Ana Sayfa Blog Sayfa 532

‘Deprem değil katliam’ diyerek suç duyurusunda bulundu

Semsûr’da depremde hayatını kaybeden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesi Başkanı Zülfikar Yılmaz’ın avukatı Yusuf Özperçin, ihmallerde sorumluluğu olanlar hakkında suç duyurusunda bulunurken, davanın katliam davası olmasını talep edeceklerini belirtti

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremde yerle bir olan kentlerden Semsûr’da (Adıyaman) resmi rakamlara göre 11 bin kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Depremde enkaz altında kalan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesi Başkanı Zülfikar Yılmaz ve ailesinden 6 kişi enkaz altında kalarak hayatını kaybetti.

Sorumlular hakkında suç duyurusu

Yılmaz ailesi avukatı Yusuf Özperçin, geç müdahale eden devletin sorumluluğu nedeniyle felaketin toplu katliam davasına dönüşmesi için Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Ses geldiğine dair görüntüler var

Özperçin, deprem sonrası müdahalenin yapılmadığını, 4 gün sonra Yılmaz ve ailesinin bulunduğu enkazdan sesler geldiğine dair görüntülerin olduğunu aktardı. Enkaza dönen binanın yapı kullanım ruhsatında eksikliklerin belediye kayıtlarında olduğuna işaret eden Özperçin, “Zülfükar Yılmaz, annesi, eniştesi, ablası ve üç yeğeniyle beraber yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren 7 kişilik aile üzerinden bu süreci başlattık. Zülfikar Yılmaz’ı 4’üncü günün sonunda, diğer aile bireylerini de 7’nci gün enkazdan çıkarabildik. Hem enkazın genel durumu hem kolon ve yapım hatası noktasında elimizde veriler var. Bu emsal üzerinden Semsûr’daki depremin toplu katliamlar davasına dönüşmesi için suç duyurusunda bulunduk” dedi.

İhmaller var

Suç duyurusunun davaya dönüşmesiyle delillerin toplanması ve sorumluların tespiti sürecin devam edeceğini belirten Özperçin, “İlk aşaması faillerin cezalandırılması, sonrasında maddi ve manevi haklar ve idari davalar temellinde ilerleyecek. Daha da derinlemesine bir süreç işlediğinde ise bu şehrin yeniden inşası noktasında bir sürece evrilebilir. Ciddi toplumsal bir mücadele verildiği takdirde, bu şehrin yeniden inşası noktasında hukuki tıkanıklığın aşılacağı ve halkın toplu taleplerinin karşılanacağını düşünüyoruz” diye belirtti.

Devletin sorumluluğu var

Deprem sonrası ciddi hak ihlallerin yaşandığını ifade eden Özperçin, “Ulaştığımız birçok depremzede, enkazlardan seslerin geldiği ve yardımın geç ulaşmasından dolayı insanların açlıktan ve donarak yaşamlarını yitirdiklerini söylediler. Bu değerlendirmeler sonucunda yaşanan ölümlerin devletin sorumluluğu dahilinde gerçekleştiği, geç müdahalenin bir katliam boyutuna vardığı sonucuna ulaştık ve sorumluların da bu boyutta yargılanması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Özperçin, depremde yakınlarını kaybedenler ile baro, dernek ve sivil toplum örgütlerinin davaya müdahil olması çağrısı yaptı.

Haber: Mahmut Altıntaş / MA

#Deprem #değil #katliam #diyerek #suç #duyurusunda #bulundu

Yeşil Sol Parti Denizli’de mitinge hazırlanıyor: Yetti gari

AKP’nin 20 yıllık iktidarında halkın adalete muhtaç hale getirildiğini belirten Yeşil Sol Partililer, ‘Yetti gari’ diyerek, Denizli halkını 3 Mayıs’ta gerçekleştirilecek mitinge davet etti

Meydan meydan seçim maratonunu sürdüren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 29 Nisan’da Aydın ve Muğla’dan coşkulu mitinglerle başlattığı Ege turuna devam ediyor. Yeşil Sol Parti, seçim maratonu kapsamında 3 Mayıs’ta Denizli Merkezefendi’de bulunan Esentepe Newroz alanında büyük miting düzenleyecek.

Mitinge, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Cavit Uğur katılacak.

Yeşil Sol Parti Denizli İl Örgütü yöneticilerinden Senay Erol Eker, Denizli halkını savaşa karşı 3 Mayıs’ta gerçekleştirilecek mitinge davet ederek, “Savaş önce kadınları vurur. Bunun için 3 Mayıs’ta yapılacak mitingde birlikte olalım. Bu birlikteliği kadınlar ve gençlerle kurmalıyız. Kadın haklarının yok sayıldığını, savaşın en büyük zararını kadınların yaşadığını hatırlayalım. Ekonomik krizin ülkemizde kimleri vurduğunu, sözleşmeleri kimin kaldırıldığını hatırlayalım” dedi.

‘Özgürlük ve eşitlik için’

Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Denizli il yöneticisi Dilan İpek de AKP’nin 20 yıllık iktidarının haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzlukla geçtiğini, halkın adalete muhtaç hale getirildiğini ifade ederek, “Geleceksizliğe mahkum ettiler, şiddet kıskacına aldılar. Ancak haklarına sahip çıkan kadınlar, geleceği için mücadele eden gençler olarak buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz. Geleceğimizi kazanmak için mücadelemizi yükseltiyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni fesih edenlerden, 6284 Sayılı Kanuna saldırmaya devam edenlerden, LGBTİ+ derneklerini kapatacağını söyleyenlerden hesap sormak için 14 Mayıs’ta sandıklarda olacağız. Halkımızı 3 Mayıs’ta yapacağımız mitinge bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Ezilenlerin Partisi (ESP) üyesi Tuğçe Ceylan ise kent halkını mitinge davet ederek, şunları söyledi: “Bu seçimde tek adam zihniyetinin 20 yıl boyunca halklara, yoksullara yaşattıklarının hesabını sormak için sefalet düzeninden kurtulmak için 14 Mayıs’ta seçime gideceğiz. Seçimden önce ‘yetti gari’ demek için tüm halkımızı mitinge bekliyoruz.”

Mitinge çağrı yapan Yeşil Sol Parti Denizli Milletvekili adayı Mahide Öztürk, “Demokratik bir Türkiye için, kadın hakları, eşitlik, özgürlük için bütün halklarımızı mitingimize davet ediyoruz” vurgusu yaparken, bir diğer aday Murat Engiz de, “Demokrasiden kardeşlikten ve dostluktan yana olmak isteyen herkesi mitingimize davet ediyoruz. Direne direne kazanacağız, özgür bir ülkeyi hep birlikte kuracağız” şeklinde konuştu.

Yeşil Sol Parti Denizli Milletvekili adayı Songül Akkoyun ise şu çağrıda bulundu: “Eşitlik, özgürlük, zafer ve 14 Mayıs’ta başarı kazanmak için tüm halkları 3 Mayıs’ta yapacağımız mitinge çağırıyoruz.”

Kaynak: MA

#Yeşil #Sol #Parti #Denizlide #mitinge #hazırlanıyor #Yetti #gari

Sahada iki siyasi kurum var: birisi Yeşil Sol Parti diğeri Emniyet Teşkilatı!

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder ile seçimi konuştuk: Şu anda seçim çalışması yapan iki tane kurum var; birisi Yeşil Sol Parti, diğeri Emniyet Teşkilatı! Onun dışında çalışan siyasi kurum yok. “Siyasi kurum” değerlendirmesini özellikle yapıyorum: Türk Emniyet Teşkilatı artık bir siyasal parti olarak bu seçimlerde rol üstlenmiş durumda

Nezahat Doğan

Özgürlüklerin, adaletin olmadığı, düşüncenin suç sayıldığı bir baskı rejimini sona erdirebilecek bir seçime yaklaşıyoruz. Toplumsal muhalefet daha da güçlenip, demokrasi ve barış talepleri yükselirken, kaybedeceğini gören iktidar, elindeki tüm baskı ve şiddet mekanizmalarını devreye sokarak, bu gücü baskılamaya çalışıyor. İktidar bir yandan gazetecilerin, avukatların, siyasetçilerin, sanatçıların tutuklandığı operasyonlarla korku ve baskı iklimi yaratmaya çalışırken, diğer taraftan Goebbels taktiği ile toplumsal muhalefeti söndürmeyi amaçlıyor. İktidar ve iktidarı oluşturan dar çevre, kaybetme korkusuyla “bir ata krallığım!” noktasına yaklaşan tragedyasında her şeyi deniyor.

Öte taraftan Yeşil Sol Parti’nin, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak cumhurbaşkanlığı seçiminde “Kürt sorununun çözüm yeri meclistir,” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini açıklaması değişimin, hukukun, özgürlüğün ve barışın yolunda çok değerli ve önemli bir adım olarak belirginleşiyor. Yeşil Sol İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder ile seçimi, izlenimlerini ve öngörülerini konuştuk.

  • Kandıra Cezaevi’nden çıktığınız gün; “Ne zaman ülke topyekûn demokratikleşme, barış yolunda adım atarsa sevincimizi o zaman yaşayabiliriz” demiştiniz… O günden bugüne yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

O günden bugüne bu sevincini yaşatacak yürek ferahlatan bir netice elde edemedik. Ama yürek ferahlatan bir çabanın başlangıcındayız. O da; ilk defa Kürt’ü kriminalize etme, topyekûn ve kategorik olarak Kürtlüğü karşısına alma çabaları ve kurnazlığı eskisi kadar sonuç vermiyor. Bu önemli bir gelişme. Bunda hepimizin; gerek demokratik Kürt siyasal çizgisinin, gerek onun dostlarının, HDP faaliyetlerinin, ittifakların -uğruna ödenen büyük bedeller pahasına- büyük emeği ve katkısı var. Bütün bu baskı ve zulme karşı ne HDP’ye ne onun dostlarına diz çöktüremediler. O gün geldi çattı; bunları demokratik yol ve yöntemle sandığa gömmenin arifesindeyiz. Diğer taraftan muhalefet tüm farklılıklarına rağmen bir araya geldi. Bunu da kıymetli buluyorum. Yer yer idrak dışı yaralayıcı değerlendirmeler gelse de bir arada olmaları bile başlı başına bir kıymettir diye düşünüyorum. Bütün bu gelişmelerin ışığında bizim bu yapıdan talebimiz sadece demokratikleşme ve özgürlükler olarak ortaya çıktı. Bu da geniş halk kitleleri nezdinde çok yüksek kıymetlendirildi. Bütün bunlar umut verici çabalar.

  • Neden ülkede esas mesele Kürt meselesi?

Çünkü her şey buradan neşet veriyor. Benim hep söyleye geldiğim ve söylemekten usandığım bir değerlendirmem var: Bu topraklar düşman icat etmeden bu ülkeyi yönetebilme becerisine hiçbir zaman sahip olamamış. Çarpık bir uluslaşma, olayın demokrasi boyutunu ıskalayan, daha sonra da dert etmeyen bir cumhuriyet anlayışı, giderek tekleşen tek ulusa indirgenen bir yapı ve bunu yapabilmek için de bu toprakları oluşturan diğer halkların tamamen düşmanlaştırılması… Durum böyle olunca da Kürt meselesi başat ve “kullanışlı” bir malzeme olarak onların repertuarındaki en kıymetli plağa dönüştü.

  • Süregelen Kürt düşmanlığı politikasının devlet sisteminin bir şekilde kendini inşa etme biçimi olduğunu söylüyorsunuz. İkinci yüzyılda bir değişim dönüşüm gösterebilecek mi? Bir devlet partisi olan CHP’nin sorun Meclis’te çözülmeli demesini nereye oturtuyorsunuz?

CHP tarafından çözülecek bir şey yok. Bu ülkede asıl olan, düşmanlık dilinin bırakılıp başta ifade özgürlüğü olmak üzere, özgürlüklerin evrensel bir tabana oturması. Bu olduğu zaman Meclis dâhil bütün platformlarda Kürt meselesi özgürce tartışılabilir duruma gelecek. Kürt meselesinin çözümü birilerinin bir şey bağışlamasıyla olacak bir şey değildir. Önce tartışılacaktır. Bugün herhangi bir zeminde tartışmaya kalksanız, Kürt meselesiyle ilgili sorulan herhangi bir sorunun daima birden fazla cevabı varken, devletin resmi görüşü dışındaki cevaplardan birini verdiğinizde kendinizi yıllarca hapiste bulma tehdidiyle karşı karşıya bulursunuz.

CHP tarafından çözülecek bir şey yok. Bu ülkede asıl olan düşmanlık dilinin bırakılıp başta ifade özgürlüğü olmak üzere özgürlüklerin evrensel bir tabana oturması önemli. Bu olduğu zaman Meclis dâhil bütün platformlarda Kürt meselesini özgürce tartışılabilir duruma gelecek

  • Çözüm süreci döneminde İmralı ile yapılan görüşmelerde üçüncü bir gözlem heyeti olmasının altı önemle çizildi. Hatta PKK Lideri Abdullah Öcalan, bütün bu yapılan görüşmelerin gayri resmi olduğunu söylemiş ve “eğer üçüncü gözlem heyeti devreye girmezse yarın hepiniz cezaevine gireceksiniz,” demişti. O gün bu söylenmişti.

O gün bugün işte! İmralı’daki üçüncü göz meselesi devletin 40 yıllık yaklaşımına da bir eleştiriydi. Çünkü devlet sütre gerisinde her şeyi konuşuyor, fakat kayda geçmediği için yarın öbür gün süreç tıkandığında elini yıkayıp kenara çekilebiliyor. Bunun önüne geçmenin tek yolu, sürecin şeffaf, kayıt altına alınmış tarafları ve müşahidi olan bir şekilde yürümesi. Bu aynı zamanda “hassasiyeti” olan kesimlerin “ülke bölünüyor mu, ülke parçalanıyor mu?” duygusunu da izole etmenin en etkili yol ve yöntemlerinden birisi diye düşünüyorum.

  • Görüşmeler kayıt altına alınmalı dediniz. Geçtiğimiz günlerde iktidarın İmralı ile görüştüğü ancak istediğini alamadığı yönünde haberler oldu. Bu süreçleri iyi bilen birisi olduğunuz için soruyorum; İmralı’da bu eksende görüşmeler gerçekleştirilmiş midir?

İmralı ile görüşmeler hiç bitmez. Yani bu devletin rutin işleri arasındadır. Kimi zaman yoğunlaşır, kimi zaman seyrekleşir ama hiç bitmez. Bunun böyle olduğunu bilecek kadar sürecin içinde yer aldık. Fakat Sayın Öcalan’ın defaatle belirttiği bir husus vardı, “eğer bir çerçeve dâhilinde benimle görüşülmüyorsa bunlar sohbetten öte şeyler değildir, bir bağlayıcılığı yoktur” şeklinde. Resmi ve gündemli bir görüşme değilse, bunların bağlayıcılığı yoktur şeklinde bir yaklaşımı vardı. O anlamda bu iddiaları ciddi ve önemli iddialar olarak görüyorum…

  • İbrahim Kalın öyle bir görüşme yok dedi.

HDP Eski eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Amed Dicle’yi eklediği Twit paylaşımında “Erdoğan İmralı’ya heyet gönderip ne istemiş olabilir sizce?” açıklamasını ve zamanlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Selahattin Başkan sürecin en önemli aktörlerinden birisiydi. Sürecin içindeydi ve her şey hafızasında… Dışarıda olsaydı da muhtemelen benim şu sarf ettiğim bilgilerle konuşuyor olurdu. Bu değerlendirmeleri yapmak için birinden bilgi almaya gerek yok, devletin işleyiş sistemini bu anlamda gözlemlemiş olmak yeterli. Onun yaklaşımını da doğru buluyorum. Çok isabetli ve yerinde olarak görüyorum.

  • En son yapılan operasyonlarda birçok gazeteci, siyasetçi, avukat ve sanatçıların gözaltına alınıp tutuklanması var. Bu baskıların daha da artacağı ve yoğunlaşacağını düşünüyor musunuz?

Herkes Selahattin Başkan’ın ‘seni başkan yaptırmayacağız’ cümlesine takılıyor. Oysa onun hemen öncesindeki cümleye bakıldığında, ‘mademki masayı devirdin, mademki başkanlık sistemini hegemonik alan yaratmak için kullanıyorsun, biz de seni başkan yaptırmayacağız’ ifadesi görülür

Bu yeni değil, ne zaman BDP, HDP, Yeşil Sol, yani bu çizgi demokratik bir hamle içerisine girse, genişleme ve yükselme trendi yakalasa tanık da bol, sanık da bol! Kaderci değiliz ama bu bizim siyasi kaderimiz. Bir süre sonra kimse bunları yemiyor, bayatlamış bir yemek haline dönüyor! Bu eylemin yöneldiği kesimlere baktığınızda “neyi doğru” yaptığımızda da çok açık ortaya çıkıyor. Basına yöneliyorlar; halkın haber alma ve bilgilenme hakkını gasp etmek için. Bundan, bin bir güçlük ve tehditle görev yapan basındaki arkadaşlarımızın işlerini çok iyi yaptıkları ortaya çıkıyor. Sanatçılara yöneliyorlar, çünkü mücadeleyi ve haksızlıkları görünür kılmakta sanattan daha yetkin bir yol ve yöntem bulunamamıştır. O yüzden sanatçılara yöneliyorlar. Hukukçularımız ve avukatlara yöneliyorlar; gözaltı ve mahkeme koşullarında bu ihlalleri boşa çıkaran, görünür kılan en önemli yoldaşlarımız oldukları için. Bunlar bugünle sınırlı değil, her zaman böyle oldu ve eğer biz bunları bu sandığa gömemezsek gelecekte de de böyle olmaya devam edecek, daha da genişleyerek. O yüzden bu seçimler tarihsel önemde.

  • Yeşil Sol Parti’nin seçim bürolarının açılışı bir miting havasında geçiyor ancak genelde neden tam bir seçim havası hissedemiyoruz? İktidar kanadı da sessiz. Yeni operasyonlar olabilir mi?

Lider mitingleri partilerin il, ilçe örgütleri ve genel merkezlerinin çok abandığı etkinliklerdir. Lider mitinglerinin dışına çıkarırsanız seçim çalışması yapan iki tane kurum var Türkiye’de; birisi Yeşil Sol Parti, diğer Emniyet Teşkilatı! Onun dışında çalışan siyasi kurum yok. “Siyasi kurum” değerlendirmesini özellikle yapıyorum: Türk Emniyet Teşkilatı artık bir siyasal parti olarak bu seçimlerde rol ve işlev üstlenmiş durumda… Diğer taraftan sahadayız, görüyoruz, bizim büro açılışlarımız bir mitinge dönüşüyor. İrili ufaklı, çapı küçük ya da büyük hiç önemli değil ama hepsinde coşku son derece sahici ve yüksek. Ayırt edici olan budur. Böyle olunca da diğer kurum sinirleniyor, haliyle onlar da sahici tepkiler gösteriyorlar! Hele bakalım, orayı da demokratikleştireceğiz. (gülerek)

  • Özellikle batı kesimlerinde seçmenin “yeter ki bu iktidar gitsin” algısı var. Özellikle İstanbul 3. Bölgede CHP, TİP ve Yeşil Sol Parti’nin adayları bulunuyor. Burada Yeşil Sol Parti’nin önemi nedir?

Seçmenlerimiz, demokratik duyarlılığı olan bütün yurttaşlarımız, bu hükümetin gitmesini isteyen herkes kendi seçim bölgesi özelinde bir hesap uzmanı titizliğiyle değerlendirme yapmak zorunda.

  • Bu seferki hesap karışık mı?

Hesap karışık değil. İttifak dâhilinde hangisi kazanmaya yakınsa gücümüzü orada birleştirmek zorundayız.

  • Peki, buna nasıl karar verilecek?

Bunun elimizde şaşmaz bir ölçüsü var. Biz orada aday çıkarmışsak, bu hesabı önceden yapmışız demektir ve adayımız güçlüdür, kazanmaya yakındır, ya da kazanacaktır. Onun için bütün gücümüzü Yeşil Sol Parti’ye odaklamalıyız. Çünkü biz bu hesabı TİP’li yoldaşlarımızla seçim aday listelerinden sonraya bırakmadık. Onların bize bıraktığı alan, bizim onlara bıraktığımız alan kesinleşti ve bitti. Biz çok uzun tecrübeden; hem tarihsel, hem de yaşamsal bir tecrübeden geliyoruz. Biz Diyarbakır’da seçmeni altı milletvekili adayına sokak sokak paylaştırmış bir geleneğiz ve hiçbiri beş yüz oydan fazla ya da eksik alıp kaybetmedi. Böyle bir disiplinden ve tarihsel tecrübenden bahsediyoruz. Biz İstanbul’da, İstanbul’u üç bölgeye bölüp, üç bağımsız vekil çıkaran bir gelenekten geliyoruz. Üçüncü bölgede vaktinde Levent Tüzel vekilimiz onun yanına il başkanımızı Abdullah Avcı’yı koymayı düşünmüştük rahat rahat çıkıyordu. Fakat bir risk görünce adaylıktan feragat etti Abdullah Avcı. TİP’li yoldaşlarımızda bizim bu tecrübemize güvenmelidir. Biz bir yerde aday göstermişsek biz kazanacağımızdan eminizdir. Bu bir temenniden daha fazladır!

  • TİP sahada seçmenle temas ederken “ha Yeşil Sol’a vermişsiniz, ha TİP’e” diyor bu bir handikap değil mi?

Bu bir handikap ve bunu siyasi heyecana bağlamak da mümkün. Yer yer amacını aşan söylemlere de savrulma durumu olabiliyor ama buradan bir polemik havası çıkarmanın artık sadece zararı var. Biz Yeşil Sol Parti olarak bu kardeşlik dilini ve hukukunu asla bozmadan kendi gücümüze, kendi adaylarımıza, kendi örgütlülüğümüze yöneleceğiz. Tarihsel bir tecrübe dediğim budur. Bütün enerjimizi bir vekil daha fazla çıkarmaya sarf etmeliyiz.

#Sahada #iki #siyasi #kurum #var #birisi #Yeşil #Sol #Parti #diğeri #Emniyet #Teşkilatı

Xerpêt’te tarihi Yeşil Sol yazacak

Uzun yıllardır sağ siyasetin tercih edildiği Xerpêt’te ibre soldan yana. Halkın büyük ilgi gösterdiği Yeşil Sol Parti, kentte vekil çıkararak bir tarih yazmak istiyor

Selman Çiçek

Dersim’in eşsiz güzelliğini bırakarak yönümüzü Xerpêt’e (Elazığ) veriyoruz. Dersim dağları ve Munzur suyunun eşsiz manzarası eşliğinde ilk olarak Xerpêt’in Dep (Karakoçan) ilçesine geliyoruz. Dersim’in Mazgirt (Mêzgir) ve Xerpêt’in Dep ilçesi arasında kalan bölgenin tarım alanları için eşsiz bir verime sahip olduğuna tanık oluyorum. Yolculuk ettiğim minibüsten bir yolcu, bu bölge de “Dersim’in Çukurova’sı” diyor. Yıllarca güvenlik politikaları ve iktidarın yanlış politikaları yüzünden bu verimli topraklar hak ettiği üretimi yapamıyor. İktidarın ekonomik politikaları yüzünden ürettiklerinin karşılığını alamayan Mazgirt, Perî, Palî ve Xerpêt halkı geçim sıkıntısı nedeni ile göç etmek zorunda kalıyor.

Göçe zorlanan bir kent

Seksenli yıllar öncesi solun kalesi olan Xerpêt, asimilasyon politikası ve devletin zor aygıtı yüzünden yıllardır bu kimliğinden uzaklaştırıldı. Önemli devrimci önderler yetiştiren bu kentte seksen darbesi sonrası “gakkoş” uydurması ile yıllarca milliyetçilik anlayışı pompalandı. Devrimcileri katlederek, tutuklatarak milliyetçi anlayışa teslim edilen kent, 40 yıldır bu zihniyet ile yönetiliyor. “Vatan, millet, Sakarya” anlayışı ile yönetilen kent, bu nedenle yıllardır bir adım ilerlemedi. Sağ zihniyetin adeta açlığa terk ettiği kentte genç nüfus bulmak oldukça zor. Gençlerin iş bulamama sıkıntısı yüzünden yönünü batıya çevirdiği kentte diğer kalan yurttaşlar ise oldukça zor şartlarda geçimlerini sağlıyor.

Sağ zihniyet yıkılacak

Dep, Xulaman (Alacakaya), Palî (Palu) ve Miyaran (Arıcak) verimli tarım arazileri ve Hazar Gölü gibi turizm alanı olmasına rağmen açlığa terk edilen kent, artık sağ zihniyetten kurtulmak istiyor. Bunun ilk ışığını da 2018 yılında yapılan seçimlerde vermişti. Uzun bir aradan sonra kentte sağ zihniyet yerine soldan bir aday vekil olarak Meclis’e gitmişti. CHP’nin bir vekil çıkardığı kentte HDP ise vekilliği bin oy ile kaçırmıştı. Gümrükten gelen oylar olmasaydı, CHP’ye giden vekil HDP’ye gidecekti. Bu yılki seçimlerde ise Xerpêt’te Yeşil Sol Parti’nin bir vekili Meclis’e göndermesi sürpriz olmayacağı, kesin bir durum olduğu konuşuluyor.

Dengeler değişecek

Sağ zihniyetten bıkan kentte AKP’nin kendi arasında da bölünmesi sonucu uzun bir aradan sonra Xerpêt’te sol partilerin sağ partilere yakın bir oy alacağı tahmin ediliyor. AKP’nin listeleri açıklandıktan sonra kendilerini listelerde görmeyen iki kişi bağımsız aday oldu. AKP’nin aday adayı olan Prof. Dr. Yasemin Açık ile MHP’den aday adayı olan Bilal Çoban listelerde kendilerini göremeyince bağımsız aday oldu. Her iki ismin de Xerpêt’te önemli bir karşılığı olduğu, bu nedenle bu iki adayın dengeleri değiştireceğine inanılıyor.

Yeşil Sol’a ilgi büyük

Xerpêt halkının sağ siyasetten bıktığı için bu yılkı tercihini soldan yana yapacağı tahmin edilirken bu anlayışa yakın Yeşil Sol duruyor. Geçen dönem Meclis’e seçilen CHP’li vekilden aradıkları sahiplenmeyi göremeyen halkın üçüncü yol ittifakı Yeşil Sol’a ilgisi daha çok. Dep’te yapılan Yeşil Sol mitinginin yüksek katılımla ve coşkuyla geçmesi zaferin de bir ilanı gibiydi. Hem Dep’te hem de Xerpêt’te Yeşil Sol’a ilginin diğer seçimlere göre daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bu ilginin mutlaka vekil ile taçlanacağı da kesin gibi.

Tarihe not düşeceğiz

Savaş Erdoğan

Xerpêt’in Yeşil Sol Parti 1’inci sıra adayı Savaş Erdoğan, kentte 15 yıldır gazetecilik yapıyor. Kentin her türlü sorununu kalemi ile dile getiren Erdoğan, şimdi ise halkın vekili olarak halkın yaşadıkları sorunu Meclis çatısı altında dile getirmek istiyor. 15 yıllık gazetecilik hayatında Xerpêt’in her sorununu dile getirdiğini belirten Erdoğan, bu mücadelesini bir üst seviyeye çıkarmak için vekil adayı olduğunu söyledi. “Temennimiz Xerpêt’te bir tarih yazmak” diyen Erdoğan, Xerpêt’te bugüne kadar vekil çıkaramadıklarını, bu sefer tarih yazmak için bir vekil çıkaracaklarına inandıkları için aday olduğunu, bu durumun da kendisini motive ettiğini söyledi. Miting ve halk buluşmalarının çok coşkulu geçtiğini, bir vekilin de ötesine geçtiklerine dikkat çeken Erdoğan, “Halkımız bu yönlü bir karar vermiş. Umarız ikinci bir vekili çıkararak Xerpêt’te tarihe not düşmek istiyoruz” diye konuştu.

Bu şehri ihmal ettik

Nurşat Yeşil

Yeşil Sol Parti’nin ikinci sıra adayı ise Nurşat Yeşil. Dersimli olan Yeşil, uzun yıllar emek alanında mücadele etti. Sendikal mücadelesi ardından demokratik siyasal mücadeleye katılan Yeşil, yerel seçimlerde Dersim Belediye Başkanlığı’na aday gösterildi. Büyük bedeller ödeyen bir mücadelenin temsili olarak burada olduklarına dikkat çeken Yeşil, halkın kendilerine büyük sorumluluklar yüklediğini, bu sorumluluğun gerekliliklerini de yerine getirmeye çalıştıklarını söyledi. Xerpêt’in yüzde 85’inin Kürt nüfusundan oluştuğunu hatırlatan Yeşil, “80 öncesi sol siyasetin aktif olduğu bir bölgeydi. Çok büyük değerlerin yetiştiği bir şehir. Uzun yıllar bu şehri ihmal ettik. Bunun özeleştirisini veriyoruz. Güçlü bir tabanımız var burada. Bu dönem bu güçlülüğümüzü bir sonuca vardırmak istiyoruz. İnsanların gözlerindeki umudu görüyoruz. İktidarın yarattığı yıkımı görüyorlar ve buna dur demek istiyorlar” dedi.

Bu şehir bizim

Sultan Yaray

Yeşil Sol Parti’nin bir diğer adayı Kürt yazar Sultan Yaray. HADEP’ten bu yana demokratik siyaset içerisinde aktif olarak rol alıyor. Siyasetçi kimliği kadar yazar kimliği de olan Yaray, Kürt Yazarlar Derneği’nin başkanlığını da yürüttü. Xerpêt’te Yeşil Sol Parti vekil adayı olduğu için heyecanlı olduğunu belirten Yaray, “Yıllardır bu sisteme karşı mücadele yürütüyoruz. Adaylıkla bu sisteme karşı yeni bir rol verildi bana. Bu rolü yerine getirmek için heyecan doluyum. Dışarıdan bakıldığında sistem tarafından asimilasyona uğrayan bir kent olarak görülüyor ancak gittiğimiz ilçelerde Kürt dilinin halen canlı olduğunu gördük. Ancak zihniyet anlamında örgütlenme eksik. Bizler mücadelemizle bu eksikliği gidermeye çalışacağız. Sadece seçimlerde değil, her zaman burada bir mücadele yürütmeliyiz. Bu şehir bizim ve burada varlığımızı kabullendireceğiz” diye konuştu.

Son seçimde ne olmuştu?

Xerpêt’te 18 Haziran milletvekili seçimlerinde 356 bin 260 oy kullanıldı. Bu oyların 189 bin 933’ünü AKP alarak 4 vekil çıkarırken CHP ise 37 bin 80 ile bir vekil çıkardı. HDP ise 34 bin 654 oy alarak vekilliği çok az bir sayı ile kaybetmişti.

#Xerpêtte #tarihi #Yeşil #Sol #yazacak

Eyyübiye’de miting gibi büro açılışı: Birlikte değiştireceğiz

Eyyübiye’de Yeşil Sol Parti seçim irtibat büro açılışında konuşan Yeşil Sol Parti milletvekili adayı Ferit Şenyaşar, ‘Birlikte değiştireceğiz. Birlikte kazanacağız’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Riha’nın (Urfa) merkez Eyyübiye ilçesinde binlerin katılımıyla seçim irtibat bürosu açılışı gerçekleştirdi. Açılışa Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkaların Demokratik Partisi (HDP) il örgütleri, Barış Anneleri İnisiyatifi, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistlerinin yanı sıra binlerce yurttaş katıldı.

Birlikte değiştireceğiz

Açılışta ilk olarak konuşan Yeşil Sol Parti milletvekili adayı Ferit Şenyaşar, halkın 14 Mayıs’ta sandıklara ve iradelerinin sahip çıkarak adaleti getireceklerini söyledi. Adaletin aynı zamanda siyasi tutsaklar için de geleceğini vurgulayan Şenyaşar, “Birlikte değiştireceğiz. Birlikte kazanacağız” dedi.

Tecritle beraber AKP’yi sandığa gömeceğiz

Ardından konuşan HDP İl Eş Başkanı Ahmet Atış, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 25 aydır kimseyle görüştürülmemesine değinerek, “25 aydır tamamıyla keyfi ve hiçbir hukuki gerekçesi olmayan nedenlerle ağır bir tecrit uygulanıyor. Bu tecritle beraber AKP’yi sandığa gömeceğiz” diye konuştu.

Son olarak konuşan HDP Riha Milletvekili Nusrettin Maçin de, “Bu kirli ve savaş politikalarınızı topraklarımızdan atacağız. Kendi kimliğimizle, dilimizle, kültür-sanatımızla onurlu bir yaşam sürdürüleceğiz”dedi.

Program konuşmalarının ardından büro açılışıyla sonlandı.

RIHA

#Eyyübiyede #miting #gibi #büro #açılışı #Birlikte #değiştireceğiz

Tarihten bir kavşak: Otuz Yıl Savaşları

Zira Otuz Yıl Savaşları da dünya tarihinde önemli bir kavşağı ifade eden bir olaydır. Bu olayın sonuçlarına baktığımızda doğrudan Avrupa kıtasını, dolaylı olarak da tüm dünyayı etkilemiştir. Buna merkezi uygarlık sisteminin form değişikliğine giden gelişmenin zemini de diyebiliriz

Seyithan Akyüz

Tarih, şimdiye kadar bilinebilen birçok önemli olay ve gelişmelere sahne oldu. Tarih sayfalarını karıştırdığımızda, böylesi irili-ufaklı yüzlerce olay ve gelişmelere rastlıyoruz. Kuşkusuz tüm bunların etkileri aynı ölçüde olmadı. Bunlardan bazıları tarihin yönünü değiştirirken, bazıları ise, kimi bazı değişikliklere vesile oldu. Bazı olay ve gelişmelerde, kendinden sonraki büyük gelişmelerin zemini olma biçiminde kendine tarih içinde yer buldu. Sözgelimi Rönesans denilen olay yaşanmamış olsa; ondan sonra gelişen Aydınlanma ve Sanayi Devrimi gibi insanlık tarihinin en büyük olayları belki de yaşanmayacaktı. Burada Rönesans sözkonusu iki büyük gelişmeye zemin sağlamış, gerçekleşmelerine önayak olmuştur. Elbette Rönesans’ın kendisi de, kendinden önce vuku bulan olay ve gelişmelerin yarattığı zemine dayanarak ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde Tarım-Köy Devrimi olmasaydı; insanlığını niteliksel sıçrama yaptığı Neolitik Kültür ve Devrimi olmayabilir ya da gelişmeyebilirdi. Tabii ki tarihi akış yerinde durmayacak ve akıp gidecekti. İzah etmeye çalıştığımız şey, tarihi akışının duracağı değildir; tarihte yaşanan olay ve gelişmelerin bir sonrakine sunduğu katkı ve birbirleriyle bağlantılarıdır. Bir diğer husus, bunları belirtirken, tarihte yaşanan tüm olay ve gelişmelerin insanlığa benzer yararı sağladıkları iddiasında da değiliz. Zira önemli katkılar sunan ve insanlık değerlerine değer katanlar olduğu gibi, insanlığa felaketi yaşatan ve bununla büyük acılara sebep olanları da olmuştur. Örneğin Tarım-Köy Devrim, Neolitik Devrim, Rönesans, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi (Son ikisi egemenlerce istismar edilip kötü emellere alet edilmiş olsalar bile) insanlığın yararına ve çağ atlamasına vesile olan olumlu olaylar olurken; 1. ve 2. dünya savaşları gibi olaylar ise, insanlığa tarihi boyunca en büyük acılar yaşatan olaylar olmuştur. Yani dememiz o ki, tarihin iddia edildiği gibi düz çizgisel ve ilerlemeci bir şekilde gelişmediğidir. Öyle olsa, insanlığın bugün yaşadığı sorunlar, dünden az olmalıydı. Oysa günümüzdeki durum bunun tersidir. Yani bugün dünden iyi olmadığı gibi, ileride de değildir. Konumuz bu olmadığı için bunu geçiyor ve ana konumuz olan Otuz Yıl Savaşları’na geçmek istiyoruz. Zira Otuz Yıl Savaşları da dünya tarihinde önemli bir kavşağı ifade eden bir olaydır. Bu olayın sonuçlarına baktığımızda doğrudan Avrupa kıtasını, dolaylı olarak da tüm dünyayı etkilemiştir. Buna merkezi uygarlık sisteminin form değişikliğine giden gelişmenin zemini de diyebiliriz. Yani sistemin feodal formdan kapitalist forma geçişini sağlayan zemin. Elbette merkezi uygarlık sistemi salt bu olayla form değişikliğine gitmemiştir. Bunun dışında da birçok olay ve gelişme buna giden yolu döşemişlerdir. Ama Otuz Yıl Savaşları, bunların içinde belirgin bir yere sahiptir.

Peki nedir Otuz Yıl Savaşları? Ne zaman ve nerede gerçekleşmiştir? Kimler bu savaşlara katılmış ve sonuçları nasıl olmuştur? Ama bunun öncesinde dönemin koşullara bir göz atmak, kanımca faydalı olacaktır.

Dönemin koşulları ve tarafların hedefleri

Otuz Yıl Savaşları 17. Yy.’ın başlarında Avrupa kıtasında yaşandı. Bu dönemin egemen gücü Kutsal İmparatorluk da denilen Roma Germen İmparatorluğu’dur. Bu dönem aynı zamanda yoğun reform hareketlerinin geliştiği bir dönemdir. Özellikle Hıristiyanlığın Katolik mezhebinin katı dini uygulamaları ile her geçen gün bir inanç olmaktan çıkıp siyaset ve iktidara bulaşması, reform taleplerinin burada yoğunlaşmasını sağlıyordu. Zira kurumsal olarak Katolik Kilisesi’nin yaşamda karışmadığı neredeyse bir şey bulunmuyordu. Tabiri caizse, toplum sık boğaz edilmişti. Yani nefes alamaz bir duruma getirilmişti. Dolayısıyla dinde yapılacak bir reform, tüm yaşam alanlarında toplumu rahatlatacaktı. Dinde reform yapılmasına yönelik hareketlerin yoğunluğu ve savaşların da bu gerekçeye dayandırılması; Otuz Yıl Savaşları’nın din ve mezhep savaşları olarak adlandırılmasına neden oldu. Olayın görünen veya gösterilmek istenen yüzü bu olsa da; asıl mesele siyasi güç ve iktidar çekişmesinin tezahürüydü. Çünkü gelişen yoğun reform hareketleriyle Kutsal İmparatorluk adeta sarsılıyordu. Zor durumda olan bir diğer güç de, Katolik Kilisesi’ydi. Aslında impatorluk ile kilise, iktidarı paylaşan iki egemen ortaktılar. Toplum bu iki egemen güç tarafından yönetiliyordu. İmparatorluğun zorbaca uygulamalarını kilise din kisvesi altında meşrulaştırıyor; dinin kilise eliyle yozlaştırılmasına karşı gelişen tepkileri de imparatorluk zor aygıtını kullanarak bastırıyordu. Bu iki egemen güç, böylesi bir görev paylaşımına gitmişlerdi. Bu nedenle de gelişen reform hareketleri ve yoğunlaşan tepkiler, bu iki gücü rahatsız ediyordu. Dolayısıyla engel olmak istiyorlardı. Tabii buna rağmen, bu iki gücün kendi aralarında iktidar çekişmesi de yaşadıkları da hatırda tutulmalıdır. Bunların yanı sıra kıta Avrupası’nda güçlenmek isteyen devletler de yaşanan bu karmaşadan faydalanmak istiyorlardı. Bunların başında gelen ise, Fransa idi. Fransa, Avrupa’nın egemeni olmak istiyor ve bunun için uğraşıyordu. Bunların yanı sıra reform talebinde bulunanlar vardı. Protestan prenslikler ile halk, bu kesimleri oluşturuyordu. Elbette prensliklerin amacı ile halkın amacı bir değildi. Halk kesimi daha çok özgürlük ve refah derken; prenslikler daha çok özerk yetkiler veya bağımsızlık diyordu. Ama her iki tarafın da düşmanı ortaktı. Bu da onları birlikte hareket etmeye götürüyordu.

Savaş ne zaman başladı ve kimler katıldı?

Dönemin imparatorlukları da devletleri de bir hanedanlığa dayanıyordu. Yani imparatorluk hanedan imparatorluğu, devlet de hanedan devletiydi. Bu dönemin iki büyük hanedanlığı ise; Habsburg ile Bourbon hanedanlığıdır. Birincisi Alman, ikincisi ise Fransız idi. Neredeyse tüm Avrupa kıtası bu iki hanedanlığın boyunduruğu altındaydı. Özellikle Alman Habsburg hanedanlığı çok geniş bir coğrafyaya hükmediyordu. Habsburglar reform hareketleriyle sarsılan imparatorluğun otoritesini yeniden kurmak ve Alman prensliklerini egemenliği altına almak, Fransız Bourbonlar ise Avrupa kıtasında güçlenip, egemenlik kurma amacındaydı. Zaten savaş da 1618 yılında İspanya Habsburgları ile Fransız Bourbonları arasında başladı. Fransa ile İspanya arasında başlayan bu savaş, daha sonra Almanya, Danimarka, İsveç, İngiltere, Hollanda ve Baltık ülkelerini de içine alacak şekilde genişleyerek gelişti. Birçok devletin katılımıyla başlayan bu savaş, 1618 ile 1648 yılları arasında sürdü. Yer yer bazı anlaşmalarla savaş kısa aralıklarla dursa da, 30 yıl boyunca devam etmiştir. Ki ismini de buradan almaktadır. Otuz Yıl süren ve Avrupa kıtasını bir acı deryasına dönüştüren bu savaşlar, 1648 yılında Westfalen Antlaşmaları’yla son bulmuştur.

Otuz Yıl Savaşları’nın sonuçları

Westfalen Antlaşması’yla sona eren savaşların en büyük sonuçlarından biri, Avrupa kıtasını büyük bir insani ve maddi yıkıma uğratmasıydı. Savaşların uzun ve sürekliliğin yanı sıra açlık, salgın hastalıklar ve yapılan birçok katliam nedeniyle Almanya’da nüfus 16 milyondan 6 milyona inmiştir. Bu durumdan kaynaklı Almanların bundan sonraki 200 yıl boyunca siyasal açıdan bir varlık gösterememesi yaşadığı bu durumdan kaynaklıdır. Hakeza büyük insan kayıplarının yanı sıra bir o kadar da maddi kayıplar yaşanmıştır. Bu savaşlardan dolayı İspanya neredeyse ekonomik olarak çöküyordu. Özellikle Hollanda’nın İspanya’yı deniz ablukasına almasıyla, İspanya devleti ekonomik açıdan çökmeyle yüz yüze kaldı. Bu savaşların belli beşli sonuçları ise şunlardır:

  • Kutsal İmparatorluk olarak adlandırılan Roma-Germen İmparatorluğu siyasal açıdan parçalandı.
  • Alman Protestan Prenslikler dinsel ve siyasal olarak özerkliklerini elde ettiler. Alman imparator bu hakları kabul ederek 350 prensliğe bağımsızlık hakkı tanıdı.
  • Hollanda Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı tanındı.
  • Bu savaşlar sonunda Alman Katolikler yenilmiş, Papa’nin siyasal etkisi azalarak Protestanlık yok olmaktan kurtulmuştur. Bu nedenle de Papalık Westfalen Antlaşlamaları’nı onaylamamıştır.
  • Birçok bölgesi yıkıma uğramasına rağmen, Fransa bu savaşlardan Avrupa’nın en güçlüsü olarak çıkmış ve topraklarını genişletmiştir.

Tüm bunlar Almanya’nın kuzeybatısında yer alan ve bir bölge ismi olan Westfalen Antlaşmaları’yla garanti altına alınmıştır. 1644 yılında başlayan Wesfalen barış görüşmelerine Danimarka dışında tüm taraflar katılım sağlamışlardır. 4 yıl boyunca devam eden bu görüşmeler 1648 yılında anlaşmayla sonuçlanmıştır. Yukarıda genel hatlarıyla izah etmeye çalıştığımız gibi, bu savaşların Avrupa başta olmak üzere tüm dünyaya etkisi olmuştur. Zira bu olay, merkezi uygarlık sisteminin form değişikliğine uğramasına zemin sunarak katkıda bulunmuştur. Halka kalan ise büyük acılar olmuştur. Ama her şeye rağmen halkların özgürlük ve mücadeleleri bu savaşlarda da sürmüş ve önemli deneyimler elde edilmiştir.

Yaşadığımız yoğun siyasal atmosferde tarihe kısa bir yolculuk yapmanın hem rahatlatıcı, hem de günümüze faydası olabileceğini düşündük. Malum yine bir dönüm noktasındayız ve bugün olacak olan şeyler, yarının zemini olmaya adaydır.

#Tarihten #bir #kavşak #Otuz #Yıl #Savaşları

Kılıçdaroğlu’ndan ‘emekçiler’ videosu: Halktan çalınanı halka iade edeceğiz

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu 1 Mayıs işçi ve emekçiler bayramı dolayısıyla ’emekçiler’ başlıklı bir video yayınladı

Sık sık ülke sorunlarına dair video paylaşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu bu kez de “emekçiler” başlıklı bir video yayınladı.

Zenginlerin keyfi yerinde

Kılıçdaroğlu videoda, “Ben beyaz yaka, mavi yaka ayrımına inanmam. İkincisi de aynı cendere içerisinde. Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz. Silindir gibi geçtiler emekçinin üzerinden. Bu ülkede sadece bir avuç zenginin keyfi yerinde. Ben yakanız ne olursa olsun orta sınıfın büyümesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Saraylılar kendilerini kandırmasınlar

Orta sınıfın yok olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Saraylılar kendilerini kandırmasınlar. Eşitsizlikler üst gelir gruplarını daha da zenginleştirir, alt gelir gruplarını da öfke dolu yaparlar. Zannediyorlardı ki herkesi fakirleştirerek günlerini gün edebilirler, edemezler. Tüm yakalar, ister mavi ister beyaz. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Yoksulluk sınırı 31 bin 240 liraya yükseldi. Buna hiç bir sistem dayanmaz. Bugün her sabah daha fazla yurttaşımız yoksulluğa uyanıyor. Bu ülkede ya demokrasiye sahip olabiliriz ya da bir kaç kişinin elinde toplanmış büyük bir servete sahip olabiliriz. İkisine de birden sahip olamayız. Bir ev sahibi olan, tasarruf yapabilen, çocuğunun eğitim parasına gücü yeten orta sınıftır” dedi.

Kılıçdaroğlu, söylediklerinin hayata geçirebilmesi için yapacaklarını ise şöyle sıraladı:

“* Ülkede güven ortamını yaratarak yatırım çekeceğiz.

* Halktan çalınanı halka iade edeceğiz.

* Türkiye’yi ucuz iş gücü, yüksek enflasyon sarmalından çıkarıp dünya ile rekabet edebilir hale getirebilecek için dirençli yeni sanayi devrimi alt yapısı kuracağız.

* Çalışanlar için gelir vergisini yeniden düzenleyeceğiz. Emekçiler üzerindeki vergi yükünü indireceğiz. Asgari ücretliden vergi almayacağız.

* Kadınların çalışma yaşamına katılımını arttıracağız.

* Sanayiyi tüm Türkiye’ye yayarak İstanbul’dan Anadolu’ya ekonomik mobiliteye yaratacağız.

* Organize sanayi bölgelerinde teknoloji liseleri kuracağız. Mesleki eğitimle gençlerimiz yeni beceriler kazanacak. Sanayicinin istediği nitelikli iş gücünü sağlayacağız.”

Kılıçdaroğlu, son olarak “O kadar hazırız ki; tek bir iş kaldı, bu beceriksizleri göndermek” dedi.

İSTANBUL

#Kılıçdaroğlundan #emekçiler #videosu #Halktan #çalınanı #halka #iade #edeceğiz

Baydemir: Bir oyunla çok şeyi değiştirebilirsin

Yeşil Sol Parti Marsilya’da etkinlik düzenledi. Burada konuşan Baydemir, ‘Bir oyunla çok şeyi değiştirebilirsin’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) oy kullanma işleminin devam ettiği Avrupa’da çalışmalarına devam ediyor.

Bu kapsamda Fransa’nın Marsilya kentinde Amed eski Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Osman Baydemir’in katılımıyla Yeşil Sol Parti ile dayanışma mitingi gerçekleştirildi. Mitingin yapıldığı Arena salonu Yeşil Sol Parti bayrakları ve pankartlarla donatıldı.

Bir oyla çok şey değiştirebilirsin

TEV-ÇAND sanatçıları Mahsun Sever ile Hozan Faruk’un sahne almasıyla devam eden programda konuşan Baydemir, “Bir oyunla çok şeyi değiştirebilirsin. Faşizan sistemi yıkıp hapishanelerdeki yoldaşlarımızı özgürleştirebilirsin, Rojava’yı özgürleştirebilirsin. Faşist ittifakı yıkmak için herkesi sandık başına gitmeye, birebir çalışma yürütmeye çağırıyoruz” dedi.

Miting, sanatçı Pınar Aydınlar’ın sahne alması ardından sona erdi.

HABER MERKEZİ

 

#Baydemir #Bir #oyunla #çok #şeyi #değiştirebilirsin

Bursa ve Dîlok’ta gençlik şöleni: Gençlik size boyun eğmez

Yeşil Sol Parti Gençlik Meclisi’nin Bursa ve Dîlok’ta şölen düzenledi. Mitinge dönüşen Dîlok şöleninde konuşan Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Murat Sarısaç, ‘gençlik iktidara boyun eğmez’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Gençlik Meclisi, Bursa ve Dîlok’ta (Antep) Gençlik Şöleni düzenledi.

Bursa’da Yıldırım ilçesine bağlı Yavuz Selim Mahallesi’nde düzenlenen şölene, Yeşil Sol Parti milletvekili adayları ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekili adayı Dersim Dağ katıldı.

15 gün sonra AKP’yi göndereceğiz

Burada konuşan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı Dersim Dağ, gençlerin iktidarı göndermek için canla, başla çalıştığını ifade etti. Dağ, “Gençler ve kadınlar bu saldırılara karşı mücadele ediyor. Kadınlara ve gençlere saldıran bu iktidar gidecek. Az kaldı, 15 gün sonra AKP-MHP iktidarını göndereceğiz” ifadelerini kullandı.

Onları iktidarlarından edeceğiz

Gençlerin ve kadınların seçimlerin belirleyeni olduğunu vurgulayan Dağ, “Kürt düşmanlarını, kadın düşmanlarını, genç düşmanlarını iktidarlarından edeceğiz” dedi.

Şölen Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçılarının verdiği konser ile son buldu.

Seçime dikkat çekildi

Yeşil Sol Gençlik Meclisi, Dîlok’un Şahinbey ilçesinde bulunan Vatan Mahallesi’nde şenlik düzenledi. Yeşil Sol Parti’nin genç adaylarının katıldığı şenlikte, seçimin önemine vurgu yapıldı.

Gençler size boyun eğmez

Burada konuşan Yeşil Sol Parti Dîlok Milletvekili adayı Murat Sarısaç, “Onların faşist tekçi anlayışını sorgulamayan gençlik istiyorlar. Bunun için gençlere, partimize saldırıyorlar. Gençler bunların kirli politikasına boyun eğer mi? Hayır. Çünkü bu gördüğünüz gençler, halkımıza, Emine Şenyaşar’a söz verdiler. Çünkü onlar iradesine kayyım atandığı için Van’a, Amed’e, Mardin’e söz verdiler. Yurtsever, devrimci gençlik gücünü Denizlerden, Mahirlerden, Mazlum Doğanlardan, Kemal Pirlerden alıyor” dedi.

“Ya Kürt sorununu Sayın Abdullah Öcalan’la çözerler ya da onlarda Çiller gibi tarihin çöplüğüne giderler” diyen Sarısaç, iktidarı göndereceklerini ve ülkeyi yeniden inşa edeceklerini vurguladı.

Yeşil Sol Parti Dîlok Milletvekili adayı Edhem Ünal, “Bizim direnişimiz bu gençliğin hayallerini gerçekleştirme direnişidir” ifadelerini kullandı.

Saldırılara tepki

Konuşmaların ardından sahne alan sanatçı Kadir Çat, Amed merkezli operasyonlarda gazetecilerin, siyasetçilerin, avukatların, sanatçıların gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı “Diren ha Diyarbakır diren” şarkısını seslendirdi. Çat, daha sonra Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti’ni sürdüren Emine Şenyaşar ve çocuklarını kaybeden tüm anneler için Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü adlı şarkısını seslendirdi.

Kadir Çat’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde halaya duran gençler, şölen boyunca “Bijî Serok Apo”, “Jin jiyan azadî”, “Hükümet istifa” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı.

HABER MERKEZİ

#Bursa #Dîlokta #gençlik #şöleni #Gençlik #size #boyun #eğmez

Tutuklu gazetecilerden çağrı: Gönüllü muhabir ol

Ankara ve Amed merkezli gözaltı tutuklamalara dikkat çeken Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteciler, ‘Gönüllü muhabir ol’ çağrısı yaptı

Özgür basına yönelik saldırılar kapsamında 25 Ekim 2022’de işkence ile gözaltına alınan ve 29 Ekim’de tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) ve JINNEWS’e muhabirleri, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalara dair mesaj gönderdi.

Gazeteciler tutuldukları Sincan Cezaevi’nden, MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever adıyla gönderdikleri mesajda seçimlere ve saldırılara dikkat çekti.

Hakikat esir alınamaz

Mesajda şunlar yer aldı: “Aynı zamanda biz gazetecileri savunan avukatımız Resul Temur da gözaltına alındı. Ne biz gazeteciler ne bizi savunan avukatlar ne de haber kaynaklarımız iktidarın seçim kampanyası üzerinden kriminalize edilemez. Bugün yargılayan değil, yargılanan pozisyonda olması gereken bu iktidar ve iktidar rejiminin yargısı, bu baskılarla ne biz gazetecileri ne avukatları ne de toplumu susturamaz, sindiremez! Bizler, hakikat haberciliğinin peşinde olan özgür Kürt basın çalışanları olmanın sorumluluğuyla son bir haftadır yapılan bu siyasi operasyonlara karşı herkesi gönüllü muhabir olmaya, herkesi haber kaynağı olmaya çalışıyoruz! Dayanışmanın güçlendireceğine, olması gerekenin bugün yapılmasına inanarak gerçekler susturulamaz, hakikat esir alınamaz diyoruz! Özgür Basın Susturulamaz!”

ANKARA

#Tutuklu #gazetecilerden #çağrı #Gönüllü #muhabir