Ana Sayfa Blog Sayfa 528

Kılıçdaroğlu’ndan Demirtaş açıklaması: İktidar halka yalan söylüyor

Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, dün katıldığı yayında ‘Osman Kavala neden tutuklu? Selahattin Demirtaş neden tutuklu? Hiçbirisi terörden mahkum olmadı, yalan söylüyorlar’ dedi

Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında, son günlerde Cumhur İttifakı tarafından sık sık dillendirilen “Demirtaş terörden tutuklu” ifadelerini hatırlattı ve “Yalan söylüyorlar” dedi.

Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın hukuksuzca hapiste tutulduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Hiçbiri terörden ötürü mahkum olmadı. Yalan söylüyorlar. AİHM kararı var. Siz, anayasanıza koymuşsunuz. AİHM kararına herkes uymak zorundadır, diye. Hukuk devleti misiniz? Evet. O zaman bırakacaksınız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun konuya ilişkin görüşleri şöyle:

“Biz bütün partilerle ilişki sürdürürüz. Bugün parlamentoda bugünkü koşullar dahil bütün partilerle görüşen tek parti biziz. AK Parti ile de MHP ile de HDP ile de görüşürüz. HDP’yi düşmanlaştırıyorlar. Sen düşmanlaştırırsan ikili oynuyorsun. HDP’nin başkanvekili parlamentoyu yönetiyor. Siz hukuk içinde hareket etmek zorundasınız. Bir kişinin hapisten çıkması için kanun çıkması lâzım değil mi? Kanun çıkmadan hangi yetkiyle ‘Ben seni serbest bırakacağım’ derim. Bir haksızlık varsa, siyasi görüşüne bakmaksızın ‘Burada hata var giderilmesi lazım’ derim. Gezi olaylarında içeride olanlar, ne günahı var bunların? Osman Kavala neden? Selahattin Demirtaş neden? Hiçbirisi terörden ötürü mahkum olmadı, yalan söylüyorlar millete. Halka doğruları söyleyeceksiniz. Bir insanı eleştirebilirsiniz, buna kimse bir şey diyemez. Haklı ise kendime çeki düzen veririm. AİHM kararı var. Anayasa’ya koymuşsunuz, ‘herkes uymak zorunda’ diye. Siz hukuk devleti misiniz? Evet ise o zaman bırakacaksınız.”

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlundan #Demirtaş #açıklaması #İktidar #halka #yalan #söylüyor

Süryani aday Arslan: Çerkez’in Pomağın derdini HDK’de öğrendim

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul 3’üncü bölge Milletvekili Süryani adayı Edip Arslan, adaylık sürecini ve Süryani halkının taleplerini anlatarak, ‘Yeşil Sol’da birleşip, yeni bir yaşamı inşa edeceğiz’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) seçim çalışmaları devam diyor. Toplumda tüm ötekileştirilenlerin sesi olan Yeşil Sol Parti’nin aday listesinde Süryani, Ermeni ve Alevi gibi birçok farklı kesimin temsiliyeti bulunuyor. Bu farklı kimliklerden biri de İstanbul 3’üncü bölge Milletvekili adayı Edip Arslan. Süryani olan Arslan, 1965 yılında Mêrdîn’in Mîdyad (Midyat) ilçesine bağlı Aynvert (Gülgöze) köyünde dünyaya geldi.

Ermeni ve Süryanilerin katledildiği 1915 Sayfo olaylarından sonra da Süryanilere dönük baskıların bitmediğini belirten Arslan, Nesturi İsyanı’ndan sonra 86 bin Süryani’nin topraklarından kovulduğunu dile getirdi.

Mezopatamya Ajans’ından Rukiye Adıgüzel’e konuşan Arslan, “Ardından İstanbul’da 6-7 Eylül olayları oldu. Aynısını Midyat’ta da yapmak istediler. Oradaki Kürt aşiret lideri, bunu kabul etmediği için bir kontrgerilla tarafından trafik kazasında katledildi. Midyat’ın o zaman yüzde 95’i Süryani idi. 1964-65-67’lerde, 74’te Kıbrıs olayları oldu. Bu süreçlerde de baskılar devam etti” diye belirtti.

“Burada bir yara var. Bu yaraya merhem sürmeden iyileşmez” diyen Arslan, “70 yaşındaki insanlara tahammül edemediler. Bu tabi devletin suçu olduğu kadar yerel güçlerin de suçu. Çünkü ortaklaşa yaptılar. Artık bunları aşmamız lazım” dedi.

‘Laz’ın Pomağın derdini öğrendim’

Aynı baskıların bütün coğrafyada yaşandığına dikkati çeken Arslan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi’ne girdikten sonra Çerkez’in, Laz’ın, Gürcü’nün ve Pomak’ın da derdini öğrendiğini söyledi.

Arslan, “Onlar belki bizim kadar kötü yaşamadılar. Ama onları asimile ettiler. Diyorlar ki, ‘50-60 sene önce halkımızın yüzde 90’ı anadilinde konuşabiliyordu. Şimdi yüzde 10’lara kaldık. Böyle devam ederse yakında anadilimizi kaybedeceğiz.’ Kürt hareketi olmasaydı Kürtlerin de, Pomak’lardan farkı olmazdıifadelerini kullandı.

‘Halkımız kendi kimliğine sahip çıksın’

12 Eylül’den sonra farklı insanlarla tanışmaya başladığını ve ondan sonra bazı şeylerin farkına vardığını belirten Arslan, “Kürt hareketi de güzel mesajlar vermeye başladı. Ondan sonra siyasileşti. Mesela Leyla Zana’ların ilk Meclis’ten atılmaları insanın içine dokunuyordu. Senin verdiğin oyu yok sayıyorlar. ‘Demek ki, bu insanlar da bu eziyeti çekiyor’ diyordum. Haliyle irtibat kurduk ve Demokrasi Bloku’nun kuruluşundan beri varım. En son vekillik için müracaat ettim. Parti öyle uygun gördü. 3’üncü bölgede halkımız çoktur. Bahçelievler’de oturuyorum. Bağcılar, Güngören, Esenyurt, Küçükçekmece, Avcılar ve Silivri’deki oy potansiyeli ortadadır. Yeter ki halkımız kendi kimliğine sahip çıksın. Bu coğrafyanın insanlarıyız” dedi.

‘Fillah değil Süryaniyim’

Türkiye ve Kurdistan’daki farklı kimliklerin yeni yeni bilinmeye başlandığını belirten Arslan, “Onlar, ‘Fillah’ derlerdi. ‘Hayır ben fillah değilim’ diyorum. Fillah Arapça’dan gelen ‘Uşağım, kölem’ demektir. Kabul etmiyorum, ben Süryani’yim. Hiç unutmuyorum; bir sene 23 Aralık’ta Müslüman’ların bayramını kutladık. 25 Aralık’ta Noelimizi kutladık. Bir gün sonra Êzidîlerin köyüne gidip şeker toplayarak, onların bayramını kutladık. Çok güzel 3 bayramı arka arkaya kutladık” diye belirtti.

‘Her Ermeni aile bir belgedir’

Devamında Süryanilerin taleplerine değinen Arslan, “Süryanilerin talebi gayet açık. Köyümüze rahat bir şekilde dönebilmek. Bazı kişiler 40 senedir yurt dışında. Çoğu kaçarak gitti. Vatandaşlıktan atıldı. Hemen bir an önce vatandaşlığa alınmalarını, bürokraside zorlanmamalarını ve bu insanlara baskı yapılmamasını talep ediyoruz. Sayfo Katliamı’nı Avrupa Parlamentosu kabul etmiş etmemiş beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü olay burada oldu. Önemli olan yarın bana tekrar yapılmayacağının garantisinin verilmesi, özeleştirisi yapılması. Hrant Dink ne diyordu: ‘Her Ermeni aile bir belgedir.’ Her Süryani aile bir belgedir. Başımıza neler geldiğini az çok biliyoruz. Onun için önemli olan Sayfo’nun burada kabul edilmesi” dedi.

‘Yaşamı yeniden inşa edeceğiz’

Her kimliğin kendi rengiyle Meclis’te var olması gerektiğini belirten Arslan, son olarak şunları ifade etti: “Bugün bir sürü Kürt vekil var sistemde. Ama Kürt kimliğiyle değil, sistemin partileriyle. Parlamentoya 150 vekille girersek gerçekten de güzel bir parlamento olur. Farklılıklarımızla yeni bir yaşam inşa edebiliriz. Yeşil Sol Parti başta Kürtler olmak üzere Ermenilerin, Süryanilerin Alevilerin, Pomakların, Çerkezlerin, Arnavutların partisidir. Hepimiz Yeşil Sol’da tekrar birleşip, bu zihniyeti yıkarak yeni bir yaşamı inşa edeceğiz.”

İSTANBUL

 

#Süryani #aday #Arslan #Çerkezin #Pomağın #derdini #HDKde #öğrendim

Gazeteci Kanbal: Soylu Tweet atacak diye operasyon düzenlendi

Amed merkezli operasyonda gözaltına alınıp serbest bırakılan gazeteci Ahmet Kanbal ‘İçişleri Bakanı Soylu’nun atacağı bir Tweet için gözaltına alındık’ dedi

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açık tanık Ümit Akbıyık’ın ifadeleri doğrultusunda başlattığı soruşturma kapsamında 21 ilde aralarında gazeteci, siyasetçi, sanatçı ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de bulunduğu 216 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltına alınan 144 kişiden 48’i “örgüte üye” oldukları gerekçesiyle tutuklandı, 91’i serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan gazetecilerden Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal, 4 günlük gözaltı sürecinden sonra çıkarıldığı mahkemece “adli kontrol” şartıyla serbest bırakıldı. MA’dan Zerrin Sargut’a konuşan Kanbal ‘Soylu Tweet atacak diye gözaltına alındık’ dedi

Soylu etkisi

14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlere giderken, aralarında gazeteci ve hukukçuların da olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınmasının “iktidarın seçim çalışması” olarak değerlendiren Kanbal, “İktidar kendince KCK adı altında bir operasyon düzenledi. Seçime giderken iktidar alanlarda kendi propagandasını yapamadığı için Kürtlere saldırıyor. Son süreçte özellikle gazetecilere yönelik operasyonlarda bir senaryo kapsamında gazeteciler gözaltına alınınca bir kurguyla görüntüleri çekiliyor. Bu görüntüler daha sonra servis ediliyor. Bu anlamda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun propaganda amacıyla atacağı bir tweet, yayınlayacağı 3-5 kelime için bir operasyon gerçekleştirdi” dedi.

Yenileceklerini biliyorlar

Kürt basına yönelik baskıların ne ilk ne de son olduğunu belirten Kanbal şöyle devam etti: “Daha önce arkadaşlarımız Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındılar. Ancak Kürt basınının da direnişi hep sürdü. Kürt basınının geçmişten gelen bir mücadele geleneği var. Ape Musa bu saldırılar çerçevesinde katledildi. Biz kendimize ‘Ape Musa’nın generalleri’ diyoruz. Bu saldırlar karşısında Kürt basını asla susmadı, susmayacak. Bu da böyle bilinmelidir.  Yenileceklerini, kaybedeceklerini, Kürt basınının direnmeye devam edeceğini biliyorlar.”

Dayanışma çağrısı

Özgür Basın’a yönelik baskıların böylesi kritik süreçlerde artacağına işaret eden Kanbal, dayanışmanın önemine dikkat çekti. Kanbal, “Dayanışma yaşatır diyoruz, dayanışmanın her türlüsüne ihtiyacımız var. Ve bu dayanışmanın samimi bir dayanışma olması için de mücadele etmek gerekiyor. Kürt basınıyla omuz omuza bir dayanışmanın sergilenmesi gerekiyor. Evet, faşizm yenilecek ama dayanışma olmazsa geç yenilecektir. Biz Kürt gazeteciler olarak, diğer basın kuruluşlarından, sivil toplum örgütlerinden, gazeteci örgütlerinden dayanışma bekliyoruz. Bu dayanışmayla birlikte daha da güçleneceğiz ve onlar kaybedecek” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Kanbal #Soylu #Tweet #atacak #diye #operasyon #düzenlendi

ESP’ye operasyon: Yeşil Sol Parti adayları ve gazeteciler gözaltında

ESP, SKM ve ETHA’ya yönelik İstanbul merkezli bir operasyon düzenlendi. Çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve Yeşil Sol parti milletvekili adayı gözaltına alındı

İstanbul ve Eskişehir merkezli soruşturmalar gerekçe gösterilerek başlatılan Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) dönük operasyonlarda 8 ilde çok sayıda eve baskın düzenlendi. ETHA editörü Nadiye Gürbüz evinde yapılan arama sonrası gözaltına alındı. Gazeteci Pınar Gayıp hakkında da yakalama kararı bulunduğu öğrenildi. ESP  Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ile çok sayıda ESP’li gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Yeşil Sol Parti Milletvekili adayları da var.

Ayrıca Çanakkale Düş Yolcuları Gençlik ve Kültür Evine de polis baskın yaptı.

Dosyada 24 saat avukat kısıtlılığı ve gizlilik kararı olduğu öğrenildi.

Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şöyle: “ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, ETHA editörü Nadiye Namoğlu Gürbüz, ESP PM üyesi Uğur Ok, Yeşil Sol Parti İstanbul milletvekili adayı Burcu Ayyıldız, Yeşil Sol Parti İzmir milletvekili adayı Meryem Yıldırım, Yeşil Sol Parti Eskişehir milletvekili adayı Müslüm Koyun, Serdal Işık, Leyla Can, Sadrettin Polat, Selfinaz Göçmen, Hasan Polat, Sinem Çelebi, Kalender Polat, Merve Havalı, Bedran Çoğaltay, Adnan Özcan, Ebrar Uz, F. Deniz Kanpolat, Tuncay Yıldırım Özen.”

HABER MERKEZİ

#ESPye #operasyon #Yeşil #Sol #Parti #adayları #gazeteciler #gözaltında

Jin Dergi’den 1 Mayıs kapağı: Sömürü düzenine kâr, kadın düşmanlarına oy yok!

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in dokuzuncu sayısı ‘Sömürü düzenine kâr, kadın düşmanlarına oy yok!’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

9’un sayıda Hülya Osmanağaoğlu, ‘1 Mayıs ve feminist özne’ yazısıyla kadının emekçi olarak tanımlaması yerine aile olarak tanımlasına değiniyor.

Rojda Yıldız’ın ‘Emeği kapitalizmden kurtarmak’ başlıklı yazısı ise kapitalizm içinde öğütülen emeği odağa alıyor.

Esma Kaya Ceylan ise ‘İş yaşamında bir kadın olarak var olmak’ başlıklı yazısında kadının iş yaşamında var olma mücadelesine değiniyor.

Aryana Baran’ın ‘14 Mayıs’ın tarihsel önemi ve sonra…’ başlıklı yazısı da seçimlerin ve seçim sonrasının kadınlar açısından önemine değiniyor.

Münevver Berk de ‘Dünyayı saran ses; Jin, jîyan, azadî’ yazısı ile Kürt kadın özgürlük mücadelesinin önemli bir noktasında yer alan sloganın nasıl hayatın tanımı haline geldiğine vurgu yapıyor.

Helena Zelic’in ‘Rana Plaza çöküşünün 10. yılı: Ulus ötesi şirketlerle mücadele’ yazısının çevirisin de bu sayıda okuyucu ile buluşuyor.

Yeni sayıda yer alan başlıklar;

1 Mayıs ve feminist özne / Hülya Osmanağaoğlu

Emeği kapitalizmden kurtarmak / Rojda Yıldız

İş yaşamında bir kadın olarak var olmak / Esma Kaya Ceylan

14 Mayıs’ın tarihsel önemi ve sonra… / Aryana Baran

Dünyayı saran ses; Jin, jîyan, azadî /Münevver Berk

Rana Plaza çöküşünün 10. yılı: Ulus ötesi şirketlerle mücadele / Helena Zelic

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

https://kadineki.com/sayi/

İSTANBUL

#Jin #Dergiden #Mayıs #kapağı #Sömürü #düzenine #kâr #kadın #düşmanlarına #yok

’14 Mayıs’ta faşizme karşı yanyana geleceğiz’

Hatay’daki halk buluşmasında konuşan ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, değişimin örgütlenilmesi için 14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti adaylarına oy verilmesi gerektiğine işaret etti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Hatay’daki seçim çalışmalarını sürdürüyor. Bugün Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Harbiye Mahallesi’nde bildiri dağıtımı yapılırken, dağıtıma Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, Yeşil Sol Parti adayları Kerem Nalbant, Şirin Nur Vural, Semih Aksakal ve HDP bileşenleri katıldı.

Bildiri dağıtımının ardından Yeşil Sol Parti Harbiye seçim bürosunu ziyarete gelen halkla buluşma gerçekleştirildi. Yapılan buluşmada ilk olarak konuşan Kerem Nalbant, 14 Mayıs seçimlerinin önemine değinerek, 14 Mayıs’ta sandıklarda depremin hesabının iktidardan sorulacağını söyledi. Ardından söz alan Şirin Nur Vural ise kadın temsiliyetine dikkati çekerek 14 Mayıs seçimlerinin önemine işaret etti. Adaylardan Semih Aksakal ise iktidardan hesap sormak için mührün Yeşil Sol Parti’ye basılması gerektiğini belirtti.

’14 Mayıs’ta faşizme karşı yanyana geleceğiz’

Ardından söz alan HDP Milletvekili Murat Çepni ise deprem acısının en ağırının yaşandığı kentlerden biri olan Hatay’da halklarla birlikte yeni yaşamı, özgürlüğü kazanma mücadelesinin aşamasında olduklarını söyledi. Seçim zaferini kazanmak için yola koyulduklarını söyleyen Çepni, Yeşil Sol Parti’nin gücünü 8 Martlar, Newroz ve 1 Mayıs meydanlarından aldığını ifade etti. Çepni, “14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti’de kenetlenerek sömürgeciliğe, zulme, savaş politikalarına, doğa kırımına, kadın kırımına, faşizme karşı yanyana gelmiş olacağız” dedi.

‘Bir doğal afeti katliama dönüştürdüler’

Ardından söz alan ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ise, umudun, direnişin, “gitmedik, buradayız” diyen halkın kararlılığına dikkat çekerek, 6 Şubat Mereş deprem katliamından bugüne bütün coğrafyada ‘devlet’ ve ‘dayanışma’ gerçekliğinin karşı karşıya olduğunu söyledi. 14 Mayıs seçimlerine giderken bu ikisinin rakip olduğunu söyleyen Gümüştaş, “Bir doğal afeti katliama dönüştürdüler, gelmeyerek arama-kurtarma ekiplerini göndermeyerek, halkımıza aşevleri, barınmak için çadırlar ve koteynırlar yapmayarak, ordularını, kızılaylarını sermaye sınıflarını korumak için seferber edip halkımızı soğukta aç, susuz bırakarak bir katliam yarattılar. Bütün bir topluma bir doğal afetin nasıl katliama dönüştürüldüğünü izlettiler. Bütün topluma çaresizliği, topluma ‘devlet nerede, devlet böyle bir zamanda asla gelmeyecek’ diyen çaresizliği izlettiler. Ama ne yaşadık aynı zamanda çok büyük bir toplumsal dayanışma. Yaralarımızı kendimiz sardık, halk olarak kenetlendik, elimizde avucumuzda ne varsa direne direne kazandığımız ne varsa birlikte paylaşarak bugünlere kadar geldik. Bundan daha ilerisine kadar da gidecek gücü biriktirmiş olduk” diye konuştu.

‘Mutlaka başaracağız’

Bu iki gerçek arasında seçim muhaberesine hazırlanıldığını söyleyen Gümüştaş, Bu devletten, bu, kıyımcı, asimileci devletten hesap soracak bir çalışmayı, iradeyi biriktirdiklerini ifade etti. Gümüştaş, “Yine bugüne kadar ördüğümüz dayanışmayı kendimizi, kentimizi, yaşadığımız coğrafyayı yönetecek bir iradeye dönüştürmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Mutlaka başaracağız. Bunu başaracak güce, imkana sahibiz” dedi.

“14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti’nin demokratik, halkçı, yurtsever, devrimci, ilerici adayları etrafında değişimimizi örgütleyecek bir birlikteliği yaratalım” çağrısında bulunan Gümüştaş, şöyle konuştu: “Bu çağrıyı gerçek bir güce dönüştürecek tek siyasi iradeyiz. Halkımızın acısına, yoksulluğuna sıkı sıkı bağlı insanlarız. Bu güçle halkımızla birlikte değişimi örecek bir çağrı büyütüyoruz. Bugünden sonra yapmamız gereken sokak sokak, çadır çadır, alan alan, mahalle mahalle buradaki çağrımızı diğer insanlara ulaştırmalıyız. Umutsuzluğa, yılgınlığa kapılmış, evleri başlarına yıkılmış halkımıza ‘buradayız gitmedik, birlikte değiştireceğiz’ demek için Yeşil Sol Parti’yi göstermek lazım” dedi.

İzmir

Yeşil Sol Parti, İzmir’in Menemen ilçesinin Gölcük Mahallesi’nde seçim büro açılışı gerçekleştirdi. Büro açılışına, Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüsü İbrahim Akın ve Yeşil Sol Parti Agiri milletvekili adayı Sırrı Sakık’ın yanı sıra Yeşil Sol Parti İlçe yöneticileri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü yöneticileri, Tevgera Jinên Azad (TJA) ve Barış anneleri katıldı.

Seçim büro açılışı öncesi yüzlerce araçla Yeşil Sol Parti heyetini Menemen ilçesinin girişinde karşılayarak seçim bürosuna kadar eşlik etti. Konvoy süresince caddedeki araçlar kornalarıyla, çevredeki yurttaşlar da zafer işaretleriyle konvoydakileri selamladı.

‘Tecridi kıracağız’

Burada söz alan Sırrı Sakık, Serhat’tan İzmir’e selam getirdiğini, Agirî 4 vekil çıkaracaklarını, İzmir’den de en az 4 vekil beklediğini söyledi. Sakık, “Bir süreç, bu seçim çok önemli. Bu topraklarda bize atalarımızdan bu yana zulüm ettiler. Bu seçim yüzyıllık hesap sorma seçimi olacak. Tek bir oy bile çok önemli. Zindanları özgürleştireceğiz. İmralı’daki tecritti kıracağız, özgürlükleri hayata geçireceğiz, reddedilen Kürtlerin hakkını anayasal güvenceye alacağız. Bu iktidar ve muhalefet yıllarca bize zulüm ettiler. Bu seçimde meclise 100 vekil göndererek parlamentoda güçlü olacağız. Kürt coğrafyasında zulüm eden bürokratlar, emniyet müdürler, jandarmaları, valileri ’de bu iktidarla beraber çantalarını alıp gidecekler onların yerme halkın emrinde olanlar gelecek. 9 Partimiz kapatıldı ama biz direne direne geliyoruz” dedi.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın da, 14 Mayıs’ın kötülükten kurtulmak için bir fırsat olduğunu belirterek, halkların kimliklerini özgürce ifade edebileceğini dile getirdi. Akın, “Artı yeter diyoruz. Bu iktidardakiler halkın yaşadıklarını bilmez. Çarşıda, pazarda soğanın, ekmeğin fiyatını bilmez. Bu ülkenin büyük bölümü asgari ücretle geçiniyor. Ben Amed, Mardin, Van, Batman’a gittim orada büyük bir heyecan var. Artık halk AKP iktidarının zulmünden kurtulmak istiyor. Onlar da oyun bitmez. Ama bizde Yeşil Sol Parti ile karşılarına çıktık. İstanbul’da kaybettirdiğimiz gibi bu seçimde de kaybettireceğiz onlara. Biz halkın meclisini kuracağız. AKP’ye verilen her oy cehenneme giden yoldur. Cehennemin yolunu kapatmak için, demokratik cumhuriyeti kurmak için cennetin yollarını Yeşil Sol Parti ile kuracağız” diye konuştu.

Yapılan konuşmaların ardından Barış Anneleri ile birlikte Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın seçim bürosunun kurdelesini keserek açılışı gerçekleştirdi.

Bursa

Yeşil Sol Parti, Osmangazi ilçesinin Emek Mahallesi’nde seçim çalışmaları kapsamında halk buluşması gerçekleştirdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed Milletvekili Feleknas Uca’nın katıldığı buluşmada, Bursa Yeşil Sol Milletvekili kadın adayları Ceylan Erol Erdoğan, Sümbül Orhan, Ayten Avdan ve Selvi Kalır hazır bulundu. Birçok yurttaşın katılım gösterdiği buluşmada alkışlar eksik olmazken “Jîn jîyan azadî” sloganı atıldı.

Burada konuşan Uca, cumhuriyetin yeni yüzyıla girdiğini hatırlatarak, amaçlarının yeni bir Demokratik Cumhuriyet’in inşası olduğunu dile getirdi. Uca devamla, “Yeni Demokratik Cumhuriyet hedefimiz olduğu için Bursa ile Êlih arasında Colemerg ile İstanbul arasında bir fark yoktur. Biz nerede olursak olalım mücadelemizi ve direnişimizi büyüteceğiz. Bu seçim niye bizim için önemli? Çünkü bu seçim aynı zamanda hesap sormanın da bir yoludur” diye belirtti.

‘Onlar da gidecekler’

AKP-MHP iktidarının kayyım ve savaş siyasetiyle halklarına yönelik saldırılar gerçekleştirdiğinin altını çizen Uca, gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecileri hatırlattı. “Kocaeli’nde de Yeşil Sol Parti milletvekili adayımız Ayten Dönmez tutuklandı. Bunu yaparak her gün baskılarını göstermeye çalışıyorlar. Onlarda anladı gidecekler, bu yüzden insanlarımızı gözaltına alarak bizlerin gözünü korkutmaya çalışıyorlar. Bu halkın hepsini de toplasanız ne zindanlarınız yeter, ne de zulmünüz bu halkın iradesini yok edebilir. Bunu herkes çok iyi bilsin” ifadelerini kullandı.

Xarpet

Yeşil Sol Parti Xarpêt İl Örgütü, Arıcak ilçesinde seçim büro açılışı yaptı. Büro açılışına çok sayıda kişi katıldı. Gençlerin yoğunluğunun olduğu açılışa kent vekilleri Nurşat Yeşil, Sultan Yaray ve Savaş Erdoğan’ın yanı sıra Yeşil Sol Parti ve HDP Xarpêt, Kovancılar, Karakoçan İl, ilçe yönetimi katıldı. Büro açılışı ardından aynı heyet Alacakkaya, Arıcak esnafını ziyaret etti. Ardından da Bukardi beldesine konvoy hallinden ziyaret edildi.

Antalya

Yeşil Sol Parti Antalya İl Örgütü, Kepez ilçesi Habipler mahallesinde demir işçileriyle bir araya geldi. Buluşmaya Yeşil Sol Parti Antalya vekil adayları Saruhan Oluç, Canan Çalağan, Muhsin Taşar ve çok sayıda kişi katıldı.

Vekil adayları burada işçilerin sorunlarını dinledi.

HABER MERKEZİ

#Mayısta #faşizme #karşı #yanyana #geleceğiz

Boş tencere iktidarı götürür mü?

Tüm ötekiler adına en kapsamlı ittifak niteliğindeki Yeşil Sol Parti, 1 Mayıs’ta alanlarda olmalı. Gençlik enerjisini 1 Mayıs’ta açığa çıkarmalı. 14 Mayıs’ta sandıktan çıkacak olan halk iradesi kendisini 1 Mayıs’ta alanlarda göstermeli. Bunu başarabilirsek, tencere iktidarı götürür.

Gültan Kışanak*

Ekonomik krizin giderek derinleştiği son iki yıldan beri, en çok konuşulan konu bu. Kimisi ekonomik krizin herkesi burduğunu, ciddi bir yoksullaşma yaşandığını belirterek, bu krizin seçim sonuçlarında etkili olacağını savunuyor. Bazıları ise kutuplaşma, kimliklere sıkışma ve seçmenin taraftar haline gelmesi gibi sorun alanlarına işaret ederek; ekonomik krize rağmen iktidarın muhafazakar oyları hala konsolide ettiğini söylüyor.

Her iki görüşün de doğruluk payı var. Ancak bence en önemli sorun, demokratik bir yaşamdan, eşitlikten ve özgürlükten yana olan politik güçlerin, ekonomik krizin ve yoksulluğun siyasetin ta kendisi olduğunu halka yeterince anlatamaması.

İşçinin, emekçinin, ezilen halkların birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Bu 1 Mayıs’ı, sömürü ve yoksullukla mücadele günü haline getirebilir, işçileri, emekçileri, yoksulları, işsizleri, kadınları ve kapitalizmin doğa talanına karşı mücadele eden ekoloji hareketlerini alanlarda yan yana görebilirsek; boş tencere, iktidarı değiştirir.

Ekonomik kriz dedikleri aslında kapitalizmin krizi; ama olumsuz sonuçlarına işçiler, emekçiler, kadınlar ve ezilen halklar katlanıyor. İşçinin ve emekçinin aldığı ücretler eriyor, alım gücü düşüyor. Patronlar, işçi çıkarmaya başlıyor, işsiz ordusu büyüyor. Önce kadınlar işlerini kaybediyor. İşsizlik yükseldikçe, iş bulabilenlerin aldığı ücretler düşüyor. Bu düzenin doğal sonucu, ucuz iş gücü, yedek işsizler ordusu, yoksulluk, sınırsız doğa talanıdır.

İklim değişikliğinin, ekolojik krizin sorumlusu, kar hırsıyla doğayı talan eden sermayedir. Ama yıkımın bedelini yoksullar öder. Yandaşa peşkeş çekilen orman arazilerinde maden şirketleri ağaç katliamı yapar, firmaların atıkları yer altı sularına karışır, dereler/nehirler üzerine baraj kurularak köylüye su ve elektrik parayla satılır. Sel yoksulun evini yıkar, kasırga gecekonduların çatısını uçurur, kuraklık köylüyü perişan eder, yükselen gıda fiyatları yoksulları açlığın pençesine sürükler.

Kadın kimliği, emeği, bedeni ve cinselliği üzerinde kurulan tahakküm cinsiyet eşitsizliğini derinleştirir. Aynı işi yapmalarına rağmen kadınlara düşük ücret verilir, cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle kadınlar erkeklerden daha zor iş bulabilir, kadın aldığı ücreti ailesi için harcar. Yoksulluk önce kadınları vurur, tencerede ne pişecek derdine kadın düşer; pişen yemeğin iyi tarafını ailenin erkekleri ve çocukları yer, kadın kalanla idare eder. Kadının ev içindeki emeği görülmediği gibi, erkeğe boyun eğmesi de beklenir.

Bir de kimlik parantezine alınmak istenen ezilen halkların yaşadığı sorunlar vardır ki; kapitalist sistemin en can alıcı konularından biridir. Yeri geldiğinde halkları birbirine karşı savaşa sürükler, böylece yoksulluğun, sömürünün hesabını vermekten kurtulur; savaşa silaha yatırdığı parayı emekçinin boğazından keser.

Bu anlamda ekonomik kriz, Kürt realitesinin de ta kendisidir. Yoksulluk, işsizlik, eğitim, sosyal güvence, sağlığa erişim, refahtan alınan pay, yurttaşlık hakları gibi sosyo-ekonomik ve siyasi göstergelerin tamamında Kürtlerin yaşadığı iller; Türkiye ortalamasının çok çok altındaysa, Kürt sorunu özünde bir sömürü sorunudur. Ucuz iş gücünün, işsizliğin ve yoksulluğun, esmer rengi epeyce belirgindir. Kürtler, kimlik ve kültürel haklarından neden yoksun bırakıldıklarını gayet iyi biliyorlar.

Madalyonun bir diğer yüzünde ise savaşa harcanan trilyonların, ekonomik faturası var. Egemenler “yerli milli” söylemi arkasına gizlenerek, savaş politikaları sayesinde, sarayda saltanat sürerken, emekçilerin sofrasındaki ekmek her geçen gün eksiliyor.

İşte bu nedenlerle;

İşçiler, işsizler, yoksullar, bu düzenin çarkları arasında hayatı çalınanlar, ev içi emeği yok sayılan kadınlar, gelecek hayalleri yok edilmek istenen gençler, ezilen halklar kendi renkleriyle 1 Mayıs’ta alanlarda olmalı.

Bu düzen tarafından sömürülen, yokluğa, ve yoksulluğa mahkum edilen, zulme uğrayan tüm ötekiler adına en kapsamlı ittifak niteliğindeki Yeşil Sol Parti, 1 Mayıs’ta kendisini alanlarda göstermeli. Yeşil Sol gençlik enerjisini, 1 Mayıs’ta açığa çıkarmalı. Kadın-erkek eşitliği konusunda büyük bir iddia ortaya koyan Yeşil Sol Parti kortejinde, ev emekçisi kadınlarla, emeği atölyelerde, fabrikalarda sömürülen kadın işçiler yan yana yürümeli. Ekolojik yıkıma, iklim krizine, doğanın talanına karşı sesini yükseltenler, sözüyle, duruşuyla, 1 Mayıs’a güçlü bir katılım sağlamalı.

14 Mayıs’ta sandıktan çıkacak olan halk iradesi kendisini 1 Mayıs’ta alanlarda göstermeli. Bunu başarabilirsek, tencere iktidarı götürür.

Yaşasın 1 Mayıs, Biji yek gulan.

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu

#Boş #tencere #iktidarı #götürür #mü

14 Mayıs’ta Zap özgürlüğe akacak

Diğer kentler için de moral ve coşkunun kaynağı olan Colemêrg’e 3-0 yetmiyor. Rekor kırma peşinde olan Colemêrglilerin en temel talebi ise kalıcı bir barış ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması ve fiziki özgürlüğüne kavuşması

Sadık Topaloğlu

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) kalesi olan Colemêrg’de seçim çalışmaları tüm hızı ile devam ediyor. Yüzünü Çîyayê Simbil’e (Sümbül Dağı) vermiş bu kent, 14 Mayıs’ta bir kez daha tarih yazmaya hazırlanırken, Yeşil Sol’un kalesi olma rehavetine kapılmıyor. Adaylar ve parti yöneticileri geçmiş seçimleri tekrar tekrar gözden geçirirken, sık sık halkın önerilerini ve eleştirilerini dinliyorlar. Bu çalışmalara yaklaşık 2 aydır başlanmış, ama her seferinde yeninden gözden geçirilip adete nokta operasyonu ile seçmenlere ulaşılıyor. Halktan gelen en önemli öneri ise “Colemêrg, Gever gibi yerlerde biz zaten güçlüyüz. Asıl gücümüzü AKP’li seçmenin yoğunlukta olduğu Şemzînan gibi yerlere vermek gerekir” olurken, adaylar ve parti yöneticileri ise zaman kaybetmeden bu konuda planlama çıkarıp hayata geçiriyor.

Coşku dorukta

Seçim çalışmalarının yürütüldüğü kentte coşku ise dorukta. Büro açılışları özellikle Gever’de miting havasında geçerken, esnaf ziyaretleri ise yürüyüşe dönüşüyor. Renkli düğünleri ile tanınan Colemêrg’de düğünler ise doğal propaganda yerleri oluyor. Adaylar düğüne girdikleri an yaşanan coşku Simbil Dağı’nın eteklerinde bile hissediliyor. Bir anda düğün alanı eylem alanına dönüşüyor. “Bijî serok Apo”, “Bijî Berxwedana zindanan”, “Direne direne kazanacağız” sloganları yükselirken, adayların yapmış olduğu konuşmalar can kulağıyla dinleniliyor. Adaylar seçim çalışmaları için alandan ayrıldığında ise düğündeki gündem, “Seçim çalışmaları için ne yapabiliriz” ve “Bu sefer bir kez daha tarih yazacağız” oluyor.

Telefonlar susmuyor

Colemêrglilerin en çok hayıflandığı ve kızdığı konu ise 28 Haziran seçim sonuçları oluyor. Her ne kadar “Oyları çaldıkları için AKP 1 vekil çıkardı” deseler de bu durumu sindirmedikleri gün gibi ortada. O nedenle bu seçime dört elle sarılmışlar. Adeta köy köy geziyorlar. Köylerde akrabalarının yanına gidemeyenler ise telefona sarılıp aramaya başlıyor. Oy için söz aldıktan sonra bir başka akraba, dost, ya da arkadaş aranıyor.

Rekor peşindeler

Tabi Colemêrglilerin tek derdi kaybedilen vekili geri alıp AKP’ye ders vermek değil. Aldıkları en yüksek oy ile Türkiye ve Kurdistan rekoru kırmak. Adete tek yürek olan Colemêrglilerin, açılışları miting havasında gerçekleştirmesi ise bunun kanıtı. Buradan aldıkları moral ve motivasyondan olsa gerek, diğer kentlerden farklı olarak bu sefer Colemêrgliler bize “Kentimizi nasıl gördünüz?” diye soruyor. Cevap vermemizi beklemeden de ekliyorlar: “Biz sadece kendimiz için değil Türkiye ve Kurdistan’ın her tarafı için moral kaynağı oluyoruz. Bizim açılışlarımızı görenler arıyorlar. ‘Biz de öyle bir çalışacağız ki size layık olmaya çalışacağız’ diyenler oluyor. Biz de bu misyona göre hareket ediyoruz ve 14 Mayıs’ta da bunu ortaya koyacağız.”

Colemêrg: 4-0!

Öte yandan yurttaşlardan sık sık “Colemêrg’de 4-0 yapacağız” sözünü duyuyoruz. İlkin anlam veremiyoruz. “Kentte toplam 3 vekil var nasıl 4.’sünü çıkaracaksınız?” diye sorduğumuzda ise bir yurttaş, “Ma partimizin oy oranını da mı yükseltmeyelim” diye cevaplıyor. O zaman anlıyoruz ki Colemêrg’in derdi sadece 3 vekil değil Yeşil Sol Parti’nin oy oranını da yükseltmekmiş.

Halkın çalışma temposuna yetişmek için gecesini gündüzüne katıp çalışan adayları da vurgulamadan geçmeyelim. İşte bu yoğun tempo içinde bize zaman ayıran kentin adayı Vezir Parlak ile kentin durumunu konuşuyoruz.

Hakikat için

HEP’ten HDP’ye oradan da Yeşil Sol Parti’ye devam eden bir mücadele geleneğinden geldiklerini ifade eden Parlak, hakikati savunduğu için Yeşil Sol Parti’de aday olduğunu ifade etti. Haklıların yanında yer aldığı için Yeşil Sol Parti’yi tercih ettiğini aktaran Parlak, “AKP-MHP faşizminin yarattığı yıkım karşısında durumu en güçlü parti Yeşil Sol Parti. Bu nedenle olmamız gereken yer de burasıdır” dedi.

Hummalı bir çalışmanın yapıldığı Colemêrg’de, ev ev, mahalle mahalle, köy köy gezen kentin Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adayı Vezir Parlak, AKP’nin savaş politikalarına dikkat çekerek, ‘14 Mayıs’ta Zap özgürlüğe akacak’ dedi

‘Önceliğimiz özgürlük’

Colemêrg’e 27 yıl sonra gelmesine ilişkin ise Parlak şunları söyledi: “Nerede olursak olalım önceliğimiz halkımızın özgürlüğüdür. Biz bir ulusuz ve en büyük ailemiz Kürt halkıdır. O nedenden dolayı farklı bölgelerden birilerinin gelip burada aday olması ya da bizim başka yerlere gitmemizin bir önemi yok. Halkımız da bunu iyi biliyor. Leyla Güven buna en iyi örnektir. Konya’daki Kürtlerden ama gelip burada Colemêrg halkını temsil etti. İç Anadolu Kürtleri de benim aday olmamı istedi. Biz orada onlarla birlikte nasıl mücadele ediyorsak, bu halkın bir evladı olarak burada aynı mücadeleyi yürütebiliriz.”

Gençlerden yoğun ilgi

Genç aday olması nedeniyle gençlerde müthiş bir sinerji yarattığını ifade eden Parlak, “Beni en çok tebrik eden genç nesil oldu. Seçim bürolarının açılışlarında da yoğun genç katılımı vardı. Gençliğin sayesinde tüm açılışlarımız mitinge dönüşüyor. Özel savaş politikalarından en çok gençler rahatsız. Bu nedenle genç adaylara karşı yoğun ilgi var. ‘Genç başladık genç bitireceğiz’ diyen bir gelenekten geliyoruz. Partimiz de bunu öngördüğü için beni buradan aday yaptı. Sonuç olarak özel savaş politikalarına karşı burada genç aday olarak birlikte mücadele etmek için geldik” diye belirtti.

Açılışlar moral kaynağı

Seçim çalışmalarına ilişkin ise Parlak şunları ifade etti: “40 yıllık bir mücadele geleneğinden geldiğimiz için seçim çalışmaları konusunda bir tecrübeye sahibiz. Seçim bürolarındaki kitlesel açılışlar Colemêrg için son derece önemli. Halkın da bizim de moral aldığı yer orasıdır. Aile ziyaretleri de yapıyoruz. Yine birçok mahallede aileler bir araya geliyor bizleri davet ediyor. Orada birlikte neler yapabiliriz diye tartışıyoruz. Esnaf ve köy ziyaretleri yapıyoruz. Oraya gideceğimizi duyan köylüler müthiş bir çalışma yapıyor ve bizi büyük bir coşku ile karşılıyor. Başarmanın ve 14 Mayıs seçimlerinin önemini tartışıyoruz. Çalışmalarda halk ile birlikte bir bütünlük yakalamaya çalışıyoruz. Bu bütünlüğü yakaladığımızda başarıyı elde edeceğimize inanıyoruz.”

Tecrit son bulmalı

Colemêrglilerin genel talebinin barış olduğunu vurgulayan Parlak, “Bu kent barışa her daim hazır olan bir yer. Barışın ise İmralı’daki tecridin kaldırılması ile mümkün olduğunu biliyorlar. Özellikle toplumsal dayanışmanın daha fazla artmasını ve birliğin oluşmasını talep ediyorlar. En son güvenlikçi politikalar nedeniyle Colemêrg yoksullaştırılıyor. Köy yasaklamaları bu yoksullaştırma politikasının en önemli adımı. Toplumu yoksullaştırdığınız zaman etkisiz hale getirmiş oluyorsunuz. Kapitalist Modernite’nin esas yürüttüğü politika budur. İktidar ise bunu köy ve yayla yasakları ile sürdürüyor. Bu yasaklar nedeniyle köylüler ne tarım ne de hayvancılık yapabiliyor. Burada her şey sınırdaki ticaret ile sınırlandırılmış durumda ama o da çok cüzi bir şekilde yapılıyor. Sistem burada toplumu yoksullukla terbiye etmek istiyor. Halkın bizden talep ettiği şey ise bunu kırmak ve mücadeleyi büyütmek oluyor” şeklinde konuştu.

Maden sahaları

Colemêrg’deki önemli konulardan birinin ise maden sahaları olduğunun altını çizen Parlak, “Kentin neredeyse tamamı maden sahasına çevrilmiş. AKP-MHP faşizmi tarafından Türkiye nasıl ki beşli çeteye peşkeş çekiliyor ise Colemerg’de de halk beş aileye mecbur bırakılıyor. Colemêrg halkı da bunu istemiyor. Bunları teşhir etmemizi bekliyor” dedi.

‘AKP’yi sandığa gömeceğiz’

AKP’nin kentte yürüttüğü politikalara da değinen Parlak, “AKP’nin biraz taban bulduğu yer Şemzînan. Gittiğimiz birçok yerde halk özellikle buradan bahsediyor. AKP’nin Güney Kürdistan’da yürüttüğü politika nedeniyle burası önemli bir yer. Daha önce vurguladığım gibi sınır ticareti devletin destek verdiği belli kesimlere bırakılmış. Bu politikaları kırmak için Şemzînan ve Rubarok’a daha çok önem veriyoruz. Çelê’ye ya da Gever’e gittiğimizde halk ‘burası tamam, siz Şemzînan’a gidin’ diyor. Biz de halkın bu önerileri doğrultusunda o bölgelere daha çok eğiliyoruz. Seçime 10 ya da 15 gün kala ise oraya daha çok ağırlık vereceğiz. Şemzînan’da AKP tabanında ciddi kırılmalar olduğunu da ekleyelim. Zaten oraya gittiğimizde gençlerin bize dönük yoğun desteği bunun kanıtıdır. Gençliğin öncülüğü ile AKP-MHP faşizmini orada da sandığa gömeceğiz” diye aktardı.

Halka çağrı

Halka çağrıda bulunan Parlak, şunları ifade etti: “Colemêrg halkının enerjisi ve morali özgür bir ülkede yaşamaya yetecek kadar var. Aynı zamanda demokratik bir Türkiye’de yaşamaya da yetecek bir enerjisi var. Colemêrgliler 14 Mayıs’ta ne kadar yüksek bir oran alırsa bunun ulusal birliğe katkısı da bir o kadar yüksek olacak. Yani buradaki seçim çalışmaları dört parça Kurdistan’da yürüttüğümüz mücadeleye de yansıyacak. Bu neden dolayı Colemêrg halkı etrafındaki herkesi gerek telefon ile gerek ziyaretler ile sandığa yönlendirmelidir. Güvenlikçi politikalar nedeniyle dünyanın dört bir tarafına dağılan Colemêrgliler var. Avrupa’daki halkımız da buradaki çalışmalara destek vermelidir. Yakınlarını ve arkadaşlarını arayıp sandığa yönlendirmelidir. Sandık güvenliği için de insanları yönlendirebilirler.” Parlak son olarak, AKP’nin savaş politikalarına ve Colemêrg ile özdeşleşen Zap Çayı’na dikkat çekerek, “14 Mayıs’ta Zap özgürlüğe akacak” dedi.

Vezir Parlak kimdir?

Colemêrg’in Çelê (Çukurca) ilçesinde 1989 yılında doğdu. Devletin baskı politikaları nedeniyle 1997’de ailesi ile birlikte Ankara’ya gitmek zorunda kaldı. İlköğretimi Çelê’de orta ve liseyi Ankara’da okudu. Bu süre zarfında hem siyasal hem de ekonomik çalışmalarına devam etti. Daha sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne kayıt yaptırdı. Burada da siyasal faaliyetlerine devam eden Parlak, Ankara’ya döndüğünde de devam etti. 2013-2015 arası devam eden diyalog sürecinin sonlanması ile daha aktif bir şekilde çalışmalara katılan Parlak, daha sonra gözaltına alınıp tutuklandı. Yaklaşık bir yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. 2019’da ise Ankara HDP İl Eşbaşkanı seçildi.

#Mayısta #Zap #özgürlüğe #akacak

1 Mayıs 1945

1 Mayıs 1945’te Paris’te düzenlenen o tarihi 1 Mayıs gösteri ve yürüyüşünde coşku ve özlemle Enternasyonal söyleyerek yürüyenlerin arasında pek çok eski esir de vardı. Direnişçiler de. Partizanlar da

M. Şehmus Güzel

Salı, 1 Mayıs 1945, Amiral Dönitz, «devlet başkanı» sıfatıyla, Hitler’in öldüğünü radyodan duyurdu. 12 yıldır Avrupa’nın ve dünyanın kabusu, baş belası tarihten siliniyordu…

O gün Yugoslavya ordusu Trieste’yi kurtardı… (Trieste daha sonra İtalya’ya verilecek.)

İtalya’daki alman orduları komutanı teslim oldu…

Aynı gün Berlin garnizon komutanı da teslim oldu…

Nazi Almanya, yenilmez denilen (h)itlerci ordu yeniliyordu.

2 Mayıs’ta Kızıl Ordu Berlin’i kurtardı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kızıl bayrağı Başbakanlık binasının tepesine dikildi. Nazizmin yenildiği, bittiği böylece en çarpıcı simgesiyle vurgulandı…

Hep aynı 1 Mayıs’ta Cezayir’de PPA (Cezayir Halkının Partisi) «kitleleri ulusal kurtuluş mücadelesine hazırlamak» amacıyla yurtsever gösteri ve yürüyüşler düzenledi: Başkentte, Oran’da, Blida’da…

Cezayir’in harbi çocukları İkinci Dünya Savaşı öncesinde Fransa sömürgeciliğinin «Savaşı kazanalım haklarınızı tanıyacağız» sözünü tutmasını beklediklerini dillendirdiler. Fransa’nın Nazi işgalinden kurtuluşu için Afrika’da ve Avrupa’da çarpışan Cezayirliler artık bağımsızlık isteklerinin gerçekleştirilmesini arzuluyorlardı…

Fransa duymamazlıktan gelince 8 Mayıs 1945’te Setif’te ve Guelma’da kitlesel başkaldırılar düzenlendi. İsyan yayıldı, 13 Mayıs 1945’e dek sürdü. Fransa polisini, jandarmasını ve ordusunu gönderdi. Silahlı çatışmalar başladı. Sürdü. Çatışmalarda Fransa devletinin resmi rakamlarına göre, 12 veya 15 bin Cezayirli öldürüldü, 109 Fransız. Cezayirlilere göre 45 bin kişi öldürüldü.

Zaman geçti.

Dokuz yıl sonra 1 Kasım 1954’te silahlı biçimde yeniden başlatılan bağımsızlık savaşı 1962’de barış antlaşmasıyla ve Cezayir’in zaferiyle sona erdirildi. (Cezayir Ve Berberiler isimli kitabıma bakılabilir: Doruk Yayımcılık, Ankara, 1997).

Her ülke, her kent, her kasaba, her köy Nazi belasından kurtarılırken öldürme kampları da peş peşe kurtarılıyor, esirler özgürlüğe kavuşuyordu: Polonya’da, Almanya’da ve diğer ülkelerde.

Ölümle yatıp ölümle kalkan ve birçoğu yakınlarının ölümünü en acı biçimiyle yaşamış olan binlerce kadın, erkek ve çocuk, evet çocuk da, yeniden özgürlüklerine kavuşuyordu.

1 Mayıs 1945’te kimi öldürme kampı ise bomboştu. Çünkü birkaçı nisan ayında kurtarılmıştı, birkaçında ise Naziler birdenbire ortadan kaybolmuşlardı. Kendi kaderleriyle baş başa kalan insanlar değişik biçimlerde kendi başlarının çaresine bakmış ve nisan ayından ve bilhassa sonundan itibaren ülkelerine, kent ve kasabalarına dönmüşlerdi…

Paris’in göbeğinde, Nazi işgali altında Alman askeri istihbarat merkezine dönüştürülen dönemin ve günümüzün en lüks otellerinden Lutetia, kamplardan dönenlerin kabul ve ailesi olmayanların misafir edildiği bir halk-evi, halkın-evi haline getirilmişti. Kamplardan dönenlerin kimi orada esir giysilerini sırtlarından atıp kendilerine hediye edilen giysilerle örtünüyor, o lüks otelde yatıp kalkıyor, yıkanıyor, ancak kimi çarşaflı rahat yataklara henüz yeniden alışamadığı için yerde uyumayı tercih ediyor, çevre lokantalarda karınlarını doyuruyorlardı… Yıllardan beri yemek yemeyi unutmuş olanlar için bu cömertlik ve bu bolluk göz yaşartıcıydı.

Dönenlerin arasında Yahudiler ve Komünistler veya her ikisi birden, yani hem Yahudi hem Komünist, militan, direnişçi pek çoktu… Savaşta kahramanca çarpışmış, kimi ölmüş, kimi esir düşmüş, kimi, kadın ve erkek ve çocuk ve genç direnişi sürdürmüştü: Faşizmi ve Nazizmi yenene kadar.

İşte kardeşlerim 1 Mayıs 1945’te Paris’te düzenlenen o tarihi 1 Mayıs gösteri ve yürüyüşünde coşku ve özlemle Enternasyonal söyleyerek yürüyenlerin arasında pek çok eski esir de vardı. Direnişçiler de. Partizanlar da.

Kamplardan dönenlerin birkaçı, unutulmasın diye, öldürme kamplarında kendilerine reva görülen kefen görünümlü giysileriyle gösteriye katıldılar.

Paris havası belli olmaz: Mayıs filan dinlemez ve kimi zaman doluyla karışık yağmur bile yağar. 1980’li, 1990’lı, 2000’li yıllarda defalarca tanığı oldum. İşte 1 Mayıs 1945’te Paris’te gösteri ve yürüyüşün en canlı, en coşkulu anında aniden bir yağmur, bir dolu yağdı, inanılası değil. Öldürme kamplarının kahrolası giysileriyle yürüyenler o ince ve o süzülmüş vücutlarıyla tir tir titremeye başlayınca, kaldırımlardakiler, yürüyüş kollarındaki yoldaşları ceketlerini çıkarıp onlara giydirdiler. Kimi iki adım ötesindeki evine koşup bir ceket, bir mont, bir parka getirdi.

Yoldaşlık bir de böyle sergilendi.

Yağmur ve dolu Nazi pisliklerini sildi süpürdü.

Enternasyonal ise yağmura ve doluya rağmen dudaklardan düşmedi.

1 Mayıs 1945 böyle yaşandı. Unutulmasın!

#Mayıs

Sakık: Düğmeye Diyarbakır’dan basıldı, muhalefet sessiz kalırsa kaybeder

Agirî’deki Yeşil Sol coşkusunu, Türkiye’deki genel seçim atmosferini Kürt siyasetçi ve Agirî adayı Sırrı Sakık ile konuştuğumuz sıralarda Amed’de 100’ün üzerinde gözaltı yapılmıştı. Sakık, Agirî’de AKP’yi ‘sileceklerini’ kaydederken, muhalefete de seslendi: Kürtleri yalnız bırakırsanız kaybedersiniz

Hicran Urun

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri ‘kritik’ bir eşik ve bu seçimle halklar Türkiye’nin ikinci yüzyılında ‘kaderini’ tayin edecek. Dünyanın gözünü çevirdiği bu seçim Agirî halkı için ise aynı zamanda bir ‘hesaplaşmayı’ ifade ediyor.

Agirî halkı, 2014’ün Mart ayında yapılan yerel seçimlerde Barış ve Demokrasi Partisi’nden (BDP) Sırrı Sakık ve Mukaddes Kubilay’ı Belediye Eşbaşkanları olarak seçmişti. Ancak AKP seçimlere itiraz etti ve Haziran ayında seçimler yenilendi. Halk bu kez aradaki farkı da açarak Sakık ve Kubilay’ı yeniden belediye eşbaşkanlığına seçti. Kubilay, 2016 yılında tutuklandı, Sakık ise 2017 yılında görevden alınarak yerine Vali Musa Işın kayyum olarak atandı. Kayyumun atandığı 2017 yılından beri kentin adı sık sık usulsüzlük haberleri ile gündeme gelir oldu. İl belediyesinin 2017 mali tablosunu inceleyen Sayıştay, kentte borçların doğru yazılmadığı, toplu taşımadan gelen paraların taşeronun hesabına geçirildiğini açıkladı. Kayyum Valinin usulsüzlükleri, 2019 yerel seçimlerinde kent halkının deyimiyle ‘oy çalarak seçilen’ AKP’li Savcı Sayan döneminde de artarak devam etti.

Agırî’nin ‘Küçük Erdoğan’ı

Kentte sohbet ettiğimiz hemen herkes Sayan’ın Tutak’ta inşa ettiği helikopter sahalı küçük sarayından, adrese teslim ihalelerinden, işçilere yönelik hakaret ve şiddete varan uygulamalarından söz ediyor ve AKP hükümetini eleştiriyor. Üstelik halkın AKP’ye olan öfkesi kayyum uygulamaları ve Sayan’ın icraatları ile de sınırlı değil. Kürt halkına yönelik artan baskı ve tutuklamalar, ekonomik kriz gibi nedenler de halkın bu seçimlerde ‘değişim’ isteğinin temel nedenleri arasında. Kentte, 14 Mayıs seçimleri, özellikle 2015 yılından sonra artan baskı ve 2017 yılındaki irade gaspının bir ‘hesaplaşması’ olarak okunurken, sokaktaki seçmen ‘Yeşil Sol 3’ü alır, 4’ü zorlar’ yorumunu yapıyor. Agirî sokaklarında dolaşırken karşılaştığımız Yeşil Sol Parti araçlarının halk tarafından her seferinde zafer işaretleri ile karşılanması, Sakık’ın gittiği her mahalle buluşmasının bir mitinge dönüşmesi de bu yorumları doğrular nitelikte.

Bu sıradan bir seçim değil

Kentin Yeşil Sol coşkusunu, Türkiye’deki genel seçim atmosferini Kürt siyasetçi ve Agirî 1. sıra milletvekili adayı Sırrı Sakık ile konuştuğumuz sıralarda Amed’de 100’ün üzerinde siyasetçi, gazeteci, hukukçu ve sanatçı gözaltına alınmıştı. Her seçim öncesi iktidarın bir seçim kampanyasına dönüştürdüğü ‘Kürt avını’ ve muhalefetin sessizliği de söyleşimizin konusu oldu.

  • Seçime giderken Agirî’de nasıl bir atmosfer var?

Burada çok büyük bir coşku, partiye yönelme var. 2014 ruhu var Ağrı’da. Bu topraklarda büyük haksızlıklar yapıldı özellikle 2015’ten bugüne kadar. Burada ceza almayan, mağdur olmayan kimse yok neredeyse. Yani şehirlerarası, ülkeler arası göç başladı. 40 bin insan gitti ve herkes çocuklarının bir an önce dönmesini istiyor. Zindanda olanların dönmesini istiyor. Onun için bu seçimi böyle sıradan bir seçim olarak görmüyorlar. Onlara zulüm eden, onları yok sayan bu iktidardan, AKP-MHP iktidarından hesap sormak istiyorlar, kayyumların hesabını sormak istiyorlar. Biliyorlar ki bu seçim öyle sıradan bir seçim değil. Önümüzdeki dönem Türkiye’nin yeni bir yüzyılı yazılacak, o yüzyılda var olmak istiyorlar. Hem anayasada hem yasalarda bütün kimlikleriyle, inançlarıyla var olmak istiyorlar.

Halk bu seçimi böyle sıradan bir seçim olarak görmüyor. Onlara zulüm eden, onları yok sayan bu iktidardan, AKP-MHP iktidarından hesap sormak istiyorlar, kayyumların hesabını sormak istiyorlar

  • 2014 seçimleri ruhundan bahsettiniz, nedir o ruh?

2014 seçimlerinde (30 Mart) burada sandıklara hile karıştırdılar. Kazandığımız seçimleri elimizden almak istediler ama halk buna müsaade etmedi. Adliye sarayının etrafını 30 bin insan kuşatmıştı. Bu kenti kanatmak istiyorlardı buradaki bürokratlar, siyaset dünyası bir belediye başkanlığı için burada çok rahat kan akıtabilirdi. Biz bunu gördüğümüz için buna müsaade etmedik. Türkiye’nin dört bir tarafından JÖH’ler (Jandarma Özel Harekât) PÖH’ler (Polis Özel Harekat) getirilmişti uçaklarla. Kenti germek istiyorlardı. Biz de bunu gördüğümüz için halkımıza sahip çıktık ve şunu söyledik: Bir damla kanın akmasına müsaade etmeyiz. 600 vekilliği de belediye başkanlığını da bu halka kurban ederiz, buyurun hodri meydan bir daha seçime gidelim. Ve tekrar seçime gittik. Ondan sonra Haziran seçimi oldu ve halk iradesine sahip çıktı. Aradaki 500’lük farkı birkaç bine çıkardı ve buralarda gerçekten çok büyük bir buluşma sağlandı. Kürt coğrafyasından, dünyanın dört yanından insanlar buraya geldiler. Şimdi bugün de geldiğimiz bu noktada o ruh var burada. O tarihte çok haksızlıklar yapıldı bize ve haksız bir şekilde kayyum da atadılar. O gün bugündür Ağrılılar hesaplaşmak istiyor.

Halkı yoksullaştırdılar

  • Kentten 40 bin insanın göç ettiğini söylediniz bu göçlerin nedeni nedir?

30-40 bin arası bir göç. Gidenler hepsi bizim arkadaşlarımız. Partili arkadaşlarımız. Türkiye genelinde bütün illerde seçmen sayısı artarken bizde seçmen sayısı artmadı çünkü bu kadar göç verdik. Geçen döneme oranla seçmen sayısı 300 bin küsurdu şimdi 290 bin küsurlerde.

Dünyanın dört bir tarafında inşaat sektörüne hizmet sunan Ağrılılardır, turizm sektörüne hizmet sunan Ağrılılardır ama Türkiye’nin en yoksul kenti yine Ağrı’dır. Buralarda yoksulluk dorukta yaşanıyor. Bir taraftan ekonomik baskı bir taraftan devletin kimlikten dolayı baskısı nedeniyle insanlar gidiyorlar. Aileler paramparça. 20 yıllık iktidar boyunca buraya hiçbir yatırım yapılmamış. Hâlâ Ağrılılar burada doğru dürüst tedavi olamıyor. Ağrılılar hep şunu söylerler; ‘Biz Ağrı’da doğarız, Erzurum’da ölürüz.’ Yani kendi yatağımızda ölüm bile bize çok görülüyor. Buradaki siyasetçilerin hiçbiri bu sorunlara eğilmemiş. Belediyeler, siyasetçiler büyük bir rantın içerisine girmişler. Ben buraya ilk geldiğimde de halk ‘hırsız var’ diye bağırıyordu, bugün de aynı şeyleri söylüyorlar. Kendi aileleri, aşiretleri ile belediyeleri bir çiftlik gibi kullanmışlar. İhaleleri yandaşlara vermişler ve halk daha da çok yoksullaşmış.

  • Sizden önce sokakta insanlarla da konuştuk, yolsuzluk, yandaşı kayırma ve Savcı Sayan’ın icraatları da halkın epey tepkisini çekmiş durumunda…

Bizim bulunduğumuz dönemde belediyenin bütün borçlarını çok kısa sürede ödedik, büyük borçları vardı belediyenin. Büyük bir yatırım da yaptık bugün geçtiğiniz köprülerin büyük çoğunluğunu biz yaptık. En önemlisi şeffaf bir belediyecilik yapıyorduk. Bütün ihaleler, bütün harcamalar halkın huzurunda yapılıyordu, halk bunu görüyordu. Ama bizden öncesi ve sonrası bütün belediyecilerin nasıl ranta bulaştığını da halk biliyor. Aradaki fark da bu, bunun için bizi sahipleniyorlar. Bizim buradan maaş bile almadığımızı biliyorlar. Bir gün belediyenin parası ile öğlen yemeği bile yemedik, ne ben ne arkadaşlarım. Bunları gören halk bir de bunları görünce bize sahip çıkıyor.

  • Size karşı büyük bir ilgi var, mahalle buluşmanız bile bir mitinge dönüştü…

Benim genel merkeze söylediğim şuydu: Nerede bir görev olursa seve seve giderim. Ama Ağrı halkı çok istediği için 7’den 70’e, biz de bu talepler doğrultusunda Ağrı’ya geldik. İyi ki de gelmişiz. Şimdi Ağrı’da 4-0 yapacağız.

Muhalefet sessizliğini kırmalı

  • Peki, muhalefet partilerinin durumunu nasıl gözlemiyorsunuz?

Biz çok güçlü olduğumuz dönemlerde muhalefet bize karşı birleşti. 2014 yerel seçimlerinde de tanıklık etmiştik, 2019 yerel seçimlerinde de böylesi bir birliktelik oldu bize karşı. Şimdi de oluşur mu oluşmaz mı bilmiyorum ama şunu söyleyeyim, bütün güçleri de birleşse burada bu halkın coşkusunu aşabilecek bir güç oluşturamayacaklar. Bütün baskılara rağmen oluşturamayacaklar.

Buradan muhalefet partilerine de bir çağrımız var; Bu topraklarda Yeşil Sol Parti’yi yalnız bırakırsanız, Kürtleri yalnız bırakırsanız çok büyük baskıların olacağını görün. ‘Bu sadece Kürtlere yapılıyor’ mantığı ile yaklaşırsanız siz kaybedersiniz

İşte bugün Diyarbakır’da 100’ün üzerinde insan hukukçu, gazeteci, siyasetçi, sanatçı gözaltına alındı. Biz önümüzdeki dönemde baskıların yoğunlaşacağını tahmin ediyorduk, bekliyorduk da. Ama buna rağmen halkımızın asla geri adım atmayacağını herkes bilsin.

Buradan muhalefet partilerine de bir çağrımız var; Bu topraklarda Yeşil Sol Parti’yi yalnız bırakırsanız, Kürtleri yalnız bırakırsanız çok büyük baskıların olacağını görün. ‘Bu sadece Kürtlerin coğrafyasıdır, Kürtlere yapılıyor’ mantığı ile yaklaşırsanız siz kaybedersiniz. Biz zaten bir mücadele geleneğinden geliyoruz. Evet, mücadele sürecinin müzakere ile sonuçlanmasını çok isteriz. Ama olmazsa mücadelemiz yine devam edecektir.

6’lı masanın, muhalefetin bütünlük içinde bu haksızlıklara karşı bir duruş sergilemesi gerekir. Burada olup bitenlere sırt çevirirseniz siz kaybedersiniz. Buralarda uzun süredir görevde bulunan valiler, emniyet müdürleri, alay komutanları hâlâ burada. Bakın belki cumhuriyet tarihinde ilk defa, 6 yıl burada görevde kalmış bir vali yoktur. Ama son dönemlerde var ve bunların hepsi bu seçim için buralarda bekletildiler ve böylesi operasyonlar için. İşte düğmeye Diyarbakır’da basıldı. Bunun için muhalefetin burada ciddi bir duruş sergilemesi gerekir.

  • Muhalefetin sessizliği yeni değil ama…

Geçmişte de bunlar yapılırken muhalefet görevini yapmadı. Aldığımız seçimi elimizden aldılar. Bütün muhalefet bunu biliyordu baskı uygulandığını, silah zoruyla seçimlerin elimizden alındığını ama sorun biz olduğumuz için seslerini çıkarmadılar. Hatta kimi yerlerde işte mesela Iğdır’da İYİ Parti, Cumhur İttifakı’nın lehine çekildi. Biz mevcut siyasal iktidarı cezalandırmak adına hiçbir beklentimiz olmadan Türkiye genelinde yerelde iktidarı Millet İttifakı’na sunduk ama Millet İttifakı mesela Muş’ta bile seçimlerde AKP saflarında saf tuttular. 2019 yerel seçimlerini kastediyorum. Yani böylesi bir sabıkaları var ama bugün eğer bu ruhla hareket ederlerse kendileri kaybeder. Burada gerçekten bir yol alınacaksa, hepimizin ortak arzusu bu topraklarda adalet ise bunun yolu bu haksızlıklara karşı, hukuksuzluklara karşı bir duruş sergilemektir. Muhalefetin bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini söylüyoruz.

Kürtlere karşı herkes bir

  • Peki bu sessizliğin nedeni nedir?

32 yıllık aktif siyaset hayatımda şunu gördüm, sorun Kürtler olduğunda bütün partiler ruh ikizidir. Bunu sınır ötesi operasyonlarda gördük, dokunulmazlıklarda gördük, kayyumlarda da hiçbir sesleri çıkmadı. Kürtler ile ilgili politikalarında birbirlerinden farkı yok. Mesela CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, biz de iktidar olursak diyor devletin temel bir politikası vardır, devletin güvenliği. Biz bundan ödün vermeyiz diyor. Yani bu ne demek, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ret ve inkâr politikası neyse, Kürtlere uygulanacak politikalar neyse yani Milli Güvenlik Kurulu dedikleri kurulun ürettiği o politikaların sürdürücüsü olacağız diyor. Şimdi böylesi bir muhalefetten ne çıkar.

Aslında bu ülkede iktidar sorunundan çok bir muhalefet sorunu var. Sürekli sokaktan korkan, korkuyu kendi kitlesine yaymakta büyük cevheri olan muhalefet bugünkü korkunun asıl mimarıdır. Bu ülkeyi iktidar iyi yönetmiyor ama yönettiği tek iyi şey muhalefet.

  • Peki, her kritik süreçte Kürtleri hedef alan, aynı yöntemleri deneyen iktidarın politikaları bu kez işe yarar mı sizce?

Bunların yeni bir hikâyesi yok, yapabilecekleri hiçbir şey yok. Geçmişten bugüne kadar önemli günlerde Newrozlarda, seçimlerde bu tür operasyonları yapıyorlar çünkü bir politika üretemedikleri için bu işleri baskıyla götürmeye çalışıyorlar. Ama şunu da görmüyorlar; demokratik siyasette 10. parti kapanmak üzere, yüzde 3’lerden bugün Türkiye’nin 3. büyük partisi haline gelmişiz, yüzde 15-16’lardayız. Ama ne hikmetse bu devlet ezberini bozmuyor. Sürekli ret, sürekli inkâr, baskı, tutuklama aklınızda ne kadar olumsuz şey geliyorsa devlet bu ezberi hep tekrarlıyor. Şimdi bu devlet yeniden bu ezberini tekrarlayarak bu seçimlerde acaba ne yapabilir. Valla bunun hiçbir karşılığı yok. Bu gözaltı furyasından sonra ben sokaklardaydım, sokaklar bağırıyordu ‘ne yaparlarsa yapsınlar bu kentten 4-0 gidecekler’ diye. ‘Hiçbir baskı bizi yıldıramaz’ diye slogan atıyorlardı. Biz nerelerden geliyoruz, Kürtler diyor “De welade xwe dave/annenin evladını atıp kaçtığı” dönemler o tarihlerden geliyoruz, 90’ları yaşamışız, 2015’ten bu döneme kadar şu topraklarda ceza almayan bir HDP’li kalmadı özellikle Kürt coğrafyasında. Bunların kat be kat ağırı yaşandı ama kimse dönüp de eyvallah demedi.

#Sakık #Düğmeye #Diyarbakırdan #basıldı #muhalefet #sessiz #kalırsa #kaybeder