Ana Sayfa Blog Sayfa 6090

Mühür sır oldu, iş bozuldu

Kapatılan 370 dernek arasında yer alan ve 15 yıldır bağımsız olarak faaliyet yürüten Seyr- î Mesel Tiyatrosu Derneği yazılı olarak yaptığı açıklamada ‘Daha şimdiden kaybettiler. Mühür sır oldu, iş bozuldu. Onlar araya dursun. Seyr-î Mesel Tiyatrosu suya yansıdı, aynaya bakmaya cesareti olanlar Mesel’in Seyrine devam edebilir’ dedi

İçişleri Bakanlığı tarafından kapatılan 370 dernek arasında yer alan Seyr-î Mesel Tiyatrosu, Seyr-î Mesel Sanat Atölyesi Derneği, derneklerinin kapatılmasına tepki gösterek çalışmalarını sonuna kadar sürdürmekte kararlı olduklarını açıkladı. Derneğin yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “90’lı yıllarda tüm baskılara rağmen Kürt Tiyatrosunu bodrum katlarında seyircisine ulaştırmayı başaran tiyatrocular, yaptıkları işin salt tiyatro olmadığının bilincindeydiler. Kültüre, dile, kimliğe vurulan mühürleri söke söke şenlik meydanlarını doldururken bir anlamda ateşle oynuyorlardı ama deliydiler işte; haykırarak birer birer ateşin üzerinden atlayıp yeni yaşamı müjdelediler.

15 yıldır bağımsız çalışıyor

Kürt Tiyatrosunun tanıkları, yaratıcıları, emekçileri dün olduğu gibi bugün yine ateşle sınanıyorlar. Yaklaşık 15 yıldır bağımsız olarak faaliyet gösteren Seyr-î Mesel Sanat Atölyesinin kapısına mühür vurulması bu anlamda malumun ilanı oldu. Bugüne kadar Kürtçe’nin Kurmanci ve Zazaki lehçelerinde birçok oyun ile izleyicisinin karşısına çıkan Seyr-i Mesel Tiyatrosu, bugün yine sahnenin dışına itilmeye çalışılıyor. Tiyatronun dört duvar arasına sıkıştırılmayacağını deneyimleyerek öğrenen Seyr-î Mesel Tiyatrosu, bu duruma geçmiş tecrübelerinden hiç de yabancı değil, ve dışarıyı çok iyi bilmektedir. Sonuçta sahnesiz şehirlere düzenlediği turnelerde kimi zaman sahnesini bir nehrin kıyısına kendi elleriyle kurarak (Dicle ve Munzur buna tanıktır) seyircisi ile buluşmuş bir gruptan söz ediyoruz.

‘Seyr-î Mesel Tiyatrosu suya yansıdı’

Seyr-i Mesel Sanat Atölyesi’nin adanmışları olarak tüm renklerin, seslerin griye boyandığı bugünlerde, kapılarımıza vurulan mühürlerin  yüreğimizin derinliklerinde yeni kapıları açtığını belirtmek isteriz. O ince Kürt deyiminde söylendiği gibi ‘îcar mohr kirine avê’ yani bu kez mührü suya düşürdüler. Daha şimdiden kaybettiler. Mühür sır oldu, iş bozuldu. Onlar araya dursun. Seyr-î Mesel Tiyatrosu suya yansıdı, aynaya bakmaya cesareti olanlar Mesel’in Seyrine devam edebilir.”

 

‘Sanatın gücü kanun yapanlardan güçlü’

İçişleri Bakanlığı’nın kapattığı dernekler arasında yer alan Kürt kültür sanat merkezlerinin çalışanları, sanatın gücünün kanun yapanlardan daha güçlü olduğu mesajını verdi. Çalışmalarını sürdüreceklerini belirten çalışanlar, sanatlarını sokaklara taşıracaklarını kaydetti

İçişleri Bakanlığı’nın OHAL Kanunu 11. Maddesi kapsamında kapattığı 370 dernek ve kurumun arasında Mezopotamya Kültür ve Sanat Merkezi (MKM), Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırma Vakfı (BEKSAV) Med Kültür Sanat, Arzela Kültür Merkezi ve Seyri Mesel gibi kültür çalışması yürüten kurumlar da bulunuyor. Kapatılan kültür kurumları karara tepki göstererek, sanatın gücünün yasaları koyanlardan daha güçlü olduğunu ifade etti. AKP’nin kendi ideolojik hakimiyetini kurmak için kurumları kapattığını kaydeden BEKSAV Koordinatörü Şahin Tümüklü, “Mücadeleyi tamamen gerileştirip, kendi doğrultusunda hapsetmeye çalışıyor. Tabi biz bunun karşısında OHAL’e, faşizme karşı direnenler olarak bu kurumların yanındayız. Kapımız her zaman onlara açık” dedi. Mücadelelerinin bir mekan ve alanla sınırlı olmadığını ifade eden Tümüklü, bu tür uygulamalarla mücadelelerinin bitmeyeceğini vurguladı.

Sanat her yerde

Kurumlarının kapısına mühür vurulan Med Kültür ve Sanat Merkezi çalışanı Evînên Rêzan, “Sanatın gücünden korkanlar kültür sanat derneğini kapatırlar ve bunu biliyorlar ki kalemin ve sanatın gücü kanun yapanlardan daha güçlüdür. Bunu bilsinler biz sazımızı ve sözümüzü her yerden söyler, sanatımızı yaparız. İllaki bir dört duvar gerekmez. Sanat her yerde” diye konuştu.

Kürt düşmanlığı mühürle tescillendi

Kısa bir süre önce siyasi iktidarın siyasi alanlara yönelik bir soykırım başlattığını ifade eden Arzela Kültür ve Sanat Merkezi çalışanı Devrim Çelik ise bir toplumu ayakta tutan şeyin o toplumun kültürü ve sanatı olduğuna dikkat çekti. Çelik, “Kürt düşmanlığı mühürle bir kez daha tescillendi. Kürt kokan, kültür ve sanat kokan ne varsa bu ülkede Kültür adına, Kürt kültürü adına bir bütünen hedef alınmaktadır” diyerek çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

Sanatımızı sokaklarda sürdüreceğiz

Kapatılmalara tepki gösteren MKM’nin tiyatro oyuncusu Xecê Katar, “Kurumumuz kapanabilir ama biz içinden geldiğimiz halk ile birlikte sokaklarda, evlerde halkın olduğu her yerde sanatımızı icra etmeye devam edeceğiz” dedi. MKM’nin Amed’den İstanbul’a, İzmir’den Mersin’e 25 yıllık bir kültür sanat yolu çizdiğini ve çizmeye devam ettiğini dile getiren Katar, “MKM kültürü, dili, yaşamı ve kimliğiyle kendini var eden ve mücadele eden kurumumuzdur. Kapatılmalar aslında Kürt sanatına yöneliktir” şeklinde belirtti.

Şarkılarımız sokaklara taşacak

MKM’de çalışan sanatçıların 90’ları yaşayarak metropole göç eden insanlar olduğunu hatırlatan Katar, “Kurumlarımız kapanabilir ama biz halkın içinden gelen sanatçılar olarak bundan sonra sanatımızı; şarkılarımız, tiyatromuz, şiirimiz ve enstrümanlarımızla sokaklarda, evlerde, halkın içinde sürdürmeye devam edeceğiz. Bizim yerimiz halkın geldiği yerlerdir. Halkın olduğu her yerde sanatımızı sürdüreceğiz” dedi.

‘Evlerimizi yıkanlar Dicle Fırat’ı kapattı’

Sûr’daki tek kültür sanat merkezi olan Dicle Fırat Kültür Sanat Derneği de, OHAL kapsamında kapatılan dernekler arasında. 2003’ten bu yana faaliyet yürüten Dicle Fırat Kültür Sanat Derneği, Kürt kültürü ve sanatı konusunda önemli çalışmalara imza attı. Çok sayıda öğrencisi de bulunan derneğin en önemli özelliklerinden biri de 2 Aralık 2015’te başlayan ve hala mahallede süren “sokağa çıkma yasağı” boyunca faaliyetlerine ara vermemesi. Dernek çalışanları, Sûr halkıyla birlikte birçok etkinlik gerçekleştirirken, abluka döneminde de kapılarını hiç kapatmadı. Dicle Fırat’ta eğitim gören Sûrlu çocuklar, hala yasak altında kalan evlerini örnek vererek “Bizi evimizden attılar. Şimdi de evimiz bellediğimiz yeri bizden aldılar. Sonra da evimizin üstüne bir merkez kurup bizi oraya çağıracaklar. Biz buranın açılmasını istiyoruz. Buraya mühür vursunlar diye emek vermedik” dedi.

 

İSTANBUL /ANF

Mühürledikleri yalnızca mekanlardır

Kapatma kararı alınan 370 dernek arasında bulunan Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) çalışanları, Amed’deki Cegerxwin Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek açıklama yaptı. Açıklamaya kapatılan Dicle Fırat Kültür Merkezi çalışanları, sanatçılar ve kültür merkezi çalışanları da katıldı. Tiyatro salonunda yapılan açıklamayı MKM sanatçıları adına Ferhat Tutşi yaptı. Tutşi, OHAL kanunlarını paravan olarak kullanmaya çalışan AKP iktidarının faşizmi kanun haline getirdiğini vurgulayarak, “Bizler Kürt halkının sanatçıları olarak bu kültürel, siyasal ve fiziksel soykırım karşısında asla diz çökmeyeceğiz. Kurumlarımız 90’lı yıllarda defalarca kapatılmış ve mühürlenmiştir. Buna karşı tepkimiz mücadelemizi büyütmek olmuştur. AKP iktidarı bilmelidir ki mühürledikleri yalnızca mekanlardır. Bu mekanları yaşamsal kılan mücadele ruhumuzdur. Bu ruha mühür vurulmayacaktır. Artık tüm sokaklar, caddeler ve mahallelerde ruhumuz dolaşacaktır. Dönemimiz kolektif ve inşacı sanatını yaratacaktır” diye konuştu. Açıklamanın ardından MKM sanatçıları, Cegerxwin Kültür Merkezi bahçesinde öğrencilerine folklor kursu verdi. Bundan sonra kursların sokaklarda verileceği belirtildi.

AMED / ANF

‘Kelimelere özgürlük istiyoruz’

Barış İçin Yazarlar İnisiyatifi, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için İstanbul Kitap Fuarı’nın 1. Salonu’nda Barış İçin Yazarlar standı kurdu. Barış İçin Yazarlar standında fuar boyunca 35 yazar, dayanışma amacıyla Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın kitaplarını imzalayacak. Evrensel’de yer alan habere göre; standın ikinci günkü yazarları Nermin Yıldırım, Burhan Sönmez, Ayşe Kulin ve Ahmet Mümtaz Taylan’dan oluştu. Yazar Ayşe Kulin, destek amacıyla burada olduklarını belirterek, “Keşke bu desteklerin bir faydasını görsek” dedi. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan ise “Bir yazarı tutuklamak, okurunu da tutuklamak demektir” dedi. Taylan, yazarların ve okuyucularının tutuklu olduğu bir ülkenin özgür olmayacağını belirtti. Dayanışma için standa bulunan yazarlardan Burhan Sönmez da, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın tutuklu olduğu günden beri ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti. “Elimizden gelen tek şey yazmak ve konuşmak” diyen Sönmez, kitap fuarının bu açından en önemli yer olduğunu söyledi. Yazar Nermin Yıldırım ise adalet talep ettiklerini belirterek “Kelimelere özgürlük istiyoruz” dedi.

İSTANBUL

Zurnacılık zamana direniyor

Dîlok’ta (Antep) halk müziği ve oyunlarının ayrılmaz bir parçası olan zurnanın üretimini yapan Mesut Uz (60), yetiştirecek eleman bulamadığı için mesleğinin geleceğinden endişe duyuyor. Türkiye ve Kürdistan’da düğünlerin geleneksel çalgısı olan zurnalara 50 yıldır şekil veren son ustalardan Uz, zurnanın çalması kadar yapımının da zor olduğunu söyledi. Zurna yapımı için genellikle kayısı ağacı kullandığını, bu ağaçların biçildikten sonra 2 yıl kurumaya bırakıldığını anlatan Uz, kuruyan ağaçtan yapılan zurnanın daha iyi ses verdiğini belirtti. Tüm yörelerin zurnalarını yapabildiğini dile getiren Uz, “Kişiye özel zurna yapıyorum. Müşteri gelir oturur, ne istediğini anlatır. Ben de ona göre zurnayı yaparım” diyor.

Türkiye genelinde zurna üretimi yapan 4-5 usta kaldığını söyleyen Uz, şöyle devam etti: “Meslek biraz sevgi ve sabır işidir. 3-5 günde öğrenemezsiniz. Şimdiki gençler hemen para kazanabilecekleri, ilerleyebilecekleri işleri tercih ediyor. Daha önceleri kaval yapıyordum, sonradan zurna yapmayı öğrendim. Bedel ödemezsen, o öğretiyi içinde hissetmezsen, sabretmezsen işi yapmak zordur. Aç kalacaksın, iş yapamayacaksın, kıracaksın, bozulacak. Gelen her müşteriden aldığın bilgilerin birikimi seni usta yapar. Ben ustamın yanında çalışırken 10-15 kişiydik. Hepsi bıraktı, ben sürdürdüm bu işi. Benim de 12-13 elemanım vardı. Hepsi bıraktı. Mesleğin içinde geriye yine biz kaldık.”

DÎLOK

AİHM Aktaş’ın durumunu için harekete geçti

AİHM, ağır hasta tutsak Ergin Aktaş için yapılan başvuruyu acilen inceleme kararı aldı. AİHM, Aktaş’ın durumuna ilişkin Türkiye’ye cevaplaması için 5 soru gönderdi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İzmir Menemen R Tipi Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta tutsak Ergin Aktaş için avukatlarının yaptığı başvuruyu “acil” olarak incelemeye aldı. AİHM Türkiye’ye 18 Kasım’a kadar yanıtlaması istemiyle Aktaş’ın durumuna ilişkin sorular gönderdi.

AİHM Türkiye’den şu soruların cevabını istedi:

“1-Menemen R Tipi Hapishanesi’nde kalan başvurucunun fiziksel durumu hakkında bilgi veriniz?
2- Başvuru sahibine kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yer tahsis edilmiş mi ya da kişisel ihtiyaçlarını karşılamak için hücresinin fiziksel koşulları düzenlenmiş mi?
3- Başvuru sahibi giyinmek, duş almak gibi günlük temel ihtiyaçlarını nasıl karşılamaktadır?
4- Hapishane yönetimi yukarıda belirtilen ihtiyaçlarını karşılamak için tutuklu arkadaşlarından yardım almak gibi başvuru sahibinin hapishane koşullarını yumuşatmak adına herhangi bir uygulama yaptı mı?
5- Başvuru sahibinin ailesi ve diğer tutuklularla görüme ve iletişimine dair uygulanan sınırlamalar nelerdir?”

Sürgünlerle işkence yapılıyor!

1988 doğumlu olan Ergin Aktaş’ın sol kolu dirseğine yakın yerden, sağ kolu da bilekten kesilmiş durumda. Elinin ve kolunun kesilmesine yol açan patlamadan önce de başından vurulmuş. Bu nedenle kafasında çizik bulunuyor. Konuşmakta zorlanıyor ve unutkanlık yaşıyor. Bunlara ek olarak da KOAH hastası ve mide ülseri.

Erzurum, Metris, Ümraniye ve Silivri hapishanelerinde tutulan Aktaş, 2016 yılının Nisan ayında İzmir Menemen R Tipi Hapishanesi’ne sürgün edildi. Avukatların Türkiye’de yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine uluslararası hukuk kurumlarına başvurular yapıldı. Avukatlar Gülizar Tuncer ve Fazıl Ahmet Tamer, “yaşama hakkı ihlali ve işkence yasağına aykırılık” gerekçeleriyle AİHM’e “acil tedbir” başvurusunu yapmıştı. Anayasa Mahkemesi’ne 2014 yılında yapılan “acil tedbir” başvurusuna, 2 yıl sonra gelen yanıtta, “İşkence ve aşağılayıcı muamele yok” denilmişti.

Raporlara rağmen tahliye edilmiyor!

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlalini görmeyen kararına rağmen, Adli Tıp Kurumu’nun Ergin Aktaş hakkında üç raporu bulunuyor. ATK, 12 Temmuz 2013, 30 Nisan 2014 ve 17 Şubat 2016 tarihli raporlarında Aktaş’ın yaşadığı ağır sakatlık nedeniyle cezaevinde yaşamını tek başına idame ettiremeyeceği yönünde rapor verdi. Ancak buna rağmen mahkeme ve savcıların “toplum için zararlı” kararları üzerine Ergin Aktaş tahliye edilmedi.

Kaynak: ANF

Çocuğunu övdüğü için hapsi istendi

Yaşamını yitiren PKK’li sanatçı Delila’nın annesi Gülsuma Güçer hakkında, gazeteci Hasan Cemal’e Farqîn’deki ‘sokağa çıkma yasakları’yla ilgili verdiği röportajda, Delila ile ilgili kurduğu cümlelerden dolayı 9 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı

Yaşamını yitiren evladıyla ilgili kurduğu cümlelerden dolayı Gülsuma Güçer hakkında 9 yıl hapis cezası istendi. Söylediği ezgilerle tanınan ve 2007 yılında yaşamını yitiren YJA-Star üyesi Şenay Güçer’in (Delila) annesi Gülsuma Güçer (63), Amed’in Farqîn (Silvan) İlçe Belediyesi Eşbaşkanı Zuhal Tekiner ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Meclis üyesi Mehmet Ali Dünser hakkında, gazeteci ve yazar Hasan Cemal’e verdikleri röportaj nedeniyle dava açıldı. Farqîn’de 2015 yılında ilan edilen “sokağa çıkma yasağı”ndaki yaşadıklarını aktardıkları için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Güçer, Tekiner ve Dünser hakkında hazırladığı iddianame, 4.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede Güçer, Tekiner ve Dünser’in “Suçu ve suçluyu övmek” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla 9’ar yıl 6’şar ay hapis ile cezalandırılmaları istendi. Gazeteci Hasan Cemal hakkında açılan soruşturma dosyası da, haberin yayınlandığı yerin İstanbul olması nedeniyle “görevsizlik” kararı verilerek İstanbul’a gönderildi.

‘Bizi bezdirip kaçırtmak istiyorlar’

İddianamede Hasan Cemal’in kaleme aldığı, Delila’nın yazdığı günlüğü konu alan, “Delila Bir Genç Kadın Gerillanın Dağ Günlükleri” isimli kitabın mahkeme kararıyla yasaklandığı hatırlatıldı. İddianamede, Anne Güçer’in röportajda söylediği, “Acılar anlatmak ile bitmiyor… Hele son 13 günlük sokağa çıkma yasağı… Elektriksiz susuz ekmeksiz… Bazen de namazsız kaldım. Silahlar patlamaya başlayınca hepimiz arka tarafa kaçtık koridora banyoya… Şu panzer var ya bütün gece gürül gürül çalışıyor, beni uyutmuyor. Silah sesleri cabası. Acıları içime atıyorum… Kaç genç insan öldü, bizi bezdirip kaçırtmak, göç ettirmek istiyorlar. Ne kadar eziyet etseler gitmem” sözleri 9 yıl hapis için suç delili gösterildi.

Savcının beklentisi!

İddianamede, anne Güçer’in sözleri için savcı şu değerlendirmede bulundu: “Genç insanların öldüğünü söyleyerek, sanki vefat eden kişilerin güvenlik güçlerince durduk yere öldürülen siviller olduğu yönünde bir algı yaratmaya çalıştığı, yasaklı kitaptaki terörist Delila’yı övücü beyanlarda bulunduğu, güvenlik güçlerini işgalci gibi göstererek, röportajın hiçbir yerinde PKK/KCK, YDG-H unsurlarına yönelik kınama niteliğindeki beyanlarda bulunmadığı, kendi evinde rahat etmemesini sağlayan kişilerin terör örgütü mensupları olduğunu yadsıyarak terör örgütünün cebir, şiddet içeren yöntemlerini meşru gösterecek propaganda yaptığı…”

Delil çocuklar!

Dünser’in PKK saflarında yaşamını yitiren oğlu Umut Dünser için söylediği “şehit” sözünü de suç sayan savcı, Dünser’in konuşmasının genelinde PKK’yi değil devlet güçlerini “bölücü” gördüğünü ileri sürerek suç işlediğini savundu. Görevden uzaklaştırılan Belediye Eşbaşkanı Tekiner’in röportajda yer alan, “Bitmeyen bir kabus yaşıyoruz. Daha 9 yaşındaydım. Babamın en sevdiği yakın arkadaşı gözlerimin önünde öldürüldü… Korku evet var, ama 1990’ların korkusu daha büyüktü. Artık tek başımıza değiliz sonuna kadar mücadele edecek gücümüz var” sözleri 9 yıl hapis için delil olarak gösterildi.

Davanın ilk duruşması Ocak ayında görülecek.

Hindistan’da tecevüze karşı ‘tüfeği’ ile direniyor

Hindistan’da her geçen gün artan tecavüz ve cinsel istismar vakalarına karşı ‘Tüfekli teyze’ kendi özsavunmasını aldı. Hindistanda ‘tüfekli teyze’ olarak bilinen Begum, ilk kez 2013 yılında bir kadına tecavüz ve işkence eden 3 erkeği yakaladı. Daha sonra tecavüze karşı kendine bir misyon edinen Begum, “Bu canavarca suçu işleyen adamlar, tecavüz ettikleri kadınlarla evlendiriliyor” diyerek sisteme karşı çıkıyor.

Şiddet gören Ayten’in intihar ettiği iddia edildi

Mêrdîn’de (Mardin) eşinden şiddet gören ve tehdit edilen Ayten Özen’in intihar ettiği iddia edildi. Ayten Özen’in ağabeyi Abdurrahim Özen, kardeşinin öldürüldüğünü belirtti.

Stewr (Savur) ilçesine bağlı Sürgücü Beldesi’nde yaşanan olayda Ayten Özen’in evde bulunan av tüfeği ile intihar ettiği öne sürüldü. 6 yıldır ailesi ile görüştürülmeyen Ayten Özen’in ağabeyi Abdurrahim Özen, kardeşinin kayınvalidesi ve kayınpederi tarafından tehdit edildiğini, imam nikahı ile evli olduğu eşi tarafından ise sürekli şiddete maruz kaldığını söyledi. Ağabey Özen, “Kaynanası, kayınbabası ve eşini 5 ay önce Kızıltepe Savcılığı’na şikayet ettik. Savcılıkta Savur Savcılığı’na yönlendirdi. Kardeşim ifade vermeye gittiğinde yine tehdit edildi. Bu nedenle Ayten eşinin ailesinin tehdidi altında ‘bana iyi davranıyorlar’ dedi. Savcı da biliyor bu bir cinayettir” dedi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. İntihara sürüklenen kadınlar üzerine araştırma yapan kadın örgütleri “Kadın kırımının içinde yer alan bir olgu olarak kadın intiharları da erkek şiddetinin bir sonucudur” vurgusu yapıyor.

MÊRDÎN

HDP’de eşbaşkanlar olmadan ilk MYK toplantısı

HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’sız ilk MYK toplantısını yeni dönemin yol haritasını belirlemek amacıyla yapıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4 Kasım’da eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ve milletvekillerinin tutuklanmasının ardından ilk kez eşbaşkanlar olmadan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ile bir araya geldi. Parti genel merkezinde sabah saatlerinde toplanan MYK’nin gündeminde, partiye dönük tutuklama ve gözaltı operasyonlarının ardından izlenilecek yol haritası var. Milletvekillerin tutuklanmasının adından Meclis çalışmalarına katılmama kararı alan HDP, önümüzdeki sürece ilişkin alınacak kararları toplantıda ele alacak. Önümüzdeki süreçte izlenilecek tavır konusunda seçmenler başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimleriyle bir araya gelme kararı alınan partide buna dair planlama da bu toplantıda belirlenecek.

5 üye eksik başladı

Demirtaş ve Yüksekdağ’ın yanı sıra geçmiş dönemlerde tutuklanan MYK üyeleri Hüseyin Yılmaz, Alp Altınörs ve Atiye Eren’in dahil olmadığı toplantıda, 5 MYK üyesi eksik olarak başladı. Toplantının akşam saatlerine kadar devam etmesi beklenirken, gün içerisinde Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen tarafından toplantı gündemine dair genel merkez binasında bir açıklama yapılacağı da bildirildi.

ANKARA