Ana Sayfa Blog Sayfa 6088

Hacı Birlik’in mezarına tahammülsüzlük

Mezarlıkların tamamen yıkıldığı Şirnex’te 2 Ekim 2015 tarihinde Dicle Mahallesi’nde katledildikten sonra cenazesi akrep tipi zırhlı aracın arkasına bağlanarak yerlerde sürüklenen Hacı Lokman Birlik ve ailesine ait mezarlık da tahrip edilmiş

Şirnex’te (Şırnak) 14 Mart’ta ilan edilen “sokağa çıkma yasağı”nın kaldırılmasının ardından kentteki manzara görenleri dehşete düşüren nitelikte. Yıkılmadık bina bırakılmayan kentte mezarlıklar da tahrip edilmiş. Özel harekat polisleri tarafından katledilen ve cenazesi zırhlı araca bağlanarak sürüklenen Hacı Lokman Birlik ve ailesinin mezarlarının tahrip edildiği görüldü. Aynı zamanda Cumhuriyet Mahallesi’ndeki mezarların yıkıldığı da görülüyor.

ŞİRNEX

‘Hamlenin ilk aşaması başarıyla tamamlandı’

YBŞ ve YJŞ’nin başlattığı Êzîdî Kadınları İntikam Hamlesi’nin ilk aşaması başarıyla tamamlandığını açıkladı. Açıklamada, ‘Êzîdxan savaşçıları olarak amacımız, onurumuzu ve topraklarımızı korumak ve kurtarmaktır’ dedi.

YBŞ-YJŞ’nin Şengal’in işgal altındaki köylerine yönelik kurtarma operasyonu 3’üncü gününde devam etti. “Êzîdî Kadınları İntikam Hamlesi”ne ilişkin yazılı açıklam yapan Şengal Kadın Birlikleri Komutanlığı ve Şengal Direniş Birlikleri, 12 Kasım’da YBŞ ve YJŞ’nin başlattığı operasyonun birinci hamlesinin 3’üncü gününde başarıyla tamamlandığı duyurularak, “Êzîdxan savaşçıları olarak amacımız, onurumuzu ve topraklarımızı korumak ve kurtarmaktır” dedi. DAİŞ çetelerinin 3 Ağustos 2014’te Şengal merkezi ve köylerini işgal ettiğinin hatırlatıldığı açıklamada, “O günlerde hiçbir güç ya da devlet Êzîdîlere sahip çıkmadı. Özsavunma esası üzerinden kendi gücümüzü kurduk ve Êzîdî kadınlarının ve annelerinin bir daha acı çekmemesi ve yaralarının sarılması için Êzîdxan kızları olarak özgün birliklerimizi kurduk. Şengal’in ve birçok köyünün kurtarılmasında da büyük rol oynadık. Ama hâlâ birçok köy ve esirimiz çetelerin elinde” diye kaydedildi.

Êzîdxan köylerini kurtarmayı amaçlayan operasyonun birkaç aşamadan oluştuğunun vurgulandığı açıklamada, şunlar ifade edildi:

“İlk aşaması Sikiniye, Heyale ve Geliye Şilo (Şilo Vadisi) ile Sewra köyleri arasındaki üçgeni kurtarmaktı. Bu bölge bizler açısından çok önemli. Çünkü bu alanın alınmasıyla çetelerin Şengal Dağı’yla bağlantısı kesilmekte ve Şengal ile Mediban arasındaki hat açılmaktadır. Birinci hamlede buraların kurtarılması ve güvenliğinin sağlanması esas alındı. Şimdi bu bölgeler kurtarılmış ve YJŞ ve YBŞ güçleri olarak halkımızın güvenli bir şekilde bu alanlara gelebilmesi için çetelerin döşedikleri mayınları temizliyoruz. Birinci aşama için hedeflediğimiz köyler özgürleştirildi ve hamlenin birinci aşamasının tamamlandığını söyleyebiliriz. Kurtardığımız bölgelerde mevzilerimizi hazırlıyoruz ve böylece buraların tekrar çetelerin eline geçmemesi için tedbir alıyoruz.”

‘Mücadelemiz devam edecek’

YBŞ ve YJŞ Komutanlığı, açıklamasının sonunda ise söz konusu tedbirler alınana kadar operasyonu durdurduklarını belirterek, “Ancak çetelere karşı operasyonlarımız ve savaşımız devam edecek. Bütün köyler ile Êzîdî çocuk ve kadınlarının tamamı özgürleştirilene kadar mücadelemiz devam edecek” dedi.

Kaynak: ANF

BM Özel Raportörü HDP ile görüşecek

BM Düşence ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, Türkiye’ye geldi. Kaye, eşbaşkanları ve milletvekilleri tutuklanan HDP’li yetkililerle de bir araya gelecek

Birleşmiş Milletler (BM) Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, bir dizi görüşme gerçekleştirmek üzere Türkiye’ye geldi. 18 Kasım tarihine kadar İstanbul, Ankara ve Amed’te bir dizi görüşme gerçekleştirecek olan Kaye, geçtiğimiz gün eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile milletvekilleri tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile de görüşerek, son dönemlerde yaşanan gelişmelerle ilgili kendilerinden bilgi alacak. Çok sayıda insan hakları ve sivil toplum kuruluşları temsilcisiyle de bir araya gelecek olan Kaye, ayrıca Adalet Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli düzeyde devlet yetkilileriyle de birer görüşme gerçekleştirecek.

Ziyarete ilişkin kısa bir açıklama yapan Kaye, 15 Temmuz askeri darbe girişimi sürecinde birçok insanın haklı olarak darbeyi sert dille eleştirdiğini ama gerek darbe öncesi ve gerekse de sonrası özellikle gazeteci, akademisyen ve farklı düşüncelere sahip insanlara yönelik baskıların ciddi boyutlara ulaştığını söyledi. En son BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü’nün Türkiye’ye 1996 yılında geldiğini hatırlatan Kaye, birinci elden alacağı bilgiler ışığında BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunmak için raporunu hazırlayacağını kaydetti. Kaye, ayrıca ziyaretle ilgili Cuma günü Ankara’da bir de bir basın toplantısı düzenleyecek.

Mersin Rojava Derneği’ne de mühür

Kapatılan 370 dernek arasında bulunan Mersin Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği de mühürlendi

İçişleri Bakanlığı tarfından 3 ay süreyle kapatılan 370 dernek arasında bulunan Mersin Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği de polis tarafından basıldı. Dernekler masası yetkilileri, akşam saatlerinde polisler eşliğinde Toroslar ilçesine bağlı Kurdali Mahallesi’nde bulunan dernek binasına gitti. Binadaki eşyaların sayımının ardından kapıya mühür vuruldu.

MERSİN

Bir arada yaşamayı savunmak bedel ister

Geçen cuma gününden bu yana katıldığım eylemlerde, eylemlerin aciliyeti üzerine ön sıralarda konuşmalar yapılıyor olsa da, geri de duranlar daha çok semboller üzerine tartışma sürdürüyorlardı. Oysa hiç bir sembol üzerine tartışacak kadar vaktimiz yok. İşçilerin, Sendikacıların, Aydınların, yazarların, Belediye Başkanlarının, Milletvekillerinin beşer, onar tutuklandığı; bir ülkenin geleceğinden kaygı duyan duyarlı insanlarının yarın başına ne geleceğini bilmediğimiz karanlık bir süreçten geçiyoruz.

Bir iktidar kendine biat etmeyen her muhalifi dize getirmek, kendi gücüne boyun eğdirmek için her türlü faşizan kirli yolları deniyor. Yasaları kendi ideolojilerine göre çıkarıyor, güvenlik kararnamelerini, iletişim yasalarını kendilerine kolaylık getirecek biçimde formüle ediyorlar, biz hala bu tehlikenin boyutunu göremiyoruz.

Semboller üzerine tartışmayı bu yaşıma kadar bir türlü anlayabilmiş de değilim aslında. İnsanlar yanımda mı, karşımda mı odur ölçüm.

Böyle değil tabi, bu duruma neden ideolojik bakmıyorsun? Gibi sorular sorulabilir. Peki, ideoloji dediğimiz şeyin insanların refahı, mutluluğu, sevinci ile bir bağı varsa ve biz bu bağı güçlendirmekle görevlendirmişsek kendimizi, neden kendi ellerimizle bu bağı kesiyoruz; Mücadelesini verdiğimiz gelecek insanlığın mücadelesi değil mi? İnsanlarla yan yana gelme olanakları varken, öteki görmek, öteki gördüğümüzü kendimize benzetmek yada bizden uzaklaştırmanın ideolojik bir anlatımı var mı bu durumda? Öyleyse, kim hangi rengiyle geliyorsa, kim kendisini nasıl ifade ediyorsa; yan yana olabileceğimiz herkesi dost, yoldaş görmeye alışmalıyız.

Karanlık bir iktidarın kendinden geçmiş bir hırs ve acelecilikle karanlık bir diktatörlüğe doğru koşar adım gittiğini görürken, insan yaşamı, insan geleceği üzerine kafa yorulması üzerine yoğunlaşmak yerine, üç beş sembole takılmanın izah edilecek yanı yoktur. Sembollerde taşınanların suç olup olmadığını belirleyen sistemden hem şikâyet etmek, hem de onun ağzıyla konuşmak farklı bir tartışma konusu. Her konuşmamızda GEZİ RUHU’ndan bahsederken, gezi ruhunu da anlayamadan konuştuğumuz çıkıyor ortaya.

12 Kasım 2016 tarihinde Avrupa Alevi Konfederasyonu Köln şehrinde bir miting çağrısı yaptı. Binlerce insan bu çağrıya ses verdi, Ren nehri kenarındaki meydan doldu. Bu insan kalabalığına birlikteliğin gücü anlatılmalıydı, bu yapılamadı. Sembollere tosladı otuz bin insan.

Alevilerin değişik kimliklerden olduğunu biliyoruz, değişik siyasi gruplardan olduğunu da biliyoruz. Yaşananlardan ve geleceklerden rahatsız olan herkes kendi sembolünü orada açsaydı fotoğrafımız çok daha zengin olacaktı. Gezi olaylarında hepimiz şahit olduk, insanlarımızın öyle sembollere falan takıntısı yok. Sorunlu olan örgütlerimizin siyasetlerini pratiğe uygulamasından kaynaklı.

Eylem sonrası yazılanları içim kanayarak okuyorum. Herkes kendi örgütünün ne kadar doğru, ne kadar becerikli olduğunu yarıştırıyor. İnsan ne söyleyeceğini ne yazacağını bilemiyor bu durumda. Eyleme katılanların hepsi iktidarın hedefindeki insanlar, karanlığın karşısında durmaya çalışan insanlar. Mitingler, kitle psikolojisini, kitle cesaretini yükseltmek için yapılıyorsa, buna uygun hareket etmek yerine, neyin yarışıdır, neyin becerisidir bu yapılan anlayabilmiş değilim. Pir Sultan duruşu dediğiniz şeyi beceremediniz arkadaşlar, hiç kusura kalmayın. Otuz bin insana umut değil, karamsarlık verdiniz; otuz bin insana cesaret değil, kaygı verdiniz. Bu durumu hemen düzeltmelisiniz. Bilerek, isteyerek tapmadınız elbette ama sonuç böyle.

Hiç bir şey için geç kalınmış değil. Ülkemizin sadece insanları değil, her karış toprağı, her damla suyu, her yeşili tehlike altında. Bizim daha büyük birlikteliklere ihtiyacımız var, ayrışımlara değil. Aydınları, yazarları, gazetecileri, bilim insanları, belediye başkanları, milletvekilleri hapislerde olan insanların sorumluluğunu öne çıkararak gel. Zalimliğe dur demek istiyorsan, nasıl geliyorsan öyle gel. hangi sembolle geliyorsan öyle gel. Yeter ki gel… Diyebilmeliyiz. Yarışma yapmadığımızı, üzerimizde tarihi bir insanlık yükü taşıdığımızı bilincimizden çıkarmadan.

Yaklaşan tehlikeli karanlıktan ancak çoğalarak çıkabileceğimizin bilinciyle… Birarada yaşamanın bedelini göze alarak….

 

Sevgiyle.

AB bugün Türkiye’yi konuşacak

Dün iki günlük bir zirve için bir araya gelen AB dışişleri bakanları bugün Türkiye ve Avrupa’nın savunma politikası ele alacak

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri ele almak için Brüksel’de iki günlük zirve düzenledi. Dün Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık seçimini ele alan bakanlar, bugün Türkiye ve AB savunma politikasını ele alacak. Saat 11:30’da Türkiye gündemiyle başlayan toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetini daha önce birçok kez basına ve muhaliflere yönelik müdahaleler nedeniyle eleştiren AB, bazı ülkelerin Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırım çağrıları dahil bazı gündemleri konuşacak. Toplantıda, Türkiye’ye karşı ortak bir tutum üzerinden uzlaşma bekleniyor. Toplantının diğer bir gündemi ise, Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinin durumunun yanı sıra Avrupa’nın savunma politikası ele alınması bekleniyor.

Bilgen: Mesele matematik olsaydı 330’a zaten ulaşmışlardı

Partisinin MYK toplantısından sonra basın toplantısı yapan HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, başkanlık sistemi ve anayasa değişikliği konularına ilişkin, ‘Bul karayı al parayı yoluyla anayasa olmaz’ dedi. Başkanlık sisteminin geleceğinden emin olmadıklarını belirten Bilgen, ‘Çünkü belli ki kendi gruplarına, birbirlerine güvenmiyorlar. Çünkü mesele matematik olsaydı 330’a zaten ulaşmışlardı’ ifadelerini kullandı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından gündeme dair parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İlk olarak AKP Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın “Devlet büyüklerine suikast halinde millet cezaevlerini basacak ve tüm FETÖ’cüleri ve PKK’lıları asacak. Halk arasında konuşulan bu” şeklindeki ifadelerine değinen Bilgen, “Türkiye bir rejim değişikliği hesabıyla büyük bir kaosa sürükleniyor. Özellikle geçmişte Gülen’le fotoğrafları olduğu bilinen bazı AKP’li isimlerin son günlerdeki sosyal medya paylaşımları bu kaygımızı artırıyor” dedi. Bu ifadelerin provokasyon değilse, bir planın deşifre edilmesi olduğunu dile getiren Bilgen, “Dolayısıyla AKP’nin bununla ilgili bir açıklama yapılma yapma sorumluluğu vardır. Kendi içlerindeki hesaplaşmayı, kendi içlerindeki ‘sızıntı’yı bir an önce masaya yatırmazlarsa, belli ki provokatif planlar hayata geçirilecek” diye konuştu.

‘Röportaj vermek kriminalize edilemez’

Bu sabah gözaltına alınan gözaltına Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Av. Levent Pişkin ve Av. Cahir Kırkazak’ın durumuna ilişkin de konuşan Bilgen, şunları söyledi: “Eşbaşkanlarımızı ziyaret eden avukatlar üzerinden polemikler yürütülüyor. Erdoğan kendi cezaevi hayatına örnek göstermişti. Biz de fazlasını değil, en azından o kadarını bekliyoruz. Uluslararası bir dergiye röportaj vermek kriminalize edilecek bir şey değildir. Bu gerekçe gösterilerek avukatlara baskı yapılması, avukat görüşmelerinin engellenmek istenmesi asla kabul edilebilecek bir yaklaşım değildir.”

‘Dernekler kilit vurmakla ortadan kalkmaz’

İçişleri Bakanlığı tarafından 370 derneğin kapatılmasına ilişkin Bakan Süleyman Soylu’nun açıklamalarına da yanıt veren Bilgen, bu anlayışın toplumu anlamamanın tipik bir göstergesi olduğunu belirterek, “Dernekler ihtiyaçlara göre kurulmuşlardır. Binlerce, on binlerce üyeleri vardır. Daha düne kadar Türkiye derneklerin sayısının fazla olmasıyla övünüyordu. Uluslararası arenada da bilinen, kadınlarla ilgili, çocuklarla ilgili kritik çalışmalar yürüten dernekler için ‘kapısına kilit vurduk, bitti’ anlayışı asla kabul edilemez. İhtiyaca dayalı örgütlenmeler kendilerini her şartta var eder. Buna inanıyoruz. Dernekler ihtiyaçla var oldular, mühürle de ortadan kalkmazlar. İçişleri Bakanı daha önce muhalefetteyken ‘Erdoğan’ı, AKP’yi bitireceğim’ diyordu. Bitireceğim dediği yere yerleşti ve anlaşılan o ki, muhalefetteyken yapamadığını şimdi yapacak” dedi.

‘Tek partili meclis istiyorlar’

Başkanlık sistemine de değinen Bilgen, şu değerlendirmelerde bulundu: “Demokratik model arayışları özgürce yapılabilmelidir, gerçekten özgürce tartışma olanakları varsa. Türkiye’de demokrasi olmadan cumhuriyetin var olamayacağını, özgürlükler olmadan barışın olamayacağını, adalet sağlanmadan birlikte yaşam olamayacağını bilen tüm kesimlere, duyarlılıklarını sergilemesi çağrısı yapıyoruz. Çünkü yarın geç olabilir. Önce partimiz darbe niteliğinde bir girişimle Meclis dışına itilmeye çalışıldı. Bizi dışlayarak üç parti birlikte anayasa değişikliği yapıyordu, şimdi anlıyoruz ki CHP de dışlanıyor. Yeni seçim sistemiyle de MHP Meclis dışına itilecek. Çünkü tüm araştırmalar, daraltılmış bölge seçim sisteminin en büyük bedelini MHP’nin ödeyeceğini gösteriyor. İki partili Meclis hayali kuranlar şimdi tek partili Meclis istiyor. Daha önce dört partinin eşit temsiliyle kurulan ve 61 madde üzerinde uzlaşma sağlanan Anayasa Komisyonu’ndan CHP ve MHP, ‘başkanlığı konuşturmayız’ diyerek ayrılmıştı. Geçtiğimiz aylarda Meclis’te yine bir komisyon kurulmuştu. O komisyonun ilk toplantısında da CHP ‘başkanlığı tartıştırmayız’ demiş, komisyondan dağılmıştı. Şimdi ne değişti ki CHP ‘Getirin teklifinizi konuşalım’ diyor. MHP için nelerin değiştiğini anlıyoruz. Ama belli ki CHP de kendi üzerinde bir baskı hissediyor. Bundan birkaç ay önce sergiledikleri tavrın bile arkasında durmuyorlar. Başkanlık denilen, uluslararası politikada bir eksen kaymasını da beraberinde getirecek bir rejim değişikliğidir.”

‘AKP iktidarını kaybetme korkusu yaşıyor’

Seçim sistemi değişikliğiyle yapılmak istenenin, iktidarını kaybetme korkusu yaşayan partilerin seçim sistemini değiştirerek raf ömürlerini uzatma girişimi olduğunu ifade eden Bilgen, “AKP demokratik bir seçim sistemi arayışı taşıyor olsaydı, seçim sistemi özgür demokratik ortamlarda tartışılırdı” diye konuştu.

‘Bu yolla anayasa olmaz’

Açıklamanın ardından Bilgen, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bilgen, MHP ve AKP arasındaki görüşmelerine ilişkin soruya, “MHP’den nasıl bir söz, taahhüt almışlar onu bilmiyoruz. Ama MHP’nin daha önce söyledikleri ortada. Sadece MHP ile anayasa yapmanın ne demek olduğunu AKP seçmeni tabanı gayet iyi biliyor olsa gerek. Geniş katılımcı bir anayasa yapmak mümkünken, bunu yapmayıp ‘bul karayı al parayı’ yoluyla anayasa olmaz. Referandumda kazansanız da yetmez. Çünkü sayılar tek başına meşruiyet sağlamaz. Bunun en net örneği 12 Eylül anayasasıdır” yanıtını verdi.

‘Çalışmalarımızı sürdüreceğiz’

HDP’nin milletvekillerinin tutuklanması sonrası Meclis çalışmalarından çekilmesi ve eşbaşkanların yerine başka isimlerin getirilip getirilmeyeceği yönündeki bir başka soru üzerine de Bilgen, “Başkanlık yasa tasarısının geleceğinden o kadar da emin değiliz. Çünkü belli ki kendi gruplarına, birbirlerine güvenmiyorlar. Çünkü mesele matematik olsaydı 330’a zaten ulaşmışlardı. Dolayısıyla ne zaman kendilerine güvenir de bu teklifi getirirler bilemiyoruz ama öncelikle komisyona gitmesi gerekiyor. Biz de bu arada yerel tartışmalarımızı yapacağız. Biz Meclis’ten çekilme kararı değil, Meclis çalışmalarına katılmama kararı aldık. Eşbaşkanlarımızın boşluğu bizim için önemli. Ancak çalışmalarımızı hiçbir boşluk olmadan sürdürüyoruz. Örneğin yarın grup toplantımızı yapacağız” dedi.

ANKARA

Erdoğan: Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez, ben de bir çobanım

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım’ dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Beştepe’de düzenlenen Milli Tarım Projesi toplantısında konuştu. Tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getiren hükümet politikalarını görmezden gelen Edoğan, “Enflasyon rakamları açıklandığı zaman, domates, biber fiyatları açıklandığı zaman gerçekten ağrıma gidiyor. Bu topraklar bu kadar bereketli olacak ama biz hala domates biber fiyatlarındaki artıştan dolayı enflasyonda sıkıntı yaşayacağız. Olmaz. 19 tane sebze çeşidi nedir ya? Bunları arttırmamız lazım, meyve sebze çeşitlerini arttırmamız lazım. Adamlara gidiyorsun bakıyorsun masaya peynirlerin envayi çeşidini getiriyorlar. Bizde niye olmuyor. Bunların çeşidi arttıracağız” dedi.

‘Ben de bir çobanım’

Çiftçilik ve çobanlığın hak ettiği konuma getirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, “Çobanlık deyip hafife almayın. Alan alsın. Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım.” diye konuştu.

Kurtulmuş’tan Başkanlık açıklaması: 330’u bulduğumuz an…

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, yeni Anayasa ile başkanlık sistemine geçişin alt yapısını oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Kurtulmuş, ‘330’u bulduğumuz an anayasa değişikliği Meclis’e gelir’ dedi

Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası açıklama yaptı. Türkiye’de yaşanan ekonomik krize önlem olarak yatırım yapan yabancılara Türkiye yurttaşlığı verileceğini açıklayan Kurtulmuş, “Türkiye’de sabit yatırım yapanlar, belli bir seviyede gayrimenkul alıp 3 yıl satılmama şerhiyle tapuya kaydedenler, istihdam sağlayan yabancılar, 3 yıl çekmemek şartıyla bankaya belli bir miktar para yatıranlar, belli bir süre çekmemek şartıyla belli miktar devlet yatırım araçlarına yatırım yapan yabancılar kapsama alınmıştır. Bunların detayları önümüzdeki günlerde netleştirilecek” dedi.

‘İsminin ne oluğu önemli değil’

Başbakan Binali Yıldırım’ın “Güçlü cumhurbaşkanlığıyla yolumuza devam edeceğiz” ifadesi sorulan Kurtulmuş, “İsminin ne olduğundan daha önemlisi fonksiyonun ne olacağı önemlidir. Yürütmenin tek elde toplanması önemlidir. Mahiyet güçlendirilmiş bir başkanlık sistemi. Yargı ve yasama bağımsızlıklarının korunması güçlerinin artırılarak devam etmesidir” dedi.

Başkanlık anayasası

Kurtulmuş devamında şunları söyledi: “Kapsamlı anayasa değişikliği yapılabilmesi başka bir zaman bırakılacak. Şu anda üzerinde durduğumuz konu başkanlık sistemine geçişin alt yapısını yapacak olan anayasa değişikliği sistemidir. 330’u bulduğumuz an anayasa değişikliği Meclis’e gelir. 367’yi bulursan ne ala 367’yi bulsak bile millete gideriz. MHP ile görüşmelerimiz devam ediyor. Gönlümüz arzu eder ki CHP de bu görüşmelerin bir parçası olsun. CHP’nin ‘kapımız açıktır’ sözüne karşı biz de şunu söylüyoruz; bizim kapımız da sonuna kadar açıktır. CHP, yeni anayasa değişikliği süreçleri içerisinde yer almak isterse, bütün görüşlerini getirebilir, bunları konuşabiliriz.”

Demirtaş’ın tutukluluğuna yapılan itiraza ret

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasına ilişkin avukatları tarafından yapılan itiraz gerekçesiz bir şekilde reddedildi. Avukatlar AYM’ye başvuracak

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasına ve soruşturma dosyası için verilen gizlilik kararına avukatların yaptığı itiraz, Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Avukatların 8 Kasım’da yaptığı itirazı, 11 Kasım’da karara bağlayan mahkeme tutuklamanın “yasaya uygun” olduğunu savundu.

‘AYM’ye başvuracağız’

Mahkemenin verdiği kararı ve bundan sonra yapacakları hukuksal girişimler konusunda açıklama yapan Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, “Anayasa ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’na (CMK) göre mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak açıklamak zorundadır. Müvekkilimin tutuklanmasına ilişkin karara yapmış olduğumuz itiraz Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği’nce gerekçesiz bir şekilde reddedildi. Gerek bu husustaki gerekçe ile müvekkilimin tutuklanması nedeniyle ihlal edildiğini düşündüğümüz Anayasa’nın 19’uncu maddesinde yer alan kişi güvenliği ve hürriyeti ile 67’nci maddesinde yer alan seçme ve seçilme haklarının ihlalinin tespiti açısından bir zaman Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) tedbir talepli bireysel başvuru da yapacağız” dedi.

Demirtaş, 4 Kasım günü Amed’teki evinde gözaltına alınmış, aynı gün çıkarıldığı Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanmıştı. Demirtaş, aynı gün Edirne F Tipi Cezaevi’ne götürülmüştü.