Ana Sayfa Blog Sayfa 6089

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilere saldırı

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlük seçimlerinde Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu’nun oyların yüzde 86’sını almasına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Prof. Dr. Mehmed Özkan’ı rektör olarak atamasını protesto eden öğrencilere polis saldırdı

Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi rektörlük seçimlerinde oyların yüzde 86’sını almasına rağmen, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Prof. Dr. Mehmed Özkan’ı, rektör olarak ataması öğrenciler tarafından protesto edildi. Öğrencilerin toplu hareket ermesine engel olmak için Boğaziçi Üniversitesi kapısında TOMA eşliğinde bekleyen polisler, dışarı çıkan öğrencilere saldırdı. İki öğrenci darp edilerek gözaltına alınmak istendi. Öğretim üyelerinin girişimleri sonucu öğrenciler serbest bırakıldı. Üniversite’de öğrencilerin rektör protestosu devam ediyor.

Erdoğan tarafından rektör olarak atanan Özkan, rektörlük seçimlerine katılmamıştı.

SYKP: AABK kararını gözden geçirmelidir!

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Avrupa Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada, 12 Kasım Köln Mitingi üzerinden yapılan tartışmalara ilişkin bir açıklama yapıldı. SYKP tarafından yapılan açıklamada “Bu dönemde en son ihtiyacımız ayrışmaktır!” denerek, AABK’nın kararını gözden geçirmesi çağrısında bulunuldu.

AF / Köln

SYKP Avrupa tarafından tarafından yapılan açıklama şöyle:

Bu dönemde en son ihtiyacımız ayrışmaktır!

AABK KARARINI GÖZDEN GEÇİRMELİDİR

12 Kasım 2016 günü Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) önderliğinde Türkiye’deki faşizan gelişmelere karşı “Diktatörlüğe Hayır, Demokrasiye Evet” şiarıyla güçlü bir demokrasi mitingi örgütlendi. Elbette her eylem ve etkinlik gibi onlarca ayrı siyasal kurumu, on binlerce insanı Avrupa’nın merkezinde yan yana getiren bu organizasyonun da kimi eksikleri, sorunları vardı.

Demokratik direnişimizi daha iyiye ulaştırmak için eksiklerimizi tüm detaylarıyla tartışmak, bu süreçte en büyük ihtiyacımız olan birliğimizi pekiştirmek için zaaf ve sorunlarımızla yüzleşmek, onları aşmaya çabalamak zorundayız. Bundan kaçınmak peşi sıra dağınıklığı, başarısızlığı ve yenilgiyi getirecektir.

Parti olarak bizim de kimi eleştirilerimizin olduğu katılımcısı olduğumuz Miting’e ilişkin değerlendirme yapmak hepimizden çok elbette mitingin örgütleyicisi olan AABK’nın hakkıdır. Kurguladıkları mitingle gerçekleşen arasındaki faklara dikkat çekmek, bu farkların kaynaklarına işaret etmek hatta eleştirmek en çok da bu ateşten gömleği giyme riskini alanlarındır.

Bu çerçevede (haklı olup olmadığından bağımsız olarak) AABK’nın miting sonrasında yaptığı değerlendirmelerdeki eleştirileri tartışılabilir buluyor ve kimi noktalarına bizim de katıldığımız bu tartışmayı doğru mecralar üzerinden açık ve netçe yapmanın demokrasi mücadelesini geliştirici olacağına inanıyoruz.

Ancak, bu tartışmaları sağlıklı bir şekilde yürütmeden, karşılıklı eleştiri/özeleştiri mekanizmalarını işletmeden, bu sürecin en ağır bedelini ödeyen Kürt halkıyla yeterince empati kurmadan AABK’nın “Demokratik Güç Birlikleri”yle ilişkilerini askıya alma kararının “Diktatörlüğe karşı Demokrasi” mücadelemizi zayıflatacağına ilişkin kaygımızı AABK’yla ve demokratik kamuoyuyla paylaşmak istiyor ve kararlarını gözden geçirmelerini teklif ediyoruz.

Teklifimiz “kol kırılsın yen içinde kalsın” teklifi değildir elbette. Aksine, açık, net, yapıcı ve geliştirici bir tartışmanın geliştirilmesini çok önemli görüyoruz. Birbirine tavır beyan eden tutumların geliştirici değil, tıkayıcı ve dağıtıcı olacağı hepimizin malumu.

AABK’nın açıklamasında belirttiği gibi “Egemenler toplumları bölerek, içine nifak sokarak, birbirine karşı şeytanlaştırarak ezerek yok etmeye çalışır. Bu şeytanlaştırma, muhalif güçlerin bir araya gelmesini, bir güç olarak ortaya çıkmasını engellemiş, bunu fırsat bilen egemenler çelişkileri daha da derinleştirerek baskıyı, zulmü, sindirmeyi, korkuyu toplumun bütün kesimlerine hakim kılmıştır”.

İşte bu yüzden SYKP Avrupa olarak AABK’yı ve tartışmanın o ya da bu düzeyde muhatabı olan bütün kesimleri sağduyulu davranmaya, “Erdoğan Diktatörlüğünü” yıkmanın tek ve biricik yolu olan demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesine “nifak sokulmasına” imkân tanıyacak açıklama, söylem ve yaklaşımlardan uzak durmaya çağırıyoruz.

Başta bu önemli buluşmayı organize eden Demokratik Alevi iradesi olmak üzere, tüm demokrasi güçleri zaman geçirmeden yan yana, yüz yüze gelmeli ve sorunları tartışarak aşma, mücadeleyi büyütme, iradeyi çelikleştirme yolunu tercih etmelidir. AABK demokrasi güçlerini diktatörlüğe karşı yan yana getiren en ufak organizasyondan dahi geri çekilmek, ilişkilerini askıya almak bir yana, yapısında barındırdığı kapsayıcılıkla katılım ve etki düzeyini daha yüksek düzeye çıkarmalı, demokratik muhalefetin motor güçlerinden biri olma misyonunu yerine getirmeye devam etmelidir.

Hepimizin meydanlarda, konuşmalarımızda, yazılarımızda dile getirdiği “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” şiarı sadece bir slogan değil, gerçeğin ta kendisidir!

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Avrupa Koordinasyonu

avrupaforum

12 Kasım Eyleminin Dersleri

A.MAHİR OFCAN

Almanya’nın Köln Şehrinde önemli bir eyleme tanıklık ettik. AABF’nin çağrısını yaptığı, yanısıra geniş bir demokrasi yelpazesinin de birebir desteklediği eylemde onbinlerce aktivist biraraya geldi. Almanyanın her köşesinden ve yakın ülkelerden insanlar otobüslerle Köln’e aktı.

Uygunsuz fiziksel koşullar içinde, ince uzun bir alana sıkışarak yayılan kitlelerin öndekilerinin arkadan, arkadakilerinin de önden pek haberi olamadığı bir mitingti. Gerekçesini yüreğinde taşıyan, öyle fazla söze hacet duymayan binlerin bir olgunlukla alanda birlikte olmaya asıl önemi verdikleri belliydi. Gerisi biraz teferruattı.

Onbinlerce insanın içinden belki en fazla birkaç yüz kişinin şahit olduğu bir rahatsızlığı eylem sonrasında internete taşıyan, birbirini suçlayan açıklamalar ve paylaşımlarda bulunulması, bu dev mitinge gölge düşürmeye teşnedir. Eminim ki, zaten halkların birliği ve zulme karşı ortak duruşun bir fotoğrafı olarak önemsediğimiz Köln eylemini küçük düşürmek isteyenler, niyetleri ve hasletleri fakir olanlardır.

Elbette ki, bagajları birbirinden farklı olan kesimlerin bu genişlikte bir eylemi birlikte sahneye koymasının açmazları vardır. Bu farklı mücadele tarzlarına, farklı söylem ve yöntemlere tekabül edebilecek bir potansiyeli içinde barındırır. Ne ki sorun yine de, bu sınırlar içinde değerlendirebileceğimiz bir konu olmaktan öte boyutlar taşımaktadır.

Toptancı bir dille, bir inanç ya da kültür kesimini aynı kefeye koyma şansımız ve hakkımız yoktur. Herbirinden beklentimiz de aynı minvalde olmayabilir. Aynı atla hem tırıs, hem rahvan hem de yarış adımlarıyla koşmak olanaksızdır. Bu yüzden pratikte zaten 40 yıldır cansiperane mücadele veren özgürlük yürüyüşünün süvarilerini gemleyip, artistik alanlara hapsetmek, bir yaradılış çelişkisi olur. Bu ama, farklı yürüyüş tarzına sahip olanları, yarışa sokmayı da anlamsız kılıyor.

Alevi toplumunun inançsal ezilmişliği, yakılıp yıkılması, asimile edilmesi, cemevlerinden yoksun bırakılması, Sünni İslam karşısında hep kafir görülmesi, türlü iftiralarla lekelenmeye çalışılması karşısında dişe dokunur bir tepkiyi hiç bir zaman gösteremediği bir gerçektir.

Pasif direnmeyle sınırlı, düşmana lanet okuyan ilençlerle bugüne gelen Aleviler, yazıktır ki, kendilerine layık görülen bu kimliksizliği, şiddet karşıtlığı saikleriyle yıllardır yutmakta, sineye çekmektedir. Bir askeri garnizonun seyri altında, Sivas’ta saatler süren bir kuşatmayla ve ellerinde benzin bidonlarıyla Madımak’ı eteşe veren yobazlara susan hayasız devlet, hiç affedilebilir, hiç unutulabilir mi?

Kendilerine reva görülen bu kıyım ve kıyamın yanıtını hiçbir zaman veremeyen Alevilerin, bir özgürlük mücadelesi içinde, onbinlerce evladını yitiren Kürt Halkına empati yapabilmesini beklemek kadar doğal ne olabilir!? Mazlumun yanında olmak, bu felsefenin temel motifi olması gerekirken, Kürt Özgürlük mücadelesini sahiplenme noktasında, Türk Devletinin hep bilinen ezberlerinden, olmadı M.Kemal tapınçlığı yüzünden Cumhuriyet rejiminin 100 yıllık inkarından yakasını bir türlü kurtaramamış olmaları manidardır.

Bu tarihsel saptamadan sonra ama denebilir ki, Alevilerin azımsanmayacak bir bölümü, ülkenin bir Faşizm cenderine girmekte olduğu gerçeğinin ayırdına vararak, Özgürlük ve Barış talepleriyle, birçok kültür ve inanç kesiminin HDP ekseninde biraraya gelip, demokratik bir cumhuriyet şiarıyla buluşmasına ilgi göstermeye başlamıştır. Keza Avrupa Federasyonunun genel başkanlığını yapmış bir figür, Alevilere çizilen sınırları aşıp, 7 Haziran’da meclise girerek, Alevilere önemli bir adresin yolunu göstermiştir.

Seçimler sürecinde, HDP’yi oluşturan dinamiklerle Alevi gerçekliği, bir buluşma pratiğine girmişlerdir. Uzun yıllar birbirlerine, çeşitli angajman farklılıkları nedeniyle pek yabancı sayılan bu kesimlerin kaynaşıp, ortak bir havuza akmasını ummak, beklemek, kısa bir zaman için olası değil. Birlikte öğrenmek, hiç kuşkusuz en doğrusu olacak.

Alevilerin potansiyel olarak, ülkenin kurucu partisiyle yaşadığı izdivaç, hayatı saran yeni gerçeklikler karşısında, CHP’nin bu süreçte gösterdiği yüreksizlik ve devletle işbirliğine yanaşması ve siyasal kodlarının ezelden bağlı olması sebebiyle, giderek çöken bir geleceği işaret ediyor. Emekçi Alevilerin demokrasi seçeneği artık giderek ete kemiğe bürünüyor, tekçi, inkar ve imhacı bir devlet etme pratiğine karşı, ortak bir demokratik cumhuriyet fikri giderek güç kazanıyor.

Mücadele deney ve tecrübelerimiz farklı. Tarzımız farklı. Pratiğimiz farklı. Bütün bu gerçeklikten nasıl ortak bir gelecek kavgası seçeneği çıkartacağız? Buna muhtacız ve mahkümuz. Ülke elindeki az miktarda demokrasi tecrübesini bir çırpıda horoza yükledi. Bir parça yürüdüğünü varsaydığımız güçler ayırım ilkesi, bağımsız yargı, anayasal bütün kurumlar bir 15 Temmuz senaryosu karşısında, tuzla buz oldu. Parlamento bir günde, ulu hakanın tahrirar katipliği derekesine düşürüldü. İslamcı ve Türkçü bir faşizm tüm hışmıyla saldırıya geçti.

İçinde bulunduğumuz bu süreç, sıradan demokrat tavrı olan herkesi ortak bir cephede buluşmaya zorluyor. Alevilerin buna ihtiyacı daha vurucu ve derin sebeplere dayanıyor. Bu yüzden bir hayat memat meselesine gebe olan bu gidişin tersine çevrilmesi, bir demokratik sisteme ülkenin dönmesi için, herkes elini taşın altına koymalıdır. Barış ve özgürlük idelerinin hayatımıza eşlik etmesi gibi zaruretler, Alevileri daha yürekten kavraması gereken hasletler olmalıdır. Öyledir de.

Özgürlük savaşçılarının, Alevilerin rozetlerine, bayraklarına, ritüellerine takılmak gibi bir lüksü yoktur. Aynı şekilde bir halkın kendi kahramanlarının posterlerini taşıma, yükseğe kaldırma haklarına da Alevilerin rezerv koyma hakkı hiç olamaz. Kendi gerçekliğinden kaynaklı farklılıklarımız, farklı bagajlarımız, saflarımızda, yeni biraraya gelmişken, tekrar kutuplaşmaya, yaratılmış birliktelikleri berhava etmeye yarayacak gereksiz eleştirilere cevaz vermemelidir.

Hele hele düzenin elini güçlendirecek, devletin ezeli ezberlerine katkı sunacak, yürekleri çaşıt çarşısına dönüşmüş satılık kalemlerin yazılarına konu olmaya yarayacak anlamsız eleştirilerden, herkes uzak durmalıdır. Vicdanı olan herkes bu itidali göstermelidir.

Sınavdayız unutulmasın!

avrupaforum

12 Kasım mitingi ve Öcalan bayrakları

MURAT ÇAKIR

AABF’nin »öncülüğünde« düzenlenen 12 Kasım 2016 Köln mitingi eteklerdeki taşların düşürülmesine vesile oldu. O açıdan »hayırlı« bir sonucu var diyebiliriz. Miting önümüzdeki dönemde daha geniş tartışmalara yol açacaktır, ancak sorunu sadece »bir kaç yönetici« veya »kendini bilmez gençlerin bayrak ısrarı« çerçevesinde bırakırsak, asıl meselenin gün yüzüne çıkmasına yardımcı olamayız. O nedenle yol ayrımına gelinen bugünde bazı soruları açıkça sormak ve net yanıtlar vermek gerekmektedir.

Öncelikle asıl sorulması gereken soru, AABF’nin 5 Kasım’da yapılan eylemlere, konuşmacı olmak dışında, neden kurumsal olarak katılmayıp, 12 Kasım’da kendi mitingini düzenlemiş olduğudur. Ayrıca 12 Kasım mitinginde F. Alman devletinin dahi karışmadığı Öcalan bayraklarının taşınmasının Demokratik Güç Birliği Platformuyla ilişkileri askıya almanın asıl gerekçesi olup olmadığı da sorulmalıdır. Aslına bakılırsa, bazı iyi niyetli yöneticilerin haricinde Alevi derneklerinin ne kadarının güç birliğine sahip çıktığını sormak da yanlış olmayacaktır.

Birbirimizi aldatmaya hiç gerek yok. Salt iyi niyet de yeterli değildir, çünkü bilindiği gibi »cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir«. 12 Kasım’da ortaya çıkan durumun ardında yatan temel mesele Alevi örgütlenmelerinin yapısal sorunları ve aynı zamanda kitleler arasındaki sınıf farklılıklarıdır. Açık söylemek gerekirse, sorun »imparatorluklarını« kurmuş, tuzu kuru, F. Alman devletinin proje bütçelerinden pay kapmayı siyaset zanneden, yeri geldiğinde »Cem evinde siyaset yapılmaz« diyerek, ayrımcı siyasetin daniskasını yapan, »hassasiyet« safsatasıyla latent ırkçı tavırlar alan ve Alevi felsefisinin özünden çoktan uzaklaşmış küçük burjuva kimi yöneticiler ile, kirli savaşın mağduriyetini, ayrımcılığı, mülteciliği, katliamları ve kriminalize edilmeyi her gün bizzat yaşayan, göçmen toplumunun en altlarına itilen yoksul Kürt gençleri arasındaki sınıf farkı sorunudur.

Avrupa Alevi Hareketi adına yapılan açıklama, devletlerden icazet almaya odaklanmış, ortak çalışmaya olan gönülsüzlüğünün üstünü örtmeye yarayan gerekçelerden başka bir şey ifade etmeyen laf salatasıyla doludur. Özellikle birlikte olmaktan bahsedip, »illegal örgütlerle ilişkilendirilmeye müsaade edemeyiz« denilerek, Alevi kıyımlarının sorumlusu olan devletin ağzıyla konuşmaktan ibarettir. Dahası, bu artık »düşkünlük« mertebesindeki bir yaklaşımdır.

Devrimci hareketler meşruiyetlerini devletlerden değil, halklardan alır. Öyle olmasaydı, bugün Alevi hareketi var olamazdı. Görüldüğü kadarıyla kimi yöneticiler tarihten hiç bir şey öğrenememişler. 1996 yılında bazı yöneticilere, »böyle davranırsanız, Milli Görüşün aynadaki resmi olursunuz« demiştik. Maalesef öngörümüzde haklı çıktık. Şimdi devrimci-demokrat Aleviler şapkalarını önlerine koymalı ve yol ayrımında olduklarını görmelidirler: Ya devlet ağzıyla »Alevicilik« yapmaktan başka bir yolu tanımayanların, ya da Kerbela şehitlerinin kararlılığıyla faşizme karşı mücadeleyi tüm varlıklarıyla vermeye hazır olanların yanında olacaklardır. Tarih acımasızdır. Tarih sayfalarında nasıl anılacağına herkes kendisi karar verecektir.

avrupaforum

Koalisyon Steinmeier’in cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyecek

Alman dpa haber ajansı, koalisyon ortağı Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) cumhurbaşkanı adayı olarak Sosyal Demokrat Partili (SPD) Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’i destekleyeceğini yazdı.

Başbakan Angela Merkel’in partisinin Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Sigmar Gabriel’in bu yöndeki önerisini kabul ettiği kaydedildi. Konuyla ilgili açıklama yapan CDU Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel, Steinmeier’in cumhurbaşkanlığı adaylığını “mantıklı bir karar” sözleriyle değerlendirdi. CDU kaynaklarının aktardığı bilgiye göre, Merkel Steinmeier’in cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi konusunda uzlaşma sağlanmasının “bu güvenilir olmayan dönemlerde, istikrarın göstergesi olacağını” söyledi. 

CSU’dan açıklama

Öte yandan basına yansıyan haberlere göre, Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’nin de (CSU) Steinmeier’in adaylığını desteklediği kaydedildi.

CSU lideri Horst Seehofer daha önce yaptığı açıklamada, partisinin Steinmeier’i destekleyip desteklemediği konusunda somut bir açıklama yapmasa da “CDU ve CSU olarak hemfikiriz. Önemli olan bu” şeklinde konuşmuştu.

Yeşiller‘in tercihi ne?

Yeşiller Partisi üst kurulları Steinmeier konusunu görüşüyor.

Yeşiller Partisi eş başkanı Simone Peter ise CDU’nun açıklamasından sonra verdiği demeçte, Steinmeier’in saygın bir kişi olduğunu kaydetti.

Ancak Steinmeier’in Yeşiller’in dilediği partiler üstü aday olmadığını belirten Peter, yine de sonunda koalisyonun bir karara varmış olmasından memnun olduğunu kaydetti.

Sol Parti ise Steinmeier’in Joachim Gauck’un ardından cumhurbaşkanı olması fikrini reddetmişti. Sol Parti lideri Katja Kipping, partinin kendi adayını seçeceğini söylemişti.

Almanya yeni cumhurbaşkanını 12 Şubat 2017 tarihinde seçecek.

© Deutsche Welle Türkçe

Reuters/dpa, BS/BÖ

Kerbela’da çok sayıda canlı bombalı saldırısı: En az 8 ölü, 6 yaralı

Iraklı yetkililer, Kerbela kentinin çoğunlukla Şiilerin yaşadığı Ain al-Tamer bölgesindeki saldırıların 6 canlı bomba tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı.

Açıklamaya göre canlı bombalardan bazıları üzerindeki bomba düzeneklerini patlatamadan vuruldu.
Şu ana kadar saldırıyı üstlenen olmadı.

Ağustos ayında da Ain al-Tamer’de meydana gelen IŞİD’in üstlendiği saldırıda 18 kişi yaşamını yitirmişti.

Dolar 3,30’a dayandı

ABD başkanlık seçimlerini sürpriz bir şekilde Cumhuriyetçi Donald Trump’ın kazanması ardından dolarda başlayan değerlenme eğilimi devam ederken, geçen hafta tarihi zirvesini gören dolar/TL yeni haftaya 3.26 seviyelerinden başladı. Kur ilerleyen saatlerde yeniden yükselişe geçerek 3.2940 seviyesini görerek tarihi zirvesine yaklaştı. Dolar saat 13.20 itibari ile 3.2890 TL seviyesinden işlem gördü.

Trump’ın seçimleri kazanmasının ardından geçen hafta illikit işlemlerde ilk tepki olarak yeni zirve olan 3.30’u test eden dolar/TL Cuma günü saat 17.27’de 3.2531/3.2540 seviyesindeydi.

DOLARDA 3,40 SEVİYESİ GÖRÜLEBİLİR

KapitalFx Araştırma Uzmanı Enver Erkan,”ABD’nin Donald Trump ile beraber; ekonomik büyüme ve enflasyon yaratarak faiz oranlarının artırılacağı bir döneme gireceği endişesi; diğer yandan da korumacı dış ticaret politikaları çerçevesinde küresel ticaret hacmini olumuz etkileyeceği beklentileri başta Çin olmak üzere GOÜ’ler için bir baskı unsurudur. Bu durum USD’ye olan talebi artırıyor. Fed opsiyon fiyatlaması da yükseldi, vadeli opsiyonlar 14 Aralık’ta faiz artırım ihtimalini %84 olarak görüyorlar” dedi. Erkan şöyle devam etti:

“Türk finansal varlıklarının kendine özgü haber akışına baktığımız zaman; en önemli konunun Anayasa değişikliği olduğu görülmektedir. AK Parti’nin Başkanlık sistemini de içeren Anayasa değişikliğini hafta başında MHP’ye sunması, MHP’nin onayı alındıktan sonra da hafta sonuna kadar TBMM’ye getirmesi bekleniyor.

Bütün bu haber akışı ve beklentiler neticesinde TRY, günlük bazda USD’ye karşı %1,3’e varan bir kaybı yaşamıştır. GOÜ grubunun tamamında %0,4 ila %1,3 arasında değer kayıpları söz konusudur. Beklentimiz dahilinde 3,23 seviyesini normalleştiren TRY, değer kaybı eğilimine devam ederek 3,2940 seviyesine ulaşmıştır. Güncel aralık 3,23 – 3,30. 3,30 seviyesinin de üzerinde yeni alımlara iştah gelebilir. Bu noktada da projeksiyon kanalları 3,30 – 3,40 hareketini göstermektedir. Türk finansal varlıklarında uzun vadeye yayılacak bir değer kazancı beklememekteyiz. Kur tarafında gevşemeler güncel aralıkta alım fırsatı olabilir, yeni piyasa kırılımları ise daha üst seviyelerden alım iştahı getirebilir. USDTRY’de 3,40’a doğru bir hareketin EURTRY paritesini 3,70’e, GBPTRY paritesini de 4,30 seviyelerine taşımasını bekleriz”

FAİZ ÇİFT HANE

10 yıllık tahvilin faizi ise Hazine’nin düzenleyeceği ihaller öncesinde 14 baz puan yükselerek yüzde 10,99’a çıktı ve kapanış bazından Ocak’tan bu yana en yüksek seviyeyi gördü.Hazine bugün 11 Temmuz 2018 ve 11 Şubat 2026 itfalı tahvilleri yeniden ihraç ediyor.

Cumhuriyet’i susturma operasyonunda tutuklamalara itiraz

Cumhuriyet gazetesini susturma operasyonunda Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay tutuklandı.

İTİRAZ EDİLDİ

Cumhuriyet gazetesi avukatları, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilmek üzere bugün itiraz dilekçesini sundu. Dilekçede, tutuklama kararlarının yansızlığını yitirdiği ve hukuksal değil, siyasi olduğu vurgulandı.

İBB’nin ‘kayyım’ kardeşliği

İBB’nin kasım ayı toplantısı bugün saat 15.00’te yapılacak. Meclis gündeminde ele alınacak konular arasında yer alan bazı maddeler ise dikkat çekici.

Ele alınacak konular arasında kayyım atanan Cizre, Silvan, Hani, Sur, Hakkari, Silopi, İdil belediyeleri için “Kardeş Şehir İlişkisi Kurulması hakkında meclis müdürlüğü teklifi” gündemde.

Toplantının ardından bu konu hakkında nasıl bir karar çıkacağı ise merak konusu.

İçişleri Bakanlığı, eylül ayında yürürlüğe giren 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Belediye Kanunu’nda düzenleme yapılmış, haklarında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında görevden alınan çok sayıda belediye başkanının yerine kayyım atamıştı.

Trump’ın oyları beyazlardan ve kırsaldan

ABD’de ırkçı, cinsiyetçi, yabancı ve göçmen karşıtı kampanyası sonucu başkanlık seçimini kazanan Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump karşıtı protestolar sürüyor. Seçimden beri eylemler durmadı. New York’ta 20 bin kişi, Manhattan’daki Union Meydanı’nda toplandı. “Demokrat Parti Kongresi hesap ver. Bernie Sanders bu seçimi kazanırdı” pankartı da gözden kaçmadı. Protestocular, “Benim Başkanım değil”, “Trump’a hayır, KKK’ya hayır, Faşist ABD’ye hayır”, “Kırsal Amerika uyan” ve “Siyahların hayatı önemlidir” sloganları attı. Almanya’nın başkenti Berlin’de de yüzlerce kişi Trump’ı protesto etti.

Kimler oy verdi

Kimlerin nasıl oy kullandığı da netleşiyor. The Guardian’ın haberine göre Trump daha çok kırsal bölgelerden, Clinton ise daha çok büyük şehirlerden oy aldı. İstatistikler Trump’ın en çok beyazlardan Clinton’ın ise siyah, Latin ve Asyalılardan oy aldığını gösteriyor. Beyaz seçmenlerin %58’i Trump, %37’si Clinton dedi. Siyah seçmenlerin %88’i Clinton, %8’i Trump dedi. Kırsal bölgelerde seçmenlerin %62’si Trump’a %34’ü ise Clinton’a oy verdi. Kadınların % 54’ü Clinton, % 42’si Trump’a oy verdi. Beyaz kadınların çoğunluğu (%53’ü) Trump’a oy verdi. Erkeklerin %53’ü Trump’a oy verirken, %41’i Clinton’a oy verdi. 18-29 yaş arasındaki seçmenlerin %55’i Clinton’a oy verirken %37’si Trump’a oy verdi. 30-44 yaşları arasındaki seçmenlerin %50’si Clinton’a, %42’si ise Trump’a oy verdi. 45 yaş üstü seçmenlerin %53’ü Trump’a oy verirken, 45-64 yaş arası seçmenlerin %44’ü ve 65 yaş üstü seçmenlerin %45’i Clinton’a oy verdi. Latin ve Asyalı seçmenler ise Clinton’a destek verdi. Her iki grubun %65’i Clinton’ı desteklerken %29’u Trump’ı destekledi.

Clinton FBI’ı suçladı

Clinton, yenilgisinden dolayı FBI Direktörü James Comey’i sorumlu tuttu. Comey’i, ABD Kongre’sine e-posta soruşturması için mektup göndermesi kayıp gerekçisi yapıldı.

WASHINGTON