Ana Sayfa Blog Sayfa 6075

Elbistan’dan Londra’da Belediye Başkanlığına

ALADDİN SİNAYİÇ

Gelişmelere yetişmek mümkün değil artık. Haberlerin içinde kaybolur olduk, bir gelişmeyi daha hazmedemeden yeni bir gelişme. Bu yüzden yazı konusu seçmek de, içini layıkıyla doldurmak da zor ve karmaşık bir hal alıyor.

Tüm dünya ABD’nin yeni başkanı Trump’a kilitlenmişken, ben de bir Kürdün gözüyle Trump’ı ve onun ‘Kürt hayranlığının’ altında yatan niyetin tiksindiriciliğini, yazayım diyordum,

Sonra, Türkiye’nin Trump’ı dururken, ABD’ninkini yazmak mantıksız geliyor! Ülkenin hali tam bir kabusa dönüşmüşken, ‘Türkiye hiçbir zaman bu kadar özgür ve huzurlu olmadı’ lafını nereye koyacağımıza daha karar vermeden, “Çobanlığın felsefesini anlamayan, psikolojisini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım” diyerek yüzde 50’ye de ‘aslında koyunsunuz’ belirlemesiyle siyaset dünyasında yeni bir çığır açıyor. İdam tartışmalarında, ‘George ile Hans’ın dediklerini değil Allah’ın dediklerini yaparız’ diyerek, İslam adı altında kendisinden olmayan herkesin infazını da buyurmuş oluyor.

Erdoğan’ın çobanlık felsefesi ve yüzde ellilik sürüsüne konsantre olmuşken, sosyal medyaya düşen görüntülerde artık Şırnak diye bir kentin olmadığını içimiz acıyarak izliyoruz. Nasıl bir nefret ve vahşet ki bu, bir kentin yüzde 70’ini yıkıp yerle bir etsin! Sonra bir kez daha anladım ki, hiçbirimiz Kürdistan’daki yıkımın düzeyini yeterince kavrayamadık, algılayamadık, anlayamadık. Bu yüzden de gereğini yapamadık! Vazgeçiyorum yazmaktan, daha doğrusu, o yıkımı ve altında yatan nefreti anlatabilecek güçte olmadığımı anlıyorum…

Bir de, Birleşik Krallığın bir Trump’ı var. O da Erdoğan sülalesinden, bir Osmanlı torunu. Daha kısa bir zaman önce Erdoğan’a ‘sapıklık’ tanımıyla en ağır hakaret şiir ödülünü kazanan Birleşik Krallık dışişleri bakanı Boris Johnson’un, AB referandumunda ‘Türkler AB’ye giriyor’ yaygarasıyla Britanyalıları AB’den çıkmaya ikna ediyor, dün de AB’ye ‘Türkiye’nin üzerine aşırı gitmek, çıkarlarımıza aykırı, yapmayın!’ diye uyarıyor! Boris’in iki yüzlülüğünü ve politikanın alçalmışlığını yazalım diyordum.

Tam Boris’e odaklanmışken, Avrupa Alevi Konfederasyonunun ‘illegal’ açıklaması düşüyor ajanslara! ‘Alevilik, hoşgörüdür’ sloganıyla örgütlenen AABK’nin bu hoşgörü felsefesinde bir tek Yurtsever Kürde karşı hoşgörüsüz olduğunu, bu açıklamayla aslında belirttikleri iki taraftan hangi safta durduklarını yazmak istesem de, biraz daha beklemek gerek diyorum kendime…

….

Hoşgörü, Alevilik, Yurtseverlik demişken, aklıma Ali Gül geliyor; Hem Kürt, hem Alevi, hem yurtsever, hem de hoşgörünün sembollerinden olan Haringey’de belediye başkanı.

Trump zihniyetinin her yere virüs gibi yayıldığı bir dünyada, Londra’nın Haringey ilçesi, kültürlerin, inançların, halkların birlikte hoşgörülü yaşam açısından bir anti-virüs mahiyetinde adeta. Haringey’in Green Lanes caddesine küçük Türkiye demeleri de boşuna değil. Baklavacısından tut künefecesine, çiğ köftecisinden tut kebapçısına, bakkalına, pidecisine, lahmacuncusuna, eczanesine, avukatına ve doktoruna kadar Türkiye veya Kürdistan’ın küçük bir ilçesinin bir caddesinde yürüyor hissedersiniz kendinizi.

268 bin nüfuslu Haringey, Birleşik Krallığın beşinci çok kültürlü yerleşim yeri; Resmi verilere göre 100’den fazla dilin konuşulduğu ilçede nüfusun yüzde 50’sinden fazlası göçmen.

Haringey belediyesinin 57 üyelik belediye meclisinin 49’u İşçi Parti’de. 15’ten fazla etnik kimliğin temsilcilerinin olduğu mecliste 3 tane de Kürt bulunuyor. Ülkede birkaç belediye dışında seçimlerde belediye başkanı halk tarafından seçilmiyor. Halk belediye meclis üyelerini seçer, belediye meclisi de seçilen meclis üyelerinden her yıl birisini kendi içerisinden belediye başkanı olarak seçer.

Mayıs 2016’dan bu yana Haringey’in belediye başkanlığı koltuğunda oturan Ali Gül Özbek, 1965 yılında, Elbistan’ın Sevdilli köyüne bağlı Gölpınar mezrasında dünyaya gelir. Sekiz çocuklu Alxas aşiretine mensup bir aileden gelen Ali Gül adını da Ali Gül dede’den alıyor. 16 yaşına kadar köyde kalan Ali Gül, İnönü Üniversitesi’nde kimya bölümü okumuş.

Kendisinin deyimiyle ülkede yaşama koşulları kendisi için ağırlaştığında 1991’de İngiltere’ye geliyor. Diline, kültürüne ve yaşamına tümden yabancı olduğu bir ülkede, tüm göçmenlerin yaşadığı zorlu evrelerden kendisi de geçiyor. Kebapçıda, ütücüde, dönercide çalışarak ayakta durma mücadelesi veren Ali Gül, o zorlu işlerin arasında dili de öğrenerek Portsmouth Üniversitesi’nde eczacılık okuyor. Okulu bitirip bir süre pratikte çalıştıktan sonra, 2007’de yukarıda bahsettiğimiz Green Lanes üzerinde Med-Chem adında bir eczane açıyor. Toplum içerisindeki dil bariyerinin en çok farkında olan Ali Gül, Kürtçe ve Türkçe konuşan bir eczanenin toplum açısından ne denli büyük bir ihtiyaç olduğunun bilinciyle karar veriyor eczaneyi açmaya.

Ve sonrası aktif siyaset dönemi başlıyor. 2014’te yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyesi seçilen Ali Gül, bu yılın Mayıs ayından bu yana da Belediye Başkanı görevini yürütüyor.

Avrupa’da yaşayan toplumumuzun daha fazla Ali Gül’lere ihtiyacı var…

özgür politika

Antep’te Alevi mahallesine bombalı saldırı

Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde iki kıraathanenin önünde bombalı saldırı düzenlendi. Valilik tarafından yapılan açıklamada saldırıda ölen ya da yaralanan bulunmadığı belirtildi.

Gaziantep Valiliği olayla ilgili şu açıklamayı yayınladı: “15.11.2016 günü saat 22.20 sıralarında Şahinbey ilçesi Kıbrıs mahallesi Magosa caddesindeki iki kıraathanenin önüne motorsikletli bir şahıs tarafından atılan poşetin patladığı anlaşılmıştır. Olaydan kaynaklanan herhangi bir can kaybı, yaralı ve maddi hasar yoktur. Olay çok yönlü araştırılmakta olup, fail yada faillerin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor”

duruş haber

ABF’den yeniden yapılanma için önemli kararlar

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yönetim Kurulu2nun 13 Kasım’da düzenlediği toplantının sonuç bildirgesi yayınlandı.  Genel Başkan Muhittin Yıldız imzasıyla yayınlanan bildirgede, toplantıda alınan kararlar yer aldı. İşte alınan o kararlar: 

BASINA VE KAMUOYUNA

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Yönetim Kurulu, Genel Başkan Muhittin Yıldız başkanlığında Ankara’da toplandı. 11 saat süren toplantının ana gündem konusu, Ülkenin içinden geçtiği süreçte Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yol haritası ve örgütlenme çalışmaları oldu.
Bu toplantıdan çıkan sonuca göre;
Alevi Bektaşi Federasyonu, bileşenleri ve varoluş nedeni açısından Türkiye ve Dünya Alevilerinin inanç özgürlüğü için mücadele etmeyi kendine şiar edinmiş bir Demokratik Kitle Örgütüdür. Ülkenin ve Ortadoğu’nun içinde olduğu ateş çemberinin farkında olarak ve durumda eğilmeden, korkmadan Alevi kadim inancını gereği olarak Hak mücadelesi vermeye devam edecektir. Enerjisini, gündelik sığ tartışmalar, içi boş polemikler, eleştiri sınırlarını aşmış iyi niyetten yoksun saldırılara asla harcamayacaktır. Kendisini Alevi Bektaşi Federasyonuna karşı bu noktaya konumlandırmış kişiler bilmelidirler ki ABF artık kuruluş amacının gereği olan Alevi Hak mücadelesine ve Türkiye’nin Laik Demokratik ve haklara saygılı sosyal bir hukuk devleti olması için mücadele edecektir.
Bu minvalde mücadele etmenin köşe taşları olan Federasyon içi örgütlenmede çalışmalarını son hızla devam ettirecektir.

ÖRGÜTLENME VE ETKİNLİK TAKVİMİ

Divan Kurulacak Hesap Sorulacak!

24 ARALIK’TA MARAŞTAYIZ!

Maraş katliamı, Alevilerin yaşadığı en ağır ve sonuçları itibariyle yıkımı en fazla olan bir Alevi katliamıdır. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kaybettiğimiz Canlarımızı anmak ve bu katliamları asla unutmayacağımızı ilan etmek üzere 24 Aralık’ta, ABF bileşenleri, Alevi örgütleri ve Alevilerin dostları ile birlikte Maraş’ta olacağız. Maraş katliam anmasından OHAL süreci bizi yolumuzdan döndüremeyecektir. Devlet konumu itibariyle kayıplarını ananları değil, onlara saldıracak olanları engellemek zorundadır. Bu konuda idari bir engelleme asla bizi yıldıramayacaktır. Maraş katliamının anmasını ne şartlarda olsa da yapacağımızı ilan ediyoruz!

3-4 MART’TA İNANÇ KURULTAYI YAPILACAK

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun asli misyonu, ALEVİ YOL’unun birliği ve süreklerinin çeşitliliği üzerinde asimilasyona asla izin vermemesi ve bu konudaki her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmektir. Bu minvalde YOL’u sahiplerine teslim etmek ve bu konuda sözü asıl sahipleri olan Mürşitlerimize, Dedelerimize ve Yol önderlerimize vermek adına ABF bünyesinde bir inanç kurulu oluşturulmasına karar verilmiştir. Bu alınan kararlar doğrultusunda Dedemiz ve İnançtan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Nurettin Aksoy ile Dedemiz ve Alibeyköy Cemevi başkanımız Hüseyin Güzelgül önderliğinde bir çalışma yürütülecektir. Bu çalışmalar sonucunda da 3-4 Mart 2017 tarihinde (2 GÜN) İstanbul’da YOL birliği adına bir inanç kurultayı yapılmasına karar verilmiştir.

BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI KARARI ALINDI

Aleviler, Selçuklu’dan bugüne kadar uzanan süreçte her devletler tarafından yok sayılmış, katliama ve asimilasyona uğratılmış bir inanç topluluğudur. Bu saldırılar ve yok edilmeye karşı İmam Hüseyin’in açtığı yolda zalime asla boyun eğmeden bir var olma savaşı vermişlerdir. Nesimi, Hallacı Mansur, Pirsultan ve Ulu Ozanların açtığı yolda Alevilerin ortak akıl ve kendi hak mücadelesi çizgisini kendi belirleyecektir. iç organları ve Alevilerin dostları, akademisyenler hukukçular ve siyasetçiler ile tartışmak ve Alevilerin var olduğu bir kez daha en güçlü sesle duyurmak için ABF, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi örgütleri ve Alevilerin Dostları ile bir büyük Alevi Kurultayı kararı almıştır. Bu konudaki her türlü çalışma ve hazırlık süreci Genel Başkanı Muhittin Yıldız, Genel Sekreter Ali Aktaş sorumluluğunda komisyon kurularak başlanmasına karar verilmiştir.

TÜZÜK KURULTAYI ÇALIŞMALARI

ABF tüzüğünün, iyileştirilmesi, demokratik bir yönetim şekli ve iç örgütlenmenin inşaası açısından çok elzem buluyoruz. İç örgütlenme konusundaki aksaklıkların ve kadın gençlik kotalarının düzenlenmesi ekseninde bir Tüzük yenilemesi ve en kısa zamanda bir Tüzük kurultayına gidilmesi konusunda Hukuk İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Demirdelen sorumluluğunda bir komisyon kurularak başlanmasına karar verilmiştir.

DERGİ VE BÜLTEN ÇIKARIRILACAK

ABF bünyesinde yapılan etkinliklerin, örgütlenme çalışmalarının, bileşenlerimizin etkinliklerinin kamuoyuna ve Alevi toplumuna ulaştırılması için aylık bilgilendirme bültenleri çıkarılmasına Ayrıca Ülke gündemi ve Alevilerin gündemi ile ilgili bilgilendirme, kendi gündemini kendi yaratma adına, her türlü muhalif basına yönelik devlet saldırına karşı Alevi Yol erkanı ve kendi yayın çizgisinde asla ödün vermeyecek, ötekilerin de sesi olabilecek bir derginin Basın Yayın Sorumlusu Genel Başkan yardımcısı Bülent Kaya sorumluluğunda çıkarılmasına karar verilmiştir.

ALEVİ KADIN MECLİSİ (BACIYANE RUM )

Erkek Dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Eksiklik noksanlık senin görüşünde
Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin aydınlattığı yolda ve Kadıncık Ana’nın izinde Türkiye’deki Alevi kadınlarının birliği dirliği şiarıyla çalışma yapacaktır. Alevi kurumların içinde ve Türkiye kamuoyunda Alevi Kadın kimliği üzerinden gördüğü her türlü ayrımcılığa karşı örgütlenmek giderek gericilerşen toplumsal yapı ve ondan etkilenen Alevi toplumu üzerinde bir var olma mücadelesini kendine yol edinecektir. Bu minvalde ABF’ye bağlı kurumlar arasında örgütlenme çalışmalarına Kadın Örgütlenme sorumlumuz Sevim Yalıncakoğlu sorumluluğunda başlanmasına karar verilmiştir.

ALEVİ GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİ

Gençliğin Alevi Yol ve Erkanına göre yetişmesi ve kendi Pirleri Uluları ver yol önderlerinin aydınlattığı yolda yürümesi ,emek, eğitim ve hak mücadelesi vermesi adına ABF içerisinde bir Türkiye gençlik örgütlenmesi ve her yaz gençlik eğitim kampları yapılmasına Gençlikten sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Fazlı Aslan sorumluluğunda karar verilmiştir.
ABF yönetim kurulu, önüne koyduğu bu takvim için tüm organlarıyla Alevi Hak mücadelesine devam edeceğine ve bu yolda İmam Hüseyin, Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın gösterdiği çizgiden yoldan ayrılmadan çalışma yapacağına ikrar vermiştir.

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL YÖNETİM KURULU ADINA,
GENEL BAŞKAN
MUHİTTİN YILDIZ

Aleviler ve ortak direniş hattı

BAKİ GÜL

AKP ve Tayyip Erdoğan’ın örgütlediği faşist blokun hedefinde Kürtler, Aleviler, akademisyenler, gazeteciler, farklı inanç çevreleri, kadınlar, öğrenciler, emekçiler ve demokratlar var. AKP ve Erdoğan faşist diktatörlüğünün en tehlikeli yanı mezhepçi, tekçi zihniyete sahip olmasıdır. AKP’nin saldırı dalgasının hedefinde ise öncelikler var. Kürtleri merkeze alan AKP faşist diktatörlüğü Alevileri ve diğer demokrasi dinamiklerini tamamen susturmayı ve soykırım politikaları ile yok etmeyi kendine amaç edinmiştir.

Peki bütün demokrasi dinamikleri bunun farkın da mı? Sözkonusu demokrasi güçlerinin hemen hepsi bu tehlikenin farkında. Ancak mücadele yöntemleri ve mücadelenin aciliyeti konusunda ise farklı tutum ve davranışlar var. Ve bu da AKP faşizminin ömrünün daha da uzatılmasını sağlıyor. Daha somuta gelirsek, AKP’yi faşist ve diktatörlük olarak tanımlayan çevreler AKP’ye “gülümseyerek, sessiz kalarak” faşizmi yıkamayacağının farkında değil. AKP faşizminin saldırılarını tırmandıracağını öngören Kürt Özgürlük Hareketi, direniş kararını aldı ve dağda, kentlerde, sürgünde, zindanda bu kararını uygulamaya soktu. Büyük bedeller de ödedi. Ancak Türkiye’deki demokrasi dinamikleri geçmişteki alışkanlıkları, Türk devletinin özel savaş politikalarının etkilerini üzerlerinden atamıyor.

Yani AKP ve Türk devletinin faşist uygulamalarına karşı direniş mücadelesini zayıflatan tutum ve davranışlar kendisini gösterdikçe, AKP faşizmi nefes alarak ömrünü uzatıyor. Ve bu da tehlikeyi artırıyor. Ve üzerlerinde en büyük tehlike olan toplumsal kesim ise Aleviler. Kürdistan Özgürlük Hareketi yıllardır bu tehlikeye dikkat çekiyor ve Alevilerin örgütlenmesi, kendilerini savunması siyasette kendi temsillerini doğrudan sağlayacak bir düzeye gelmesini istiyor. Bunun için büyük çaba harcıyor, emek veriyor. Kürt Alevilerde böyle bir duyarlılık ortaya çıksa da CHP zihniyeti, devletçi yaklaşımlar ve sekter sol alışkanlıkların kendisini yaşattığı ortamlarda Aleviler büyük bir tehlike içine çekilmektedir. Türkiye’de CHP’nin Sivas, Malatya, Tokat, Erzincan, Çorum vb alanlardaki Aleviler üzerinde etkili olmak istemesi Alevilere AKP ve DAİŞ faşizminin hedefi haline getirmektedir. Bu anlayışın uzantısı kendisini Avrupa’daki bazı Alevi örgütlenmeleri üzerinde de göstermektedir. Bu anlayış yanlış ve tehlikelidir. Çünkü Alevileri katliamcı, soykırımcı diktatörlük yapılarına hedef haline getirmekte ve yalnızlaştırmaktadır. Bu anlayışın sahipleri Alevileri, Kürt Özgürlük Hareketi ile ortak hareket etmesini engellemek istemekte, araya mesafe koyarak Alevileri CHP üzerinden AKP’nin yedeğine, DAİŞ’in de hedefi haline getirmektedir.

Oysa Alevilerin yapması gereken, hem doğası hem de siyasal karakteri gereği AKP faşizmine karşı blok içinde örgütlenmesidir. Aksi taktirde, Aleviler Dersim 38, Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi gibi katliamları gündelik olarak yaşamak zorunda kalırlar. Çünkü AKP faşizmi, MHP ve CHP’yi kendisine yedekleyerek Türkçü, Sünni mezhepçi politikalarını kurumsallaştırmak istemektedir. Yani eğer Aleviler, Alevi düşmanı olan DAİŞ ve AKP faşizmine karşı direnişi sürdüren Kürt Özgürlük Hareketine karşı mesafeli, ön yargılı olurlarsa kendilerini açık hedef haline getireceklerdir. Ve ne CHP ne de başka bir yapılanma Alevileri koruyamayacaktır. Bu nedenle Alevilerin; özellikle Avrupa’daki Alevi örgütlenmelerin AKP’nin özel savaş politikalarına, psikolojik savaşına ya da Alevileri kendilerine angaje etmek isteyen Avrupa ülkelerine güvenmemesi gerekiyor. Aleviler önce kendi öz örgütlülüğüne kavuşmalı, kendi savunma mekanizmalarını kurmalı ve demokratik ya da radikal direniş zeminlerinde doğru güçlerle birlikte hareket etmelidir. Aksi takdirde Aleviler kendilerini soykırımcı politikalarının kurbanı olarak görmek durumunda kalırlar.

Avrupa’daki Osmanlı Ocakları, DAİŞ ve EL Nusra çetelerinin Türk devletinin desteği ile örgütlendirildiğini artık bütün dünya alem biliyor. Öyle Türk devletinin yasalarına ya da Alman devletinin hassasiyetlerine göre direnişin sembolü olan bayrak ve posterleri öteleyerek AKP ve DAİŞ faşizmine karşı mücadele edilmez. Aksine o bayrakları ortaklaştırarak, direnişi büyüterek faşizme karşı mücadele edildiğini herkes iyi bilmelidir.

Devletin tekçi ve ırkçı fideliğinde yeşerip kök salan AKP, CHP, MHP vb anlayışların Aleviliğin temel “yol” felsefesine ait olmadığını da iyi bilmek gerekir. Eğer Kerbela direnişi, Pir Sultan, Seyit Rızaların izinden gidilecekse bunun yol ve erkanı bellidir. AKP ve CHP de bu yolda değildir. Onlar Yavuz Selim’in, Kuyucu Murat Paşaların yolundadırlar. Bunun Aleviler tarafından iyi bilinmesi gerekir. Çünkü, yol mazlumların ortak direniş hattındaki yoldur. Bu da Botan’dan Koçgiri’ye, Dersim’den Tokat’a, Şengal’den Köln’e uzanan bir direniş hattıdır.

özgür politika

LZ: Erdoğan’ın bir bildiği var elbet

Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung Dışişleri Bakanı Steinmeier’in Ankara ziyaretinin somut bir mesaj içerdiği görüşünde:

“Türkiye Cumhurbaşkanı dışarıdan gelen her türlü eleştiriyi milli onura yönelik bir saldırı olarak göstermekte tamamen ustalaşmış durumda. Türkiye’nin AB üyeliği konusuna da artık pek aldırdığı yok. Almanya Dışişleri Bakanının Ankara ziyareti Berlin’in söylemini sertleştirdiğini gösteriyor. Steinmeier ev sahibinin görüşlerine açıkça itiraz etti ve muhaliflerle görüştü. Bunu Ankara’nın artık mülteci anlaşmasının arkasına sığınamayacağı şeklinde okumak mümkün.”

Lüneburg’da yayımlanan Landeszeitung Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ortak basın toplantısı sırasında kamuoyuna yansıyan gerginliğin bilinçli olduğu görüşünde:

“Çavuşoğlu’nun gazeteciler önünde mevkidaşı Steinmeier’e çıkışı, dil sürçmesinden kaynaklı bir skandal değil, tam aksine hesaplanmış bir hareketti. Osmanlı İmparatorluğu’nda sadrazam sarayı olan Babıâli yüzyıllarca diplomasinin temel kuralarını belirleyen yegâne yerdi. Kendini sultan olarak görmek isteyen Erdoğan’ın diplomasi rotasından ayrılarak yaptığı çıkışlar ve AB üyeliğini referanduma götürme tehdidiyle bir bildiği var elbet: Müzakere zeminini lime lime etmek. Türkiye on yedi yıl önce AB’ye tam üye adayı oldu. Türkiye’nin bu yolda bekleme odasından öteye gidemeyişinin başlıca sorumlusu Avrupalılardır. Ancak buradan kapıyı çarparak çıkmanın sorumluluğu ise Erdoğan’da olacak. Otokrat Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü kuruluş yıldönümü olan 2023’te İslami bir öncü güç kurmuş olma niyetinde. “

Die Welt gazetesinde Jacques Schuster imzalı yorumdaysa Türkiye-Almanya ilişkilerinin karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu olduğu ve iki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu hatırlatılıyor:

Türkiye’nin büyüklüğü ve gücü ile stratejik önemi nedeniyle, Ankara ile mümkün olduğunca sıkı bir ittifak içinde olunması gerektiği konusunda bir değişiklik yok. Türkiye ile sağlam ilişkiler içinde olunması hem Almanya hem de Avrupa’nın çıkarınadır. Ancak Avrupa en kısa zamanda Türkiye’ye olan bağımlılığını azaltmalı. Türkiye ile varılan mülteci anlaşması Avrupa’nın memnuniyetle karşıladığı bir yardım ve bunun Ankara’ya bu şekilde anlatılması gerek. Ancak bu durum, Avrupa’nın da acil bir durumda mültecilerin kaçış rotalarını başka şekillerde kapatmasına engel olmamalı. Bu başarılabilirse, Ankara’nın kendine zarar vermeden Avrupa’yı tehdit edebileceği bir alan kalmamış olur. Hatta Avrupa bu haliyle pozisyonunu güçlendirmiş ve anlaşmazlık halinde bağlayıcı yaptırımlara başvurabileceğine dair mesajlar verebilecek konuma gelmiş olur. ” 

Ludwigshafen’de yayımlanan Rheinpfalz gazetesiyse Ankara’ya yönelik baskıların yetersizliğine dikkat çekiyor:

“Türkiye’de insan haklarına riayet edilmesi konusunda ahlaki çağrı ve uyarılar yeterince yapılıyor.  Ancak bu konuda gerçek bir baskı kurulabilmiş değil. Erdoğan artık ülkesinin AB üyeliğine aldırış etmiyor. Avrupa Birliği bu nedenle sınırlarında mültecilerin girişlerini kendisi kontrol altına alamadığı sürece Ankara’nın insafına kalmış durumda. Türkiye aynı zamanda askeri anlamda da kilit konumunda.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Meltem Karagöz

Beşar Esad’dan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ağır sözler

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Portekiz’in RTP televizyonuna bir röportaj verdi. ABD’deki başkanlık seçiminden, ülkesindeki son duruma kadar geniş bir röportaj veren Esad, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da sert sözlerle yüklendi.

“SURİYE’DEKİ DURUM TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDİYOR”

Hükümetinin temel görevinin teröristlerle mücadele olduğunu söyleyen Esad, Halep’te sivillerin canlı kalkan olarak kullanıldığını söyledi. Suriye’deki durumun tüm dünyayı tehdit ettiğini söyleyen Esad, Rusya ve İran’ın ülkesini desteklemesinin önemli bir nokta olduğunu dile getirdi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A AĞIR SÖZLER

Portekiz televizyonu, Esad’a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve devam eden Fırat Kalkanı Operasyonu’nu da sordu. TSK’nin Suriye’de bulunmasının ‘sınırı aşmak’ olduğunu öne süren Esad, Erdoğan için “Tamamen hasta bir adamdan söz ediyoruz” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın günümüzde değil, Osmanlı döneminde yaşadığını söyleyen Esad, “tam anlamıyla megalomanyak bir başkandan söz ediyoruz” ifadesini kullandı.

“TÜRKİYE ORDUSU DEĞİL, ERDOĞAN ORDUSU”

Suriye’de “teröristlere karşı savaşmanın” anlamının “Erdoğan ordusuna karşı savaşmak” olduğunu söyleyen Esad, “Türkiye ordusu değil, Erdoğan ordusu diyorum” dedi.

TRUMP’IN SÖZLERİNE YANIT

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, militanlara karşı savaşta yeni ABD Başkanı Donald Trump’la müttefik olabileceğini söyledi. Esad, “Rusya, İran ve ABD’yle militanlara karşı müttefik olabilirim” dedi. Trump’ın militanlarla savaşma sözünün ümit verici olduğunu belirten Esad, “Trump sözünü tutacak mı?” sorusuna “Bekleyip göreceğiz” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanından Fransız gazeteciye: Diktatör anandır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Saadet Oruç, Twitter hesabından Erdoğan’a “diktatör” diyen Fransız gazeteci Jean-Paul Ney’e “Diktatör anandır” diye yanıt verdi.

Oruç gelen tepkiler üzerin yaptığı ikinci paylaşımda, “Cumhurbaşkanına ‘diktatör’ diyen biriyle ciddi tartışılacak herhangi bir şey yoktur. Hak ettiği dilden cevabı alır. Bu cümle de burada dursun” ifadelerine yer verdi.

Oruç’un daha sonra Ney’i Twitter’da engellediği de görüldü.

Diktatör anandır. @jpney pic.twitter.com/3WPIKNZ7EN

— Saadet Oruç (@saadetoruc) 14 Kasım 2016

Savcı Bharara’dan ‘Rıza Sarraf’ dilekçesi: Türkiye’ye suçlama

Rıza Sarraf’ı ABD’de tutuklatan Savcı Preet Bharara’dan davayla ilgili olarak yeni bir hamle geldi. Bharara, dün davanın görüldüğü mahkemeye verdiği dilekçede, AKP hükümetini, “Sarraf davasına müdahale etmekle” suçladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la görüşmesine atıfta bulunan Bharara, verdiği dilekçede delillerin Türk makamlarıyla paylaşılması isteğine karşı çıktı.

Sarraf davasındaki delillerin, Türkiye’de düzenlenen polis fezlekesinde de yer aldığını hatırlatan Bharara, fezlekenin açık kaynaklarda yer aldığını ve Türkiye Adalet Bakanlığı’nın isterse bu fezlekeyi açık kaynaklardan edinip inceleyebileceğini ifade etti.

İş cinayetinde ihmaller zinciri bilirkişi raporunda

Bornova’nın Yeşilova semti 6213 sokak 11 numarada geçen 13 Ağustos’ta meydana gelen olayda, işçiler Ercan Özkaya (40), Zihni Bayburt (58) ve Arif Gül (48), apartmanın dış cephe onarımı ile boyaması için çalışmaya başladı. 10 katlı apartmanın, en üst bölümünde çalışmalarını sürdüren işçileri taşıyan demir iskele, çalışmanın başlamasından kısa süre sonra ağırlığa dayanamayınca çöktü. İskelenin üzerinde bulunan işçiler Ercan Özkaya, Zihni Bayburt ve Arif Gül, beton zemine düştü.

İlk müdahaleyi yapan diğer iskeledeki işçiler, sağlık ekiplerinden yardım istedi. Kaza yerine gelen sağlık ekipleri 3 işçinin hayatını kaybettiğini belirledi.

Kazadan sonra bir de dram ortaya çıktı. İşçilerden Ercan Özkaya’nın henüz 1.5 yaşında çocuğunun bulunduğu ve kalbi delik olduğu için tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

FACİANIN SORUMLULARININ İHMALLERİ TEK TEK SIRALANDI

Kazadan sonra olayı soruşturan savcılığın talimatıyla yapılan bilirkişi incelemesi, ihmalleri tek tek ortaya koydu. Bilirkişi raporuna göre, işveren S.Ö., işyerinde iş disiplini ve iş organizasyonunu sağlamadı, yapılan işi çalışanın kendi inisiyatifine bıraktı, elektrikli asma kilitle gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini aldırmadı, düşme sıralarında devreye girecek olan emniyet kemerlerinin işçilere takılmasını sağlamadı, çok tehlikeli iş sınıfında eğitimsiz ve belgesiz işçi çalıştırdı. Sanıklardan Ş.K.’nin kiraladığı elektrikli iskelede aşırı yük algılama sisteminin bulunmadığı da inceleme sırasında ortaya çıktı.

Ş.K.’nin ayrıca iskele iniş ve çıkış yolundaki engelleri kaldırmadığı, iskele sabitleme noktalarını en uygun koşullara uygun olmadan kiraladığı saptandı. İş sağlığı ve güvenliği uzmanı E.D.Ç.’nin ise işyerinin çok tehlikeli iş sınıfında olmasına rağmen risk değerlendirmesi yapmadığı, belgesiz işçi çalıştırıldığı ve iskelede önlem alınmadığı konularında işvereni uyarmadığı tespit edildi. Bilirkişi, olayda hayatını kaybeden üç işçinin de kusurlarının bulunmadığını belirledi.

SORUMLULAR HAKKINDA 15 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENDİ

Hazırlanan iddianamede, işyeri sahibi S.Ö. ve iskeleyi kiralayan Ş.K.’nin asli kusurlu bulunduğu belirtildi. İş sağlığı ve güvenliği uzmanı E.D.Ç.’nin de tali kusurlu olduğuna karar verildi. Savcılık iddianamesinde, üç sanık için ‘Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Davanın önümüzdeki günlerde İzmir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceği öğrenildi.

“MÜVEKKİLLERİMİZİN HAKLARINI SAVUNACAĞIZ”

İhmaller zinciri sonrasında meydana gelen kazada hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin avukatlarından Güngör Tosunoğlu ile Taner Tosunoğlu, gerek iddianamede, gerekse de bilirkişi raporunda yaşanan olumsuzlukların tümünün sıralandığını, can veren işçilerin aileleri adına hukuk mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

Tarihi yok etme inadı sürüyor

Binlerce yıllık tarihi sular altında kalacak Heskîf’te (Hasankeyf) Ilısu Barajı yapımı sürerken, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi aktivistleri, açılan onca dava ve uzman raporuna rağmen devletin ısrarını sürdürdüğünü, projeyi durdurmak için AİHM’e yaptıkları başvurunun sonuçlanmasını beklediklerini kaydetti.

Bugüne kadar baraj projesinin iptali için 12 dava açılmasına, ilçenin sit alanı olması ve Dicle Vadisi’nin baraj projesi için uygun olmamasına dönük birçok uzmanın rapor yayınlamasına rağmen devlet projeden geri adım atmadı.
Aktivistler, “2005 yılında barajın temeli atıldı ve 2008 yılında projenin bitmesi planlanıyordu ancak gelen tepkilerle birlikte proje duraksadı. Ilısu Baraj Projesi siyasi bir projedir. Devletin suya hakim olma anlayışı sonucu ortaya çıktı. Barajı elektrik ve sulama amaçlı yapacaklarını söylüyorlar. Ancak baraja harcanacak para barajın üreteceği enerjiden daha fazla maliyettedir. Üretilecek enerji de sadece büyük şirketler için kullanılacak. Devlet her defasında barajı Hasankeyf’i kurtarmak için yapıyoruz, zaten yıkılacaktı barajla birlikte onu restore ediyoruz diyerek halkı yanıltmaya ve propaganda yapmaya çalışıyor” görüşünde.

Sonuç bekleniyor

Yetkililer tarafından, Heskîf’te başta Zeynel Bey Türbesi olmak üzere birçok tarihi eserin taşınacağı dillendirilirken, bu eserlerin taşınması için son olarak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) izni gerekliydi. Ancak TMMOB, eserler taşınmaya uygun olmadığından onay vermedi. Devlet yurtdışından “ERBU” isimli bir şirketle anlaşarak taşınma için anlaşma sağladı. Hasankeyfi Yaşatma Girişimi aktivistleri, bunun için ise şu değerlendirmede bulunuyor: “Biz girişim olarak Zeynel Bey Türbesi ve diğer anıt eserlerin hukuka aykırı bir şekilde ihaleye verilmesi nedeniyle 2 dava açtık. Hasankeyf’in sular altında kalmaması için davayı AİHM’e götürdük. Her şey bu davadan sonra belli olacaktır.” ÊLÎH