatih Faruk ile beraber.

* Kara para aklamaktan tutuklanan SBK Holding’in sahibi Sezgin Korkmaz’ın uçağına bindiği anlar.

* Halkın iradesini gasp ediyor.

* Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine saldıran Murat Alp ile beraber.

* Mardin Kayyımı Mustafa Yaman ile belediye bütçesinden çalarken

* HDP’ye saldıran saldırganlarla beraber.

* Cinsel istismar suçlamasıyla tutuklanan MHP Diyarbakır İl Başkanı Cihan Kayaalp ile beraber.

* Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen’i katleden Ümitcan Uygun’un babası Durak Uygun ile beraber.

* Cinayet, kasten adam öldürmek, ağır yaralama, şantaj, fuhuş, silah ve uyuşturucu ticareti gibi birçok suçlamayla yargılanan Almanyalı Osmanlılar Derneği yöneticisi Taner Ay ile beraber.

* El Nusra ile yan yana savaşan Emrah Çelikl’le beraber.

* Uyuşturucu kullanıcısı AKP’li Kürşat Ayvatoğlu ile beraber.

* Uyuşturucu kaçakçısı Ali Osman Akat ile beraber.

* Hamile bir kadına saldırıp cezasız bırakılan Hasan Sel ile beraber.

* Uyuşturucu kaçakçısı Şehmus Özkan ile beraber.

* Uyuşturucu ticareti ve kadına şiddet olaylarıyla gündeme gelen Sadık Yıldırım ile beraber. “

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Parti #KİM #uygulaması #Soylunun #fotoğrafını #tarayınca

BM: 200 bin kişi Sudan’dan göç etti

BM, Sudan’da devam eden çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin ülkeyi terk ettiğini açıkladı

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü Olga Sarrado, Sudan’da 15 Nisan’dan bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında devam eden çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin ülkeyi terk ettiğini açıkladı.

BM Cenevre Ofisi Enformasyon Birimi Basın ve Dış İlişkiler Bölümü Başkanı Rolando Gomez moderatörlüğünde düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Sudan’da dördüncü haftasında da devam eden çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişi ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Her gün daha fazla kişi sınırı aşıp güvenlik arayışına giriyor” denildi. Ülke içinde yüz binlerce kişinin yerinden olduğunu da vurgulayan Sarrado, birçok kişinin temel ihtiyaçlara ulaşamadığı için evlerine kapandığını söyledi. Sarrado, Sudan’daki bu acil duruma müdahalenin zorlu ve maliyetli olduğunu vurguladı.

HABER MERKEZİ

#bin #kişi #Sudandan #göç #etti

Botan’da yüzlerce araçlık ‘özgürlük konvoyu’

Yüzlerce araçtan oluşan Yeşil Sol Parti’nin Botan ‘özgürlük konvoyu’, geçtiği her yerde büyük bir coşkuyla karşılandı

Seçime iki gün kala, çalmadık kapı bırakmayan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Şirnex’ın Hezex (İdil) ilçesine bağlı Ereban beldesinden Hezex’e, Cizîr (Cizre), Silopiya (Silopi,) Qasirk (Kasrik), Dergûl’den (Kumçatı) Şirnex merkeze kadar yüzlerce araçlık konvoy ile giriş yaptı. Botan özgürlük konvoyu mahalle, köy, belde ve ilçelerde büyük coşkuyla karşılanırken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şirnex milletvekili Hasan Özgüneş, Yeşil Sol Parti Şirnex milletvekili adayları, Ayşegül Doğan, Newroz Uysal Aslan, Zeki İrmez, Bedrihan Osal yer aldı.

Konvoya yüzlerce araçla binlerce yurttaş eşlik etti. İlçe ve belde merkezlerinde yurttaşlar caddelere evlerinin balkonlarına çıkarak adayları zafer işaret ve zılgıtlarla selamladı.

HABER MERKEZİ

#Botanda #yüzlerce #araçlık #özgürlük #konvoyu

Kılıçdaroğlu: Hiçbir sandığı boş bırakmadık

Hakkında ‘suikast’ iddialarının ardından mitinge çelik yelek giyerek çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, Seçim güvenliğini aldıklarını vurgulayarak ‘Hiçbir sandığı boş bırakmadık’ dedi.

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Samsun’da miting düzenledi. Mitinge, Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Başkanı Temel Karamollaoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Mitingde sırasıyla Ekrem İmamoğlu, Temel Karamollaoğlu ve Ahmet Davutoğlu birer konuşma yaptı. Son konuşmayı Kılıçdaroğlu yaptı. Kılıçdaroğlu, hakkındaki “suikast” iddialarının ardından sahneye çelik yelekle çıktı. Kılıçdaroğlu’nun konuştuğu sahnede korumaların da artırıldığı ve silah bulundurdukları görüldü. Sahnede konuştuğu esnada arkasındaki korumalar da uzun namlulu silahlarla beklerken, 2 koruma da elindeki siyah çanta ile hazır bulundu.

Millet karar vermiş

Kılıçdaroğlu, mitingdeki konuşmasında emeklilere 15 bin TL bayram ikramiyesi vereceğini yineledi. “Onlar yandaşlara, ben size çalışacağım” diyen Kılıçdaroğlu, “Alacağım o beşli çetelerden ve sizlere vereceğim” dedi. Kılıçdaroğlu, siyasal iktidara “Utanmadan iftira atıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar bu millet karar vermiş. Yeter milleti ayrıştırdığın, bu milleti soğana mahkum ettin, yeter!” diye konuştu.

Hiçbir sandığı boş bırakmadık

Seçim güvenliğini aldıklarını vurgulayan Kılıçdaorğlu “İlk kez sandıklar konusunda bu kadar tedbir aldık. Hiçbir sandığı boş bırakmadık. Aman nolursunuz gidin demokrasi için, ülkeniz için güzellikler için ve bu ülkeye bahar gelmesi için oyunuzu kullanın. Elinizi vicdanınızı koyun” diyerek oy verme çağrısı yaptı.

Millet İttifakı’nın genel başkanları Samsun’daki mitingin ardından Ankara’da yapacakları mitinge katılmak üzere yine geniş güvenlik önlemleri altında Samsun’dan ayrıldı.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #Hiçbir #sandığı #boş #bırakmadık

İmralı Barış Delegasyonu’ndan MATUHAYDER’e ziyaret: Sesinizi AK’ye taşıyacağız

MATUHAYDER’i ziyaret eden Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu üyeleri, ziyaretlerinde paylaşılan hususları bir hafta sonra yapılacak Avrupa Konseyi toplantısına taşıyacaklarını belirterek, ‘Sizin sesinizi duyurmak için buradayız’ dedi

Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu MATUHAYDER’i ziyaret etti. Delegasyon üyeleri ziyaretlerde gündeme gelen konuları bir hafta sonra yapılacak Avrupa Konseyi toplantısına taşıyacaklarını belirterek, ‘Sesinizi oraya taşıyacağız’ dedi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan ve 2 yılı aşkın bir süredir haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a ilişkin Türkiye 3 farklı ülkeden gelen 3 kişilik Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu, temaslarını ikinci gününde de sürdürdü.

Delegasyonda yer alan Sosyoloji ve Antropoloji Proförörü Denis O’Hearn, Avrupa Konseyi Sol Grup Başkan Yardımcısı ile Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi temsilcisi ve İzleme Komitesi üyesi Laura Castel ve İzlanda Eski Adalet ve İç İşleri Bakanı Ögmundur Jonasson, Cumartesi Anneleri/İnsanlarını ziyaret etmek üzere İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesini ziyaret etti.

Delegasyonu, 19 Ekim 1995’te elinde telsiz ve silahlı kişiler tarafından kaçırılan Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ve Sebla Arcan karşıladı. Görüşme, Cumartesi Anneleri/İnsanları talebi üzerine basına kapalı bir şekilde gerçekleşti.

TJA aktivistleri ile görüşme

Heyet daha sonra Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivistleri ile görüştü. Görüşmede TJA aktivistleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kadına dair düşüncelerini paylaştı ve bu düşüncelerin Türkiye ile Kurdistan’da yarattığı kazanımlara dikkat çekti. Kadınların Yerel Yönetim mecralarında yer alması, eşbaşkanlık ve pek çok hususun PKK Liderinin sunduğu perspektif ile geliştiğini belirten TJA aktivistleri, PKK Liderinin düşünceleri sayesinde kadınların toplumda daha da çok var olmaya başladığını ve toplumu değiştirmeye dair ellerine fırsat geçtiğini dile getirdi. TJA aktivistleri, kendilerine ve kadınlara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalara da işaret etti. TJA aktivistleri, Olağanüstü Hal (OHAL) dönemi ve önceki dönemlerde kadın kurumlarının kapatılmasını da anımsatarak, bunlara karşı en kısa zamanda harekete geçip yeni kurumlar kurduklarını ve mücadelelerini kaldıkları yerden devam ettiklerini söyledi.

Kadın kurumlarının kapatıldığını ve yerine kayyum atandığını dile getiren TJA aktivistleri, iktidarın kadın kurumlarına erkek kayyum atadığını paylaştı. Şiddete uğrayan kadınlar için oluşturulan KADES’e değinen TJA aktivistleri, bu oluşumun bünyesinde 7 dil barındırdığını ancak Kürtçeye yer verilmediğini aktardı.

Eşbaşkanlık sistemi

Delegasyon üyeleri, TJA aktivistlerinden eşbaşkanlık sistemine dair daha çok bilgi istedi. TJA aktivistleri Kürt siyasi hareketinin büyük zorluklarla bu sistemi adım adım inşa ettiğini dile getirerek, tarihçesine değindi. Eşbaşkanlık sisteminin ilk başlarda toplumda yeterli düzeyde kabul görmediğini dile getiren TJA aktivistleri, bu sistemin 4 belediyede hayata geçmesi ve yarattığı kazanımlardan sonra toplumun görüşünün değişmeye başladığını paylaştı.

İstanbul Sözleşmesi

TJA aktivistleri İstanbul Sözleşmesi’nin önemine ve iptal edilme sürecine de değindi. Sözleşmenin imzalanma sürecine değinen TJA aktivistleri Amed’te bir kadının katledilmesi süreci ardından Türkiye’nin açılan dava sonucunda sözleşmeye dahil olduğunu ancak sözleşmenin Kurdistan’da hiç uygulanmadığını belirtti. TJA aktivistleri, sözleşmenin Amed’te imzalanma kararı alındığını ve isminin de “Diyarbakır Sözleşmesi” olarak kabul gördüğünü ancak Amed’in güvenli görülmemesi nedeniyle İstanbul’da imzalandığı bilgisini aktardı. Sözleşmenin uygulanmamasına işaret eden TJA aktivistleri, “Kürt kadın hareketi, Kürt toplumu ile bir sözleşme imzaladı. Bu büyük bedeller ile oldu” dedi.

‘Tecrit’ ile anlatılamayacak kadar kötü

PKK Liderinin tutulduğu koşullara da işaret eden TJA aktivistleri, bu koşulların sadece “tecrit” kavramı ile anlatılamayacak kadar köklü ve kötü olduğunu ifade etti. Bunun yanı sıra bu “hal” ile Kürt toplumuna ve Türkiye halklarına da “tecrit” uygulandığını dile getiren TJA aktivistleri, buna karşı her gün mücadele içinde olduklarını ifade etti.

Özel savaş yöntemi

TJA aktivistleri asker, polis ve devlet yetkililerin Kürt kadınlarına yönelik taciz, tecavüz ve şiddeti sonucu yaşanan katliamları anımsattı. TJA aktivistleri bu durumu “özel savaş” olarak değerlendirerek, bu durumla Kürt kadın hareketinin etkisinin kırılmak istendiğini söyledi. TJA aktivistleri, “Kadın Kurdistan’da savaş ganimeti olarak görülüyor. Özellikle devlet yetkililerin söylemi ile kadınlara yönelik baskılar daha da artıyor” diye kaydetti.

Kadın esaslı paradigma

Delegasyon üyeleri, AKP-MHP’nin 14 Mayıs seçimlerinde kaybetmesi ve muhalefetin kazanması halinde ne tür adımlar atacaklarını ve ne tür beklentilerinin olduğunu sordu. TJA aktivistleri, AKP ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın değişmesinin tek başına yeterli olmadığını ve devlet anlayışının tamamen değişmesi gerektiğini dile getirdi. TJA aktivistleri, kadın esaslı paradigmanın yaşam bulması için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.

Cezaevlerinde kadınların durumu

Delegasyon üyeleri, Kuzey ve Doğu Suriye’deki Özerk Yönetimin kendilerine yönelik etkisini de sordu. TJA aktivistleri, dünyada kadınlara dönük her kazanımın kendilerini ciddi derecede etkilediğini ve ilham kaynağı olduğunu ifade etti. TJA aktivistleri, İran’da kadınlar öncülüğünde başlayan başkaldırıya da işaret etti. TJA aktivistleri, Kürt kadınlarının direnişinin dünyaya etki ettiğini ve her yerde konuşulduğunu ve rehber olduğunun da altını çizdi. Cezaevindeki kadınların durumuna da değinen TJA aktivistleri, kadınların erkek tutuklulardan daha çok zorlukla karşılaştığını ifade etti. Bu durumun ayrı bir başlık olarak ele alınması gerektiğini dile getiren TJA aktivistleri, “Türkiye’deki sistem, direnişlerin öncüsünün kadın olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden kadınlara yönelik bu kadar baskı var.

30 yıllık tutuklu hak ihlallerini anlattı

Heyet, daha sonra Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni (MATUHAYDER) ziyaret etti. Heyeti dernek eşbaşkanları Dilek Demir ve Şafi Erol ile beraberindeki heyet karşıladı. Ziyarete ilk olarak yer alan Tahir İzgin, 30 yıl boyunca cezaevinde kaldığını paylaştı. 30 yıl ceza alıp bu cezayı bitirmesine rağmen tahliye edilmeyen tutuklara dikkat çeken İzgin, birçok tutuklunun Abdullah Öcalan’a “sayın” dediği için tahliye edilmediğini söyledi. Tutukluların yaşadığı hak ihlallerine, tedavi hakkının engellenmesine, işkence ve kötü muameleye de değinen İzgin, “Cezaevlerinde revir ama doğru düzgün içinde doktor yok. Muayene etmeden tedavi etmeye çalışıyorlar. Kafadan bir ilaç yazıp başından def ediyorlar” diye kaydetti. Kovid-19 sürecine değinen İzgin, bütün tutukluların salgına yakalandığını ve kendilerine tarihi geçmiş ilaçlar verildiğini söyledi. İzgin, cezaevinde yönetmenliğinde sohbet, atölye ve çeşitli sosyal aktivitelerin yer aldığını ancak siyasi tutukluların bu haktan yararlandırılmadığına dikkat çekti. İzgin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecridin son bulması için 2018-2019 arasındaki açlık grevine dikkat çekerek, “Ben 80 gün boyunca açlık grevinde kaldım. Sayın Abdullah Öcalan ‘bırakın’ demeseydi ölseydik de son vermezdik” dedi.

Tutuklu sayısı dünya ortalamsının üzerinde

Sosyoloji ve Antropoloji Proförörü Denis O’Hearn, 2000 yılları öncesinde Türkiye’de tutuklu ve hükümlü sayısının dünya ortalamasına göre çok az olduğunu ancak bu yıllardan itibaren sürekli artış gösterdiğini şimdilerde ise en çok tutuklu ve hükümlünün olduğu ikinci ülkede olduğunu anımsatarak, bunun nedenini ve o dönemden bu güne değin şartların değişip değişmediğini söyledi. O’Hearn’e yanıt veren MATUHAYDER Eşbaşkanı Şafi Erol, PKK Liderine işaret ederek, sıradan biri olmadığını ve Kürt halkının kendisini önderi olarak gördüğünü paylaştı.

Dünya izliyor

Kurdistan ve Kürtlerin uluslararası ve yerel güçler tarafından “Pazar alanı” haline getirildiğini, Kürtlerin yaşadığı dört bölgede de savaş olduğunu, binlerce köyün bu nedenden ötürü boşaltıldığını ve milyonlarca kişinin sürgün edildiğini söyledi. Kurdistan’ın sahipsiz bırakılmak istendiğini söyleyen Erol, “Bu halkın bir dili var. Dili de elinden gidiyor. Bu ekolojik bir saldırı ve bütün dünyayı etkiliyor. Ancak bu durum dünya tarafından izleniyor. Kürtlere karşı bir soykırım var. Kürtlerin bunu kabul etmesi mümkün değil” diye kaydetti. Erol, bu durumlardan ötürü cezaevindeki tutuklu sayısının artığını söyledi. Erol, Avrupa ülkelerinin Kürtlerine yaklaşımına da tepki gösterdi.

‘Bu artık bir işkence sistemine dönüştü’

MUTAHAYDER Yöneticisi Esin Çelik de, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilişinin Kürtler tarafından kabul edilmediğini, ardından ise tecrit uygulanmaya başladığını ve Kürtlerin üzerine de aynı derecede bir baskı ve tecrit uygulamasının devreye girdiğini belirterek, buna karşı gösterilen tepkilerin sonucu olarak tutuklamaların gerçekleştiğini söyledi. Çelik, Türkiye’deki siyasi tutukluların sayısını da işaret ederek, bu sayının dünyanın hiçbir yerinde olmadığını söyledi. PKK Liderine yönelik tecridin zaman içerisinde diğer cezaevlerine de uygulandığını dile getiren Çelik, “Siyasi tutuklulara yönelik ikili hukuk sistemi uzun zamandır var. Özellikle 15 Temmuz 2016’da daha da ağırlaştı. Bu artık bir işkence sistemine dönüştü. İmralı’da uygulanan tecrit biz ailelere ve topluma da uygulanmaya başlandı” ifadelerini kullandı. Çelik, tutukluların zorla sevk edilmesi, tutuklulara para gönderilmesi halinde soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalan kişi ve aileleri hatırlatarak, bunun bir cezalandırma yöntemi olduğunu ifade etti.

AB sorumluluk almalı

Söz alan MATUHAYDER Eşbaşkanı Dilek Demir, bu durumlara karşı AB ülkelerinin sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. Söz alan tutuklu annesi Zeynep Çalıhan, tutuklulara yönelik kötü muameleye dikkat çekti. Hasta tutukluların serbest bırakılması için 10 ay boyunca 6 anne olarak “Adalet Nöbeti” sürdürdüklerini ve her eylem yaptıklarında polis tarafından darp edildiğini ve işkenceye uğradığını bu nedenle tüm annelerin yaralar aldığını ve hala darp izlerinin durduğunu söyleyen Calıhan, “Adalet yoksa suçlusu devlettir” dedi.

‘Sesinizi AK’ye taşıyacağız’

Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini tespit etmek için geldiklerini belirten İzlanda Eski Adalet ve İç İşleri Bakanı Ögmundur Jonasson, 46 Avrupa Konseyi toplantısında bir basın açıklaması ile bu tespitleri paylaşacaklarını söyledi. Jonasson, “Sizin sesinizi duyurmak için buradayız” diye kaydetti.

HABER MERKEZİ

#İmralı #Barış #Delegasyonundan #MATUHAYDERe #ziyaret #Sesinizi #AKye #taşıyacağız