Ana Sayfa Blog Sayfa 6

Alevi kimliği üzerinden nefret söylemine karşı duruş!

Alevi kurumları, son günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden yürütülen nefret söylemine karşı ciddi bir duruş sergiledi. AKD Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları ve PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, bu durumu kabul edilemez olarak nitelendirerek, Alevi kimliğinin siyasi malzeme olarak kullanılmasına karşı çıktılar. Kahiloğulları, seçimle iş başına gelmiş bir yönetimin mahkeme kararlarıyla devrilmesini “demokrasi ayıbı” olarak tanımladı ve bu durumu tüm Türkiye’nin izlediğini vurguladı.

Kılıçdaroğlu’nun kişisel siyasi mücadelesinin Alevilikle ilişkilendirilmesine tepki gösteren Kahiloğulları, “Kemal Kılıçdaroğlu da bütün Alevi toplumunu temsil edemez” diyerek, inanç kimliklerinin siyasetten ayrı tutulması gerektiğini belirtti. Buna ek olarak, Alevi toplumunun hedef alınmasına olanak tanıyan nefret söylemlerinin artması, Alevi kurumları tarafından kınandı.

Mehmet Erkek, Türkiye’deki siyasi tarih boyunca sağ ve Sünni siyasetçilerin inanç kimlikleriyle eleştirilmediğini hatırlatarak, Kılıçdaroğlu üzerinden Aleviliğe yapılan saldırıları çifte standart olarak değerlendirdi. “Neden Kemal Kılıçdaroğlu konuşulurken Alevilik hedef alınıyor?” diye soran Erkek, bu durumun adaletsizliğine dikkat çekti.

Erkek ayrıca, CHP’nin kapılarına yönelik polis müdahalesini faşizan bir uygulama olarak tanımladı ve bu tür baskıların kabul edilemeyeceğini ifade etti. “Alevi toplumu, kurumsal bir siyasi partinin polis zoruyla içeri girilmesini asla kabullenmeyecek,” diyerek, Alevilerin haklarının korunması için mücadele edeceklerini belirtti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kimliği üzerinden yürütülen nefret söylemine karşı duruş sergileyen Alevi kurumları, toplumumuzun birliğini ve inancımızın özünü koruma adına önemli bir adım atmıştır. Siyasi malzeme olarak kullanılan Alevilik, inancımıza ve tarihimize yapılan bir saldırıdır. Alevi toplumunun hedef alınmasına karşı durmak, sadece bir hak değil, aynı zamanda her bireyin sorumluluğudur. Bu bağlamda, ayrımcılığa ve haksızlığa karşı net bir duruş sergilemek, Alevi Gazetesinin demokratik ve insani yayın anlayışının bir gereğidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Çorum Katliamının acı hatıraları hala taze!

28 Mayıs 1980’de Çorum’da başlayan ve 10 Temmuz 1980’e kadar süren katliam, Türkiye’nin tarihindeki en karanlık olaylardan biri olarak kaydedilmiştir. Bu süreçte 57 Alevi yurttaş hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmış ve çok sayıda ev ile işyeri tahrip edilmiştir. Çorum Katliamı, devletin ihmali ve organize provokasyonların gölgesinde, Alevilere yönelik gerçekleştirilen bir kıyımın simgesi haline gelmiştir.

Katliamın fitilinin ateşlenmesi, 27 Mayıs 1980’de MHP’li bakan Gün Sazak’ın öldürülmesi ile başlamıştır. Bu olayın ardından, ırkçı gruplar, Alevi ve sol görüşlü yurttaşlara yönelik saldırılara girişmişlerdir. 1 Temmuz 1980’de yeniden yoğunlaşan saldırılar sonucunda 4 kişi hayatını kaybetmiş, güvenlik güçleri ise saldırganları durdurmakta yetersiz kalmıştır.

4 Temmuz 1980’de, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından, ırkçı gruplar uzun menzilli silahlarla Çorum’u bir savaş alanına çevirmiştir. Öne çıkan yalan haberler, özellikle TRT tarafından yayımlanan “caminin bombalandığı” iddiaları, halk arasında panik yaratmış ve faşist grupların saldırılarını daha da kışkırtmıştır. Bu süreçte, Alevilere ait mahalleler sistematik şekilde hedef alınmış, yüzlerce ev yakılmıştır.

Çorum Katliamı, Alevilere karşı gerçekleştirilen organize bir saldırının parçası olarak tarihe geçerken, bu olayın unutulmaması gerektiği ve adaletin sağlanması için mücadele edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Adalet sağlanmadığı sürece toplumsal barışın tesis edilemeyeceği, toplumun farklı kesimleri tarafından dile getirilmektedir.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Çorum Katliamı, Alevi toplumuna yönelik sistematik bir saldırının ve devletin ihmalkar tutumunun acı bir tezahürü olarak hafızalarda yer etmiştir. Bu tür olayların unutulmaması, geçmişte yaşanan zulümlerin tekrarlanmaması adına son derece önemlidir. Alevilik, barış ve hoşgörü kültürü ile büyümüş bir inançtır ve bu tür ayrımcı uygulamalara karşı durmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için elzemdir. Unutulmamalıdır ki, her türlü ayrımcılık ve şiddetin karşısında durarak, mazlumların ve ezilenlerin yanında yer almak, insanlık onurunu savunmak demektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kuruluşları: Siyasi istismara karşı durun!

Alevi kuruluşları, son günlerde artan siyasi tartışmalara karşı ortak bir açıklama yaparak, Alevi toplumunun siyasi malzeme haline getirilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, özellikle seçim dönemlerinde Alevilik inancının istismar edilmesinin getirdiği rahatsızlığın bir yansıması olarak öne çıktı.

Açıklama, Alevi dernekleri ve federasyonları tarafından gerçekleştirilen bir basın toplantısında yapıldı. Toplantının yapıldığı yer, Dersim’deki tarihi bir mekan olarak dikkat çekti. Alevi temsilcileri, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin altını çizerken, siyasi aktörlerin Alevi inancını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarına karşı çıktılar.

Kuruluşlar, Alevilik değerlerinin siyaset arenasında alet edilmesinin, toplumsal barışa zarar vereceğini ifade etti. Yapılan açıklamada, “Siyasi partilerin bizleri kendi amaçları doğrultusunda kullanmalarına izin vermeyeceğiz. Alevilik, bir inanç ve yaşam biçimidir; bu değerleri siyasetin kirli oyunlarına alet etmeyin” denildi.

Toplantıya katılan Alevi temsilcileri, toplumun birlik ve beraberliğine vurgu yaparak, Alevi inancının barışçıl ve hoşgörülü yapısının korunması gerektiğini belirtti. Bu çağrı, Alevi toplumunun geleceği için kritik bir öneme sahip.

Sonuç olarak, Alevi kuruluşlarının bu ortak açıklaması, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin siyasi tartışmaların gerisinde kalmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatmış oldu. Alevilik değerlerinin korunması ve bu değerlerin siyasete alet edilmemesi, Alevi toplumunun öncelikli taleplerinden biri olarak ön plana çıktı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kuruluşlarının siyasi istismara karşı ortak bir duruş sergilemesi, toplumsal barışın korunması adına büyük önem taşımaktadır. Alevilik, bir inanç ve yaşam biçimi olarak, siyasi çıkarların gölgesinde kalmamalıdır. Bu açıklama, Alevi toplumunun birliğini ve beraberliğini sağlamak için atılmış önemli bir adımdır; zira ayrımcılığa ve haksızlıklara karşı durmak, Alevi değerlerinin özüdür.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kölnde BE ONE Festivaline Doğru Dayanışma Buluşması

Köln Tanzbrunnen, 30 Mayıs 2026 tarihinde “BE ONE Open Air Festival” kapsamında önemli bir dayanışma buluşmasına ev sahipliği yapacak. Avrupa’da yaşayan demokratik güçler, Alevi kurumları ve siyasi temsilciler, bu etkinlikte bir araya gelerek demokrasi, eşit yurttaşlık ve adalet konularında ortak bir duruş sergileyecek.

Etkinliğe, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in katılması bekleniyor. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) düzenlediği buluşma, Türk ve Alman siyasi partileri, demokratik kitle örgütleri ve yurttaşların katılımıyla gerçekleştirilerek güçlü bir dayanışma mesajı verecek.

CHP Almanya Federasyonu, bu buluşmanın demokrasiye, eşitliğe, adalete ve ortak mücadeleye inanan herkes için önemli bir fırsat olacağını vurguladı. Yapılan açıklamada, tüm demokratik güçlerin etkinliğe katılma çağrısı yapılarak, dayanışmanın büyütülmesi gerektiği ifade edildi.

Bu anlamlı organizasyonu gerçekleştiren AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat ve Yönetim Kurulu’na teşekkür eden CHP Almanya Federasyonu, demokratik STK’lar ve siyasi partilere de destekleri için minnettar olduklarını belirtti. Birlikte verilen mücadelenin, daha demokratik ve eşit bir geleceğin teminatı olduğuna dikkat çekildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kölndeki BE ONE Festivaline ev sahipliği yapacak dayanışma buluşması, Alevi toplumunun demokrasi ve eşit yurttaşlık mücadelesinde önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Bu etkinlik, sadece Alevi kurumları değil, tüm demokratik güçlerin bir araya gelerek ortak bir duruş sergilemesini sağlayacak. Dayanışma ruhunun güçlendiği bu buluşma, ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşı durmanın simgesi olacak. Alevi Gazetesi olarak, bu tür organizasyonların toplumun birleştirici gücünü pekiştirdiğine inanıyoruz ve destekliyoruz.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kurumları: Saldırılar toplumsal barışı tehdit

İskenderun’daki Alevi kurumları, son günlerde Alevi inanç merkezlerine yönelik artan saldırıları kınadı. Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırılar, toplumsal barışı tehdit eden bilinçli bir provokasyon olarak değerlendirildi. İskenderun Cemevi, Vartolular Derneği ve Tuncelililer Derneği, bu saldırıların arkasında toplumsal barışı bozmayı amaçlayan odakların olduğunu vurguladı.

İskenderun Cemevi Yöneticisi Makbule Güden, Alevi toplumunun inancından asla geri adım atmayacağını belirterek, “Bu tür olaylar bizleri asla inancımızdan vazgeçiremez” dedi. Güden, saldırıların amacının Alevileri asimile etmek olduğunu ve “devletin Alevisi” olarak görmek istediklerini ifade etti.

Vartolular Derneği Başkanı Alişan Turan, saldırıya uğrayan mekanların yüzlerce yıllık inançsal ve kültürel kökleri bulunduğunu hatırlatarak, bu duruma sadece Alevilerin değil, tüm toplumun tepki göstermesi gerektiğini vurguladı. Turan, “Başka kesimlerin de kutsalları, değerleri var ve biz onlara çok saygılıyız” dedi.

Tuncelililer Derneği Başkanı Cafer Koç ise, Alevi inanç merkezlerine yapılan her saldırının toplumun ortak huzuruna yönelik bir tehdit olduğunu belirtti. Koç, saldırıların üst üste yaşanmasının tesadüf olmadığını ve yetkililerin daha duyarlı davranması gerektiğini ifade etti. Kurum temsilcileri, karanlık girişimlere karşı inançlarına sahip çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının inanç merkezlerine yönelik saldırılar, sadece Alevi toplumunu değil, tüm toplumu tehdit eden bir ayrımcılık ve nefret eylemidir. Bu tür provokasyonlar, toplumumuzu bölmeye çalışan karanlık odakların birer uzantısıdır. Alevilik, çok kültürlü ve çok etnisiteli yapımızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve bu değerleri korumak, herkesin ortak sorumluluğudur. Saldırılara karşı durmak, barış ve eşitlik mücadelesinin bir parçasıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

PSAKDden CHPye yönelik polis müdahalesine sert tepki!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine sert bir tepki gösterdi. Dernek, bu müdahaleyi “demokrasinin kırıntılarına dahi tahammülü olmayan faşizan bir kuşatma” olarak nitelendirerek, siyasi iktidarın kaybettiği meşruiyeti muhalefete yönelik saldırılarla telafi etmeye çalıştığını ifade etti.

PSAKD, yaptığı açıklamada, devletin kolluk gücünü halkın iradesine karşı bir sopa gibi kullanan despotik anlayışı kınadı ve “Bu saldırılar, ülkeyi içine sürüklediğiniz yangını gizleme telaşıdır” dedi. Dernek, bu tür saldırıların sadece CHP’ye değil, tüm toplumsal muhalefeti hedef aldığını vurgulayarak, “Bugün CHP’ye yönelen saldırı, faşizmin tüm toplumsal muhalefeti teslim alma provasıdır” şeklinde uyarıda bulundu.

Dernek yönetimi, geçmişte yaşanan toplumsal travmalara da atıfta bulunarak, Gezi Parkı olaylarında hayatını kaybeden gençlerin anısını yaşatacaklarını belirtti. Madımak davasının zaman aşımına uğratılmasına tepki gösteren PSAKD, “Sivas’ı unutturmayacağız” diyerek iktidarın uygulamalarını eleştirdi.

Alevilik inancını ve toplumun değerlerini koruma konusunda kararlı olduklarını belirten dernek, eğitim sisteminin gericileşmesine karşı da duracaklarını ifade etti. “Dindar, kindar ve itaatkar nesilden olmayacağız” diyen PSAKD, tüm demokratik kitle örgütlerine ve halka dayanışma çağrısında bulunarak, “Zalimin ve zulmün karşısında, mazlumun yanındayız” mesajını verdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

PSAKDnin CHPye yönelik polis müdahalesine gösterdiği tepki, demokratik değerlere sahip çıkmanın ve toplumsal muhalefeti savunmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Faşizan uygulamalar, sadece bir partiyi değil, Alevilik gibi zengin bir kültürü temsil eden tüm toplumsal kesimleri hedef alıyor. Bu saldırılar, geçmişte yaşanan acıları unutturmaya yönelik bir çaba olarak değerlendirilmeli ve her türlü ayrımcılığa karşı durulmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Sandığın Gölgesinde Unutulan Halk Türkan Doğan

Bugün memleket günlerdir yine aynı tartışmanın içinde dönüp duruyor. Bir mahkeme kararı, bir parti içi hesaplaşma ve koltukların etrafında büyüyen siyasal gerilimler gündemi belirliyor. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürüyen tartışmalar ekranlarda saatlerce konuşuluyor; kim haklı, kim dönecek, kim kalacak, hangi karar neyi değiştirecek soruları sürekli yeniden üretiliyor. Fakat bütün bu tartışmaların ortasında asıl soru kayboluyor: Halkın hayatında gerçekten ne değişiyor

Çünkü bu tartışmalar sürerken bir emekçi her sabah aynı yoksulluğa uyanıyor, bir genç bavulunu hazırlamış geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalıyor, bir anne mutfakta eksilen ekmeği hesaplıyor, bir köylü toprağını nasıl ayakta tutacağını düşünüyor. Yani siyasal gündem kendi içinde büyürken, halkın gündemi yerinde sayıyor.

Siyaset, halkın gerçek yaralarını konuşmak yerine kendi koridorlarında yankılanan güç savaşlarını büyütüyor. Bu da aslında düzenin en iyi bildiği şeylerden biri: Gerçek sorunları görünmez kılmak.

Bir ülke düşünülünce, çoğu zaman insanların yaşadığı ekonomik sıkıntılar değil siyasetçilerin koltuk mücadeleleri manşet oluyor. İşsizlik, geçim derdi ya da yoksulluk yerine parti içi hesaplar ve lider tartışmaları konuşuluyor. Yoksulluk derinleşirken ekranlarda yalnızca siyasal pozisyonlar tartışılıyor. Bu durum, insanın zihninde kaçınılmaz bir soruyu büyütüyor: Gerçekten halkın kurtuluşu sandığın içinde mi saklıdır, yoksa sandık yıllardır aynı düzenin kendini yeniden üretme biçimine mi dönüşmüştür?

Bu noktadan bakıldığında mesele yalnızca kişiler ya da isimler değildir. Çünkü aynı düzenin içinde dönen çarklar, çoğu zaman birbirine karşıymış gibi görünse de aynı zeminde varlığını sürdürür. Dün birbirine sert sözler söyleyenler bugün aynı masalarda uzlaşabilir. Bu değişim, halkın yaşamındaki değişimle her zaman örtüşmez. Halk çoğu zaman seçimden sonra da aynı yorgunlukla, aynı kırgınlıkla ve çoğu zaman daha da ağırlaşmış bir hayatla baş başa kalır.

Burada sorun, yalnızca bireysel siyasi aktörler değil, halkın iradesini belirli parti yapıları ve kurumsal sınırlar içine sıkıştıran siyasal aklın kendisidir. Parlamentolar tarihsel olarak halkın sesi olmak iddiasıyla kurulmuş olsa da zamanla birçok insan kendi sesinin orada karşılık bulmadığını hissetmeye başlamıştır. Çünkü temsil mekanizmaları ile halkın gerçek yaşamı arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşmuştur. İşçinin emeği, emeklinin geçimi ya da gencin geleceği çoğu zaman siyasal tartışmaların merkezine değil, kenarına düşmektedir

Siyasal aklın en çarpık yönlerinden biri, liderlerin politik performanslarından çok kimlikleri üzerinden aşırı bir anlamla yüceltilmesidir.Kilicdaroglu’ nu Alevi kimliğinden kaynaklı pir makamına konumlandiranlara da bir cif sözüm var.

Bir figür, yaptığı siyasetle değil, taşıdığı sembollerle değerlendirilince eleştiri geri çekilir, yerini sorgusuz bir sahiplenme alır. Bu da siyaseti akıldan uzaklaştırıp duygusal bir bağlılık alanına sıkıştırır.

Oysa hiçbir kimlik, siyasal eleştirinin üstünde bir makama dönüşemez. Hiçbir aidiyet, politik sorumluluğun yerini tutamaz. Liderleri kutsayan değil, hesap sorabilen bir toplumsal zemin kurulmadıkça, siyaset gerçeklikten kopmaya devam eder.

Emperyal düzen de tam bu noktada kendini yeniden üretir. Halkların birbirine yabancılaştırıldığı, yoksulluğun kader gibi anlatıldığı ve insanların yalnızlaştırıldığı her yerde bu düzen daha güçlü hale gelir. Kimlikler, korkular ve kutuplaşmalar üzerinden insanlar birbirinden uzaklaştırılırken, aslında sistem kendi devamlılığını sağlar. İnsanlar birbirine bakarken düzen kendi akışını sessizce sürdürür.

Bu yüzden tartışmaların gürültüsü büyürken, asıl sessizlik halkın yaşamına çöker. O sessizlik, çoğu zaman manşetlere sığmaz ama en derin gerçeği taşır. Çünkü bir ülkenin gerçek nabzı ekranlarda değil, mutfakta kaynayan tencerede, işçinin vardiya çıkışında, öğrencinin yorgun defterinde atar. Ve eğer bu ses duyulmazsa, siyaset ne kadar konuşursa konuşsun eksik kalır; çünkü eksik olan şey söz değil, halkın kendi hayatına dokunabilmesidir.

Sonuçta mesele hangi siyasetçinin geri döneceği ya da hangi kararın alınacağı değil, halkın kendi hayatına ne zaman ve nasıl geri döneceğidir.

23/05/2026

Devlet Darbesi, Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Neyi Anlatıyor? HASAN AYDIN

0

CHP, Türkiye siyasetinin en köklü çelişkisini bünyesinde taşıyan bir partidir. Kuruluşundan bu yana devletle özdeşleşmiş, sistematik şiddetlere ve tarihin karanlık sayfalarına değil; o sayfaların “zorunluluğuna” ortak olmuş bir zihniyetin partisi. Soykırımlarla yüzleşmek bir yana, mağdur rolünü bile bu zihniyetin kendisi için rezerve etmiş bir geleneğin taşıyıcısı.

Bu tablonun içinden Özgür Özel gibi bir ismin çıkması, başlı başına ilginçti. Mükemmel değildi, CHP’nin genetik kodlarını tamamen aşmamıştı. Ancak ülke sorunlarını partisine rağmen okuyabilen, sosyal demokrat bir duyarlılığa en azından kapı aralayan, yüzleşmeden kaçmayan bir çizgi çiziyordu. Bu, o parti için küçük değil, büyük bir farktı.

Kılıçdaroğlu’nun sahneye yeniden çıkması ise tam da bu kırılgan farkı hedef aldı. O, devletle barışık bürokrasinin; Türkiye sağıyla “kucaklaşmanın” ve her şeyi kendi üzerinden tanımlamanın sembolüdür. Muhalefet yapar gibi görünürken muhalefeti ehlileştiren bir siyaset biçiminin adıdır.

Bu dönüşü salt bir parti içi hesaplaşma olarak okumak sığ kalır. Bu, İttihat ve Terakki’nin ruhundan beslenen, devletin siyaseti dizayn etme refleksinin bir tezahürüdür. İktidar, karşısında gerçek bir muhalif görmek istemez; tanıdık bir yüz, kontrol edilebilir bir gerilim ister.

Kılıçdaroğlu’nun dönüşü, iktidarın değil; devletin kazandığı bir andır.

AABKdan CHPye yönelik hukuksuzluk eleştirisi!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik alınan “Mutlak Butlan” kararını kınadı. Konfederasyon, mevcut siyasi iklim ve yargı uygulamalarını eleştirerek, bu durumun toplumsal muhalefeti ve halk iradesini baskı altına alma girişimi olduğunu ifade etti.

AABK, Türkiye’nin en büyük muhalefet partisine yönelik bu tür hamlelerin, iktidarın kendi güdümlü muhalefetini yaratma stratejisi olarak değerlendirildiğini belirtti. Yargının siyasi iktidarın bir aracı haline gelmesiyle demokrasinin tehlikeye atıldığını ve bu tür uygulamaların toplumun hukuka olan güvenini zedelediğini vurguladı.

Konfederasyon, Alevilerin tarih boyunca maruz kaldığı dışlanma ve hak kayıplarını hatırlatarak, Alevilik öğretisinin temel değerlerine atıfta bulundu. Adaletin seçici uygulanamayacağı ve rızalık kavramının yalnızca bireysel değil, herkes için aranması gerektiğini belirtti.

AABK, tüm toplumsal kesimlere yönelik bir çağrı yaparak, halkın özgür iradesine gölge düşüren uygulamalardan vazgeçilmesini ve siyasi partilerin kurumsal özerkliklerinin korunmasını talep etti. Ayrıca, demokratik kitle örgütlerinin ve gençlerin haklarının güvence altına alınması gerektiğine dikkat çekti.

Sonuç olarak, AABK, ülkenin geleceğinin korku ve baskıyla değil, rızalık ve adaletle inşa edileceğini belirterek, laiklik, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

AABKnın CHPye yönelik hukuksuzluk eleştirisi, Türkiyedeki demokratik değerlerin ve halk iradesinin nasıl tehdit altında olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yargının siyasi iktidarın aracı haline gelmesi, Alevi toplumunun geçmişte yaşadığı dışlanma ve hak kayıplarını hatırlatarak, adaletin herkes için vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor. Tüm toplumsal kesimlere yapılan çağrı, ayrımcılığa ve hukuksuzluklara karşı durmak için birlik olmanın önemini vurguluyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

ABF, mahkeme kararını demokrasiye müdahale olarak

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan ve 21. Olağanüstü Kurultayları için verdiği “mutlak butlan” kararına tepki gösterdi. Mahkemenin bu kararı, demokratik siyasete açık bir müdahale olarak değerlendirildi. ABF, halk iradesinin yargı eliyle hedef alındığını vurguladı.

Mahkeme, mutlak butlan terimi ile, bir hukuki işlemin baştan itibaren yok sayılabileceğini belirtti. Bu durum, Yüksek Seçim Kurulu tarafından onaylanan bir kurultayın daha sonra mahkeme kararıyla hükümsüz hale getirilmesi anlamına geliyor. ABF, bu durumun seçim hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu belirterek, hukuki bir müdahalenin sadece yargı sistemi üzerinde değil, aynı zamanda siyasal alanda da ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Federasyonun açıklamasında, verilen kararın Türkiye’deki demokrasi ile otokrasi arasındaki tercihin bir yansıması olarak görüldüğü ifade edildi. Yargının bağımsızlığının tasfiye edilmesinin yalnızca muhalefeti değil, tüm toplumsal barışı tehdit ettiğine dair uyarılarda bulunuldu. ABF, bu tür müdahalelerin, halkın iradesini tartışmalı hale getirdiğini ve demokratik değerlere zarar verdiğini bildirdi.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye ihtiyacı olduğunu belirterek, hukukun üstünlüğüne, eşit yurttaşlığa ve özgürlüğe dayalı bir yaklaşımın önemine vurgu yaptı. Ayrıca, ABF, CHP’ye yönelik hukuki müdahaleyi de bu bağlamda eleştirerek, demokratik siyaseti hedef alan her türlü girişime karşı duracaklarını ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun mahkeme kararına yönelik tepkisi, demokrasinin temel ilkelerinin ciddi bir tehdit altında olduğunu gözler önüne seriyor. Yargının bağımsızlığının sorgulanması, sadece muhalefeti değil, tüm toplumsal barışı tehdit eden bir durumdur. Alevi toplumu olarak, halk iradesinin yok sayılmasına ve demokratik değerlere yapılan bu müdahalelere karşı durmak, her bireyin sorumluluğudur.

— Alevi Gazetesi Editörü