Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Maraş’ı Unutmadık: Hakikat, Adalet ve Barış İçin Bir Aradayız

Maraş Katliamı’nda yaşamını yitiren canlar, Kehl Cemevi’nde düzenlenen anma programıyla saygı ve mücadele bilinciyle anıldı. “Maraş’ı Unutmadık: Hakikat, Adalet ve Barış İçin Birlikteyiz” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, geçmişten günümüze süren adalet arayışı ve yüzleşme çağrısı öne çıktı.

Program, Kalubeladan bugüne Maraş’ta, Suriye’de ve farklı coğrafyalarda yaşanan katliamlar sonucu hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Sonrasında, Kehl Cemevi Dedesi Hüseyin Kazımoğlu’nun çerağ uyandırmasıyla etkinlik devam etti. Maraş Katliamı’nın tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarının ele alındığı kapsamlı bir anlatım yapıldı ve katılımcıların soruları yanıtlandı.

Anma programında, Britanya Alevi Federasyonu Kurucu Genel Başkanı İsrafil Erbil’in katkıları önem taşıdı. Erbil, Maraş gerçeğinin görünür kılınması ve adalet mücadelesinin sürdürülmesi konularında uzun yıllardır verdiği mücadeleyi paylaştı. Bu bağlamda, katliamlarla yüzleşmenin tarihsel ve politik önemine dikkat çekti.

Kehl Cemevi Yönetim Kurulu, dayanışma gösteren ve adalet mücadelesine destek veren tüm canlara teşekkür etti. Programda, İsviçre Alevi Federasyonu Genel Başkanı Esmender Çöçeli, AABK Diplomasi Komisyonu Üyesi Marc Aslan ve diğer katılımcılar anıldı. Yapılan açıklamada, “Birlikte hatırlamaya, birlikte mücadele etmeye ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz. Unutmadık, unutturmayacağız” ifadeleriyle Maraş Katliamı’yla yüzleşme ve adalet talebinin sürdürüleceği vurgulandı.

Alevi Yol Erkânında Dil ve Ulu Ozanlar Semineri Yapıldı

AABF Nordrhein-Westfalen (NRW) Bölge İnanç Kurulu, 14 Aralık 2025 tarihinde Troisdorf Alevi Kültür Merkezi’nde “Alevi Yol Erkânında Dil ve Ulu Ozanların Öğretisi” konulu eğitim semineri düzenledi. Seminerde, NRW bölgesindeki 17 cemevinden Ana, Dede ve Babalar bir araya gelirken, Alevi inancının dili, sözlü kültürü ve yol erkânı üzerine derinlemesine bir tartışma gerçekleştirildi.

Seminerin açılışında AABF NRW İnanç Kurulu 2. Başkanı Haydar Güzel Dede, Alevilerin inanç ve toplumsal değerlerine sahip çıkmasının önemini vurguladı. Aleviliğin geleceği için örgütlenmenin gerekliliğine dikkat çeken Güzel Dede, bu tür eğitimlerin yol erkânının sürekliliği açısından taşıdığı önemi de dile getirdi.

AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Aslan Ana, seminerin amacının Alevi yol erkânında kullanılan dil ve kavramların yanı sıra Ulu Ozanların öğretisinin toplumsal yaşamdaki yerini ele almak olduğunu belirtti. Ayrıca, inanç önderleri arasında bilgi paylaşımının güçlendirilmesi ve ortak bir anlayışın geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Hüseyin Erdem, “Alevi Yol Erkânında Dil ve Ulu Ozanların Öğretisi” konulu sunumunda Alevi yol erkânında dilin rolünü detaylı bir şekilde ele aldı. Yedi Ulu Ozan’ın felsefi ve sanatsal yönlerini aktaran Erdem, Alevilikte ozanların inanç ve kültür üzerindeki etkisini vurguladı. Seminerin ikinci bölümünde katılımcıların sorularını yanıtlayarak semahın anlamı ve işlevi üzerinde değerlendirmelerde bulundu.

Seminer, Duisburg Hamborn Cemevi Başkanı Şirin Emre’nin de katılımıyla gerçekleştirildi. Soru-cevap bölümünün ardından Nejla Aslan Ana kapanış konuşmasını yaparak katılımcılara teşekkür etti. Program, Hüseyin Erdem’e çiçek takdimiyle sona erdi.

Maraş Maraş !

0

 

Üzerinden 47 koca yıl geçti. Acılar hala taze, hafızalar hala diri, canlar hala yanıyor.

19-26 Aralıkta Maraş’ta sistematik şekilde gelişen katliamda resmi kayıtlara göre 111 can katledildi, Kürt kızılbaş Alevilere ait 559 ev ve 290 yakın iş yeri tahrip edilerek kullanılmaz hale getirildi. 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi ise müebbet hapis cezası aldı, 321 kişi de 1 ila 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise hala ulaşılamadı.

Her yıl düzenli bir şekilde dışarıdan taşıma kitle ile anmalar gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bu anmalara katılmak isteyen yurt içi ve yurt dışından gelen Alevi kurumları ve yurttaşların çeşitli engellemelerle kente girmeleri engelleniyor. Yer yer basın ve medya kuruluşlarında çeşitli engellemeler olsa da bir biçimi ile katledilen canlar anılmaya devam ediyor. Fakat Maraş yerelinde yaşayan ve çevre ilçelerde yaşayan azımsanmayacak Kürt kızılbaş ve Türkmen Alevi nüfusun neredeyse yok denecek kadar az bir kesimi duyarlılık gösteriyor. Bunun aslında şöyle bir arka perdesi de var; burada yaşayan aleviler hala tedirgin çünkü Maraş hala faşizmin gölgesinde bir şehir. Dolayısıyla yaşamını Maraş ve çevresinde sürdüren Alevilerin ciddi anlamda kaygıları mevcut çünkü hafızaları hala taptaze. Eşini, dostunu, bir yakınını kaybettiler ve kalanlar Maraş’ta yaşamanın ne olduğunu biliyorlar.

Bu yıl da anmaların muhtemelen geçen yıllarda olduğu gibi belli bir kitleyle gerçekleşecek olması içten bile değil. Bu anmalara bir şekilde katılarak ciddi bir kamuoyu yaratmak gerekiyor. Bu da Türkiye’de bulunan Alevi kurumlarının ortak mücadelesiyle olacaktır. Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin öncülüğünde olduğu gibi Maraş’ta da bir çatı örgütün öncülük etmesine ihtiyaç vardır. Bundan kaçmak temsili genel başkan ve yönetici düzeyinde katılım ile Maraş’ta bir hak elde edilemeyecektir. Sadece ‘gidip andık geldik’ şeklindeki yaklaşım Maraş’ta yaşayan Alevileri yalnızlaştırarak ‘kendi kendinize çözün bu meseleleri’ yaklaşımı doğru bir politika değildir.

Anmaya çok az bir süre kala buna ilişkin net bir çalışma henüz gözlemlediğimiz kadarıyla yok. Umuyoruz ki kurumlar bunun için yeterince çaba gösterecektir. Aşk ile..

Maraş, Süreklilik Taşıyan Bir İmha Politikası ŞÜKRÜ YILDIZ

Türkiye’de yaşanan katliamları tek tek ele almak, onları yalnızca tarihsel birer “acı olay” olarak değerlendirmek, gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü bu ülkede katliamlar bir istisna değil, bir sürekliliktir. Hedefleri değişmeyen, yöntemleri dönemsel olarak farklılaşan, ama özü itibariyle aynı hatta ilerleyen bir devlet ve egemen akıl pratiğidir bu.

Bu katliam silsilesinin hedef aldığı topluluklar rastgele seçilmemiştir. Türkiye’de yaşam hattı olan, bu ülkenin toplumsal ve siyasal damarlarını oluşturan kimlikler hedef alınmıştır. Aleviler, Kürtler, solcular, sosyalistler… İnançlarıyla, kimlikleriyle, politik tercihleriyle egemen sistemin dışında kalanlar sistematik biçimde hedef haline getirilmiştir.

Bu çerçeveden bakıldığında Maraş Katliamı, yaşananların yalnızca bir halkası değil, bu imha politikasının yoğunlaştırılmış bir özetidir.

Maraş’ta katledilenlerin ortak özellikleri açıktır. Ulusal kimlik olarak ağırlıklı biçimde Kürt olmaları, inançsal olarak Alevi olmaları, siyasal ve toplumsal tercihleri açısından solcu ve sosyalist olmaları. Yani Maraş’ta hedef alınanlar, devletin makbul vatandaş tanımının bütünüyle dışında kalan kesimlerdir.

Bu nedenle Maraş Katliamı’nı yalnızca “Alevilere yönelik bir saldırı” olarak daraltmak eksik olur. Evet, bu bir Alevi katliamıdır. Ama aynı zamanda bir Kürt katliamıdır, bir sol ve sosyalist katliamıdır. Bu kimliklerin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Maraş’ta bu kimlikler iç içe geçmiştir ve birlikte hedef alınmıştır.

12 Eylül darbecilerinin açıkça söylediği şu cümle bu gerçeği özetler niteliktedir “Biz bu darbeyi Kürtlere, komünistlere ve Kızılbaşlara karşı yaptık.”

Bu cümle, Maraş’ta yaşananların arkasındaki zihniyeti bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.

Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına bakıldığında üç temel unsur öne çıkar, bir grubun doğrudan hedef alınması, bu grubun yaşamına kast edilmesi, ekonomik, sosyal ve mekânsal olarak yok edilmeye çalışılması.

Maraş’ta bu üç unsurun tamamı vardır. İnsanlar kimlikleri nedeniyle hedef alınmıştır. Yaşamları ellerinden alınmıştır. Mallarına el konulmuştur. Hayatta kalanlar göçe zorlanmıştır. Bir kentin demografik ve kültürel yapısı bilinçli biçimde değiştirilmiştir.

Bu nedenle Maraş’ta yaşananlara “katliam” demek yetersizdir. Bu, açık bir soykırım pratiğidir. Ancak Türkiye’de bu soykırım ne hukuki ne de siyasal olarak gerçek anlamda tartışılabilmiştir.

Maraş Katliamı’nın en ağır sonuçlarından biri, mağdurların yıllarca konuşamaması olmuştur. İnsanlar yaşadıklarını anlatmaktan korkmuş, sanki hiç yaşanmamış gibi hayatlarına devem etmişlerdir. Maraş, uzun yıllar boyunca konuşulması yasaklı bir tabu hâline getirilmiştir.

Bu sessizlik kendiliğinden oluşmamıştır. Mağdurlar suçlu gibi gösterilmiş, sanki yaşananlar hak edilmiş gibi bir algı yaratılmıştır. Bu psikolojik kuşatma, adalet talebini de geciktirmiştir.

Ancak 2000’li yılların başında itibaren tanıklar yavaş yavaş konuşmaya başlamıştır. Bu, hem bireysel bir cesaretin hem de toplumsal hafızanın kendini zorla hatırlatma çabasının sonucudur.

Alevi hareketi tartışılırken sıkça dile getirilen bir yanlış vardır “Aleviler Sivas Katliamı’ndan sonra örgütlenmeye başladı.” Bu ifade hem eksiktir hem de yanıltıcıdır. Evet, Sivas Katliamı sonrasında Alevi örgütlenmesi görünür biçimde büyümüştür. Lakin Aleviler bu süreç öncesinde özellikle Avrupa’da kendi isimleri ile kurumlaşmaya başlamışlardı. Türkiye’ye uzanan bir uyanış dalgasının geldiği bir dönemden geçiliyordu. Sivas Madımak katliamı işte bu uyanışın barajlanması projesinin, Alevilerin demokrasi güçleri ile buluşmasını engelemek için devlet merkezli organize edilmiştir. Katliamın ardından Türkiye’nin dört bir yanında yürüyüşler düzenlenmiş, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı öne çıkarılmıştır. Alevi hareketi bu eksene sıkıştırılarak katliamda sorumluluğu olan CHP üzerinden yeniden devlet denetimine alınmıştır. “Mollalar İran’a” sloganı ile katliamın yerel, devlet bağlantılı boyutu örtülmüş, dış düşman algısıyla gerçek sorumlular gizlenmiştir.

2008 yılında Alevi örgütleri merkezi bir Maraş anması yapma kararı aldı. Ancak bu anma Maraş’ta değil Adana’da gerçekleştirilmiştir. Çünkü Maraş’a girmek demek, o coğrafyanın Kürtlüğüne, Aleviliğine ve sol-sosyalist duruşuna açık biçimde sahip çıkmak demektir. Bu yüzleşmeden kaçınılmıştır.

2009 yılında ise bu tablo kırılmıştır. Türkiye’deki Alevi örgütleri değil, İngiltere Alevi Federasyonu Maraş’ta anma yapmak için başvuruda bulunmuştur. Valilik yurtdışından gelen bir kurumun başvurusunu kabul edemeyeceklerini belirterek başvuruyu rededince, Türkiye Alevi örgütlenmesi kamuoyu baskısıyla Maraş’ta anma yapma kararı almıştır. 31 Aralık 2009  tarihinde yapılan ilk anma programına faşist güçler saldırmış ve bunu bahane yapan valilik sonraki yıllarda izin verilmemiştir. Bu durum hâlâ devam etmektedir…

Kısacası, Sivas katliamından 15 yıl ve Maraş’da yaşanan katlimadan 31 yıl sonra Maraş kendisini gündeme sokmuştur.

12 Eylül sonrası dönemde Alevi hareketine üç ayrı etkin operasyon çekilmiştir. İkisi geride kalmış, üçüncü süreç içinden geçmekteyiz. Bunlardan ilki Sivas Katliamıdır. Bu katliam yalnızca bir linç değil, aynı zamanda Alevileri, gelişen Kürt siyaseti ve sol hareketi ile bütünleşmesini engeleme hamlesidir.

Bugün Maraş meselesi, yalnızca geçmişle ilgili değildir. Maraş, bugünün demokrasi mücadelesidir. Kürtlerin var olma mücadelesidir. Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesidir. Solun ve sosyalistlerin adalet mücadelesidir.

Bu mücadeleleri birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü sorunlar aynı merkezden beslenmektedir. Bugün Kürtler daha örgütlüdür, Aleviler daha örgütlüdür, sol ve sosyalist yapılar tabloyu daha net okumaktadır. Bu, Maraş’ın neden hâlâ bu kadar rahatsız edici bir gerçek olduğunu da açıklar.

Maraş’la yüzleşmek, bu ülkenin kuruluşundan bugüne taşıdığı inkâr ve imha siyasetleriyle yüzleşmek demektir. Bu nedenle Maraş yalnızca anılacak bir acı değil, sahip çıkılması gereken bir mücadele hattıdır.

Ve bu mücadele, er ya da geç, herkesin kapısını çalacaktır.

Maraş, Cezaevi ve Roboski Katliamları DAKME’de Anıldı

Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME), Maraş Katliamı, 19 Aralık Cezaevleri Katliamı ve Roboski Katliamları için anma etkinliği düzenledi. Etkinlik, Zeynep Ovayolu’nun moderatörlüğünde gerçekleşti ve panelde Şükrü Yıldız ile Hüseyin Bulut konuşmacı olarak yer aldı. Anma, DAKME Müzik Topluluğu’nun yaktığı ağıtlarla sona erdi.

Aralık ayı, tarihimizde katliamlarla anılan bir dönem olarak kaydedilmiştir. 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşanan olaylar, Alevi ve sol düşüncelere sahip birçok insanın katledilmesine neden olmuştur. Bu süreçte Alevilerin evleri ve işyerleri yakılmış, birçok insan yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakılmıştır.

19 Aralık 2000 tarihinde devletin ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında yirmi cezaevinde gerçekleştirdiği katliam da unutulmamalıdır. Bu olay, cezaevlerinde büyük bir trajediye yol açmış ve pek çok insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

Son olarak, 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de yaşanan katliamda, çoğu çocuk olan 34 kişi hayatını kaybetmiştir. DAKME, bu acı olayları unutmamak ve hatırlatmak amacıyla anma etkinliği düzenleyerek toplumu bilgilendirmeyi ve yaşanan travmayı paylaşmayı hedeflemiştir.

Etkinlik, sinevizyon gösterimi ile başladı ve ardından katılımcıların konuşmalarıyla devam etti. Anma, lokmaların dağıtılmasıyla son buldu.

Chanuka Bayramı’nda Saldırıya Alevilerden Sert Tepki

Yahudi inancının önemli bayramlarından Chanuka’nın ilk günü, Avustralya’nın Sydney kentinde yaşanan saldırıyla gölgelenmiştir. Bondi Plajı’nda meydana gelen bu olay, inançlara ve kimliklere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Saldırı, dünya genelinde derin bir üzüntü yaratırken, toplumsal barış ve birlikte yaşam değerlerinin önemini hatırlatmaktadır.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), yaşanan saldırıya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken, yaralananların da bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni etmiştir. Alevi inancının tarihsel olarak mazlumdan, barıştan ve yaşamdan yana duruşunu vurgulayan federasyon, bu tür olayların sona ermesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Federasyonun açıklaması, tüm inanç gruplarının eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğunu ve inanç özgürlüğünün korunması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Saldırı, sadece Yahudi toplumu için değil, tüm insanlık için derin bir yaradır ve bu tür olaylara karşı ortak bir duruş sergilemek gereklidir.

Alevi-Bektaşi hafızasında kırılma noktaları tartışılıyor

Garip Dede Vakfı (GADEV) Alevi Akademisi tarafından düzenlenen “100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Aleviler” konferansı, Alevi-Bektaşi hafızasının önemli kırılma noktalarını ele aldı. Konferansın moderatörlüğünü üstlenen Hatice Uzun, ilk sunumu gerçekleştiren Dr. Gözde Orhan’ın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi-Bektaşi inancının devlet politikalarıyla ilişkisini tarihsel bir çerçevede değerlendirdiğini aktardı.

Dr. Orhan, 1826 yılında kaldırılan Yeniçeri Ocağı ile Bektaşi Tarikatı arasındaki ilişkiye vurgu yaparak, bu durumun devletin Bektaşi inancına yönelik tutumunu nasıl şekillendirdiğini açıkladı. 16. yüzyılda Kızılbaşlara yönelik şiddet sarmalının, 19. yüzyılda devlet şiddetine dönüşmesiyle Alevi-Bektaşi topluluklarının maruz kaldığı baskıları anlattı. Bu süreç, Alevi-Bektaşi topluluklarının devlet tarafından sistematik bir dışlama ve şiddet politikası ile karşılaştığını gözler önüne serdi.

Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün Alevi ve Bektaşi ileri gelenleriyle kurduğu temasları da aktaran Orhan, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kabulü sürecinde mecliste ciddi bir muhalefet yaşanmadığını belirtti. Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Hacıbektaş Dergâhı’nın son postnişini Salih Niyazi Dedebaba’nın yaşadığı zorluklar, inanç özgürlüğü açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

12 Eylül askeri darbesi sonrası devletin din politikalarının Türk-İslam sentezi ekseninde yeniden şekillendiğini ifade eden Orhan, bu süreçte Alevi-Bektaşi topluluklarının maruz kaldığı ayrımcılığın daha da derinleştiğini vurguladı. 28 Şubat sürecinde Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun yeniden devreye sokulması, Alevi açılım süreçlerinde ve eşit yurttaşlık taleplerinde büyük bir engel teşkil etti.

Yazar Mahsuni Gül ise “Tekke ve Zaviyeler Kanununun Hacı Bektaş Dergahına yansımaları” başlığında dergahın yağmalanan demirbaşları hakkında önemli bilgiler paylaştı. 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte unvanların yasaklanması ve dergahların eşyalarının satılması, Alevi inancına yönelik sistematik bir saldırının parçası olarak değerlendirilmektedir. Gül’ün aktardıkları, bu durumun planlı bir biçimde gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.

Tekke ve Zaviyeler Kanunu: Alevi Hafızasına Yönelik Saldırı!

Garip Dede Vakfı (GADEV) Alevi Akademisi, “100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Aleviler” başlıklı bir konferans düzenledi. GADEV Başkanı Celal Fırat, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Alevi toplumu üzerindeki tarihsel etkilerini değerlendirirken, bu yasaların yalnızca dini mekânların kapatılmasını değil, Alevi toplumu içerisindeki kuşaklar arası bağların koparılmasını hedef aldığını vurguladı.

Fırat, “Bugün burada yüz yılı aşkın bir süredir bastırılan ve yok sayılan bir hafızayı konuşmak için bir araya geldik” dedi. Konferansta, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Takrir-i Sükûn sürecinin Alevi inancı üzerindeki etkileri masaya yatırıldı. Fırat, bu süreçlerin Alevi-Bektaşi toplumunun tarihsel kurumlarını hedef alan uzun vadeli bir devlet politikası olduğuna dikkat çekti.

Fırat, 1925 sonrası uygulamaların açık bir amacının olduğunu belirterek, Alevi inancının kamusal alandan dışlandığını ifade etti. Dergâhların yalnızca fiziksel mekânlar olmadığını, aynı zamanda inancın aktarıldığı ve toplumsal hafızanın kuşaktan kuşağa taşındığı yaşam alanları olduğunu vurguladı. “Bir dergâhı kapatmak, aslında bir toplumu kendi köklerinden koparmaktır” dedi.

Günümüzde devletin din politikalarında çifte standartların uygulandığını dile getiren Fırat, Alevi inancının hâlâ tanınmadığını ve Alevi dergâhlarının kurumsal olarak korunmasız bırakıldığını ifade etti. Konferans, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü mücadelesini bilimsel ve toplumsal boyutlarıyla ele almayı amaçlıyor.

Sılo Qız: 1938 Katliamı’nın tanığı, 6. yılında anılıyor

1938 Dersim Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden Sılo Qız, Hakk’a yürüyüşünün altıncı yıl dönümünde anılıyor. Dersim’deki Alevi inancının ritüellerini yaşatan ve katliamın acılarını müziğe döken Sılo Qız, 104 yaşında hayata veda etmişti. Keman çaldığı için “Bizi eğlendirir, bunu öldürmeyelim” diyerek hayatta kalan Sılo Qız, zorlu yıllarını sanatla taçlandırdı.

Sılo Qız, halkın yaşadığı acıları ve sevinçleri, doğaçlama müziğiyle bölgeye taşıyan önemli bir figürdü. Küçük yaşlarda başladığı müzik yolculuğu, özellikle köy düğünleri ve taziyelerde halkla buluşarak geniş bir kitleye ulaştı. 1938 Dersim isyanının tanığı olarak, o dönemde yaşananları destansı ağıtlarla dile getirdi.

Dersim Milli Köyü’nde son yıllarını yalnız geçiren Sılo Qız’ın evi şu anda yıkılmış durumda. Ancak onun müziği ve anlattıkları, Dersim’in belleğinde yaşamaya devam ediyor. Sılo Qız, 2019 yılında Milli Köyü’nde toprağa verilmişti ve onun anısı, halkın hafızasında silinmeyecek bir yer edinmiştir.

Chanuka Bayramı’nda Saldırıya Alevilerden Sert Yanıt

Yahudi inancının önemli bayramlarından Chanuka’nın ilk gününde, Avustralya’nın Sydney kentindeki Bondi Plajı’nda meydana gelen saldırı, dünya genelinde derin bir üzüntü yarattı. Bu tür saldırılar, inançlara, kimliklere ve sivillere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Toplumsal barış ve birlikte yaşama değerlerinin önemini vurgulayan bu olay, insanlık adına ortak bir sorumluluğun altını çizmektedir.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), yaşanan saldırıya dair bir açıklama yaparak, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi ve yaralananlara acil şifalar temennisinde bulundu. AFA, Alevi inancının tarihsel olarak mazlumdan yana duruşunu hatırlatarak, bu tür olayların karşısında durmanın önemini vurguladı.

AFA’nın açıklamasında, “Yahudi inancının kutladığı Chanuka bayramının ilk gününde yaşanan bu saldırı hepimizi derinden üzmüştür. Sevdiklerini kaybeden ailelere en içten başsağlığı dileklerimizi iletiyor, yaralıların bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyoruz,” ifadeleri yer aldı.

Bu olay, farklı inanç ve kimliklere sahip toplumların bir arada yaşama iradesini zayıflatmamalıdır. Herkesin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık hakları, toplumsal barışın teminatıdır.