Ana Sayfa Blog Sayfa 6071

Bozcaada’dan yükselen çığlık: ‘Sığındığımız bu küçük adanın yükü artıyor’

Halkın büyük bir çoğunluğu bu yapılaşma girişimlerinin adayı olumsuz etkileyeceği konusunda hemfikir…

Bozcaada’ya sakin bir hayat yaşamak için yerleşen ve doğa hassasiyeti bulunun yurttaşlar da konu ile ilgili tepkilerini yüksek sesle dile getiriyor.

Bozcaada’ya uzun yıllar önce gelerek adanın yapısına uygun bir evi restore eden ve burada ikamet eden Ethem Özgüven, Bozcaada için çığlık niteliğinde bir yazı kaleme aldı. 

Özgüven, Eşi Petra Holzer ile birlikte gösterdiği çevre hassasiyeti ile tanınıyor. Ayrıca ikili, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne imza atarak hem Bozcaada’nın uluslararası platformda ismini duyurmuş hem de ada ekonomisine bu yolla katkıda bulunmuştu.

İŞTE ÖZGÜVEN’İN ÇIĞLIĞI

“Sığındığımız bu küçük adanın yükü artıyor”

Bozcaada ile ilgili bugün hükümetin, yerel yönetimin, bizim ve sivil toplum kuruluşlarının yani hepimizin uğraşmamız gereken çok farklı ve büyük sorunlar birkaç sene önceye göre çok artmış durumda. Bunun birinci sebebi adanın popülerleşmesi ve diğer coğrafyalardaki artan estetik fakirlik: Çok büyük bir hızla çölleştirdiğimiz ve yok ettiğimiz bir coğrafya Anadolu. Akdeniz ve Ege kıyılarının, en güzel koyların, zeytinliklerin üzerine çarpı atarak geliyor büyük ve talancı bir kalabalık. Zevksiz ve cahil desem o da olmayacak, çünkü bu boyutları aşmış, metamorfoza uğramış, amorf, tarif ötesi bir kalabalık bu. Bu kitlenin özellikle erkekleri son derece özel yaratıklar. Elinde tuttuğu araba anahtarından güç alan ve son derece asabi bir yaratık bu talancı kalabalığın öznesi. İçtiği sigaranın paketini yola fırlatıyor, mısır koçanlarını ve bira şişelerini kumsala gömüyor ama parmak arası terlik giyecek de bir modern anlayışa sahip.Daha adaya gelirken asabı bozuk ve kavgaya hazır. Gelmiş ama neden geldiğiyle ilgili çok ciddi soruları her saniye bir başka saçma gereksinim için harcamak zorunda kaldığı azalmakta olan çok paracıklarıyla ters orantılı olarak artıyor. Daracık yolarda süratle giden bir aracın sürücüsü ve aralıksız selfi çeken eş ve çocuklardan oluşmuş bir ailenin reisi. Adaya burayı beğenmemek kararlılığıyla geliyor ve beğenmeden gidiyorlar. Geriye büyük bir erozyon kalıyor, sonra, sonra başkaları geliyor aynı türden başkaları. Bu kalabalık çeyrek asır önce yola güneyden İstanbul’dan Alanya, Antalya Kemer için yola çıktı, Kaş, Marmaris, Kuşadası, Ayvalık, Assos diyerek kuzeye doğru gelip Bozcaada’ya dayandılar.

Temel olarak bunlardan çok da farklı olmayan ama biraz daha az vahşi bir gurup da bunların önünden kaçarak bunlardan az önce buralara varmıştı. Onlar da biziz işte. Onlardan az önce geldiğimiz için onları beğenmiyoruz.

Bugün birçok kişinin bilmediği Fethi Kayaalp ve çağdaşı kıymetli insanların yarım asır önceki çok değerli gayretleriyle yapılaşmadan ve talandan uzun süre (biraz da iklimin, zor ulaşımın ve turizm mevsiminin kısalığının da desteğiyle) korunan ada yolun sonuna geldi. Oluşan rant ve bunun sonucu hızlı yok oluş durup da durumu sağlıklı değerlendirmeye izin vermiyor. Temeli Türkler ve Rumlar tarafından oluşturulan bu güzel ve zarif kültür, habitat elinde çekirdekle dolaşan ve içtiği bira şişelerini limanın kayalarında kıran orta gelirli ve sintine sularını gece el ayak çekildiğinde limana boşaltan ve yatını deterjanla yıkayan yüksek gelirli kitlenin büyük baskısını karşılamakta zorlanırken, adanın yerel ve sonradan adalı olma sakinleri sürekli yeni oteller ve lokantalar açarak durumdan fayda sağlamaya çalışıyor. Bütün bunlardan dolayı Bozcaada eski bir Kuzey Ege kasabası görünümlü büyük bir tatil köyüne dönüştü. Rum Mahallesi tamamen, Türk mahallesi de büyük oranda otel ve lokanta oldu, kalan birkaç yer de süs eşyası veya gıda malzemesi satıyor. Görsel ve işitsel gürültü, kirlilik ve kalitedeki genel düşüş en önemli sorunlar. Rum Mahallesinde ve Türk Mahallesinde her mahallede sayılı ev kaldı, diğer tüm binalar otel ve pansiyon. Benim tanıdığım bütün insanlar ticaretle uğraşıyor, bir yandan gelenleri beğenmezken bir yandan da onlara bir mıknatıs, seramik, şu bu satma uğraşındalar, hayli çelişik bir durum gibi görünüyor ama değil, insan iş ilişkisine girdiği diğer insanları beğenmek zorunda değil. Adada artan masa ve sanadalyelerin artış şekli gerçek bir savaşı andırıyor, her gün sandalye masaların lehine ve sessiz ve küçük Türk/Rum kasabasının aleyhine bir savaş. Asıl bozgun her yeni baharda sezon açılırken görülüyor. Konukların yapısı da değişti.

Gelen konuklar ne talep ediyorsa arz da onu zorunlu olarak takip ediyor. Kumsallarımız adanın en kıymetli yerlerinden biri. Ancak kumsallarımız artık kuma gömülmüş kirli çocuk bezleri, kırık bira şişeleri, izmaritler, kavun karpuz kabukları doldurulmuş poşetler, denizde ve kumsalda yüzen gazetelerle dolu bir alan. Adanın sakinleri kumsalları nasıl temizleriz sorunuyla uğraşırken bir de bu kumsalların plaj olarak kiraya verilmesi sorunu çıktı. Diken gazetesinin haberine göre iki bakanlık birden bu kumsallarla uğraşıyor. Diken Gazetesi 14.10.2016 salıgünü bu haberi şöyle veriyor:

Sulubahçe Koyu’nda büfe, şemsiye ve şezlong alanının yer aldığı, toplam 7 bin 451 metrekarelik alanda günübirlik tesisler yapılarak üç yıl süreyle işletilmesi için 22 Kasım tarihinde ihale yapılacağını duyuran bakanlığın, Habbele Koyu için verdiği tarih ise 21 Kasım.

İhalenin muhammen bedeli olarak 219 bin 25 liranın belirlendiği ihale sonucunda Sulubahçe’deki gibi günübirlik alanı içerisinde bir adet altı metrekarelik büfe, birer adet erkek/kadın duş, tuvalet, soyunma kabini, şemsiye ve şezlong alanının yer aldığı 4 bin 829 metrekarelik alanda günübirlik tesislerin yapılması planlanıyor.

Tepkiler üzerine Beylik Koyu’nda proje iptal

Daha önce Çanakkale-Balıkesir 1/100 bin ölçekli çevre düzeni planıyla adanın bakir koylarında villa ve lüks konut yapılmasının önünü açan bakanlık, adanın başka bir koyu olan Beylik Koyu’nu da ihaleye çıkarmış ve ihaleyi bakanlık çalışan bir memura ihaleyi vermişti.

Ada halkının tepkileri üzerine ihale iptal edilmişti.

Bozcaada Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz bir açıklama yaparak ihaleye tepki göstermişti.

Belediye olarak bütün koyların işletmeye açılmadan korunması için meclis kararıyla belediye tahsisi yönünde karar aldıklarını ancak bu kararın bakanlık tarafından görmezden gelindiğini aktaran Yılmaz “Kararı tekrar bakanlığa göndereceğiz. Sonuç olarak biz bu koyların bakir haliyle kalmasını ve ihale sürecinin durdurulmasını talep ediyoruz” diye konuşmuştu.

Bizler kumsallarımızın nasıl korunacağını düşünürken çok dikkatli olmamız gerektiğine işaret ediyorduk geçtiğimiz yaz boyunca, özellikle de benim düşüncem kumsallara hiç dokunulmaması yönündeydi. Çünkü bir yerin kumsal mı plaj mı olduğu ve aradaki fark son derece önemlidir. Bir diğer önemli şey de Anamur’dan Behramkale’ye kadar olan alanda neredeyse hiçbir kumsal kalmamış olmasıdır. Kemer gibi bazı yerlerde tatil köyü denen ucubeler tarafından kıyı bir kale gibi korunmakta vatandaş dediğimiz biz o kumsala kapılara konan o kasabanın irisi gençler yüzünden bakış bile atamaz haldeyiz. Diğer yerlerde de dniz kenarı ya birinindir ya da birilerine kiralanmıştır, park yerine para verirsiniz, tuvalete para verirsiniz, şezlonga para verirsiniz. Denize bakmak bile parayladır. İşte bahsi geçen Bozcaada bu ülkenin kalan son kumsallarından birçoğuna ev sahipliği yapmaktadır. Geçtiğimiz yaz bizler kirlenen kumsalları nasıl temiz tutarız konusunu tartışırken bir bekçi ya da bir tuvalete bile şu gerekçelerle karşı çıkıyorduk ve bu konuyla ilgili arkadaşlarıma ve yerel yöneticilere şunları söylediğimi hatırlıyorum: Şezlong bizde çok kilit bir kelimedir. Bir sahilde şezlong görürseniz oranın artık kumsal değil plaj olduğunu ve yani artık rant elde edilen bir yer olduğunu anlamanız gerekir. Bu adanın temel özelliklerinden biri de kumsalları. O nedenle bu kumsallara götürülecek her hizmeti bile çok dikkatli düşünmek gerekir. Koyduğunuz bir tuvalet ve bir bekçinin ikinci gün bir demlikle çay, üçüncü gün tost makinesi ve dördüncü gün de birkaç tabure ve bir şemsiye koyduğunu ben bütün Akdeniz ve Ege sahillerinde yaşanmış bir öykü olarak görüyorum. Bu nedenle bir tuvalet binası bile çok düşünülmeli ( yeri malzemesi) ondan sonra yapılmalı ve bence de yapılmamalı. Adanın her tarafı saksı ve çiçek dolu. Bu saksıların ne kadarının çiçek sevgisiyle ilgili olduğunun değerlendirmesini size bırakıyorum.

Saksı Türkiye’de alan kazanmanın, kamunun alanını gasp ederek ticari olarak kullanmanın en yaygın yollarından biridir. Dükkanın önüne bir saksı atar ve her gün ona küçük bir tekme atarak dışa doğru itersin.

Sonra oluşan boşluğa bir tabure bir masa atar ve saksıyı büyütür ve bu işe böylece devam edersin.  Sonuçta kumsalların kumsal kalması, lokanta ve pansiyon sayısının bir yerde sınırlandırılması ve sonlandırılması, fosseptik gibi öncelikli sorunlar var. Bütün ufku kapatan seyyar satıcıların meydana alınması ve araç trafiğine getirilen kısıtlamalar ve randevulu feribot olmasaydı herhalde her gün çok farklı kriz ve kavgalar yaşanacaktı. Günübirlik turlar ve adaya artık yalnızca iki gün için gelen hafta sonu yoğun kitle adanın diğer önemli sorunları. Bütün bunların üzerinde benim için en önemli olan bir sorun da “gürültü” klimalar, fazlasıyla açılan müzik…

Biz bunları tartışırken devlet adanın ölüm kararını zaten vermiş bile. Zaten bu tepeden inme tüm kumsalları kiralama kararının öncesinde bile çok fazla sorun var, vardı. Tüm bunlar çözülse bile –ki bu karar uygulanırsa artık çözüm falan da kalmaz- estetikle ilgili sorunlar gelecek ki bence hiç de az önemli bir sorun değil estetik. Binaların üstündeki antenler, telefon telleri ve diğer estetik sorunlar kolaylıkla çözülebilir ve daha çevreci bir yaşam olanakları araştırılabilir ama insanların iki günlüğüne geldiği, yabancı işletmecilere yerel işletmecilerin bir yıl önce ettikleri kar üzerinden çok pahalıya, can alıcı kiraya verdikleri mekanlar ve bu mekanların ne yapıp edip kar etmek zorunda olan yeni işletmecileri, her türlü ve sürekli gürültü ile köy görünümlü, kasaba görünümlü bir tatil köyüne dönüşen bu güzel kasabayı kurtarmak imkanı var mıdır?

Tabii ki yoktur biz bu kasabayı bitkisel hayattan çıkarmanın ve ölümünü biraz geciktirmenin yollarını tartışıyoruz ve bu arada da birbirimizle biraz daha geçimli daha diyalog içinde daha dost ve iletişime açık bir süreç geçirebilir miyiz diye bütün bu yazdıklarım. Bu da çok zor değil, ne olursa olsun ölmekte olan bir canlı varsa insanlar daha sessiz daha olgun daha saygılı olurlar genellikle. E işte ada da gözümüzün önünde hepimizin katkılarıyla ölüyor. Antalya’ya bakınız, Belek’e bakınız, Belek bir dünya cennetiydi ve canlı türleri açısından dünyada birkaç coğrafyadan biriydi. Şimdi bomboş çürüyen o dv otellerde maydanoz mu yetiştireceksiniz, tavuk mu bilemiyorum. Geri dönülmez tahribatların sorumlusu da yok. Yalnızca ekolojik değil, kültürel korkunç bir erozyon içindeyiz. Bugün Karadeniz’de yapılmaya çalışılan yeşil yol neyse bu adanın kumsallarını plaj yapmak da o. Bu küçük zavallı adayı yerel sakinlerine bırakalım. Onlar gerçekten devletten iyi koruyorlar adayı, her şeye rağmen.

Ethem Özgüven

cumhuriyet

İnternetimiz de özgür değil

ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, “Nette Özgürlük 2016” raporunu yayımladı. Dünya genelindeki ülkelerin internet sansürlerinin ve internet özgürlüğü seviyesinin incelendiği rapora göre 2015 yılında “Kısmen Özgür” olarak değerlendirilen Türkiye’nin interneti, 2016’da “Özgür Değil” kategorisine geriledi. Bu değişiklikle Türkiye internet özgürlüğü sıralamasında ‘interneti özgür olmayan 20 ülke’ arasında kendine yer buldu. Dünya genelinde internet özgürlüğünün son 6 yıldır gerilediğine dikkat çekilen raporda, “İnternet kullanıcılarının üçte ikisi, hükümeti eleştirmenin sansür sebebi olduğu ülkelerde yaşıyor” denildi

.DEVLETLER ANLIK MESAJ DÜŞMANI

Teknoyo.com’un haberine göre raporda bu yıl önce çıkan bir diğer önemli gelişmenin devletlerin artık WhatsApp ve Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamalarına yönelik artan yaptırımları oldu. 65 ülkedeki internet özgürlüğünün incelendiği rapordan öne çıkanlar şöyle:

-En özgür internete sahip olan ülkeler: Estonya, İzlanda, Kanada. İnternet özgürlüğünde en kötü skora sahip ülkeler: Çin, Suriye, İran. İnternet özgürlüğünde iyileşme gösteren ülke sayısı, 14.

– Dünya genelindeki internet kullanıcıların sadece yüzde 24’ü “Özgür internet”e sahip.

-İnternet özgürlüğünde statüsü değişen ülkeler: Brezilya (2015’te ‘özgür’, 2016’da ‘kısmen özgür’), Türkiye (2015’te ‘kısmen özgür’, 2016’da ‘özgür değil’).

 -Son 5 yılda (2012-2016) internet özgürlüğü skoru en fazla gerileyen 5 ülke: Ukrayna, Venezüella, Türkiye, Rusya, Etiyopya.

-Son bir yılda 27 ülkede Facebook paylaşımları tutuklanmaya neden oldu.

Microsoft Halo ‘nun 15. yılı için özel etkinlik düzenliyor

15 Kasım 2001’de piyasaya çıkan ilk Microsoft Halo oyunundan sonra serinin devam oyunları da gelmiş ve Halo serisi Xbox’ın en çok satan oyunları arasında yer almıştı. Büyük bir oyuncu kitlesinin beğenisini kazanmış olan Halo oyunları hala da hız kesmeden oynanmaya devam ediyor.

Oyunun geliştiricisi Bungie, Halo’nun 15. yaşı şerefine, Twitch üzerinde canlı yayın yapacakken, etkinlikte Halo evreninin yeni oyunları hakkında da önemli duyuruların ve yeni tanıtım videolarının yayınlanması bekleniyor.
Microsoft Halo’yu aynı zamanda Xbox satışlarını arttırmak ve oyuncuları Xbox’a çekmek için önemli bir koz olarak kullanmıştı. Microsoft ilk 2 Halo oyununu hem konsollarda hem de PC’de yayınlamış, oyunu beğenen PC oyuncuları ise 2004 yılındaki üçüncü oyundan itibaren sadece Xbox platformu için yayınlanan oyun serisine devam edebilmek için Xbox satın almak zorunda kalmıştı.

Sniper: Ghost Warior 3 İçin Yeni Oynanış Videosu Yayınlandı

Alevilerde birlik

ERDOĞAN YALGIN

Toplumsal gereksinimlerde “bir olma“ hali önemlidir. Bir olmak, iri olmaktır. İri olmak ise toplumu diri olmaya, dirence, direnişe, zafere götürür. Alevi inancında direniş; Kerbelâ’da, Yezid’e karşı İmam Hüseyin’le simgelenir. Tarihsel süreci içinde birlikten doğan direniş ruhu; Eba Müslüm’den Pir Sultan‘a, Seyyid Rıza’dan İbrahimler’e, Mazlumlar’a kadar kendisini kesintisiz, niteliksel ve niceliksel bir yükselişe evrilir. Dolayısıyla ezilen, yok sayılan, hakları gaspedilen ve bastırılan toplumların birlik içinde olmaları oldukça önemlidir.

Gelin Alevi inancının felsefesiyle ilintili olan sayıların diliyle konuşalım. Birlik, 1’den doğar. 1’lerin bir araya gelmesiyle 3‘ler, 5‘ler, 7‘ler, 12’ler, 40’lar ve en son kertede ise 72’ler meydana gelir. Alevi süreğinde birlik olma hali, “Vahdet olma halidir. Birlik, Cem’le başlar! Cem, 1’lerin toplamıdır. Fiziki Cem seremonisi, toplumu birlemektir. Alevi literatüründe “Cemi birlemek“ kavramı, bu kaynaktan beslenir. Toplumu birlemek için Pirlere ihtiyaç vardır. Hakikat kapısından geçen Canların toplanması, yani 1’lerin meydana gelmesi, civin, civat olmaya işarettir. İşte bu çismâni durum iriliktir, diriliktir.

Meydana gelen 1’lerin tümü kendi iç dünyalarında Vahdet-i Vücut’tan, Vahdet-i Mevcuda geçişi yaşarlar! Yolun Rêberleri derlerki; Hakikat meydanında “eri erden seçen kördür!“ Belê, doğrudur! Vahdet olunan meydanda toplanan bütün 1’ler candır, dosttur, yoldaştır. Burada erkek kadından, yaşlı çocuktan, zengin fakirden asla ve katâ üstün değildir. 1’in 40 olması, 40’ın da 1 olması işte bu hakikat kapısında belli olur! 72’ye bir nazardan nasıl bakıldığı yine bu marifet meydanda anlaşılır! Yoksaki alegorik kelimelerle, içi boş cümlelerin kemiksiz dilden yuvarlandırılması bu sürekte; ne marifetle ve ne de ki sırrı-hakikatle açıklanacak bir tarafı yoktur.

Son 14 yıldan beri aşama aşama gelen takunyalı, takiyeli bir şer‘i tehlike; artık açıkça kendisini göstermektedir. “Özgürlüğe, Demokrasiye, Laikliğe Evet-Faşizme, Şeriata Hayır!“ sloganıyla Cem olanlardan bazı canlar; Kürtlerden sonra sıranın kendilerine geleceğinin farkındadırlar! Bununla birlikte öyle anlaşılıyor ki, bu tehlikeyi henüz maalesef fam (anlamayan) edemeyen canlarımız da vardır! Bu normaldir! Şayet Alevi felsefesine göre bir davranış sergilenirse bu sorun da aşılır! Öyle ise buradaki görev; ileriyi gören, tehlikenin boyutunu sezen canların omuzlarındadır. Kanaat önderi konumunda olan bu canlarımız, vahdet/birlik gerçekliğine duygusal ve ideolojik yaklaşımlarla bakamazlar!

Bu canlarımız, 72 millete bir nazarla/gözle bakıyorlarsa; 72 milletin birinin de Kürtler olduğunu unutmamalıdırlar! 72’de, Kürtleri çıkarırlarsa, bu sayının 71’e ineceğini, dolayısıyla inancın felsefik ruhuna ters düşeceklerini gözardı etmemelidirler! Kaldı ki bu canlarımızın bazıları, kendilerinin de Kürt olduğu gerçeğini yadsıyabilirler mi? Ne yani Kürdün de Alevisi yok mudur? Bu Kürdün Alevisi, 72 milletten sayılmıyor mu? İnancın felsefik dokusunda inkarcılığın yeri var mıdır!

Bugün Ortadoğu’da, Mezopotamya’nın en kadim halklarından olan mazlum Kürtlerin yaşadığı coğrafya Kerbelâ değilse, “binbirgece masalları“nın bir gülistanı mıdır? Kürtler; son yüz yıldan beri, emperyal güçlerin en acımasız saldırısı altında Hüseynî bir acının içli sızısını yaşamıyorlar mı? Doğrudur; bu kapitalist modern düzende birlik olmak belkide zordur! Lakin Alevi felsefesinde bu zorluk, hükmünü yitirmiştir. Zira yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi cem-i civatlar, Alevi inancının temel bir gereksinimidir. Olmazsa olmazıdır! Burada, hakaniyete dayalı, kardeşlik hukuku temelinde birlik sağlanır. Eğer birlik sağlanmazsa, tarihe bakılmalıdır!

Tarih, günümüzde yaşadığımız bütün toplumsal sorunlarımızın paslı anahtarıdır. Küfeliler tarafından, Kerbelâ’da bir başına bırakılan Hüseyin’in hazin sonu örnek alınmalıdır. Gelin canlar bir olun!

Faşizme karşı birlik ertelenemez

FİKRET GÜNEŞ

İnsanlık tarihi hep zalimlere karşı mücadele ede ede gelişmiştir. Bu mücadeleye önderlik edenler her çeşit baskıya hazır olup, başına gelecekleri bilerek yola çıkmışlardır. Bu mücadelenin sonunda faşizm tarihin karanlık çöplüğüne yollanmıştır. Bu mücadelede yer alanlar bedenleriyle bedel ödeyerek; katledilmiş, zindana atılmış ya da darağacına yollanmışlardır.

Faşizme karşı mücadelede yola çıkanlar, bu yolun gül ve gülistanlık olmadığını çok iyi biliyorlardı. Kişisel menfaatlerini ve ekolarını hiç bir zaman ön plana çıkartmadılar. Ondandır ki tarihte halk önderleri olarak hakkettikleri yeri aldılar ve tarihe mal oldular.

12 Kasım Köln Mitingi

Bir ülke düşününki;

Baskıcı tek adam rejimi hüküm sürmektedir. Her gün insanlar coplanmakta, gazlanmakta ve katledilmektedir.

Bu modern cağda diktatörlüğün hüküm sürdüğü ender ülkelerden birisidir.

Binlerce gencin katledildiği, yüzlerce yerleşim yerinin yerle bir edildiği, binlerce seçilmiş parti, dernek, sendika, belediye ve meclis üyelerinin zindana atıldığı bir ülkedir.

İşçi sınıfının emeğinin karşılığı verilmediği, binlerce kişinin işten atıldığı, grevlerin ve kitle gösterilerinin yasaklandığı bir ülkedir.

Çeşitli inanç gruplarının yok sayıldığı, başta Kürt ulusu olmak üzere çeşitli ulusların ulusal haklarının reddedildiği bir ülkedir.

Devletin denetimindeki çocuk ve öğrenci yurtlarında insanların tecavüze uğradığı, her gün sokaklarında yüzlerce kadının dövüldüğü veya öldürüldüğü bir ülkedir.

Akan derelerin özgürce akışının engellendiği, ormanların ve madenlerin taraftar sermayeye peşkeş çekildiği bir ülkedir

Bu ülkenin aydınları akademisyenleri, yazar ve gazetecileri bu haksızlığa karşı sesini yükselttiklerinde zindana atılmaktadır.

Avrupa Aleviler Birliği (AABF) farklı dönemlerde bu konularda birçok bildiri, basın açıklaması yaptı. Bu haksızlıklara karşı çeşitli toplantılar, konferanslar yaptı.

AABF sorumluluğunu yerine getirerek bu anti demokratik, baskıcı rejime karşı Demokratik Güç Birliğini oluşturdu. Şimdiye kadar Demokratik Güç Birliği ile zaman zaman ortak eylemler de yaptı.

AABF önderliğinde 12 Kasım günü Almanya’nın Köln şehrinde gerçekleştirilen miting diktatörlüğe karşı güçlü bir sesti. Her inançtan, her ulustan, her politik düşünceden binlerce insan sabahın erken saatlerinde Ren Nehri’nin kenarında yerini aldı. Avrupa‘da yükselen bu ses Türkiye haklarına bir umut oldu. Avrupa kamuoyu da bu mitingi yakından takip etti.

Bu organizasyonda yer alan, emek veren herkese şükran borçluyuz. Bu tip birlikteliklere her zaman ihtiyacımız vardır.

Başta Almanya’da olmak üzere bütün demokratik ve ilerici basında bu miting olumlu olarak yer aldı.

Türkiye‘de ise taraftar basın beklemeye çekilip pusuya yattı. Organizeden kaynaklı bazı olumsuzlukları sürmanşetten vererek vaziyetten pay çıkartmaya çalıştı.

Kurt dumanlı havayı sever misali, miting alanındaki bazı olumsuzlukları fırsat bilerek kaleyi içten fethetme, kaleyi parçalama yoluna gitti.

İş yapanlar, hata da yaparlar. İş yapmayan, oturan hiç hata yapmaz. Bu mitingi düzenleyenlerin mutlaka bir tertip komitesi vardı. Bu komitenin bir yol haritası, bir görev dağılımı vardı; kim nerde ne söyleyecek, nerde başlayacak, nerde bitecek V.s. V.s.

Bu mitingi düzenleyenler, miting sonrasında bir araya gelir durum değerlendirmesi yaparlar. Eleştiri, özeleştiri mekanizmasını işletirler. Hatalardan dersler çıkartarak, halkımızın menfaati için birlikteliklerini daha da sağlamlaştırırlar ve yoluna devam ederler.

“Biz Faşizme karşı mücadelede sizinle beraber yürüyemeyiz” deme hakkı hiç kimsede yoktur. Çünkü düşman acımasızca Aleviyi, Kürdü, sosyalisti, demokratı yok etmek için her yolu deniyor.

Birinin diğerine “ben senin rengini, bayrağını, düşünceni, sloganını beğenmedim, kabul etmiyorum” deme zamanı değil. Kim böyle bir tavır içine girerse tarihe karşı sorumlu olur. Kendilerini baş aktör kabul edenler, ayrılıkları kabul etmeyenler yarın yalnız kalırlar; o zaman artık iş işten geçmiş olacak.

Bu mücadelede samimi olanlar birbirlerinin eksikliklerini görmezler, aksine eksiklikleri tamamlarlar. Ayrılıkları öne çıkartmazlar, özveride bulunurlar, en geniş cephe kurmak için çaba sarf ederler, seferber olurlar.

Mücadelenin zaferi için, yürünen yolda ortaya çıkan aksilikler ki bunlar birer yol kazalarıdır, aşılır. Bu kazalara takılıp kalanlar, bu kazayı bahane ederek yürümekten vaz geçenler birlikte mücadelenin zayıflamasına hizmet ederler.

Faşizme karşı mücadelenin başarısı birlikte geçer.

Alevi inancındaki “72 milleti bir tutma” felsefesi; devrimci ve demokratların “herkesin fikir özgürlüğü” ilkesi bize yol gösteriyor.

Yeter ki mücadelede samimi ve kararlı olalım.

Edibe Şahin gözaltına alındı

Dersim Belediyesi Eski Eş Başkanı ve HDP MYK Üyesi Edibe Şahin İstanbul’daki evinde gözaltına alındı.

Edibe Şahin’in İstanbul Ataşehir’de bulunan evinde arama yapıldığı belirtildi. Şahin’in evinde yapılan aramanın ardından Dersim’e götürüleceği öğrenildi.

Edibe Şahin’in, bu sabah Dersim’de aralarında belediye eş başkanları, HDP ve EMEP il başkanlarının da olduğu 13 kişinin gözaltına alındığı operasyon kapsamında gözaltına alındığı belirtildi.

Gürgen Öz’ün ilk romanı “Karanlık Köy” yayımlandı

Korku-gerilim romanı türündeki roman, “Anadolu korku” türüne de iyi bir örnek. Gürgen Öz, oyunculuğunun yanında uzun yıllardır edebiyat çalışmalarıyla da ilgileniyor. “Nevrotik” adlı ilk kitabı öykülerden oluşuyordu ve büyük bir ilgi görmüştü. Öz, korku edebiyatı türündeki ilk romanı “Karanık Köy”le okurlarını selamlıyor.

“Oraya gitmeyin ağabey… O köye gidip hiç dönmeyen çobanlar var…”

Karadeniz’in karanlık ormanlarında, iki yüksek dağ arasında, yüzyıllar öncesinden kalma, pek bilinmeyen eski bir Rum köyü… Yaşlıların “Karanlık Köy” dedikleri, içinde uğursuz bir enerji barındırdığına inanılan ve kimselerin gitmediği, gitmekten korktukları, kendi tarihine hapsolmuş gölgeler içinde bir hayalet… Geçmişte, soğuk bir kış gecesinde, köydeki insanların nedeni anlaşılmayan bir cinnet ve çıldırmışlıkla birbirini öldürdüğü ürkütücü bir alan… ve burayı keşfetmeye niyetli, varlığını duyar duymaz belgesel çekmeye karar vermiş iki maceraperest.

Sizce korktuğumuz gerçeklerden kaçtığımızda, onlar daha korkunç batıllara mı dönüşür? En önemlisi; korktuğumuz şeylere inanmaya başladığımızda, onları gerçek yapar mıyız?

Yüzleşemediklerimiz, sakladıklarımız, batıllarımız ve toplum olarak geçmişte sıkışıp kaldığımız şeyler üzerine heyecanlı bir psikolojik gerilim…

“Herkesin içinde, gitmek istemediği karanlık bir köy vardır…”

    Karanlık Köy, Gürgen Öz, Roman, Yitik Ülke Yayınları, Kasım 2016, 264 sf., 20 TL

Obama’dan Trump’a: Demokrasi tek bir kişiden daha büyüktür

Ocak ayında görevi Donald Trump’a devredecek olan ABD Başkanı Barack Obama, veda turunun ilk ayağı olan Atina’da temaslarına bugün de devam etti. Bugünkü temasları kapsamında Akropolis’i gezen Obama, daha sonra Stavros Niarchos Kültür Merkezi’nde bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında Yunanistan tarihinde önemli yer edinen liderler filozofların isimleri sayarak başlayan Obama, 8 yıllık görev süresince, ülkenin farklı yerlerindeki insanların kendi hayatlarının ve toplumlarının kontrol etmeyi arzuladığına inandığını dile getirdi. “Bu arzu evrenseldir” diyen ABD Başkanı Obama, ABD’nin transatlantik ittifaka olan bağlılığının devam edeceğine inandığını söyledi. İttifakın hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından desteklendiğini vurgulayan Obama, NATO’nun güvenliğin sağlanması noktasında hiç olmadığı kadar hazır olduğunu sözlerine ekledi.

Barack Obama, Yunanistan’ın mültecileri kabulünün dünyaya ilham verdiğini ancak Yunanistan’ın Avrupa’nın mülteci sorununu tek başına çözemeyeceğini savundu. bu krizin yalnızca Avrupa ve dünyanın ortak çabası sonucunda çözüleceğini vurgulayan Obama, Donald Trump’ın daha farklı olamayacağını dile getirerek, “Amerikan demokrasisi, tek bir kişiden daha büyüktür” dedi. Görev geçişi boyunca Trump’ın ekibi ile çalışacağını bildiren Barack Obama, “Demokrasinin böyle işlemesi gerekiyor” ifadesini kullandı. Özgür seçimlerin vatandaşların kendi liderlerini seçmeleri nedeniyle her zaman kritik olduğunu dile getiren Obama, “Adayınız her zaman kazanmasa da” açıklamasını yaptı.

Demirtaş’a her şey yasak

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Edirne Başsavcılığına gönderilen yazıya göre HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatına, avukatın da Demirtaş’a verdiği belge örneklerine ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara da el konulabilecek.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklamakla yetinmeyen AKP hükümeti Demirtaş’ın bütün siyasi faaliyetlerine de yasak getirdi. Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nde idare tarafından iletişimine kısıtlama getirildi. Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen 14 Kasım 2016 tarihli yazıda, “şüphelinin avukatları ile görüşmesi sırasında, toplum ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli açık, ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştı” ibareleri yer aldı.

Belgelere el konulacak!

Savcılık tarafından gönderilen yazıya göre, Demirtaş’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler teknik cihazla, sesli veya görüntülü olarak kaydedilecek. Avukatla görüşme sırasında bir görevli bulunacak. Demirtaş’ın avukatına, avukatın da Demirtaş’a verdiği belge örneklerine, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara da el konulacak. Görüşme devam ederken, belirtilen amaçla yapıldığı anlaşılırsa görüşme derhal sonlandırılacak. Durumla ilgili de tutanak tutulacak.

Notlara el konuldu

Savcılığın belgeyi gönderdiği tarihte Edirne F Tipi Cezaevi’nde de bir kurulun toplandığı bildirildi. Bu toplantının konusu ise Demirtaş’ın el yazısı ile yazdığı ve avukatına vermek istediği notlardı. 7 ve 10 parçalık toplam 17 sayfadan oluşan iki ayrı not incelendi. Mektup Okuma Komisyonu’nca yapılan incelemede, avukata verilen iletilerin savunmaya ilişkin evraklar olmadığına karar verildi ve Demirtaş’a iade edildi.

HABER MERKEZİ

Özgür Gündem Gazetesi’nin kapatılmasına itiraz

Özgür Gündem Gazetesi’nin avukatları, gazetenin kapatılmasına İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruyla itiraz etti

İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla hakkında “geçici süreliği”ne verdiği kapatma kararına avukatlar itiraz etti. İtiraz, gazete avukatları Özcan Kılıç ile Sercan Korkmaz tarafından, gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı adına İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapıldı. Başvuruda, kapatılmanın hukuki ve yasal gerekçeden yoksun, süresinin belirsiz olması, ‘sansür’ niteliği taşıması, usul ve yasaya, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve temel hukuk kurallarına aykırı olması nedeniyle kaldırılması istendi. Ayrıca kapatılma kararı gerekçe gösterilerek, kullanıma kapatılmış gazete binasının ve bina içerisindeki eşyaların kendilerine teslim edilmesi istendi.

HABER MERKEZİ