Ana Sayfa Blog Sayfa 6087

TABANSIZ ‘MUHATAPLAR’

Sandık iradesini yok sayarak vekilleri ve belediye başkanlarını cezaevine dolduran, STK’leri mühürleyen AKP, bu kez de 380 kişilik ‘tabansız muhatap meclisi’ kuruyor. Çözüm masasını deviren AKP’nin bu yeni girişimine ilişkin konuşan HDP’li Yıldırım, ‘Koruculuk nasıl tutmadıysa gayrı meşru isimler de tutmaz’ dedi

Belediye ve milletvekili seçimlerinde her defasında HDP ve DBP adayları karşısında yenilgiye uğrayan AKP hükümeti, seçilmişlerin yerine kayyum atayıp sandık iradesini yok etmeye çalışırken yeni bir yönteme başvuruyor. Kendi Kürd’ünü yaratmaya çalışan AKP iktidarı tarafından bir süre önce başlatılan kimi isimlerle bir araya gelme projesi kapsamında 380 kişilik bir liste hazırlandığı kaydedilirken Kürt siyasetçiler, “Düşündükleri işbirlikçiler, Kürdistan’a gidip gelemeyen isimlerdir” dedi.

Muhatap değil araçlar

Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın Ankara kulislerine dayandırdığı habere göre; Kürdistan’daki “güçlü aileler, dini liderler, kanaat önderleri ve STK’ler”den belirlenen bu kişiler, “bölge halkı ile devlet arasında köprü” görevi görecek! Haberde, AKP’nin son iki MYK toplantısını bu konuya ayırdığı ve her il için ayrı ayrı isimlerin belirlendiği aktarıldı.

Denenmiş yöntem

Belirlenen ve hükümet tarafından iş başına getirilmesi planlanan 380 ismin “Kürtlerin sözcülüğünü yapacağı ve yeni muhatap olacağı” belirtildi. Geçmişte de denenen ancak sonuç alınamayan bu yöntemi farklı yansıtmak için de “rol üstlenecek ailelerin geçmiş yıllarda olduğu gibi, terörle mücadele için değil, diyalog için kullanılacağı” ifade edildi.

Kayyumu sevdirme görevi!

AKP’nin söz konusu icraatlara ek olarak da “gönül köprüsü” dediği proje ile Kürdistan’a geziler düzenleyeceği, kendisine yakın STK’lerle toplantılar yapacağı ve bu yolla “kayyum belediyelerinin yapacağı çalışmaların da önyargıları gidereceği” ifade edildi. Söz konusu listesinin belirlenmesinde Kürt kentlerinde dolaşmaya yüzü kalmayan AKP milletvekilleri Orhan Miroğlu, Mehmet Metiner ve AKP’nin eski milletvekili Muhsin Kızılkaya gibi isimlerin danışmanlık yaptığı, ancak listenin sadece AKP’lilerden oluşması halinde etkili olamayacağı, bundan dolayı da HDP’ye yakın kesimlere ulaşılmak istendiği öğrenildi. Ancak sözkonusu listedeki isimlerin belli bir taban bulamayacağı kaydediliyor.

‘AKP muhattap belirleyemez’

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Kamuran Yüksek de, girişimi yorumladı. Kürt sorununun muhattaplarının AKP’nin istediği gibi belirlenemeyeceğini dile getiren Yüksek, demokratik siyaset yapanların ve kurumların tasfiye edilmesi ise yeni bir oyunun tezgahlandığının işareti olduğuna dikkat çekti. Yıllarca demokratik siyaset yürüten kurumların Kürt sorununun gerçek muhatapları olduğunu belirten Yüksek, “Yıllardır mücadele veren kurumlar bellidir” diyerek muhatap boşluğunun olmadığına vurgu yaptı.

Kürt aşiretlerine de kayyum atıyorlar

AKP’nin Kürdistan’da tutmayan işbirlikçi Kürt yaratma politikalarına bir tepki de HDP Wan Milletvekili Nadir Yıldırım’dan geldi. Yıldırım, “Miroğlu, Kızılkaya ve Metiner’in Kürdistan’da ne kadar meşruluğu varsa önerecekleri isimlerin de meşruluğu o kadar olacak. Düşündükleri işbirlikçiler, Kürdistan’a gidip gelemeyen isimlerdir. Wan’da daha önce 180 Kürt aşireti ile toplantı yaptıklarını söylemişlerdi. 180 Kürt aşireti demek Kürdistan’ın tümü demektir. Ancak bu tamamen yalandı” dedi.

AKP’nin Kürdistan’da yürüttüğü tasfiye politikaları nedeniyle meşruluğunu kaybettiğini belirten Yıldırım şunları kaydetti: “AKP Türkiye’yi sanal bir politik algı ile yönetmeye çalışıyor. Hakim olduğunu, yönettiğini göstermeye çalışıyor. Kürdistan’ın meşru temsilcileri seçtiği partinin eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleridir. AKP, Kürdistan halkının merşu iradesini rehin tutuyor. İşbirlikçilerini ise muhatap diye sunuyor. Deşifre olmuş koruculuk sisteminin farklı bir versiyonudur. Koruculuk sistemi nasıl ki Kürdistan’da tutmadı, bu da tutmaz. Gayrı meşru kişilerle meşruluk yaratamazsınız. AKP Kürdistan’da yürüttüğü savaşla meşruluğunu yitirdi. AKP şahsında devlet siyaseti meşruiyetini kaybetti. Halkın meşru temsilcileri seçilmişleridir. Belediyelere atanan kayyumlar nasıl ki meşru değil ise düşündükleri isimler de meşru değil. Belediyelere, şirketlere ve üniversitelere nasıl ki kayumlar atanıyorsa şimdi de Kürt aşiretlerine ve cemaatlerine kayyum atanıyor.”

HABER MERKEZİ

SP: Seçilmişlerin tutuklanması kabul edilemez

HDP Eşbaşkanları ve HDP milletvekillerinin tutuklanmasına dönük tepkiler büyüyor. İsviçre’nin iki büyük partisinden biri olan Sosyalist Parti Federal Milletvekili ve Parti Grup Başkanı Roger Nordmann partisi adına Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazarak HDP Eşbaşkanları ve milletvekillerinin derhal serbest bırakılmasını istedi.

Nordmann metubunda Erdoğan’a şu sözlerle seslendi:, “Bir parlamenter olarak size yazıyorum çünkü; onlarca yıl süren bir kültürel, sosyal ve siyasal kavgaya, barışçıl ve siyasal bir çözüm arayışında olan ve savaş yerine siyasi çözümü tercih etmiş Kürt halkının seçilmişlerinin tutuklanmasını kabul edemem” dedi. Türkiye’nin demokratik yollarla Kürt sorununa çözüm araması gerektiğini Erdoğan’a hatırlatan Nordmann, “Size yazıyorum çünkü ülkenizde yarattığınız şiddetin sadece terör saldırıları yaratacağını ve bununda sivil halkı etkileyeceğini düşünüyorum. Hâlbuki kısa biz zaman öncesine kadar Türk devleti Sayın Abdullah Öcalan ile müzakere masasına oturmuş ve bu durum kısa süreli de olsa bölgeye barış getirmişti. Size yazıyorum çünkü eminim ki, her siyasal veya askeri kavgada uzlaşma yolu vardır ve bu yolu seçmek ile barış getirilir” diyerek HDP’ye yönelik saldırılardan kaynaklı SP olarak büyük bir şaşkınlık ve endişe içerisinde olduğuna vurgu yaptı.

Serkan Demirel / Bern

‘Teslim olmayacağız’ mitingine çağrı

Emek ve Demokrasi Güçleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve meslek odaları, “Tek adam diktatörlüğüne geçit vermeyeceğiz” sloganıyla Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi. Kurumlar adına ortak hazırlanan basın metnini okuyan Demet Koca, 7 Haziran seçimlerinin ardından iktidarın halklara savaş açtığını söyleyerek, bu saldırılara karşı milyonların “teslim olmayacağız” dediğini kaydetti. Koca, “Başkanlığa ve diktatörlüğe karşı direnme günüdür” dedi. Emek ve demokrasi güçleri, sendika, demokratik kitle örgütleri olarak 20 Kasım Pazar günü saat 14.00’te Kartal Meydanı’nda miting düzenleyeceklerini duyuran Koca, “Teslim olmayacağız. Mutlaka kazanacağız” dedi. İSTANBUL

Hepimizi alsalar bile…

Halk iradesi gasp edilerek belediyesine kayyum atanan ve vekilleri tututuklanarak temsiliyeti yok edilen Colemêrg’te yurttaşlar yaşananlara tepkili. Oyların yüzde 80’ini alarak seçilen HDP’li milletvekilleri Selma Irmak, Abdullah Zeydan ve Nihat Akdoğan’ın tutuklanmasına tepki gösteren yurttaşlar, iradelerinin 4 duvar arasında hapsedilemeyeceğini belirterek, yaşananların darbe süreçlerini aştığını vurguladı. Yurttaşlardan Naciye İke, “Hepimizi alsalar bile yine başarıya ulaşmayacaklar” dedi.

‘Yine vekil çıkaracağız’

Yurttaşlardan Mahmut Kesici, halkın yüzde 80 üzerinde verdiği oylarla seçilen vekillerin tutuklanmasının hiçbir hukuka uymadığını vurgulayarak, “Bunlar hep Kürtlerin kazanımlarına yapılan saldırılardır. İlk seçimde yine biz burada 3 vekil çıkaracağız” diye konuştu. Neam Gündüz isimli yurttaş da, “Bu halkın iradesine yapılan saygısızlıktır. Yerelde belediye başkanımız, genelde milletvekillerimiz olarak irademiz tutuklandı” ifadesinde bulundu. COLEMÊRG

Soylu hızını alamadı

1990’lı yıllardaki vahşet günlerinde Tansu Çiller-Mehmet Ağar ekibinin içinde yer alan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yeni operasyonlar yapacaklarını söyledi. Erdoğan’dan PKK’yi bitirme talimatı aldığını söyleyen Soylu “20’sinden sonra mart ayının sonuna kadar Doğu illerinde olacağım. Bilsinler ki nisan onlar için iyi bir ay olmayacak, kış onlar için iyi geçmeyecek, Bütün güvenlik kuvvetlerimizle beraber onlara bir daha göremeyecekleri kadar büyük bir zayiat verdireceğiz. Bu ülkede PKK’nın adı, bir daha anılmayacak ve kim onlara yardım ve yataklık yapıyorsa, kimse bizden merhamet beklemesin” dedi. Kapatılan 370 derneği de değerlendiren Soylu, “Kamu görevlisiyse de bir şekilde PKK’ya dayanıyorsa, yardım, yataklık ediyorsa, bu milletin hiçbir kuruşunu onlara nasip ettirmeyiz. 370 dernek kapattık. Vurduk kilidi, gitti. Hadi bakalım açın da görelim” diye kaydetti.

Yüksek: AKP ısrarla ateş çemberine giriyor

İktidarın ülkeyi kan gölüne çevirdiğini belirten DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, ‘AKP kendini kurtarmak için bütün memleketi ateşe çeviriyor. Biliyorsunuz akrebin etrafına ateş çemberi oluşturduğunda kendini öldürüyor. AKP’nin durumu da bu. Kendini ısrarla Ortadoğu ateş çemberine sokmaya çalışıyor’ dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Mersin il örgütleri Pozcu’da bulunan Navom Otel’de dayanışma yemeği verdi. Yemeğe, Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Leyla Güven, DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, Mêrdîn (Mardin) Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk ve HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Tutuklu vekiller, siyasetçiler ve belediye eşbaşkanlarının resimlerinin bulunduğu “İrademizi teslim alamazsınız” yazılı pankartının asıldığı yemek saygı duruşuyla başladı. Yemekte ilk olarak söz alan HDP Mersin İl Eşbaşkanı Sadun Doğan, zorlu bir süreçten geçtiklerini belirterek, Kürdistan’da baskının hat safhada olduğu bir dönemde kendileriyle dayanışanlara teşekkür etti.

Güven: Baskılar bizi yıldıramaz

Leyla Güven, zor bir dönemden geçtiklerini belirterek, “Bu zorluk dört parça Kürdistan’da devam ediyor. Bu biz Kürtler için yeni değil” dedi. Kurulduğu yıllarda “Kürt sorununu çözeceğim” vaadi nedeniyle Kürtlerin AKP’ye bir şans verdiğini belirten Güven, AKP’nin şimdi ele aldığı iktidarla Kürtleri katlettiğini ifade etti. Güven, “Bu topraklarda bize şu an katliam yapmış olabilirsiniz. Bize binbir türlü baskı yapıyor olabilirsiniz. Ama bu baskı sonuç vermeyecek. Zira biz bu toprakların kadim halkıyız, hiçbir baskı bizi yıldıramaz. Bu nedenle AKP muhakkak gidecektir” dedi. Yapılan baskılara rağmen kazanmaya en yakın dönemde olduklarını dile getiren Güven, “Sizden isteğimiz morallerinizi yüksek tutmanız. Morallerimizi yüksek tutarsak ve birbirimiz ile daha fazla dayanışırsak yüzde 100 kazanan biz olacağız” şeklinde konuştu.

Türk: Kazanan biz olacağız

Yaşanan zulmü bütün Kürtlerin bildiğini belirten Ahmet Türk, bu zulüm karşısında tarihte Kürtler nasıl direndiyse bugün de direneceğini söyledi. 1980 ve 90’larda da Kürtlerin üzerine bir zulüm olduğunu belirten Türk, “Kürtler o zaman bunu dayanışmayla aştı, özgürlüğüne daha çok sahip çıktıkları için kazandı. Bu yüzden gelecek bizimdir. Kürtler özgürleşmeden bilin ki Türkler de özgürleşemez. Onun için hep birlikte direnirsek kazanan biz olacağız” dedi. Faşizmin sadece farklı kimlikleri ezmediğini belirten Türk, faşizmin kendi halkını da yok ettiğini ifade ederek, bu nedenle halkların hep birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Her zaman barıştan yana olduklarını Kürtler kadar barışı isteyen bir halkın olmadığını belirten Türk, “Barış için her şeyi yaparız ama onurumuza yönelik bir saldırı varsa biz asla bunu kabul etmeyiz ve direniriz” dedi.

Beştaş: İktidar büyük bir korku içinde

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş ise, bütün iktidarların Kürtleri ortak düşman olarak gördüğünün altını çizerek, “AKP, CHP ve MHP Yenikapı’daki mitingiyle bunu kanıtladı” dedi. İktidarın Türkiye’yi adım adım karanlığa götürdüğüne dikkat çeken Beştaş, “AKP bugün siyaseten rakibi olan bir partinin eşbaşkanının cezaevine atıyor. Bu ne siyasetiyle ne de ahlakla açıklanabilir” dedi. İktidarın büyük bir korku içinde olduğunu ve bu nedenle pervasızca saldırdığını söyleyen Beştaş, “Bu korkuları saklamak için herkesi susturuyorlar. Çünkü biliyorlar ki basın özgür olduğunda, halk gerçekleri duyduğunda ömürleri kısadır. Bu ömrü kısaltmak da bizim görevimizdir” dedi.

Yüksek: Kimse inanmıyor

İdam edilişlerinin 79’uncu yıldönümünde Seyit Rıza ve arkadaşlarını anarak sözlerine başlayan Kamuran Yüksek, tarihin nasıl bir döngü içinde olduğunu görmek için Seyit Rıza’nın “Ben sizin hilelerinize baş edemedim bu bana dert oldu ben de sizin önünüzde diz çökmüyorum bu da size dert olsun” sözlerini hatırlattı. Yüksek, “Bakın bugün yine aynı şekilde Kürtler üzerinde siyasi soykırım operasyonları var. Demokrasi mücadelesi veren kurumlar üzerinden tasfiye politikaları yürütüyor. Bunu ise onlardan önce aynı yalan ve hilelere baş vuran atalarının taktiğini kullanarak yapıyorlar. Bakın eş genel başkanlarımız tutuklanıyor. Her gün TV ve gazete manşetlerinde binbir yalan ile zulümlerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Ama kimse bunlara inanmıyor. Bir kesim korku ve çıkarları nedeniyle destek veriyor bunlara, ama büyük kesim bunlara inanmıyorlar” dedi.

‘Ülkeyi kan gölüne çevirdi’

İktidarın baltayı kendi ayağına vurduğunu belirten Yüksek, “AKP MHP’ye sarılarak bir kaç yıl daha iktidarda kalmaya çalışıyor. Ama AKP kendi sonunu kendisi getiriyor” dedi. İktidarın ülkeyi kan gölüne çevirdiğini ifade eden Yüksek, “Kendini kurtarmak için bütün memleketi ateşe çeviriyor. Biliyorsunuz akrebin etrafına ateş çemberi oluşturduğunda kendini öldürüyor. AKP’nin durumu da bu. Kendini ısrarla Ortadoğu ateş çemberine sokmaya çalışıyor. Muhaliflerin hepsine saldırarak etrafını ateş çemberine çeviriyor. Bu sizin etrafındaki ateş çemberi, Kürtlerin ateş çemberidir” şeklinde konuştu.

MERSİN

79 yıl önce diz çöktüremediler

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözleriyle akıllara kazınan Dersim direnişinin sembol isimlerinden olan Seyid Rıza’nın bugün ölüm yıldönümü. 15 Kasım 1937’de oğlu ve 5 arkadaşıyla birlikte Xarpêt’te (Elazığ) Buğday Meydanı’nda idam edilişinin üzerinden 79 yıl geçti. Katliamda 50 bin insan yaşamını yitirirken, Seyid Rıza’nın mezar yeri ise hala açıklanmadı. Katliamın ardından on binlerce Dersimli topraklarından sürgün edilirken, Alevi inancına ait kutsal değerler de tahrip edildi. “Şark Islahat Planı” kapsamında binlerce kişinin katledildiği, binlercesinin de sürgün edildiği Dersim Katliamı’nın üzerinden 79 yıl geçmesine rağmen devletin Kürt politikası değişmedi. Sürekli kendini tekrar eden bu politika, bu kez Kürt illerinde “Çöktürme Planı” adı altında yeniden devreye konuldu. 2016 yılında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce kişi öldürüldü, şehirler yakılıp yıkıldı, bu kentlerde yaşayan binlerce insan yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı. DERSİM

Fransa’da kitlesel yürüyüş

Fransa’nın kuzeydoğusundaki Lorraine bölgesinin Almanya sınırında bulunan Sarreguemines kentinde HDP’ye dönük tutuklama ve saldırılara karşı kitlesel bir protesto gösterisi yapıldı. Yürüyüşle başlayan protesto eyleminin ardından kent merkezinde bulunan Adalet Sarayı önünde toplanılarak, bir miting de düzenlendi. Burada yapılan konuşmalarda baskılara karşı Kürt halkının yanında olunduğu vurgulandı. Danimarka Jylland yarımadasındaki Aarhus kenti, Kanada’nın Toronto ve Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de de eylemler yapıldı.

Destek büyüyor

Güney Kürdistan’ın Şarezor Bölgesinde de Xormal ilçesinin YNK bürosuna HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, DBP eşbaşkanı Sebahat Tuncel ile Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın resimleri asıldı. Resimlerin altına ise “devrimciler zindanlarda mücadelesini daha çok yükseltir” diye yazıldı.

HABER MERKEZİ

12 Kasım Empati Krizi FUAT ATEŞ

12 Kasım’da gerçekleştirilen miting ile ilgili yazılacak çok şey var. Ama iki kelimeyle özetlemek gerekirse, yaşananlar tam bir empati krizidir. Öncelikle gerilimin Abdullah Öcalan bayraklarından çıktığı iddiası yanlış bir iddiadır. AABK’nın Gezi sürecinde yaptığı mitinglerde de Abdullah Öcalan bayrakları vardı. Ve Suriye bayrağından, Atatürk posterlerine, CHP flamalarından, sol örgütlerin bayraklarına kadar Gezi ruhuna uygun olarak tüm kesimlerin sembolleri vardı.

Fakat 12 Kasım’da 150-200 kişilik bir grubun -sahnenin en önüne gelerek- meydandaki tüm renkleri domine etmeye çalışması bir gerilime neden oldu. Yapılan anonslar neticesinde çoğu insan bayraklarını ve flamalarını indirirken, Güney Kürdistanlıların oluşturduğu bu grup nedeni anlaşılamayacak bir şekilde miting yönetimiyle kavgaya tutuştu. Miting alanına kendi flamaları ve Atatürk posterleriyle gelen CHP’lilerin ellerinden bayraklarının alınması, Alevi Kültür Merkezi üyesi bir çiftin Türk bayrağı taşımaları nedeniyle tartaklanması gerilimi farklı noktalara taşıdı. Bu noktada mitingin düzenleyicisi olan AABK yerinde bir karar verdı ve gerilimi dindirmek adına tüm konuşmacıları aynı anda sahneye çağırdı. Gönül isterdi ki, miting alanında Demirtaş, Yüksekdağ, Kışanak, tutuklanan gazeteciler ve akademisyenlere ilişkin pankartlar, yıkılan Kürt şehirlerini Avrupa kamuoyuna aktaracak görseller ön plana çıksaydı.

Gerek katılım açısından, gerekse katılımcıların çeşitliliği açısından uzun süre konuşulması gereken miting, maalesef Demokratik Güç Birliği bileşenleri arasında bir krize dönüştü. 7 Haziran süreciyle zirve yapan ve Türkiye’deki demokratik güçlerin bir araya gelmesine umut ışığı olan bu yapı, HDP projesi çatısında farklı kesimlerin bir araya gelmesini sağlamıştı.

Alevilerin beş ana talebinden hiçbiri bu mitinge konu edilmemiştir. Çünkü biliyoruz ki içinden geçtiğimiz süreç, bu talepleri dillendirmenin ötesinde Türkiye’deki kitlelerin yaşam hakkının savunulduğu daha geri bir hatta denk düşmektedir. Oysa, OHAL uygulaması ve keyfi tutuklamalar, AKP’nin rejim değişikliği isteği, başkanlık süreci ve HDP’li belediye başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması, sivil toplum kuruluşlarının kapatılması, medyaya yönelik baskılar ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, akademisyen ihraçları ve üniversitelere yönelik baskıları, Kürt şehirlerin yok edilmesi, bireysel silahlanmadaki artış ve topyekûn iç savaş tehlikesi, Suriye-Irak operasyonları ve AKP’nin IŞİD desteği, mülteci krizi ve batılı ülkelerin suskunluğu, AKP’nin Türkiye’yi AB’nden uzaklaştırma çabaları diye uzayan onlarca yakıcı başlık varken, mitingin ardından tartışılan konular içler acısıdır.

Bir çift söz de provokatör kişiliklere

Mitingin bitmesini bile beklemeden kaleme sarılan mı istersin, hiç alana gelmeden sosyal medyadaki yorumlardan analiz üretenler mi, kurumları masa başında dizayn edenler mi istersin tam bir provokatör kişilik enflasyonu yaşadık. Bu provokatörleri nasıl mı tanırsınız?

  • Yazılarını ‘Ben/biz haklıyız’ temeline oturtup, türlü kelime oyunlarıyla ajitasyon işine girişirler. Amigodurlar.
  • Birlikte mücadelenin koşullarını tartışmak yerine bölünmeyi telkin ederler.
  • Aklınca karşı taraf olarak tanımladığı kesimi kıyasıya eleştirirken, bu kesimle ilgili zerre empati yapmazlar.
  • Taşın altına elini koymazlar. Onları meydanlarda veya sokaktaki mücadelede göremezsiniz.
  • Olayı konuşmak yerine tarihsel fay hatlarına çalışırlar. Çünkü amaçları üzüm yemek değil, bağcı dövmektir.
  • Sırtlarında yumurta küfesi yoktur. Bu yüzden emeğe ve farklılıklara saygısızlık yapmaktan beis duymazlar.
  • Ve önemlisi ‘sokağa çıkalım’ dediklerinde değil 70 bin, 70 kişi bile toplayamazlar!

Önümüzdeki günlerde, MİT’in geçmiş dönemlerde de başvurduğu sol örgütlenmeler arasındaki ufak krizleri derinleştirmeye yönelik provokasyonlarını da görebiliriz. Bu konuya ayrıca dikkat etmek gerekiyor.

Alevi ve Kürt kurumlarına çağrım, araya ulakları almayın. Yaşanan gerginlikleri fırsat bilen bazı provokatörler Aleviler ve Kürtler hakkında nefret söylemine varacak ifadeleri sarf etmekten çekinmiyorlar. Bu süreç elbette geçecektir. Geriye yüzleri kızartacak bu yorumlar kalacaktır. AABK’nın Demokratik Güç Birliği ile ilişkilerini askıya alma kararını yanlı okumalarla, farklı noktalara çekme çabalarına da prim vermeyin. Halkın demokratik güçlerden beklentisi, 7 Haziran sürecinde olduğu gibi omuz omuza meydanlarda yürümektir. Demokrasi güçlerinin hatalarından ders çıkartarak, AKP faşizmiyle mücadelelerinde yoluna kararlılıkla devam edeceğine ilişkin inancımsa tamdır. İhtiyacımız olan tek şey ise azıcık empati…

Fransa Avrupa Konseyi ile Türkiye’yi görüştü

Fransa Adalet Bakanı Jean-Jacques Urvoas, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası haklarında geçici tutukluluk kararı verilen veya görevden alınan hakim ve savcıların durumu konusunda bugün Strasbourg’da Avrupa Konseyi ve AİHM yetkilileriyle özel bir görüşme yaptı. Fransız Bakan, Türkiye hakkında Avrupa Konseyi’nden aldığı bilgilerin “rahatlatıcı olmadığını” söyledi.

Jean-Jacques Urvoas, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a geçen ay başlarında bir mektup yazdığını, mektuba yanıt alamadığını, Bozdağ’ın yarın Avrupa Konseyi’ne yapacağı ziyareti öğrenince, “Fransa olarak Türkiye’deki gelişmelerden duydukları kaygıyı Avrupa Konseyi genel sekreterinin bilgisine taşımak istediklerini” söyledi. (Not: Bekir Bozdağ’ın ziyareti pazartesi sabahı yapılan açıklamayla ileri bir tarihe ertelendi.)

Önerdiğimiz linkler Analiz: Türkiye-AB ilişkileri uçuruma sürükleniyor

AB dışişleri bakanları toplantısında Türkiye konusunda uzlaşma sağlanamadı. Brüksel ve Ankara’daki görüşmelerin de gerginliği yumuşatması beklenmiyor. Demir Murat Seyrek’e göre AB-Türkiye ilişkileri uçuruma sürükleniyor. (14.11.2016)

Erdoğan’dan AB için referandum teklifi

Cumhurbaşkanı Erdoğan AB’nin Türkiye’ye karşı tutumunu sert sözlerle eleştirerek, süreçle ilgili kararı yıl sonundan sonra referanduma götürmeyi teklif etti. (14.11.2016)

AB’de Türkiye konusunda kararsızlık

Türkiye’yi görüşmek için toplanan AB dışişleri bakanları, ortak bir tutum konusunda uzlaşamadı. (14.11.2016)

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nden sürpriz Ankara ziyareti

Avrupa’da Türkiye’deki uygulamalara yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland Ankara’ya sürpriz bir ziyaret düzenliyor. (10.11.2016)

AB ile ipler koptu kopacak

AB kulislerinde Ankara ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması konuşuluyor. Türkiye’yle ilgili yıllık olağan raporunu açıklayan AB Komisyonu, bu alanda kararın AB devletlerine ait olduğu bildirdi. (09.11.2016)

AB-Ankara hattında arabulucular devrede

Farklı aktörlerin arabulucu olarak devreye girdiği Türkiye-AB hattında dönüşü olmayacak kararların alınması önlenmeye çalışılıyor. Ankara’nın üslubunu sertleştirmesi, AB’deki Türkiye karşıtlarının elini güçlendiriyor. (08.11.2016)

Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne verdiği önemden yola çıkarak hareket ettiklerini belirten Fransız bakan, “Türkiye’de haklarında somut haber bulunmayan hakim ve savcıların durumunu önümüzdeki günlerde Uluslararası Yargı Memurları Birliği ile görüşeceğini” bildirdi. Bakan, Fransız ve uluslararası yargı örgütlerinin Türkiye’de 15 Temmuz sonrası hakim ve savcıların durumu hakkında kaygılı olduklarını dile getirdi.

“Fransa’daki OHAL yargı ve meclis denetiminde”

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın 15 Temmuz sonrası iki kez Ankara’ya giderek Türkiye’ye tavsiyelerde bulunduğunu hatırlatan Fransız bakan, “Bizi bir araya getiren ilkeler konusunda Türk hükümetinin girdiği yol soru işaretleri yaratmakta. Bu nedenle Türkiye’nin muhatap olarak gördüğü Avrupa Konseyi’nin söylediklerine dikkat etmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Fransız bakan, Türkiye ile Fransa arasındaki OHAL uygulamalarının birbirine benzemediğini de belirtti. “Böyle düşünen varsa hatalı bilgilendirilmiştir” şeklinde konuşan Bakan Urvoas, Fransa’da OHAL uygulamasının yargı ve parlamento denetiminde olduğunu, “bu güvenceleri Türkiye’de göremediklerini” söyledi.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland, HDP’li parlamenterlerin tutuklanması ve ölüm cezası tartışmalarının yeniden alevlenmesi üzerine geçen hafta bir kez daha Ankara’ya gitmiş ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım olmak üzere çok sayıda üst düzey yetkiliyle görüşmüştü.

Avrupa Konseyi özellikle ölüm cezasının yeniden ceza sistemine yerleştirilme olasılığı konusunda tedirgin. Strasbourg kulislerinde, böyle bir durumda Türkiye’nin Konsey ile ilişkilerinin olağanüstü bozulacağı artık açık şekilde dile getiriliyor. 1949 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye, ölüm cezasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek protokolleri imzalayıp onaylayarak, savaş ve yakın savaş halleri de dahil olmak üzere her durumda kaldırmıştı.

Ölüm cezasının kaldırılması Avrupa Konseyi üyeliğinin “olmazsa olmaz” şartlarından birini oluşturuyor.

 © Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg