Ana Sayfa Blog Sayfa 6112

İZBAN emekçisi GREV dedi

Sık sık taşeronluğu eleştirip emekçi haklarından söz eden CHP’nin elindeki belediyelerde taşeronluk da emek haklarının gaspı da sürüyor. İzmir’de CHP’li belediyenin asgari ücrete mahkum ettiği İZBAN işçileri greve gitti

Açlık sınırının bin 405 TL, yoksulluk sınırının 4 bin 578 TL olduğu bir dönemde emekçilerin ekonomik haklarını düzeltmesi istenen İZBAN A.Ş. ile Demiryol-İş arasında süren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı. Salı sabahı İZBAN işçileri greve başladı.

İzmir’in Aliağa-Torbalı hattını birleştiren banliyö çalışanları direnişe geçti. İZBAN’da çalışan 340 personeli kapsayan toplu sözleşme görüşmelerindeki uyuşmazlık nedeniyle Demiryol-İş’in aldığı karar ile salı sabahı saat 08.00’den itibaren grev başladı. İZBAN bünyesinde makinistler, istasyon operatörleri, gişe çalışanları, bakımcılar olmak üzere toplamda 340 personel iş bıraktı.

Demiryol-İş İzmir Şube Mali Sekreteri Hamdullah Giral, İZBAN’da asgari ücretle çalışan 105 işçi bulunduğunu belirterek, en yüksek ücretin net olarak bin 500-bin 600 liraya denk geldiğini dile getirdi. Giral, İZBAN yönetiminin halkı yanlış bilgilendirdiğini de kaydederek, “İZBAN yönetimi tekliflerinin, enflasyon rakamı ile memurlar ve kamu işçilerine yapılan ücret artışının çok üzerinde olduğunu söylüyor. Ama bu insanlar asgari ücret alıyor bunu söylemiyorlar” dedi. Toplu iş sözleşmesi taslağındaki ilk tekliflerinden yüzde 24 düzeyine indiklerini dile getiren Giral, İZBAN’ın teklifinin ise yüzde 11 olduğunu belirtti.

Çocukların harçlığı

Türk-İş verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 405 TL, yoksulluk sınırı 4 bin 578 TL oldu. Ancak İZBAN emekçileri açlık sınırının altında çalıştırılıyor. Açlık sınırının altında bir ücretle çalıştırılan işçilerin veriminin de düştüğünü, işçilerin olduğunu dile getiren Giral, “Biz yüzde 100 istemiyoruz. Biraz daha kaliteli bir yaşamı olsun, çocuğuna biraz daha fazla harçlık verebilsin istiyoruz. Bunun neti bin 734 liraya geliyor. 80 gün olan ikramiyemizi 90 gün istedik. Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 110-112 gün ikramiyesi olan var” dedi.

Grev kırıcılığı

İZBAN A.Ş. tarafından yapılan açıklamada, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, grev süresince elindeki tüm imkanları seferber ederek İZBAN güzergahındaki ESHOT ve İZULAŞ otobüs seferlerini artıracağını duyurdu.

BTS’den destek

KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Merkez Yönetim Kurulu, İZBAN çalışanlarının grev kararının yanında olduğunu açıkladı. BTS, “Tek talepleri insanca yaşanacak bir ücret olan İZBAN çalışanlarının bu talepleri gayet insani ve karşılanabilir bir taleptir. Diğer yandan iş sağlığı ve güvenliğinin de yeterince sağlanamaması nedeniyle çeşitli zamanlarda kazaların yaşandığı düşünüldüğünde çalışanların ekonomik haklarının yanı sıra çalışma koşullarının da iyileştirildiği bir sözleşmenin yapılması en temel haklarıdır… Kardeş sendikamız Demiryol-İş ve üyeleri ile sınıf dayanışması içinde olduğumuzu belirtiriz” dedi. BTS işverenin, İZBAN güzergahındaki ESHOT ve İZULAŞ otobüs seferlerini artıracağını şeklinde açıklamasını da eleştirdi.

İZMİR

SES’ten ihraç protestosu

SES Dîlok (Antep) Yönetim Kurulu, sendika şubesinde yaptığı basın açıklamasıyla kamu emekçilerine yönelik açığa alma ve ihraç uygulamalarını protesto etti. İhraç edilen SES üyelerinin de katıldığı açıklamada, “Mücadelemizi sürdüreceğiz ve mutlaka kazanacağız” denildi.

KESK şube temsilcilerinin de katıldığı basın açıklamasında mücadele çağrısına vurgu yapılırken, “KHK ile görevden uzaklaştırılan, diken üstünde iş yerlerinde çalışan ve halen açıkta bekleyen kamu emekçisi arkadaşlarımızı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarının tutuklanması ve devamında HDP eşbaşkanları ile milletvekillerinin tutuklanmasına da değinilen açıklamada, gelişmelerin ülkenin kaos ortamına sürüklenmesine zemin hazırladığı ifade edildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Bu durumun ülkenin birlikte yaşam umuduna hiçbir katkısı olmayacaktır. HDP milletvekilleri, basın ve muhalif kesimler üzerindeki baskının son bulması ve demokratik ortamın oluşması için hükümetin duyarlı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizler bu gelişmeleri susarak, sineye çekerek, sıranın bize gelmesini bekleyerek kazanamayız. Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için yola çıktık. Mücadelemizi sürdüreceğiz ve mutlaka kazanacağız.” DÎLOK

Öğrenciler çevik kuvvetle tehdit ediliyor

Öğretmenlerinin sürgün edilmek istenmesini protesto eden Muğla Anadolu Lisesi öğrencileri okul müdürü İnan tarafından ‘Sınıflarınıza girmezseniz çevik kuvvet getiririz’ sözleriyle tehdit edildi

Muğla Anadolu Lisesi’nde 9, kent genelinde ise 270 Eğitim Sen üyesi öğretmenin 29 Aralık 2015’te düzenlenen bir günlük greve katıldığı gerekçesiyle başka okullara sürgün edilmek istenmesini protesto etmek isteyen öğrencileri engellemek için okula polis çağrıldı. BirGün’ün haberine göre okul bahçesinde bildiri okumak ve oturma eylemi yapmak isteyen Muğla Anadolu Lisesi öğrencilerinin, okul müdürü Yılmaz İnan ve polis tarafından zorla sınıflara sokulmak istendiği belirtilirken, polisin öğrencileri “Sınıflarınıza girmezseniz çevik kuvvet getiririz” diyerek tehdit ettiği belirtildi.

Öğrenciler kamereya çekildi

Bildiriye öğrencilerin büyük çoğunluğunun onay verdiğini ve bu doğrultuda eylem kararı aldıklarını belirten liseli genç, bildiriyi hafta sonu sınıf gruplarında konuşarak öğretmenlerinin sürgün edilmesini protesto etmek amacıyla yazdıklarını söyledi. Okul müdürü İnan’ın bildirinin okunacağını öğrenmesi üzerine aynı sabah bir konuşma yaptığını söyleyen genç, “Müdür ‘Bizim devletimiz güçlüdür, PKK’ye yenilmez’ dedi. Müdür sürgün edilen öğretmenlerimiz içinse ‘Devletimiz iki üç çapulcuyla uğraşacak devlet değildir’ dedi. Daha sonra okulun kapısında ve içinde sivil ve üniformalı polislerin olduğunu fark ettik. Müdür bizi ‘Derslerinize girin’ diyerek zorla sınıflara sokmak isteyince ilk derse girmek zorunda kaldık” şeklinde konuştu. İkinci derste dışarda durma kararından vazgeçmediklerini söyleyen genç, “Okul bahçesindeki banka oturduk. Müdür, ‘Eylem yapamazsınız’ diyerek bağırmaya başladı. Ardından polis yanımıza geldi ve bizi susturup sınıflara göndermeye çalıştı. Biz de okulun dışına çıkıp beklemeye başladık. Bu kez de sivil polisler bizi tek tek kameraya çekmeye başladı” dedi.

Öğrencilerin bilgileri polise verildi

Konuya ilişkin konuşan bir veli ise, şunları söyledi: “Çocuğum beni korkarak ‘Anne okulda polis var ne yapacağız?’ diye aradı. Ben de ne olduğunu anlamak için okula geldim. Sivil ve üniformalı polislerin okulda olması kabul edilemez. Okul idaresinin ise, öğrencilerin bilgilerini terörle mücadele ve çocuk şubeye verdiğine yönelik bir duyum aldık.”

Okul Müdürü Yılmaz İnan ise, yaşananlara yönelik herhangi bir açıklama yapmadı.

‘Öğretmenlerimizin kalmasını istiyoruz’

Muğla Anadolu Lis09esi öğrencileri tarafından kaleme alınan ve okunması engellenen bildiride şu ifadelere yer verildi: “Biz burada; hiçbir siyasi görüşü temsil etmeksizin ve sempati ya da antipati belirtmeksizin, hiç kimsenin örgütlemesinden yola çıkmadan tamamen ortak aldığımız bir kararla, Muğla Anadolu Lisesi öğrencileri olarak; uzun yıllar okulumuzda görev yapmış ve yapmakta olan deneyimli, neredeyse her öğrencinin kişiliğini tek tek bilecek kadar ilgili ve bilgili; kişilikleriyle bize sadece eğitim alanında değil, hayata hazırlanmada da büyük yardımları bulunan öğretmenlerimize yönelik verilen haksız bir hüküm olan il dışına sürgün cezasını protesto ediyoruz. Sesimizin ulaşabileceği bütün yetkili makamlardan ricamızdır: Bir insanın hayat düzeniyle ve ekmeğiyle oynamak hak yemekle eşdeğer olup, büyük ve ciddi gerekçelerinin olması gereken ağır bir karardır. Zihinsel ve karakteristik gelişimimizde büyük katkıları olan öğretmenlerimizin bizimle kalmaları hususunda ricada bulunuyor, bugün bu haksızlığı protesto etmek için hiçbir ders saatine girmeyeceğimizi kendi aramızda hazırladığımız amatör bildiride belirtiyoruz.”

‘Daha yeni başladık öğretmenim’

Antakya’da 675 sayılı KHK ile ihraç edilen KESK’e bağlı Eğitim Sen üyesi ve Antakya Halkevi yöneticisi Duygu Şahlar, çalıştığı Antakya Gazipaşa İlkokulu’nda öğrencilerine oyunlarla veda etti. Sendika.org’un haberine göre öğretmenlerinin vedalaşmak üzere okula geleceğini öğrenen öğrenci ve veliler sınıfta bir araya geldi. Öğretmenlerine sarılarak “Daha yeni başladık öğretmenim, nereye gidiyorsunuz?” diyen öğrencilerine cevap veren Şahlar, “Sizi bırakıp gitmek istemiyorum, ama gitmem gerek” dedi. Öğretmenlerinin kendi isteğiyle gitmediğini anlayan bir öğrenci ise “Öğretmenim ağlarsan seni göndermezler, sen de bizim gibi ağla” dedi. Çocuklarının Duygu öğretmen olmadığı için okula gitmek istemediğini söyleyen veliler, Duygu öğretmenin haksız yere ihraç edildiğini, geri geleceğine inandıklarını ve öğretmenlerinin yanında olduklarını ifade etti.

‘Direnmeye devam’

Öğrencilerine oyun oynayarak veda eden Şahlar, şunları söyledi: “Suç işlemişsem eğer bu insanca yaşam için mücadelenin gerekliliğidir. İnsanca yaşamak, değerlerimizi yaşatmak, umudu büyütmek, çocuklara aydınlık bir gelecek sunmak için faaliyette bulunduğum kurumlar elbette var. Yapılan hukuksuzluktur. Bu hukuksuzluğun karşısında direnmeye devam edeceğim. Ve biliyorum ki mesleğime geri döneceğim.”     HABER MERKEZİ

‘Türkiye en büyük hapishane’

OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatılan radyo ve gazete çalışanlarının her hafta Salı günleri Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı önünde başlatmış olduğu “Adalet ve Özgürlük Nöbeti” beşinci haftasında da devam etti. Bu haftaki nöbette uluslararası kuruluşların yanı sıra, TİHV, İstanbul Tabipler Odası ve çok sayıda gazeteci katıldı. Nöbette konuşan TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı da, tüm dünyada tek rehber olarak kabul edilen İstanbul Protokolünü hatırlatarak, ortaya çıkış aşamasının ülkenin acılarından doğduğunu söyledi. Bakkalcı,Türkiye’ye bu protokole uyma çağrısını yineledi. RSF Programlar Direktörü Lucie Morillon ise “Türkiye’de demokrasinin önemli olduğu bu dönemde gazeteciler üzerindeki baskılar arttı. Türkiye buradaki gazeteciler için en büyük hapishane durumunda” dedi. İSTANBUL

Çocuk istismarını ‘hadım’ mı önleyecek?

TBMM Çocuk İstismarını Önleme Araştırma Komisyonu ilk taslak raporunu açıkladı. Komisyonun raporunda, ‘kimyasal hadım’ uygulamasının hemen hayata geçirilmesinden, çocuk evliliklerin ‘duyarlılık’ sorunu olduğuna kadar birçok skandal ifade yer alıyor

araman’da Ensar Vakfı’na bağlı bir yurt ve evlerde gerçekleşen cinsel istismar olayının ardından AKP’nin, kurulmasını muhalefet ve kamuoyu baskısıyla kabul ettiği TBMM Çocuk İstismarını Önleme ve Araştırma Komisyonu, 4 aylık çalışmanın ardından ilk taslak raporunu açıkladı. Evrensel’den Hilal Tok’un haberine göre, komisyonun çocuk istismarını önlemek için yapılması gerekenlere ilişkin raporda ifade ettiği görüşler oldukça tartışmalı. Komisyonun en çok tartışılacak önerilerinden biri ise çocuk istismarcılarına kimyasal hadım uygulamasının hemen hayata geçirilmesiyken, bir diğeri de çocuk yaşta evliliklerin sadece bir ‘duyarlılık’ sorunu olarak ele alınması oldu.

‘Hastalık’ olarak bakılıyor

Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayımlanan “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik” ile kimyasal hadım yasalaşmıştı. Komisyonda, hadım yönteminin yasalaşması konusunda muhalefet yapan tarafların dinlenmemesine karşın, hadımı savunan pek çok kişi dinlendi. Örneğin; Acıbadem Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Oğuz Polat komisyonda, kurumlardaki denetimsizliğin istismarın temeli olduğunu vurgulayarak, istismarın sadece pedefoliden kaynaklandığını ve kimyasal hadımın psikolojik olarak işe yarayacağını anlattı.

‘Kaynağı hormonlar değil’

Komisyon Üyesi HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, hazırladığı muhalefet şerhinde raporda yer alan hadım önerilerine karşı çıktı. Kerestecioğlu, istismarcıların “ruhsal bozukluğu olan kişiler” olarak ele alınmasının doğru olmadığını, cinsel saldırının da hormonlarla ilgili düşünülemeyeceğini vurguladı. Bu nedenle hadımın bu suçları engellemek için bir çözüm sunmayacağını belirten Kerestecioğlu, “Cinsel suç işleyenlerin, cinsel disfonksiyon yaşamaları halinde kurbanlara farklı biçimlerde cinsel şiddet uygulayabildikleri bilinmektedir” dedi. Kerestecioğlu, çocuk istismarın temelinde erkek egemenliğe dayalı toplumsal rollerin yarattığı eşitsizlik olduğunun altını çizdi. Kerestecioğlu, Türkiye Psikiyatri Derneğinin açıklamalarında da yer alan önerileri ortaya koyarak, çocuk istismarının önlenmesi için alınacak en etkili yöntemleri şöyle sıraladı: “Cinsel taciz ve istismara zemin hazırlayan toplumsal değerlere, cinsiyet eşitsizliğine müdahale edebilecek kapsamlı politikalar geliştirilmeli. Cinsel suçlarla ilgili kamu duyarlılığının arttırılması, mağdurun adalet sistemine erişiminin kolaylaştırılması, koruyucu tedbirlerin düzenlenmesi, ceza ve yaptırımların belirlenmesi ve uygulamasıyla ilgili, özellikle hafifletici etkenler ve salıverilmelerle tetiklenen, adaletin yerini bulmadığına ilişkin yaygın kanıya neden olan düzenlemelerin gözden geçirilmesi gibi birden çok boyut içeren bir strateji oluşturulmalı.”

Tek sorun ‘duyarlılık’mış!

Kadın ve çocuk hakları alanında çalışan pek çok örgüt, çocuk evliliklerinin çocuk istismarı kapsamında ele alınıp cezalandırılması gerektiğini savunurken, bugünlerde TCK değişikliğiyle çocuk istismarında “rıza” yaşının 12’ye düşürülmesi planlanıyor. Kadın örgütleri bu düzenleme ile çocuk evliliklerin de önünün açılacağı endişesini taşırken, Meclis Çocuk İstismarını Önleme Komisyonu raporunda çocuk evlilikleri, sadece bir “duyarlılık sorunu” olarak ele alınıyor. HABER MERKEZİ

Önce katletti sonra ‘ciğerim yanıyor’ dedi

Hergün birçok kadının katledildiği, tecavüz ve tacize uğradığı Türkiye’de erkek şiddeti bitmiyor. Adana’da 6 Kasım akşamı Yüreğir ilçesinde evli olduğu Ahmet K. (47) ile kızı M.K. tarafından yaralı olarak Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirilen Ümmühan K. (46), tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Ahmet K. ise hastane önünde ağlayarak eşini kendisinin vurmadığını iddia etmişti. Ancak kendisinin ve kızının çelişkili ifadeleri sonucu gözaltına alınan Ahmet K., sorguda cinayeti itiraf etti. İfadesinin ardından adliyeye sevk edilen Ahmet K., gazetecilerin “Eşini neden öldürdün” sorusu üzerine, “Ne söyleyim ciğerim yandı. Evim yıkıldı” diyerek yaptığı cinayetin kasıtsız olmadığını iddia etti. ADANA

JINHA Kadın Dayanışması: Kadının sesi susmayacak

Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Jin Haber Ajansı (JINHA) için oluşturulan JINHA Dayanışması tarafından yazılı açıklama yapıldı. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Lazca, Rumca, Fransızca, İspanyolca, Almanca, Ermenice, İngilizce dillerinde yapılan açıklamada, “Türkiye’deki Olağanüstü Hal’de KHK ile dünyanın ilk kadın haber ajansı JINHA kapatıldı! Biz kadınlar, JINHA Haber Noktası’nda JINHA ile birlikte, ‘Erkekler ne der, ne hüküm verir’ demeden yazmaya devam edeceğiz, kadın odaklı haberciliği sürdüreceğiz. Hepimiz JINHA muhabiriyiz, mekanlarımız JINHA’nın, kurumlarımız JINHA’dır. Kadın sesi #Jinhasusmayacak” denildi. İSTANBUL

Basın metnini okumak suç oldu

Adana’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için yapılan kutlamada basın metnini okuyarak, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Eğitim Sen Şube Kadın Sekreteri Şükran Yeşil hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. İddianame sonucu açılan davanın ilk duruşması dün görüldü. Kimlik tespiti ardından savunma yapan Yeşil, üzerine atılı hakaret suçlamasını reddederek, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında kadınların düşüncelerini dile getirdiğini belirtip beraatını talep etti. Talebi reddeden mahkeme duruşmayı 26 Ocak’a erteledi. ADANA

Ankara Katliamı davası 3’üncü gününde

Ankara Katlimı davası bugün Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3’üncü gününde devam ediyor. Sanık Hakan Şahin’in, dün ifade veren Yakup Şahin gibi hazırlanmış yazılı ifadeyi okuması aileler tarafından tepkiyle karşılandı

Ankara Tren Garı önünde 10 Ekim’de yapılan bombalı saldırıda yüz yurttaşın yaşamını yitirdiği Ankara Katliamı’na ilişkin görülen dava 3’üncü gününde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Duruşmayı takip etmek için salona girmek isteyen yakınlarını kaybeden aileler polisler tarafından engellendi. Tepkiler üzerine salona giren aileler ve avukatlar sorumlular hakkında zabıt tutturdu.

3 sanık getirildi

İlk duruşmaya Dîlok’tan (Antep) SEGBİS yöntemiyle katılan üç tutuklu sanık Abdülmüttalip Demir, Talha Güneş ve Abdulhamid Boz da duruşma salonuna getirildi. Sanık Hakan Şahin’in ifadesi alındı. Hakan Şahin’in de, dün ifade veren Yakup Şahin gibi hazırlanmış yazılı ifadeyi okuması aileler tarafından tepkiyle karşılandı. Salondan, “İfadeni Yakup’un ifadesini yazan kişi mi yazdı” şeklinde tepkiler yükseldi. Yakup Şahin, dünkü ifadesinde gözaltına alındığında verdiği ifadenin büyük kısmının polisler tarafından hazırlandığını itiraf etmişti.

Duruşma devam ediyor

İddianamede geçen kod ismin kendisine ait olmadığını savunan Hakan Şahin, “Olayda kullanılan aracı amcam yeşil kart sebebi ile üzerine araba alamadığı için ben üzerime aldım. Aracı ben 2-3 ay önce aldım iddianamede eylemin bir gün önce planlandığı yazıyor ben aracı aldığımda eylem planı yoktur. Ben Ankara’ya hastanede tedavi amacı ile geldim. Patlamanın olduğu yerde bulunmadım. İbadet şekli herkesin hür iradesidir. İddianamede örgütten maaş aldığım belirtilmiş. Bunun ödeme belgeleri ile kanıtlanmasını istiyorum. Böyle bir ödeme yoktur” iddiasında bulundu. Hakim, ifadesini tamamlayan sanık Şahin’in, savcılıkta verdiği ifadeyi okudu. Duruşma devam ediyor.

Kaynak: ETHA