Ana Sayfa Blog Sayfa 6092

Savaş anayasası hazırlanıyor

YAŞAR AYDIN

Geçen haftaya damga vuran olay kuşkusuz ki Donald Trump’ın yeni ABD başkanı seçilmesi oldu. Ama en az bu olay kadar konuştuğumuz bir başka başlık ise başkanlık ve buna bağlı olarak tartışılan yeni anayasa oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir an olsun konunun gündemden düşmesine izin vermedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Başbakan Binali Yıldırım da Erdoğan’a bu konuda tam destek verdi. Erdoğan’dan sonra Başbakan Yıldırım ile de görüşen Bahçeli, başlattığı tartışmayı nihayetlendirmeye doğru büyük adımlarla ilerliyor.

Anayasa toplumu ikiye böler
AKP ve MHP’nin başkanlıkla taçlandırdıkları milliyetçi-muhafazakâr anayasa, Türkiye’nin sorunlarını çözmek bir tarafa toplumu ikiye bölmekten başka rol üstlenmeyecektir. Böyle bir anayasa ile toplumun karşısına çıkılması teknik ve hukuksal birçok noktadan eleştirilebilir, mahkûm edilebilir. Ama daha hiç oralara gelmeden çok daha kökten itiraz başlıkları var ki işin esasını oluşturuyor.

Savaş anayasası: Türkiye toplumu içeride iç savaş koşulları yaşıyor. Her gün onlarca genç ölüyor. Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bölgeye dâhil olma biçimi sınır ötesinde bir savaşın da kapımızda olduğunu gösteriyor. Bu koşullarda yapılacak anayasa ancak savaş anayasası olur.

OHAL anayasası: Türkiye yaklaşık dört aydır OHAL ile yönetiliyor. Her türlü demokratik kurum ve kuruluşlar tehdit altında. Yüzlerce gazeteci, akademisyen ve politikacı cezaevinde. Binlerce çalışan işlerinden el çektirilmiş durumda. Dernekler, vakıflar, basın kuruluşları kapatılıyor. Bu koşullarda hazırlanan anayasa ancak OHAL Anayasası olur.

Bölücü anayasa: Tüm kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki başkanlık ve anayasaya destek, iki partiye verilen oyların çok altında. En iyimser anketlerde bile yeni anayasaya onay yüzde 50’yi kıl payı geçiyor. Böylesi temel bir değişimi öngören yeni anayasa Türkiye’yi tam anlamı ile ikiye bölecek.

Nikâh neden kıyılmıyor
AKP ve MHP arasında yapılmaya çalışılan anayasanın olmazları arasında kulislerde konuşulan teknik konular da var. Teknik diyoruz çünkü bu iki parti, milliyetçi-muhafazakâr bir çizgide anlaşmış gözüküyor.

Bahçeli parti içini düşünüyor: MHP grubuna bakınca anlayabileceğiniz bir gerçek var ki o da Bahçeli’ye parti içindeki vekil desteği 20 civarında. Bu da grubun yarısı anlamına geliyor. Parti tabanındaki destek ise Meclis grubundan daha da zayıf. Bahçeli, AKP ve Erdoğan ile girdiği bu ortaklığın kazananı olduğunu herkesten önce parti kamuoyuna anlatmak zorunda. Bu yüzden AKP’yi sonuna kadar zorluyor.

İdam tartışmaları: Görüşmelerde Bahçeli’nin “İdam maddesini ayrı getirin” ısrarı AKP’de kafaları karıştırdı. Bahçeli’nin idama “evet” deyip, Anayasa’da yan çizmesi ihtimali AKP’lilerin kafasını karıştırıyor.

Meclis aritmetiği AKP’yi düşündürüyor: Meclis’e gelecek Anayasa taslağına MHP grubunun en az yarısının karşı duracağı kesin. AKP’nin hiç fire vermediği düşünüldüğünde “evet” oyu 335 civarına denk geliyor. Bu çok kritik bir rakam. AKP içinde yaşanacak küçük bir fire başkanlık hayallerinin en az bir yıl zorunlu olarak rafa kaldırılması demektir.

Kritik hafta
Yıldırım anayasa taslağı için bu hafta bitecek bir takvim açıkladı. Bu da MHP ve AKP arasında diyaloğun hızlanacağı anlamına geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan haftanın iki gününü Asya’da geçirecek. O yüzden son karar önümüzdeki hafta sonu verilir, tabii bu hafta yaşanacak temasların olumlu geçmesi durumunda. Bir sonraki haftaya kalma ihtimali de var. Tüm bu temaslara ve uyum görüntüsüne rağmen taslağın Meclis’e getirilememe ihtimali halen var ve çok da düşük bir ihtimal değil.

***

Muhalefet sokağa iniyor

CHP geçen 10 gün içinde iki MYK ve iki de PM toplantısı yaptı. Bu toplantılardan somut olarak Adana mitingi ve PM bildirisini her koşulda savunmak çıktı. Parti yetkililerinden aldığımız bilgiye göre; baskılara ve başkanlık anayasasına karşı organize edilen Adana mitingi sonrası kitlesel buluşmalar artarak devam edecek.
Diğer bir buluşma Kartal’da Birleşik Haziran Hareketi’nin 20 Kasım’da gerçekleştireceği miting. Haziran’ın bu organizasyonu teslim alınmaya, soluksuz bırakılmaya çalışılan demokrasi güçleri için de önemli bir moral olma özelliği taşıyacak.

birgün

Kılıçdaroğlu’ndan ‘CHP’nin kapatılacağını düşünüyor musunuz’

Enver Aysever’in RS FM’deki programına katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’nin kapatılacağını düşünüyor musunuz” sorusuna yanıt verdi.

Sputnik’te yer alan habere göre; “Bu tablo ortadayken ‘Hayır, kimse bana dokunamaz’ demeyi doğru bulmuyorum” diyen Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“(AKP’de ByLock kullanan bakanlar var iddiası) 4 bakan var. Elde bu tür bilgiler var ama bunların belgeyle desteklenmesi gerekiyor. Şunu da gayet net biliyorum. Bylock kullananların isimleri seçilerek savcılıklara bildiriliyor. AKP’li milletvekilleri ve bakanlar için koruma kalkanı var.

Yenikapı’ya gitmekten pişman değilim. Neden olayım? Türkiye’de bir daha darbe olmaması için 12 maddeyi açıkladım. O maddelerin hepsi doğrudur.

CHP’NİN KAPATILACAĞINI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
Baskıcı rejimler belli yöntemlere başvururlar. AKP, 15 Temmuz’dan sonra ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedi, demokrasi dedi. Bugün gelinen noktada tam tersini yapıyor Adalet ve Kalkınma Partisi. Söylediğim şeyleri Taksim’de söyleyince, Yenikapı’da söyleyince alkışladılar. Grup Toplantısında söylediğimdeyse eleştirdiler. Yeniden CHP’ye saldırma dönemi başladı. Baskıcı dönemlerde Ecevit, Baykal sorgulanmıştır, tutuklanmıştır, gözaltına alınmıştır. Biz de bugün benzer şeylere maruz kalabiliriz. Bu tablo ortadayken ‘Hayır, kimse bana dokunamaz’ demeyi doğru bulmuyorum.”

‘Cepte OHAL’ ilan edildi

Başbakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarına gizli ibareli bir yazı göndererek “akıllı telefonların” tehlikelerini sıraladı. OHAL büroları kanalı ile tüm personele gönderilen yazıda, “Her türlü bilgiye; rehbere, takvime, telefonun kısa mesajlarına, galeriye erişilebilir. Telefonlardaki kameralar çalıştırılabilir. Ortam dinlemesi yapılabilir. Kullanıcının konum bilgisi anlık olarak tespit edilebilir” uyarılarına yer verildi. “WhatsApp, Viber, Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamaları aracılığı ile gerçekleştirilen iletişim istihbari amaçla kullanılabilir” ifadelerinin kullanıldığı yazıda, “Başta WhatsApp olmak üzere diğer benzer uygulamalara alternatif olarak milli uygulamaların kullanılması yaygınlaştırılmalıdır” önerisinde de bulunuldu. 

Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen “Gizli” kodlu yazıda yapılması gerekenler ise şöyle sıralandı: 

Kritik görev icra eden kamu kurum ve kuruluş personelinin çalışma ortamlarında veya görevi sırasında yanında bulundurduğu akıllı cihazın görevin gizliliğini tehlikeye düşüreceği bilinciyle hareket etmesi önem arz etmektedir.

Kurum mahremiyetini içeren görüşme ve yazışmaların anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden yapılmaması uygun olacaktır.

Kurulacak uygulamalar için verilecek izinler dikkatle incelenmelidir.

Uygulama kurulumları, resmi uygulama sağlayıcılarından yapılmalıdır.

Başta WhatsApp olmak üzere diğer benzer uygulamalara alternatif olarak milli uygulamaların kullanılması yaygınlaştırılmalıdır

Erdoğan’ın ‘Ne özeli bunlar genel’ dediği kaset kumpaslarının sırrı çözüldü

AKP, FETÖ’cü bu çetelerin çektiği görüntüleri seçim meydanlarında kullanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Baykal’ın gizli çekilen özel görüntüleri için “Ne özeli bunlar genel genel demişti” 

Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cem Necip İşçimen ve Ankara Cumhuriyet Savcısı Alpaslan Karabay’ın koordinesinde, Kaçakçılık Daire Başkanlığı tarafından yapılan ve 1 yıl süren soruşturmada 22 olay aydınlatıldı, 29 kişinin mağdur olduğu tespit edildi. 23 kişi şikâyetçi oldu. 89’u İstihbaratçı polis 99 şüphelinin dinleme, izleme, yatak odalarına gizli kamera kurma ve bu görüntüleri internetten yayma olaylarında aktif rol aldıkları ortaya çıktı.

Toygun Atilla imzası ile Hürriyet’te yayınlanan habere göre; İstihbarat içindeki ‘gizli kamera çetesi’nin hedefe koyduğu kişilerin başında bazı siyasetçiler geliyordu. Yatak odalarını izleyerek, telefonları dinleyerek elde ettikleri görüntü ve ses kayıtlarını ağırlıklı olarak siyaseti dizayn etmek için kullandılar. 

SAAT SAAT BELİRLENDİ

FETÖ’cü polislerin gerçekleştirdiği 22 olay aydınlatıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski MHP milletvekilleri, eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, eski Ege Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, bazı bürokrat ve bankacıların da aralarında bulunduğu 29 kişinin çete tarafından izlendiği, dinlendiği ve görüntülendiği tespit edildi. 23 kişi müşteki oldu. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı, Ankara ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden 89 polisin bu izleme ve görüntüleme olaylarında aktif olarak yer aldığı ortaya çıktı.

BAYKAL’IN ÖZEL GÖRÜNTÜLERİ YAYINLANDI 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın özel hayatına ilişkin görüntüler, Mayıs 2010’da bu  çetenin medyadaki uzantıları aracılığı ile internet sitelerine servis edildi. MHP milletvekili adayları da 12 Haziran 2011seçimlerine günler kala çetenin hedefi oldu. Görüntüleri yayınlanan Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. 

ERDOĞAN: BU GENEL BİR AHLAKSIZLIKTIR 

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu özel görüntüleri sık sık seçim meydanlarında kullandı. Erdoğan, özel görüntüler için “Kendi eşiyle değil ya! Buna nasıl özel dersiniz bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır başka bir şey değil” demişti. 

Tayyip Erdoğan ‘kumpas’a bizzat izin vermiş!

MHP’DEN 9 KİŞİ İSTİFA ETTİ 

MHP’lilerin kasetleri çıktığında 12 Haziran 2011 seçime yaklaşık 3 hafta vardı. Bu yöntemle 15 kişilik MHP Başkanlık Divanı’nın çoğu genel başkan yardımcısı konumunda olan 9 üyesi MHP’deki görevlerinden istifa ettiler. Bu 9 kişinin hepsi seçilebilecek yerlerden aday gösterilmişti. Tümü adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Böylelikle Bahçeli’nin kurmayları büyük ölçüde seçim öncesinde tasfiye oldu.

SAHTE İSİMLERLE TELEFONLAR DİNLENDİ 

Yıllar içinde İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlükleri’nde örgütlenen FETÖ mensubu polisler 2008’den itibaren harekete geçti. Hedefe koyulan kişilerin önce sahte isimler ve terör örgütü üyesi suçlamaları ile telefonları dinlendi. Soruşturmada, mağdurların telefonlarının 1 ile 3 yıl arasında dinlendiği saptandı. Amaç, hedefe koyulan kişilerin özel hayatlarını, mahremlerini, bağlantılarını mercek altına almaktı. Telefonlarını yasadışı dinledikleri kişilerin evde olmadıkları zamanları tespit ettiler. Evlerine çilingirler vasıtasıyla girdiler. Gizli kameraları ve ses kayıt cihazlarını kimi zaman duvardaki elektrik buatlarına kimi zaman televizyonun içine yerleştirdiler. İstedikleri görüntüyü aldıklarını tespit ettiklerinde, yine çilingirler vasıtasıyla o evlere girip yerleştirdikleri kameraları söküp aldılar.

KİLİDİ ÇİLİNGİRLER AÇTI

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ekipleri önce ‘çilingiri’ bularak soruşturmaya başladı. KOM ekipleri bu çilingirlere ulaştı. Çilingirlerden biri ‘Kılıç’ kod adı ile gizli tanık, Ömer Elvan ise tanık oldu. Çilingirler Hasan Polat, Abdülvahap Polat, Ayhan Aktaş ve Bahattin Özbek bilgi sahibi olarak ifade verdi.

Polislerin girmek için kendilerini kullandıkları evleri tek tek gösterdiler. Bu evlere mahkeme kararı ile giren polisler, elektrik buatlarına ve televizyonlarının hoparlörlerine gizlenen gizli kameraların izlerini tespit etti. Çilingirlerin ifadeleri doğrultusunda şüphelilerin kimlikleri ve evlere girilen dönemler ortaya koyuldu. Şüphelilerin telefonlarının HTS kayıtlarından alınan baz sinyal verileri ise en önemli delillerden biri oldu. Şüpheli polisler gizli kamera yerleştirdikleri kişilerin evlerinde çalıştıkları sırada hepsinin telefonları aynı bazda (hedef kişilerin evinde) sinyal veriyordu. İşleri bittiğinde ise hepsi aynı zaman dilimi içinde kamera yerleştirilen evden ayrılıyordu.

Soruşturma sonunda bu ekipteki polislerin İstihbarat birimleri içerisinde yapılandığı ve tespit edilen evlerde örgüt toplantıları yaptıkları belirlendi. Bu toplantılarda polislerin kimisi hoca sıfatıyla, kimisi abi sıfatıyla diğerlerine önderlik ediyordu.

POLİSLERİN ÖDÜLÜ TERFİ

‘Gizli kamera’ ekibinde yer alan polislerin ödüllendirildiği de tespit edildi. Bu kanunsuz izlemelere katılan polis memurları Osman Karakuzu, İsmail Mehdi Temiz, Ahmet Kabaağaç, Türkay Aydın, Okan Aytekin, Selim Yasdıbaş, Mehmet Koçak, Şerif Yiğit, İzzet Yılmaz, Şaban Albayrak, Ömer Demir, Selçuk Küçükaslan, Şemsettin Dündar, Erhan Sazil, Bekir Tezol, Sinan Altıparmak ve Abdül Köksal ödüllendirilerek komiser yapıldı.

Şüphelilerden komiser Enes Çığci ODTÜ Elektrik – Elektronik Mühendisliği mezunuydu. Dineleme cihazları, elektrik devreleri ve yerleştirilmesi konusunda uzmandı. Örtülü ödenekten, terör örgütleri ile mücadele kullanılması ön görülen dinleme cihazlarını Danimarka’daki bir şirketten alıp getiren de Enes Çiğci’ydi. Dosyada, bu niteliklere sahip bir kişinin polis olmasının örgütsel bir emirle gerçekleştiği ve özellikle bu tip yasa dışı izleme ve dinleme olaylarında kullanıldığı vurgulandı.

TANIDIK İSİMLER

Peki kimdi bu polisler? Soruşturma dosyasına göre hepsinin ortak özelliği İstihbaratçı ve Fetullah Gülen örgütüne mensup olmaları. Şüpheli polislerden 36’sı firar etti, 53’ü yakalandı. Firar edenlerin 15’i emniyet müdürü, 5’i emniyet amiri, 14’ü komiser, başkomiser, 2’si ise polis memuruydu. Şüpheli polisler Ankara, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlükleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nda çalışıyorlardı. Şüpheli polisler içinde kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimler var: Eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer (Hrant Dink cinayeti, yasadışı dinleme, sahte suikast kumpası ve FETÖ üyeliğinden tutuklu), yine eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Ayhan Falakalı (firari), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Recep Güven (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muammer Durmaz (firari), eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Yunus Yazar (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zeki Güven (firari), eski İzmir İstihbarat Şube Müdürü Ramazan Karakayalı (firari), eski İstihbarat Daira Başkan Yardımcısı Çoşkun Çakar (firari), eski İstihbarat Daire Başkanılığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan (firari).

KRİTİK İSİMLER

Soruşturmanın en dikkat çeken 4 ismi ise eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan, eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür Yardımcısı Sedat Zavar, eski İstihbarat Daire Başkanlığı L4 Büro Amiri komiseri Enes Çiğci ve eski İstihbarat Daire Başkanlığı L11 Bürosu polislerinden İlker Usta’ydı. Bu 4 isim, kaset kumpaslarının en aktif isimleriydi. Bir özellikleri daha vardı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Keçiören’deki ve Çankaya’daki konutuna böcek tabir edilen dinleme cihazlarını da yerleştiren aynı isimlerdi. Enes Çiğci ve Sedat Zavar geçen yıl Romanya’da yakalandı. Türkiye bu 2 kritik ismin iadesi için girişimlere başladı. Emniyet Müdürü Ali Özdoğan ve İlker Usta ise halen firarda.

Avukat Pişkin gözaltına alındı

ÖHD üyesi avukat Levent Pişkin gözaltına alındı

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile cezaevinde görüşen Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi ve HDP İstanbul İl Yöneticisi Avukat Levent Pişkin, sabaha karşı gözaltına alındı. Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan Pişkin’in Bursa’ya götürüleceği öğrenildi. Sabah 05.00 sıralarında Pişkin’in Kurtuluş’taki evine gelen polisler Pişkin’in odasında bulunan bazı eşyalara da el koydu. Levent Pişkin, hafta sonu havuz medyası tarafından Demirtaş’la yaptığı görüşme nedeniyle hedef gösterilmişti. Haberlerde, avukat olan Pişkin’in, Demirtaş ile görüşme planladığı ve mesajlarını Avrupa ve Almanya’da propaganda amacıyla kullanılması için bir Alman dergisine vereceği iddia edilmişti.

Akademisyen Gülmen’e 4’ncü gözaltı

KHK kararı ile işten atılan araştırma görevlisi Nuriye Gülmen, 4’ncü kez darp edilerek gözaltına alındı

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamındaki Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Selçuk Üniversitesi’nin hakkında verdiği açığa alma kararına karşı akademisyen Nuriye Gülmen, “İşimi geri istiyorum” diyerek Yüksel Caddesi’nde başlattığı oturma eylemi sırasında polislerce darp edilerek gözaltına alındı. Gülmen’in eylemi 4’ncü gününe girerken, eylem başladığından beri Gülmen 4’ncü kez darp edilerek gözaltına alındı.

Kaynak: ANF

‘Mücadelemiz binalara sığmaz’

Kapılarına mühür vurulan dernekler yaptıkları açıklamarda ‘uygulanan baskı ve zulmün birlikte mücadele ile aşılabilceğini’ vurguladı. Faaliyetlerine devam edeceklerini söyleyen kurumlar, ‘Mücadelemizi binalara sığdırmıyoruz’ mesajı verdi

Kongreye Jinên Azad’ın (KJA) İstanbul Koordinasyonu üyesi kadınlar, derneklerinin kapatılmasını İstanbul Bakırköy’deki Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği eylem ile protesto etti. Eyleme katılan HDP İstanbul Milletvekili Hüda, “Bu toplumun sesi, rengi, kendi öz kimliğini ifade eden sivil toplum örgütlerinin kapatıldığını” ifade etti. HDP Parti Meclisi (PM) üyesi Hatice İpek tarafından yapılan basın açıklamasında ise, son süreçte özellikle kadın kazanımlarına yönelik baskı ve hukuksuz uygulamalarla yönelindiğini dile getirdi. İpek, “Bu da gösteriyor ki, bu zihniyetin en büyük düşmanı kadınlardır” dedi.

Bizim için onurdur

ÇHD ve ÖHD öncülüğünde bir araya gelen avukatlar ise, kurumlarının kapatılmasını Taksim Tünel’den, İstanbul Barosu’na yaptıkları yürüyüşle protesto ettiler. Karaköy’de bulunan İstanbul Baro binasına kadar yürüyüş düzenleyen avukatlar yaptıkları açıklamada, “Kapılarımıza mühür vurulabilirler ama devrimci irademize asla” denildi. Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Derneklerimiz hakkında verilen faaliyet durdurma kararları ve dernek binalarımıza vurulan mührüler bizim için birer onur belgesidir. Bizler dün olduğu gibi bugün de faşizme karşı işçi sınıfının, imha ve asimilasyon politikalarına karşı Kürt halkının, barınma hakkına ve doğasına sahip çıkanların, kadınların, kısacası halkın her kesiminin demokratik ve özgürlük mücadelesine omuz vermeye devam edeceğiz.”

Çalışmalarımız sürecek

Sivil toplum kuruluşlarının OHAL kapsamında kapatılmasını kurumlar düzenledikleri eylemler ile protesto etti.

Amed’de DTK binasında Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve TUHAD-FED ortak bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Kurumlarımız kapatılmış olsa da çalışmalarımız sürecektir” mesajı verildi. HABER MERKEZİ

‘MKM boyun eğmeyecek’

İçişleri Bakanlığı kararıyla kapatılan 370 dernek arasında bulunan Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), yazılı açıklama yaptı. “Özellikle 90’lı yıllarda, devletin bütün baskısına karşı büyük bedeller ödeyerek kurumsallaşan, Mezopotamya Kültür Derneği (MKM) ve Kürt kültür kurumları, bugün de bir çok şubeleri kapatılarak sindirilmeye çalışılmaktadır” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Mühür efendiliğine soyunarak, dünya ve toplum nezdinde kaybettiği meşruluğunu baskıcı, imhacı ve inkarcı politikalarla devam ettirmektedir. Bütün varlığını diktatörlüğe, asimilasyona ve faşizme karşı mücadele ederek geçirmiş Kürt halkı ve kurumları, buna da boyun eğmeyecektir. Direniş geleneğini genişleterek sürdürecektir. MKM, kültür çalışanları, sanatçıları, sanatçı dostları ve halkla birlikte bulunduğu her mahallede, sokakta, köyde, kültür ve sanatını kesintisiz sürdürmeye devam edecektir. Baskı ve yasaklamalara vereceğimiz yanıt, geçmişte onurlu yaşamını feda ederek, sisteme boyun eğmemiş, Hogir, Sara, Mizgîn, İslam ve Feridelerin bize bıraktığı devrimci kültür ve direniş geleneğini geleceğe taşımak olacaktır.”

Suçlular hesap verene kadar…

Kapatma kararına yazılı bir açıklama ile tepki gösteren Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) kararın ‘hukuk dışı’ olduğunu vurguladı. MHD açıklamasında şunları belirtti: “Bizler Cizre, Sur, Gever ve Silopi başta olmak üzere ülkeyi acı deryasına boğan suçlular hesabını verene dek çalışmalarımızı yürüteceğimizi bildiriyor, tüm halkımıza bu zor zamanları aşmak için hukuksuzca işlenen her suçun karşısında olacağımızın sözünü veriyoruz.”

Mevzilerimizi savunmaya devam

Kapatılan 370 dernek arasında yer alan Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) yazılı açıklamasında, “Devrimci mevzilerimizi savunmaya devam edeceğiz!” diye belirtti. Açıklamasına “Saldırılar karşısında çalışmalarımızı durdurmayacağız” ifadelerine yer veren DHF, “Başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere bütün halkımızı saldırılara karşı birleşmeye, mücadele etmeye, devrimci ve demokratik kurumlarımızı daha güçlü bir şekilde sahiplenmeye çağırıyoruz!” dedi.

BEKSAV’dan MKM’ye: Yerimiz yeriniz

MKM’yi ziyaret eden BEKSAV emekçileri, “Yerimiz sizin yerinizdir, gelin çalışmalarınızı binamızda sürdürün” dedi. BEKSAV Genel Koordinatörü Şahin Tümüklü, Sarya Müzik Grubu’ndan Rohat Keskin ve BEKSAV Kadın Meclisi’nden Meral Şahin konuşmalarında, AKP’nin kültür-sanat alanını da hedeflediğini ve birlikte direnmek gerektiğini söyledi.

Sanata, Kürt diline tahammülsüzlük

Kapatılan bir çok kurum arasında yer alan ve Kürtçe oyunlar sahneleyen Seyr-i Mesel Tiyatrosu’ndan İbrahim Turgay da faaliyetlerinin durdurulmasına, “Sanata, tiyatroya, Kürt diline tahammülsüzlük” olarak değerlendirdi. 2002 yılında bir grup genç Kürt tiyatrocunun girişimleriyle kurulmuş olan tiyatronun oyuncularından Turgay, alternatifler yaratacaklarını söyleyerek, “Bu dilde tiyatro yapmamızı engelleyemeyecekler” dedi.

İnsanları mühürleyemezsiniz

Çocuklara yönelik hak ihlallerinin tespit ve takibini yapan Günden Çocuk Derneği ise kapılarına mühür vurulmasına, “Binaları mühürleyebilirsiniz ama insanları asla. Çocuklara daha iyi bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz” sözleri ile tepki gösterdi.

Her mekan biz kadınların

Kapatılan 370 dernek arasında bulunan İstanbul’daki Gökkuşağı Kadın Derneği, Bursa’daki Panayır Kadın Dayanışma Derneği ve Amed’daki KJA’nın genel merkez binasının mühürlenmesine kadın örgütlerinden tepki yağdı.

Daha çok sokaklarda olacağız

Emekçi Kadınlar (EKA) üyesi Nurten Karahancı, “Kadınlara saldırıp, darp ederek gözaltına alıyor, kadın derneklerinin kapatıp kadınların mücadelesini kırmaya çalışıyor. Nafile… Emekçi Kadınlar olarak KJA’nın ve faşizme karşı direnç gösteren tüm kurumların yanında olduğumuzu bildiriyoruz” dedi.

Mor Dayanışma üyesi Cemile Çiçek de muhalif kesimlerin bastırılmaya çalışıldığını belirterek, “Bunu yaparken ilk olarak toplumsal güçlerin en direngeni kadınların bastırılması, sindirilmesi hedefleniyor. Boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu.

Kapatılan Gökkuşağı Kadın Derneği yöneticisi Yüksel Yıldırım da, “Bizler mücadelemizi kurumların çatısı altına sığdırmıyoruz” diyerek mücadeleye devam edecekleri mesajını verdi.

Kapatılan bir diğer kadın derneği Kongreya Jinen Azad (KJA) üyesi Hülya Avşar ise şunları söyledi: “Bütün kadınları ortak dayanışma alanlarını büyütmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.”

Yeryüzü Kadınları Sözcüsü Aylin Kaplan ise, kadın derneklerinin kapatılmasının kadınları istedikleri gibi evlere kapatmaya ve ezilmeye mahkum etmeye yönelik olduğunu söyleyerek, “Her mekan biz kadınların” dedi.

Direnişimiz mühürlenemez

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, derneklerin kapatılmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, “Biz dernek değiliz, bina, masa, sandalye değiliz; direnişin ta kendisiyiz! Direnişimiz mühürlenemez! Biz kadınlar sokağız, meydanız, emeğiz, doğayız, toplumuz! Bize kilit vuramazlar” denildi.

Kadın faaliyetlerinden korkuyorlar

Kapatılan 370 dernek arasında bulunan Gökkuşağı Kadın Derneği ise ‘baskılar karşısında yılmayacaklarını’ ifade etti. Kadın hakları konusunda faaliyet yürüten dernek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Kadına yönelik her türlü şiddete, savaşa, sömürüye ve faşizme karşı mücadele eden kadın özgürlük mücadelesinin yürütücülerinden olan derneğimiz hukuksuzca basılarak mühürlendi. Kadınların faaliyetlerinden, özgürleşme mücadelelerinden ve dayanışmalarından korkanlar ellerine aldıkları mühürle kadınları engelleyeceklerini düşünüyorlar. Erkek devlet şiddetinin tüm saldırılarına karşı susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.”

HDP ve DTK ‘den dayanışma

Derneklerin kaptılmasına ilişkin yazılı bir açıklama yapan DTK, “Herkesi tepki göstermeye ve birlikte direnmeye çağırıyoruz” dedi.

Sivil toplum örgütlerinin, ‘bütün demokratik ülkelerde, toplumun vicdanını, gelecek vizyonu ve perspektifini oluşturan demokratik toplumun olmazsa olmazıdır vurgusunun yapıldığı açıklamada, ‘Türkiye’nin hızla tek adam diktatörlüğüne doğru gittiği’ belirtildi.
HDP Eşbaşkan Yardımcısı Aysel Tuğluk derneklerin kapatılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “Siyasi temsile ve demokratik siyasete yönelik tasfiye adımlarından sonra, şimdi de aralarında çocuk, kadın, hukuk, cezaevi, din alimleri, kültürel faaliyet ve dayanışma dernekleri de olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunun çalışmaları engellenmiştir. Alınan bu kararı kınıyor ve protesto ediyoruz” denildi. HDP Dîlok (Antep) İl Örgütü de basın açıklaması ile yaşananları protesto etti.

‘Aynı noktaya gelmek utanç verici’

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta bir araya gelen Cumartesi Anneleri dünkü eylemde, 8 Kasım 1995’te kaybedilen Abdullatif Yağızay’ın akıbetini sordu.

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için sürdürdükleri adalet arayışlarının 607’nci haftasında yine Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde, 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ve Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun birer konuşma yaptı. Kayıp yakınları, yüzlerce derneğin kapatılmasına tepki göstererek, “Bugün OHAL ilan ettiler. Kimseye zararı yok, herkes dışarıda dolaşabiliyor diyorlar. O zaman kapatılan 370 kurum neyin nesidir. Yine aynı noktaya gelmek utanç vericidir” ifadelerini kullandı.

Korktukları için kapatıyorlar

Kayıp yakınlarının ardından HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, yaptığı konuşmada, kapatılan derneklerin kayıp yakınları ile dayanışma içinde olduğunu dile getirdi. Kerestecioğlu, kapatmaların “iktidarın korkusundan” kaynaklandığını belirterek, “Kendi korkularını kapatmak için söyledikleri yalanların haddi hesabı yok. İfade vermeye gelmedi diye vekillerimiz tutuklandı. Oysa hakkında tek bir fezleke hazırlanmamış arkadaşlarımız gözaltına alındı” diye konuştu. Bu hafta 18 Kasım 1995’te gözaltında kaybedilen Abdullatif Yağızay’ın akıbeti sorulurken, basın açıklamasını Cumartesi İnsanları’ndan Rezzan Karaman okudu.

‘Vahşet devam ediyor’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi üyeleri ve kayıp yakınlarının her hafta “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirdiği eylem, 405’inci haftasında devam etti. Eylemde, 27 Kasım 1997’de Licê ilçesi Licok Köyü’nde işkence edilerek katledilen Haci Bahri Akdemir ve Hayati Zengin’in akıbeti soruldu. Eylemde İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Hasan Yalçın, Akdemir ve Zengin’in hikayesini okudu. Eylemde konuşan İHD Amed Yöneticisi Adnan Örhan, “90’lı yıllarda yaşatılan bu vahşet günümüzde de devam etmektedir” dedi. Amed Dağkapı Meydanı’nda 13 Kasım 1994 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınmayan Ali Tekdağ’ın kardeşi Afife Muttaş ise “Kayıplarımızı arıyorsak bu neden bazılarının zoruna gidiyor. Kanımın son damlasına kadar kayıplarımızın kemiklerini arayıp akıbetlerini soracağım” dedi.

İSTANBUL / AMED – ANF

Özenken ve Aktaş’a özgürlük

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta yaptığı F Oturumu eyleminin 242’nci haftasında İrfan Özenken’in durumuna dikkat çekti. Galatasaray Lisesi önünde yapılan eyleme çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı. Eylemde konuşan insan hakları savunucusu Adil Okay, OHAL ile beraber had safhaya ulaşan hak ihlalleriyle tutsakların sağlık haklarının elinden aldığını belirtti. Okay, Özenken’in Şırnak T Tipi Cezaevi’nden OHAL bahanesi ile Ordu E Tipi Cezaevi’ne sürgün edildiğinin bilgisini verdi. Özenken’in ihtiyaçlarını yanında bulunan tutsaklar sayesinde karşılayabildiğine dikkat çeken Okay, ailesinin de uzak olduğu için ziyarete gelemediğine vurgu yaptı. Okay, Özenken’in durumun giderek ağırlaştığına dikkat çekerek, serbest bırakılması çağrısı yaptı.

İzmir’de de İHD üyeleri hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla Konak Eski Sümerbank önünde açıklama yaptı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada konuşan İHD İzmir Şubesi, hasta tutsaklardan Ergin Aktaş’ın durumunun her geçen gün kötüleştiği hatırlatıldı. Menemen R Tipi Cezaevi’nde kalan Ergin Aktaş’ın bir an önce serbest bırakılmasını çağrısının yinelendiği açıklamada, “R tipi cezaevlerinin amacı, hasta mahpusların tedavisini yapmak, kontrol altında ve hijyenik bir ortam içinde tutmak içindir. Bırakın Ergin’in tedavisini yapmayı 3 aydır hastaneye bile götürülmemektedir. Koğuşundaki tuvaletin üstü açık ve yarım duvarla çevrilidir ve kapısı yoktur. Zaten iki eli olmayan hasta mahpus, tek başına bir hücrede tutulmakta ve ihtiyaçlarını gidermekte zorlanmaktadır. Bu açıdan Ergin Aktaş’ın sevkinin yapılması gerekmektedir. Aynı zamanda KOAH hastası olan Ergin Aktaş’ın hijyenik bir ortamda tutulması gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Öğrenciler: Kayyum rektör istemiyoruz

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan tarafından seçimlere dahi girmeyen Prof.Dr. Mehmet  Özkan’ın atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Seçilen Rektör Gülay Barboros ise özgürlükçü çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla sürdürdüğü üniversiteye ve akademik hayatına veda ettiğini açıkladı

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından seçimlere dahi girmeyen Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın rektör olarak atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Seçilen Rektör Gülay Barbarosoğlu ise özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla sürdürdüğü üniversiteye ve akademik hayatına veda ettiğini açıkladı
oğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından rektörlük seçimlerine dahi katılmayan Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın rektör olarak atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüsü’nde toplanan öğrenciler, rektörlük önünde oturma eylemi yaparak, “Kayyum Rektör istemiyoruz”, “Mehmed Özkan Rektörümüz değildir” sloganları attı. Eyleme katılan öğrenciler, Boğaziçi Üniversitesi’nin özgürlükçü geleneğine sahip çıkacaklarını belirterek, “12 Temmuz Rektörlük seçimlerimizde yüzde 86 oyla Barbarosoğlu hocamız rektör seçildi. Ancak rektörümüz atanmadı. Bunun yerine başka bir rektör atandı. Bu durumu protesto etmek için rektörlük önünde oturma eylemi başlattık. Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri olarak öğrencisi ile akademisyeni ile üniversitemizin özgürlükçü geleneğine ve özerkliğine sahip çıkıyoruz” diye konuştu.

Seçilmiş rektör veda etti

Boğaziçi Üniversitesi rektörlük seçiminin ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından göreve atanmayan Prof. Dr. Barbarosoğlu ise veda mesajı yayınladı. Üniversiteye veda ettiğini ve akademik hayatını noktaladığını belirten Barbarosoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi: “5 Ağustos 2012 tarihinden itibaren büyük gurur, mutluluk ve heyecanla sürdürdüğüm rektörlük görevimin sonuna gelmiş bulunuyorum. Ülkemizde olduğu kadar uluslararası alanda da birçok başarıya imza atan, özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla üniversitemizi akademik ve bilimsel alanda daha da yukarılara taşıyan, birlikte görev yaptığım tüm arkadaşlarıma, destek veren tüm öğretim üyelerimize, çalışanlarımıza ve öğrencilerimize çok teşekkür ediyorum.”

‘Görünüşte demokratik’ rektörler

Üniversitenin mevcut rektörü Prof. Dr. Barbarosoğlu, 12 Temmuz tarihinde yapılan seçimde, oyların yüzde 86’sını alarak üniversite tarihinin rekorunu kırmıştı. 18 Ekim tarihinde ‘Akademik Yıl’ açılış töreninde konuşan Tayyip Erdoğan, ‘görünüşte demokratik’ olarak tanımladığı rektörlük seçimlerinin üniversitelerde ‘gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları’ artıran bir işleve büründüğünü savunarak şunları söylemişti: “Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç YÖK’ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum.” 29 Ekim gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan 676 sayılı KHK’yle devlet ve vakıf üniversitelerinde rektörlük seçimleri kaldırılarak, rektör atama yetkisi cumhurbaşkanına verilmişti.