Ana Sayfa Blog Sayfa 6121

HDP’li vekiller Avrupa Komisyonu önünde eylemde

HDP Avrupa örgütü,  Avrupa Komisyonu önünde  protesto eylemi düzenledi. HDP’li vekillerin de katıldığı eylemde konuşan Avrupa parlamenteri Mark Demesmaeker, Avrupa’nın Türkiye’ye siyasi ve ekonomik yaptırım uygulamasını istedi

HDP Eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanmasına karşı düzenlenen protesto eylemleri devam ediyor. Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan Avrupa Komisyonu binasını önünde toplanan HDP milletvekilleri ile Kürtler ve dostları, Komisyon önünde iki çadır kurdu. HDP Avrupa örgütünün düzenlediği eyleme, beş eski ve yeni HDP’li vekil katıldı. Tuba Hezer, Faysal Sarıyıldız, Ertuğrul Kürkçü, Kemal Aktaş ve Özdal Üçer, Komisyon önündeki eylemciler arasında yer aldı. Eyleme çok sayıda Kürt organizasyon da destek verdi.

Basının da yoğun ilgi gösterdiği eyleme katılan Avrupa parlamenteri Mark Demesmaeker, Türkiye’de HDP ve Kürtlere yönelik gerçekleşen baskıları kınadığını söyledi. Demesmaker, Avrupa Komisyonu binasını göstererek, Türkiye’ye ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulanmasını istedi.

Demesmaeker’ın ardından konuşan Ertuğrul Kürkçü, partilerine yönelik baskılara tepki gösterirken, direniş mesajı verdi. Kürkçü, “Halkımızı hiçbir yerde yalnız bırakmayacağız” dedi. Konuşmasına Kürtçe olarak başlayan HDP’li vekil Tuba Hezer ise, Türkiye’nin 25 milyonluk bir halkın yok sayıldığı bir ülke olduğunu söylerken, Erdoğan rejimi için “Hiçbir hukuk ve insani değer tanımıyor” ifadelerinde bulundu. Avrupa Birliği’nden Türkiye ile üyelik müzakerelerini durdurmasını isteyen Hezer, “AB kendini netleştirmeli” dedi.

Kaynak: ANF

 

 

Bu karanlık elbet son bulacak

ERDAL YILDIRIM

Hazırlanın güneşin doğuşuna. / Fırtınalar kopsa, zindanlar doldurulsa / İşkence tezgahları aralıksız çalışsa / Kor ateşlere atılsa da canlarımız / Kınalı keklik ihanetleri kol gezse ./ Dolansa da akbabalar tepelerde, / Başka yolu yok – her gecenin sabahı var! / Her inişin  çıkışı – her vadinin  zirvesi var. / Yeter ki, sakın unutmayın / Bir olmayı, iri olmayı ve diri olmayı ./ Yakında kızıl güneşler açacak / Ve bu karanlık elbet son bulacak!.

Ülkemiz belki de 90 yıllık cumhuriyet tarihinin en baskıcı, en faşizan, en karanlık sürecini yaşıyor. İktidar kendisi gibi düşünmeyen, kendisine muhalif gördüğü herkesi istisnasız, ekonomik, askeri, polisiye ve toplumsal baskı mekanizmalarını işleterek ve hiçbir yasa, hak, hukuk, adalet gözetmeksizin gözaltına alıp tutukluyor ve zindanlara dolduruyor.

2002 yılından beri memleket insanının üzerine bir karabasan gibi, bir kâbus gibi çöken AKP’nin, bu insanlık dışı, hukuk dışı uygulamaları sadece belli bir kesime de yönelmiş değildir. Bu saldırı ve uygulamalar, iktidarın muhalif olarak gördüğü, milyonların oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanları, Belediye Meclis üyeleri, Milletvekilleri, Parti Başkanları, basın yayın kuruluşlarının yöneticileri, temsilcileri, gazeteciler, sendikacılar, aydınlar, akademisyenler, sol, sosyalist devrimci kesimlere karşı azgınca devam ediyor.

Nazi Almanya’sını ve ortaçağ karanlıklarını aratmayan bu baskıcı, gerici yönetime karşı, bugün tüm demokratların, yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, emek örgütleri ve kitle örgütlerinin, Alevi örgütlerinin kaçınılmaz tarihi görevleri vardır. Bu kesimler, insan hakkı ihlallerinin ayyuka çıktığı, hukukun ayaklar altına alınıp hiçe sayıldığı, faşizan uygulamaların her gün devam ettiği bu sürecin sona ermesi için, güçlü bir direniş ve güçlü bir cephe oluşturmalıdır. Bu yapılırken de, asgari müşterekleri dikkate alınmalı, iktidarın son süreçte özellikle Kürtlere, demokratlara, aydınlara ve muhaliflere ve hatta halkların temsilcilerine karşı başlattığı saldırılara karşı tüm güçleri ortaklaştırmak, hep birlikte mücadele etmek ve güçlü bir karşı çıkış ortaya koyulmalıdır. Unutulmamalıdır ki, iktidarın baskıyla toplumu sindirme politikalarına karşı direnme hakkı meşru bir haktır ve bu karşı çıkış, bu demokrasi cephesinin tarihi görev ve sorumluluklarının da gereğidir. Bu görev ve sorumluluk zaman yitirmeksizin hızlı bir şekilde hayata geçirilmelidir.

Her birey, her kurum karşı karşıya olduğumuz bu somut durumu, fotoğrafı iyi görmeli, süreci iyi okumalı, gereken dersleri çıkarıp doğru tahlil etmeli ve çözüm için sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorundadır. Bu saldırılar bugünlerde sadece Kürt ulusuna, seçilmişlerine ve bazı basın yayın organlarıyla kimi gazetecilere yönelmiş bu saldırlar, önümüzdeki süreçte iktidardan yana olmayan, iktidar gibi düşünmeyen kesimlere, öncelikle Alevilere ve sol sosyalist kesimlere yönelecektir. Alevi örgütlerinin salt derneklerde basın açıklaması yapmak yerine, bizzat bu birlikteliğin örülmesine katkı sunması, demokrasi bloğunda güçlü bir şekilde yer alması kaçınılmazdır, çok da önemlidir.

Bu nedenle bir kez daha tüm ilerici, demokrat, devrimci, sol ve sosyalistlerin biran önce bir direniş ve savunma hattı oluşturması şarttır. Bu karanlığın sona ermesi, çocuklarımızın yarınlarda güneşli güzel günler görebilmesi ancak ortak hareket etmekle mümkün olabilecektir. Biliyoruz ki, tüm baskıcı dikta rejimleri ve diktatörler er ya da geç halkların karşı konulamaz, dayanılmaz büyük gücü karşısında yıkılmaya, tarihin çöplüğünde yok olmaya mahkûmdur.

Baştaki dizelerle bitirelim. Güneşin doğuşuna hazırlanın. Bu Karanlık Elbet Son Bulacak!

7 Kasım 2016

Kıbrıs PSAKD’den Cumhurbaşkanı’na “FAŞİZM.STOP” telgrafı

Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, Türkiye’de son dönemde yaşanan baskı ve tutuklamaları protesto etmek amacıyla Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na bir telgraf çektiler.

PİRHA-Telefon Dairesi önünde bir araya gelen kurum üyeleri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na “FAŞİZM. STOP” telgrafı çekme eylemi gerçekleştirdi.

Telgrafın çekilmesinin ardından Baraka Kültür Merkezi aktivisti Münür Rahvancıoğlu ortak açıklamayı yaptı. Türkiye’de 6 milyondan fazla insanın oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin gözaltına alınıp tutuklandığını, cumhuriyet tarihi ile yaşıt gazetelere el konma girişimlerinin yürürlüğe konduğunu, her türlü muhalif basın-yayın organına müdahale edildiğini belirten Rahvancıoğlu, açık faşizm koşullarının giderek belirginleşmekte olduğunu vurguladı. Rahvancıoğlu, eylemleriyle faşizme direnen Türkiye halklarının yanında olduklarını bir kez daha yinelemek istediklerini dile getirdi.

Konuya ilişkin üç kurum tarafından dün yapılan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadeler yer almıştı:

“Komşu coğrafyamız Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşananlar, artık açık bir şekil alan faşizmden başka bir şey değildir. Bir ülkede binlerce kişi tutuklanıyor,1125 dernek, 104 vakıf, 19 sendika kapatılıyor, 35 belediyeye kayyum atanıyor, 16TV kanalı, 45 gazete, 15 dergi, 3 haber ajansı, 23 radyo, 29 yayın evinin yayınları durduruluyorken, tüm bunlara bir de Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanları, Cumhuriyet Gazetesi yazarları ve en son HDP’li vekillerin gözaltına alınması eklenmiştir. Bizler Kıbrıslı Türkler olarak AKP faşizminin halklara yaşattığı bu ağır bilançoyu endişe ile izliyoruz. Bunlar ışığında Bağımsızlık Yolu, Baraka Kültür merkezi ve Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür derneği olarak yaşananları protesto etmek amacı ile T.C. Cumhurbaşkanlığına bir telgraf çekiyoruz.”

pirha

Mamak Cezaevi’nde öldürülen yayıncı İlhan Erdost mezarı başında

12 Eylül darbesinin ardından Mamak Askeri Cezaevinde öldürülen yayıncı İlhan Erdost, yarın saat 12.00’de Karşıyaka’daki mezarı başında anılacak.

İLHAN ERDOST

17 Aralık 1944’te Tokat, Artova’da doğdu. Ailesinin geçim sıkıntısı ve II. Dünya Savaşı yüzünden ilkokulu bitirdikten sonra çalışmaya başladı. Daha sonra Ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost ile birlikte Ankara’ya yerleşti. Burada tekrar okula başladı.

Erdost, liseden sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Aynı zamanda Muzaffer Erdost’un kurduğu Sol Yayınları’nda da çalıştığı için okulu bitiremedi. Muzaffer Erdost’un 12 Mart 1971’de hapse girmesinin ardından, Sol Yayınları ve Onur yayınları’nın sorumluluğunu üstlendi. Bu sırada eşi Gül Erdost ile evlendi.

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası, yasak yayın basmak ve bulundurmak iddiasıyla gözaltına alındı. 7 Kasım 1980’de Mamak Cezaevi’nde görevli erler tarafından dövülerek öldürüldü.

Erdost’u öldürmekle yargılanan 4 er ve 1 astsubaya sekizer yıl hapis cezası verilmişti.

Cumhuriyet Gazetesi önündeki destek nöbeti sürüyor

“PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir oldukları” iddiasıyla aralarında Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun da bulunduğu 9 yazar ve yöneticisi tutuklanan Cumhuriyet gazetesine destek amacıyla bugün de gazete binasının önü doluydu.

“Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla gazetenin önüne gelen vatandaşlar, destek içerikli dövizler taşıyıp sloganlar attı. Grup adına basın açıklamasını CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş yaptı.

“İlk günden beri haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı çıkıyoruz. Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonun hukuki olmadığını bunun siyasi bir operasyon olduğunu ve muhalifleri sindirmeye yönelik bir adım atıldığını tüm dünya kamuoyuna anlatıyoruz” diyen Yarkadaş “9 gazeteci arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir biçimde hakimlerin elinde hiç bir delil olmadan tutuklandılar. Tutuklanma gerekçesi delillere baktığımda 20 yıllık gazetecilik hayatımda böyle dehşetengiz bir tabloya rastlamadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

9 klasörlük bir dosya hazırlanmış. 8 klasörün tamamında gazeteci arkadaşlarımızın yazdığı haberler köşe yazıları yorumlar ve çeşitli olaylara ilişkin attıkları tweetler var. Diğer dosyada ise Cumhuriyet Vakfı ile ilgili açılan davaya ilişkin belgeler var. Gazeteci arkadaşlarımız 17-25 Aralık operasyonlarına ilişkin yazdıkları yorumlar yüzünden suçlanmışlar.” diye konuştu.

HDP tutuklamalarını protesto etmek için kendini yakan Zehra

Gebze cezaevinde tutuklu bulunan bir kadın Kürt siyasetçilere yönelik operasyonları protesto etmek için kendini yakarak yaşamına son verdi.

Gebze Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zehra Epli kendini banyoda yakarak yaşamına son verdi. Epli’nin Kürt siyasetçilerin tutuklanmasını ve savaş politikalarını protesto etmek amacıyla kendini yaktığı belirtildi.

Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nden Avukatlar ve İstanbul Tutuklu Aileler ile Dayanışma Derneği Eş Başkanı Arif Yılmaz olay hakkında bilgi almak için cezaevine gitti.

Evrensel’den Görkem Kınacı’nın haberine göre, Zehra Epli’nin koğuş arkadaşları cezaevine giden avukatlara Epli’nin “siyasi operasyonları ve hükümetin savaş politikalarını protesto etmek için bedenini ateşe verdiğini” aktardı.

Zehra Epli’nin naaşı otopsi yapılmak üzere İstanbul Yenibosna’da bulunan Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Olayı öğrenen ailesi Zehra Epli’nin cenazesini almak üzere Mersin’den yola çıktı. Zehra Epli’nin cenazesinin Mersin’in Tarsus ilçesinde defnedilecek. Epli’nin Batman Sason doğumlu olduğu ve Sur eylemlerinde gözaltına alınarak tutuklandığı öğrenildi.

Lüksemburg: Türkiye Nazi yöntemleri uyguluyor

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, 15 Temmuz sonrası Türkiye’nin gerçekleştirdiği uygulamaları ‘Nazi yöntemlerine’ benzeterek Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanabileceğini söyledi.

Alman radyo kanalı Deutschlandfunk’a konuşan Lüksemburglu bakan, on binlerce kişinin görevden alınmasının, isimlerinin Resmi Gazete’de yayınlanmasının ve pasaportlarının işlevsiz hale getirilmesinin başka bir iş bulmalarında zorluk çıkaracağını ve açlıkla mücadele etmek durumunda kalacaklarını öne sürdü.

Türkiye’deki son gelişmelerin “sivil toplumun ölmesi” anlamına geldiğini söyleyen Asselborn, “Bu yöntemler, açıkça söylemek gerekirse, Nazi dönemindekiler gibi. Temmuz’dan beri Türkiye, AB’nin kabul edemeyeceği bir yöne doğru gidiyor” dedi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı ayrıca Türkiye ve AB arasındaki güçlü ekonomik ilişkilere dikkat çekerek Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasının bir yöntem olabileceğini söyledi.

Asselborn’un bu önerisine ise Almanya’dan olumsuz yanıt geldi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in sözcüsü Setteffen Seibert, Almanya’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamak gibi bir düşüncesi olmadığını aktardı.

Türkiye’deki gelişmelere Avrupa Birliği olarak yanıt vermenin gerekliliğini vurgulayan Seibert, “Alman hükümeti yaptırımlarla ilgili bir tartışmaya girmeyecektir. Avrupa’nın Türkiye’ye basın ve muhalefet üzerindeki baskının ne anlama geldiğini anlatması için iletişim kanallarını açık tutması gerekir” dedi.

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik ise Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn’un sözlerini, “FETÖ, Nazilerin yanında çırak kalır” diyerek değerlendirdi.

Çelik, “Lüksemburg Dışişleri Bakanı’nın aslında olumlu yaklaşım üretmesini beklerdim. Burada bir tarih bilgisi eksikliği var. Türkiye’nin şu andaki mücadelesi tam tersine Naziler iktidardan gittikten sonra Nazilerle yapılan mücadeleye benziyor. FETÖ yanında Naziler çırak kalırlar, ilkokul öğrencisi gibi kalırlar. Savaş uçaklarıyla, helikopterlerle kendi halkını katletmiş bir örgüt” açıklamasında bulundu. (BBC Türkçe)

İtalya’dan, gazeteciler ve milletvekillerinin tutuklanmasına

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, gazetecileri, yargı mensuplarını ve muhalif milletvekillerini tutuklayan bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üye olamayacağını söyledi.

Dün akşam LA 7 kanalında yayınlanan “Faccia a faccia (Yüz yüze)” adlı programa konuk olan Matteo Renzi, ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

AB’nin genişlemesinin bir hata olup olmadığı sorulan Renzi, “27 ülke ya çok az ya da çok fazla. Genişleme çok acele gerçekleşti. Ancak Arnavutluk ve Sırbistan gibi aday ülkeleri birliğe almalıyız. Zira Avrupa’nın bir sonraki potansiyel sorunu Balkanlar olabilir. Bu sorunu küçümsememeliyiz” diye konuştu.

Renzi, “Böyle bir Türkiye ile müzakerelere devam etmenin bir anlamı var mı?” sorusuna ise, “Türkiye ile müzakereler zaten durmuş durumda. Gazetecileri, hakim ve savcıları, muhalif milletvekillerini tutuklayan bir Türkiye AB’ye giremez” diye yanıt verdi.

Mülteci krizindeki dayanışma eksikliği nedeniyle ülkesi AB’yle karşı karşıya gelmiş olan Matteo Renzi, bu nedenle 2017 AB bütçesini veto edebilecekleri yönündeki açıklamaları hatırlatılınca, “Ya onlar kurallara uyacak ya da biz bütçeyi veto edeceğiz” ifadelerini kullandı. (DHA)

Gauck Can Dündar’la görüştü

Gazeteci Can Dündar’ı Berlin’deki Bellevue Sarayı’nda kabul eden Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Türkiye’de basın özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesine ilişkin gelişmeler nedeniyle “ciddi endişe” duyduğunu dile getirdi.

Görüşmeye katılanlar, Gauck’un Dündar’ın çabalarına verilen desteğin bir işareti olarak Saray’a davet edildiğini söylediğini aktardı. Gauck, Can Dündar’a Almanya’ya misafir olarak hoşgeldiğini ifade etti.

Bellevue Sarayı’nda Gauck’la 90 dakika görüşen Can Dündar da Avrupa’nın Ankara’ya karşı yürüttüğü politikaları eleştirdi. Dündar, Avrupa’nın otokrat Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sistemine alternatif sunmayı başaramadığını ifade etti.

Can Dündar, Türkiye’de gazetecilerin tutuklanmasını eleştiren bir açıklama yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel’e de teşekkür etti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Temsilcisi Christian Mihr, Gauck’un Dündar’la görüşmesinin Türkiye’deki birçok gazeteci açısından anlamlı bir dayanışma işareti olduğunu dile getirdi. Ancak daha somut desteğin de gerekli olduğunu söyleyen Mihr, tehdit altındaki gazetecilere vize kolaylığı sağlanmasını istedi.

Alman TAZ gazetesine konuşan Can Dündar, Türkiye’nin “gestapo rejimine” doğru ilerlediğini söyledi. Dündar, Alman halkının Türkiye’deki gelişmeleri anlayabilmek için tarih kitaplarının sayfalarını çevirmesi gerektiğini dile getirdi.

Can Dündar’a ödül

Öte yandan Alman Dergi Yayıncıları Birliği’nin (VDZ) Basın Özgürlüğü kategorisinde Altın Victoria ödülüne layık görülen Can Dündar, ödülünü bu akşam Berlin’de düzenlenecek törenle alacak. Ödülün Can Dündar’a verilmesiyle ilgili daha önce yapılan açıklamada, Dündar’ın „sarsılmaz azim ve tam bir kişisel bağlılık ile bağımsız ve açık gazeteci yolundan ayrılmadığı” belirtildi. Açıklamada, “basın özgürlüğüne yönelik dünyada artan tehditler karşısında Can Dündar ve yarattığı etkinin cesaret ve umut verdiği” ifade edildi.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/HS/JD

 

CHP’nin Bildirisine AKP ve HDP Tepkisi

İSTANBUL — 

Cumhuriyet gazetesi yöneticilerine operasyon ve HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının ardından dün Parti Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağıran Cumhuriyet Halk Partisi, bugün bir bildiri yayınladı.

Bildiride Türkiye’nin iyi yönetilmediği, ülkede otoriter Saray darbesi yaşandığı ve mevcut siyasi durumun ülkenin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturduğu belirtilirken “ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi” vurgusu yapıldı: “Diktatörlük kurma çabaları, çok geçmeden özgürlük, hukuk ve demokrasi sevdalısı halkımızın iradesi tarafından yenilgiye uğratılacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir.”

“Vatanını seven demokrasiye inanan her yurttaşımız biraraya gelmelidir”

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in sonsuza kadar yaşayacağı mesajını veren Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm toplumsal muhalefete çağrısı ise kendisi öncülüğünde adı konmamış “demokratik cephe” kurmak oldu: “FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için biraraya gelmelidir.”

“AKP Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet ediyor”

Başta Cumhuriyet gazetesi yöneticileri olmak üzere tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulunan ana muhalefet partisi, bildiride Halkların Demokratik Partisi’ne hiç atıfta bulunmasa da HDP’li milletvekillerinin tutuklu yargılanmalarına tepki gösterdi.

“AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.”

Darbe girişiminde yer alan, destek veren askeri, siyasi ve bürokratik tüm unsurların en kısa sürede ortaya çıkartılmasını talep eden CHP, OHAL kapsamında tutuklanan, görevden uzaklaştırılan ve ihraç edilenler için adil yargılanma hakkı tanınmasını ve insan haklarına aykırı muamelede bulunanlarla buna meşruiyet katan tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesini istedi.

AKP’li Turan: “Bildiri utanç verici”

CHP’nin yayınladığı bildiriye iktidar adına ilk tepki AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan’dan geldi.

AKP Grup Başkan Vekili, 15 Temmuz sonrasında toplumdan gelen yoğun baskı sonucu Yenikapı’ya katılarak darbe ve terör karşısında tutumunu belirleyen CHP’nin bir süre sonra adeta gizli bir el devreye girmişçesine hükümet karşıtı eski söylemine döndüğünü savundu.

Turan, “Bu, CHP tarihi açısından bir utanç vesikası. ‘Bir milyon mağdur var’ diyerek FETÖ’ye selam çakan CHP, Parti Meclisi olarak açıkladığı skandal bildiriyle adeta şimdi terör destekçilerine sahip çıkıyor. Var gücüyle FETÖ, IŞİD ve PKK ile mücadele eden bir hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı terör destekçisi ilan etmek dünyanın neresinde görülmüş?” dedi.

“Terör örgütü PKK, şehirlerde hendekler kazarken, insanlarımızı şehit ederken olağanüstü toplanmayan CHP Parti Meclisi’nin, terör suçuyla ilgili HDP’lilerin tutuklanmasından sonra toplanması, CHP siyasetini özetlemektedir” diyen AKP Grup Başkan Vekiline göre, “CHP’nin, HDP’yi siyasete, Meclise davet etmesi gerekirken HDP’nin terör destekçisi politikalarına sahip çıkması kabul edilemez.”

HDP’li Bilgen: “Tutuklamalar hukuka aykırı diyen bir tutum yeterli değil”

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan HDP Grup Sözcüsü Ayhan Bilgen ise bildirideki “tehdidi bertaraf etmek için biraraya gelmek” kısmını önemsediklerini söyledi.

Bilgen, “Biz de daha önce demokratik cephe önerisinde bulunduk. Bunu değerli buluruz, bu öneriyi önemseriz. Biz bunu kimin önerdiğine, kimin öncülük edeceğine bakmayız. Ama burada odaklandığımız konu şudur: Milletvekillerinin tutuklanması hukuka aykırıdır diye bir tutumu yeterli görmüyoruz,” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlıkların kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemesine rağmen düzenleme Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldüğünde CHP’lilerin evet oyu vermesinin HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının önünü açtığını söyleyen HDP Sözcüsü, CHP’nin o günkü tutumu nedeniyle HDP’li 9 milletvekilinin tutuklu olduğunu ifade etti.