Ana Sayfa Blog Sayfa 6076

Mermer ocakları doğayı tüketiyor

HES projesinin yarattığı yıkımla gündeme gelen Isparta’nın Sütçüler ilçesinde bu kez de mermer ocakları yaşamı tehdit ediyor. Şeyhler Köyü’nde içme suyu kirlenirken, Hacıahmetler Köyü’nde ise doğal yaşam ve tarım alanları yok olma tehlikesi altında

Daha önce Hidroelektrik Santrali (HES) projesinin yarattığı yıkımla gündeme gelen Isparta’nın Sütçüler ilçesinde bu kez de Ardıç ve Karacam ormanlarının bulunduğu bölgede onlarca mermer ve taş ocağı, ekolojik yaşama zarar veriyor. Şeyhler Köyü’nde Başaranlar isimli şirkete ait olan Mermer Ocağı nedeniyle köyün içme suyu yüzde 50 oranında kirlenirken, ocakta çalışan işçilerin kullandıkları tuvaletlerden çıkan atık suyun içme suyuna karıştığı ortaya çıktı.

Ayrıca köydeki derelere de yansıyan kirlilikten kaynaklı balıkçılıkla uğraşan köylüler artık yavru balık yetiştiremezken, ağaçlar da ocağın molozları altında kaldı. Su yollarının da büyük oranda tıkandığı bölgede, iki yıldır kirlilik içerisinde yaşamaya çalışan köy halkı bu durumu yetkililere bildirmelerine rağmen herhangi bir girişimde bulunulmuyor.

Yeni bir proje daha

Öte yandan bölgedeki Hacıahmetler Köyü’nde yeni bir mermer ocağı projesi gündeme getirildi. Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, İstanbul merkezli Bej Mermer A.Ş tarafından işletilmesi planlanan mermer ocağı için geçtiğimiz ay Çeveresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) nihai kararı verdi. Yaklaşık 100 hektarlık (1000 dönüm) ruhsat alanı bulunan mermer ocağı sahasında yılda toplam 300 bin metreküp üretim yapılması planlanıyor. Söz konusu projenin hayata geçmesi ile birlikte bölgedeki doğal yaşam ve tarım alanları tamamen yok olacak.

Köylü istemiyor

Hacıahmetler Köyü Muhtarı Süleyman Özcan, açılmak istenen mermer ocağına karşı olduklarını vurgulayarak, mermer ocağı açılmak istenen bölgede hem köylünün mera alanları hem de antik kalıntılar bulunduğunu söyledi. Özcan, “Köylümüz bunu istemiyor. İnsanımızın birçoğu da İstanbul’da. Oradaki köylüler projeye karşı imza toplayıp yetkililere iletti. Ancak Bakanlık gelip ‘Bu imza toplayanların köy ile bir alakası var mı?’ diye soruyor bize. Köyümüzün 750 nüfusu var. Ama biz fakir bir memleketiz. Nerede iş bulursak oraya koşuyoruz. Bu yüzden birçoğumuz İstanbul’da, gurbette” diye konuştu. ISPARTA

Şeyh Niyetullah Kasrı yıkılıyor

Çinar’ın bir mezrasında bulunan ve zamanında elden ele taşınan taşlarla inşa edilen Kürt Alim Şeyh Niyetullah’ın adını taşıyan tarihi kasır bakımsızlıktan yıkılıyor.

Amed’in Çınar ilçesine bağlı Altuxarî (Altınakar) Köyü’ne bağlı Gozelşeyh (Gelensu) mezrasında yılların tarihini, yapısında barındıran Gozelşeyh Kasrı yok olmayla karşı karşıya. 1890’lı yıllarda Kürt alim Şeyh Muhammet Niyetullah’a ait olan kasır, döneminde medrese olarak kullanılmış. 2 katlı ve 20 odadan oluşan kasır, medrese görevi görürken, Kürt tarihinde önemli isimlerden biri olan Cegerxwîn’in de burada medrese eğitimi gördüğü belirtiliyor. Şeyh Niyetullah’ın 4’üncü kuşak torunu Ruhi Altunakar, kasrın bölgenin de en stratejik tepesine inşa edildiğini belirtti. Altunakar, “Sit alanı ilan edildikten sonra buraya kimse bir şey yapamıyor. Medresenin 18 odası alt katta ve şu anda toprakla bir olmuş gibi. Geri kalan kısmı da taşları çürüyerek toz halini alıp gidiyor. Böyle giderse birkaç yıla hiçbir şeyi kalmayacak” diye konuştu. AMED

Defineciler antik kenti talan etti

Definecilerin, Roma döneminin 12 Aiolis (Batı Anadolu) kentinden biri olan Temnos’u talan ettiği ortaya çıktı. Antik kentteki tarihi mezarlarda hiçbir eser bırakmayan defineciler, kazıyı da arkeologlara taş çıkaracak şekilde yaptıkları belirlendi.

Antik kent merkezine yaklaşık 1 kilometre mesafede nekropol yani mezarlık alanı bulunuyor. 2000-2500 yıllık, yüzlerce mezar defineciler tarafından soyulmuş. Kazma küreklerle el yordamı ile metrelerce derinlikte kazıldığı anlaşılan mezarların içindeki hediyelerin tamamı defineciler tarafından yağmalanmış. İZMİR

Torunlarımız sanikêleri dinleyerek büyüsün

Kürtçe’nin Kırmanckî lehçesinde anlatılan “sanikêler” (masal) kaybolma tehlikesiyle yüz yüze. Bu geleneğin taşıyıcılarından biri olan 63 yaşındaki Dersimli Selvi Işık, sanikêlerin televizyon ve radyoların olmadığı dönemlerde özellikle çocukları uyutmak için anlatıldığını söyledi. Tekerleme şeklinde kafiyeli olarak anlatılan sanikêlerin uzun ve kısa biçimlerinin olduğunu anlatan Işık, bazılarının saatlerce anlatıldığını ancak dinleyicilerin sıkılmadan anlatıma eşlik ettiğini söyledi. Şimdilerde unutulmaya yüz tutan sanikêlerin hem yazıya hem de söze uyarlanıp geleceğe aktarılması gerektiğini söyleyen Işık, “Biz isteriz ki çocuklarımız ve torunlarımız da bu masalları dinleyerek dillerini öğrensin. Dilimizde söylenen sanikêleri anlatmak, yaşamak iyidir. Bunlar toplanarak çocuklarımıza da anlatılsın” dedi. DERSİM

Suruç Katliamı ve sonrasını anlatıyor

Suruç Katliamı’ndan sağ kurtulan yazar ve aktivist Mehmet Lütfü Özdemir’in hazırladığı Suruç Katliamı Dosyası, “Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak” adlı kitap, Ceylan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, katliam öncesini, anını ve sonrasını tanıkları ve günün siyasal gelişmeleri ile birlikte ele alıyor. Kitabın yazarı İstanbul TUYAP Kitap Fuarı’nda 18 Kasım Cuma günü 14.00-17.00 saatleri arasında kitabını imzalayacak. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF), 19-24 Temmuz 2015 tarihleri arasında Kobanê’de gerçekleştirmek istediği inşa kampanyası çerçevesinde 19 Temmuz’da birçok kentten gençler yola çıkıp 20 Temmuz’da Amara Kültür Merkezi’nin önünde buluşmuştu. Burada DAİŞ çetesinin gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirdi, yüzden fazla kişi de yaralanmıştı. İSTANBUL

Feqiyê Teyran’ın medresesi yok oluyor

Wan’ın Miks (Bahçesaray) ilçesi Vereruz Köyü’nde bulunan Kürt edebiyatının önemli şairlerinden Feqiyê Teyran’ın ilk ders aldığı medrese ile türbesi varlığını ilk günkü gibi korurken, ders verdiği medrese ve kitapları, yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Feqiyê Teyran’ın kaderine terk edilmiş ders verdiği kitaplarının bir bölümü cam fanuslar içinde muhafaza edilmeye çalışılmışsa da toz içinde çürümeye yüz tutmuş durumda. Restore edilmeyi bekleyen ders verdiği medrese ise medreseden çok her an yıkılma tehlikesiyle yüz yüze olan bir harabeyi andırıyor. Yaklaşık 400 yıl önce Vereruz Köyü’nde dünyaya gelen Feqiyê Teyran, ilim için bölgenin birçok kentini gezdi. Kürt Tasavvufi halk edebiyatının ilk temsilcilerinden olan Feqiyê Teyran, aşkın ve sevginin şairi olarak da anılıyor. Feqi, Qewlê Hespê Reş (Siyah Atın Hikâyesi), Şêxê Senan (Senan Şeyhi), Qiseya Bersiyayî (Bersiyay’ın Öyküsü), Ey Avê Av, Xan Dimdim, Bersîsê ‘Abid, Sîseban ve Ay Dilberê gibi birçok eseri Kürt edebiyatına kazandırdı. WAN

Bize koca bir onur bıraktı

Özgün ve protest müziğin usta ismi Ahmet Kaya’nın aramızdan ayrılışının üstünden 16 yıl geçse de milyonlar hala onun şarkılarını büyük bir özlemle dinlemeye devam ediyor. Eşi Gülten Kaya ise 16 yılın ardından Ahmet Kaya’yı ‘Bize tanıklık ettiği hayatı anlatan muhteşem şarkılar ve kimliğine sahip çıkarak da koca bir onur bıraktı’ sözleriyle anlatıyor

Türkiye’de, tarihe damgasını vuran birçok devrimci ve demokrat aydın, düşüncelerinden dolayı yaşadıkları toprakları terketmek zorunda kaldı. Ahmet Kaya da bunlardan biriydi. Sürgün edildiği Paris’te “Ya beni sararsa memleket hasreti” sözleriyle her geçen gün artan hasretini anlatıyordu. Kaya’nın linç edilmesiyle birlikte sürgün olarak yaşamına devam ettiği Fransa’da hayata gözlerini yummasının üstünden tam 16 yıl geçti. Eşi Gülten Kaya, geride bırakılan 16 yılın ardından özlemini dile getirdi. Gülten Kaya onu, “Bize tanıklık ettiği hayatı anlatan muhteşem şarkılar ve kimliğine sahip çıkarak da koca bir onur bıraktı” sözleriyle tanımlıyor. Yaratıcı insanlar, sanatçıların bu hayatın konuğu olmadığını kaydeden Kaya, “Zamanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, onların bıraktıkları izler kalıcı ve değerli oluyor. Hayata ve çağına tanıklık etmiş ve öyle üretmiş bir sanatçı, tüm varlığı ile hayatın içindeydi. O onur benim başımın tacı olacak hep” diyor.

‘İyi haberler vermek isterdim’

“Her bakımdan zorlu geçen 16 yılın sonunda, Ahmet Kaya’nın uğruna sürgünlere gittiği dili ve kimliği konusunda başucunda oturup ona iyi haberler vermek isterdim ama maalesef bunu yapamayacağım” diyen Kaya, içinde bulunulan süreçle ilgili ise şunları belirtti: “Halkların acıları, demokratik haklar ve özgürlükler açısından bakıldığında içinden geçtiğimiz zaman dilimi ve birçok bakımdan iç açıcı gelişmeler olmasa da, bu aynı zamanda sürdürülebilir bir süreç de değil. Ezilen ve yok sayılan halklar açısından hayat hep ileriye doğru gidecek ve değişim kaçınılmazdır. Ahmet, bunu en iyi bilen ve bu konuda öngörüye de sahip insandı. 16 yıl önceki cümlelerine baktığımızda da bunu görebiliriz.”

Kürt kimliği hep içindeydi

Şarkılarında ağırlıklı olarak toplumsal meseleleri işleyen Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı. Yıllardır dışa vuramadığı Kürt kimliğini ödül törenindeki konuşmayla ifade etti: “Önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya klip çekeceğim.” Bu sözler ile davetlilerin bir kısmı Ahmet Kaya’ya hakaret edip, çatal ve bıçak fırlatarak “vatan haini” sözleriyle linç etmeye çalıştı.

Medyanın hedefi oldu

Yaşanan olayın ardından kasetlerinin satılması ve bulundurması yasaklandı. Ana akım medyada da hedef haline geldi. Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptığı dönemde “Vay şerefsiz” manşeti atıldı. Hakkında birçok dava açılan Kaya, 16 Haziran 1999’da çok sevdiği topraklarından ayrılmak zorunda kaldı.

Dostlarından sitemle ayrıldı

Sürgünde yaşadığı özlemi ve sitemi, “Siz yanmayın-Sürgün” adlı şarkısında şu sözlerle ifade etti: “Burada, bu şarkımı söylerken, Türkiye’de yaşadığım çok zor günlerde, bir merhabasını istediğim, fakat o merhabayı esirgeyen ulusal anlamda bu kaderi paylaştığım, arkadaşlarıma ve dostlarıma ince sitemdir. Umarım, beni anlarlar.”

Onbinler uğurladı

Memleket hasreti ağır geldi Ahmet Kaya’ya, 16 Kasım 2000’de, “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Cenaze merasimi Paris Kürt Enstitüsü’nde yapıldı. 17 Kasım 2000’de 30.000’in üzerinde kişinin katıldığı törenle Paris’in Père Lachaise Mezarlığı 71. bölüme defnedildi. “Öldüğümde değil yaşarken anlayın beni” diyen Ahmet Kaya, hakkında yaşamını yitirilişine kadar bir linç kampanyası yürütülürken, yaşamını yitirdikten sonra ise kendisine yüzlerce ödül verildi. Kaya’nın ölümünün ardından 16 yıl geçse de milyonlarca kişi hala onun şarkılarını dinliyor ve onun müziğinden etkileniyor.

Irak’tan Ankara’ya: Müdahale ederiz

Musul operasyonunda Selam, Kadisiye ve Bekir Mahallesi’nde şiddetli çatışmalar yaşanırken, Şii Heşdi Şabi komutanlarından Yusuf Kilabi, Tel Afer Havalimanı’nı hedeflediklerini söyledi. Bağdat da Türkiye’ye ‘askeri seçenek’ uyarısı yaptı

Musul ve Tel Afer operasyonunu sürdüren Irak yönetimi, AKP hükümetini uyarıp “Ateşle oynama. Diplomatik yollar tükenirse askeri müdahale olur” dedi. Musul harekatı Irak ordusu, Pêşmerge güçleri, Haşi Şabi ve Ninova Muhafızları ittifakı tarafından sürdürülüyor. Çetecilerin Asur Medeniyeti’nden kalma eserleri kepçe ve balyozla parçaladığı Nimrud antik kentini ve kentin 80 mahallesinden 5’ini (Gogceli, Semah, Saddam, İntisar ve Şeyma) alan Irak ittifakı ilerliyor. Selam, Kadisiye ve Bekir Mahallesi’nde ise çatışmalar yaşanıyor.
Altın Kuvvetler 2’nci Tümen Komutanı Maan Saad, “Musul’da akıllara durgunluk verecek boyutta şiddetli bir savaş var” dedi. Saad, örgütün şimdiye kadar sadece doğu cephesinde 180 bombalı araçla saldırı düzenlediğini söyledi. Videolarda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise DAİŞ’in, Irak Ordusu’na ait tank ve zırhlı araçları Alman yapımı MİLAN anti-tank silahına eşdeğer güçteki Rus yapımı kornet silahıyla vurması.

Rûdaw’a konuşan Şii Heşdi Şabi komutanlarından Yusuf Kilabi de, “14 Kasım itibariyle Tel Afer’in kontrolüne yönelik operasyonun üçüncü aşaması başlamıştır. Tel Afer Havalimanı bir sonraki hedefimiz. Bu nokta Musul operasyonunu doğrudan etkileyecek” dedi.

‘Ateşle oynama’

Musul ve Başika’daki TSK kampı nedeniyle Ankara ile Bağdat arasında gerilimin dozu da artıyor. Irak Parlamentosu’nda ‘askeri güç kullanma’ seçeneği gündeme getirildi. Irak Temsilciler Meclisi Savunma Komitesi Üyesi Muvaffak el Rubai, parlamentonun operasyon çerçevesinde Musul’un sınırlarının korunması ve yabancı ülkelerin müdahalesinin engellemesine yönelik bir karar aldığını hatırlattı. IraqiNews.com’un aktardığına göre Rubai, “Türkiye’yi engellemek için tüm diplomatik yollar tükendiyse, Irak hükümeti Ankara’nın ülkemizin egemenliğine yönelik tecavüzlerini durdurmak için askeri müdahalede bulunacak” ifadelerini kullandı. Ankara’nın gelecek hafta Musul operasyonuyla ilgili bir konferansa ev sahipliği yapacağını da belirten Rubai, “Türkiye’nin, Irak hükümetinin bilgisi ya da izni olmadan, Musul’un kurtarılmasıyla ilgili bir konferans düzenlemesi ateşle oynamak” dedi. BAĞDAT/MUSUL

Îdlib ve Halep’e operasyon

Rusya ve İran Hizbullah güçleri Îdlib, Humus ve Halep’te büyük bir operasyon başlattı. Halep’te Kerim Miyeser, Saxûr, Salihîn, Raşidîn, Kelasê ve Ferdos mahallesi’ne yapılan uçak saldırıları sonucu 7 sivil yaşamını yitirdi

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, ülkenin Akdeniz’e gönderilen tek uçak gemisi Amiral Kuznetsov’daki bombardıman uçaklarının Suriye’nin Îdlib ve Humus kentlerinde geniş operayon başlattığını ilan etti.

Haberi Suriye resmi ajansı SANA, “İdlib ve Homs Kırsallarında Geniş Çaplı Operasyon Başlatıldı” başlığıyla duyurdu. Şoygu, Suriye’ye 7 adet S-300 füze savunma sistemi konuşlandırdıklarını da açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Savunma Bakanlığı’nı Suriye’nin Tartus kentindeki donanma tesisi ve Hmeymim Üssü’ndeki Rus güçlerini havadan korumakla görevlendirdi. Rusya Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı seçilen Donald Trump da telefonda görüştü. Kremlin’den yapılan açıklamada iki liderin “yapıcı işbirliği” kurmak için çalışmakta mutabık kaldığı belirtildi.

Halep’te de operasyon

ÖSO’nun Doğu Halep’i terketmesi için verilen 24 saatlik ültimatomdan sonra Rusya-İran-Hizbullah-Baas rejim güçleri, Halep’te de büyük bir saldırı başlattı. ANHA haberine göre Kerim El-Terab, El-Ezîziyê, Bustan Başa, Mealii El-Iwêca ve Bustan Qesir mahallesi’nde silahlı muhalif gruplarla rejim güçleri arasında yoğun çatışmalar yaşandı. Rejim güçleri Kerim El-Terab Mahallesi’ndeki birçok binayı ele geçirerek bölgede ilerledi. Savaş uçakları da kentin doğusunda yer alan Kerim Miyeser, Saxûr, Salihîn, Raşidîn, Kelasê ve Ferdos Mahallesi’ne saldırdı. Saldırıda 7 sivil yaşamını yitirdi, sivillere ait yerleşim yerlerinde büyük çapta maddi hasar meydana geldi.
Rejim güçleri, muhaliflerin kontrolündeki Hulok, Biêdîn, Heyderiyê, Înzarat, Hilwaniyê ve Henderat Mahallelerine de top atışları yaptı. Top atışlarının ardından yurttaşlara ait evlerde maddi hasar oluştu.

Savaş uçağı düştü

Suriye’ye son dönemde tek uçak gemisi Admiral Kuznetsov’u gönderen Rusya, gemideki ilk uçağı kaybetti. Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye açıklarında bulunan Admiral Kuznetsov uçak kruvazöründen kalkan MiG-29’un Akdeniz’e düştüğünü açıkladı. Uçak 14 Kasım’da düştü. Pilotun paraşütle atlayarak kurtulduğu kaydedildi. Açıklamada, MiG-29’un teknik arıza yüzünden düştüğü iddia edildi. Bazı basın organlarında uçağın düşmeden önce öğle saatlerinde Halep’in güneyindeki Cebel Hus’ta bir okulu bombaladığı kaydedildi. 24 Kasım 2015 tarihinde Hatay sınırında bir Rus uçağı TSK tarafından düşürülmüştü. Bölgedeki örgütler Rus helikopterleri de düşürmüştü.

MOSKOVA

FARC’la anlaşma nasıl değişti?

Kolombiya’da referandumda reddedilen barış anlaşmasının değiştirilen maddeleri duyuruldu. Yeni anlaşma metninde FARC gerillalarının hapis cezaları alması veya kamu görevlerinde çalışabilmelerine daha önce getirilen yasaklar kaldırılıyor. Buna karşılık, herhangi bir suça bulaşmış olan gerillaların kırsaldaki belli bir alan içerisinde 5 ila 8 yıl arasında gözetim altında tutulmaları öngörülüyor. Barış anlaşmasında bazı teknik noktalar da değiştirilerek, mülk sahipliğine dair yeni belirlemeler yapıldı. Yeni barış anlaşmasının tekrar referanduma götürülmek yerine Kongre’den geçirilmesi ihtimali ise daha yüksek. BAGOTA / ANF