Ana Sayfa Blog Sayfa 6035

İhraç edilen akademisyenler derslerine devam etti

KHK ile Kocaeli Üniversitesi’nden (KOÜ) ihraç edilen 19 akademisyenin oluşturduğu Kocaeli Dayanışma Akademisi, (KODA) derslerine 1 haftalık sınav haftasından sonra devam etti.

Eğitim-Sen Kocaeli Şube Binasında gerçekleştirilen KODA derslerinin 6’ncı haftasında Yrd. Doç. Dr. Hülya Kendir, “Çocuğun gördüğü düş müdür barış? Dünden yarına savaş karşıtı hareketler” konusunu işledi. 

Barışı savunmanın genelde çocuksu bir düş olarak algılandığı belirten Yrd. Doç. Dr. Hülya Kendir, savaşlarda taraf olmanın dayatıldığı bir dünyada barışı savunmanın önemine değindi. Barışın sadece bir ateşkes hali olmadığını da vurgulayan Kendir, “Genelde barışı savunmak, savaşa karşı olmak dünyanın kuruluşuna ters bir talep gibi görülür. Aslında çocuksu bir düşmüş gibi de görülür. Savaşlarda taraf olmanın dayatıldığı bir dünyada barış istemek bir çocuğun düşüneceği en güzel şeydir. Ve barışın tanımı yalnızca bir ateşkes hali değildir. Savaş karşıtlığı birçok halde kendini gösterebilir. Bunlar çevreci hareketler olabilir, pasifist hareketler de olabilir, bunlar artırılabilir” diye konuştu.

Savaş karşıtlığının özellikle devletler arası savaşlara karşı düşüncelerin genel tanımı olduğunu ifade eden Kendir, “En hafif kabul ancak önemli bir konu olan askeri harcamaların parlamento denetiminden geçirilme talebi bile savaş karşıtı bir duruş olarak gösterilebilir. Örneğin pasifizm, şiddetin karşısında duran tüm akımlar pasifizm olarak kabul edilebilir. Savaş karşıtlığı genel olarak özellikle devletler arasındaki savaşlara karşı çıkan düşüncelerin genel adıdır” dedi. 

‘HALKLAR SAVAŞMAYA İKNA EDİLİYOR’

Halkların savaşmaya zorlandığını söyleyen Kendir, “Fransız Devrimi’ni baz alırsak bu süreçten sonra ulus devletler milliyetçiliği sebep göstererek halkları savaşmaya ikna eder. Yurttaşlar, zorunlu askerlik yoluyla ve ordu hiyerarşisini halktan toplanan vergilerle ayakta tutarak halkları savaşın içerisine sokar. Ulus devlet sonrası modern savaş karşıtı hareketlerde toplumsal hareketler çevresinde örgütlenerek kendisini göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Kendir’in açıklamasının ardından Vicdani Ret Derneği’nden iki katılımcı da sunum yaparak ders tamamlandı. Ardından soru cevap kısmına geçilerek barışın yolları konuşuldu. Haftaya gerçekleştirilecek ders ise Prof. Dr. Veli Deniz’in sunumuyla “Lojistik Köy Kocaeli’nin Bugünü ve Geleceği” olacak. (Kocaeli/EVRENSEL)

Almanların dışişleri için favorisi Martin Schulz

Almanya’da kamuoyu araştırma şirketi Forsa’nın Stern dergisi için yaptığı ankete göre Almanların yarısından fazlası Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un dışişleri bakanı olmasını istiyor.

Anket sonuçlarına göre Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Schulz’un dışişleri bakanı olmasını isteyenlerin oranı yüzde 54.

Schulz’un üyesi olduğu Sosyal Demokrat Parti taraftarları arasında ise oran daha yüksek. Sosyal Demokrat seçmenlerin yüzde 73’ü, Yeşiller seçmeninin yüzde 62’si ve Birlik partilerinin taraftarlarının da yüzde 61’i Schulz’un bu göreve gelmesini destekliyor.

Ankete katılanların yüzde 24’ü Schulz’u bu görevde görmek istemediğini, yüzde 22’si ise Schulz’un kişiliği ile ilgili fikir sahibi olmadığını ifade etti.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinde koalisyon ortaklarının uzlaşması nedeniyle yeni dışişleri bakanının kim olabileceği tartışılıyor.

Öne çıkan isimlerden biri olan Schulz’un dışişleri bakanı olması halinde partisinin başbakan adayı olmayı da istediği ifade ediliyor.

 

©Deutsche Welle Türkçe

dpa/HS/BK

 

 

Geri dönüşümü olmayan çöp miktarı artıyor

Kahve kâğıt bardakla içiliyor, meyve suyu dönüşümü olmayan plastik şişeyle satılıyor, ananas folyoya sarılıyor, oyuncak üç katı büyüklüğündeki sentetik ambalaja yerleştiriliyor. Almanya’da ambalaj atıkları dağ gibi birikirken çöpün büyük bölümü geri kazanılmıyor. Hükümet zararlı atıkların azaltılmasını tüketicinin sağduyusuna bırakırken, çevreci kuruluşlar kesin kurallar koymadan zararlı gelişmenin önüne geçilemeyeceğini söylüyor.

Almanlar ne kadar çöp üretiyor?

Almanya’da her yıl 350 milyon ton çöp çıkıyor. Ambalaj atıklarının miktarı 1996 yılından bu yana yüzde 30 oranında artarak 17,8 milyon tona yükseldi. Ambalaj atıklarının yaklaşık yarısını özel haneler yaratıyor. Almanya’da kişi başına düşen ambalaj atığı yılda 103 kiloyu buluyor. Federal Çevre Dairesi’nin saptamalarına göre özel hanelerden çıkan çöpün büyük bölümü içecek ve yiyecekler için kullanılan sentetik ambalajdan oluşuyor. Yerel hizmetler kuruluşu sözcüsü Patrick Hasenkamp, kişi başına düşen ambalaj atığında Almanya’nın Avrupa rekortmeni olduğunu söylüyor.

Atık miktarını azaltmak için ne yapılıyor?

2013 yılının Aralık ayında başlatılan ve tavsiyelerden oluşan ‘çöpten sakınma programı’ 2019 yılında sonuçları açısından değerlendirmeye alınacak. Almanya Hükümeti ‘gönüllük’ prensibini makul buluyor ve örneğin şirketlerin plastik poşetleri ücret karşılığında müşteriye satmasını, ya da Freiburg, Tübingen ve Berlin’de olduğu gibi içeceklerin birden fazla kullanılan bardaklarda servis edilmesini doğru buluyor. İçinde bulunduğumuz ‘Avrupa çöpten sakınma haftasına’ katılan özel şirket ve yerel idarelerin bu yılki ağırlıklı konusunu ambalaj atıkları oluşturuyor.

Konuya önem verilmesine rağmen ambalaj atıkları neden artıyor?

Federal Çevre Dairesi Başkanı Maria Krautzberger nüfus yapısının değişmesini başlıca nedenler arasında sayıyor. Krautzberger fert sayısının az olduğu hanelerin daha az ve sık alışveriş yaptığını, yalnız yaşayanların da hazır yemekle karınlarını doyurduklarını söylüyor. Çevre Dairesi başkanı ambalajlarda işlevsellikten çok albeniye önem verilmesinin geri dönüştürülmesi mümkün olmayan malzeme kullanımını arttırdığını da sözlerine ekliyor.

İmalatçılar bu görüşe katılıyor mu?

Alman markalar birliği genelleme yapıldığı gerekçesiyle Çevre Dairesi başkanının eleştirilerini geri çeviriyor. Birlik başkanı Christian Köhler, süslü ambalajın son derece az yer tuttuğunu ve ambalajın sadece koruyucu değil, aynı zamanda müşterinin isteğine uygun olarak açılıp kapanabilirlik ve dilimleme gibi pratik özellikleri de olduğunu söylüyor.

Çözümü gönüllülükte aramak yetecek mi?

Almanya Çevre Bakanı özel şirketlerde ve tüketicilerde düşünce değişikliği olduğunu ve aralarında büyük mağazalar zincirlerinin de bulunduğu 350 şirketin plastik torba girişimini desteklediğini söylüyor. Bazı hususların ancak Avrupa Birliği düzeyinde hukuki bağlayıcılığa kavuşturulabileceğini belirten Bakan Hendricks yalnız başına alınan kararların rekabet eşitliğine aykırı bulunduğunu hatırlatıyor. Federal Çevre Dairesi ise bazı alanlarda daha sıkı milli uygulamalar başlatılabileceği görüşünde.

Çevre Dairesi somut olarak neyi amaçlıyor?

Önce içeceklerde çok dönüşümlü şişe kullanılması ve Lidl ve Aldi gibi market zincirlerinin tek kullanımlık şişe arzını azaltması amaçlanıyor. Çevre Dairesi aynı zamanda imalatçının ambalajın tasfiyesi için peşin ödediği harcın etkisini kaybettiğini ve sorunun ambalaj malzemesinin son derece ucuz olmasında yattığını savunuyor. Çevre Dairesi ambalaj imalatçılarından kesilen ücretin malzemenin geri dönüştürülmeye uygunluk derecesine göre yeniden saptanmasının etkili olacağını savunuyor.

Şirketler çok kullanımlı şişe mecburiyeti hakkında ne düşünüyor?

Ticari işletmeler birliğinden Kai Falk her iki ambalaj türü için de verimli bir iade ve depozito altyapısı bulunduğunu, bu sayede geri kazanım oranı da yüksek olduğundan çok kullanımlı ambalaj zorunluluğuna karşı olduklarını söylüyor. Falk, yasal uygulamanın ithalatçıların Alman piyasasına girmesini önleyeceği ve perakendecilikteki çeşitliliğin bundan zarar göreceği görüşünde olduğunu belirtiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

DW, dpa/AG, BD

 

Kolombiya’da yeni barış girişimi

Kolombiya’da barış için yeni bir girişim başlatıldı. Geçen ay Kolombiya hükümetiyle gerilla örgütü FARC arasındaki barış anlaşmasının referandumla ret edilmesinden sonra gerillalara çok yumuşak davranıldığı eleştirileri yapılmıştı.Yeni anlaşmanın referanduma götürülmeyeceği, ancak kongrenin onayına sunulacağı bildirildi.

İki taraftan müzakereciler yaptıkları açıklamada “Hükümet ve FARC delegasyonu sorunu bitirmek ve sağlam ve kalıcı bir barış sağlamak için son bir anlaşma imzalamaya karar verdiler” dendi. İki taraf anlaşmanın onay için kongreye sunulacağını, bunun için gerekli prosedürler üzerinde çalışıldığını belirttiler.

Gerilla örgütüyle varılan barış anlaşmasına karşı çıkanlar, suç işlemiş örgüt üyelerinin af edilebilecek olmasını ve FARC’ın meşru bir siyasi partiye dönüştürülmesinin örgütün nüfuzunu arttırabilecek olmasını eleştiriyorlar.

Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos yeni barış teklifinin daha güçlü olduğunu ve siyasi muhaliflerinin de talep ettiği değişiklikleri dikkate aldığını söyledi. Ancak ana muhalifi ve barış anlaşmasına karşı çıkan eski Devlet Başkanı Alvaro Uribe FARC’a aşırı taviz verildiğini savunuyor.

Kolombiya’daki gerilla grupları, ordu ve aşırı sağcı militanlar arasındaki savaş 1960’lı yıllarda toprak anlaşmazlığı ve sosyal eşitsizlik yüzünden patlak vermiş ve çatışmalar sırasında yüzde 80’i sivil olmak üzere en az 340 bin kişi öldürülmüştü.

© Deutsche Welle Türkçe

DW,epd/SSB,BK

Musul’da IŞİD’in tüm yolları kesildi

Irak Savunma Bakanlığı, Musul kentindeki IŞİD milislerine ulaşan tüm ikmal yollarının kesildiğini duyurdu. Açıklamada Şii Haşdi Şabi örgütünün Telafer-Sincar yolunu kontrolü altına aldığı ve buradaki Peşmerge güçleri ile birleştiği ifade edildi.

Irak Ordusu IŞİD kontrolündeki Musul kent merkezine şehrin doğusundan taaruzda bulunurken Haşdi Şabi milisleri kente batıdan girmeye çalışıyor. Şii milislerin, bu saldırılar neticesinde Musul’un kuzeyindeki bazı bölgeleri de ele geçirdiği bildiriliyor.

Geçtiğimiz hafta Telafer kentinin güneyindeki havaalanının kontrolünü ele geçiren İran destekli Haşdi Şabi’nin bölgedeki operasyonları özellikle Sünni çevreler tarafından tepki ile karşılanıyor. Iraklı Sünniler, Şiilerin Haşdi Şabi’nin askeri harekat kapsamında etki alanlarını genişletmesinden endişeleniyor.

Sünni-Şii sorunu

Haşdi Şabi halihazırda Sünni nüfusun yaşadığı birçok bölgeye girmiş durumda. Gözlemciler yaşanan gelişmelerin, Şiilerle Sünniler arasındaki krizi daha da büyütebileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan IŞİD’in Musul’un merkezindeki hareket kabiliyeti de giderek azalıyor. IŞİD’e yakınlığı ile bilinen haber ajansı Amak, ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından düzenlenen hava saldırılarında Dicle nehri üzerindeki bir köprünün daha yıkıldığını duyurdu. Şehrin doğu ve batı yakalarını biri birinden ayıran Dicle Nehri üzerindeki beş köprüden dördü tahrip edilmiş durumda. ABD’li uzmanlara göre Musul’da 3 bin ila 5 bin arasında IŞİD militanı bulunduğu tahmin ediliyor. Irak ordusu ve müttefikleri geçtiğimiz hafta içinde Musul’a geniş çaplı yeni bir saldırı başlatmıştı. Kenti elinde tutan IŞİD’in de şiddetli bir direnç gösterdiği belirtiliyor.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/afp, ET/BD

Rusya: AP’nin Rus medyasına karşı harekete geçme kararı ‘enformasyon suçu’

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya’da Batılı gazetecilere yönelik hiçbir ayrımcılığın olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını belirtti.

Sputnik’in haberine göre, Rusya Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) alınan ancak bağlayıcılığı olmayan, ‘Rus medyasına karşı harekete geçme’ kararının ‘enformasyon suçu’ olduğunu vurguladı.

AP, RT ve Sputnik’e karşı konulması için politika geliştirilmesini öngören karar tasarısını onaylamıştı. AP’de bugün yapılan oylamaya katılan 691 parlamenterden 304’ü tasarıya destek vermişti. 179 parlamenter tasarı için ‘hayır’ oyu kullanırken, 208’i çekimser kalmıştı.

Gözaltındaki Grup Yorum üyeleri tutuklandı

Halkın Hukuk Bürosu’ndan bir açıklama yapılarak, gözaltındaki Grup Yorum üyelerinin hepsinin tutuklandığı bildirildi.

İngiltere’deki kadın örgütlerinden 25 Kasım’da eylem çağrısı yaptı

İngiltere’de faaliyet gösteren Türkiyeli kadın örgütleri birlikte bir çağrı yaparak, 25 Kasım’da kadınları Stoke Newington polis karakolu önünde, saat 18:oo da buluşmaya davet etti.

İşte çağrı metni;

25 KASIM’DA SOKAKLARA, ÖZGÜRLEŞMEYE

Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşler, 25 Kasım 1960 tarihinde faşist bir diktatörlükle yönetilen ülkelerinde, özgürlük mücadelesi verdikleri için rejim güçleri tarafından katledildiler. Daha sonra bu gün Uluslararası kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü ilan edildi.

Bizlerde Londra’da bulunan kadın kurumları olarak 25 Kasım Cuma günü saat 18.00( 6:00)’ de devletin yaptığı ve hayata geçirmeye çalıştığı bütün şiddetleri teşhir etmek için Stoke Newington Polis Karakolu’nun önünde yapacağımız eyleme bütün kadınları katılmaya davet ediyoruz.

Aynı akşam saat 19:00 (7.00 )’da GİK-DER’de devlet tarafından katledilen Şehit Sakine Cansız’ın belgeseli gösterilecektir. Kadın arkadaşlar davetlidir. Birlikte güç olmaya

Kadına Yönelik Şiddete Son!

Yaşasın Kadın Dayanışması!

Sosyalist Kadınlar Birliği

Roj Women

Kırkısraklılar Kadın Komisyonu

Dersim-Der Kadın komisyonu

Paz-Der Kadın Komisyonu

Alxas -Kistik Kom Kadın Komisyonu

Tecavüzcü AKP

Tecavüzcüsüyle evlendirme yasası ile kapalı, erkeğe göre şekillendirilmiş bir toplumun ideolojik altyapı tartışmaları yapılıyor. Kimi çevrelerin dediği gibi “Oyuna gelmeyelim, bu konuyu tartışmayalım, daha politik yaklaşalım” tarzında da değil… Çünkü yaşamlarımız üzerinden konuşuluyor, tartışılıyor, karar alınıyor. Üstelik sinsice ve haince…

“AKP gündem saptırıyor, herkes kendi işine baksın” tartışması AKP’nin cinsiyetçi politikaları kadar istikrarlı. Keşke durum bu kadar basit olsaydı. Oysa iktidara geldiği 2002 yılından beri AKP, oldukça sistematik bir biçimde kendi toplumsal projesini hayata geçirmeye çalıştı. Üstelik bunu gizlemedi, bilakis söylemleriyle nasıl bir toplum yaratmak istediklerini her fırsatta dile getirdi. Aksine her söylem karşısında şaşıran, inanmayan, “politika yapıyorlar” deyip yüzeysel yaklaşanlar sözümona geniş bir muhalif kesim oldu.

AKP’nin ataerkil, cinsiyetçi bütün söylemlerinin arka planında ideolojik bir kurgu vardır. AKP tecavüz kültürünün tipik bir temsilcisi olarak sadece iktidar ve devlete dayanarak güç olmakla kalmadı, bu kültürü ideolojik olarak toplumsallaştırmak da istedi. İktidarının 14 yıllık sürecinin belki de en bariz tarafı tecavüz kültürünü sistematik olarak yaygınlaştırması, meşrulaştırmasıdır.

Dolayısıyla ataerkil ideoloji AKP iktidarı döneminde daha da derinleşmiş, sistemin çözülmekte olan yapısı toplumsal çökertme yoluyla yeniden “restore” edilmeye çalışılmıştır.

Bu açıdan bir süredir Ensar Vakfı üzerinden yapılan tartışmalar AKP’nin turnusol kağıdıdır. Yaşanan çocuk tecavüzleri bu zihniyetin kurumsal ifadesidir. Vakıf başkanı İ. Dilberoğlu, tecavüzcüler için “bunlar itibarlı insanlardır” derken gündem saptırmak için söylemiyordu. Savunduğu “değerleri” dile getiriyordu. Bu zihniyet sapıkları “en itibarlı adamlar” kategorisine taşıyıp sapkınlığın ideolojisini yüceltiyordu.

Yaşanan onca tecavüz vakasından sonra dönemin aile bakanının “bir kereden ne çıkar» demesiyle bilemediğimiz binlerce «kerenin” de ulaşmak istedikleri toplumsal düzen olduğunu gözümüzün içine sokarak savunuyorlardı. Bu “kereler” normaldi ve ne de olsa yaşam onların nazarında “kerelerden” ibaretti.

Hakeza AKP’nin gençliğine eğitim veren N. Yılmaz’ın “6 yaşındaki çocuk evlenebilir, çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapıyor” gibi sözleri sarf ederken gayet «dürüst» davranıyordu. Öylesine değil gerçekten de böyle bir toplumda yaşamak istiyorlardı.

“Maalesef ülkemizin büyük bir kısmı açık fuhuşhaneye dönüşmüştür“ diyen M. Eygi’nin, “sen çok mu kürtaj yaptırdın?” diyen AKP’li Gökçek’ten tutalım “ben ülkemde en az 3 çocuk istiyorum” diyen Erdoğan’a kadar…Hepsi görmek istedikleri toplumsal sistemin yapıtaşlarını ortaya koyuyordu.

B. Yıldırım’ın “itaat et, rahat et” demesi ve erkeğe “hoşuna gitmeyebilir, mırıldanırsın” diye akıl vermesi de gerçek niyetlerini anlatıyordu.

“Madamından tut da adamına kadar“ diyebileceğimiz birçok örnek mevcut. Elbette bütün bunlar tesadüfen gerçekleşmiyor. Bir zihniyetin, bir ideolojinin planlı ve sistematik uygulaması olarak okumak gerek.

Dolayısıyla bu egemen kültür toplumun tüm gözeneklerine sızmış, binlerce erkek tıpkı “uyuyan hücreler“ gibi zamanı geldiğinde “erkekliklerini“ yeniden keşfedercesine şahlandırmakta, başını uzatan erk, bu sefer sokağa çıkmaktadır. A. Terziye bindiği otobüste saldıran A. Çakıroğlu “şort giyenler ölmeli, İslam hukukuna uygun davrandım” derken elbetteki Erdoğan’dan feyiz alıyordu. Çakıroğlu ağız dolusu sırıtırken arkasında AKP iktidarı ve devlet olduğunu biliyordu.

AKP faşizmine göre kadın, zaptedilmesi gereken bir varlıktır. “Erkek aklının namus” penceresinden bakan bu zihniyet, kadını ya “ayartıcı” ya “namuslu” ya da “fahişe” olarak görmektedir. Ya da bir ilahiyatçının da dediği gibi kadınlar “dekolte giyerek tecavüze davetiye çıkarmaktadır.” Böyle olunca da “tecavüz bir haktır“. Bu zihniyet erkek egemen geleneğin bekçiliğini yapan AKP hükümetinin din rengine büründürülmüş gerçek kimliğidir.

Tecavüzcüler ataerkilliğin hücum kıtası gibidirler. Bugün AKP’nin tecavüzcü timleri her yerde saldırırken, bu ideoloji salt kadın ve çocuklara değil, devlet ve iktidar karşısından direnen bütün dinamiklere tecavüz kültürüyle karşılık vermektedir. Kürdistan’da yaşanan soykırımları, direnen her kesime iğdiş politikasının dayatılmasını tecavüz kültüründen bağımsız ele almamak önemlidir.  Çünkü bu zihniyet irade kırmayı bir çeşit tecavüz olarak tahayyül etmektedir.

Dolayısıyla AKP, sınıflı uygarlığın cinsiyetçi şifrelerini iyi çözümlemiştir. Kendi toplum modelini yaratmak için kadın ve direnen toplumsal kimlikleri ideolojik bir düzene koymak zorunda olduğunun gayet farkındadır. Yani bir anlamda iktidar anlayışını toplumsallaştırarak ideolojik dönüşüm sürecini tamamlamaya çalışmaktadır.

Ancak bunun önündeki en büyük engel olarak da özgür kadın ve özgür toplumu görmektedir. Özgürlüklerden alabildiğine korkmaktadır.

Bu öylesine bir korku değildir. Mutlak itaat istemektedir. Oysa ki kadınlar herkese ait olma sürecine çoktan “dur” dediler. Kendilerine ait olmayan bedenleriyle geçirdikleri koskocaman bir beş bin yıla “hayır” dediler. Şimdiler de ise AKP’nin ruh ikizi çetelere karşı Rojava’da, Fırat’ın Gazabı operasyonunun öcülüğünü yapan kadınlar, tarihsel bir raundun tam da ortasında ideolojik bir gülücük saçıyorlar. Barbar erkeklik, doğduğu topraklarda özgür kadın tarafından, tam da “tecavüz ederek“ var ettiği sınıflı uygarlığın yanıbaşında yok olacaktır.

özgür politika

İsyan edilen önerge sonunda tasarıdan çıkarıldı

Günlerdir iptal edilmesi için birçok kesim tarafından tepki gösterilen AKP’nin cinsel istismarı aklayan önergesi, Adalet Komisyonu’na çekilmesinin ardından, tasarıdan da çıkarıldı

AKP’nin Meclis’e getirdiği cinsel istismarı meşrulaştıran ve ilk oylamada AKP’lilerin oylarıyla kabul edilen önerge yasa tasarısından çıkarıldı. Komisyona çekilen önerge oy çokluğuyla tasarıdan çıkarıldı. Adalet Komisyonu toplantısı öncesinde konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, önergenin tecavüz suçlarını kapsamadığını savunmaya devam ederek, “Biz de bunu iyi anlatamadık. Toplumda oluşan tepki nedeniyle bu düzenlemeyi geri çekiyoruz” dedi.

Kadınlar birçok kentte sokağa çıktı

Skandal önnergeye karşı kadınlar ilk günden bu yana sokaklara çıkarak, önerge iptal edilene kadar eylemde olacaklarını, asla izin vermeyeceklerini söylemişti. Ankara’da da birçok kesimden yurttaşlar Meclis önünde eylem yapmıştı. Yurttaşların Meclis önünde yaptığı eylem sırasında, Başbakan Binali Yıldırım önergenin Adalet Komisyonu’na çekileceğini açıklamıştı. Kararı Meclis kapısında öğrenen yurttaşlar, tasarının geri çekilmesini değil, tamamen iptal edilmesini istemişti.

Önerge istismar suçu faillerinin mağdurla evlenmesi durumunda cezalandırılmamalarını öngörüyordu.

ANKARA