Dersim’de skorsky tipi helikopterle Pülümür Vadisi’ne çok sayıda asker indirildiği öğrenildi. Yerel kaynaklar, askerlerin Pülümür Vadisi’ndeki Markasor, Dokuzkaya ve Uzuntarla bölgesine indirildiğini bildirdi. Bölgede askeri operasyon başladığı öğrenildi. DERSİM
Mêrdîn’de operasyon: Ahmet Türk ile birlikte çok sayıda gözaltı
Mêrdîn Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Artuklu Belediye Eşbaşkanı Emin Irmak gözaltına alındı
Geçtiğimiz günlerde görevden alınan ve yerine kayyum atanan Mêrdîn Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk evine yapılan baskın ile gözaltına alındı. Mêrdin merkeze bağlı Artuklu ilçe Belediye Eşbaşkanları Emin Irmak ve Leyla Sevinç da aralarında olduğu birçok kişi gözaltına alındı. Mêrdîn’de gözaltılar devam ediyor. Ancak gözaltı sayısı netleştirilemedi. Gözaltına alınan Türk, ırmak ve Sevinç Mardin Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Ahmet Türk’ün evinde arama yapan polisler, kimsenin eve yaklaşmasına izin vermiyor.
Artuklu ilçe Belediye Eşbaşkanları Irmak ve Sevinç belediye binasında gözaltına alınırken, gözaltına alınanlar arasında Mardin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Baran İlhan da olduğu belirtiliyor.
HDP’li Pir NATOPA’da başkan yardımcılığına seçildi
NATOPA toplantısı devam ederken, HDP Amed milletvekili Ziya Pir, oy birliği ile NATOPA Alt Komite Başkan Yardımcılığı’na seçildi
Nato Parlamenter Asamblesi’nin (NATOPA), 62. Genel Kurul Toplantısı, İstanbul’un Şişli ilçesinde Bomonti semtindeki Hilton Otel’de ikinci gününde devam etti. NATOPA yönetimi için önerilerin bulunulduğu toplantıda, dün Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuşmasına tepki gösterdiği sırada TRT tarafından canlı yayın konuşması kesilen Halkların Demokratik Partisi (HDP) NATOPA üyesi milletvekili Ziya Pir, Genel Başkan Yardımcılığı’na önerildi. Bugün öğleden sonraki oturumda yapılan NATOPA Alt Komitesi seçimleri sonucunda Pir, komitenin başkan yardımcılığına seçildi. Komitenin başkanlığına ise Fransa Delegasyonu’nda yer alan bir milletvekili seçildi.
HDP Hollanda Delegasyonu ile görüştü
Öte yandan Ziya Pir ve HDP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Özsoy, bugün NATOPA Hollanda Delegasyonu ile görüştü. Hollanda Hükümet Milletvekili ve Delegasyon Başkanı Han Ten Broeke’nin katıldığı görüşmede, HDP’li milletvekilleri Türkiye’de son siyasal gelişmelere dair bilgilendirmede bulundu. HDP’lilerin görüşmeleri, İsveç ve Avusturalya Delegasyonu ile devam edecek.
İSTANBUL
HDP’den TBMM kararı
Kartal’da binlerce kişinin katıldığı ‘Teslim Olmaycağız’ mitingine katıaln HDP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş HDP’nin Meclis kararını açıkladı.
HDP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş’ın konuşmasının satır başları şöyle:
Bu meydanda çok önemli bir başlangıç yaptığımızı herkesin bilmesi gerekir. Değerli dostlar sözlerime başlarken, birkaç gün önce Siirt’te yaşanan iş cinayetinde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum. Ailelerine sabırlar diliyorum. Bu iktidarın Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi insan canı gibi bir derdi yok. Bunların yaptıkları daha fazla kar.
Arkadaşlar, ben size Türkiye’nin parlamentonun 3’üncü büyük partisi olarak konuşuyorum. Ama bu partinin Eş Başkanları dahil vekilleri tutuklanmış durumda. Ben burada ne yazık ki cezaevinden selam getirmek durumunda kalıyorum. Size Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ve vekillerimizin selamı getirdim. Siz asla ama asla boyun eğmediniz. Size en içten selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.
Bu siyasi darbeye karşı daha fazla bir araya gelmeli, güçlerimizi birleştirmeliyiz.
HDP Meclis’e geri dönüyor
Erbaş, parti bileşenleriyle yaptıkları toplantılar sonrasında TBMM’de daha etkin, daha fazla yer alma kararı aldıklarını açıkladı. Eş Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte 10 milletvekilinin tutuklanmasının ardından parlementodaki komisyonlarda ve genel kurul toplantılarında yer almama kararı aldıklarını hatırlatan Erbaş, Birkaç gündür çok yoğun toplantılar yaptık. Başta partimizdeki bileşenler olmak üzere tüm kurumlarımızla yoğun toplantılar yapıldı. Tecavüzcüleri aklayan yasa tartışmalarını hep beraber gördük. HDP olsaydı bu kadar kolay tartışılır mıydı bu yasa. Bu yeni durumdan sonra parlementolardaki çalışmalarda daha fazla daha etkin şekilde yer alma kararı verildi. Bunu buradan açıklıyoruz diye konuştu.
‘Küçüğün rızası’
İsteme, istek…
Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “rıza” kelimesinin karşısında böyle yazıyor. Rıza aynı zamanda dini bir terim. Kaynağın birinde “Takdir edilen hükmü sükunetle karşılama”; bir diğerinde “başına gelen bela ve musibetlere sabredip boyun eğme” diye geçiyor.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “küçüğün rızası” derken hangi anlamı kastetmiş olabilir?
Bunun cevabını bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir şey var: Bugüne dek pek az kavram siyasal İslamı, onun kurmak istediği düzeni, bu açıklıkta anlatmıştı bize. Adeta zihnimizde sapsarı bir ampul yandı.
“Küçüğün rızası” dendiğinde:
Hem reşit olmadığı için yasa önünde çocuk sayılan 18 yaşından küçük bir kızı kastediyorsunuz, hem de regl olduğu için, aslında çocukluktan çıktığını düşünüp bu netlikte ifade edemediğiniz kız çocuğunun rızasından söz ediyorsunuz.
Tarihe kayıt olsun ki, sizin rızanız ile bizim rızamız aynı değil…
Rıza, ancak seçme özgürlüğü varsa insana yakışır.
Rıza gösterilenin dışındaki dünyada seni bekleyen; yoksulluk, şiddet ve çaresizlikse, o rıza insanlık dışıdır, kabulleniştir, boyun eğmedir.
Ve biliyorsunuz değil mi, küçük kızların çaresizce kabullenmeyeceği bir ortamı yaratmak devletin görevidir?
Adalet ise küçük kızlara “düğün dernek” diye şirin gösterilmeye çabalanan imam nikâhlarına boyun eğdirip rıza toplayarak değil, onların eğitim almasını sağlayarak dağıtılır. Biliyorsunuz?
TL erirken Atatürk’e bakmak
Cumhuriyet’in susturulmak istendiği bu dönem, dostlarımızı tanıma konusunda benzersiz bir zemin yaratıyor.
Gravür sanatçısı Şükrü Ertürk, bu kıymetli dostlarımızdan biriymiş meğer.
Kendisi, Cumhuriyet’in biricikliğini adında yansıtan bir kurumdan emekli:
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.
Ertürk’ün bir eserini ülkenin tamamı tanıyor. 78 milyonun ilgisine mazhar olan bu eser, Türk Lirası banknot üzerindeki Atatürk portresi.
Banknot için gravür gibi dünyanın en zorlu işlerinden biriyle uğraşan Şükrü Ertürk ile liradan altı sıfır atma sürecinde, telefonda tanışmıştım.
Atatürk portresinin dudak kısmına, ancak mikroskopla görülebilecek incelikte imzasını atmıştı. O zaman çalıştığım gazetedeki haberde, portresindeki Atatürk’ün bakışlarındaki gerçeklik duygusu için şöyle demişti:
“Eğer Atatürk’ün gözlerine baktığınızda, o gözler sizinle konuşuyorsa başarılısınız demektir. Cebinizdeki o banknotun bir milimetresinde çelikten oyulmuş 30 çizgi vardır.”
O haberin üzerinden on yıl geçti. On yıldır haberleşmemiştik. Geçen gün, kendisinden gazetemiz için bir geçmiş olsun mesajı aldım.
Sonra büromuzu ziyaret etti. Laf lafı açtı, “bireyin ve toplumun davranışlarını biçimlendiren ilk sıradaki gücün ekonomi olduğunu” söyledi. Şükrü Ertürk’ü uğurlarken, TL’nin değer kazanmaya başladığı o dönemden bugüne, paranın değeriyle beraber, ne çok şey yitirdiğimizi düşündüm.
Ve Cumhuriyet parasının değer kaybı ile Cumhuriyet değerlerini savunan gazetemizin susturulmak isteniş zamanındaki büyük tesadüfü!..
Evet evet, küresel
Ülkenin en köklü gazetesini susturmak için ağır operasyon başlatacaksınız.
Bu gazetenin, yurtdışından hangi gün ve saatte geleceğini açıklayan icra kurulu başkanı, genel yayın yönetmenini, yayın danışmanını, okur temsilcisini, karikatüristini, hukukçularını, yazarlarını kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklayacaksınız.
Hayatı boyunca yazı yazmış insanları Silivri Cezaevi’nde kalem ile kâğıdı bir arada göremez halde tutacaksınız.
FETÖ’ye yardımcı olmakla suçladığınız o insanlara, “O manşet neden öyle atıldı, yayın politikası niye değişti”den başka “delil” sunamayacaksınız.
Soruşturmayı başlatan savcı hakkında FETÖ örgütü üyeliğinden derdest bir soruşturma bulunacak.
Dosya, gözaltı işlemlerinin gerçekleştiği 31 Ekim’den bu yana, taraflarına değil ama iktidar medyasına açık olacak.
110 bin kamu görevlisini ihraç edip yüzlerce şirkete kayyım atayacaksınız.
Üniversitelerde rektör seçimini kaldıracaksınız.
Para biriminiz, sadece iki ay içinde, dolara karşı yüzde 15 değer kaybedecek.
Sonra da Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nu toplayıp bu değer kaybını küresel gelişmelerle açıklayacaksınız.
Evet; uluslararası yatırımcının size güvenmesi için gereken her koşulu itinayla yıkıp parçaladıktan sonra koyduğunuz bu teşhis kesinlikle doğru.
Vallahi küresel.
SİCİL NOTU
Sadat A.Ş. bilgileri mahremmiş
Sadat A.Ş’yi hatırlarsınız. Kendisini, “uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket” diye tarif edip, gayri nizami harp kursları verdiğini duyuruyordu.
Şirketin yönetim kurulu başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atanmıştı.
Ankara milletvekili Murat Emir, geçenlerde Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Milli Savunma Bakanlığı’nın şirketi “denetleme görevi olmadığını” belirttiğini anımsattı; bir başvuru üzerine şirketi sadece Maliye’nin denetlediğinin ifade edildiğini bildirdi ve sordu.
Şirketin mali denetimden geçip geçmediğini, 2013-2016 yılları arasında ne kadar vergi tahakkuk ettirildiğini, demirbaş listesinin kontrolünü, listede silah ve mühimmat bulunup bulunmadığını, şirketin kurulduğundan bu yana dış ticaret işlemi olup olmadığını…
Maliye Bakanı Ağbal, yazılı bir cevap gönderdi. Vergi Usul Yasası’nın vergi mahremiyeti maddesinden söz eden Ağbal, “Yasal olarak açıklanması mümkün bulunmamaktadır” dedi.
Önergede dört soru vardı. Sadat’ın ödediği vergi tutarı kısmı “mahremiyet”e girebilir. Gelgelelim, faaliyet alanı gayri nizami harp olan bu şirketin Maliye denetiminden geçip geçmediği sorusunun dahi cevapsız bırakılması, doğrusu tuhaf.
Eski Rum köyünde alternatif tarım
Foça’da eski bir Rum köyü olan Ilıpınar’da, ekolojik yaşamı savunan doğa gönüllüleri, konvansiyonel tarıma karşı alternatif olarak yetiştirdikleri yerel tohumlarla geleneksel üretim yapıyor
İzmir’in Foça ilçesine bağlı eski bir Rum köyü olan Ilıpınar’da, 30 dönüm büyüklükteki bir arazide kurulan Fadime ve Kaplan Zülfikargil Çiftliği’nde, doğanın bağrında ekolojik yaşamı savunan doğa gönüllüleri, konvansiyonel tarıma karşı alternatif olarak yerel tohumlarla geleneksel üretim yapıyor. 1998 yılından bu yana minimum teknoloji ile doğal yaşamı sürdürmeye çalışan emekli öğretmenler Fadime ve Kaplan Zülfikargil çiftti, anne ve halalarıyla birlikte beş kişilik bir aile olarak çiftlikte yaşıyor. Çiftliğe gelen ziyaretçiler, Foça’nın doğal mimarisine uygun olan Foça taşı ve ahşap kullanılarak inşa edilen evin üst katında ekim, kasım, aralık ayında yatılı kalıyor.
Minimum teknoloji
Çiftliğe gelen doğa gönüllüleri, bostanda meyve- sebze toplayabiliyor. Yine zeytin hasadından, sabun yapımına ürünlerin güneş yoluyla kurutulmasından zeytin reçeline kadar kolektif bir üretim ortaya konuluyor. Elde edilen ürünler güneş fırınlarında kurutulurken, bostanda çıkan sebzeler ise ücretsiz şekilde ziyaretçilerle paylaşılıyor. Çiftlikte minimum teknoloji ile kuyu suyu kullanılırken, meyve-sebzeler damlama ya da duşlama yoluyla sulanıyor.
‘Biçme yöntemini kullanıyoruz’
Bostanda ve zeytinlikte yer alan ürünlerde kimyasal ilaç ve gübre kullanılmazken, zeytin sineği hastalığına karşı ekmek mayası, şeker ve sudan oluşan doğal bir tuzak kuruluyor. Bahçede yer alan bitki ve çiçeklerdeki hastalıklar ise acı biber ve sarımsaktan oluşan bir karışım ile gideriliyor. Bahçeden elde edilen tüm ürünler değerlendirilirken, ürünlerin kabukları toprakla karıştırıldıktan sonra gübre olarak zeytinliğe atılıyor. “Toprağa bakınca o size daha çok bakıyor” diyen Fadime Zülfikargil, “Topraktaki canlıları yok etmemek için, doğanın bütünlüğü sağlamak için toprağı işlemiyoruz. Sadece çok gerekli olursa sene de bir kez yüzeysel olarak çapayla işliyoruz. Onun dışında otla mücadeleyi biçme yöntemiyle yapıyoruz” diye konuştu.
‘Fidanları dağıttım’
Yerel tohumların devlet tarafından yasaklandığını, konvansiyonel tarımla dağıtılan hibrit tohumlarda ise genetiğinin değiştirildiğini, kimyasal madde kullanıldığını ifade eden Zülfikargil, şunları söyledi: “Konvansiyonel tarımda kullanılan hibrit tohumların insan sağlığı için çok zararlı. Biz de hem insan sağlığı hem de yerel tohumlarımızı canlandırmak, gelenekselliği yaşatmak amacıyla yerli tohum biriktirip ekiyoruz. Geçtiğimiz yıl yerel tohumlardan 5 bin fidan çiftliğimizdeki serada yetiştirdik. Bu fidanlardan 500 tanesini kendim kullandım. Geri kalanları ise çevremizde bulunan insanlara dağıttım.”
Çiftçiliği dönüştürmek gerek
Kapitalist sistemin yarattığı konvansiyonel tarımın tüketiciliğinin, ekolojik ve geleneksel tarımla durdurulabileceğine dikkat çeken Zülfikargil, “Türkiye’de ekolojik gıda toplulukları her ilde yaygınlaştığı zaman artık kişiler ürünlerini buradan aldığı zaman çiftçi de dönüşecektir. Çiftçi dönüştüğü zaman bu iş hallolur ama yolun daha çok başındayız” dedi.
Konvansiyon tarım ne demek?
Konvansiyonel tarımsal üretim, sanayi devrimi ve kentleşme ile yoğun şekilde uygulanan tarım şeklidir. Konvansiyonel tarımda her türlü kimyasal ilaç, sentetik gübre ve bitki geliştirici hormon hiçbir denetime tabi tutulmadan yoğun olarak kullanımı serbesttir. Kullanılan kimyasal ilaçlar tüm canlıların yaşaması için gerekli olan arıları, pradatör böcekleri, kuşları, balıkları, karıncaları, topraktaki organizmaları, sularımızı, havayı, insan sağlığını, bitkileri yok ediyor.
Serfiraz Gezgin-Gökhan Öner/İZMİR
Ülkeler yenilebilir enerjiye geçmeli
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında düzenlenen 22’nci İklim Konferansı (COP22), 2 haftalık müzakereler sonunda önceki akşam sonlandı. Konferans, birçok ülkenin özellikle yenilenebilir enerjilere geçilmesi yönündeki kararıyla dikkat çekti. Fas’ın Marakeş kentinde 7 Kasım’da başlayan COP22’de perşembe günü yayınlanan Marakeş Beyannamesi’yle bir önceki konferansta kabul edilen İklim Antlaşması’na bağlı kalınacağı duyurulmuştu. Zirvenin dünkü son gününde ise Climate Vulnerable Forum adlı küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkelerin üyesi olduğu gruptan yenilenebilir enerjileri sahiplenme açıklaması geldi. 48 ülkeden yapılan ortak beyanatta, kömür, petrol ve gaz gibi atmosfere zarar veren enerji türleri yerine tümüyle güneş ve rüzgar enerjisine geçilmesi vaat edildi. Bu ülkelere maruz kalacakları ekonomik kayıplar için ise gelişmiş ülkeler tarafından maddi destek sunulması planlanıyor.
Trump’a çağrı
Konferansta ayrıca atmosfere salınan zararlı gazların yüzde 25’inden sorumlu olan Çin’in yanı sıra Suudi Arabistan tarafından da İklim Antlaşması’nda öngörülen hedeflere ulaşılması için çalışılacağı teminatı verildi. COP22’ye başkanlık eden Fas Dışişleri Bakanı Selahaddin Mezuar, konferansta yaptığı son konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’a çağrıda bulundu. Mezuar, Trump’a verdikleri mesajın, ‘Trump’ın pragmatizmine güvendikleri’ olduğunu söyledi. Uluslararası toplumun dünyanın geleceği için ‘büyük bir mücadeleye’ angaje olduğunu vurgulayan Mezuar, bu amaçla izlenilecek rotanın çizilmeye devam ettiğinin altını çizdi.
111 ülke onaylamıştı
2015’te Fransa’nın başkenti Paris’teki COP21 İklim Konferansı’nda kabul edilen ve 22 Nisan’da imzalanan antlaşmayı bugüne kadar 111 ülke onaylamıştı. Bu ayın başında yürürlüğe giren antlaşmada, küresel ısınmadaki artışın bu yüzyılın sonuna kadar 19’uncu yüzyıla oranla 2 derecenin altında tutulması için mücadele edilmesi taahhüt ediliyor. Antlaşma ayrıca iklimsel değişikliklerden en çok etkilenen yoksul ülkelere yıllık 100 milyar dolar yardım yapılmasını öngörüyor. MARAKEŞ /ANF
BZ: Merkel’in gücü aynı zamanda onun ikilemi
Almanya Başbakanı Angela Merkel pazar günü 2017’deki seçimlerde dördüncü görev dönemi için başbakanlığa aday olacağını açıkladı.
Welt am Sonntag gazetesi konuyla ilgili yorumunda liderlerin koltuklarını bırakmalarının neden bu kadar zor olduğunu irdeliyor:
“Mezarlıklar, onlarsız dünyanın varoluşunu sürdüremeyeceğine inanan insanlarla dolu derler. Bu durum her branşta idareci konumundaki kişiler ama özellikle de politikacılar için geçerli. Bir kez dağın zirvesine ulaştığı ve çevresi ona sürekli dağların en büyük fatihi olduğu duygusunu tattıran şerpalar tarafından sarıldığında, yamacın manzarası kişiye her şeyin üzerinde olduğu izlenimini verir. Hâkimiyete kendi isteğiyle veda etmeyi bu denli güç kılan işte budur… 14 yıllık başbakanlık görevinin ardından 87 yaşındaki Adenauer, işini halefi Ekonomi Bakanı Ludwig Erhard’dan daha iyi yaptığını savunuyordu. Helmut Kohl 16 yıllık başbakanlığının ardından yeniden aday olduğunda rakibi Gerhard Schröder’e karşı ağır bir yenilgi aldı. Peki, Angela Merkel? 12 yıl Merkel’e yetti mi? Değişim demokrasinin tabiatında var… ABD’nin kurucu babaları Amerikan anayasasını kaleme alırken bir başkanın görev süresinin neden en fazla iki görev dönemiyle sınırlı olması gerektiğini biliyordu. Değişim, yenilik, liderlere bağımlı olmamak demokrasinin güçlü yanıdır.”
Berliner Zeitung‘un aynı konudaki yorumu ise şöyle:
“Merkel’in gücü aynı zamanda onun için bir ikilem. Kriz sürekli hale gelirse, merkezi konumdaki bir kişinin yerine başkasını getirmek ancak büyük zorlukla mümkün olabilir. Merkel’in önümüzdeki seçim döneminde Helmut Kohl kadar uzun süre iktidarda kalmasıyla bu durumun tekrarlanmasına şahit olabiliriz. Merkel bu örneği siyaset sahnesinden zamanlı bir şekilde çekilmesi için şimdiye kadar hep bir uyarı olarak değerlendirmişti. Kohl son dönemlerinde kendi partisi tarafından bile katlanması güç bir aile reisi olarak görülüyordu.”
Münchner Merkur gazetesi Merkel’in kararını Avrupa’nın içinde bulunduğu durum açısından değerlendiriyor:
“Başbakan Merkel ve destekçileri onsuz olmayacağını düşünüyor. Donald Trump’ın başkan seçilmesinden bu yana Avrupa’nın görünüşü tilkinin baskınına uğramış tavuk kümesini andırıyor. İtalya’da Renzi hükümeti çökme ve ülke Euro’ya veda etme riskiyle karşı karşıya, Fransa’da Marine Le Pen cumhurbaşkanlığına oynuyor. Merkel’den başka kim giderek güçlenen bu merkezkaç kuvvetini kontrol edebilir? Ve onun dışında kimin Merkel’in mülteci politikasında yarattığı kaosu yeniden düzene koyacak gücü var? Trump ne kadar kötü bir idareci olursa, Merkel için o kadar iyi ve aynı zamanda tam tersi.”
Berlin’de yayımlanan Neues Deutschland gazetesinde ise şu satırları okuyoruz:
“Londralı Başbakan Theresa May Brexit üzerinde çalışıyor, Birlik’ten tamamen ayrılmak için. İtalyan mevkidaşi Matteo Renzi siyaset sahnesinde ölüm kalım savaşı veriyor, kaderi yapılacak anayasa referandumuna bağlı ve birçok gösterge Rexit yani Renzi’den ayrılmaya işaret ediyor. Renzi’nin sağ popülist alternatifi şimdiden Roma’da yarış çizgisinde bekliyor. Paris’te de Cumhurbaşkanı François Hollande’ın yerini Marine Le Pen’in alması olası. Merkel başbakanlığa devam ederse muhtemelen gelecek güz kendini oldukça yalnız hissedecek.”
©Deutsche Welle Türkçe
Derleyen: Banu Wöltje
Irak’ta Petrol Tesisleri Yangın Yeri
Irak güçleri Musul’a doğru ilerledikçe, bir dönem kontrol ettiği Kayyara kenti çevresindeki alanlardan çekilen IŞİD arkasında tam bir enkaz bırakıyor.
IŞİD militanları 2 ay önce bölgeden çekilmeden önce petrol tesislerini ateşe verdi. IŞİD militanları ayrıca zaman ayarlı bombalar da yerleştirdi ve bu bombalar patladıkça yangın yeniden alevleniyor.
Bazıları yangınların amacını, IŞİD’i hava operasyonlarından saklamak olarak açıklıyor, bazıları ise örgütün sadece yıkım stratejisi üzerine dayandığını belirtiyor. Herkesin ortak düşüncesi ise bunun hesaplanmadığı.
Kayyaralı Muhammed, yanan petrol dumanı nedeniyle hastalandıklarını belirtiyor.
Yangın yayılırken bir başka petrol kuyusu yangını da dikkat çekiyor. Yetkililer yangının söndürüldüğünü söylese de bölge halkı aylardır bir değişiklik olmadığını belirtiyor.
Bu arada yangınların yanında aileler evlerinde duman altında yaşıyor ve duman bütün kasaba ve köyler üzerinde güneşin görülmesini engelliyor.
Aileler IŞİD’in bölgeden temizlenmesinin büyük bir zafer olduğunu belirtiyor fakat IŞİD’in arkasında bıraktığı yıkım birçok evi boş bırakmış ve kalanlar da ateş içinde yaşadıklarını düşünüyor.
VOA