Ana Sayfa Blog Sayfa 5

Suriyedeki Zulme Karşı Londrada Protesto Gerçekleşecek

İngiltere’nin başkenti Londra, bugün Suriye’deki çatışmalarda yer alan cihatçı Colani’ye karşı protestoya ev sahipliği yapacak. Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ve Demokratik Güç Birliği (DGB) tarafından düzenlenen bu eylemde, “İngiltere’de Katliamcılara Yer Yok” sloganıyla bölgedeki azınlık gruplara yönelik şiddet olaylarına dikkat çekilecek.

Protestonun ana gündem maddeleri arasında Alevi, Dürzi, Kürt ve Hristiyan topluluklarına yönelik gerçekleştirilen zulüm ve katliamlar yer alıyor. Tertip komitesi, tüm duyarlı vatandaşları, Suriyeliler için adalet ve onur talebiyle bir araya gelmeye çağırdı. Colani’nin işlediği iddia edilen suçlara dikkat çekerek, bu tür figürlerin demokratik ülkelerde meşruiyet bulmamasının önemine vurgu yapılacak.

Protesto, 31 Mart 2026 tarihinde saat 17:00’de St James’s Square adresinde gerçekleştirilecek. Britanya Alevi Federasyonu ve DGB-Britanya temsilcileri, katılımın güçlü olmasının bölgedeki mazlum halkların sesi olma açısından kritik bir öneme sahip olduğunu belirtti.

Bu eylem, azınlıkların yaşadığı zulme karşı tek ses olmanın ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmenin bir aracı olarak görülüyor. Londra’daki bu protesto, Alevilik ve diğer inanç gruplarının haklarını savunma mücadelesinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Londrada gerçekleşecek bu protesto, Suriyedeki zulme karşı duruş sergileyen tüm duyarlı bireyler için önemli bir fırsattır. Alevi toplumu olarak, azınlıkların yaşadığı acılara karşı sesimizi yükseltmek ve zalimlerin meşruiyet kazanmasına izin vermemek için bir araya gelmeliyiz. Bu eylem, dayanışmanın ve adalet talebinin simgesi olarak, bakur coğrafyasındaki kardeşlerimizin yaşadığı zulmü uluslararası kamuoyuna duyurmanın hayati bir aracıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kurumlarına 2 Nisan daveti: Tepkiler büyüyor!

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından cemevlerine ve Alevi kurumlarına yapılan “2 Nisan” davetlerine sert tepki gösterdi. Akpınar, bu davetlerin Alevi kurumlarını içten bölmeyi amaçladığını belirtti. Alevi kurumlarının bağımsızlığını korumak için bu tür girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Akpınar, AKP hükümetinin Alevi örgütlerini zayıflatma çabalarına dikkat çekerek, “İktidar, Alevi toplumu içindeki çürük elmaları kullanarak örgütleri bozmak istiyor” dedi. Bu stratejinin, Alevilerin temsilcisi olarak gösterilen bazı kişilerin iktidar ile işbirliği yapmasıyla mümkün hale geldiğini ifade etti.

Alevi toplumu, demokrasi, eşit yurttaşlık hakkı ve inançlarının yasalaşmasını talep ederken, Akpınar, “Alevileri saraya çağırarak kandıramazsınız. Aleviler, devletin inancını kabul etmesini istiyor” şeklinde konuştu. Türkiye’de Alevi toplumunun güçlü ve örgütlü bir yapıya sahip olduğunu belirten Akpınar, Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı gibi kurumların bu mücadelede önemli rol oynadığını kaydetti.

Okullarda Alevi çocuklarının yaşadığı sorunlara da değinen Akpınar, eşit yurttaşlık için Milli Eğitim Bakanı’nın değiştirilmesi gerektiğini savundu. “Kendi çıkarları için saraya gidenler, bir gün aldatıldıklarını görecekler” diyen Akpınar, Alevi toplumu içinde duyarlı olan herkesi bu tür girişimlere karşı dikkatli olmaya çağırdı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Tahsin Akpınarın Alevi kurumlarına yönelik yapılan davetlere karşı gösterdiği tepki, Alevi toplumunun bağımsızlık ve bütünlük mücadelesinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. İktidarın Alevi örgütlerini zayıflatma çabaları, toplumsal barışı tehdit eden bir ayrımcılık politikasıdır. Alevilik, yalnızca inanç değil, aynı zamanda bir kültürel zenginliktir; bu zenginliğin korunması için Alevi kurumlarının dayanışma içinde hareket etmesi şarttır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Aşık Veyselin mirası İzmirde yaşatıldı!

Aşık Veysel, 30 Mart 2026 tarihinde İzmir’de düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi/Cemevi tarafından gerçekleştirilen anma programında, Aşık Veysel’in mirası ve felsefesi üzerine konuşmalar yapıldı. Anmada PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Aşık Veysel’in insan sevgisini ve kardeşliği vurgulayarak, onun mirasını yaşatmanın önemine değindi.

Etkinlikte, Veysel’in sevgi dolu sözlerinin yanı sıra karanlık günlerde ışık olma misyonunun da hatırlatıldığı belirtildi. Cuma Erçe, Aşık Veysel’in gözleri görmese de hakikati en iyi gören bilge olduğunu ifade ederek, onun dilinin nefreti değil sevgiyi, ayrılığı değil birliği anlattığını vurguladı.

Anma programı, Hüseyin Koçak, Cem Cansız ve Seyrani Yıldız gibi isimlerin sahne almasıyla zenginleşti. Erçe, Türkiye’de devam eden ayrımcılık ve ötekileştirme uygulamalarına dikkat çekerek, Alevilik inancının tanınması ve cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması gerektiğini belirtti. Bu talebin adalet arayışının bir parçası olduğunu ifade etti.

Etkinlikte, Aşık Veysel’in toplumsal adalet, eşit yurttaşlık ve insan hakları konusundaki duruşunun önemine vurgu yapıldı. Katılımcılar, onun mirasını yaşatmanın ve genç nesillere aktarmanın sorumluluğunun bilincinde olduklarını dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Aşık Veyselin mirasının İzmirde yaşatılması, Alevi kültürünün ve insan sevgisinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Etkinlikte, ayrımcılığa karşı durarak birlik ve beraberliğin vurgulanması, toplumun barış ve adalet arayışının bir parçası olarak değerlendirilmeli. Alevilik inancının tanınması ve cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması, bu mirası yaşatmanın en önemli adımlarından biridir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Colaninin Berlin Daveti Aleviler Tarafından Kınandı!

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Colani’nin Berlin’de Alman federal hükümeti tarafından ağırlanmasının planlanmasına sert tepki gösterdi. Federasyon, Suriye’de devam eden insan hakları ihlalleri ve etnik, dini azınlıklara yönelik saldırılar göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir davetin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Açıklamada, Alevilere, Hristiyanlara ve Dürzilere yönelik artan saldırıların, uluslararası hukukun açık ihlalleri olduğu ifade edildi. Colani’nin Berlin’de kırmızı halıyla karşılanmasının, mağdurların acısını görmezden gelmek ve işlenen suçları meşrulaştırmak anlamına geldiği vurgulandı.

Federasyon, hem Alman federal hükümetine hem de Colani’ye yönelik sert kınamalarda bulunarak, davetin derhal geri çekilmesini talep etti. Ayrıca, uluslararası topluma da çağrıda bulunarak, sivillere yönelik saldırıların durdurulması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması için acil adımlar atılması gerektiğini dile getirdi.

Açıklama, insan hakları, adalet ve vicdanın siyasi çıkarların gerisine itilemeyeceği mesajıyla son buldu. Bu gelişmeler, Suriye’de barışın sağlanması için uluslararası toplumun etkin bir şekilde harekete geçmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi toplumunun hakları ve onurlu bir yaşamı savunma mücadelesi, uluslararası alanda da sürdürülmelidir. Heyet Tahrir el-Şam liderinin Berlin’de ağırlanmasının, Suriye’deki insan hakları ihlallerine göz yummak anlamına geldiği aşikardır. Bu tür davetler, mazlumların acılarını yok saymakta ve zulmü meşrulaştırmaktadır; bu nedenle, uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gazi Cemevinden Baskılara Son Verilmesi Çağrısı

PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi, son günlerde yöneticileri ve üyelerine yönelik baskı ve sistematik taciz iddialarına ilişkin bir açıklama yaptı. Gazi Mahallesi’nde 17 yılı aşkın süredir Alevi inancını ve kimliğini savunan bir çizgide faaliyet yürüttüklerini belirten cemevi, bu süreçte toplumsal dayanışma ve inanç temelinde mücadele ettiklerini vurguladı.

Açıklamada, son dönemde yürütülen faaliyetlerin kriminalize edilmeye çalışıldığı ve bu durumun egemen anlayışın Alevilere yönelik tutumunu yansıttığı ifade edildi. Gazi Katliamı’nın yıldönümünün ardından artan baskılar, genel siyasi gelişmelerle bağlantılı olarak değerlendirildi.

Sistematik taciz iddialarına dair, emniyetin yöneticileri ve üyeleri telefonla arayarak farklı mekanlara çağırdığı, bu durumun sık sık tekrarlandığı belirtildi. Cemevi, bu uygulamaların hukuk dışı olduğunu ve Alevilere yönelik hasmane bir tutum olarak kabul edildiğini açıkladı.

PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi, yapılan baskılara karşı keyfi uygulamalara son verilmesi çağrısında bulundu. İnanç temelli demokratik mücadelelerinin süreceğinin altını çizen cemevi, baskı altında kalan herkesin yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Açıklama, inanç özgürlüğü ve onurlu yaşam için mücadele edenlerin sesinin susturulamayacağı mesajıyla sona erdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Gazi Cemevinin yaptığı açıklama, Alevi toplumuna yönelik sistematik baskıların ve ayrımcılığın kabul edilemez olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İnanç özgürlüğü ve demokratik hakların ihlaline karşı durmak, her Alevi bireyinin sorumluluğudur. Bu tür keyfi uygulamalara son verilmesi, sadece Gazi Mahallesinde değil, tüm Alevi toplumu için büyük bir önem taşımaktadır. Toplumsal dayanışma ve adalet mücadelesi, zulme karşı durmanın en etkili yolu olacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kadi̇m’den Günümüze, Alevi̇ İnancında Varoluş Öğreti̇si / Çevi̇ri̇m Teorisi Ali Köylüce

Kadi̇m’den Günümüze, Alevi̇ İnancında Varoluş Öğreti̇si

Dört Kapi- Kirk Makam Felsefesi̇ 

Herşey doğal element / saf cevher dediğimiz, varlığın oluşum çeviriminde bir sır olarak saklıdır. Bazen görünür hale gelir. Bazen görünmez alemde yoluna devam eden, varlığın özü olan, bu enerjinin(Nur`) dönüşüm serüveninden ibarettir. Tıpkı günümüz bilgi teknolojisiyle gözlemleyebildiğimiz NEBULA’ nın oluşum serüveni gibi. 

Bir idealizm ve materyalizm bileşimi olan  Reya HAK, (Alevi- Bektaşi) felsefesinde, alçalan eğrinin sonu ve yükselen eğrinin başlangıcı olarak beliren, doğal element- saf cevher yada ,bunun aklı, ruhu; Tanrı’nın da tanrılığını yapamayacağı bir yabancılaşma aşamasını simgeler. Çünkü doğal element- saf cevher yabancılaşmanın son halkasıdır. 

Dört kapı-kırk makam öğretisinin temeli, bu doğal element veya saf cevher diye adlandırılan ışık(nur)-ateş, hava, su ve topraktan oluşan dört ögedir. 

Kadim kültürlerin yurdu Mezopotamya uygarlık tarihi içinde oluşan, Reya Hak(-Alevi,bektaşi) inancı’nın kuramcıları olan ,Dai’ler, Mürşitler, Ocak pirleri, Dervişler, Ozanlar, “yol bir, sürek bin bir” diyerek, zaman tünelinden akarak bu güne kadar ulaşan inancımızın, dört kapı –kırk makam öğretisini bu dört öge üzerine kurdular. 

Felsefemize göre; İnanç zemininden, akıl alanına atlayarak, en az tanrısal öz içeren, yani en az Tanrı olan nesnelere yönelir. Bu nesnelerdeki tanrısal öz, nesneler arasındaki ilişkileri yönlendiremeyeceğinden, devreye doğa yasaları biçiminde dışa vuran, yada cansız nesnedeki iç dinamik, canlı varlıkdaki içgüdü biçiminde beliren, Doğa tanrı olarak kutsanan, doğanın aklını ve ruhu biçiminde, yansıyan İnsan tanrı olarak kutsanan, insanın aklını sokar.   

Hem doğayı, hemde toplumu kucaklayan, mistik anlamda Tanrı’yı cehaletten kurtaracak olan bir nesnel-toplumsal dünya görüşü kurar. 

Çevirimin bu noktadan sonraki süreci, idealizmden materyalizme kırılan, tanrının bilgisi, yönlendirmesi dışında ve kendi yasaları-kuralları içinde gelişim,değişim ve dönüşümlerle, adım adım ‘yabancılaşmadan’ uzaklaşan bir sürecin başlangıcı olur. 

Bu süreç Aristoteles’in ‘Potansiyellik-aktüellik’ tasarımının değişik bir anlatımıdır. 

Alevi felsefesi, Tanrı-doğa-insan (Hak,muhammed,Ali) ilişkisini, tanrıdan çıkıp, yeniden tanrıya(kurucu-varoluş element) dönen bir çevirim(dönüşüm) üzerinden açıklar. 

Tanrının kendi özünden fışkıran,taşan ışığın(enerjinin) dönüşümler geçirerek ve bu yolla, kendi kendine yabancılaşarak, evrende  gözle görülebilir biçimler aldığını savunur. 

Bu nedenle alevi felsefesine göre ,doğada- evrende bulunan her şeyde, tanrının zerresi(atomu) vardır. Yani tanrının bir yansımasıdır. Ama eksik bir yansıma olduğundan,eksik bir tanrıdır. Işık-(sudur,varoluş) felsefecisi,  ’’Şehabettin Suhreverdi’nin tanımlamasıyla; İnsan eksik bir Tanı,Tanrı mükemmel  bir insandır.’’1  

Şehabettin Suhreverdi’nin, bu belirlemesine bakınca, Alevilik ile İslam ilişkisini kurmak isteyenlere, sormak gerekir. İslam veya semavi- ilahi- vahiy”li tek tanrılı dinlerin, yaradılış teorileri,  bu anlatılanlar ile nasıl buluşabilir? Alevi-İslam savunucuları, bu tanım ve formülasyonu islam’a kabul ettirebilirle mi?, diye sormak gerekiyor. 

Tanrı,;madde ve  eşyanın hareketinin,hareketin soyutlanması olarak,zamanın var olmasından önceki mutlak yokluk / hiçlik durumundan, kendi kendisinin tanrısı iken, insanlar için düşünülmesi, algılanması güç bir öze sahipti. 

Mutlak bir yoklukta-hiçlikte, yokluğu / hiçliği tartışmak anlamsız olduğuna göre, bu aşamada bir ‘tanrı’varlığından sözetmek alevi felsefesi açısından üretici ve yaratıcı değildir. Çünkü tanrı bu konumda, kendi kendisinin bilincinde, kendi içindeki sonsuz olanakların, yeteneklerin ve güçlerin ayrımında değildir. 

Çevrimin / dönüşümün, hareket ettirici ilkesi olan ‘’güzelliğin görülmeye eğilimi’’ sonucu tanrı, sonu olmayan bir yokluğun/ hiçliğin içinde kendine bakacak göz ve Vecd’e (aşk,derin coşku)gelecek bir gönül istedi. İşte ışıksal taşma(fışkırma) bu gereklilikle başladı.Bu gerekliliğin-ihtiyacın,belirmesi ile mutlak yokluk/hiçlik, olanaklı yokluk/hiçlik durumuna dönüştü. Bu anlatı, alevi ozan ve felsefecilerinin deyişlerine sıklıkla konu olmuştur. Bunlardan bir örnek verecek olursak, Yunus en erken akla gelendir. Yunus’un deyimiyle; 

İlim kendin bilmektir, hepisinden iyice, bir gönüle girmektir 

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır 

Okumaktan mani ne
Kişi Hakk’ı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir 

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eri Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir 

Dört kitabın manisi
Bellidir bir elifte
Sen elif dersin hoca
Manisi ne demektir 

Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir. 

 

Bu bakış açısını özetleyen,  Maraş bölgesindeki pirlerin, dervişlerin  bir özdeyişi  vardır. 

‘’Sen seni bilirsen ,Hak-u  Xuda’sın, 

Sen seni bilmezsen, Hak’dan cüdasın.’’ 

Yani kendini tanımak demek,kendisindeki tanrısal cevherin farkına varmak demektir. 

Tanrı (doğal element/saf cevher) kendi kendisi ile yabancılaştı. İlk kez kendi bilincine vardı. Evrenin bütün ruhsal ve maddesel şeylerin yaratılması için gerekli kaynağı, içinde taşıdığının farkına ilk kez vardı. 

Kişilik kazandı. Önce tanrı iken, şimdi HAK, HAKİKAT, gerçek aşk oldu.  

Alevi inancının büyük ozanlarından Yunus Emre bu aşkı şöyle dile getiriyor;  

Aşkın Aldı Benden Beni 

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni 

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni  

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni  

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni  

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni  

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni  

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni 

Yunus‘dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni.  

Daha sonra ilk yabancılaşma kademesi olan, HAK’tan tanrının ilk belirme aşaması olarak algılanan ve tüm diğer şeylerin , onun aracılığıyla varolduğu kabul edilen ilk akıl,(Akl-ı evel) oluştu. Böylece çevrimin kutsal kökeninden (alem-i gayp) duygularla algılanabilir, bilgi ile ulaşılabilir dünyaya (Alem-i Şuhud) inen-alçalan eğrisinin (Kavs-i Nüzul) hareketi başlamış oldu. 

 Ardından sırasıyla ve her adım da, tanrıdan(Nur’dan) uzaklaşacak biçimde,akl-ı evel’e verilen bilgilerin belirme aşamaları olarak algılanan, meleklerin, cinlerin-şeytanların, peygamberlerin, ermişlerin, inananların, inanmayanların, bitkilerin, hayvanların ve doğal elementlerin aklı, bu dokuz akıldan kaynaklanan ruhları yaratıldı. 

Tanrı, HAK (gerçek) olup, potansiyel kazandıktan sonra, dönüşümler geçirerek kendisinden daha az şeyler içeren, daha az kendisi olarak beliren aşamalara doğru yol alıp, doğal element/saf cevhere değin indi. 

Böylece inanç da varoluş çemberi olarak algılanan çevrimin/değişim ve dönüşümün,kutsal kökenden-ışıktan(NUR) çıkıp, görünür evrene doğru  alçalan eğrisinin hareketi tamamlanmış oldu. 

Reya Hak/ Gerçeğin Yol’u-(Alevilik-bektaşilik) felsefesinde varoluş çemberinin bu ilk yarısı, tümüyle bir inanç tasarımı ve ürünüdür. Düşünceci idealizm zemininden kaynağını alır. Platon’un, İdealar-gölgeler/kopyalar tasarımının değişik bir anlatımıdır. Alevi inancında belirtilen Batın ve Zahir bu iki farklı algıyı açıklamak içindir. Zahir ile duyu organlarımızın keşfettiklerini, yani görebildiklerimizi algılarız. Kamil İnsan ise gözle göremediklerimizi gönül gözüyle sezendir.  Leduni  ilmini çözenlerin görebildikleri ise  Batın’dır.Yani sezgisel bilinçdir. 

Batıni bilince öncelik vererek, açıklanan ve geçici görünür gerçekler olarak algılanan ,nesnel dünyaya göre değişmez, kalıcı ve ebedi bulunan bu idealist yan, idealizm; felsefede öncel-yaratıcı görünmesine karşın, bilimsel bir kaygı gütmeksizin, nesnel sürecin/ maddeci düşünce temelinin bir gerekçesi, onu haklı, gerekli ve zorunlu kılmanın bir aracı olmak üzere ,gönül meşrebine uygun biçimde ,sonradan kurgulanmış bir inanç yaratısıdır. 

Alevi-Bektaşiler,’’zahiri düşünmenin,zahiri koşullanmanın’’ ötesinde, doğal süreci, insan eylemini kutsamak üzere , yarattıkları kendi idealizmlerin’ de, tartışmaya açık olmuşlardır. 

Aksi taktirde, tartışmaya kapalı sonuçlar çıkarmaya kalkışsalardı, dünya görüşlerini baş aşağı çevirmiş olurlardı. 

Alevilik-Bektaşilik felsefesin’de çevirimin ikinci yarısını,yani HAK’tan en uzak nokta olarak beliren, doğal element/saf cevher’den çıkıp, yabancılaşma sürecinden uzaklaşacak, her adımda tanrıya daha çok yaklaşacak, daha çok tanrının kendisi olacak biçimde dönüşümler geçirerek, kutsal kökenle(Nur) buluşmayı amaçlayan, yükselen eğrinin hareketini oluşturur. 

Varoluş çemberinin yükselen eğrisi, bütünüyle Materyalizm zemininde,maddeci düşünce temeli üzerinde yürür. İnanç’da Tanrısal öz’ün görünüşe çıkan bir yaratısı olarak görünmesine karşın, gerçekte orta çağ koşullarında, bu yaratıyla kutsanmak zorunda kalınan bir öncel yaratıcıdan başka birşey değildir. 

Bunlar; Işık(Ateş), Hava, Su ve Topraktır. Bu bağlamda, idealizmden materyalizme kırılan, tanrının bilgisi, yönlendirmsi dışında ve kendi yasaları, kuralları içinde gelişim, değişim-dönüşümlerle adım, adım yabancılaşmadan uzaklaşan, bir sürecin başlangıcı olur.Yukarıda da belirtildiği gibi bu süreç, Aristoteles’in potansiyellik aktüellik tasarımının değişik bir anlatımıdır.  

Varoluş çemberinin yükselen eğrisinin dönüşümleri, giderek soyuttan somuta doğru evrilir. Her şeyin dünya çevresinde döndüğü algısıyla beslenen ve bir çember yayını izleyen hareketin, soyutlanması olarak bilince çıkan zaman sürecinde, dokuz ruh,dokuz akla verilen bilgilerin görüntülerinin belirdiği tanrısal mekanlar olarak; Atlas, Burçlar, Zühal, Müşteri, Merih, Güneş, Zühre, Utarit ve Ay biçiminde somutlanır. 

Burada bir parantez açarak, bu dokuz gök katını ve dört kapı öğretisinin temelini oluşturan, dört elemet’in/saf cevherin (ışık/ateş, hava, su ve toprak) oluşumunu sağlayan gök katlarını kısaca açıklayalım. 

Dokuz gök katı şöyle açıklanmaktadır: 

  1. Atlas: Dokuzuncu ve en üst gök katı, Hakk’ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkma ve belirme yeridir. 
  1. Burçlar: Dokuz  kat gök sıralamsında, insan biçiminin göklere yansıması olarak algılanan, Zodyak’ın(2) oniki yayından her biri. Burç insanı biçiminde algılanan burçlar kuşağının her biri.  
  1. Zuhal: Satürn- (Dokuz gök katı sıralamasından) 
  1. Müşteri: Jüpiter-(Dokuz gök katı sıralamsından) 
  1. Merih: Merih- ( Dokuz gök katı sıralamasından) 
  1. Güneş: Güneş-(Dokuz gök katı sıralamsından) 
  1. Zühre: Venüs- (dokuz gök katı sıralamasından) 
  1. Utarit: Merkür gezegeni-(dokuz gök katı sıralamsından) 
  1. Ay: Dokuz gök katı sıralamasında yer alan,en alt gök katı. Parantezimizi kapatıp konumuza dönelim. 

Bu dokuz gök katından, genelde evrende, özelde ortamda; nesnel süreci veya yaşamı önceleyen nitelikler olarak, sıcaklık, soğukluk, kuruluk, ıslaklık belirir. Bu dört öge ile dört niteliğin ilişkisinden (3) üç alemyani cansızlar alemi, bitkiler alemi ve hayvanlar alemi ortaya çıkar. Hayvanlar alemi, çevirim(varoluş) de dokuzuncu ve son çevirim/oluşum kademesi olarak beliren, derece derece yükselerek, hakka ulaşan eksiksiz-olgun-yetkin insanı temsil eden, İnsan-ı Kamil aşaması ile son bulur. 

Varoluş Çemberi: Alevi İnancında Semah ile sembolize edilir. 

NUR/IŞIK: Pir makamı ile sembolize edilir. 

 Alem-i Gayb  – Görünmez Alem 

 Alçalan Eğri Yükselen Eğri 

Kavs-i Nuzül Kavs-i Uruç 

 Görünür Alem

Alem-i Şuhud: Doğal element/saf cevher 

Tanrı; kendisini doğal element/saf cevhere, yani ateş, hava, su ve toprağa, koşutunda sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve ıslaklık’lığa taşımakla, bir bakıma varlığını da yadsımış olur. Potansiyelini kendi içinde taşıyan, bir önceki aşamadan, bir sonraki aşamaya geçen nesnel süreci yönlendirmek şöyle dursun, onun nasıl olduğunu bilmekten bile acizdir. Deyim yerindeyse Tanrı bir dünya-kainat cahilidir. Cahili olduğu bu dünyayı-kainatı tanımak bilmek, kendi cehaletine son vermek için; Tanrı, tanrısal özü en çok içeren, yani en çok tanrısal olan İnsan’a ihtiyaç duyar. 

Genel’de insan, özelde kamil-bilge insan aracılığıyla, inanç’ta, geçici görünür gerçekler dünyası olarak kutsanan, gerçekte ise varlık ve olgu anlamında maddi özellikler gösteren ögelerden oluşan,bir nesnel süreçden başka bir şey olmayan bu dünyayı tanıma, bilme olanağına kavuşur. 

Bu öğreti, tek tanrılı dinlerin yaradılış tasarımına karşı ,bir başkaldırı niteliğinde olan  doğanın canının,  ışık/nur biçiminde eyleme geçmesinden oluştuğudur. 

Reya Hak/Alevi inancı, bu temel felsefik dayanağını dört kapı-kırk makam öğretisi  ile formüle ederek inanca taşımıştır. 

İnançdaki temel uygulama alanı ise ; eğitsel, kültürel, sosyal, huhuksal, inançsal-ibadet ve niyazın tüm uygulamalarının gerçekleştiği CEM törenleridir. 

Yukarıda açıkladığımız Varoluş Çemberinin, tümüyle sembolize edilerek, eğitsel alana ve yaşama uyarlandığı mekan olan, Cem törenleri ve Pir/ Mürşit  makamı olarak belirmektedir. 

Bunu, kısaca karşılaştırmalı olarak açıklayalım. Alevilerin; Cem törenlerin de, Cem’i kandiller-mumlar  yakarak başlatmaları, Varoluşu-hayatı  ışık/nur ile başlatmayı sembolize etmekten dolayıdır. Yine Alevilerin evlerinde veya Mabetlerinde kandiller,mumlar yakmaları da, bu kutsamaya dayanır. 

Aleviler; Cem törenlerinin Semah bölümünde, varoluşu-yaradılışı sembolize ederken önce, Pir/ Işık-(Nur)  makamını oluşturmakla Cem’i başlatırlar. Bu makam, doğal element/saf cevheri temsil eder. Bu makamı temsil edecek olan Pir/Mürşit’in toplumu irşad edecek tüm özelliklere sahip olması gerekir. Onun bu özelliklere sahip olduğuna  dair kanaatin tespiti ve onayı için; Cem’e katılan Taliplerden rızalık istenir. Bu rızalık alındıktan sonra, Pir’e bu makamda oturmak ve saf cevheri temsil hakkı verilmiş olur. 

Pir makamı oluşturulduktan sonra, Cem de başlatılmış olur. Tıpkı ışığın oluşması ile Nebula’ların / Kainatın oluşmaya başlaması gibi. 

Cem’de, Semahı yürüyen / dönen semahzenler, Pir makamı’na niyaz ederek, yüz sürerek hareketini başlatırlar. Tıpkı ışığın çıkış başlangıç noktasındaki çıkışı gibi ve dönme esnasında, Pir makamı önünden geçerken sırtını dönmezler. Yani bu noktaya geldiklerinde Pir ile yüz yüze gelecek şekilde ve bir niyaz edebiyle yürürler. Niyaz ,alevi inancının çok sade,samimi ve özlü bağlılığını ifade eder. 

Reya Hak/ Alevi-bektaşi inacına göre niyazın anlamı şöyle ifade edilir: Varlık/tanrı gizli bir hazineydi, bilinmek istedi ve insanların varoluş/yaradılış serüveni başladı. İnsan aşk ile, aşk için yaratıldı. Tanrısal nur insanın suretinde (yüzünde) bulunur. Yani insan yüzündeki görünüm ve  ifadeyle bütün duygu vehis alemini yansıtır. Sevgiyi, aşk’ı, hüzünü, güzelliği, çirkinliği v.s. Bu nedenle Niyaz edilirken cemal cemal’e, yüz yüz’e bakacak şekilde durulur. 

Cem’deki Pir makamına niyazda, insan’a karşı dönülerek, insan kıble edinilerek, aslında temel yaratıcıya niyaz edilir. İnsan’ı kıble yapmak, ona bağlanmak, onu onurlandırmak, şereflendirmek, aslında Tanrının kendini tanımasına, bilmesine katkıda bulunur. Bu vesile ile tanrının, insana gereksinmesi olduğu ve insanın kendindeki tanrısallığı keşfetmesi vurgulanmış olur.  

DÖRT KAPI-KIRK MAKAM  

Kadim insanlığın, bilgi ve kültürel mirasının Mezopotamya ayağında zuhur eden Reya Hak, Alevi-Bektaşi inancı’nın tüm değerlerini içeren, temel irşad kapısı olarak kurgulanan ve uygulanan dört kapı-kırk makam’ inanç felsefemizin tümünü içeren ana konusunu burada tüm ayrıntıları ile anlatmak mümkün değildir. Zaten böyle bir dergi yazısında teknik olarak da olanaklı değildir. Sadece bu konuyu esas alacak ,uzunca bir makale’de anlatılabilinir. 

Ancak yukarıda anlatılanlar ile bağlantısı açısından, kısaca da olsa bazı açıklamalara ihtiyaç vardır.  

Günümüz de Buyruk ve Makalat’ta  geçen anlatımlara göre de, dört ulu kapı ve bu dört ulu kapıya bağlı kırk makam vardır. Bu kapılar; Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapıları olarak tanımlanmaktadır. 

Dört kapının dördünün de, kendine özgü özellikleri, kuralları vardır. Dört kapının da kaynağı birdir ve doğadadır. Dört kapı, dört anasır’ı anlatır. Bunun son halkası insandır. Dört kapı dört aleme denk düşer. Her kapının on makamı vardır. 

Yol ehli Talip, dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerek, Hakka ulaşır. Bunu şöyle açıklayabiliriz; 

Yol ehli; Şeriat gemisine biner, Tarikat denizine açılır, Marifet dalgıcı olur, Hakikat incisini bulur. Yani amaç şeriat gemisine binmek değil, hakikat incisini bulmaktır. Başka bir deyişle gerçeğe ulaşmak, gerçegi bulmak ve sır da saklı olanı çözmektir. 

Hakikat incisi, Sır’ın keşfedildiği gerçektir. Yani HAK dır. Hak’ka varmak, Hakk ile Hakk olmak, en temel amaçtır. Bu aşama, insan-ı kamil derecesine varmak ile olur. 

İnsan-ı Kamil’in, bir çerağ, kandil gibi durması, fitil gibi yanması, yağ gibi erimesi ve Nur gibi ışık vermesi gerekir. 

Dört kapı; Hak yolunda yürüyen, tarikat yolcusunun, yani Talibin  geçmek zorunda olduğu manevi aşamalardır. İrşat’ları-eğitimleri, bilgileri ve eğitim önderleri/ Mürşitleri) olmayanlar dört kapıda dönektirler. Naci ile Naciye’den, yani Şit’in kavminden,  damarından uzaktırlar. 

Peki kimdir bu Naci ile Naciye? Bütün alevi, hakk ehli erenler, Pirler, Mürşitler , taliplerini eğitip irşad ederken, Cem’lerde, muhabbetlerde bu hikayeyi anlatırlar. Çünkü bu hikayenin temelinde, Alevi Hak Ehli Erenlerin, diğerlerinden  farklı olan  yanı yatar. Alevi felsefesinin mantığını kavramak ve temel dayanaklarını doğru anlamak için, bu söylenceye dayalı hikayeyi bilmek şarttır. 

Yakın dönem Alevi felsefecisi ve Pir’lerinden Başköylü Hasan efendi, Allah ile kulların hikayesi adlı deyişin de Naci ve Naciye fırkasını, ‘Varlığın Doğuşu’ (10) adlı eserinin 180-200 sayfalarında, (yaklaşık 20 sayfalık) deyişinde şöyle anlatıyor.  

Bu uzunca  deyişin kısa bir bölümünü aktaralım; 

ALLAH ile KULLARIN HİKAYESİ 

……………………………….. 

Düşmanca bir birini kırmağa başladılar
Buğz-u adavetle bir birini haşladılar. 

 Bunların başları Habil ile Kabil
Hakkın emrine oldular gobil. 

Hakkın emrini tutan Naci’dir
Tutmayan simmi zehirden acıdır. 

Aleviye zulüm ettirene kalmaz, 
Menzili yoktur,murad almaz. 

Yerleri cahi cehennemin kuyusu,
Hem ufağı ,hem büyüğü,hem ulusu. 

……………………………………………….. 

Hakkın emri ikrar, iman yoludur,
Haliyle hal olmuş onun kuludur. 

Hakkın emri emirdir,emir bozulmaz
Bozanlar Hak katına yazılmaz. 

Bozan,bozmayan iki yoldur
Biri yolun sağı biri soldur. 

İki yolun biri ham,biri hasdır,
Ham toprakta alınan kara taşdır. 

Has emrini tutan Nacidir,
Emri tutmayan zehirden acıdır. 

 İt ,Şit,olamaz
Şit’ten it olamaz. 

 İt Havva anadan doğanlar,
Şit Naciye anadan doğanlar. 

 Bunlar birbirine edemez minnet,
Biri cehennemdir,birisi cennet.
……………………………………… 
Zarda kurulmuş,nurdur tepesi
Kendisi nurdur,yoktur anası.  

Dünya Nurdur,isbadı dünyadır
Hak doğurmuştur,hakka anadır.

Hakkı haklayanlar Hak olur, (tanıyanlar)
Haklamayanlar ne Hak olur. (tanımayanlar) 

Nurdan gelen fırka-i Nacidir,
Nardan gelen fırkai acıdır.  

Yer gök yok iken,bu yol var idi
Cümlesi cümleye kardeş yar idi. 

Işık verildi gün,ile aya,
Verilen ışıkla geldiler dünyaya. 

………..  şeklinde devam eden, yirmi sayfalık bu uzun şiirsel hikayede, tüm zamanların bir tahlili ve analizi yapılmıştır. 

Naci ve Naciye hikayesine yüklenen anlatım oldukça uzundur. Bu başka bir yazı konusu olarak genişçe yazılmalıdır. 

Çevirim teorisi ile varlığın doğuşu dile getirilmiştir. En büyük sır İnsan’da saklıdır. Geçmişde saklanmak zorunda kalınan bu Sır / Gerçeğin, günümüz koşullarının verdiği imkan ve ortam sayesinde, ilmin mantığı ile 4 kapı ve 40 makamın uzun dolambaçlı, karmaşık yollarına girmeden, üzerini sarıp sarmalamadan, yeni nesillere daha açık ve çıplak gerçekler olarak anlatmak mümkündür.  

 Bu inancın güncel kurumlarının, kendini yeniden gözden geçirerek,bu ihtiyaca uygun şekilde yeniden yapılandırması gereklidir. Bu çalışmalara yol ve erkan bilen, Leduni felsefesine vakıf olan bilge kadrolar ile, çok yoğun bir eğitim programı uygulayarak, gelecekte bu hizmetleri yürütecek kadroların yetiştirilmesi ile mümkündür. Yıllarca bu alanda pratik örgütsel çalışmaları yürütmüş biri olarak, belirtmek istiyorum ki , bu mevcut dernek ve federasyonların el yordamı ile yürüttüğü çalışmalardan, bu inancın ihtiyaçlarını yürütecek ve gelecekte temsil edebilecek kadrolar yetişemez. Bu öz eleştiri  ve eleştiri ile gerçeğe Hü diyelim! 

Açıklamalar/ Kaynakça: 

  1. Şehabettin Suhreverdi (1154-1191). A. Köylüce, “Alevi İnancında Temel Bilgiler”. sayfa 58. Fırat yayınları. 2006 İstanbul. 
  1. Zodyak: (Fransızca zodiaque =latince; zodiacus= yunanca;dzodiakos,) Burçlar kuşağı demektir. 
  1. Sudur (Sudür) felsefesi: Meydana çıkma, oluşma-varoluş çevirimi/ varoluş-yaradılış çemberi. 
  1. Kavis: (Kavs/ yay/ eğri) Varoluş çevimine göre,varoluş çemberini oluşturan kavs-i nüzul(alçalan eğri) ve kavs-i uruc (yükselen eğri) dan her biri. 
  1. Kavs-i Nüzul/Alçalan Eğri:  Varoluş teorisine göre, varoluş çemberinin ilk yarısını oluşturan, alem-i gayp’dan/ kutsal kökenden, alem-i şuhud’a (duygularla algılanabilir, bilgiyle ulaşılabilir varlıklar dünyası) inen varlığın,önce cansızlar,sonra bitkiler, en sonunda hayvanlar ve insanlar biçiminde görünür duruma gelirken, çizdiği düşünülen yarım daire. 
  1. Kavs-i Uruc/Yükselan Eğri: Varoluş çevrimine göre, varoluş çemberinin ikinci yarısını oluşturan,aslına dönmek isteyen,genelde doğanın,özelde insan’ın, alem-i şuhud’dan, alem-i gayb’a yükselirken çizdiği varsayılan,yükselen yarım daire/ yay. 
  1. Varoluş: Eyleme geçen Tanrı/ ışık (nur) donunda fışkıran/ taşan özün maddi yada manevi varlıklar durumunda var olması. 
  1. Varoluş Çemberi: Tanrıdan fışkıran,taşan özün/nur’un akl-ı evelden, alem-i şuhuda inerken çizdiği düşünülen, Kavs-i Nüzul ile alem-i şuhud’dan, çıktığı kaynağa(tanrıya) yani Işık/ Nur’a yükselirken çizdiği düşünülen Kavs-i Uruc eğrilerinden oluşan daire.   
  1. Niyaz: Tarikat,yol Ulu’suna, büyüğüne yada tarikat’da yol’da bir makamı, temsil eden yere, şeye, kişiye ve bunlar aracılığıyla Kutsalına/ tanrıya yalvarma yakarma ve bağlanma biçiminde uygulanan ibadetsel davranış. 
  1. Pir Sultan Özcan“Varlığın Doğuşu” Anadolu Matbaa 1992. 
  1. Nebula: Faruk Yılmaz “Yıldızların Doğum Evleri” YouTube 15.4.2015 
  1. Reya Hak: Gerçeğin yolu. 
  1. Leduni ilmi:  Batini,  Gayb ve marifet ilmi 
  1.  ZÂHİR:  Duyu organlarımızla algılayabildiğimiz her şey. Gözümüzle gördüğümüz her şey, “zâhir” kelimesi kapsamına girer..   
  1.  BATIN: Duyu organlarımız ile algılayamadığımız Zahiri şeyler.   Esasen, “Bâtın”, tamamiyle “Zâhir” olanın ta kendisidir!  Esasen, “Zâhir”, tamamiyle “Bâtın” olanın ta kendisidir! “Bâtın”, algılayabildiğin anda, “Zâhir” olur…“Zâhir”, algılayamadığın süreçte “Bâtın”dır.  Yani değişen, “Zâhir” ve “Bâtın” değil; senin algılamandır!. 

Colaninin Almanya Ziyareti İnsanlığa Tehdit!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colani’nin devlet protokolüyle karşılanmasına sert bir tepki gösterdi. Bu durumun yalnızca bir diplomatik tercih olmadığını, aynı zamanda ciddi bir meşrulaştırma sorunu taşıdığını vurguladılar.

Yapılan açıklamada, Batı’nın Colani’yi devlet protokolüyle karşılamasının, farklı inanç ve etnik topluluklara yönelik şiddeti görmezden geldiği ve uluslararası kamuoyuna tehlikeli bir mesaj verdiği ifade edildi. Colani’nin Almanya ziyaretinin insanlığa ve insan haklarına karşı bir tutum olduğu belirtildi. HTŞ’nin geçmişinde Aleviler, Dürziler, Kürtler ve Hristiyanlar gibi farklı gruplara yönelik katliamlarla anıldığı hatırlatıldı.

Açıklamada, “İnsanlık düşmanı bir figürün siyasi bir aktör olarak kabul edilmesi, işlenen suçlara ortak olmaktır” ifadesine yer verildi. FEDA ve DAKB, bu durumun bölgede devam eden şiddeti daha da artıracağını kaydetti. Kadınlara yönelik saldırılar ve zorla yerinden edilmeler gibi insanlık suçlarının sürdüğüne dikkat çekildi.

Almanya’nın mülteci politikalarını sertleştirirken, Colani gibi bir ismi meşru bir aktör olarak tanımasının çelişki yarattığı ifade edildi. Bu yaklaşımın Ortadoğu’da savaşın derinleşmesine ve halkların acılar içinde göç etmek zorunda kalmasına neden olduğu vurgulandı. FEDA ve DAKB, insan hakları ve toplumsal barışın esas alınması gerektiğini belirterek, “İnsan hakları pazarlık konusu değildir. Savaşı değil, barışı destekleyin” mesajını iletti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Colaninin Almanya ziyareti, Alevilik ve diğer inanç gruplarının maruz kaldığı şiddeti göz ardı eden tehlikeli bir meşrulaştırma girişimidir. Bu durum, sadece uluslararası kamuoyuna değil, insanlığa karşı da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. FEDA ve DAKBnin vurguladığı gibi, insanlık düşmanı bir figürün siyasi bir aktör olarak kabul edilmesi, toplumsal barışı zedeleyerek şiddeti artıracaktır. Almanyanın, mülteci politikalarını sertleştirirken Colani gibi bir ismi meşru bir aktör olarak tanıması, adalet ve insan hakları açısından kabul edilemez bir çelişkidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Barış süreci siyasi pazarlık konusu olamaz!

Augsburg’da düzenlenen “Demokrasi, Adalet ve Toplumsal Barış Konferansı”nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecinin siyasi pazarlık konusu olamayacağını vurguladı. Hatimoğulları, Türkiye’nin temel sorunları arasında Alevi ve Kürt sorunlarının bulunduğunu belirterek, bu konuların çözümünün demokrasi mücadelesinin önünü açacağını ifade etti.

Konferans, 29 Mart 2026 tarihinde Augsburg Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Hatimoğulları, Türkiye’deki demokratikleşme sürecinin, Kürt halkının eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla mümkün olacağını dile getirdi. Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan süreçte, insan hakları ve ifade özgürlüğü konularındaki baskıların sona ermesi gerektiğini vurguladı.

Hatimoğulları, “Bu süreç, hiçbir siyasi partinin iktidar olma pazarlığına kurban edilemeyecek kadar önemlidir,” diyerek, Türkiye’nin coğrafyasında yaşanan acıların her iki tarafın annelerini etkilediğini belirtti. Ayrıca, sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini ifade etti.

Konferansta, atılması gereken somut adımları da sıralayan Hatimoğulları, AİHM kararlarının hayata geçirilmesi ve siyasi mahpusların serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratik bir yapının oluşturulması için köklü ve radikal değişimlerin şart olduğunu belirtti.

Son olarak, Alevilik inancının tanınması, kadın eşitliği ve gençlerin yaşadığı sorunlar gibi konuların da demokratikleşme paketinde yer alması gerektiğini vurguladı. Hatimoğulları, Türkiye’nin farklı halklarının ve inançlarının haklarının açıkça tanımlanması gerektiğini ifade ederek, bu yaraların iyileştirilmesi için adımlar atılması gerektiğini söyledi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Tülay Hatimoğullarının barış sürecinin siyasi pazarlık konusu olamayacağına dair vurgusu, Türkiyenin demokratikleşme mücadelesinde Alevi ve Kürt sorunlarının çözümünün ne denli kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Bu süreçte, insan hakları ve ifade özgürlüğünün sağlanması, sadece Alevi toplumu için değil, tüm ezilenler için bir gereklilik haline gelmiştir. Hatimoğullarının çağrısı, diyalog ve müzakere ile barışçıl çözümler arayışının önemini bir kez daha hatırlatıyor; bu, toplumun birlikteliği ve geleceği için elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Solingen Alevi Kültür Merkezi 30. yılını kutladı

Solingen Alevi Kültür Merkezi, 30. kuruluş yılını büyük bir etkinlikle kutladı. Almanya’nın Solingen kentinde düzenlenen program, geniş bir katılımla gerçekleştirildi ve toplumsal birlik ile kültürel aktarım temaları ön plana çıktı. Etkinliğin sunuculuğunu Çiğdem Mavi üstlenirken, konuşmacılar arasında HDP eski Milletvekili Kemal Bülbül, AABK Eşit Başkanları Filiz Çağlar Selçuk ve Hüseyin Mat, AABF NRW Bölge Başkanı Deniz Kutlu ve Solingen AKM Başkanı Halit Kurt yer aldı.

Halit Kurt, cemevinin yalnızca bir ibadet alanı değil, aynı zamanda toplumsal birlik ve kültürel aktarım merkezi olduğunu vurguladı. Genç kuşakların inanç değerlerine ulaşmasının önemine dikkat çekti. Deniz Kutlu ise, örgütlülüğün ve inanç temsilinin önemine değinerek, farklılıkların zenginlik olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. “Farklı fikirlerin bir arada var olabildiği bir yapı, güçlü bir örgütün göstergesidir” dedi.

Kemal Bülbül, Alevi toplumunun devlete yönelik taleplerini dile getirerek, “Aleviliği tanımlama, Aleviliği tanı” şeklindeki ifadesiyle inanç özgürlüğünün altını çizdi. Bülbül, Aleviliğin Türkiye’de yeterince tanınmadığını ve mevcut yasal düzenlemelerin bu durumu güvence altına almadığını belirtti. Yeni anayasa tartışmalarına da değinerek, zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi konuların inanç özgürlüğü açısından değerlendirilmeleri gerektiğini vurguladı.

AABK Eşit Başkanı Filiz Çağlar Selçuk, Avrupa’daki Alevilerin tarihsel mücadelesine ve elde edilen haklara dikkat çekti. Almanya’da yürütülen örgütlenmenin önemini vurgulayan Selçuk, Alevi toplumu için ortak mücadele ve birlik çağrısında bulundu. Hüseyin Mat ise, farklı coğrafyalarda yaşayan Alevi ve Kürt topluluklarının ortak kaderine vurgu yaparak, birlik sağlanmadığı takdirde geçmişteki acıların tekrar edeceğini belirtti.

Etkinlikte sanatçılar, Alevi deyişlerini ve kültürel mirası katılımcılarla buluşturarak, 30 yıllık mücadelelerin önemini müzikle pekiştirdi. Solingen Alevi Kültür Merkezi’nin etkinliği, Alevi toplumunun bir araya gelerek dayanışma içinde olduğunu bir kez daha gösterdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Solingen Alevi Kültür Merkezinin 30. yıl kutlaması, toplumsal birlik ve kültürel aktarımın önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Halit Kurtun cemevi tanımı, Alevilik inancının sadece ibadet değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Alevi toplumunun taleplerinin ve inanç özgürlüğünün altını çizen Kemal Bülbül gibi konuşmacıların katılımı, Alevi kültürünün tanınması ve saygı görmesi adına atılan önemli adımlardan biridir. Farklılıkların zenginlik olarak görülmesi gerektiği mesajı, birlik ve dayanışma ruhunu güçlendiriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Koçgiri Katliamı anmasında tarihsel hafıza vurgusu!

Koçgiri Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla İstanbul’da düzenlenen anma etkinlikleri, tarihsel hafızanın korunması ve toplumsal yüzleşme ihtiyacını vurgulamak amacıyla gerçekleştirildi. Gazi Cemevi’nde düzenlenen panel, Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şubesi tarafından organize edildi ve geniş bir katılımla yapıldı.

Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bülent Felekoğlu, tarihçi-yazar Alişan Akpınar’ın konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte, katılımcılar Koçgiri olaylarına dair yaşananları yeniden hatırladı. Etkinlik, Koçgiri’ye ait klam ve ağıtların seslendirilmesiyle başladı. Sanatçılar İlhan Rençber ve Vedat Sarıgöl, duygusal anlar yaşanmasına neden olan ağıtlar söylediler.

Açılış konuşmasını yapan Mevhibe Akdeniz, Koçgiri Katliamı’nın tarihsel olarak doğru bir biçimde anlaşılmasının önemine dikkat çekti. Akdeniz, “Koçgiri kıyımını bilince çıkarmadan Cumhuriyet’in bugününü anlayamayız” ifadelerini kullandı. Ayrıca, etkinliğe katılan Dersim eski belediye eş başkanı Nurhayat Altun, Avrupa Yakası Dersimliler Derneği ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) temsilcileri de tarihsel hafızanın korunması gerektiğini vurguladılar.

Etkinlik, katılımcılara anmanın önemini hatırlatarak, geçmişle yüzleşmenin ve tarihsel gerçeklerin anlaşılmasının gerekliliğini bir kez daha gündeme getirdi. Koçgiri Katliamı’nın üzerinden geçen yıllara rağmen, anmaların ve bu tür etkinliklerin devam etmesi, toplumsal hafızanın sürdürülmesi adına büyük bir önem taşıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Koçgiri Katliamı anması, tarihsel hafızanın korunmasının ve toplumsal yüzleşmenin gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Alevilik inancının özünü yansıtan bu tür etkinlikler, sadece geçmişin acılarını hatırlamakla kalmayıp, gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için bir çağrı niteliği taşır. Unutulmamalıdır ki, tarihsel olaylar doğru bir biçimde anılmadığında, toplumlar arasında ayrımcılığın ve adaletsizliğin önünü açar; bu nedenle Koçgiri gibi olayların bilinçle anılması, bir zorunluluktur.

— Alevi Gazetesi Editörü