Ana Sayfa Blog Sayfa 6043

Alevilerin kazanımları tehdit altındadır!

Bizim Alevi kurumlarından ve Alevilerden bir şey anlamak ve anlatmak herhalde en zor işlerden biri olsa gerek. Bir Alevi aydını olarak on yıllardır Aleviler örgütlenmeli ve örgütlülükleri sayesinde yaşadıkları ülkelerde yasal statü kazanma mücadelesini, her işlerinin en önüne koymalıdır demekten dilimizde tüy bitti.

Ancak gel gör ki, Aleviler mevcut iktidardan ve bu tekçi cumhuriyetin kurucusu ve savunucusu CHP’den medet ummaktan öteye geçemediler. Böyük, böyük Alevi kurumları hala “illegal örgütlerle” bir araya gelemeyizin tartışmasını yürütedursunlar, şeriat adım adım geliyor ve medet umdukları CHP ise Cemevlerini Alevilerin başlarına yıkıyor.

Çünkü Aleviler kendilerine ait, kendileri için bir mücadelenin sahibi olmaktan hala uzaklar. Ülkede ve yurt dışında Alevi kurumlarına destek veren Alevilerin oranı yüzde birler, ikiler, üçlerde seyrediyor. İllegal olanlarla bir araya gelmeyiz diyen Alevi kurumları bilmeli ki, Türkiye’deki tüm Alevi kurumları aslında illegaldir. Hiçbir statüleri yoktur. Bir dönemin boşluklarından faydalanılarak oluşturulmuş ve de facto kabul görmüş kurumlardır. Tıpkı Kürt kurumları gibi. Bir farkla Kürt halkı bir statü için can bedeli bir mücadele yürütüyor.

Ancak Aleviler hala kendisi illegal olan, meşruiyetini yitirmiş bir iktidarın yasalarına uygunluğu tartışıyorlar. Meşruiyetimizin gücümüzden geldiğinin farkında değiller. Örgütlü olmanın yetmediğini, kurum oluşturmanın yetmediğini anlayamıyorlar.  Eğer bu zalimler iktidarına karşı direniş ile duramazsak, oluşturduğumuz tüm kurumları gün gelir bir bir kaybederiz.

Eğer belleklerimiz silinmemiş olsa, Alevilerin ve Aleviliğin tarih boyunca barbar bölge iktidarlarına karşı hep gizlilik içinde direndiğini biliriz. Alevilik günümüze kadar gizli bir inanç olarak dağlarda saklanıp bugüne kadar yaşatılabilmiştir.  Bundan dolayı bizim mücadelemiz öz savunma temelinde yürütülmek durumundadır. Kurumlarımızın içini doldurmak zorundayız. Sistem kurucusu ve savunucusu siyasetten uzak durmak zorundayız.

Aleviler de artık her toplumsal kesimler gibi sınıflara bölünmüştür. Egemenlerin saflarında yer alan Alevi kökenli zenginler, eğer Aleviliğin bir statü kazanması mücadelesine destek vermiyorlarsa Alevi sayılamazlar. Alevilik; tüm zulmedenlere karşı, her şart altında bedeli ne olursa olsun mazlumlardan yana yer almak ise, Aleviler cemlerde dualarını bu zulüm düzenine karşı mücadele de düşenler için yapmalıdır. Ancak bugün hala bu selefist iktidardan medet uman sözde Alevi dedeleri, dualarını mazlumları katledenler için yapmaktadır.

Esas olan zulmü öven anlayışları düşkün ilan ederek saflarımızda atmak iken, bazı Alevi kurumları hala “illegal” örgütlerle bir araya gelip gelmemeyi tartışma konusu yapıyorlar. Devrimcilerle, demokratlarla, Kürt halkının örgütleri ile bir araya gelmemek için türlü bahanelerin arkasına saklanıyorlar.

Neymiş efendim, “bizim kurumlarımızda her eğilimden Alevi var, bu hassasiyetlere dikkat edilmelidir.” Amenna her renkten Alevi elbette örgütlenmelidir. Ancak bir kıstasımız da olmalıdır. Mazlumdan, zulüm görenden, haklıdan, emekten, emekçiden yana olmak gibi değil mi?

Eğer aramızda Alevi geçinip, zulmü savunan, mazlumların birliğini önlemek için aramıza sızmış Truva atlarını ürkütmemek için; mazlum Kürt halkının ve devrimcilerin örgütlerinden ayrı duracaksak, biz Alevi sayılamayız. İlkesiz davranış ile bütünü bir arada tutma anlayışı bize kaybettirir. İyi niyetlerine inandığımız Alevi kurum yöneticileri kurumlarındaki ayrık otlarını, yol düşkünlerini teşhir ve tecrit ederek ve mazlumlarla bir arada olmada ısrar ederek kurumlarını daha güçlü hale getirebilirler.

Bugün İzmir’de CHP’li bir belediye başkanı tarafından Alevilerin ibadet yeri Cemevi yıkıldı. Eğer buna karşı birleşik bir mazlumlar cephesi ile karşı koyamazsak yarın bu yıkımları başka yıkımlar izleyecektir. Biz Avrupa’daki Alevi kurumları da kim ne derse desin hep birlikte ve tüm demokratik örgütlenmelerle ortaklaşa kitlesel bir karşı koyuşu, protestoyu geliştirerek, sesimizi dünyaya duyurarak sonuç alabiliriz.

Artık Türkiye’de Aleviler demokratik siyasetin içinde yer alarak, düzen partileri ile arasına kalın bir çizgi çizerek yol alabilirler. Dün Alevi TV kanalları, Kürt kanalları, Çocuk kanalları, demokrasiyi savunan TV kanalları susturuldu yeterli tepkiyi veremedik. HDP yöneticileri tutuklandı milyonlarla sokaklara akamadık. Bazı kaygılarla demokrasi cephesini güçlendirmede isteksiz davrandık. Bu tam da şeriatçı AKP’nin istemidir. AKP faşizmi öncelikli hedefler belirliyor ve bu hedefleri yalnızlaştırarak saldırıya geçiyor. Bu oyun görülmeli ve ta başından güçler birleştirilmelidir.

Bugün Türkiye’de hiçbir demokratik kurum güvencede değildir. Yine Türkiye’de hiçbir demokratın, devrimcinin yaşam güvencesi yoktur. Bugüne kadar oluşturulmuş tüm demokratik kurumlar, siyasal partiler, sivil toplum örgütleri ve Alevilerin dernekleri, inanç merkezleri ve dergahları her an kapatılmayla karşı karşıyadır. Çünkü iktidarda hiçbir yasayı tanımayan, ülkeyi KHK’ler ile yöneten, 12 Eylül anayasasını bile rafa kaldırmış bir diktatör bulunmaktadır.

Bu diktatöre ve AKP faşizmine, onun işbirlikçisi Ergenekoncu, Jitemci, SADAT’çı çetelere karşı mücadelede; hayatın her alanında, her türlü meşru direniş eylemleri ile karşı koyularak sonuca varabilir. Faşizme karşı direniş; tarihteki örnekleri irdelenerek ve tarihten ders çıkarılarak hayatın her alanında ve bulunduğumuz her yerde güçlerimizi koordine ederek bizi başarıya taşıyabilir.

Bundan dolayı böylesi bir süreçte her kim ki demokratik güçler arasına nifak sokuyorsa, ya da eylemlerde provakasyonlara yol açabilecek davranışlarda bulunuyorsa demokrasi güçlerinin birliğini baltalıyor demektir. Elbette ortak eylemler yapanlar, birbirlerinin hassasiyetlerine dikkat etmek ve saygı göstermek zorundadır. Ancak birkaç kendini bilmezin ve çocuk yaştaki gencin oyuna gelmesinin faturası demokratik güç birliklerimizi ortadan kaldırmamalıdır. Birlik olmak, birlikte iş yapmak elbette  kolay değildir ve her zaman bu birliğimizi bozmak isteyen güçler tüm birlik bileşenleri içinde ortaya çıkabilir.

Bize düşen sağduyulu davranarak ve olayları kaşımadan taraflar arasındaki sorunları giderici tutum geliştirmektir. Bugün Türkiye’de tüm demokratik kazanımlar tehdit altındadır. Tüm mevzilerimiz işgal edilme tehlikesi içindedir. Böylesi bir süreçte legal olma, illegal olma gibi sahte gündemler yaratmak biz Alevilerin işi olamaz. Bizim işimiz kazanımlarımızı korumak ve Aleviler olarak inancımıza meşru bir statü kazandırmak olmalıdır.

Bu sistemin savunucuları biz mücadele etmedikçe bize zırnık hak vermezler ve vermemişlerdir. O zaman haydi mücadeleye, haydi direnişe diyelim. Direneceğiz ve kazanacağız.

Neçirvan Barzani yarın Türkiye’ye geliyor

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım ile görüşeceği belirtildi. Görüşmelerde, Musul operasyonu ve bölgedeki gelişmelerin ele alınacağı kaydedildi.

Barzani’ye yakın kaynaklar, görüşmelerde Barzani’nin HDP Eş Başkanlarının da aralarında bulunduğu tutuklanan HDP’li Milletvekilleri ve son olarak Mardin’de gözaltına alınan ve Barzani ailesine yakınlığı ile bilinen Ahmet Türk’ün durumunun da gündeme gelebileceğini söyledi.

Olayın tanığı konuştu: Mahsun’un silahı şarjörsüzdü!

Amed Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledildiği gün olayın tek tanığı olan Uğur Yakışır konuştu. Yakışır, sokağın başına doğru istenerek ve bilinçli getirildiklerini ifade ederek ayağından, ensesinden ve elinden yaralandığını belirtti. Mahsun Gürkan’nın silahı şarjörsüzdü diye konuşan Yakışır, Elçi’nin Japon Pasajı yönünden bir suikast ile öldürüldüğünü söyledi

Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin Amed’in Sûr İlçesinde Dört Ayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yaptıktan sonra başından silahla vurularak katledildiği olayın neredeyse tek tanığı olan Uğur Yakışır, Fırat Haber Ajansı’na (ANF) konuştu. 28 Kasım 2015’te Tahir Elçi’ni katledildiği günü ve yaşadıklarını anlatan Yakışır, Elçi’nin bir suikastçi tarafından katledildiğini söyledi. Yaşamını yitirmesinin üzerinden 1 yıl geçen Elçi’nin katledildiği gün Uğur Yakışır ile Mahsun Gürkan, yoğun ateş altında Dört Ayaklı Minare yönüne koşarken görüntülere yansımıştı.

‘Taksicinin polis olduğunu anladık indik’

Olayın tanıklarından Mahsun Gürkan, Amed’in Sûr İlçesinde 4 ay boyunca devam eden “Sokağa çıkma yasağı” sırasında yaşamını yitirdi. Uğur Yakışır, olayın Mahsun Gürkan ile amcasının oğlu olan Süleyman Yakışır’ın cenaze töreninden dönerken Yenikapı Mezarlığı önünde bekleyen taksiye bindiklerini ardından taksici tarafından oyalanarak istenerek ve bilinçli olarak olay yerine getirildiklerini kaydetti.

‘Elimde telefon vardı’

Yakışır, yaşanan olayın ardından “Silahımın mermisi bitmiş halde Dört Ayaklı Minare’ye doğru koşmaya devam ediyordum. Diğer elimde de cep telefonumu tutmuştum. Zaten görüntülerde de elimde cep telefonumu tuttuğum görülüyor. Bu biçimde koşarken hem karşıdan hem de arkadan yoğun atış altındaydım. Bana ateş eden polislere doğru yaklaşınca mermim bittiği için elimdeki silahı polislere doğru fırlattım. Bu sırada koşmaya devam ediyordum. Ben geçerken Dört Ayaklı Minare’nin orada birinin yerde yattığını fark ettim. Tabi kim olduğunu bilmiyordum. Mahsun arkadaş da zaten benim önümden koşup geçmişti. Ben koşarak, Kilise sokağına doğru geçtim” diye aktardı.

‘Ensemden, elimden ve ayağımdan yaralandım’

Koşarak ilerlemeye devam ettikten sonra Mahsun Gürkan ile karşılaştığını ifade eden Yakışır, “O da Dört Ayaklı Minare mevzisi dediğimiz mevziyi geçip yukarıdan bana bakmak için geri dönmüştü. Ben atışlar altında elimden, ensemden ve ayağımdan yaralanmıştım. Mahsun arkadaş hiçbir mermi almamıştı, sağlamdı. Zaten burada bana arabada şarjörünü düşürdüğünü hiçbir mermi sıkmadığını anlattı” dedi. Yakışır, Mahsun Gürkan’ın kendisine koşarken birinin yanında düştüğünü gördüğünü söylediğini de belirtti.

‘Mahsun’un silahı şarjörsüzdü’

Yakışır, Tahir Elçi’nin katledilmesinde kendisine de ateş edip yaralayan ve Japon pasajı civarına konumlanmış olan bir suikastçı olduğunu söyledi. “Biz o ana kadar orada herhangi bir basın açıklaması olduğunu, bir grubun orada açıklama yaptığını, Tahir Elçi’nin de orada bulunduğu ve yaşamını yitirdiğini bilmiyorduk. Yine biz sokağa yöneldikten sonra tek mermi bile atamadık, çatışmaya giremedik. Zaten Mahsun arkadaşın silahı şarjörsüzdü” dedi.

‘Elçi, Japon pasajı yönünden suikast ile…’

Kaçarken, sokağa hakim olan Japon Pasajı yönünden suikast edilmeye çalışıldığını da sözlerine ekleyen Yakışır, “O yönden bana doğru hem tek tek atış yapılıyordu, hem de silahın sesi farklıydı. Tahir Elçi’nin buradan suikast ile öldürülmüş olma ihtimali var” dedi.

Savaş örgütü NATO bile ‘hukuk’ dedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP’ye bu konuda yapılan eleştirileri es geçerek bir kez daha Batı’nın ‘terör’ politikasını topa tuttu. NATO Parlamenter Asamblesi Sonbahar Genel Kurulu’nda konuşan Erdoğan, “Dost acı söyler. Irak’ta ve Suriye’de bizim terör örgütü olarak ilan ettiğimiz örgütlerin elinde dostlarımızın silahları çıktı. Bu silahlar, seri numaralarına varıncaya kadar bizde mevcut” diyen Erdoğan, “Bunları kendilerine söylediğimizde hiç ilgilenmiyorlar” ifadesini kullandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, ittifakın Türkiye’ye destek vermesi gerektiğini söylemekle birlikte AKP’ye “Demokrasi ve özgürlükler dikkate alınmalı” uyarısında bulundu.

İstanbul’da yapılan toplantının kapanış oturumunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, NATO’nun gündeminde de üst sıralarda yer alan buhranlarla baş etmeyi günlük hayatının bir parçası haline getirmiştir. Bu toplantıyı dünyanın gündemini adeta bloke eden krizlere kayıtsız kalınmadığının bir işareti haline dönüştürmeliyiz” dedi.

El Nusra teröre karşı savaşıyor
NATO temsilcilerine 15 Temmuz’daki darbe girişimini anlatan Erdoğan, sözü ‘terörle mücadeleye’ getirerek şu ifadeleri kullandı; “Türkiye, terör örgütleriyle Avrupa başta olmak üzere, dünyanın geri kalan bölümü arasında adeta bir set gibidir. Eğer biz bu mücadelede başarısız olursak, yani bu set yıkılırsa teröristler tıpkı bir sel gibi tüm dünyayı ateşe ve kana bulayacaktır. Biz diyoruz ki gelin bu seti zayıflatmak yerine, güçlendirelim.”
Batıyı bu konuda üzerine düşeni yapmamakla ve teröre askeri destek vermekle suçlayan Erdoğan, “Birileri kalkıyor diyor ki ‘Onlar eski dönemde verilmiş silahtı’. Öbürleri diyor ki ‘Biz PYD’yi, YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiyoruz’. Niye? Çünkü onlar DEAŞ’a karşı savaşıyorlar. O zaman El Nusra’yı da kabul etme. El Nusra da DEAŞ’a karşı savaşıyor. Bir terörist, bir başka teröriste karşı savaşıyor diye, buna iyi diyebilir misiniz? Biz şu anda Suriye ve Irak’ta bunu görüyoruz” diye konuştu.

Bedelini öderler
Konuşmasının devamında ‘gözdağı vermeyi’ de unutmayan Cumhurbaşkanı, “Terör örgütleri karşısında ikircikli tutum içinde olan ülkelerin tamamı bu tavırlarının bedelini eninde sonunda kendi toprakları içinde ödeyeceklerdir. İkazlarımıza kulak verilmesini tavsiye ediyoruz” dedi.

Stoltenberg’den demokrasi ve hukuk vurgusu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantı kapsamında İstanbul’da olan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’i de Mabeyn Köşkü’nde kabul etti. Türkiye ziyareti öncesinde Stoltenberg, NATO’da görevli bazı Türkiyeli subayların sığınma talebinde bulunduğunu doğrulamış ve ziyaretin bu konu başta olmak üzere insan hakları meselesini gündeme getireceğini söylemişti.

Bu konuya NATO toplantısında değinen Genel Sekreter, “Hepimize bir gerçeği hatırlatmak istiyorum. Biz bugün burada Türkiye’de toplanmış bulunmaktayız, darbe girişiminin dört ay sonrasında. Bu hepimize aslında şunu hatırlatmalı; demokrasi ve özgürlükler dikkate alınmalı, kıymeti bilinmeli, her zaman mutlaka savunulmalı. Demokrasi, bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü NATO’nun temel değerleridir” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AKP kurmaylarının rest çektiği AB’nin önemine de değinen Stoltenberg, “Daha güçlü bir AB daha güçlü bir NATO demektir” yorumunu yaptı. Stoltenberg, konuşmasının ardından yaptığı açıklamada NATO ülkelerinin Türkiye’ye daha fazla destek ve güvence vermesi gerektiğini söyledi.

***

‘Toplantı Erdoğan için bir yenilgi’

Erdoğan’ın önemli bir fırsat olarak gördüğü NATO toplantısına kendisine ve AKP hükümetine yönelik sert eleştirilerin damga vurduğu ortaya çıktı. Avusturya Yeşiller Partisi Milletvekili Peter Pilz, Cumhuriyet gazetesine “NATO PA Cumhurbaşkanı Erdoğan için adeta hezeyan gibi geçiyor. Azerbaycan dışındaki tüm ülkeler Erdoğan’ın yaptıklarını kabul etmiyor. Bu Erdoğan için bir yenilgidir” yorumunu yaptı. Türkiye’de darbe girişimi sonrasında başlayan idam tartışmaları, muhalif seslerin susturulması, yaşatılan hak ihlalleri, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar, HDP’li vekillerin tutuklanması, belediyelere kayyum atanması ve son olarak ‘tecavüzcünün mağdurla evlenmesi durumunda cezanın ertelenmesi’ önergesi toplantıda ana gündemi oluşturdu. Peter Pilz, bu konularda AKP’ye sert eleştiriler yapıldığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avusturya’da yaşayan Türkiye asıllı vatandaşları hükümete karşı kışkırttığını da öne süren Pilz, “Bunun bir ayağında Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ve Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) var. Bunu yıllarca göz ardı ettik. Artık önlem almalıyız. Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere süreci bitirilmese de, derhal dondurulmalı” dedi.

Hasan Ocak’ın dosyasına zaman aşımı

ZEYNEP YÜNCÜLER

Cansız bedeni 21 yıl önce, İstanbul’da gözaltında alındıktan 58 gün sonra Beykoz’da bulunan, gözaltında kayıplara karşı yürütülen mücadelenin sembollerinden biri olan Hasan Ocak’ın dosyası zaman aşımına uğradı.
Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı, zaman aşımı süresinin 20 yıl olduğunu ve Ocak’a yönelik kasten öldürme eyleminin zaman aşımına uğradığını belirtti. Ayrıca, Ocak’ın öldürülmesi ile ilgili olarak zaman aşımı nedeniyle kavuşturmaya yer olamadığına karar verildi.

İtiraz edilecek
BirGün’e konuşan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, zaman aşımı kararına itiraz edeceklerini belirterek, adalet arayaşına devam edeceklerini, zaman aşımını kabul etmediklerini belirtti.

Cumartesi Anneleri Ocak’la başladı
Galatasaray’da her cumartesi saat 12.00’de “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın” talepli Cumartesi Anneleri oturmaları Ocak’ın ve yine Ocak gibi gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un cansız bedeninin bulunmasıyla 27 Mayıs 1995’te başladı.

Hasan Ocak 13 Nisan 1965’te Tunceli’de doğdu, öğretmendi, çay ocağı işletiyordu. 19 Mayıs’ta 1995’te binlerce insanın katıldığı büyük bir törenle Gazi Mahallesi mezarlığına gömüldü.
Annesi Emine Ocak, öldüğü yıl olan 2001’ye kadar babası Baba Ocak, kardeşleri Hüsniye, Hüseyin, Aysel, Ali ve Maside halen kardeşleri ve tüm kayıplar için mücadelelerini sürdürüyor.

birgün

Yorum üyeleri 5 gündür gerekçesiz ‘merkezde’ tutuluyor, aileler

ERK ACARER 

Grup Yorum üzerindeki baskılar bitmek bilmiyor. İdil Kültür Merkezi’ne yapılan, müzik aletlerinin kırıldığı baskının üzerinden henüz bir ay geçmeden yeni bir operasyonla Yorum üyeleri gözaltına alındı. Üstelik merdivenlerden atılıp darp edilerek!

Aralarında Helin Bölek, Selma Altın, İnan Altın, Ali Aracı, Dilan Poyraz, Sultan Gökçek ve Fırat Kıl’ın olduğu sanatçıların 5 gündür Gaynettepe Polis Merkezi’nde tutulması ailelerini de isyan ettirdi.

Gazetemize ziyarette bulunan Yorum sanatçılarının ailelerinin anlattıkları ise Türkiye’de polis merkezlerinde neler yaşandığı konusunda fikir verdi.

Kaburgaları kırık, başı dönüyor, kolu şiş

Aileler Yorum üyeleri hakkında şu çarpıcı bilgileri verdi: “İdil Kültür Merkezi’ni basıp çocuklarımızı merdivenlerden atarak ters kelepçeyle gözaltına almışlar. Avukatlar Helin’in kaburgasında kırık olduğunu söylüyor. Dilan’ın baş dönme ve mide bulantısı şikâyeti olduğunu anlatıyorlar. Sultan’ın kolu kırıktı, aynı yerden darbe almış. Büyük bir şişlik var. Diğer çocukları darp etmişler, her taraflarında morluklar var.”

Aileler; İdil Kültür Merkezi’nde tadilat yapan işçilerin de gözaltına alındığını belirtip konuyla ilgili olarak da kısaca şu ifadeleri kullanıyor: “Hadi, Yorum’a baskılara alışığız ancak bu emekçilerin suçu ne?”

Vatan’da yer yok

Aileler, Yorum üyesi çocuklarının Vatan Emniyet’te yer kalmadığı için Gayrettepe Polis Merkezine götürüldüğünü de aktarırken, “5 gündür çocuklarımızdan haber alamıyoruz, sağlık durumlarından endişeliyiz” diyorlar.

Gayrettepe’de neden hemşire var?

Tam bu noktada avukatlar aracılığıyla farklı bilgilere de ulaştıklarını söyleyen aileler, korkunç iddiaları da tarafımıza paylaşıyor: “Bizim çocuklarımızın tek suçu, eşitliği, kardeşliği savunan, halkın taleplerini yansıtan müzikler yapmak. Müzisyenlerin böyle baskı ve işkence görmesi kabul edilir gibi değil. Bizler çocuklarımızın durumlarından endişe duyuyoruz. Hiçbir gerekçe yok. Ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz. Durum mahkemeye intikal etmedi. Henüz bir savcı da yok. Gizlilik var diyorlar. Çocuklarımızın karakoldaki durumunu sorduğumuzda, ‘Endişe edilecek bir şey yok. Zaten hemşire bulunduruyoruz’ diyorlar. Neden bir sağlıkçı bulundurma gereği duyuyorlar. Gayrettepe’de işkence mi yapılıyor, işkence geri mi döndü?”

birgün

Devlet hata yapsa da tazminat ödemeyecek!

677 sayılı OHAL kararnamesi, kararnamelerle zarara uğrayacakların tazminat hakları olmadığını ilan etti. Aynı kararnamede, hata yapıldığı için göreve iade edilen kişilerin bile tazminat isteyemeyeceği hükme bağlanıyor.

Resmi Gazete’de bugün yayınlanan 677 sayılı KHK ile “tazminat hukuku” da çökertildi. Kararnamenin tazminata ilişkin en dikkat çekici maddesi, “göreve iade edilen kamu görevlileri”ne ilişkin ikinci madde.

Duvar’ın haberine göre, madde, daha önce yine kararnameyle ihraç edilen bazı kişilerin göreve dönmelerini düzenliyor. Fakat aynı madde bu kişilerin tazminat istemesini “Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz” cümlesiyle yasaklıyor.

‘HATA YAPTIK AMA TAZMİNAT NEYMİŞ’

Yani kararname hem daha önce bu kişilerin ihraç kararında hata yapıldığını kabul ediyor, fakat hükümetin bu hatanın gerektirdiği tazminatın istenemeyeceğini hükme bağlıyor. “Hata yaptıysak yaptık, tazminat da neymiş” diyor özetle.

Tazminat kısıtlamasına ilişkin bir hüküm de aynı kararnamenin altıncı maddesi. Bu madde, “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı” nedeniyle kapatılan kurum ve kuruluşlar tarafından, kapatma dolayısıyla hiçbir süratte tazminat istenemeyeceğini hükme bağlıyor.

BELEDİYELERLE İŞ YAPANLAR İÇİN DE

Bir tazminat yasağı da, kayyım atanan belediyelerle iş yapan kişi ve kuruluşların, yine aynı kararname ile iptal edilebilecek sözleşmeler nedeniyle doğan hakları konusunda getirildi. Bu şekilde sözleşmesi feshedilen yüklenicilere “ceza, tazminat ya da başka bir ad altına ödeme” yapılamayacağı hükme bağlandı.

Meclis TV’den Kılıçdaroğlu’na sansür

TBMM TV, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında yapmış olduğu konuşmayı yayınlamadı.

Sansüre tepki gösteren Kılıçdaroğlu, Meclis başkanına seslenerek “Bunu yapan adam kimse Meclis’in kapısının önüne koyun. Ses sistemimizi bozdular sesimiz duyulmasın diye. Meclis TV’nin yayınını kestiler. Kimse görmesin diye. Meclis başkanına sesleniyorum. Sende onur, ahlak varsa…” dedi.

CHP’li vekiller duruma sosyal medyadan tepki gösterdi.

Kadınlar çocuk istismarına geçit vermemek için bugün Meclis’e el koydu
Hal böyle olunca önce sessistemimize sonra MeclisTV yayınına müdahale pic.twitter.com/GFbLcqDLiP

— Özgür Özel (@eczozgurozel) 22 Kasım 2016

Gazeteci Tuğrul Eryılmaz için 5 yıl hapis talebi

‘Özgür Gündem’ gazetesinde nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan Gazeteci Tuğrul Eryılmaz 5 yıl hapis istemiyle hakim karşısına çıktı.

Kapatılan Özgür Gündem gazetesinde bir günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan Hasan Tuğrul Eryılmaz ve gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya, “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veye yayınlamak, terör örgütü propagandası yapmak” suçunu işledikleri iddiasıyla yargılandıkları davada 5 yıla kadar hapis istemiyle hakim karşısına çıktı.

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Hasan Tuğrul Eryılmaz katıldı. Diğer sanık İnan Kızılkaya ise başka bir iddiadan tutuklu olduğu için duruşmaya jandarmalar arasında getirildi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Hasan Tuğrul Eryılmaz, “1974 yılında TRT Haber Merkezi’nde başladığım gazeteciliğimi, 3 yıl önce ‘sarı nokta’ isimli göz hastalığına yakalanıncaya kadar aktif olarak sürdürdüm. Bu uzun yılların 20’si iletişim fakültelerinde gazeteciliğe giriş ve haber dersleri vermekle geçti. Gazetecilik anlayışım anglosaksonların toplumsal sorumluluk kuramına dayanır, yani klasiktir. Kısaca söylemek gerekirse gazeteci haber verir ve toplumda çatışma alanlarını tartışma alanlarına çekmek için elinden gelen çabayı gösterir” dedi.

‘GAZETECİLİĞİN DE EVRENSEL KURALLARI VARDIR’

Farklı düşüncelerin yok olmaması için dayanışmayı bir gazetecilik görevi bildiğini ve bir günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığını belirten Eryılmaz “Hukuk gibi gazeteciliğin de evrensel kuralları vardır. Ben de meslek hayatım oyunca bunlara bağlı kalmaya çalıştım. Bir gazetenin yazı işlerinde 3-5 saat oturarak o gazetenin yayın politikasının etkilenmeyeceğini herkesten daha iyi bilirim” dedi.

Gazetenin genel yayın yönetmenin, gazetenin 1. sayfası dışında bütün bölümlerini okumadığını belirten Eryılmaz “En iyi bildiğim şey de gazetecinin tüm iktidarlara karşı bireylerin ve farklı toplulukların yanında olması evrensel ilkesini hiç aklımdan çıkarmadığım dır. Anaakımda çalıştığım 12 Eylül ve sonrası dönemlerde de bu ilkeyi hiç gözardı etmedim.Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Mülkiyeliler Birliği dışında hiçbir örgütle üyelik bağım olmadı. Gazeteciliğin evrensel kuralları ve değerlerine sahip çıktım, yani işimi yaptım. Bunun suç olduğunu düşünmüyorum. Hakkımda beraat kararı verilmesini diliyorum” dedi.

Gazetenin yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya savunmasında, “Demokratik ülkelerde basın özgürlüğü olmazsa olmaz bir durumdur. Bu özgürlük eleştiri hakkını da içinde barındırır.Hakkımda verilecek kararın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istiyorum” dedi.

Duruşma dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için ileri bir tarihe ertelendi.

ABD Avrupa’daki vatandaşlarını uyardı

Olası terör saldırılarına karşı Avrupa’ya seyahat edecek olan vatandaşlarını uyaran ABD Dışişleri Bakanlığı, El Kaide ve IŞİD’in Avrupa’daki uzantılarının Avrupa’da terör saldırıları planladığına dair ellerinde güvenilir istihbarat bulunduğunu bildirdi.

Avrupa’da terör tehdidinin arttığını ifade eden Bakanlık, bu nedenle Avrupa’daki ABD vatandaşlarının Noel döneminde dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti.

Özellikle kalabalıkların toplandığı yerlere giden ve toplu taşıma araçlarını kullanan vatandaşlarından dikkatli olmalarını isteyen Bakanlık, aşırı grupların Belçika, Fransa, Türkiye ve Almanya’da daha önce saldırılar düzenlediğine de işaret etti. Bakanlık, bu uyarının 27 Şubat’a kadar geçerli olduğunu vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı geçen ay 29 Ekim nedeniyle Türkiye ile ilgili uyarıda bulunmuş, ardından da güvenlik nedeniyle İstanbul’daki diplomatik temsilciliğinde çalışanların yakınlarına Türkiye’yi terk etme çağrısı yapmıştı.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/HS,BK